+ Konuyu Yanıtla
2 / 2 İlkİlk 12
34 sonuçtan 21 --- 34 arası gösteriliyor

Konu: İslam Bİlgİnlerİnİn "maddenİn Asli" İle İlgİlİ GÖrÜŞlerİ

  1. #21
    Kısıtlanmış Üye
    Giriş
    Sat Jun 2006
    Konum
    Kocaeli/Gölcük
    Yaş
    35
    İletiler
    404
    Alıntı Belkıs Elif REŞADİYELİ tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Herşeyden önce konuyu saptırmadan tartışırsak hayırlara vesile olma ümidi taşıyabiliriz.Harun Yahya ve cemaati sapıktır demedim.Çalışma tarzlarını bilen bir kişi olarak,çalışma şekillerinden bahsettim.Milli görüş ile bağlantılarına gelince,Harun Yahya ve ekibinin Akp ile,BBP ve diğer bir çok siyasi parti ve cemaatlerle yakın çalışmaları vardır.Hocamız bize her zaman güzeli,doğruyu almamızı ve alırken cemaat ve camia ayrımı yapmamızı söyler.Nitekim genel merkezin okumayı tavsiye ettiği ve görüştüğü isimlerden biride Yalçın Küçük'tür.Kendisi TKP'li ve ateist.Milli gazetede röpörtajları ve kitaplarının,konferanslarının reklamı yayınlanmakta.Bu onun bizden olduğunu göstermez.Bav camiasıda zaman zaman milli görüşten faydalanmış ama asla bizim zihniyetimizden değillerdir.


    Örnek olarak,onlar cehenneme giren birinin orada ebedi kalacağını ve asla çıkamayacağını savunurlar.Cehennem ile ilgili kitaplarında bunu açıkça söylemektedirler.Bu konu ile alakalı tüm hadisleri red ederler.Kader konusu ve madde konusuna bakış açıları ve yine bir çok noktada ayrılmaktalar.Bu arada Bav ile hocamızın izni ile çalışmış ve irtibat kurmuş bir insan olarak konuşuyorum.

    Diğer nokta ne mevlanın ne de Rabbaninin sözleri madde nin aslı noktasında değildir.Burada çarptırma ve teşbihi asıl zannetme meselesi var.Ebu Bekir Sifil'ede madde konusunu sorun çünkü bu konuda o da bizimle aynı düşünmekte.Bizzat dergilerinde yazdılar.

    Yine imamı Azam ve itikadda mezhebizimiz bunu sapıklık saymakta.Ehli sünnetin bu konuda yorumu bu olmuştur.

    Ayrıca size kaynakla konuşuyorum.Kitab adı veriyorum siz büyük zatlara sorun diyorsunuz.Yine hayretle seyrediyorum. kitap ehli sünnetin akadini anlatan kaynak bir kitap.Dikkatlice okursanız sevinirim....
    Selamun aleykum.
    Sevgili kardeşim bu altını çizdiğim söyleminizde delil sunabilirseniz çok sevineceğim.
    Allah razı olsun


    Hülya TERZİ
    İdrâk-i meâli bu küçük akla gerekmez
    Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez
    Z.P.
    Terazi çekmezse bazıları gibi o alimlerimize tenkit yakışırmı? diye insan üzülerek kendine sorası geliyor.
    Bencede ağır bir konu.
    Konu ile alakalı olarak vahdet-i vücud ve vahdet-i şühud ile alakalı bugün bir kitap aldım ve İmam-ı Rabbani'den bu düşünceleri güzelce izah eden bir yazıyı sizlere yazıyorum inşallah.
    Vesselam
    [SIGPIC][/SIGPIC]

  2. #22
    Kısıtlanmış Üye
    Giriş
    Sat Jun 2006
    Konum
    Kocaeli/Gölcük
    Yaş
    35
    İletiler
    404
    İBNİ ARABİ VE TEMSİL ETTİĞİ TASAVVUF HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ

    67.mektup gibi daha birçok mektubta İmam-ı Rabbani, İbni Arabi’nin tasavvuf anlayışını vermiştir. Buna göre İbni Arabi’nin tasavvufunda merkez düşünce ve hal vahdet-i vücuttur. Vahdet-i vücud hal ve düşüncesine göre görülen ve görülmeyen kainatta, bütün büyüklük, küçüklük, şekil ve nitelikleriyle yer alan varlıklar Allah’ın varlığından ibarettir. O’ndan başka mevcut yoktur. Varlık, zahir ve batın olmak üzere ikiye ayrılır; zahir varlık görülen ve görülmeyen kainattır, batın varlık ise ”a’yan-ı sabite’’ de denilen ilmi suretlerdir. Dış varlık, iç varlığa yansıdığı ve onu bir libas gibi giydiği için (bu sebep ve vasıta ile), basit ve tek olduğu halde şekilli ve çok görülmekte, böyle hayal edilmetedir.Kainat asla ilim mertebesinden çıkmamış , ilimden öte varlık kazanmamış, dışarıda (hariçte) var olma kokusunu almamıştır. Varlık aynasında görülen o ilmi suretlerin (a’yan-ı sabitenin) avamın yanılarak bunları gerçek varlık bilmelerine sebep olmuştur.
    İmam-ı Rabbani aynı konudaki kendi keşif ve bilgisini ise şu satırlarla anlatıyor:

    Kainatta görülen ve görülmeyen bütün varlıklar mümkin (olup olmaması caiz) ve Allah tarafından yaratılmış olan varlıklardır; şekil ve suretler de bu yaratılmış varlıklara aittir, bu varlıklar his ve vehim (his yanılgısı) mertebesinde sabittir. Bazı saliklerin gördüklerini Vacibu’l vücud ve Hak bilmeleri vehimdir, yanılgıdır, görülen, müşahede edilen yaratılmışlar alemine dahildir, Allah Teala bunların ötesinin ötesinde, bizim görme ve bilmemizden münezzeh, keşif ve müşahademizden uzaktır. Asıl varlığı (Allah’ın varlığına) nisbetle kainatın varlığına bir nitelik eklemek gerekirse , gölge varlık (zılli vücud) denilebilir. Ancak yaratılmış olan bu gölge varlık gerçte (nefsülermirde) vardır, ona ait gerçek hükümler mevcuttur. Rasul-i Ekrem’in haber verdiği gibi ebedilik ile ilgili muamele bu gölge varlığına bağlanmıştır…
    İmam-ı Rabbani bu iki keşif ve anlayışı mukayeseli olarak verip, vahdet-i vücudun, on yedi mertebeli seyr ve sülukün baştan ikincisinde zuhur eden bir hal, vahdet-i şühudun ise üçüncü makam ve mertebede ortaya çıkan bir hal olduğunu mektub ve risalelerinde ifade ettikten sonra kendisinin de vahdet-i vücut halini yaşadığını, fakat ilerleyerek bunu geride bıraktığını şöyle anlatmaktadır:

    “Bu fakir de yıllar önce birinci keşfe (vahdet-i vücuda) inanıyordum, o makamdan ben de çeşitli hallere uğradım, hayret verici müşahadelerde bulundum ve bu makamda büyük nasip sahibi oldum. Sonra, Allah’ın lüftu ile bildim ki görülen ve bilinen ne varsa hepsi Hak Teala’nın gayrıdır (O değildir), onların ilahi varlık sahasından uzak tutulması gerekir. Bu iki makamdan sonra Allah’ın lütfu devam etti ve O’nun muamelesi ile hasıl olan ilim, nefiyden intifaya (görülen alemin varlığını, ilahi varlık ile karıştırmama iradesinden, kendiliğinden karışmama haline) geldi: kendini Hak ünvanı ile gösteren batıl, bilgi ve müşahade sahasından silindi, gaybın gaybına ilgi hasıl oldu, var sanılan var olandan ayrıldı, evveli olmayan (Allah), yaratılandan (hadis) fark edildi…’’
    İmam-ı Rabbani gerek tasavvuf eğitiminin gayesi ve gerekse bu eğitimin sonunda elde edilen ‘’kemal ve gerçek bilgisinin mahiyeti’’ konusunda İbn Arabi’den çok farklı düşünmek ve görmekle beraber yine de onu Allah’ın veli kullarından saymakta, İbni Arabi ve benzerlerinin yanılgısını,mücheditlerin yanılması ile bir tutmaktadır. 266.mektubun bir bölümünü bu düşüncesini açıklamaya ayırmıştır:
    “…tuhafı şudur ki İbni Arabi’nin, hak ehline aykırı olan görüşlerinin çoğu manevi müşahademizde (keşfimizde) hatalı görüldüğü halde kendisi, Allah’ın makbul kullarından olan müşahede edilmektedir. Her halde bunun sebebi, onun da keşfe dayanan hatasının mazur görülmesi olucaktır. İctihad hatasına düşen nasıl kınanmazsa, keşif hatasına düşen de aynı şekilde kınanmamaktadır. Bu, İbni Arabi hakkında, kendime mahsus bir inançtır. Onun aykırı bilgilerini hatalı ve zararlı buluyor, kendisini ise makbul telakki ediyorum. Bu tutum, iki uçta yer alıp onu bütünü ile reddedenlerin, yahut da bütünü ile kabul edenlerin tutumuna göre orta yoldur, aşırılıkdan da uzaktır…’’
    [SIGPIC][/SIGPIC]

  3. #23
    Taner PINAR
    Misafir
    Kuran-ı kerimde yok , Hadislerde yok, Ashabın hikayelerinde yok..

    Vahdeti vücut veya şuhud.. her ikiside Allah c.c. na iftiralara kadar giden fikri düşünceler.

    Şimdi soruyorum.. Ne gerek var ?

  4. #24
    ikimilyon Admin Mehmet DAĞDELEN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    Sakarya
    Yaş
    42
    İletiler
    3,120
    Blogdaki Konular
    18
    Alıntı Ercan TEKİN tafarından gönderildi Mesajı Göster
    İBNİ ARABİ VE TEMSİL ETTİĞİ TASAVVUF HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ
    İmam-ı Rabbani bu iki keşif ve anlayışı mukayeseli olarak verip, vahdet-i vücudun, on yedi mertebeli seyr ve sülukün baştan ikincisinde zuhur eden bir hal, vahdet-i şühudun ise üçüncü makam ve mertebede ortaya çıkan bir hal olduğunu mektub ve risalelerinde ifade ettikten sonra kendisinin de vahdet-i vücut halini yaşadığını, fakat ilerleyerek bunu geride bıraktığını şöyle anlatmaktadır:
    burada sözedilen 17 basamaklı tasavvuf tasnifi islami delillerle belirlenmiş bir
    tasnif midir? öyleyse bu deliller nelerdir?
    vahdeti vucut yaşanılması şart olan bir tasavvuf geleneği ise neden rabbani
    vahdeti vucudu yermektedir?

    bu iki adamın uyuşmazlığından maksatla siz bunlardan hangisinin görüşüne
    iman ediyorsunuz?
    bu yazınızda da açıkça ortaya koyduğunuz gibi rabbani, arabinin
    görüşlerini sakıncalı ve yanlış buluyor. peki neden birbirine uyuşmayan bu
    iki adamın ikisini birden savunuyorsunuz? ve bu iki görüşü siz hangi kıstaslara
    göre bağdaştırıyorsunuz?
    "İbni Arabi’nin, hak ehline aykırı olan görüşlerinin çoğu manevi müşahademizde (keşfimizde) hatalı görüldüğü" diyen rabbani sizce haklımıdır? arabinin felsefesi
    sizcede yanlışmıdır?

    Alıntı Ercan TEKİN tafarından gönderildi Mesajı Göster


    İmam-ı Rabbani aynı konudaki kendi keşif ve bilgisini ise şu satırlarla anlatıyor:

    Kainatta görülen ve görülmeyen bütün varlıklar mümkin (olup olmaması caiz) ve Allah tarafından yaratılmış olan varlıklardır; şekil ve suretler de bu yaratılmış varlıklara aittir, bu varlıklar his ve vehim (his yanılgısı) mertebesinde sabittir. Bazı saliklerin gördüklerini Vacibu’l vücud ve Hak bilmeleri vehimdir, yanılgıdır, görülen, müşahede edilen yaratılmışlar alemine dahildir, Allah Teala bunların ötesinin ötesinde, bizim görme ve bilmemizden münezzeh, keşif ve müşahademizden uzaktır. Asıl varlığı (Allah’ın varlığına) nisbetle kainatın varlığına bir nitelik eklemek gerekirse , gölge varlık (zılli vücud) denilebilir. Ancak yaratılmış olan bu gölge varlık gerçte (nefsülermirde) vardır, ona ait gerçek hükümler mevcuttur. Rasul-i Ekrem’in haber verdiği gibi ebedilik ile ilgili muamele bu gölge varlığına bağlanmıştır…
    arabinin iddiası olan bütün varlıkların ALLAHın vucudi parçaları olduğu felsefesine
    karşı rabbaninin bütün varlıkların ALLAHın gölgesi mertebesinde olduğu
    felsefesi.... hele ki zaten vahdeti vucudu sonradan terk ve tenkit
    etmiş biri olarak rabbaniyi bu yanlıştan kurtarmış oluyormu?
    bir benzetiş olarak öne sürdüğü gölge mahluk anlayışının -allahın hiç bir mahluka
    benzetilemeyeceği ve bu gibi benzetişlerden münezzeh olduğu Kur'an-ı Kerimde
    zikredilen teşbihat dışında ALLAHa hiçbirşeyin isnad edilemeyeceği kuralıyla
    çelişmiyormu?
    varlığın bir yansıma, bir gölge, bir siret olması için bir yansıtan, bir ışık kaynağı,
    bir siret ettiren gerekmez mi?
    yani ALLAHu tealayı edilgen bir varlıkmı sayıyorsunuz ki kendi varlığının
    başka varlıkla üzerinde siret etmesi gereksin?


    taner beyin bu felsefeler hakkında getirdiği yazılara neden cevap vermiyorsunuz?
    yukarıda ikna edici bir delil oluşturmadan neden yeni mevzular getiriyorsunuz?

    Milli Görüş; hakkı üstün tutmaktır!

  5. #25
    Seytan insani öyle bir aldatir ki...
    Dünya'yi hayal yapar...Sonundada Seni ilah...!
    hasa!

    Selefi Salihinin tertemiz akidesi dururken bunlara bulasmaya gerek dahi yok.

  6. #26
    araştırdım ama bulamadım. ama bildiğim kadarıyla vahdet-i vücudçuluk hanefilikte onaylanan bir görüş değil. size tavsiyem kafa karışıklığınızı gidermek için Ebu Hanife'nin bu konudaki görüşlerini araştırmanızdır. ya da Şaafi iseniz İmam Şafi'nin bu konudaki görüşlerini araştırmanızdır. Ya da hangi mezheptenseniz onu araştırmanızdır. daha önce de dediğim gibi bu terazi bu kadar sıkleti çekmez. bence bu konular tehlikeli konular. kader mevzuu gibi. bi karara varabilmek için konulara hakim olmak gerekir. sonuç olarak tek bir imamı araştırarak karar vermeyin.
    Allah yar ve yardımcınız olsun.
    "ey ruhumun ışığı !
    ruhlar bölük bölük ayrılırken senin ruhunu benimkiyle aynı bölüğe yazmışlar" f.o.

  7. #27
    Alıntı Ercan TEKİN tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Selamun aleykum.
    Sevgili kardeşim bu altını çizdiğim söyleminizde delil sunabilirseniz çok sevineceğim.
    Allah razı olsun



    Terazi çekmezse bazıları gibi o alimlerimize tenkit yakışırmı? diye insan üzülerek kendine sorası geliyor.
    Bencede ağır bir konu.
    Konu ile alakalı olarak vahdet-i vücud ve vahdet-i şühud ile alakalı bugün bir kitap aldım ve İmam-ı Rabbani'den bu düşünceleri güzelce izah eden bir yazıyı sizlere yazıyorum inşallah.
    Vesselam

    Altını çizdiğin bölüme üç mesajımdada cevap verdim ve kaynak gösterdim.Akaid kitaplarının tümünde bu konuya cevap var.

    Ama 4. ye tekrar ediyorum Ehli sünnet akaidi Ömer Nesefi Bayrak yayınları.Bu konuda açık ve net maddenin aslının hayalden (!) saymanın eski yunandan gelme olduğunu ve maturidi ve imamı azama göre sapkınlık olduğunu söylemekte.

    Bu arada delilsiz ve kaynaksız konuşmuyoruz.Sizin sürekli danıştığınız Ebu Bekir Sifil'de bu görüşte.Siz onunla şimdi niye ayrı düşüyorsunuz.Gidin kendisine sorun...Defalarca yazdı ama demekki gözünüzden kaçmış...
    "Kentler bizi hiç anlamayacak ve esirgemeyecek,ucu yanmış kibrit çöpü gibi kırılacağız,Birşeyler dokunulmamış kalsın gidelim bu şehirden..."

  8. #28

    Bo konu kızşmaya başlamış....

    Kabaca yaılanlara baktımda içerikten ziayde uslüplerde, KESİN bir hata var....

    Öncelikle bazı şeylerin altını çizmek lazım, bo konuyu açan arkadaşımız, gerekli-gereksiz, luzumlu-yada-luzumsuz, ama iyi bir niyetle açmış ve arkadaşlarını bir konuda bilgilendirmek istemiştir...

    Aklımızın almadığı , yada yatmadığı konulada hemen direk karşı tarafı spıklıkla, küfürle yada hakaretlerle, veya küçümsemek yanlıştır.... Hatadır.....

    YAzılanlara girmeyeceğim bile, zira içinde yaşadğımız zaman diliminde pekde önemli değil... Kelimeyi tevhid aslında her şeyi açıklıyor....

    Bizler hepğimiz Şeriattan sorumluyuz, şeriatta gördüğüne, belgeye vs. dayanarak hüküm veriri ve onları her kararda baz alır....

    Birde tasavvuf, yaa ledun ilmi vardır.....

    Buda bir ilimdir ve Kuran'da özellikle Hızır A.S. ile Musa A.S. arasındaki kıssada bu ilimden bahis geçilmektedir... Ama aynı kıssaya baktığımızda Hızır A.S. yaptıkları kanuna (şeriate) aykırıdır... Ve ilmi bakımından tartışılmaz derecede yüksek olan Hz. Musa bile Hz.Hızır'ı suçlamıştır... Zira Hz.Musanın ilmi Şeriat ilmidir... Ve o terazi ile Hz. Hızır suç işlemiştir...


    Yani şimdi Hz.Hızır'ın kuranda yaptığı eylemleri yaparken bir Kadı yakalamış olsa idi Şeriata göre cezası ne ise verecekti ve bu yaptığı doğru-hak bir eylem olacaktır... Bizler birey oalrak imtihan dünyasında bu şeriat ilminden sorumluyuz.... Ama bu durum Hz. Hızır'ın (kuranda yazan eylemeleri) o işleri yaparken haksız oldupuna yada güna işlediği manasına gelmez.... Bir kadıda Hz.Hızır'ı yakalasa ve assa idi O da güneh işlemiş olmaz idi...

    Şİmdi madde alemimi hayal alemimi bu konular Şeriat ilminin konusu değildir.... Tepki veren arkadaşlar ise haklıdırlar ve niyetleri halis ise, sevap da kazanmaktadırlar.... Ama bu yazılanalrıunda yanlış olduğu manasına gelmez....


    Hepimizin de bildiği gibi Hallaççı Mansur ağzından bir kelime çıkmış ve bu sepepten dolayı derisi yüzülerek cezalandırılmıştır. Hemde cezayı verenlerin göz yaşları içinde.... Niye , çünkü dedikleri şeriata göre küfür idi, ama her ne kadar onun ne kast ettiğin i bizler gayet anlasak da.... Sonradan büyük alimler Hallaççı Mansur için " sahipi olduğu büyük sırrı saklayamadı" ve cezasını , bedelini ödedi derler....

    BU konu uzar gider....

    ZAten en büyük sorun ve çıkmazlar her iki tarafından haklı olduığu konualarda yaşanmıştır...

    Harun Yahya konusuna gelince, ekibi ile Harun Yahya isminde yazılan eserleri karıştırmayalım...

    Allah-Muhammed mühürlü eserleri (benimde nazarımda) gayet değerli ve bilgilendiricidir... Ama ekibi , özellikle son zamanlarda, çatlamıştır.... Bunu sanırım en iyi anlayan biz milli görüşçüler olmalıyız....
    Alemin nakşını hayal görürüm. O hayal içre, bir cemal görürüm.
    Cümle mevcudat ki, mazhar-ı Hak'tır. Anın içün, kamu kemal görürüm.
    Tecelli cilvesi, cümle gölgeler. Her zerresi binbir ismin belgeler.
    Hay varken hayale kanmaz bilgeler. Zat-ı Hak'tan gayrı zeval görürüm.

  9. #29
    Şunu anlamakta zorluk çekiyorum.Burada bir mezhep taklid etmeyen arkadaşlar var.Onlar bu meseleye bu şekilde tepki verseler anlayacağım.

    Amma ki hem ben itikadda maturidiyim diyecek,hemde maturidinin bu konuda ki hükmünü yok sayacak yada bu konuda taklid etmeyeceksiniz.Bu konuda hüküm verilmiş.Ya bu konuyu savunan arkadaşlar itikadda mezhep taklid etmiyor ya da içinden seçerek taklid ediyorlar.


    Harun Yahya meselesine gelince bu arkadaşlarla uzunca bir süre çalıştım.Her zaman kendileride söylerler bu kitaplar ekip tarafından yazılır Adnan Oktar son rütuşları yapıp onaylar.Peygamber mührü var diye değerli saymak kutsallaştırmaya gidebilir dikkat!

    Ayrıca itikadi açıdan bazı konularda ehli sünet dışı fikir savunmaktalar.Mesela imanlı bir kişi cehenneme girip,şefaatle çıkacağına dair onlarca hadis var. Onlar hepsini inkar eder.Cehenneme sadece kafirler girecek ve bir giren asla çıkmayacak derler.Bu küçük bir örnek buna benzer bir çok ehli sünnete uymayan düşünceye sahipler.

    Biz güzel olanı alır,yanlışlarıda gösterir ve uyarırız.
    Ne karalar,ne hüküm veririz.Var olan hükümleri tekrar ediyoruz ve yargılamıyoruz.Adnan Oktar ve ekibi güzel olanı alın,yanlışlarıda söyleyin...

    Hz Ömer yanılırsa ne yaparsınız sorusuna ashab Ömer yanılmaz diye cevap vermedi.Bilakis 'SENİ KILICIMIZLA DÜZELTİRİZ' dediler.Bizlerse şu hata etmez bu yanılmaz.Yok böyle bir şey...
    "Kentler bizi hiç anlamayacak ve esirgemeyecek,ucu yanmış kibrit çöpü gibi kırılacağız,Birşeyler dokunulmamış kalsın gidelim bu şehirden..."

  10. #30
    Kısıtlanmış Üye
    Giriş
    Sat Jun 2006
    Konum
    Kocaeli/Gölcük
    Yaş
    35
    İletiler
    404
    Bismillahirrahmenirrahim.
    Öncelikle bir güzel yazıdan binbir tepkile karşılaşmak ancak sukütu inşa etmeli zihinlerde! Görünen o ki ben iki konu üzerinde tartışıyorum, birincisi konunun aslı madde ve ikincisi vahdet-i vücud. İkincisinide ben kattım inşallah bereketli olsun diye:)
    Ben şunu söylüyorum öncelikle;
    Vahdet-i vücud konusunda öncelikle bazı araştırmalara gidip ve en son bir kitap satın almam ile İmam-ı Rabbani rahmetullahi aleyhin hayatını geniş bir yelpazede dile getiren o kitapda İbni Arabi hakkındaki vahdet-i vücud konusuda yer alıyordu. Vahdet-i Vücud'u ben şahsen büyük zatların anlayabileceği bir makam kavramı olarak düşünüyordum ve halen daha büyük ve derin ilim isteyen bir mesele olduğundan şüphe edecek değilim. Muhiyiddin İbni Arabi hakkında, başta sevdiğim hocalarımdan Mehmet TALU olmak üzere diğer güzel hocalarımızdanda güzel sözler ile lanse edildiğini belirtmekte fayda görüyorum!
    Bakınız Mehmet TALU hocamız ne diyor:
    ...müteşabih ayet ve hadisleri esas alani Muhyiddin Arabi için: ''O, Şeyh-i Ekber değil, Şeyh, Ekferdir'' diyen İbn-i Teymiyye'yi imam olarak gösteriyorlar.İslam'ın tasavvuf boyutunu inkar ederek, Şeriat'a bağlı tarikatlere aşırı şekilde saldırıyorlar.Biz Sünni Müslümanlar, Şeriat'a uygun olmaları şartıyla tasavvuf ve tarikat taraftarı olmalıyız.Tasavvuf İslam'ın ahlak ve fazilet boyutudur.Tasavvuf ve tarikatin İslam'ın zahirine, Şeriat'a uyması gerekir.Şeriatsız tasavvuf olmaz.Şeriata aykırı tasavvuf ve tarikat sapıklıktır.İslam tasavvufu Hind'ten veya başka medeniyet ve kültürlerden gelme değildir; onun kaynağı Kur'an ve Sünnettir.Tasavvuf zincirinin baş halkası Resul-i Kibriya (S.A.V) Efendimizdir.


    Acaba sorsammı diye düşünüyorum. İmam-ı Rabbani bile bu alimi reddetmemiş O zat'ın yanılgısını ''mücheditlerin yanılması ile bir tutmaktadır.'' diye söylemiştir.
    Bu çok önemlidir! Ama bazılarımız o iki alimede ''o iki adam'' diye hitap etmesi bile saygı konusunda ne kadar gerilerde olduğumuzu bildirir! Ben şahsen kendimi bu iki alim arasında İmam-ı Rabbani hazretlerine daha yakın buluyorum. Ve Rabbani hazretlerinin de o yazımdaki düşüncelerine tüm kalbimle katılıyorum!

    Mehmet kardeşimiz demiş ki; ''vahdeti vucut yaşanılması şart olan bir tasavvuf geleneği ise neden rabbani
    vahdeti vucudu yermektedir?''

    O yazımızda ne deniyor? Bence iyi okumak lazım!

    “Bu fakir de yıllar önce birinci keşfe (vahdet-i vücuda) inanıyordum, o makamdan ben de çeşitli hallere uğradım, hayret verici müşahadelerde bulundum ve bu makamda büyük nasip sahibi oldum. Sonra, Allah’ın lüftu ile bildim ki görülen ve bilinen ne varsa hepsi Hak Teala’nın gayrıdır (O değildir), onların ilahi varlık sahasından uzak tutulması gerekir.''...(İmam-ı Rabbani (k.s)
    Mübarek kendide yaşamamış mı?
    Bu düşüncelere ermek için yaşamak lazım belkide o yüzden kavram düzeylerimiz yeterince geniş değil! Bizler bu alimleri anlayacak ilim ve irfana sahip değiliz birçok konuda! Bu konuda kim iddialı ki ben İmam-ı Rabbani'den daha büyük ilme sahibim diye? Çıksın ortayada bize ilim göstersin ve bunuda herkese ilan etsin. İkibin yılın müchedidi olarak hitap edilen İmam-ı Rabbani gibilerini eleştirmekten çok saygı duymak yerinde olur! Aklınız ermiyorsa saygı duyun! Duymazsanız hak yolunun alimlerine buğz edenlerin hali elbette perişan olur! Allah, zalim alimleri lanetlesin, Allah, salih alimlerden razı olsun. amin
    Vahdet-i Vücud gibi makam kavramlarını bence derinlemesine tartışacak kimsenin ilmi yoktur ne burada nede başka yerde! Taki ilmi çok yüksek zatlar bize tatmin edici cevaplar verebilirler diye düşünüyorum!
    Ama birileri derseki ''ben bu adamın sapıklığına inanacak değilim, böyle söyleyen adam İslam adına birşey diyemez'' gibi sivri çıkışlar yaparak, nefsani çıkışlar yaparak kendi güzel imanlarını karartmasınlar inşallah, zira ben bile İbni Teymiyye'ye kötü bir söz söylecek değilim.Küfür düzeni öyle ileride ki fitne öyle güçlü ki şu zamanda, İslamiyet gibi güçlü bir düzeni 72 fırkaya bölebildiler! Hal böyle iken de insanlarda güvensizlik ve çeşitli kısır çekişmeler de malesef hepimiz meşgul olabiliyoruz. Ancak insan bu çekişmeleri zamanla anlıyor ve rahatsız oluncada benim gibi gecenin bir vakti bu çıkış yapanlara içini dökebiliyor, kusurum olduysa hakkınızı helal edin, ben herkese ettim.. Allahu Teala, bizlere gerçek kardeşliği nasip etsin.amin
    Sözlerimi toparlamam gerekirse, vallahi İmam-ı Rabbani'nin sözünü reddeden tasavvuf hakkında birşey söylemesin! Rabbani'yi reddeden, vallahi
    ehli sünnet ve'l cemaatinden olduğunu bana iddia etmesin. Vallahi İmam-ı Rabbani, şu silsile içindedir:

    Hz.Muhammed (s.a.v), Hz.Ebu Bekir (r.a), Selman Farisi (r.a), Kasım bin Muhammed Ebu Bekir(r.a), Cafer-i Sadık (r.a), Bayezıd-i Bİstami (k.s)'dan...Seyyid Emir Külal (k.s)'dan...Ubeydullah-ı Ahrar (k.s)'dan...Hacegi Muhammed İmkenegi (k.s),Muhammed Baki Billah(k.s),İmam-ı Rabbani(k.s)'dan...Yahyalı Mustafa İsmet Garibullah Efendi hz.(k.s), Nurullah Efendi(k.s),Ali Rıza el-Bezzaz Efendi (k.s),Ali Haydar Efendi (k.s), Şeyh Mahmud Ustaosmanoğlu (k.s)'a kadar, Resulüllah (s.a.v) efendimizden bu güne kadar süre gelen ve ismini zikredemediğim büyük alimlerin görüldüğü gibi büyük EHLİ SÜNNET VE'L CEMAATİ'nin temsili bu büyük alimlerden geçer! SİLSİLE-İ SAADET...
    Diyeceksiniz ki biz İmam-ı Rabbani'yi reddetmiyoruz ki yada İbni Arabi'yi, sadece düşüncelerini eleştiriyoruz! Ama bazılarıda toptan reddetmişde olabilir!
    Bende diyorum ki İmam-ı Rabbani vahdet-i vücud ve şuhudu yaşadığını söylediği halde bunu inkar ediyorsanız siz bu alimin makam ve mevkisini inkarda bulunuyor, o ilme sahip olamadığımız bir gerçekken yinede inkar etmekde ısrar ediyorsak! Derim ki bu İmam-ı Rabbani hazretlerini inkara gider buda tasavvuf-şeriatı inkara gider, bende bu köprüyü kurarım malesef! Bu yüzden düşüncelerimizi dile getirirken daha dikkatli olmamızda fayda vardır.İmam-ı Rabbani bu dinin büyüklerindendir.Hepimiz müslümanız Elhamdulillah ama böyle büyük zatları haksız haller ile kötülersek elbette 72 fırka bize haktır!
    Son olarak ise Elif hanım Allah sizden razı olsun. Bende verdiğiniz kaynak üzerine bir araştırma yaptım size aynen katıldığımı söylemekten mutluluk duyuyorum çünkü Harun Yahya ve ekibi beni ikinci kez yanılttılar ama ben madde konusunu iyi ki de foruma açmışım yoksa siz olmasaydınız ve aLBay olmasaydı bu düşüncelere kanabilir güzel imanlarımızı bilmeden karartabilirdik. Allah sizden razı olsun. Madde konusunda Elif hanım, beyan ettiğim yanılgıları geri alıyorum tümüyle düşüncelerinize bu safhadan sonra katıldıgımı söylemekten kendimi alamıyorum. Allah tekrar sizden razı olsun ve tüm samimilerden!
    Buyrun verilen kaynak ve gerçekler:

    İSLAM AKÎDESİ- ÖMER NESEFÎ Akaidi



    EŞYANIN HAKİKATLERİ :“Kâle Ehlul Hakki Hakâikul Eşyâi sâbitetun vel ’ilmu bihâ mutehakkikun hilâfen lis sûfestâiyyeti“



    METNİN KELİME MANASI


    “Kâle“ Dedi (kim dedi?) “Ehlul Hakki“ Hak ehli (şöyle dedi:) “Hakâikul Eşyâi“ eşyânın hakîkatleri (nedir?) “sâbitetun“ sabittir, vardır. “vel ’ilmu“ Bilmek (neyi bilmek?) “bihâ“ bu hakikatleri (nedir?) “mutehakkikun“ doğrudur, vardır. “hilâfen lis sûfestâiyyeti“ Sofestaiyye’ye aykırı, zıt olarak.

    TOPLU MANA : Ehli Hak, var olan her şeyin bir hakikati olduğunu ve bu hakikatleri bilmenin doğru ve gerçek olduğunu söylemiştir. Ancak Sofestaiyye denilen grup aynı fikirde değildir.

    AÇIKLAMASI: “Ehlul Hakk“ İbarede zikredilen Ehli Hak’tan maksadın, Ehli Sünnet ve’l Cemaat mezhebinin mensupları olduğu söylenmiştir. Bu mezhebin mensuplarına “Ehli Hak“ denilmesinin sebebi de, gittikleri yolun doğruluğundan dolayı, o yola teşvik ve rağbet ettirmektir. ( El Kestelî. Hâşiye-i Şerhi Akâid. S.19 )

    Hak, gerçeğe uygun olan hükme söylenilir. Bu kelime, sözlere, inanışlara, mezheplere kullanılır. Hak kelimesinin karşıtı bâtıl kelimesidir. ( Taftazânî. Şerhi Akâid. S.19 )

    “Hakâikul Eşyai” Hakâik kelimesi, hakikat kelimesinin çoğuludur. Bir şeyin hakîkati, künhü de, o şeyi oluşturan, o şeyin kendisiyle meydana geldiği şeydir. Örneğin, insana; hayvan-ı nâtık (konuşabilen canlı) denilmesi gibi. Nâtık kelimesinin aksine, insana kullanılan dâhik ve kâtip kelimeleri insanın hakikatini ifade etmezler. Cünkü bu kelimeler, onlar olmaksızın insanı düşünmek mümkün olan özellikleri ifade etmektedir. ( Taftazânî. Şerhi Akâid. S.20 )

    “Hilâfen lis Sûfestâiyyeti” Sofestâiyye denilen grup kendi arasında şu üç kısma ayrılır:
    · İnâdiyye: Eşyânın hakikatlerini inkar ederler ve onları bir takım vehimler ve batıl hayaller zannederler.
    · İndiyye: Eşyânın hakikatlerinin sübûtunu inkar ederler ve şöyle söylerler: “Biz bir şeyi cevher olarak kabul edersek, o cevherdir, biz bir şeyi araz olarak kabul edersek, o arazdır.”
    · Lâedriyye: Eşyânın hakikatlerinin sübûtunu bilmeyi inkâr eder, eşyânın hakikatlerinin sübûtuna inanırlar. Onlar bir şey hakkında şüphededirler, ancak şüphelerinde de şüphededirler. ( Taftazânî. Şerhi Akâid. S.23 )
    Yani, bunlar hakikatlerin kendilerini inkar etmezler. Bunlar hakikatlerin gerçekleşmesini, gerçekte varolusla nitelenmesini inkâr ederler. (El Kestelî. Hâşiye-i Şerhi Akâid. S.23)”
    Herkes istediğini düşünebilir. Benim ilmim Nakşibend cemaatini temsil edecek kadar büyük değil, küçük tebliğ için belki ilmim vardır, bu yüzden benimle tartışanlar bu cemaati temsil etmediğimi sadece gönül bağımızın olduğunu, ben bu zamana kadar bu Seyyidlerin yolu denen nurlu yoldaki cemaatin bazı büyüklerinin derin ilimlerine getirilen ağır eleştirileri kaldıramadım ve vazifem olarak şahsımca müdafa ve araştırnalarda bulundum. Bazen hatalı olabildik ama insanlar derler ya zamanla gelişir hatalarından ders alırlar ve bende inşallah ders alanlardan olurum. Tüm samimiyetimle diyorum ki bu cemaatin büyük insanlarının ilimlerine saygısızlık yapan olursa O insanlara hakkımı helal etmeyeceğim! Herkes haddini bilsin. Resulüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin sünneti ve hakikat Kur'an'dan başka yol bilmediğini ne güzel ifade eden kardeşlerimiz bilsinler ki, Resulüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz ebu lehebe bile kötü söz söylettirmemişti lehebin ölümünden sonra! Bu ahlaka iman ediyorsanız kıyamete kadar bu ahdinizi tutunuz!
    Vesselam
    [SIGPIC][/SIGPIC]

  11. #31
    sen Rabbani adli sahsin sözleriyle savunma yaparsan...
    derim ki Rabbanide ibn Arabiden asagida kalmamisdir!
    yani mektubatinda baya sacmalamisdir...
    kitabinda UCDUGUNU daha dogrusu "MERTEBEDEN MERTEBEYE" cikdigini anlatan bir adamdan ne bekleye biliriz ki!?


    kardesim, sana KURAN VE SÜNNET yetmiyormu !??
    PEYGAMBERIMIZ DINI NASIL YASADIYSA SENDE ÖYLE YASAMAYA CALIS.
    SAHABE DINI NASIL ANLADIYSA SENDE ÖYLE ANLA!

    niye bu kadar eziyyet ediyorsun kendine?

  12. #32
    Kısıtlanmış Üye
    Giriş
    Sat Jun 2006
    Konum
    Kocaeli/Gölcük
    Yaş
    35
    İletiler
    404
    Hepiniz haklısınız.
    Vesselam
    [SIGPIC][/SIGPIC]

  13. #33
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,612
    Blogdaki Konular
    5
    wawwwwww Ercan TEKİN'de Adnan Hocacıymış bir zamanlar. :)
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  14. #34
    Kayıtsız
    Misafir

    ercan tekin

    ercan tekin, bu yazıyı kaldırmanı tavsiye ederim.bu yazı, imam rabbaniye bir iftira,İslam kaide kurallarına aykırıdır.her kim, bu alem Allah Teala'ın bir yansıması bir parcasıdır derse İslama aykırı konuşur. hululiye inançına saplanır...

+ Konuyu Yanıtla
2 / 2 İlkİlk 12

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •