+ Konuyu Yanıtla
2 / 1 12 SonSon
37 sonuçtan 1 --- 20 arası gösteriliyor

Konu: D8 projesi nedir? D-8

  1. #1

    D8 projesi nedir? D-8


    1. ERBAKAN VE D-8 PROJESİ

    D-8 oluşumu Erbakan vizyonunun sembolüdür. Erbakan’ı tanıyanlar, onun 30 yıllık siyasi çizgisini bilenler bu oluşumun amacını da bilirler. D-8’ler “Yeni Bir Dünyanın İlk Adımıdır.” diyen Erbakan, siyasi faaliyetlere başladığı günden bugüne dek hep haksızlıklara karşı mücadeleyi kendisine ilke edinmiştir.

    Her nedense Erbakan, ilk günden beri ve sistemli bir şekilde çok yüksek mahfiller tarafından bu ülke insanına yanlış tanıtılmıştır. Bunda Erbakan’ın dünya görüşünün etkili olduğu iddia edilebilir. Ama en az bunlar kadar Erbakan’ın söylemlerinden herhangi bir nedenle rahatsızlık duyanların bu işte parmaklarının olduğu da unutulmamalıdır. Erbakan’ın önüne çıkarılan engeller, bu görüşlerinin faturası da olsa, Erbakan’ın bu düşüncelerinden dolayı pişman olduğunu söylemek mümkün değildir.

    Çünkü Erbakan, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya idealine yürekten inanmış ve bu inancından da hiçbir zaman vazgeçmemiş bir liderdir. Bunu başaracağından da son derece emin olan Erbakan gücünü, haktan ve haklıdan yana olan 800 milyon insandan almaktadır.



    2. 20. ASRIN SAHNE OLDUĞU BÜYÜK OLAYLAR

    20. Asır üç önemli olaya sahne olmuştur.

    Birinci dünya savaşı “1914-1918”
    İkinci dünya savaşı “1939-1945”
    Bölgesel savaşlar (Körfez, Balkanlar, Kafkaslar)”1990-2000”
    Bu savaşlar bir yandan dünyadaki önemli değişimlerin sonucu olarak meydana gelmiş, diğer yandan da bizzat dünyamızda büyük değişimlere sebep olmuştur.

    Öyle ki; bir asır boyunca insanlık adeta yanlışları ısrarla yerleştirmeye kalkışmış, diğer yandan ise bu yanlışların huzur, barış ve saadet getirmediğini acı bir şekilde görmüştür. Netice itibariyle bütün bir asır boyunca yaşanan acılardan sonra ders alınacak çok önemli sonuçlar ortaya çıkmıştır. Fakat yanlış olanlar denendiğinden 20. yüzyılda insanlık bir türlü beklediği ve özlediği, huzur, barış ve saadete kavuşamamıştır. Nitekim, 20. asra girildiği zaman bu asrın başlangıcında yeryüzünde dört büyük “İmparatorluğun” hakim olduğunu görüyoruz. Bunlar;

    Osmanlı Devleti
    Rus Çarlığı
    İngiltere Krallığı
    Avusturya-Macaristan İmparatorluğu
    Birinci dünya savaşı bu imparatorluklara son verdi. Bu otoritelerin yerine bazı ülkelerde faşist diktatörlükler geldi. İkinci dünya savaşına kadar süren çeyrek asırlık bir dönem bu ülkelerde bir “Diktatörler Dönemi” oldu. Böylece bir Stalin, Hitler, Mussoloni, Franko dönemi yaşandı. Bunların faşizan baskıları insanlara büyük zulümler yaptı. Bu zulümlerin sonucunda ikinci dünya savaşı çıktı.

    İkinci dünya savaşında insanlar çok büyük acılar çektiler. İkinci dünya savaşı bu diktatörlere karşı yapılmış topyekün bir savaştır ve bu savaş diktatörlere son verdi. Çünkü bu savaş faşizmi ve baskıyı ortadan kaldırmak, hürriyet, insan hakları ve demokrasiyi yeryüzüne hakim kılmak için yapıldı.

    6 yıl süren ve insanlığın unutulmayacak büyük acı ve kayıplarına sebep olan İkinci Dünya Savaşından sonra insanlık topyekün hürriyet, insan hakları ve demokrasinin tesisi için uzun yıllar mücadele verdi. Bu mücadele 50 yıldan beri sürmekte ve halen de devam etmektedir. Bu mücadelede kısa sürede arzu edilen sonuca ulaşılamamasının sebepleri şunlar olmuştur. Önce bir defa İkinci Dünya Savaşında diktatörlerin hepsi temizlenemedi. Çünkü Stalin arkaya kaldı. O, diktatörlüğünü İkinci Cihan Harbi’nden sonra da devam ettirdi. Bu yüzden yeryüzünde 1945 ten 1990 yılına kadar bir soğuk savaş dönemi yaşandı. Bu döneme rağmen bütün insanlık takriben 50 yıl boyunca hürriyet, insan hakları ve demokrasi hususunda büyük gayretler sarf etti ve önemli adımlar atıldı. Bu adımların nirengi noktaları olarak şu hususları saymakta haklılık vardır.

    1945 yılında “İnsan Hakları Beyannamesinin” neşrolunması ve bunu takiben 1947 yılında “Birleşmiş Milletler Teşkilatının” kurulması 1949 yılında NATO’nun kurulması. NATO’nun bir savunma teşkilatı olarak hürriyeti, insan haklarını ve demokrasiyi korumak üzere kurulmuş olması önemlidir.

    Soğuk savaş döneminde insan hakları konusunda Ruslarla anlaşmak mümkün olmuyordu. Çünkü Ruslar insan haklarını kendilerine göre değişik şekillerde tarif etmek, faşizm ve baskıyı devam ettirmek istiyorlardı. Bunun üzerine Avrupa ülkeleri, biz kendimiz ayrıca insan hakları beyannamesi neşredeceğiz dediler ve “Avrupa İnsan Hakları Beyannamesini” neşrettiler. Buna dayanarak da “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi/AİHS” yürürlüğe kondu ve “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi/AİHM” kuruldu.

    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini takiben, 1957 yılında Avrupa Ortak Pazarı, Avrupa Birliği olarak çalışmaya başladı. Bu birlik, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini temel olarak almıştır.

    Bütün bu gelişmeler karşısında daha fazla kapalı kalamayan Sovyetler Birliğinde Perestroika/Glasnost hareketlerinin başlaması ve bunun sonucu olarak Sovyetler Birliğinin dağılması süreci görüldü. Bu gelişmeler üzerine temenni olunuyordu ki, yeryüzünde artık barış, huzur, demokrasi ve insan hakları hakim olsun. Ama ne yazık ki bu gerçekleşmedi. Çünkü Sovyetlerin dağılmasından sonra batı liderleri barışa dayalı bir dünya kurulması yerine, yine düşmanlığa dayanan bir dünya kurulması yoluna saptılar. Bunun en açık delili, 1990’lı yılların başında, İngiltere Başbakanı Margaret Teacher’in İskoçya’daki NATO toplantısında yaptığı konuşmadır.

    Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra “Şimdi ne yapacağız, Nato’yu fesih mi edeceğiz?” sorusuna Teacher: “Düşmanı olmayan ideoloji yaşayamaz. Bizim yaşayabilmemiz için mutlaka bir düşmanımızın olması lazımdır. Sovyetler Birliği dağıldı ve düşman olmaktan çıktı. Onun yerine yeni bir düşman koymamız gerekiyor. Bu yeni düşman İslam olacaktır” cevabını vermiştir.

    Yeryüzünde barış tesis edileceği yerde, ne yazık ki yeni oluşuma böyle yanlış bir yol gösterilmiş olması, dünyanın en hassas bölgelerinde yeniden savaşların başlamasına sebep olmuştur.

    İran-Irak savaşı
    Körfez savaşı
    Bosna katliamı
    Azerbaycan ve Çeçenistan katliamları
    Bütün bu savaşların hep Müslüman topluluklara karşı yapılması ve Müslüman ülkelerin birçoğuna uygulanan çeşitli ambargolar, Somali’de Ruanda’da açlıktan ve sefaletten hayatlarını kaybeden insanlara karşı Batının duyarsızlığı, bütün bu olayların hedefinin nedense hep Müslümanlar olması dikkate alınacak ve Teacher’in yukarıda bahsi geçen sözleriyle birlikte değerlendirilecek olursa, Batıdaki oluşumların neden başarıya ulaşamadığı kolayca anlaşılır.

    Bu tablo karşısında şimdi yeryüzünde huzur, barış, ve saadetin tesisi için, artık bu yanlışların yapılmayacağı yeni bir yola girilmesi, doğrulara dönülmesi zorunluluğu ortadadır. İşte 21. asrın başında bu konuda yeni hedefler belirlenirken geçmişte yapılan bu yanlışların tekrar edilmemesi ve bunlardan bir takım derslerin alınması mecburiyeti vardır.



    3. 20. ASIRDAKİ OLAYLARDAN ALACAĞIMIZ DERSLER



    3.1. SAADET İÇİN MATERYALİZM DEĞİL, MANEVİYATÇILIK

    Zira totaliter rejimlerdeki tüm baskılar, materyalizm ve Darwinizm felsefesinin bir sonucudur. Darwinizme göre, kuvvetli ırkların zayıf ırkları yok etmesi doğanın bir gereğidir. Tekamül için ortada bir düşmanın olması ve bu düşmanla devamlı savaşılması hayatın kanunudur. Bu yüzdendir ki, bütün totaliter rejimlerde diktatörler hep bu yanlış zihniyetin etkisi altında kalmış, bu zihniyetin egemen olması için gayret göstermiş ve materyalizme saparak maneviyatı yok etmeye çalışmışlardır.

    Ama bu asrın sonunda meydana gelen ilmi gelişmelere, bir yandan Darwinizmin ve materyalizmin artık geçerli olamayacağını ortaya koyarken, diğer yandan insanlığın yaşadığı zulümlerin, esasen temeli düşmanlık ve savaş olan materyalizmin geçerliliğini ortadan kaldırmış, temeli şefkat, sevgi, kardeşlik, huzur ve kısaca barış olan maneviyatçılığı ön plana çıkarmıştır. Bugün Rusya’da bile artık insanlar akın akın kiliselere gidiyor. Bundan dolayı 20 asırdan alınacak en önemli ders, materyalizm değil, maneviyatçılık, bir diğer ifadeyle savaş değil barış dersidir.



    3.2. SAADET İÇİN ÇATIŞMA DEĞİL, DİYALOG

    Yukarıda savaşlardan söz ederken bunların temelinde ne yazık ki Batının İslam’ı yok etme hareketinin yattığını ifade etmiştik. Gerçekten Birinci Dünya Savaşının hedeflerinden birisi Osmanlı İmparatorluğunu yıkıp parçalamak ve Müslümanları yok etmekti. Batılılar savaştan sonra Müslüman ülkelerin topraklarını işgal ettiler ama halklarını yok edemediler. İkinci Dünya Savaşından sonra Müslüman ülkeler tekrar bağımsızlıklarına kavuştular. Bu defa da Müslüman ülkelerin başka yöntemlerle sömürülmesi yoluna gidildi, fakat gene başarılı olunamadı. Asrın geride kalınan son on yılında bu defa İslam, düşman olarak gösterilmek istendi ve son on yılda bu gaye ile savaşlar yapıldı, katliamlar sergilendi ama görüldü ki bu dahi bu savaşları ve katliamları yapanlara huzur ve sadet getirmiyor. Bu bakımdan ders alınması gereken bir husus da düşmanlığın hiçbir zaman çıkış yolu olmadığı, huzur, saadet ve barış için düşmanlığın değil, ancak diyalogun, samimi işbirliğinin ve dayanışmanın, barış içinde bir arada yaşayan çok kültürlü bir dünyanın esas alınması gerektiğidir.



    3.3. SAADET İÇİN ÇİFTE STANDART DEĞİL, ADALET

    İkinci Dünya Savaşından sonra, dünya insanlarının huzur, barış ve saadet içinde yaşamaları için faşizmin herkese kabul ettirmek istediği “Mukaddes Devlet” zihniyeti yerine özgürlükler, insan hakları ve demokrasinin temel alınması elbette hayırlı teşebbüslerdir.

    Ama son on yıl içinde görüldü ki, bazı ülkeler “İnsan hakları ve özgürlükler olsun ama sadece bizim için olsun” demeye başladılar. Özellikle Müslüman ülkelere karşı, halkı Müslüman olduğundan dolayı tavırlar alındı. Müslümanlığın temeli barış ve şefkat olduğu halde bir çok ülke, onu terörizm ile eş tutmaya başladılar. Öyle ki, organize suç mefhumunu bu yüzden ortaya atarak Müslümanları organize suç işlemeye hazır bir potansiyel tehlike gibi görüp, onlara insan hakları verilmesin diyecek kadar da ileri gittiler.

    Bu tutum ve davranış sadece toplumlar arasında ayrıcalık ve düşmanlık meydana getirmekle kalmadı, aynı zamanda bir takım batılı ülkeler bir takım Müslüman ülkelere çifte standart uygulamaya başladılar. Çifte standart uygulaması olarak bir takım ülkelere konulan ambargolar, neticede o ülkelerin masum halkının zulüm görmesine ve insanlıkla bağdaşmayacak sonuçların ortaya çıkmasına sebep oldu.

    Bu çifte standarda ne yazık ki, Bileşmiş Milletler de alet olarak kullanılmak istendi. Bu tutum, toplumlar arasında mutluluk ve huzur yerine, gerginlik, çatışma ve düşmanlık duygularının doğmasına sebep oldu. Sonunda bu yaklaşımın da faydalı değil, zararlı olduğu anlaşıldı. İşte bu gerçekten alacağımız ders; insan hakları ve özgürlükler yalnızca bize değil, herkese tüm insanlara lazımdır. Yani çifte standart değil, adalet dersidir.



    3.4. SAADET İÇİN ÜSTÜNLÜK-TEKEBBÜR DEĞİL, EŞİTLİK

    Yirminci asır boyunca, bazı gelişmiş ülkelerin sahip oldukları maddi güce güvenerek diğer ülkelere hep yukarıdan baktıkları görülmüştür. Halbu ki yine aynı 20. asır, maddi gücün çok kısa süreler içinde dahi yer değiştirebileceğini ortaya koymuştur.

    Mesela son 20 yılda bilhassa Uzakdoğu ülkelerindeki büyük ekonomik kalkınma ve hatta bu ülkelerin bazı balıkçı köylerinde 10 yıl gibi kısa süre içerisinde büyük teknolojik üretim merkezlerinin kurulabilmesi, maddi gücün ne kadar kolay yer değiştirebileceğinin açık kanıtıdır.

    Yapılan incelemeler 21. asırda, dünyanın ekonomik faaliyetlerinin ağırlık merkezinin artık Avrupa ve Amerika’dan, Uzakdoğu’ya ve Asya’ya kayacağını göstermektedir. Bütün bu gelişmeler, saadet için, ülkeler arasındaki münasebetlerde artık üstünlük iddialarının değil, eşitliğin esas alınması gerektiğini göstermektedir. Yani herkese ve her topluma insan hakkı tanımak, saygı göstermek ve köle muamelesi yapmamaktır. İşte 20. asır denemelerinden alacağımız bir diğer ders de budur.



    3.5. SAADET İÇİN SÖMÜRÜ DEĞİL, İŞBİRLİĞİ

    Yirminci asır boyunca bazı batılı zengin ülkeler gelişmekte olan ülkelere ağır faizlerle borç vermeyi, onların zenginliklerini elimde fırsat varken niçin ezmeyeyim düşüncesiyle tek yanlı olarak sömürmeyi esas almışlardır.

    İkinci dünya savaşının sebeplerinden birinin Hitlerin “Almanya’ya da sömürgelerin verilmesi gerekir” iddiası değil midir? Bu davranışların hepsi yanlıştır. Çünkü; saadet hep beraber olur ve komşusu açken tok yatan mutlu olamaz. Bir toplumun öbür toplumu sömürmesi, fakir bırakması, gelişmesini engellemesi, sonunda o toplum için de zararlıdır. Nitekim Batılı ülkelerin 20. asırdaki bu uygulamaları sonunda, zenginler daha zengin, fakirler daha fakir hale gelmiştir. Toplumlar arası gelir dağılımı bozulmuş, fakir ülkeler borçlarının faizlerini dahi ödemeyecek hale gelmiştir. Şimdi borç veren ülkeler değil verdikleri borçların faizlerini almayı, hatta ana paralarından bile vazgeçme durumuyla karşı karşıya kalmışlardır.

    Yapılan araştırmalar bu yanlış politikalar değiştirilmediği takdirde 21. asırda nüfus patlamasının yaşanacağı, fakir Afrika halklarından meydana gelecek milyonlarca insanın eski tarihi dönemlerde olduğu gibi, yığınlar halinde gelerek Avrupa’yı işgal ve yağma edeceklerini göstermektedir. İşte 20. asır uygulamalarından alınacak bir diğer ders de, toplumlar arasında artık, sömürünün değil, bütün taraflar için yararlı ve samimi bir işbirliğinin esas alınması gerektiğini göstermektedir.



    3.6. SAADET İÇİN BASKI VE FAŞİZM DEĞİL, İNSAN HAKLARI, ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ

    Yukarıda İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı ülkelerinde, insan hakları, özgürlükler ve demokrasi konusunda bazı adımların atılmış olduğunu gördük. Bizce, uygulamadaki eksiklikler giderilmek suretiyle, atılan bu adımların mana ve mahiyetine yakışır tarzda bir yönetim biçimine geçilmesi gerekirdi, ama geçilmedi. Yani geçmiş asırdaki uygulamalardan alınacak bir diğer ders de saadet için baskı ve faşizm değil, insan hakları ve demokrasinin esas alınması gerektiğinin idrak edilmesidir.



    4. TÜRKİYE’NİN ÖNCÜ OLMA NEDENLERİ

    Soğuk savaş sonrasında Türkiye, Avrupa’nın çevresinden, Avrasya diye tanımlanan yeni bir siyasi ve ekonomik gerçeğin merkezine oturdu. Genelde Orta Asya, Kafkaslar ve Karadeniz ülkelerinin kapsadığı şekliyle tanımlanan bu bölge, sadece potansiyel olarak dünyanın en önemli enerji üretim bölgelerinden biri olmasından dolayı değil, aynı zamanda, Doğu ile Batıyı birbirine bağlayan çok önemli bir ticaret ve ulaşım koridoru oluşturması nedeniyle artan ölçüde dikkatleri üzerine topluyor.

    Türkiye Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu gibi dünyanın en hassas bölgelerinin ortasında, Asya, Afrika ve Avrupa’nın birleştiği yerde, enerji kaynaklarıyla enerji tüketen ülkeler arasında en önemli bir köprü konumundadır. Dünyanın siyasi, ekonomik ve çevresel sahnesinde Doğunun ağırlığının giderek artması ve Batı ekonomilerinin performanslarının bu yeni aktörlerin politika ve performanslarına daha fazla bağımlı olması bekleniyor. Bu anlamda Türkiye’nin öncü olması nedenlerini kısaca şöyle saymak mümkündür.

    Türkiye’den geçen tarihi “İpek Yolunun” yeniden doğuşu.
    Ülkede zengin doğal kaynakların bulunması
    Tarımsal açıdan kendine yeterli olması
    Bol miktarda su kaynaklarına sahip olan Türkiye’nin Ortadoğu’da su konusunda kilit ülke olması
    Birçok çok uluslu şirketin Türkiye’yi bölgesel merkez seçmesi
    Türkiye’nin uluslararası finans çevrelerinde itibarlı olması
    Türkiye’nin sadece sermaye ithal eden değil, aynı zamanda sermaye ihraç eden bir ülke konumuna gelmesi.
    Halen 65 milyon olan nüfusun 2020’de 80 milyonu aşması ve böylelikle önemli bir satın alma gücüne sahip bulunması.
    Sayısız turistik alanların çekiciliği ve bu konudaki sanayinin hızla gelişmesi
    Türkiye’nin Orta Asya Cumhuriyetleri ile olduğu kadar, Ortadoğu, Balkanlar, Avrupa, Kafkaslar, Akdeniz ve Karadeniz ülkeleriyle de özel ilişkilere sahip olması.
    EİT/EKO (Ekonomik İşbirliği Teşkilatı) ve KEİ/BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği) gibi bölgesel işbirliği kuruluşlarında önder rol oynaması.
    Ülkenin teknoloji alanında ileri ülkelere rakip konuma gelme çaba ve beklentisi içinde bulunması.
    Türkiye’nin bütün dünya için barış, huzur ve istikrar bakımından kuvvetli, müreffeh, hürriyetçi, insan haklarına saygılı ve demokratik bir ülke olması çok büyük önem taşımaktadır. Yirminci asrın yukarıda değinilen önemli olayları cereyan ederken, Türkiye’nin batı dünyası ile münasebetleri bütün insanlık için hususi bir önem taşımaktadır.



    5. D-8’LERİN KURULMASI

    Refahyol Hükümeti zamanında, 15 Ağustos 1997 tarihinde kurulmuş olan D-8’ler, yirminci yüzyılın, yirmi birinci yüzyıla en kıymetli bir hediyesidir. Yine D-8’lerin kurulması baştan sona savaşlarla ve çatışmalarla geçen 20. asrın sonunda, aydınlığa açılan bir kapı gibidir. Dünyada artık huzur, barış ve saadetin tesisi için, bir an evvel yanlışlardan vazgeçilmesi doğrulara dönülmesi ve Yeni Bir Dünyanın kurulması gerekmektedir. D-8’ler hareketi bu manada bir çalışma olarak değerlendirilmelidir.

    İşte 20. asrın gerçekleri, yaşanan olaylar, alınması lazım gelen dersler ve bütün bunların sonunda ortaya çıkan zorunluluklar, D-8’in doğuşunun gerekçesi olmuştur.

    15 Ağustos 1997’de 8 ülkenin Devlet Başkanlarının İstanbul’da Çırağan Sarayında bir araya gelerek imzaladıkları anlaşma ve temel statü ile D-8’lerin resmen kurulması, 20. yüzyılın 21. yüzyıla en kıymetli hediyesi mahiyetindedir. Ayrıca D-8’lerin kurulması bir bakıma baştan sona kadar savaşlarla ve çatışmalarla geçen 20. asrın sonunda aydınlığa açılan bir kapıdır.

    D-8’lerin bayrağında yer alan 6 tane yıldız, D-8’lerin temel ilkelerini sembolize etmektedir. Bu ilkelerden her biri 20. asır boyunca hep yanlışlarda ısrar edilmesi ve bu ısrarın bir fayda vermemesi yüzünden, artık dönülmesi gereken doğruları göstermektedir. D-8’lerin bayrağında 6 temel ilkeyi sembolize eden 6 yıldızın

    anlamları şunlardır.

    Savaş değil, barış!
    Çatışma değil, diyalog!
    Çifte standart değil, adalet!
    Üstünlük değil, eşitlik!
    Sömürü değil, işbirliği!
    Baskı ve tahakküm değil, insan hakları, hürriyet ve demokrasi!
    Bu prensipler sadece D-8’lerin kendi prensipleri değil, aynı zamanda Yeni Bir Dünya’nın kurulmasının da temel esaslarıdır.



    5.1. D-8’LERİN ÖZELLİKLERİ

    Yukarıdaki ilkelerin gerçekleşebilmesi için D-8’lerin aşağıdaki özellikleri büyük öneme haizdir.



    D-8’ler En Yüksek Seviyede Küresel Bir Kuruluştur.

    Bugün yeryüzünde 190 ülke bulunuyor. Bunların toplam nüfusu 6 milyar civarındadır. Bu 180 ülkenin içinde takriben 30 kadarı kalkınmış ülke olup, nüfusları takriben 1 milyar civarındadır. Bunlar kendi işbirliklerini geliştirmek ve yeryüzündeki etkinliklerini artırmak için G-7’leri, yani Gelişmiş Ülkeler Organizasyonunu kurmuşlardır. Bu G-7’ler (şimdi onlarda G-8 oldular) zaman zaman bakanlar, her yılda devlet bakanları toplantılarıyla faaliyetlerini sürdürmektedirler.

    Bunların dışında kalan 160 kadar gelişmekte olan ve nüfusları 5 milyarı aşan ülke ise böyle bir teşkilata sahip değillerdir. İşte D-8’ler, G-7’lere paralel olarak ve fakat gelişmekte olan ülkelerin kurdukları ve yüksek seviyede küresel bir dünya kuruluşudur.



    D-8’ler G-7’lerle Çatışmak İçin Değil, Tam Tersine Yeni Dünyayı Birlikte Kurmak İçin Teşekkül Etmiştir.

    G-7’ler kendi aralarında işbirliği ile dünya üzerindeki etkinliklerini artırmayı hedeflemektedirler. Halbuki D-8’ler, yukarıda belirtilen temel ilkeleri sadece kendileri için değil, bütün insanlık için benimsemişlerdir. Bunun için de kuruluşlarından bir yıl sonra G-7’lerle birlikte bir masa etrafında Yeni Bir Dünya’nın kurulması için toplanılmasını programlarına almışlar ve bu çalışma hedefine 2. Yalta Konferansı tanımlamasını yapmışlardır.

    Bilindiği gibi İkinci Dünya savaşından sonra Birinci Yalta Konferansı ile dünya şekillendirildi. Ancak bu şekillendirme doğrular üzerine dayanmadığı için soğuk savaşlardan başka bir şey vermedi. Şimdi D-8’ler projesinde öngörülen bir hedef de 2. Yalta Konferansı ile ve 20. asırdaki yanlışlardan alınacak derslerle Yeni Bir Dünya’nın G-7’lerle beraber doğrulara dayandırılarak kurulmasını sağlamak, D-8’lerin 6 ilkesini dünyadaki herkes ve her toplum için uygulamak ve beklenen saadet dünyasının kurulmasını temin etmektir.



    D-8’ler Bütün Gelişmekte Olan Ülkeleri Kucaklamak, Aynı Zamanda Süratle Karar Alabilen Dinamik Bir Yapıya Sahip Olabilmek Üzere Kurulmuştur

    Gelişmekte olan ve nüfuslarının toplamı 5 milyarı bulan 150 ülkenin hepsi ile bir araya gelerek adeta yeni bir Birleşmiş Milletler gibi bir düzenleme ile dinamik bir çalışma pratikte mümkün değildir.

    Nitekim yine gelişmekte olan ülkelerden olan Afrika Birliği, Arap Birliği, Uzakdoğu Asya Birliği, Güney ve Orta Amerika Birliği gibi bazı kuruluşlar bazı faydalı hizmetlerde bulunmalarına mukabil, istenen dinamizm ile çalışamamakta ve G-7’lere paralel hiçbir gelişme gösterememektedirler.

    İşte D-8’ler bir yandan bütün gelişmekte olan ülkeleri kucaklamak, diğer yandan da dinamik bir çalışma imkanına sahip olabilmek için önce 8 ülkenin katılımı ile yola çıkmışlardır. D-8’ler 8 ülke tarafından kurulmuştur. Bunlar sırasıyla şunlardır;

    Endonezya 200 milyon
    Bangladeş 130 milyon
    Nijerya 120 milyon
    Pakistan 120 milyon 800 milyon
    Türkiye 70 milyon
    İran 65 milyon
    Mısır 65 milyon
    Malezya 27 milyon
    Yani nüfuslarının toplamı 800 milyon olan ülkelerdir. Ancak gelişmekte olan bütün ülkeler ve tabii ki en başta Türk Cumhuriyetleri ve diğer Müslüman ülkeler nüfusları ne olursa olsun D-8’lerin doğal üyeleridir.



    D-8’ler Üye Ülkelerin İç İşlerine Karışmamak Ve Her Birinin Bölgesel Anlaşmalarındaki Taahhüt Ve Haklarına Halel Getirmemek Temel Prensibi İle Kurulmuştur.

    Evrensel bir kuruluş olan D-8’lerin gelişip güçlenebilmesi için iç işlerine karışmaması ilke edinildiği gibi, her birisinin katıldığı bölgesel kuruluşlarla ilişkilerine de saygı göstermek, lüzumsuz problemlerin ortaya çıkmasına sebep vermemek gerekli görülmüştür.



    D-8’ler Gelişmekte Olan Bütün Ülkelerin Birlikte Ve Hızlı Kalkınmalarını, Uluslararası Münasebetleri Tanzim Eden Mekanizmalara Katılım Güçlerinin Artırılması Ve Dünya Ekonomisinin Etkinliklerinin Güçlendirilmesi Ve Halklarının Daha İyi Bir Yaşam Standardına Sahip Olmasını Sağlamak Amacıyla Kurulmuştur.

    D-8’ler işbirliği ve elbirliği yaptıkları takdirde çok büyük atılım potansiyeline sahiptirler. Bu büyük potansiyeli kendi üyeleri ve bütün insanlık için geliştirmek D-8’lerin bir diğer kuruluş amacıdır.



    D-8’ler Kurulur Kurulmaz Bütün Üye Ülkelerin Dinamiklerini Harekete Geçirmek, Faydalı Projeleri Süratle Gerçekleştirmek Üzere Kurulmuştur.

    Hedefleri açısından laf değil iş üretmeyi benimseyen D-8’ler, daha kuruluşları sırasında hangi sahalarda hangi konulara öncelik vereceklerini uzmanlarıyla araştırmalar yaparak olgunlaştırmışlardır. Her bir ülkenin hangi konuda yürütücü olacağı, hangi projelerin gerçekleşmesine öncülük yapacağı plan ve programa bağlanmıştır. Bu planlama sırasında Türkiye’ye sanayi sahasında atılım yapacak projelerin öncülüğü görevi verilmiştir. Bütün ülkeler gibi Türkiye de D-8 projesine heyecanla sarılmış ve 54. Hükümet döneminde bu sahada büyük adımlar atılmıştır.

    D-8’ler için büyük önem taşıyan zirai ilaçlama uçaklarının üretim projesi, 54. Hükümet döneminde başarıyla sonuçlandırılan projelerden birisi olmuştur. D-8 ülkelerinin hedef olarak belirlediği bütün projeler üye ülkelerin kalkınmasına öncülük edecek niteliktedir.



    Bunların bir an evvel gerçekleştirilmesi D-8 hedefleri bakımından gerek o ülke halkı ve gerekse insanlık için çok büyük önem taşımaktadır.
    kitapları okuyorsun lakin bilgiye sahip değilsin...

  2. #2

    D-8 Nedir ?



    D-8’in amacı,üye ülkeler arasındaki ticareti ve işbirliğini artırmaktır.
    D-8 girişiminin başlatılmasındaki amaç, büyük bir ekonomik potansiyeli, çeşitli kaynakları, geniş bir nüfus ve coğrafi alanı temsil eden 8 ülke arasında ticaret ilişkilerinde yeni fırsatlar yaratmak ve çeşitlendirmek, uluslararası düzeyde karar alma sürecine katılımı artırmak, daha iyi hayat şartları sağlamak, somut ortak projeler etrafında ekonomik işbirliğini geliştirmek ve gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisindeki durumlarını güçlendirmektir.

    D-8, kurucu üyelerinin kompozisyonunun da yansıttığı gibi, bölgesel olmaktan çok küresel bir kuruluştur. Üyelik, grubun hedeflerini, ilkelerini benimseyen ve ortak bağları paylaşan diğer gelişmekte olan ülkelere de açıktır.

    D-8, üye ülkelerin bölgesel ve uluslararası örgütlere üyeliklerinden kaynaklanan ikili ve çok taraflı taahhütleri üzerinde olumsuz etkisi olmayan bir forumdur.




    TÜRKİYE




    İRAN




    MISIR




    ENDONEZYA




    PAKİSTAN




    MALEZYA




    NİJERYA




    BANGLADEŞ
    Düzenlendi: Tevfik YAZICILAR 20-03-2007 19:17

  3. #3

    Başlıca Organları

    D-8’in başlıca organları Zirve, Konsey ve Komisyondur.

    Üye devletlerin Devlet/Hükümet başkanlarından oluşan Zirve D-8’in en üst organıdır.
    D-8’in en üst organı olan Zirve, üye devletlerin Devlet/Hükümet başkanlarından oluşmaktadır. Kurulduğu tarihten itibaren 3 adet D-8 zirvesi gerçekleştirilmiştir.

    I. Zirve, 15 Haziran 1997, İstanbul, Türkiye,

    II. Zirve, 1-2 Mart 1999, Dakka, Bangladeş,

    III. Zirve, 25 Şubat 2001 Kahire, Mısır’da yapılmıştır.

    Konsey, üye devletlerin Dışişleri bakanlarından oluşmaktadır. D-8’in siyasi karar alma organıdır ve işbirliği konularının tam ve kapsamlı olarak görüşüldüğü bir forum gibi faaliyet gösterir.

    Komisyon, D-8’in icra organıdır. Kendi hükümetleri tarafından atanan üst düzey görevlilerden oluşmaktadır. Her bir komisyon üyesi kendi ülkesindeki ulusal koordinasyondan sorumludur.

    Diğer taraftan, D-8 çerçevesinde koordinasyon görevini yürütmek üzere bir İcra Direktörlüğü de oluşturulmuştur. Bu İcra Direktörlüğünün görevi, etkin iletişimi, hızlı bilgi akışını sağlamak ve toplantılar için sağlanan hizmetleri denetlemektir.

  4. #4

    İşbirliği Alanları

    D-8 çerçevesinde işbirliği ve proje geliştirme için 10 adet sektör belirlenmiştir.
    D-8 çerçevesinde, 15 Haziran 1997 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen Devlet/Hükümet başkanları zirvesinde işbirliği ve proje geliştirme için 10 adet sektör belirlenmiştir. Bunlar: ticaret; sanayi; telekomünikasyon ve enformasyon (bilgi); finans, bankacılık ve özelleştirme; kırsal kalkınma; bilim ve teknoloji; yoksulluğun azaltılması ve insan kaynakları gelişimi; tarım, enerji, çevre ve sağlık.

    D-8 faaliyetlerinin koordinasyonunda iş bölümünü sağlamak için her bir sektör bir ülkeye tahsis edilmiştir. Üye ülkelerin üstlendikleri sektör ve çalışma grupları aşağıdaki gibidir:

    Türkiye: Sanayi ve Sağlık Çalışma Grupları

    Mısır: Ticaret Çalışma Grubu

    Bangladeş: Kırsal Kalkınma Çalışma Grubu

    Endonezya: İnsan Haklarının Geliştirilmesi Çalışma Grubu

    İran: Telekomünikasyon ve Teknoloji Çalışma Grupları

    Malezya: Finans, Bankacılık, Özelleştirme Çalışma Grubu

    Nijerya: Enerji Çalışma Grubu

    Pakistan: Tarım Çalışma Grubu

    İlk Zirvede 50-60 proje önerilmiş olmasına rağmen, kaynakları çok yetersiz dağıtmamak için aşağıdaki öncelikli altı projenin derhal başlatılmasına karar verilmiştir.

    Uluslararası Pazarlama ve Ticaret Şirketi’nin Kurulması (Mısır),
    Yoksullukla Mücadele (Endonezya),
    D-8 Ülkeleri Arasında Sanayi ve Teknoloji Veri Bankası Ağının Kurulması (İran),
    D-8 Şirketleri Arasında Ortak Girişimleri de Kapsayacak Şekilde Takaful (İslami Sigorta) Projesi’nin Oluşturulması (Malezya),
    Kıyı ve İç Sularında Kültür Balıkçılığının Geliştirilmesine Yönelik İşbirliği (Pakistan),
    Tarım Uçağının Dizaynı, Geliştirilmesi, Üretimi ve Pazarlaması (Türkiye)

    Mısır’ın koordinatörlüğünde yürütülen ve Kahire’de düzenlenen Ticarete İlişkin Uzmanlar Grubu toplantılarında üye ülkeler arasındaki ticaretin kolaylaştırılması ve ticaret hacminin arttırılmasına yönelik olarak çeşitli projeler üzerinde çalışmalar yapılmaktadır.

    Bu çerçevede, Ticarete İlişkin Uzmanlar Grubu toplantılarında D-8 Zirvesinde üzerinde mutabık kalınan proje önerileri arasında yer alan Pazarlama ve Ticaret Şirketi’nin kurulmasına yönelik çalışmalar yapılmıştır.

    Uluslararası Pazarlama ve Ticaret Şirketi’nin temel amaçları; D-8 ülkeleri arasındaki ticaret ve pazarlama faaliyetlerini geliştirmektir.
    Diğer taraftan, şirketin kurulmasına yönelik fizibilite çalışmasını yapacak danışmanlık firması da belirlenmiş, önümüzdeki dönemde gerçekleştireceği görevlere ilişkin takvim hazırlanmıştır.

    Uluslararası Pazarlama ve Ticaret Şirketi’nin temel amaçları; D-8 ülkeleri arasındaki ticaret ve pazarlama faaliyetlerini geliştirmek, D-8 üyelerinin diğer İslam ülkeleri ile olan ticari ve ekonomik ilişkilerini artırmak ve teşvik etmek ve D-8 ülkelerinden dünyanın diğer ülkelerine yapılan ihracatın artırılmasına yardımcı olmaktır.

  5. #5

    D-8 Ülkelerinin Ekonomileri

    Nispeten makul düzeylerden başlayarak D-8 ekonomileri yakın geçmişte oldukça yüksek büyüme oranları kaydetmişlerdir. Hızlı büyümenin önündeki engelleri kaldırmak, piyasaları serbestleştirmek ve dünya ekonomisi ile daha iyi entegre olmak için tüm ülkelerde hükümetler bir dizi reform gerçekleştirmişlerdir. Gelirlerdeki büyümeler zaten büyük ve artan nüfusla birleştiğinde gelecek yıllarda hızla büyüyen pazarlar yaratacaktır.

    D-8 ülkeleri nispi olarak büyük bir nüfusa sahiptirler. 1999 yılı itibarıyla D-8’in toplam nüfusu 806 milyon kişidir. Bu dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 13,5’ine tekabül etmektedir. Sekiz ülkeden dördünün nüfusu 100 milyonun üzerinde, bir ülkenin ise 200 milyonun üzerindedir.

    Genç nüfus yapısı D-8 için bir dinamizm faktörü oluşturmaktadır.
    Geçmişte kaydedilen yüksek nüfus artış oranlarından sonra dünyanın diğer ülkelerindekine benzer şekilde D-8 ülkelerinde de nüfus artış hızı düşmeye başlamıştır. Geçmişteki hızlı artışın etkisiyle nüfuslarının büyük bir bölümü yakın gelecekte de gençlerden oluşacak olması D-8’ler için bir dinamizm faktörü olacaktır.

    Buna ilaveten, bu genç nüfusun gittikçe artan bir bölümü, ileri teknolojili sanayilerin vasıflı iş gücü ihtiyaçlarını karşılamak için, üniversite ve araştırma merkezlerinde eğitim görmektedirler.

    Bu ülkelerin pek çoğunda özel sektör ekonominin itici gücü haline gelmiş ve bunun sonucu olarak da son yıllarda büyük holdingler kurulmaya başlamıştır. Bunlardan bazıları dünyanın en büyük 500 şirketi arasında yer almışlardır. Bu şirketlerin elektronik, otomotiv gibi yüksek teknolojili endüstrilerde sanayileşmiş dünyanın tanınmış firmaları ile ortaklığı, D-8 ülkelerinde önemli bir teknoloji ve sanayi tabanı oluşturulmasına yardımcı olmuştur.

  6. #6

    D-8 Ülkelerinin Başlıca Ekonomileri


  7. #7

    D-8 Ülkelerinin Doğal Kaynak Yapısı

    Büyük insan kaynaklarına ek olarak, D-8 ülkeleri önemli doğal kaynaklara da sahiptirler.
    Büyük insan kaynaklarına ek olarak, D-8 ülkeleri önemli doğal kaynaklara da sahiptirler. Bu kaynakların bazıları hali hazırda kullanılmakta, ancak daha henüz kullanıma açılmamış büyük rezervler de bulunmaktadır.

    Bangladeş en büyük jüt (Hint keneviri) ihracatçısıdır ve dünyanın jüt ihracatının yüzde 80’ini gerçekleştirmektedir. Çay ve pirinç diğer başlıca ürünleridir. Bengal körfezinde doğal gazın bulunması işletmeye hazır büyük rezervlerin varlığını göstermektedir.

    Mısır’ın bilinen ve potansiyel gaz rezervleri önemli düzeydedir.
    Mısır’ın başlıca doğal kaynakları petrol ve gazdır. Petrol rezervlerinin boyutunun dünya standartlarına göre az olmasına rağmen bilinen ve potansiyel gaz rezervleri önemli düzeydedir. Diğer mineral kaynakları arasında fosfat rezervleri önemli yer tutmaktadır. Ayrıca, yüksek kaliteli pamuk, pirinç, şeker kamışı, turunçgiller ve sebzeler üretmekte ve ihraç etmektedir.

    Endonezya, hem tarımsal kaynaklar hem de petrol ve doğal gaz açısından zengin bir ülkedir. Mineral kaynakları arasında kömür, kalay, boksit, bakır ve nikel başta gelmektedir. Endonezya önemli bir palmiye yağı, kahve, kakao, doğal kauçuk ve ağaç ürünleri üreticisidir.

    İran, dünyanın bilinen petrol rezervlerinin yüzde 9’unu elinde bulundurmaktadır.
    Dünyanın bilinen petrol rezervlerinin yüzde 9’unu elinde bulunduran İran, bölgedeki en eski petrol endüstrilerinden birine sahiptir. Dünyada ikinci en büyük rezervler olan doğal gaz rezervleri de önemli bir gelir kaynağıdır. İran, ayrıca, demir ve boksit gibi mineral kaynaklara da sahiptir.

    Malezya, kalay ve kauçuk tedarikçisi olarak dünya piyasalarında önemli bir rol oynamakta, petrol ve doğal gaz üretimi de önem kazanmaktadır. Ayrıca, ülke dünyanın önde gelen tropik kereste üreticisi olmaya da devam etmektedir.

    Nijerya, kükürt içeriği az, yüksek kaliteli petrol rezervlerine sahiptir. Ayrıca, çok çeşitli mineral kaynaklara ilaveten nispeten büyük doğal gaz rezervlerini de elinde bulundurmaktadır. Tarım ürünleri arasında ise kakao önemli bir yer tutmakta ve petrolden sonra ihracatta ikinci sırada yer almaktadır.

    Yakıt kaynakları nispeten sınırlı olan Pakistan’ın manyezit, kireç taşı, mermer ve dolomit gibi yakıt dışı mineralleri içeren geniş bir ürün yelpazesi bulunmaktadır. Pakistan ayrıca önemli bir pamuk ve pirinç üreticisidir.

    Türkiye dünyada gıda üretiminde kendi kendine yeterli olan birkaç ülkeden biridir.
    Türkiye’nin çok çeşitli bir kaynak yapısı vardır. Türkiye, mevcut büyük su kaynakları sayesinde çok çeşitli ürün üretme kapasitesine sahiptir. Gerçekten de Türkiye dünyada gıda üretiminde kendi kendine yeterlilik oranı yüksek ülkelerden biridir. Buna ilaveten, Türkiye’nin enerji ihtiyacı büyük ölçüde su kaynaklarından elde edilen hidroelektriğe dayanmaktadır. Ayrıca, Türkiye’de boksit, krom, demir cevheri, bor ve linyit gibi önemli yer altı kaynakları da bulunmaktadır.

  8. #8
    Endonezya 200 milyon
    Bangladeş 130 milyon
    Nijerya 120 milyon
    Pakistan 120 milyon 800 milyon
    Türkiye 70 milyon
    İran 65 milyon
    Mısır 65 milyon
    Malezya 27 milyon
    Yani nüfuslarının toplamı 800 milyon olan ülkelerdir. Ancak gelişmekte olan bütün ülkeler ve tabii ki en başta Türk Cumhuriyetleri ve diğer Müslüman ülkeler nüfusları ne olursa olsun D-8’lerin doğal üyeleridir.


    hz huzeyfe efndimize sorra ya nebi islam hep böle gzüelmi gideck der efendimiz yok huzeyfe bir takım fitneler çıkacak der


    ozman hz huzeyfe ya nebi ben ozmana yetişirsem ne pıayım dedi

    efendimiz müslümanlareın birliğini sağlamaya çalışan bir hükümdar lider varsa ona tabi ol yoksa bir ağacın altına git kıyametin kopmasını bekle dedi




    şükürler olsun ki islam birliğini
    kuran bir lider imiz var
    hayat;iman ve cihattır. Bu iki değer ve dinanizme, kim sahip olursa, zaferi onlar kazanacaktır.

  9. #9


    şuan atıl durumda olan d-8 ler küfrün korkulu rüyası bir yerde. aslında bir hazine bu proje islam alemi için.
    her ne kadar başbakanımız islam birliği gibi bişey düşünülemez diyorsada biz küçük beyinleri bir tarafa bırakıyor islam alemi birleşir kardeşim diyoruz.
    islam tek ordu, tek pazar, tek sanayi, tek söz haline gelir vesselam..
    kitapları okuyorsun lakin bilgiye sahip değilsin...

  10. #10
    Verdiğiniz bilgiler için teşkl. sayın tuba

    Türk halkı bu projeyi Refah yol hükümeti döneminde tanımıştı ancak milli görüşlü olmayanlar TÜSİATın raporu sonucu bu projeyi duydu.TÜSİATın raporunu ben de okumuştum.

    D/8 projesinin kapsamını ayrıntılı şekilde bilmeme rağmen tek bir meseleyi çözemedim.D/8de yer alan ülkelerin haritaya bakılıp seçilmiş ülkeler olmadığı açık.D/8 projesi sizin ifadenizle atıl kalmasa idi bugün bu projede Türk dünyasını görebilecekmiydik?Yoksa her alanda oluşturulan bu alyansa Türk dünyası sadece enerji korüdoru oluşturması amacıyla mı dahil edilecekti?Bu bağlamda şunu da eklemem gerektiği kanaatindeyim:Milli görüş Türk dünyası karşısında hangi posizyondadır?

  11. #11
    4. TÜRKİYE’NİN ÖNCÜ OLMA NEDENLERİ

    Soğuk savaş sonrasında Türkiye, Avrupa’nın çevresinden, Avrasya diye tanımlanan yeni bir siyasi ve ekonomik gerçeğin merkezine oturdu. Genelde Orta Asya, Kafkaslar ve Karadeniz ülkelerinin kapsadığı şekliyle tanımlanan bu bölge, sadece potansiyel olarak dünyanın en önemli enerji üretim bölgelerinden biri olmasından dolayı değil, aynı zamanda, Doğu ile Batıyı birbirine bağlayan çok önemli bir ticaret ve ulaşım koridoru oluşturması nedeniyle artan ölçüde dikkatleri üzerine topluyor.

    Türkiye Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu gibi dünyanın en hassas bölgelerinin ortasında, Asya, Afrika ve Avrupa’nın birleştiği yerde, enerji kaynaklarıyla enerji tüketen ülkeler arasında en önemli bir köprü konumundadır. Dünyanın siyasi, ekonomik ve çevresel sahnesinde Doğunun ağırlığının giderek artması ve Batı ekonomilerinin performanslarının bu yeni aktörlerin politika ve performanslarına daha fazla bağımlı olması bekleniyor. Bu anlamda Türkiye’nin öncü olması nedenlerini kısaca şöyle saymak mümkündür.

    Türkiye’den geçen tarihi “İpek Yolunun” yeniden doğuşu.
    Ülkede zengin doğal kaynakların bulunması
    Tarımsal açıdan kendine yeterli olması
    Bol miktarda su kaynaklarına sahip olan Türkiye’nin Ortadoğu’da su konusunda kilit ülke olması
    Birçok çok uluslu şirketin Türkiye’yi bölgesel merkez seçmesi
    Türkiye’nin uluslararası finans çevrelerinde itibarlı olması
    Türkiye’nin sadece sermaye ithal eden değil, aynı zamanda sermaye ihraç eden bir ülke konumuna gelmesi.
    Halen 65 milyon olan nüfusun 2020’de 80 milyonu aşması ve böylelikle önemli bir satın alma gücüne sahip bulunması.
    Sayısız turistik alanların çekiciliği ve bu konudaki sanayinin hızla gelişmesi
    Türkiye’nin Orta Asya Cumhuriyetleri ile olduğu kadar, Ortadoğu, Balkanlar, Avrupa, Kafkaslar, Akdeniz ve Karadeniz ülkeleriyle de özel ilişkilere sahip olması.
    EİT/EKO (Ekonomik İşbirliği Teşkilatı) ve KEİ/BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği) gibi bölgesel işbirliği kuruluşlarında önder rol oynaması.
    Ülkenin teknoloji alanında ileri ülkelere rakip konuma gelme çaba ve beklentisi içinde bulunması.
    Türkiye’nin bütün dünya için barış, huzur ve istikrar bakımından kuvvetli, müreffeh, hürriyetçi, insan haklarına saygılı ve demokratik bir ülke olması çok büyük önem taşımaktadır. Yirminci asrın yukarıda değinilen önemli olayları cereyan ederken, Türkiye’nin batı dünyası ile münasebetleri bütün insanlık için hususi bir önem taşımaktadır.









    bu yukarıda ki yazının 4. maddesi. buna ek olarak şunu diyebiliriz ki.
    başta ab olmak üzere tüm batılı dünya güçlerini elinin tersiyle itip tek başına bu mükemmel oluşumu kurma çabası ve gayreti içine giren isim yani prof.dr. necmettin erbakan türkiyede dir. yazının geneline baktığmızda diğer dünya devletleri belirli alanlarda bu projeye hizmek verirken türkiye hemen her alanda bu projenin içine müdahildir. sebebi ise yine stratejik konumudur.
    milli görüş türkiye de ilk ve dünyada tek hakkı savunan. çiifte standart ve karmaşanın yok olduğu herkese eşit adalet ve hürriyet hakkını düsturunu benimsemiş, güçlünün değil haklının üstün olduğu zihniyetini taşıyan görüştür.
    bunu ben söylemiyorum esasen. cümlelerim çok benmerkezci görünüyor olabilir lakin bunun aslını milli görüşü yıkmak istemelerindeki sebeplerden de öğrenebiliriz.
    milli görüş türk dünyası karşısında esasen bir kurtarıcı pozisyonundadır.
    nankör olmayan zihniyetler bilirler ki, milli görüşün her iktidarı bu millete çok şey katmıştır. ve bu milletin yüzünün gülmesinin tek çaresi de yine milli görüştedir vesselam....
    kitapları okuyorsun lakin bilgiye sahip değilsin...

  12. #12
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,612
    Blogdaki Konular
    5
    Öncelikle bir Saadet Partisinin parti programından kısa bir hatırlatma yapalım. (not :üç nokta bulunan yerlerde açıklamalar olup konu dışı olduğu için aktarmadım )



    V. 4. Türkiye’nin önemi
    ...

    Partimiz, barış, diyalog, adalet, eşitlik, işbirliği ve insan hakları, özgürlükler ve demokrasi ilkelerine dayanan politikalarla Türkiye’nin bu potansiyellerini insanlığın saadeti için kullanmakta kararlıdır. Bu suretle:

    ...

    -Türkiye, kuzeyinde yer alan “Karadeniz Ekonomik İş Birliği” (KEIB) ülkeleriyle, başta ekonomi olmak üzere, her sahada işbirliğini geliştirmesi ve yukarıdaki ilkelerin bu ülkelerce de benimsenmesine yardımcı olması suretiyle, adil bir uluslararası sistemin kurulmasına önemli katkılarda bulunacaktır.

    -Türkiye, doğusunda bulunan tarihi, manevî ve soydaşlık bağlarıyla bağlı olduğu Türk Cumhuriyetleri ile de her türlü ilişkileri en ileri düzeye taşıyarak, bu kardeş ülkelerin kurulacak adil uluslararası sisteme dahil olmalarına ve katkıda bulunmalarına yardımcı olacaktır.

    -Türkiye, aynı şekilde, doğu ve güneyindeki tarihî ve manevî bağlarla bağlı olduğu Müslüman ülkelerle de, her sahada en ileri derecede işbirliği içinde olmak suretiyle, yoksulluğun kalkması, dünya barışı ve âdil uluslar arası ilişkilere katkıda bulunacaktır.

    -Yeni bir dünyanın çekirdek kuruluşu olan D-8 atılımı çerçevesinde, kalkınmakta olan ülkeler arasında en ileri derecede yardımlaşma ve işbirliğinin sağlanması kurulacak âdil uluslararası sistemin tesisi için ilk adım olacaktır.

    ...
    Unutulmamalıdır ki, soğuk savaşta Türkiye’nin bütünlüğünü, Sovyetlerin sıcak denizlere inmesinin önünde bir engel olduğu için destekleyenler, şimdi Türkiye’nin Ortadoğu’daki su-petrol dengesine dayalı jeo-ekonomik etkinliğini ve adil yeni bir dünyaya öncülük yapmasını çıkarları için zararlı görmektedirler ve bu sebeple bugünkü sınırların değişmesini isteyebilirler.

    Ayrıca Yugoslavya ve Karabağ krizlerinde de görülmüştür ki, uluslararası güvenlik şemsiyeleri artık sınırların garantisi değildir; yine Doğu Türkistan, Bosna ve Çeçenistan’dan sonra Afganistan ve Irak’ta da görüyoruz ki, “evrensel insani değerlere” kimse itibar etmemektedir.

    ...


    V. 4. 3. Karadeniz Ekonomik İş Birliği (KEİB)
    Karadeniz havzasındaki ülkelerin ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi ve teşkilat içinde Türkiye'nin etkinliğinin artırılmasına gayret edilecektir. Üye ülkelerle ticaret hacmimizin artırılması ve karşılıklı yatırımların yapılması teşvik edilecektir.

    Karadeniz havzasının bir barış ve işbirliği havzası haline gelmesi için Türkiye üzerine düşeni yapacaktır. Bu kapsamda Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin burada savaş gemileri bulundurmasına karşıyız.

    V. 4. 4. Türk Cumhuriyetleri ile işbirliği
    Tarih, kültür ve manevi bağlarla bağlı olduğumuz kardeş Türk Cumhuriyetleri ile, temel ilkeler çerçevesinde, en ileri örnek ilişkilerin tesis edilmesini istiyoruz. Bunun için gerek ikili, gerekse müşterek üye olduğumuz kuruluşlar içindeki ilişkilerimizi geliştireceğiz. Ekonomik ve kültürel olarak yeni ve ileri işbirliği imkânlarını araştıracağız.

    ...

    V. 4. 6. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO)
    Genellikle tarihi ve kültürel bağlarımızın bulunduğu ülkelerin üye olduğu ECO’ ya ayrı bir önem veriyoruz. Yukarıda belirttiğimiz ilkeler ışığında ECO üyesi ülkelerle kültürel, ekonomik, altyapı, teknolojik ve diğer alanlarda işbirliğinin geliştirilmesi için her türlü gayret gösterilecektir.

    V. 4. 7. “D-8 Atılımı”
    Türkiye 15 Ağustos 1997'de imzalanan D-8'lerin kurulmasına öncülük etti. Türkiye bunu, huzur, barış ve mutluluğun hakim olduğu “yeni bir dünyanın” kurulabilmesinin, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin katkılarıyla daha kolay gerçekleşebileceği inancıyla yaptı.

    D-8'lerin kuruluşunu, 20. yüzyılda insanların çektiği acılardan sonra, yukarda izah edilen altı temel ilke üzerine, yeni bir dünyanın kurulması için, 21. yüzyıla tutulmuş bir ışık olarak görmekteyiz.

    Ülkeler arasında ki sorunların çözümü ve yeni bir dünyanın kurulmasında yukarıda açıkladığımız altı esas, yeni bir ruh, yeni bir heyecan getirecektir. Ümit ediyoruz ki; 5 milyar toplam nüfuslu gelişmekte olan 150 ülke adına D-8’ler ile 1 milyar toplam nüfuslu 30 gelişmiş ülke adına G-8’lerin, bir yuvarlak masa etrafında bir araya gelerek, “II. Yalta Konferansı”nı yapmaları ve böylece barış, diyalog, adalet, eşitlik, işbirliği, insan hakları ve demokrasi ilkeleri çerçevesinde sorunları çözüme kavuşturup, özlenen, âdil uluslararası sistemi birlikte kurmaları ancak bu samimi çabalarla mümkün olacaktır.


    ilgilenenler için Saadet Parti Programı
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  13. #13
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,612
    Blogdaki Konular
    5
    Necmettin Erbakan hocamız D-8 projesini hayata geçirdiğinde, dönemin Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz, “Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politika tercihlerini kimse değiştiremez. Biz o Araplar gibi olmayacağız” demişti.

    Tuhaf, değil mi?

    D-8 ülkeleri arasında sadece bir tane Arap ülkesi var: Mısır.

    Diğerleri İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Nijerya ve elbette Türkiye.

    Yılmaz’ın D-8’i bir Araplaştırma projesi olarak görmüş olmasına mantıki bir izah getirmek mümkün değil ama ne gam; bu tarihi hamleyi boşa çıkarmaya çalışanlar zaten akla-mantığa değil emir-komutaya itibar ediyorlar.
    Şöyle bakıyorlar meseleye:

    Türkiye Cumhuriyeti’nin temel dış politika tercihi Batılaşma yönündedir. Bu tercihin çelikleşmiş ifadesi NATO üyeliğidir ve NATO’nun patronu Amerika Birleşik Devletleri’dir. ABD’ye uymayan bir proje bize de uymaz!
    Kuvvete değil hakka dayanan bir dünya sistemi tasavvuru olarak D-8, emperyalistleri çileden çıkaracak haysiyette bir projeydi.

    Nitekim çileden çıktılar ve projenin hayata geçmesinden kısa bir süre sonra D-8’in kurucu lideri Necmettin Erbakan’ı başbakanlıktan alaşağı ettirdiler.

    O gün bugündür D-8 ’rölantide’.

    Doğru dürüst bir kurumsal kimlik kazanamadı.

    Uluslararası siyasette söz sahibi olamadı.

    8 yılda, bir zirai ilaçlama uçağı projesi geliştirmekten başka kayda değer bir iş yapamadı.

    Halbuki Erbakan hocanın karizmatik liderliği bir süre daha devam etmiş olsaydı, bugüne kadar, dünya kamuoyuna önemli mesajlar veren ve mesajları makes bulan bir adalet cephesine dönüşebilirdi D-8.

    O zirai ilaçlama uçağı da çoktan seri üretime girmiş ve savaş uçağı projelerine geçilmiş olabilirdi.

    Ne yazık ki Erbakan’ın başbakanlığındaki Refahyol hükümetinden sonra kurulan ANASOL-D ve DSP-ANAP-MHP hükümetlerinde ne o karizma vardı, ne de yeni bir dünya kurma arzusu.

    Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’nin ’kökleri’ ve İslam coğrafyasındaki saygınlığı D-8 için bir umut olabilirdi; fakat köklere itibar edilmediği ve saygınlık ABD’ye kurban edildiği için AKP’nin de D-8’e bir faydası olmadı.

    Geçtiğimiz günlerde toplanan D-8 zirvesinde Başbakan Erdoğan’dan ziyade İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejat’ın ’sükse’ yapması gayet tabii; zira D-8’in kuruluş manifestosuna uygun sözleri Erdoğan değil Ahmedinejad söylüyor.

    Peki, İran’ın D-8’i ayağa kaldırması mümkün mü?

    Ben, mümkün olmadığı kanaatindeyim.

    Bunun için gerekli olan temsil kabiliyeti İran’da maalesef yok.

    Liderlik veya en azından koordinatörlük için en uygun ülke hâla Türkiye.

    D-8 Türkiye’yi, Türkiye de yeni bir dünya kurmaya azimli bir hükümet bekliyor.

    HAKAN ALBAYRAK
    halbayrak@yahoo.com

    Bu yazı KudüsYolu internet sitesinden alıntılanmıştır
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  14. #14
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,612
    Blogdaki Konular
    5
    D-8 ve tehdit altındaki ülkeler
    D-8, son on beş yıl içinde bölge için geliştirilen tek somut proje. Önce küçümsendi. Erbakan'ın büyük hayali olarak tanımlandı. Mahkum edildi. Afganistan ve Irak işgalinin yaşanmasıyla, talan ve istilanın yayılmasıyla, bölgenin değerinin fark edilmesiyle, dünyanın aç kurtlar gibi bu ülkelerin kaynaklarına saldırmasıyla D-8'in aslında hiç de hayal olmadığı anlaşıldı.

    D-8, son on beş yıl içinde bölge için geliştirilen tek somut proje olarak kaldı. Enerji ve güvenlik çatışmasına kurban edilmek istenen bölgenin merkez ülkeleri, ilk kez belli amaçlar etrafında bir araya getirildi. Imkanları, yetersizlikleri bir tarafa, ilk kez ve sadece bir kez böyle bir irade/niyet ortaya konabildi. Önce küçümsendi. Necmettin Erbakan'ın büyük hayali olarak tanımlandı. Mahkum edildi. Işlevsiz hale getirilmeye çalışıldı, cezalandırıldı!

    Zaman içinde, Afganistan ve Irak işgalinin yaşanmasıyla, talan ve istilanın yayılmasıyla, bölgenin değerinin fark edilmesiyle, dünyanın aç kurtlar gibi bu ülkelerin kaynaklarına saldırmasıyla D-8'in aslında hiç de hayal olmadığı anlaşıldı. Onu mahkum edenler nasıl bir dünyaya sürüklendiğimizi fark etmemiş, 21. yüzyıl dünyasını anlamamışlardı. Hâlâ da yeterince anladıkları düşünülemez. Kendilerini küresel popüler söyleme yamayanlar, küreselleşme kavramından başka bir şey bilmeyenler ve tepeden konuşanlar, ABD'nin ve merkez güçlerin böyle bir projeyi neden mahkum edip cezalandırdığını nasıl anlayabilirlerdi?

    D-8, kaoslara mahkum edilen, yağmalanan, etnik ve mezhep çatışmalarıyla yok edilmek istenen Islam coğrafyası için önemliydi. Yetersiz görülebilir. Ancak, Irak işgaline bile ses çıkaramayanlarla, ABD tezlerinin dışında bir şey önerecek vizyonu olmayanlarla kıyaslandığında çok ileri bir adımdı. Bu ülkelerin hepsi bugün hedef durumunda. Endonezya ve Malezya etnik çatışmalara sürüklenme tehdidiyle karşı karşıya. Pakistan ve Iran bölünme tehdidiyle. Türkiye ve Iran birbirine karşı yönlendiriliyor. Mısır ve Nijerya iç çatışmalara sürüklenmek isteniyor.

    Bu ülkeler, sadece kendilerini değil bütün bölgeyi kurtarabilir. Etnik ve mezhep krizinin önüne geçebilir. Zengin kaynaklarını birbirine açabilir. En önemlisi de, sömürge olmayıp yeni bir özgürlük yolu çizebilir. Çizmek zorunda. Bunu yapamayan D-8 ülkelerinin hepsi tehdit altında, hepsi büyük çözülmeler yaşayacak.

    16.5.2006 / IBRAHIM KARAGÜL / YENI ŞAFAK
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  15. #15
    muhacir Okuyan Kalemler Cüneyt YILMAZ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Tue May 2006
    Konum
    istanbul-samsun-kastamonu
    Yaş
    29
    İletiler
    840

    D8 - Developing Eight Countries

    BİLMEK VE PAYLAŞMAK GEREK DUSTURUNU EN İYİ ŞEKİLDE UYGULAYAN YER!!!
    OKUYAN KALEMLER GRUBU

  16. #16
    muhacir Okuyan Kalemler Cüneyt YILMAZ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Tue May 2006
    Konum
    istanbul-samsun-kastamonu
    Yaş
    29
    İletiler
    840

    D8 - Developing Eight Countries 2

    BİLMEK VE PAYLAŞMAK GEREK DUSTURUNU EN İYİ ŞEKİLDE UYGULAYAN YER!!!
    OKUYAN KALEMLER GRUBU

  17. #17
    DOÇ. DR. METE GÜNDOĞAN KİMDİR?

    Balıkesir (Dursunbey) 1963 doğumlu. Dokuz Eylül Üniversitesi’nde lisans, ODTÜ ve Cranfield Teknoloji Enstitüsü’nde lisansüstü (master) çalışmalarını tamamladı. Cranfield Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Halen Doçent olarak akademik çalışmalarını sürdürüyor. TÜBİTAK, DPT, TAI, TBMM, BAÜ ve HÜ vb. gibi çeşitli kurumlarda çalıştı. 54. Erbakan Hükümeti’nde Başbakan Başmüşaviri olarak görev yaptı. Çeşitli ulusal - uluslararası konferans ve dergilerde yayınlanmış çalışmaları olan Gündoğan’ın Vadi Yayınları’ndan çıkmış “Refah Toplumu” ve Keşif Yayınları’ndan çıkmış “Borca Dayalı Para Sistemi”, “Faiz Tuzağı” ve “Stratejik Hedef” isimli dört kitabı var. Şu anda Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı olan Gündoğan evli ve iki çocuk babası.

    - 1 -

    NATO’nun düşman rengi kırmızıdan yeşile döndü

    Refahyol Hükümeti’nde Başbakan Erbakan’ın Baş müşaviri olan Gündoğan, aynı zamanda, D-8 kuruluş sürecinin başından sonuna kadarki takipçisi ve bir çok olayın tek şahidi idi. Gündoğan ile D-8’in tüm aşamalarını ayrıntılarıyla konuştuk. (İ.A)

    *Mete Bey, siz Erbakan Hocamızın fikri olarak temellendirdiği D-8’in organizasyonunda ve kuruluşunda yoğun bir şekilde çalıştınız. D-8’in mimarlarındansınız. Bize öncelikle kuruluş çalışmalarını anlatır mısınız?

    20. Yüzyılı tahlil ettiğimizde, bunu dört çeyreğe ayırıyoruz. Birincisi imparatorluklar dönemi. 1. Cihan Harbi ile bu dönemin bittiğini görüyoruz. İkinci olarak faşist diktatörlükler dönemi yaşanmış. Bu diktatörlüklerin de 2. Cihan Harbi ile yıkıldığını görüyoruz. Üçüncü dönem demokratizasyon dönemi gibi ancak bu dönemin de Stalin ve Rusya’nın konumundan dolayı soğuk harp dönemi olduğunu görüyoruz.

    Rusya’nın Afgan Harbiyle ve 1991’de Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla da bu dönemin bittiğini görüyoruz. Dördüncü dönem, şu anda bizim de içinde bulunduğumuz dönemdir. Peki bu dönem nasıl şekilleniyor? Bu dönem için ne diyeceğiz? 1992 yılında İskoçya’da yapılan bir NATO Toplantısı’nda Margaret Thatcher, buna benzer bir tahlil yaptıktan sonra ‘Soğuk harp dönemi bitti’ diyor. O toplantıda soğuk harp döneminden sonra NATO’ya ihtiyaç var mı, yok mu, bu tartışılıyordu. ‘Bu dönemden sonra NATO’ya ihtiyaç var. Önümüzdeki dönem belki de NATO’nun düşman rengi kırmızıdan yeşile dönecek’ diyor.

    *Peki Batılılar neyi amaçlıyor?

    Batılılar düne kadar Türkiye gibi İslam ülkelerini doğu blokuna karşı ön cephe malzemesi gibi kullandılar. Bu dönemden sonra bir de bakıyoruz ki artık direkt olarak ‘Biz yeni bir dünya düzeni kuracağız. Bu yeni düzende dünyayı yeniden yapılandıracağız’ gibi fikirleri var. Bu fikirleri keşfedince, ‘Bizim belli ilkeler demeti çerçevesinde yeni bir atılım, açılım yapmamız gerekir. Yoksa bunların operasyonlarına yem olacağız’ şeklinde düşündük. Bu ilkeler nelerdir, önce o ilkeler üzerinde uzun uzun konuşuldu. Çalışmalar yapıldı. Diğer ülkelerin liderleri ile görüşüldü.

    Bu çerçevede Müslüman ülkelerin ve gelişmekte olan diğer ülkelerin bir araya toplanması gerekiyor. Aksi takdirde, bu batılıların kurguladıkları yeni dünya düzeninde bir ve bütün olarak hiçbirinin yeri yok. Pakistan’ın da yok, Mısır’ın da yok. Bunu, 1991’de soğuk harbin bitişiyle ortaya çıkan gelişmelerden açıkça görüyoruz. Yani biz bunu yapmazsak çok daha büyük felaketlere duçar olacağız.

    Şimdi gelinen noktada Büyük Ortadoğu Projesi’ne dikkat edin. Fas’tan Endonezya’ya kadar olan bölge yeniden yapılandırılacak. Peki D-8 nedir? D-8, Fas’ın hemen altı, Nijerya’dan Endonezya’ya kadar olan bölgedir. Haritayı elinize alırsanız, D-8’in başlangıç etki alanıyla Büyük Ortadoğu Projesi’nin etki alanı aynıdır. Kendi başımıza keşfederek ‘Bir an önce derlenip toparlanalım, bu zalimlerin baskılarından kurtulalım’ diye düşündük. Adımlar atıldı. İyi de atıldı. Şimdi, adamların D-8’i apar topar felç ederek BOP’u öne sürmeleri manidardır. Bugün yapılanlar, D8 fikrinin ne kadar sağlam ve isabetli olduğunu gösterir.

    -2-

    Rusya, Çin, Hindistan ve Brezilya’yı da aramıza alacaktık

    Refahyol’da Başbakan Erbakan’ın Baş müşaviri olan Doç. Dr. Gündoğan, Batının ve küresel sömürgecilerin Erbakan’ın ‘Heey! Çocuklar, gelin bakalım!’ şeklinde seslenmesine olumlu cevap veren ülkeleri ve yöneticilerini cezalandırdığını belirtti.

    *D-8 içinde bu tahlili nasıl yaptınız?

    Medeniyetler tahlilidir bu. Akabinde bir de 'Biz burada nasıl sınırlı sayıda ülke ile çoğunluğu temsil ederiz?' düşüncesi var. Mesela dünyada bu kategoriye uyan, bu ilkeleri kabul edebilecek 150’ye yakın ülke var. Halkı Müslüman olan ise elli-altmış tane ülke var. Nasıl sınırlayacağız? O zaman dedik ki temsil kabiliyeti olarak en önemli kriter olan nüfus kriterini kullanalım. Çünkü çokları alırsan temsili çok olur. Böyle bir mantıkla 'Nüfusu 60 milyondan daha büyük ülkeleri bir araya getirelim' dedik. Türkiye, Nijerya, Mısır, İran, Pakistan, Bengladeş, Endonezya ve Malezya bu şekilde ortaya çıktı. Bu noktada bize bazen Malezya'nın 20 milyon olduğu ve nüfus kriterinin uymadığı söylendi. Malezya'yı da iki sebepten kattık. Birincisi Endonezya ile Malezya aynı. Endonezya, Malezya, Singapur aynı kökenden. Bunları ayırt etmek zor. Aynı dili konuşuyorlar, aynı kültüre sahipler, aynı teknolojik gelişmişlik seviyesindeler... İkinci sebep, Malezya, bu 8 ülke içinde milli geliri en yüksek olan ülke. Aynı zamanda teknolojik olarak da en gelişmiş ülke Malezya. Diğer ülkelerin Malezya’dan alacağı bayağı örnek ve ipuçları var. Onun için başlangıcı 8 ülke ile sınırladık. Sınırladığımız o zaman bile nüfusu 800 milyondu. Coğrafi olarak dağılımı da dünya üzerinde dengeli idi. Bugün dünyadaki Müslümanların toplamı yaklaşık 2 milyar. Yarısından fazlasını hâlihazırda bu 8 tane ülke temsil edebiliyor.

    *28 Şubat darbesinin gerçek sebebi D–8 diyebilir miyiz? Uluslararası güçler açısından…

    Tabi diyebiliriz. Bunu zaten kendileri de söylüyor. Mesela, uluslar arası stratejik araştırma enstitülerinden Amerikalı bir diplomat, Fazilet Partisi zamanında bizim milletvekillerimizden birine aynen şöyle söylüyor. Diyor ki: "Erbakan iki tane adım attı. Bizim buna müsaade etmemiz mümkün değil. Buna güç yetiremeyiz. Bunu durdurmamız lazım." "Nedir?" diye sorunca o bizim milletvekilimiz, diplomat da diyor ki "Havuz sistemini kurdu. Havuz sistemini kurunca bize olan borçlanma ihtiyacını ortadan kaldırdı. Biz borç veremezsek nasıl emir vereceğiz? Bu diğer ülkelere yayılırsa ve hepsi birden bu sistemi kurarsa, bu, dünyadaki global batı sisteminin çöküşü demektir. İkincisi, Erbakan D-8’i kurdu. Bu çok tehlikeli bir adımdır. Batı, Osmanlı’nın hem topraklarını hem de hinterlandını paylaşmak için iki tane dünya savaşı yaptı. Ama Erbakan, bir kurşun dahi atmadan dünyada iki tur attı. Bunların hepsini alıverdi. Adamlar hayret ediyorlar. Yani bu nasıl olur? En çok kızdıkları da bu. Mesela Nijerya’nın Devlet Başkanı General Sani Abacha yatağında ölü bulundu.

    * İslam aleminde Müslümanlar çocuklarına Erbakan ismini koyuyorlar. Erbakan’ın ve Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki dik duruşu ve zaferi, İslam coğrafyasında 1974’te de aynı özgüveni yaşatmıştı. Bu, D-8’in kuruluş amaçları kapsamında bir hamle daha yapıldığı zaman da gerçekleşecek midir?

    Tabi ki. Dünya denklemi güç oyunudur. Kuvvetli olan ilkelerini hakim kılar. Bugün, materyalist batıl mantık kuvvetlinin zayıfı ezmesini doğal karşılıyor. Dolayısıyla bu adamlar, iki şeyi yapıyorlar. Şu anda güçlü, eziyor. Eğer, ‘Bunlar toplanırsa karşımda güç olur’ diye elinden gelen her türlü zulmü yapıyor. Ama yine de korkuyor. Bir gün mazlumların biraraya gelerek toplu hareket etmesinden korkuyor. Bunlar, karşılarında başka bir gücü görürse geri adım atar. Onun için D-8’in uygulanacak olan iki kademesine sıra gelmeden önünü kestiler. D-8’in ikinci kademesinde Brezilya, Hindistan, Çin ve Rusya’yı da alacaktık. Dikkat ederseniz D-8 ülkeleri, gelişmekte olan diğer ülkeleri temsil kabiliyetine sahip ülkelerdir. Mesela Türkiye, bütün Türk cumhuriyetlerini temsil edebilir. Hepsinin abisi pozisyonunda.

    -3-

    ‘Erdoğan’ın vizyonu olsaydı yeni bir dünya kurardı’

    Refahyol Hükümeti’nde Başbakanlık Başmüşaviri olan Gündoğan, AKP’nin D-8 gibi büyük bir projeyle ilgilenmediğini belirterek “Tayyip Bey bu işe sahip çıkabilseydi, yeni bir dünya kurardı. Ama kendisinde o vizyon yok” diyor.

    *G-7 ile D-8 masaya oturacak ve dünyayı adil temeller üzerine yeniden yapılandıracak. G-7, zaten adil davranmıyor. O halde inisiyatif D-8’de mi olacak?

    G-7’ler adil davranmıyor, evet. İnisiyatiften ziyade istiyoruz ki dünyadaki tüm insanlar saadet bulsunlar. Şu anda bakıyorsunuz. Mesela dünyada yüz milyonlarca aç var. Resmen ölüyor. Açlıktan ölüyor adam. Bunların açlıktan kurtulması için ihtiyaç olan para yaklaşık 200-300 milyar dolar gibi bir şey. 300 milyar dolar dediğin para gülünç. ABD’nin yıllık milli hasılası 5 trilyon dolara yakın. Yani zekatını ortaya koysa bunu çok rahat karşılar. Mesela yani. Çok cüzi bir para. Verilmiyor. Bu kadar insan aç kalıyor. Dünyada savaşlar oluyor, insanlar zarar görüyor. Halbuki bu dünya küresel ve küçük bir şey oldu. Adil bir şekilde yaşayalım. Şimdi yeni niyetleri ortaya çıktı; Yeni Dünya Düzeni. Adam, ‘Seni sömürgeleştireceğim’ diyor. Biz bir araya gelirsek ‘Sen, beni sömürgeleştiremezsin’ diyeceğiz. Şu anda tek başımıza diyemiyoruz. Şu anda tek tek ağlıyor bütün memleketler. Afganistan gitti. Irak gitti. Suriye, Mısır, Suudi Arabistan, İran sırada. Zalimler, dört aşamalı bir harekat yürütüyorlar. Önce çağırıyor idareciyi ve ona ‘Tam istediğim gibi olacaksın’ diyor. Yani işbirlikçi olacaksın diyor. Olmazsa kadife devrimler organize ediyor. Olmazsa içinden bazı fraksiyonlar çıkarıp saldırıyor. Afganistan’daki Kuzey İttifakı gibi. Olmazsa Irak’taki gibi işgal ediyor. İşte buna karşı, ‘Adil bir dünya kuralım’ dedik. Zalimler bunu niçin kabul etsin? Onlar bunu kabul etmezler. Çünkü ‘Güç bizde’ diyorlar. Ancak, D-8 olunca sizin dediğiniz gibi olur. O zaman inisiyatif sizde olur. O zaman diyorsunuz ki: ‘Ben bu kadar güçlüyüm ve şu ilkeler üzerine yeni bir dünya kurmak istiyorum’. İşte o zaman paşa paşa kabul edeceklerdir.

    *Öncelikle 8 ülke. Ardından da 150 kadar ülke dahil edilerek bir birlik oluşacağı belirtilmişti…

    Tabi tabi. Gelişmekte olan ülkeler. Hepsi dâhil olacak buraya.

    *Bütün bu oluşumun kurucusu ve koordinatörü Türkiye oldu. Başkanlığını da Erbakan Hoca yaptı. Bu nasıl karşılandı?

    Başkanlığı rotasyonla yapmayı düşündük, öyle de gidiyor zaten. Ben Pakistanlı, İranlı, Nijeryalı yetkililerle konuştuğumda dediler ki ‘Bu Erbakan Hoca’nın girişimidir. Türkiye öncü olursa olabilecek bir şeydir.” Yani bir ülkenin inisiyatifi ele alıp ormanda yol açar gibi her şeyi göğüsleyip yolu açması lazım. Bunu Erbakan Hoca yaptı. Bütün insanlığın saadeti için kendini feda etti.

    *Bugün D-8, Türkiye önde olmadığı için mi bu halde?

    Türkiyesiz başsız kalıyor. Başı var ama böylesine güçlü olabilecek bir örgüt, basit bir lobi faaliyeti olarak kullanılıyor şimdi. Mesala Cumhurbaşkanı Sezer, zirvelere gitti.

    *Neden gitti? ABD’nin işgal politikasına bir tepki miydi?

    Öyle yansıtıldı. Aslında gitme sebebi, biz biliyoruz ki, Dışişleri Bakanlığı’nın ve devletin bir çok yetkilisinin D-8’e sahip çıkılmasını istemesidir. Ancak, daha da etkin olunması için buna sahip çıkacak vizyon sahibi bir Başbakan’ın olması lazım. Mesela Tayyip Bey bu işe sahip çıkabilseydi, yeni bir dünya kurardı. Ama kendisinde o vizyon yok.

    *AKP, AB’ye girebilmek için çaba sarfeden bir parti. D-8’i devam ettirseydi, kendisini inkar etmiş olmaz mıydı? Çünkü, Milli Görüş’ü reddediyorlar artık.

    Evet. Doğru. Eğer, diye söyledim, dikkat ederseniz. Onu yapacak bir vaatleri de yok zaten. Milli Görüş, 270-280 kişi ile tek başına iktidara geldiği takdirde, bu iş tamam demektir. D-8 çok çabuk canlanır.

    *1997’den bu yana stratejik olarak ne değişti?

    1997’den günümüze üç şey oldu. Bunlar önemlidir. Birincisi, D-8’e katılan ülkelerin devlet ve hükümet başkanları bir bir yerlerinden edildi. D-8’e gönül vermiş ve her şeyi göze alabilecek liderler, mesela General Abhacha (Nijerya) yatağında ölü bulundu. Benazir Bhutto da Navaz Şerif de (Pakistan) yerinden edildi. Şeyh Hasine (Bangladeş) gitti. İran’da Rafsancani gitti. Endonezya’da Suharto da Habibie de gitti. Bunların hepsi yerinden oynadı.

    *Malezya istisna galiba

    Malezya’da da kriz çıkarıldı. Ama hükümet çok radikal karşı tedbir aldı. Mahathir Muhammed, Enver İbrahim ve ekibini harcamak zorunda kaldı. Çok ciddi bir operasyon yapıldı. Ona aynı şiddette cevap verildi. Sadece Mısır’da bir şey olmadı. O da Mısır’ın devlet başkanının şahsi ilişkilerinden (Hüsnü Mübarek) kaynaklanıyor. İkinci gelişme zamana yayıldığı için millet pek fark etmedi. Bu zaman zarfında Hindistan İKÖ’ye gözlemci üye olarak katılmak istedi. Pakistan ve Bangladeş lobisiyle reddedildi ama yine de bir statüsü var. Yani, Müslümanların olduğu bir örgüte müracaat ediyor. Aynı şekilde Çin de müracaat etti. Yanlış hatırlamıyorsam en son Kasım 2003’te Malezya’da Rusya Devlet Başkanı Putin, ‘Bizi de İslam Konferansı Örgütü’ne gözlemci üye olarak alın. Şu anda size terörist diyorlar. Biz olunca kolay kolay diyemezler’ mealinde bir konuşma yaptı. Bu arada Brezilya’da büyük, Yahudi fonları dev sanayi yatırımları yaptılar. Sırf Brezilya yönünü Müslüman ülkelere çevirmesin diye. Bu ne demektir? Sen şimdi konuşuyorsun ya, bunu herkes dinliyor. Erbakan Hoca çıkıyor ya da biz çıkıyoruz diyoruz ki ‘Bu oluşuma Brezilya, Rusya, Çin ve Hindistan’ı da katacağız.’ Bu onların kulağına gidiyor. Adamlar oturdu, bu zaman içerisinde bir analiz yaptı ve ‘Hakikaten bunlar bizi istiyor. Bizim buraya girmemiz hem bizi güçlendirecek hem de bunları” diye düşündüler ve çözüm olarak bu projeyi kabul eder hale geldiler. İşte onun için de gittiler İKÖ ile iyi münasebetler kurmaya başladılar. Düne kadar bu ülkeleri (Rusya, Çin, Hindistan ve Brezilya) buraya almakta zorlanabilirdik ama bugün D-8’in ikinci aşamasını çok süratli gerçekleştirebiliriz. Çünkü temelleri atıldı. İKÖ bağlantılı olarak atıldı. Adamlar mesela D-8’e bakmadılar. Daha geniş bir platform olarak İKÖ’ye baktılar. Çünkü menfaatleri burada. Mesela adam petrol ithal ediyor. Bir de bakıyor ki petrol bunların elinde, hammaddeler bunların elinde, iş gücü bunların elinde, cesaretli insanlar ve genç nüfus bunların elinde. Yani gelecek görüyor. 1997’den bu yana gerçekleşen üçüncü stratejik olay ise negatif bir olay. Sadece devlet başkanlarının öldürülmesi, ülkelerin karıştırılması, kriz çıkarılması falan olmadı. Bunlar devam etti. Rusya’yı, Hindistan’ı vs katacağımızı belirttiğimiz için kadife devrimler de aslında D-8 sonrası batının yaptığı operasyonun devamıdır. D-8’e nazire olsun diye yapılıyor. Yönetimleri kadife devrimlerle yıkmaya çalışıyorlar. Neden? Bütün dertleri, ‘Türkiye’nin başına Milli Görüş vizyonuna sahip biri gelirse gidip de tokalaşacak bir lider bulamasın’dır. İşte bu üç ana eksenli operasyonlar yapılmıştır.

    -4-

    “Diyelim ki, ABD malları almıyoruz …”

    Refahyol Hükümeti’nde Başbakanlık Başmüşaviri olan Doç. Dr. Mete Gündoğan, D-8 projesi ile hedeflenen sanal para birimini, para havuzunu detaylarıyla anlattı. Gündoğan tüketimin de güç olarak kullanılabileceğini belirterek “Mesela diyelim ki, Amerikan malları almıyoruz. Türkiye almıyor, İran almıyor, Mısır almıyor… Adamlar müthiş bir pazar kaybeder. O zaman ne oluyor, kendini sömürttürmemiş oluyorsun. Tüketimden gelen gücünü kullanıyorsun” şeklinde konuştu.

    * D-8’de teknik konularda, stratejik konularda pek çok kararlar alındı. Ortak kararlar alındı. Bu sekiz ülke en çok neyi hedefliyordu? Bugün yeniden harekete geçse ilk etapta neler yapılabilir? Şu an İslam cografyası berbat bir durumda? Şu an neler yapabilirdi D-8’ler?

    İlk etapta 10 tane çalışma alanı belirlenmişti. Denildi ki 8 tane ülkenin her biri en az bir alanda profesyonel detaya girsin. Mesela başlangıç sahaları: Ticaret, endüstri, finans ve bankacılık, çevre ve sağlık, telekomünikasyon, kırsal gelişim, yoksulluğun giderilmesi, tarım ve enerji. Her ülke bunlardan en az birini aldı. Mesela ticareti Mısır koordine edecekti. Bütün bu alanları ülkelerin kendileri olgunlaştıracak, 8 ülke birlikte koordine hareket eder hale gelecek. Dolayısıyla kaynak israfı olmayacak ve süratle açıklarımızı kapatmaya başlayacağız. Mesela ne yapılabilir? Sanal bir para sepeti oluştursam. Bu para sepetinin yüzde 5’i TL olsa, yüzde 5’i rupi olsa vs .…

    Sekiz ülkenin paraları yüzde 40’ını doldursa. Yüzde 20’si dolar olsa, yüzde 60 ediyor. Yüzde 20’si Euro olsa, 80 ediyor. Kalan yüzde 20’yi de Uzakdoğu para birimleri yen, yuan gibi paralarla doldursam. Ne olur? Sanal elektronik para ölçü birimi olarak ortaya çıkar. Aramızdaki ticarette bu geçerli desem, ne yapabilirsin? Mesela Türkiyeli Ahmet, Malezyalı Rahman’a buğday satacak. 1 milyon dolarlık buğday sattığını düşünelim. Türkiyeli Ahmet 1 milyon dolar almayacak. Parasını sanal para sepetinden hesaplayacak. O sepetteki birimden kaç para oluyorsa o kadar parayı Türkiye Merkez Bankası basıp verecek ona. Malezyalı Rahman da Malezya Merkez Bankası’na 1 milyon dolar verecek.

    D–8 Merkez Bankaları mesela ayda bir, bir araya gelecek karşılıklı mahsuplaşacaklar, silecekler birbirlerine olan borçlarını. Çünkü Türkiye Merkez Bankası, Malezya Merkez Bankası’ndan alacaklı olacak. Başka zaman da Malezyalı biri Türk’e başka bir mal sattı. Bu sefer de Türkiye Merkez Bankası, Malezya Merkez Bankası’na borçlu olacak. Dolayısıyla bunlar ne olacak? Alacaklar, borçlar karşılıklı silecekler ve ben istediğim kadar parasal genişlemeye sahip olabileceğim. Üretimimi ya da ticaretimi talepten başka hiçbir şey sınırlayamayacak! Bu bir ölçü olacak sadece. Sanal bir ölçü. Sepete para koymanıza da gerek yok. Burada daha başka neler olabilir?

    Mesela şu anda yaklaşık 1 trilyon dolar Arap sermayesinin kendisine yer aradığından bahsediliyor. Sen böyle sanal sepet oluştursan, D-8 Bankası yada Merkez Koordinasyon Bankası diye bir şey kursan, boştaki fonları burada tutsan neler olur? 1 trilyon doların sadece yıllık yüzde biri 10 milyar dolar yapar. Düşünün, ne kadar çok paraya hükmedebilirsiniz. Bir de bu paraları doğrudan yatırıma yönlendirebilirseniz, 10 yıl içerisinde yepyeni bir dünya kurarsınız. Heyecan verici değil mi?

    -5-

    “D-8, dünyayı yeniden formatlayacak”

    Siyonist Teorisyen Zbigniew Brzezinski’nin son kitabında isim vermeden Milli Görüş’ü tanımladığını açıklayan Doç. Dr. Mete Gündoğan, “Gelecekte bu projeyi biz tamamlayacağız” diyerek dünyayı yeniden formatlayacaklarını söyledi. Gündoğan, D–8 birlikteliği aktifleştiği zaman doğal olarak bir nükleer güç de olduğunun altını çizdi.

    *D-8’in fikri alt yapısını Erbakan Hoca oluşturdu. Bu oluşturma sürecinde siz de vardınız. Başka kimlerle çalıştınız?

    Daha sonra diğer ülkeler de katkıda bulundu. Mahathir Muhammed, Rafsancani ve diğerlerinin çok gayretleri oldu. Bakın o zamanki Uzakdoğu gezisinde Singapur’a gittiğimizde bir diplomat, aynı zamanda Devlet Başkanı’nın da danışmalığını yapmış biri, ‘Bu kadar büyük bir projeyi dünyada sadece ve sadece Türkler yapabilir?’ dedi. ‘Neden?’ dedim. ‘Sizin böyle bir müktesebatınız var. Siz dünyayı idare edebildiniz. Diğerleri kolay kolay buna cesaret edemez’ dedi. Bakın ABD’nin akıl hocalarından olan Zbigniew Brzezinski ‘Tek Seçenek’ adlı yeni kitabında ABD’ye diyor ki ‘Sömürgeleştirilmiş olan ülkelerden çekinme. Halkı Sünni Müslüman olan, sömürgeleştirilmemiş ve İslam’ı teokratik bir rejim olarak hedeflemeyip sosyal hayatta yaşamayı hedefleyen politik hareketlerden kork’ diyor. Bak, buradaki mahfuz adres Milli Görüş’tür. 2004’te çıktı kitap. Açık açık yazıyor adam. Bunu niçin söylüyorum. Hani siz dediniz ya, diğerleri yapamaz mı diye. Yapamaz. ‘Bunlardan korkmayın’ diyor zaten. Bunu batılılar da biliyor. Kim yapar? ‘Bunu Milli Görüş yapar’ diyorlar. Çok enteresan bir yazıdır o.

    *Sizin aklınızdan neler geçiyor? Gelecekte D-8’ler ne olacak?

    Gelecekte bu projeyi biz tamamlayacağız, inşallah. Milli Görüş projesi üç sacayağı üzerine oturur: Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya… Yeni Bir Dünya demek, D–8 projesinin tamamlanması demektir. D-8 kuruldu, bu genişleyecek ve G-7’lerle yuvarlak bir masa etrafında adil temeller üzerine Yeni Bir Dünya kurulacak. Dünyayı 6 ilke etrafında yeniden formatlayacak.

    *Belli bir zamandan sonra G-8’leri de devreden çıkaracak diyebilir miyiz?

    D-8’ler, G-8’leri devreden çıkarmaz. Bizim isteğimiz, hep birlikte adil bir dünya düzeni kurmak. Ama adamlar ‘Biz bunda yokuz’ derlerse o zaman hammaddeyi nereden bularak şu anda yaşadıkları 30-35 bin dolarlık hayatı yaşayabilecekler merak ediyorum.

    *Zorlayıcı sebep olacak diyorsunuz.

    Bütün hammaddeler bizim. Biz üretmiyoruz. Irgat gibi çalışıyoruz onlara. Her türlü imkan bizde, sömürülüyoruz. D-8, bu sömürünün önüne geçecek bir projedir. Dünya saadetinin temelidir. Adam yeni dünya düzeni kuruyor. Bu düzenin nasıl kurulduğu gözümüzün önünde. Hep beraber görüyoruz işte. Kan, gözyaşı, zulüm ve işkence. Bu böyle gidemez. Dünyanın bir kısmında kişi başına mili gelir 40 bin dolar iken, diğer kısmında 40 dolar! Bu nasıl devam edebilir ki?!

    Buteflika’dan Gül’e tokat gibi cevap

    *D-8’in gelişmekte olan ülkelerin ufkunu açması, Osmanlının çöküşünün oluşturduğu kuvvet boşluğunu doldurması ve güçlü olmayı hedefleyerek ümmetin bir arada toplanmasıyla birlikte bir sinerji oluşturması açısından ne tür bir yansıması oldu?

    D-8, işte, bütün bunların mümkün olduğunu gösterdi. Bunu sadece Türkiye’deki insanlar görmedi. O zamanlar kimsenin aklının ucuna gelmezdi. Şimdi bunun yansıması birçok ülkede görülüyor. Mesela, Cezayir Devlet Başkanı Buteflika, Dışişleri Bakanı Gül’e “Sen burada Amerikan ağzıyla konuşacağına Osmanlı Milletler Topluluğu’nu kurmak için gel” dedi. Aynı Buteflika, batılılar Türkiye’yi Ermeni Soykırımı ile sıkıştırınca Fransa’ya “Sen Cezayir’de soykırım uyguladın, bunu kabul et” dedi. Yani aslında bizim elimizi güçlendirmek istiyor.. Bu, müthiş bir sinerjidir. Bu işin öncüsü Türkiye’dir. Türkiye bu işte ayağa kalktığı zaman, hele Erbakan Hoca gibi güçlü bir liderle ayağa kalktığı zaman neler olabileceğini tüm dünya gördü. Şimdi durum o kadar müsait hale geldi ki. Dün, D-8’in ne olduğunu uzun uzun anlatmaya çalışıyorduk. Mesela birçok uluslararası strateji uzmanı “Bu konjonktüreldir. Bunun bir faydası yok.” falan diyorlardı. Ama şu anda öyle bir konuma geldi ki bizim dışımızda artık. Hemen hemen bütün gelişmekte olan ülkeler uyanmaya başladılar ve harekete geçtiler. Önlerine düşecek bir ekip arıyorlar bir lider arıyorlar.

    Erbakan’ın odasını merak eden diplomat

    *Bu noktada Erbakan Hoca’nın lider kişiliği nasıl değerlendiriliyor?..

    Singapur Devlet Başkanı danışmanı olan şahısla ilk konuşmamız şöyle gelişmişti. Erbakan’ın onuruna verilen akşam yemeğinde arkadaşlar bana gelip Başkan danışmanlarından biri seninle görüşmek istiyor dediler. Ben programa baktım ve ancak gece 1’den sonra görüşebileceğimizi ifade ettim. Gece 1’den sonra buluştuk. Tanıştıktan sonra, adamın ilk sorduğu şey; “Erbakan’ın odasında ne var?” sorusu oldu. Ben biraz şaşırdım biraz da tedirgin oldum. “Nasıl yani, masa sandalye gibi mi?” diye cevap verdim. “Evet evet” dedi, “ne var?” Ben saymaya başladım, masa var, sandalye var, halı var, vs.vs. Ama adam her seferinde “başka, başka” diye sorusunu sürdürüyordu. Ben, bu adam acaba neyi merak ediyor diye bir an düşündükten sonra “ha, bir de çalışma masasında bir globe (küre) var” dedim. O zaman adam bir çığlık atarak, “hah, işte Erbakan gibi bir liderin masasında var olduğunu tahmin ettiğim ilk şey. Bir dünya küresi...” diyerek bir Hoca tahlili yaptı ki hayran kalırsınız. Yani, adam Hoca’yı tanımadan, ürettiği projeden nasıl bir adam olabileceği konusunda çok iyi bir tahlil yapmış.

    -6-

    Erbakan’ın sözleri Benazir Bhutto’yu ağlattı

    Başbakan Erbakan, Pakistan Başbakanı Benazir Bhutto ile özel bir toplantı yaptı. Erbakan Hoca D-8 vizyonunu çizdi, anlattı. Bhutto’nun gözleri doldu. Ve şu ifadeleri kullandı: “O kadar ülke gezdim fakat, gelişmekte olan dünyaya sizin kadar güzel ve net bir vizyon çizen lidere denk gelmedim. Halbuki ben sizin gelişinizi başka türlü değerlendiriyordum. Sizin hakkınızda çok yanılmışım...”

    D-8’in kuruluş çalışmalarını anlatan Refahyol Hükümeti’nde Başbakan Erbakan’ın Başmüşaviri olan Doç. Dr. Mete Gündoğan, küresel güçlerin D-8 projesinden hoşlanmama sebeplerini “Bir tur Uzakdoğu’ya atıldı. Bir tur da Afrika’ya. Global elitler çıldırdı tabi. İki tane dünya savaşı yaptılar adamlar. Erbakan Hoca iki tur attı, olayı bitirdi. ‘Nasıl olur da bunun peşinden giderler’ dediler” şeklinde özetledi.

    *D-8 gezilerinde unutamadığınız bir anınız var mı?

    Mesela bir şeyi, şimdi, yıllar sonra söyleyebilirim. Başbakan Erbakan, Pakistan Başbakanı Benazir Bhutto ile özel bir toplantı yaptı. Orada ben vardım ve bizim taraftan hatırladığım kadarıyla başka da kimse yoktu. Erbakan Hoca D-8 vizyonunu çizdi, anlattı. Hiç unutmuyorum, Sn. Benazir Bhutto’nun gözleri doldu. Çok duygulandı ve heyecanlandı.. Dedi ki, “Ben soğuk savaş döneminden sonra dünyanın pek çok ülkesine gittim. Bir çok ülkesini gezdim. Bir çok liderle konuştum. İslam dünyasından da bir çok insanla görüştüm. ‘Ne olacak durumumuz? Hadi, bu zamana kadar doğu bloku-batı bloku vardı. Şimdi ne olacak? Biz ne yapacağız?’ sorusuna cevap aradım. Ama bize ve gelişmekte olan dünyaya sizin kadar güzel ve net bir vizyon çizen lidere denk gelmedim. Halbuki ben sizin gelişinizi başka türlü değerlendiriyordum. Sizin hakkınızda çok yanılmışım. Şu anda da duygularımı tarif edemem. Çok sevinçliyim. Önümüzdeki yirmi yılı tayin edebilecek böyle bir vizyonu daha önce kimseden dinlemedim. Bu, bizim kurtuluşumuzdur! Ben hükümet olarak, devlet olarak bu işin sonuna kadar arkasındayım. Ne istiyorsanız yardımcı olacağım” dedi. Sonra, Sn. Bhutto’nun çok faydası oldu bize. Mesela biz Bengladeş’i ziyaret etmedik. Nedeni nedir biliyor musun?

    *Nedir?

    Hem Bengladeş idaresinin çok şuurlu oluşu hem de Benazir Bhutto’nun yardımlarıdır. Kadın o kadar duygulandı ve sahip çıktı ki “Sizin Bengladeş’e gitmenize gerek yok. Biz onlarla özel olarak görüşür meseleyi izah ederiz. Vakit kaybetmeyin. Onlar, bu işin arkasında sağlam bir şekilde dururlar.” dedi. Düşünebiliyor musun bu işe ne kadar canla başla sarılıyor.

    Erbakan’ın öngörüleri çıktı

    *Bhutto ağlamaklı olunca Erbakan Hoca ne yaptı?

    Benazir Bhutto duygulanınca Hoca da duygulandı. Bhutto, Hoca’ya “Siz çok farklı bir insansınız’ demişti. Hoca da mukabil hislerini çok kibar bir şekilde ifade etti. Erbakan Hoca orada anlatıyordu; “Bak, bu batılılar yeni dünya düzeni adı altında şunları yapacak” diyordu. Şimdi ortaya çıktı, adamlar yapıyor yani. Dünyayı görüyorsunuz. Hoca, D-8’i anlatırken bunları öngörüyordu. Eminim şimdi Hoca’ya çok daha fazla hak veriyorlardır. Çünkü öngörüleri bir bir çıktı. Dünya bir felakete sürükleniyor.

    *Pakistan toplantısı kaçıncıydı?

    İkinci. İran’dan sonra ziyaret ettiğimiz ikinci ülke idi.

    Global elitler çıldırdı

    *Mete Bey bir turla mı yaptınız tüm bunları?

    (Gülüyor) Bir tur Uzakdoğu’ya atıldı. Bir tur da Afrika’ya. Global elitler çıldırdı tabi. İki tane dünya savaşı yaptılar adamlar. Her ikisi de beş yıl sürdü. Bu toprakları elde edebilmek için en az on yıl birbirleri ile savaştılar. Erbakan Hoca iki tur attı, olayı bitirdi. “Nasıl olur da bunun peşinden giderler” dediler, deli oldular ve çok kızdılar.

    *Turlardan bahseder misiniz?

    İlk rotamız şöyleydi; İran, Pakistan, Malezya, Singapur, Endonezya. İkinci seyahatte de Mısır, Libya, Nijerya’ya gittik. Libya’ya sadece müteahhitlerimizin yaklaşık 400 milyon dolar alacaklarını almalarına yardımcı olmak için gittik.

    *Her ülkeye bir kere gidip bir görüşmeyle her şeyi hallettiniz mi?

    Her ülkeye bir gidiş, bir vuruş. Altın vuruş, tam on ikiden. Şimdi siz böyle sorunca bir başka olayı daha hatırladım

  18. #18
    Erbakan’ın D-8’ler projesi bir cihan projesi olup, aynı zamanda insanlığın kurtuluş reçetesidir. Elektriğin, telefonun, radyonun, mikrobun, cebir, geometrinin, kimyanın, astronominin bulunuşu gibi, cihanı alakadar eden muhteşem bir sosyal projedir.

    Herkesin malumu olduğu gibi, cihan harpleri sonrası oluşan eksenlerden birisi olan Sovyet Bloğu 1990’larda çöküntüye uğradı. Geride sadece kapitalist eksen kaldı. Bu eksenin patronluğuna da Amerika Birleşik Devletleri soyundu.

    Tek kutuplu kalan dünyamızda Amerika, tüm dünyayı kontrol etmek için çeşitli atraksiyonlara tevessül etmiştir. Dünyaya insan hakları, demokrasi, hukuk devleti sloganları ile yerleşmeye çalışırken, tam aksi her girdiği yerde katliamlara girişmiş, kan dökmüştür. 46 ülkeye karşı giriştiği operasyonlar sonrası sadece o ülkelerde gözyaşı bırakmıştır.

    İnsan hakları rafa kaldırıldı

    Tiynetinde sömürü ve asimilasyon bariz karakteridir. Vietnam katliamı, Pearl Harbaur baskını sonrası günahsız insanlara karşı Nagazaki ve Hiroşima’ya atom bombası atması, son denemde de Afganistan ve Irak’ta icra ettiği vahşet cümlenin malumudur. Bu görüntü dünyanın huzurunu bozmuştur. Hak, adalet, insan hakları gibi değerler TV ekranlarında görüldüğü kadarı ile rafa kaldırılmıştır. ABD ve batı kendi vatandaşının huzur ve refahı için, tüm geri kalmış dünyanın yer üstü ve yer altı zenginliklerine el atmış, o ülkelerin insanlarını aç bırakmıştır. Deri ve kemikten ibaret kalan insanlara bu yaklaşım canavarlaşmanın dik alasıdır. Terörle mücadele adı altında ciddi asimilasyona yönelen Amerika, demokrasi adına girdiği her ülkede devlet terörü uygulamıştır. Tarihinde 60 milyon kızılderiliyi öldürmekle sabıkalanan Amerika, milyonlara varan Afrika’yı da köleleştirmiştir.

    Can almaya doymayan, sömürmede başı çeken, asimilasyona öncülük yapan ABD’nin başını çektiği kapitalist eksenin dünyaya huzur ve sükun getirmesi mümkün değildir.

    İnsanlığın kurtuluş reçetesi

    İnsanlığı koruyacak, adaletle muamele edecek, hakkı üstün tutacak, tahakkümden uzak, paylaşımcı yeni bir eksene ihtiyaç vardı. İşte kapitalist eksene karşı bu eksen İslam eksenidir. Bu ekseni hükümeti esnasında tesis eden, 54. Hükümetin Başbakanı muhterem Necmettin Erbakan olmuştur.

    Muhterem Erbakan’ın D-8’ler projesi bir cihan projesi olup, aynı zamanda insanlığın kurtuluş reçetesidir. Elektriğin, telefonun, radyonun, mikrobun, cebir, geometrinin, kimyanın, astronominin bulunuşu gibi, cihanı alakadar eden muhteşem bir sosyal projedir.

    Bu proje, aynı zamanda İslam dünyasına da şahsiyet kazandıran bir projedir. İslam dünyasının varlığını, gücünü birleştiren, sömürmeyi reddeden ve sömürtmeyen bir uyanışın adıdır. Zalime karşı dik duran, dünyaya yeniden soluklanma imkanı bahşeden bir sosyal yapılanmadır. Cihan tarihinde bu tarz projeleri icad eden ender insanlar vardır. İşte muhterem Erbakan da, bu ender insanlardan biri, belki de en başta gelenidir. Onun teknik üstünlükleri herkes tarafından bilinmektedir. Ama, D-8’ler projesi ile muhterem Erbakan dünya tarihinde iz bırakacak ve insanlığın kurtuluşuna belki de vesile olacaktır.

    D-8, yeni bir uyanış, yeni bir şahlanış

    Çünkü bu proje tüm insanlığı ihata eden, gözyaşı yerine sevinç, sömürü yerine paylaşım, zulüm yerine adalet bahşeden bir projedir. Bu proje İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini fersah fersah aşan bir muhtevaya sahip ve cihanşümul bir projedir. Temelinde haksızlığı reddeden, tarafgirlikten uzak, hak ölçüsü ile hareket eden adil bir projedir.

    Büyük insanların keşifleri, icadları, dönemin taassup anlayışlı sözüm ona aydınlarının daima iğbirarını çekmiştir. D-8’ler projesi de aynı akibetten kurtulamamıştır. Örümcek kafalı insanlar, gözlerini kapayarak, güneşi inkara yönelmeleri gibi, Erbakan’ın dahiyane buluşlarına karşı da, aynı tavrı sergilemektedirler. Bunların içinde evrensel proje üretebilen tek bir düşünür yoktur. Ama alıştırılmış papağanlar gibi durmadan konuşurlar veya konuşturulurlar.

    Muhterem Erbakan da daima bunların hedefi olmuştur. Zira, muhterem Erbakan için normal sayılan projeler, onların hayal hanelerini dahi zorlamaktadır.

    D-8’ler yeni bir uyanışı, yeni bir şahlanışı, yeniden kucaklaşmayı intaç ettiğinden, tüm İslam ülkelerinde makes bulmuştur. Onun için D-8’lerin her kuruluş sene-i devriyesinde İslam ülkelerinin temsilcileri İstanbul’da Çırağan Sarayı’nın salonlarını doldurmaktadırlar.

    Huzur ve sükunetin ilâcı

    Her ne kadar mevcut hükümet mensupları bu sosyal projeyi ıskalamak istese de, maya tutmuş, ağaç büyümeye başlamıştır. Çınar büyüyecek, yeniden ufukların efendisi olma şansını yakalayacaktır.

    Neticede batının oluşturduğu ve başını ABD’nin çektiği kan emici kapitalist sistemin karşısında, İslami eksen anlamına gelen D-8’ler dünyanın huzur ve sükun ilacıdır.

    ABD’nin stratejik ortağı olduklarını söyleyenler, bu projenin kadrü kıymetini bilmiyorlarsa da, bir gün gelecek, yanlışlarının farkına varacak ve nedamet duyacaklardır.

    Cihan saadeti D-8’lerle sağlanır.

    Cihanın huzuru D-8’lerle sağlanır.

    Cihanın refahı D-8’lerle sağlanır.

    Cihanda hakkın hakimiyeti D-8’lerle sağlanır. Çünkü, D-8’ler tarik-i müstakimdir, yani sağlam ve emin yoldur.

  19. #19
    Doç. Dr. Gündoğan: D-8, Dünya’yı formatlayacak
    Röportaj: İslam Arslan

    DOÇ. DR. METE GÜNDOĞAN KİMDİR?

    Balıkesir (Dursunbey) 1963 doğumlu. Dokuz Eylül Üniversitesi’nde lisans, ODTÜ ve Cranfield Teknoloji Enstitüsü’nde lisansüstü (master) çalışmalarını tamamladı. Cranfield Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Halen Doçent olarak akademik çalışmalarını sürdürüyor. TÜBİTAK, DPT, TAI, TBMM, BAÜ ve HÜ vb. gibi çeşitli kurumlarda çalıştı. 54. Erbakan Hükümeti’nde Başbakan Başmüşaviri olarak görev yaptı. Çeşitli ulusal - uluslararası konferans ve dergilerde yayınlanmış çalışmaları olan Gündoğan’ın Vadi Yayınları’ndan çıkmış “Refah Toplumu” ve Keşif Yayınları’ndan çıkmış “Borca Dayalı Para Sistemi”, “Faiz Tuzağı” ve “Stratejik Hedef” isimli dört kitabı var. Şu anda Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı olan Gündoğan evli ve iki çocuk babası.

    - 1 -

    NATO’nun düşman rengi kırmızıdan yeşile döndü

    Refahyol Hükümeti’nde Başbakan Erbakan’ın Baş müşaviri olan Gündoğan, aynı zamanda, D-8 kuruluş sürecinin başından sonuna kadarki takipçisi ve bir çok olayın tek şahidi idi. Gündoğan ile D-8’in tüm aşamalarını ayrıntılarıyla konuştuk. (İ.A)

    *Mete Bey, siz Erbakan Hocamızın fikri olarak temellendirdiği D-8’in organizasyonunda ve kuruluşunda yoğun bir şekilde çalıştınız. D-8’in mimarlarındansınız. Bize öncelikle kuruluş çalışmalarını anlatır mısınız?

    20. Yüzyılı tahlil ettiğimizde, bunu dört çeyreğe ayırıyoruz. Birincisi imparatorluklar dönemi. 1. Cihan Harbi ile bu dönemin bittiğini görüyoruz. İkinci olarak faşist diktatörlükler dönemi yaşanmış. Bu diktatörlüklerin de 2. Cihan Harbi ile yıkıldığını görüyoruz. Üçüncü dönem demokratizasyon dönemi gibi ancak bu dönemin de Stalin ve Rusya’nın konumundan dolayı soğuk harp dönemi olduğunu görüyoruz.

    Rusya’nın Afgan Harbiyle ve 1991’de Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla da bu dönemin bittiğini görüyoruz. Dördüncü dönem, şu anda bizim de içinde bulunduğumuz dönemdir. Peki bu dönem nasıl şekilleniyor? Bu dönem için ne diyeceğiz? 1992 yılında İskoçya’da yapılan bir NATO Toplantısı’nda Margaret Thatcher, buna benzer bir tahlil yaptıktan sonra ‘Soğuk harp dönemi bitti’ diyor. O toplantıda soğuk harp döneminden sonra NATO’ya ihtiyaç var mı, yok mu, bu tartışılıyordu. ‘Bu dönemden sonra NATO’ya ihtiyaç var. Önümüzdeki dönem belki de NATO’nun düşman rengi kırmızıdan yeşile dönecek’ diyor.

    *Peki Batılılar neyi amaçlıyor?

    Batılılar düne kadar Türkiye gibi İslam ülkelerini doğu blokuna karşı ön cephe malzemesi gibi kullandılar. Bu dönemden sonra bir de bakıyoruz ki artık direkt olarak ‘Biz yeni bir dünya düzeni kuracağız. Bu yeni düzende dünyayı yeniden yapılandıracağız’ gibi fikirleri var. Bu fikirleri keşfedince, ‘Bizim belli ilkeler demeti çerçevesinde yeni bir atılım, açılım yapmamız gerekir. Yoksa bunların operasyonlarına yem olacağız’ şeklinde düşündük. Bu ilkeler nelerdir, önce o ilkeler üzerinde uzun uzun konuşuldu. Çalışmalar yapıldı. Diğer ülkelerin liderleri ile görüşüldü.

    Bu çerçevede Müslüman ülkelerin ve gelişmekte olan diğer ülkelerin bir araya toplanması gerekiyor. Aksi takdirde, bu batılıların kurguladıkları yeni dünya düzeninde bir ve bütün olarak hiçbirinin yeri yok. Pakistan’ın da yok, Mısır’ın da yok. Bunu, 1991’de soğuk harbin bitişiyle ortaya çıkan gelişmelerden açıkça görüyoruz. Yani biz bunu yapmazsak çok daha büyük felaketlere duçar olacağız.

    Şimdi gelinen noktada Büyük Ortadoğu Projesi’ne dikkat edin. Fas’tan Endonezya’ya kadar olan bölge yeniden yapılandırılacak. Peki D-8 nedir? D-8, Fas’ın hemen altı, Nijerya’dan Endonezya’ya kadar olan bölgedir. Haritayı elinize alırsanız, D-8’in başlangıç etki alanıyla Büyük Ortadoğu Projesi’nin etki alanı aynıdır. Kendi başımıza keşfederek ‘Bir an önce derlenip toparlanalım, bu zalimlerin baskılarından kurtulalım’ diye düşündük. Adımlar atıldı. İyi de atıldı. Şimdi, adamların D-8’i apar topar felç ederek BOP’u öne sürmeleri manidardır. Bugün yapılanlar, D8 fikrinin ne kadar sağlam ve isabetli olduğunu gösterir.

    -2-

    Rusya, Çin, Hindistan ve Brezilya’yı da aramıza alacaktık

    Refahyol’da Başbakan Erbakan’ın Baş müşaviri olan Doç. Dr. Gündoğan, Batının ve küresel sömürgecilerin Erbakan’ın ‘Heey! Çocuklar, gelin bakalım!’ şeklinde seslenmesine olumlu cevap veren ülkeleri ve yöneticilerini cezalandırdığını belirtti.

    *D-8 içinde bu tahlili nasıl yaptınız?

    Medeniyetler tahlilidir bu. Akabinde bir de 'Biz burada nasıl sınırlı sayıda ülke ile çoğunluğu temsil ederiz?' düşüncesi var. Mesela dünyada bu kategoriye uyan, bu ilkeleri kabul edebilecek 150’ye yakın ülke var. Halkı Müslüman olan ise elli-altmış tane ülke var. Nasıl sınırlayacağız? O zaman dedik ki temsil kabiliyeti olarak en önemli kriter olan nüfus kriterini kullanalım. Çünkü çokları alırsan temsili çok olur. Böyle bir mantıkla 'Nüfusu 60 milyondan daha büyük ülkeleri bir araya getirelim' dedik. Türkiye, Nijerya, Mısır, İran, Pakistan, Bengladeş, Endonezya ve Malezya bu şekilde ortaya çıktı. Bu noktada bize bazen Malezya'nın 20 milyon olduğu ve nüfus kriterinin uymadığı söylendi. Malezya'yı da iki sebepten kattık. Birincisi Endonezya ile Malezya aynı. Endonezya, Malezya, Singapur aynı kökenden. Bunları ayırt etmek zor. Aynı dili konuşuyorlar, aynı kültüre sahipler, aynı teknolojik gelişmişlik seviyesindeler... İkinci sebep, Malezya, bu 8 ülke içinde milli geliri en yüksek olan ülke. Aynı zamanda teknolojik olarak da en gelişmiş ülke Malezya. Diğer ülkelerin Malezya’dan alacağı bayağı örnek ve ipuçları var. Onun için başlangıcı 8 ülke ile sınırladık. Sınırladığımız o zaman bile nüfusu 800 milyondu. Coğrafi olarak dağılımı da dünya üzerinde dengeli idi. Bugün dünyadaki Müslümanların toplamı yaklaşık 2 milyar. Yarısından fazlasını hâlihazırda bu 8 tane ülke temsil edebiliyor.

    *28 Şubat darbesinin gerçek sebebi D–8 diyebilir miyiz? Uluslararası güçler açısından…

    Tabi diyebiliriz. Bunu zaten kendileri de söylüyor. Mesela, uluslar arası stratejik araştırma enstitülerinden Amerikalı bir diplomat, Fazilet Partisi zamanında bizim milletvekillerimizden birine aynen şöyle söylüyor. Diyor ki: "Erbakan iki tane adım attı. Bizim buna müsaade etmemiz mümkün değil. Buna güç yetiremeyiz. Bunu durdurmamız lazım." "Nedir?" diye sorunca o bizim milletvekilimiz, diplomat da diyor ki "Havuz sistemini kurdu. Havuz sistemini kurunca bize olan borçlanma ihtiyacını ortadan kaldırdı. Biz borç veremezsek nasıl emir vereceğiz? Bu diğer ülkelere yayılırsa ve hepsi birden bu sistemi kurarsa, bu, dünyadaki global batı sisteminin çöküşü demektir. İkincisi, Erbakan D-8’i kurdu. Bu çok tehlikeli bir adımdır. Batı, Osmanlı’nın hem topraklarını hem de hinterlandını paylaşmak için iki tane dünya savaşı yaptı. Ama Erbakan, bir kurşun dahi atmadan dünyada iki tur attı. Bunların hepsini alıverdi. Adamlar hayret ediyorlar. Yani bu nasıl olur? En çok kızdıkları da bu. Mesela Nijerya’nın Devlet Başkanı General Sani Abacha yatağında ölü bulundu.

    * İslam aleminde Müslümanlar çocuklarına Erbakan ismini koyuyorlar. Erbakan’ın ve Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki dik duruşu ve zaferi, İslam coğrafyasında 1974’te de aynı özgüveni yaşatmıştı. Bu, D-8’in kuruluş amaçları kapsamında bir hamle daha yapıldığı zaman da gerçekleşecek midir?

    Tabi ki. Dünya denklemi güç oyunudur. Kuvvetli olan ilkelerini hakim kılar. Bugün, materyalist batıl mantık kuvvetlinin zayıfı ezmesini doğal karşılıyor. Dolayısıyla bu adamlar, iki şeyi yapıyorlar. Şu anda güçlü, eziyor. Eğer, ‘Bunlar toplanırsa karşımda güç olur’ diye elinden gelen her türlü zulmü yapıyor. Ama yine de korkuyor. Bir gün mazlumların biraraya gelerek toplu hareket etmesinden korkuyor. Bunlar, karşılarında başka bir gücü görürse geri adım atar. Onun için D-8’in uygulanacak olan iki kademesine sıra gelmeden önünü kestiler. D-8’in ikinci kademesinde Brezilya, Hindistan, Çin ve Rusya’yı da alacaktık. Dikkat ederseniz D-8 ülkeleri, gelişmekte olan diğer ülkeleri temsil kabiliyetine sahip ülkelerdir. Mesela Türkiye, bütün Türk cumhuriyetlerini temsil edebilir. Hepsinin abisi pozisyonunda.

    -3-

    ‘Erdoğan’ın vizyonu olsaydı yeni bir dünya kurardı’

    Refahyol Hükümeti’nde Başbakanlık Başmüşaviri olan Gündoğan, AKP’nin D-8 gibi büyük bir projeyle ilgilenmediğini belirterek “Tayyip Bey bu işe sahip çıkabilseydi, yeni bir dünya kurardı. Ama kendisinde o vizyon yok” diyor.

    *G-7 ile D-8 masaya oturacak ve dünyayı adil temeller üzerine yeniden yapılandıracak. G-7, zaten adil davranmıyor. O halde inisiyatif D-8’de mi olacak?

    G-7’ler adil davranmıyor, evet. İnisiyatiften ziyade istiyoruz ki dünyadaki tüm insanlar saadet bulsunlar. Şu anda bakıyorsunuz. Mesela dünyada yüz milyonlarca aç var. Resmen ölüyor. Açlıktan ölüyor adam. Bunların açlıktan kurtulması için ihtiyaç olan para yaklaşık 200-300 milyar dolar gibi bir şey. 300 milyar dolar dediğin para gülünç. ABD’nin yıllık milli hasılası 5 trilyon dolara yakın. Yani zekatını ortaya koysa bunu çok rahat karşılar. Mesela yani. Çok cüzi bir para. Verilmiyor. Bu kadar insan aç kalıyor. Dünyada savaşlar oluyor, insanlar zarar görüyor. Halbuki bu dünya küresel ve küçük bir şey oldu. Adil bir şekilde yaşayalım. Şimdi yeni niyetleri ortaya çıktı; Yeni Dünya Düzeni. Adam, ‘Seni sömürgeleştireceğim’ diyor. Biz bir araya gelirsek ‘Sen, beni sömürgeleştiremezsin’ diyeceğiz. Şu anda tek başımıza diyemiyoruz. Şu anda tek tek ağlıyor bütün memleketler. Afganistan gitti. Irak gitti. Suriye, Mısır, Suudi Arabistan, İran sırada. Zalimler, dört aşamalı bir harekat yürütüyorlar. Önce çağırıyor idareciyi ve ona ‘Tam istediğim gibi olacaksın’ diyor. Yani işbirlikçi olacaksın diyor. Olmazsa kadife devrimler organize ediyor. Olmazsa içinden bazı fraksiyonlar çıkarıp saldırıyor. Afganistan’daki Kuzey İttifakı gibi. Olmazsa Irak’taki gibi işgal ediyor. İşte buna karşı, ‘Adil bir dünya kuralım’ dedik. Zalimler bunu niçin kabul etsin? Onlar bunu kabul etmezler. Çünkü ‘Güç bizde’ diyorlar. Ancak, D-8 olunca sizin dediğiniz gibi olur. O zaman inisiyatif sizde olur. O zaman diyorsunuz ki: ‘Ben bu kadar güçlüyüm ve şu ilkeler üzerine yeni bir dünya kurmak istiyorum’. İşte o zaman paşa paşa kabul edeceklerdir.

    *Öncelikle 8 ülke. Ardından da 150 kadar ülke dahil edilerek bir birlik oluşacağı belirtilmişti…

    Tabi tabi. Gelişmekte olan ülkeler. Hepsi dâhil olacak buraya.

    *Bütün bu oluşumun kurucusu ve koordinatörü Türkiye oldu. Başkanlığını da Erbakan Hoca yaptı. Bu nasıl karşılandı?

    Başkanlığı rotasyonla yapmayı düşündük, öyle de gidiyor zaten. Ben Pakistanlı, İranlı, Nijeryalı yetkililerle konuştuğumda dediler ki ‘Bu Erbakan Hoca’nın girişimidir. Türkiye öncü olursa olabilecek bir şeydir.” Yani bir ülkenin inisiyatifi ele alıp ormanda yol açar gibi her şeyi göğüsleyip yolu açması lazım. Bunu Erbakan Hoca yaptı. Bütün insanlığın saadeti için kendini feda etti.

    *Bugün D-8, Türkiye önde olmadığı için mi bu halde?

    Türkiyesiz başsız kalıyor. Başı var ama böylesine güçlü olabilecek bir örgüt, basit bir lobi faaliyeti olarak kullanılıyor şimdi. Mesala Cumhurbaşkanı Sezer, zirvelere gitti.

    *Neden gitti? ABD’nin işgal politikasına bir tepki miydi?

    Öyle yansıtıldı. Aslında gitme sebebi, biz biliyoruz ki, Dışişleri Bakanlığı’nın ve devletin bir çok yetkilisinin D-8’e sahip çıkılmasını istemesidir. Ancak, daha da etkin olunması için buna sahip çıkacak vizyon sahibi bir Başbakan’ın olması lazım. Mesela Tayyip Bey bu işe sahip çıkabilseydi, yeni bir dünya kurardı. Ama kendisinde o vizyon yok.

    *AKP, AB’ye girebilmek için çaba sarfeden bir parti. D-8’i devam ettirseydi, kendisini inkar etmiş olmaz mıydı? Çünkü, Milli Görüş’ü reddediyorlar artık.

    Evet. Doğru. Eğer, diye söyledim, dikkat ederseniz. Onu yapacak bir vaatleri de yok zaten. Milli Görüş, 270-280 kişi ile tek başına iktidara geldiği takdirde, bu iş tamam demektir. D-8 çok çabuk canlanır.

    *1997’den bu yana stratejik olarak ne değişti?

    1997’den günümüze üç şey oldu. Bunlar önemlidir. Birincisi, D-8’e katılan ülkelerin devlet ve hükümet başkanları bir bir yerlerinden edildi. D-8’e gönül vermiş ve her şeyi göze alabilecek liderler, mesela General Abhacha (Nijerya) yatağında ölü bulundu. Benazir Bhutto da Navaz Şerif de (Pakistan) yerinden edildi. Şeyh Hasine (Bangladeş) gitti. İran’da Rafsancani gitti. Endonezya’da Suharto da Habibie de gitti. Bunların hepsi yerinden oynadı.

    *Malezya istisna galiba

    Malezya’da da kriz çıkarıldı. Ama hükümet çok radikal karşı tedbir aldı. Mahathir Muhammed, Enver İbrahim ve ekibini harcamak zorunda kaldı. Çok ciddi bir operasyon yapıldı. Ona aynı şiddette cevap verildi. Sadece Mısır’da bir şey olmadı. O da Mısır’ın devlet başkanının şahsi ilişkilerinden (Hüsnü Mübarek) kaynaklanıyor. İkinci gelişme zamana yayıldığı için millet pek fark etmedi. Bu zaman zarfında Hindistan İKÖ’ye gözlemci üye olarak katılmak istedi. Pakistan ve Bangladeş lobisiyle reddedildi ama yine de bir statüsü var. Yani, Müslümanların olduğu bir örgüte müracaat ediyor. Aynı şekilde Çin de müracaat etti. Yanlış hatırlamıyorsam en son Kasım 2003’te Malezya’da Rusya Devlet Başkanı Putin, ‘Bizi de İslam Konferansı Örgütü’ne gözlemci üye olarak alın. Şu anda size terörist diyorlar. Biz olunca kolay kolay diyemezler’ mealinde bir konuşma yaptı. Bu arada Brezilya’da büyük, Yahudi fonları dev sanayi yatırımları yaptılar. Sırf Brezilya yönünü Müslüman ülkelere çevirmesin diye. Bu ne demektir? Sen şimdi konuşuyorsun ya, bunu herkes dinliyor. Erbakan Hoca çıkıyor ya da biz çıkıyoruz diyoruz ki ‘Bu oluşuma Brezilya, Rusya, Çin ve Hindistan’ı da katacağız.’ Bu onların kulağına gidiyor. Adamlar oturdu, bu zaman içerisinde bir analiz yaptı ve ‘Hakikaten bunlar bizi istiyor. Bizim buraya girmemiz hem bizi güçlendirecek hem de bunları” diye düşündüler ve çözüm olarak bu projeyi kabul eder hale geldiler. İşte onun için de gittiler İKÖ ile iyi münasebetler kurmaya başladılar. Düne kadar bu ülkeleri (Rusya, Çin, Hindistan ve Brezilya) buraya almakta zorlanabilirdik ama bugün D-8’in ikinci aşamasını çok süratli gerçekleştirebiliriz. Çünkü temelleri atıldı. İKÖ bağlantılı olarak atıldı. Adamlar mesela D-8’e bakmadılar. Daha geniş bir platform olarak İKÖ’ye baktılar. Çünkü menfaatleri burada. Mesela adam petrol ithal ediyor. Bir de bakıyor ki petrol bunların elinde, hammaddeler bunların elinde, iş gücü bunların elinde, cesaretli insanlar ve genç nüfus bunların elinde. Yani gelecek görüyor. 1997’den bu yana gerçekleşen üçüncü stratejik olay ise negatif bir olay. Sadece devlet başkanlarının öldürülmesi, ülkelerin karıştırılması, kriz çıkarılması falan olmadı. Bunlar devam etti. Rusya’yı, Hindistan’ı vs katacağımızı belirttiğimiz için kadife devrimler de aslında D-8 sonrası batının yaptığı operasyonun devamıdır. D-8’e nazire olsun diye yapılıyor. Yönetimleri kadife devrimlerle yıkmaya çalışıyorlar. Neden? Bütün dertleri, ‘Türkiye’nin başına Milli Görüş vizyonuna sahip biri gelirse gidip de tokalaşacak bir lider bulamasın’dır. İşte bu üç ana eksenli operasyonlar yapılmıştır.

    -4-

    “Diyelim ki, ABD malları almıyoruz …”

    Refahyol Hükümeti’nde Başbakanlık Başmüşaviri olan Doç. Dr. Mete Gündoğan, D-8 projesi ile hedeflenen sanal para birimini, para havuzunu detaylarıyla anlattı. Gündoğan tüketimin de güç olarak kullanılabileceğini belirterek “Mesela diyelim ki, Amerikan malları almıyoruz. Türkiye almıyor, İran almıyor, Mısır almıyor… Adamlar müthiş bir pazar kaybeder. O zaman ne oluyor, kendini sömürttürmemiş oluyorsun. Tüketimden gelen gücünü kullanıyorsun” şeklinde konuştu.

    * D-8’de teknik konularda, stratejik konularda pek çok kararlar alındı. Ortak kararlar alındı. Bu sekiz ülke en çok neyi hedefliyordu? Bugün yeniden harekete geçse ilk etapta neler yapılabilir? Şu an İslam cografyası berbat bir durumda? Şu an neler yapabilirdi D-8’ler?

    İlk etapta 10 tane çalışma alanı belirlenmişti. Denildi ki 8 tane ülkenin her biri en az bir alanda profesyonel detaya girsin. Mesela başlangıç sahaları: Ticaret, endüstri, finans ve bankacılık, çevre ve sağlık, telekomünikasyon, kırsal gelişim, yoksulluğun giderilmesi, tarım ve enerji. Her ülke bunlardan en az birini aldı. Mesela ticareti Mısır koordine edecekti. Bütün bu alanları ülkelerin kendileri olgunlaştıracak, 8 ülke birlikte koordine hareket eder hale gelecek. Dolayısıyla kaynak israfı olmayacak ve süratle açıklarımızı kapatmaya başlayacağız. Mesela ne yapılabilir? Sanal bir para sepeti oluştursam. Bu para sepetinin yüzde 5’i TL olsa, yüzde 5’i rupi olsa vs .…

    Sekiz ülkenin paraları yüzde 40’ını doldursa. Yüzde 20’si dolar olsa, yüzde 60 ediyor. Yüzde 20’si Euro olsa, 80 ediyor. Kalan yüzde 20’yi de Uzakdoğu para birimleri yen, yuan gibi paralarla doldursam. Ne olur? Sanal elektronik para ölçü birimi olarak ortaya çıkar. Aramızdaki ticarette bu geçerli desem, ne yapabilirsin? Mesela Türkiyeli Ahmet, Malezyalı Rahman’a buğday satacak. 1 milyon dolarlık buğday sattığını düşünelim. Türkiyeli Ahmet 1 milyon dolar almayacak. Parasını sanal para sepetinden hesaplayacak. O sepetteki birimden kaç para oluyorsa o kadar parayı Türkiye Merkez Bankası basıp verecek ona. Malezyalı Rahman da Malezya Merkez Bankası’na 1 milyon dolar verecek.

    D–8 Merkez Bankaları mesela ayda bir, bir araya gelecek karşılıklı mahsuplaşacaklar, silecekler birbirlerine olan borçlarını. Çünkü Türkiye Merkez Bankası, Malezya Merkez Bankası’ndan alacaklı olacak. Başka zaman da Malezyalı biri Türk’e başka bir mal sattı. Bu sefer de Türkiye Merkez Bankası, Malezya Merkez Bankası’na borçlu olacak. Dolayısıyla bunlar ne olacak? Alacaklar, borçlar karşılıklı silecekler ve ben istediğim kadar parasal genişlemeye sahip olabileceğim. Üretimimi ya da ticaretimi talepten başka hiçbir şey sınırlayamayacak! Bu bir ölçü olacak sadece. Sanal bir ölçü. Sepete para koymanıza da gerek yok. Burada daha başka neler olabilir?

    Mesela şu anda yaklaşık 1 trilyon dolar Arap sermayesinin kendisine yer aradığından bahsediliyor. Sen böyle sanal sepet oluştursan, D-8 Bankası yada Merkez Koordinasyon Bankası diye bir şey kursan, boştaki fonları burada tutsan neler olur? 1 trilyon doların sadece yıllık yüzde biri 10 milyar dolar yapar. Düşünün, ne kadar çok paraya hükmedebilirsiniz. Bir de bu paraları doğrudan yatırıma yönlendirebilirseniz, 10 yıl içerisinde yepyeni bir dünya kurarsınız. Heyecan verici değil mi?

    -5-

    “D-8, dünyayı yeniden formatlayacak”

    Siyonist Teorisyen Zbigniew Brzezinski’nin son kitabında isim vermeden Milli Görüş’ü tanımladığını açıklayan Doç. Dr. Mete Gündoğan, “Gelecekte bu projeyi biz tamamlayacağız” diyerek dünyayı yeniden formatlayacaklarını söyledi. Gündoğan, D–8 birlikteliği aktifleştiği zaman doğal olarak bir nükleer güç de olduğunun altını çizdi.

    *D-8’in fikri alt yapısını Erbakan Hoca oluşturdu. Bu oluşturma sürecinde siz de vardınız. Başka kimlerle çalıştınız?

    Daha sonra diğer ülkeler de katkıda bulundu. Mahathir Muhammed, Rafsancani ve diğerlerinin çok gayretleri oldu. Bakın o zamanki Uzakdoğu gezisinde Singapur’a gittiğimizde bir diplomat, aynı zamanda Devlet Başkanı’nın da danışmalığını yapmış biri, ‘Bu kadar büyük bir projeyi dünyada sadece ve sadece Türkler yapabilir?’ dedi. ‘Neden?’ dedim. ‘Sizin böyle bir müktesebatınız var. Siz dünyayı idare edebildiniz. Diğerleri kolay kolay buna cesaret edemez’ dedi. Bakın ABD’nin akıl hocalarından olan Zbigniew Brzezinski ‘Tek Seçenek’ adlı yeni kitabında ABD’ye diyor ki ‘Sömürgeleştirilmiş olan ülkelerden çekinme. Halkı Sünni Müslüman olan, sömürgeleştirilmemiş ve İslam’ı teokratik bir rejim olarak hedeflemeyip sosyal hayatta yaşamayı hedefleyen politik hareketlerden kork’ diyor. Bak, buradaki mahfuz adres Milli Görüş’tür. 2004’te çıktı kitap. Açık açık yazıyor adam. Bunu niçin söylüyorum. Hani siz dediniz ya, diğerleri yapamaz mı diye. Yapamaz. ‘Bunlardan korkmayın’ diyor zaten. Bunu batılılar da biliyor. Kim yapar? ‘Bunu Milli Görüş yapar’ diyorlar. Çok enteresan bir yazıdır o.

    *Sizin aklınızdan neler geçiyor? Gelecekte D-8’ler ne olacak?

    Gelecekte bu projeyi biz tamamlayacağız, inşallah. Milli Görüş projesi üç sacayağı üzerine oturur: Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya… Yeni Bir Dünya demek, D–8 projesinin tamamlanması demektir. D-8 kuruldu, bu genişleyecek ve G-7’lerle yuvarlak bir masa etrafında adil temeller üzerine Yeni Bir Dünya kurulacak. Dünyayı 6 ilke etrafında yeniden formatlayacak.

    *Belli bir zamandan sonra G-8’leri de devreden çıkaracak diyebilir miyiz?

    D-8’ler, G-8’leri devreden çıkarmaz. Bizim isteğimiz, hep birlikte adil bir dünya düzeni kurmak. Ama adamlar ‘Biz bunda yokuz’ derlerse o zaman hammaddeyi nereden bularak şu anda yaşadıkları 30-35 bin dolarlık hayatı yaşayabilecekler merak ediyorum.

    *Zorlayıcı sebep olacak diyorsunuz.

    Bütün hammaddeler bizim. Biz üretmiyoruz. Irgat gibi çalışıyoruz onlara. Her türlü imkan bizde, sömürülüyoruz. D-8, bu sömürünün önüne geçecek bir projedir. Dünya saadetinin temelidir. Adam yeni dünya düzeni kuruyor. Bu düzenin nasıl kurulduğu gözümüzün önünde. Hep beraber görüyoruz işte. Kan, gözyaşı, zulüm ve işkence. Bu böyle gidemez. Dünyanın bir kısmında kişi başına mili gelir 40 bin dolar iken, diğer kısmında 40 dolar! Bu nasıl devam edebilir ki?!

    Buteflika’dan Gül’e tokat gibi cevap

    *D-8’in gelişmekte olan ülkelerin ufkunu açması, Osmanlının çöküşünün oluşturduğu kuvvet boşluğunu doldurması ve güçlü olmayı hedefleyerek ümmetin bir arada toplanmasıyla birlikte bir sinerji oluşturması açısından ne tür bir yansıması oldu?

    D-8, işte, bütün bunların mümkün olduğunu gösterdi. Bunu sadece Türkiye’deki insanlar görmedi. O zamanlar kimsenin aklının ucuna gelmezdi. Şimdi bunun yansıması birçok ülkede görülüyor. Mesela, Cezayir Devlet Başkanı Buteflika, Dışişleri Bakanı Gül’e “Sen burada Amerikan ağzıyla konuşacağına Osmanlı Milletler Topluluğu’nu kurmak için gel” dedi. Aynı Buteflika, batılılar Türkiye’yi Ermeni Soykırımı ile sıkıştırınca Fransa’ya “Sen Cezayir’de soykırım uyguladın, bunu kabul et” dedi. Yani aslında bizim elimizi güçlendirmek istiyor.. Bu, müthiş bir sinerjidir. Bu işin öncüsü Türkiye’dir. Türkiye bu işte ayağa kalktığı zaman, hele Erbakan Hoca gibi güçlü bir liderle ayağa kalktığı zaman neler olabileceğini tüm dünya gördü. Şimdi durum o kadar müsait hale geldi ki. Dün, D-8’in ne olduğunu uzun uzun anlatmaya çalışıyorduk. Mesela birçok uluslararası strateji uzmanı “Bu konjonktüreldir. Bunun bir faydası yok.” falan diyorlardı. Ama şu anda öyle bir konuma geldi ki bizim dışımızda artık. Hemen hemen bütün gelişmekte olan ülkeler uyanmaya başladılar ve harekete geçtiler. Önlerine düşecek bir ekip arıyorlar bir lider arıyorlar.

    Erbakan’ın odasını merak eden diplomat

    *Bu noktada Erbakan Hoca’nın lider kişiliği nasıl değerlendiriliyor?..

    Singapur Devlet Başkanı danışmanı olan şahısla ilk konuşmamız şöyle gelişmişti. Erbakan’ın onuruna verilen akşam yemeğinde arkadaşlar bana gelip Başkan danışmanlarından biri seninle görüşmek istiyor dediler. Ben programa baktım ve ancak gece 1’den sonra görüşebileceğimizi ifade ettim. Gece 1’den sonra buluştuk. Tanıştıktan sonra, adamın ilk sorduğu şey; “Erbakan’ın odasında ne var?” sorusu oldu. Ben biraz şaşırdım biraz da tedirgin oldum. “Nasıl yani, masa sandalye gibi mi?” diye cevap verdim. “Evet evet” dedi, “ne var?” Ben saymaya başladım, masa var, sandalye var, halı var, vs.vs. Ama adam her seferinde “başka, başka” diye sorusunu sürdürüyordu. Ben, bu adam acaba neyi merak ediyor diye bir an düşündükten sonra “ha, bir de çalışma masasında bir globe (küre) var” dedim. O zaman adam bir çığlık atarak, “hah, işte Erbakan gibi bir liderin masasında var olduğunu tahmin ettiğim ilk şey. Bir dünya küresi...” diyerek bir Hoca tahlili yaptı ki hayran kalırsınız. Yani, adam Hoca’yı tanımadan, ürettiği projeden nasıl bir adam olabileceği konusunda çok iyi bir tahlil yapmış.

    -6-

    Erbakan’ın sözleri Benazir Bhutto’yu ağlattı

    Başbakan Erbakan, Pakistan Başbakanı Benazir Bhutto ile özel bir toplantı yaptı. Erbakan Hoca D-8 vizyonunu çizdi, anlattı. Bhutto’nun gözleri doldu. Ve şu ifadeleri kullandı: “O kadar ülke gezdim fakat, gelişmekte olan dünyaya sizin kadar güzel ve net bir vizyon çizen lidere denk gelmedim. Halbuki ben sizin gelişinizi başka türlü değerlendiriyordum. Sizin hakkınızda çok yanılmışım...”

    D-8’in kuruluş çalışmalarını anlatan Refahyol Hükümeti’nde Başbakan Erbakan’ın Başmüşaviri olan Doç. Dr. Mete Gündoğan, küresel güçlerin D-8 projesinden hoşlanmama sebeplerini “Bir tur Uzakdoğu’ya atıldı. Bir tur da Afrika’ya. Global elitler çıldırdı tabi. İki tane dünya savaşı yaptılar adamlar. Erbakan Hoca iki tur attı, olayı bitirdi. ‘Nasıl olur da bunun peşinden giderler’ dediler” şeklinde özetledi.

    *D-8 gezilerinde unutamadığınız bir anınız var mı?

    Mesela bir şeyi, şimdi, yıllar sonra söyleyebilirim. Başbakan Erbakan, Pakistan Başbakanı Benazir Bhutto ile özel bir toplantı yaptı. Orada ben vardım ve bizim taraftan hatırladığım kadarıyla başka da kimse yoktu. Erbakan Hoca D-8 vizyonunu çizdi, anlattı. Hiç unutmuyorum, Sn. Benazir Bhutto’nun gözleri doldu. Çok duygulandı ve heyecanlandı.. Dedi ki, “Ben soğuk savaş döneminden sonra dünyanın pek çok ülkesine gittim. Bir çok ülkesini gezdim. Bir çok liderle konuştum. İslam dünyasından da bir çok insanla görüştüm. ‘Ne olacak durumumuz? Hadi, bu zamana kadar doğu bloku-batı bloku vardı. Şimdi ne olacak? Biz ne yapacağız?’ sorusuna cevap aradım. Ama bize ve gelişmekte olan dünyaya sizin kadar güzel ve net bir vizyon çizen lidere denk gelmedim. Halbuki ben sizin gelişinizi başka türlü değerlendiriyordum. Sizin hakkınızda çok yanılmışım. Şu anda da duygularımı tarif edemem. Çok sevinçliyim. Önümüzdeki yirmi yılı tayin edebilecek böyle bir vizyonu daha önce kimseden dinlemedim. Bu, bizim kurtuluşumuzdur! Ben hükümet olarak, devlet olarak bu işin sonuna kadar arkasındayım. Ne istiyorsanız yardımcı olacağım” dedi. Sonra, Sn. Bhutto’nun çok faydası oldu bize. Mesela biz Bengladeş’i ziyaret etmedik. Nedeni nedir biliyor musun?

    *Nedir?

    Hem Bengladeş idaresinin çok şuurlu oluşu hem de Benazir Bhutto’nun yardımlarıdır. Kadın o kadar duygulandı ve sahip çıktı ki “Sizin Bengladeş’e gitmenize gerek yok. Biz onlarla özel olarak görüşür meseleyi izah ederiz. Vakit kaybetmeyin. Onlar, bu işin arkasında sağlam bir şekilde dururlar.” dedi. Düşünebiliyor musun bu işe ne kadar canla başla sarılıyor.

    Erbakan’ın öngörüleri çıktı

    *Bhutto ağlamaklı olunca Erbakan Hoca ne yaptı?

    Benazir Bhutto duygulanınca Hoca da duygulandı. Bhutto, Hoca’ya “Siz çok farklı bir insansınız’ demişti. Hoca da mukabil hislerini çok kibar bir şekilde ifade etti. Erbakan Hoca orada anlatıyordu; “Bak, bu batılılar yeni dünya düzeni adı altında şunları yapacak” diyordu. Şimdi ortaya çıktı, adamlar yapıyor yani. Dünyayı görüyorsunuz. Hoca, D-8’i anlatırken bunları öngörüyordu. Eminim şimdi Hoca’ya çok daha fazla hak veriyorlardır. Çünkü öngörüleri bir bir çıktı. Dünya bir felakete sürükleniyor.

    *Pakistan toplantısı kaçıncıydı?

    İkinci. İran’dan sonra ziyaret ettiğimiz ikinci ülke idi.

    Global elitler çıldırdı

    *Mete Bey bir turla mı yaptınız tüm bunları?

    (Gülüyor) Bir tur Uzakdoğu’ya atıldı. Bir tur da Afrika’ya. Global elitler çıldırdı tabi. İki tane dünya savaşı yaptılar adamlar. Her ikisi de beş yıl sürdü. Bu toprakları elde edebilmek için en az on yıl birbirleri ile savaştılar. Erbakan Hoca iki tur attı, olayı bitirdi. “Nasıl olur da bunun peşinden giderler” dediler, deli oldular ve çok kızdılar.

    *Turlardan bahseder misiniz?

    İlk rotamız şöyleydi; İran, Pakistan, Malezya, Singapur, Endonezya. İkinci seyahatte de Mısır, Libya, Nijerya’ya gittik. Libya’ya sadece müteahhitlerimizin yaklaşık 400 milyon dolar alacaklarını almalarına yardımcı olmak için gittik.

  20. #20
    Erbakan’ın D-8’ler projesi bir cihan projesi olup, aynı zamanda insanlığın kurtuluş reçetesidir. Elektriğin, telefonun, radyonun, mikrobun, cebir, geometrinin, kimyanın, astronominin bulunuşu gibi, cihanı alakadar eden muhteşem bir sosyal projedir.

    Herkesin malumu olduğu gibi, cihan harpleri sonrası oluşan eksenlerden birisi olan Sovyet Bloğu 1990’larda çöküntüye uğradı. Geride sadece kapitalist eksen kaldı. Bu eksenin patronluğuna da Amerika Birleşik Devletleri soyundu.

    Tek kutuplu kalan dünyamızda Amerika, tüm dünyayı kontrol etmek için çeşitli atraksiyonlara tevessül etmiştir. Dünyaya insan hakları, demokrasi, hukuk devleti sloganları ile yerleşmeye çalışırken, tam aksi her girdiği yerde katliamlara girişmiş, kan dökmüştür. 46 ülkeye karşı giriştiği operasyonlar sonrası sadece o ülkelerde gözyaşı bırakmıştır.

    İnsan hakları rafa kaldırıldı

    Tiynetinde sömürü ve asimilasyon bariz karakteridir. Vietnam katliamı, Pearl Harbaur baskını sonrası günahsız insanlara karşı Nagazaki ve Hiroşima’ya atom bombası atması, son denemde de Afganistan ve Irak’ta icra ettiği vahşet cümlenin malumudur. Bu görüntü dünyanın huzurunu bozmuştur. Hak, adalet, insan hakları gibi değerler TV ekranlarında görüldüğü kadarı ile rafa kaldırılmıştır. ABD ve batı kendi vatandaşının huzur ve refahı için, tüm geri kalmış dünyanın yer üstü ve yer altı zenginliklerine el atmış, o ülkelerin insanlarını aç bırakmıştır. Deri ve kemikten ibaret kalan insanlara bu yaklaşım canavarlaşmanın dik alasıdır. Terörle mücadele adı altında ciddi asimilasyona yönelen Amerika, demokrasi adına girdiği her ülkede devlet terörü uygulamıştır. Tarihinde 60 milyon kızılderiliyi öldürmekle sabıkalanan Amerika, milyonlara varan Afrika’yı da köleleştirmiştir.

    Can almaya doymayan, sömürmede başı çeken, asimilasyona öncülük yapan ABD’nin başını çektiği kapitalist eksenin dünyaya huzur ve sükun getirmesi mümkün değildir.

    İnsanlığın kurtuluş reçetesi

    İnsanlığı koruyacak, adaletle muamele edecek, hakkı üstün tutacak, tahakkümden uzak, paylaşımcı yeni bir eksene ihtiyaç vardı. İşte kapitalist eksene karşı bu eksen İslam eksenidir. Bu ekseni hükümeti esnasında tesis eden, 54. Hükümetin Başbakanı muhterem Necmettin Erbakan olmuştur.

    Muhterem Erbakan’ın D-8’ler projesi bir cihan projesi olup, aynı zamanda insanlığın kurtuluş reçetesidir. Elektriğin, telefonun, radyonun, mikrobun, cebir, geometrinin, kimyanın, astronominin bulunuşu gibi, cihanı alakadar eden muhteşem bir sosyal projedir.

    Bu proje, aynı zamanda İslam dünyasına da şahsiyet kazandıran bir projedir. İslam dünyasının varlığını, gücünü birleştiren, sömürmeyi reddeden ve sömürtmeyen bir uyanışın adıdır. Zalime karşı dik duran, dünyaya yeniden soluklanma imkanı bahşeden bir sosyal yapılanmadır. Cihan tarihinde bu tarz projeleri icad eden ender insanlar vardır. İşte muhterem Erbakan da, bu ender insanlardan biri, belki de en başta gelenidir. Onun teknik üstünlükleri herkes tarafından bilinmektedir. Ama, D-8’ler projesi ile muhterem Erbakan dünya tarihinde iz bırakacak ve insanlığın kurtuluşuna belki de vesile olacaktır.

    D-8, yeni bir uyanış, yeni bir şahlanış

    Çünkü bu proje tüm insanlığı ihata eden, gözyaşı yerine sevinç, sömürü yerine paylaşım, zulüm yerine adalet bahşeden bir projedir. Bu proje İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini fersah fersah aşan bir muhtevaya sahip ve cihanşümul bir projedir. Temelinde haksızlığı reddeden, tarafgirlikten uzak, hak ölçüsü ile hareket eden adil bir projedir.

    Büyük insanların keşifleri, icadları, dönemin taassup anlayışlı sözüm ona aydınlarının daima iğbirarını çekmiştir. D-8’ler projesi de aynı akibetten kurtulamamıştır. Örümcek kafalı insanlar, gözlerini kapayarak, güneşi inkara yönelmeleri gibi, Erbakan’ın dahiyane buluşlarına karşı da, aynı tavrı sergilemektedirler. Bunların içinde evrensel proje üretebilen tek bir düşünür yoktur. Ama alıştırılmış papağanlar gibi durmadan konuşurlar veya konuşturulurlar.

    Muhterem Erbakan da daima bunların hedefi olmuştur. Zira, muhterem Erbakan için normal sayılan projeler, onların hayal hanelerini dahi zorlamaktadır.

    D-8’ler yeni bir uyanışı, yeni bir şahlanışı, yeniden kucaklaşmayı intaç ettiğinden, tüm İslam ülkelerinde makes bulmuştur. Onun için D-8’lerin her kuruluş sene-i devriyesinde İslam ülkelerinin temsilcileri İstanbul’da Çırağan Sarayı’nın salonlarını doldurmaktadırlar.

    Huzur ve sükunetin ilâcı

    Her ne kadar mevcut hükümet mensupları bu sosyal projeyi ıskalamak istese de, maya tutmuş, ağaç büyümeye başlamıştır. Çınar büyüyecek, yeniden ufukların efendisi olma şansını yakalayacaktır.

    Neticede batının oluşturduğu ve başını ABD’nin çektiği kan emici kapitalist sistemin karşısında, İslami eksen anlamına gelen D-8’ler dünyanın huzur ve sükun ilacıdır.

    ABD’nin stratejik ortağı olduklarını söyleyenler, bu projenin kadrü kıymetini bilmiyorlarsa da, bir gün gelecek, yanlışlarının farkına varacak ve nedamet duyacaklardır.

    Cihan saadeti D-8’lerle sağlanır.

    Cihanın huzuru D-8’lerle sağlanır.

    Cihanın refahı D-8’lerle sağlanır.

    Cihanda hakkın hakimiyeti D-8’lerle sağlanır. Çünkü, D-8’ler tarik-i müstakimdir, yani sağlam ve emin yoldur.

+ Konuyu Yanıtla
2 / 1 12 SonSon

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •