+ Konuyu Yanıtla
9 / 3 İlkİlk 123456789 SonSon
161 sonuçtan 41 --- 60 arası gösteriliyor

Konu: Vehhabiler Fırkasına Karşı Çok Önemli Bir Uyarı

  1. #41
    Tekrar tekrar söylüyoruz:

    Ben Selefiyim(yani selefi takip eden bir müslümanım) ve şöyle diyorum:

    Allah arşa istiva etmiştir. (Ayet) İstiva'nın sözlük anlamı malumdur. (İmam Malik'in ve ahmed. b Hanbeli'nin Sözü) Kim Allah'ın arşın üzerine istiva etmediğini söylerse kafirdirç Kim Arş'ın nerede olduğunu bilmiyorum derse kafirdir. (Ebu Hanife'nin ve İmam Şafii'nin sözü, çünkü bunlar ayetlerde geçmektedir.)

    Aynı şekilde: “Rabbimiz semavatı ve arzı yaratmadan önce nerede idi?” diye soran kimseye de O, Sallallahu Aleyhi Vessellem: “Tek başına vardı, O’ndan başka bir varlık yoktu…”,diye cevap vermiştir.(Hadis-i şerif) Bende buna iman ediyorum.

    Allah yarattıklarından ayrı olarak ve onlara muhtaç olmadan arşın üzerindedir. Tüm amellerimiz ona yükselir. Hz. Muhammed(sav'in miraç'da, Hz. İsa'nın ise ölmeden yükseldiği gibi...

    Bunun yanıda Alah ilmiyle her yerdedir... (Ayet)

  2. #42

  3. #43
    Alıntı SaFa_Cihad tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Tekrar tekrar söylüyoruz:

    Ben Selefiyim(yani selefi takip eden bir müslümanım) ve şöyle diyorum:

    Allah arşa istiva etmiştir. (Ayet) İstiva'nın sözlük anlamı malumdur. (İmam Malik'in ve ahmed. b Hanbeli'nin Sözü) Kim Allah'ın arşın üzerine istiva etmediğini söylerse kafirdirç Kim Arş'ın nerede olduğunu bilmiyorum derse kafirdir. (Ebu Hanife'nin ve İmam Şafii'nin sözü, çünkü bunlar ayetlerde geçmektedir.)

    Aynı şekilde: “Rabbimiz semavatı ve arzı yaratmadan önce nerede idi?” diye soran kimseye de O, Sallallahu Aleyhi Vessellem: “Tek başına vardı, O’ndan başka bir varlık yoktu…”,diye cevap vermiştir.(Hadis-i şerif) Bende buna iman ediyorum.

    Allah yarattıklarından ayrı olarak ve onlara muhtaç olmadan arşın üzerindedir. Tüm amellerimiz ona yükselir. Hz. Muhammed(sav'in miraç'da, Hz. İsa'nın ise ölmeden yükseldiği gibi...

    Bunun yanıda Alah ilmiyle her yerdedir... (Ayet)
    amenna...
    Bende artik Selef-i Salihin yolunda gitmeye gayret edecegim insAllah,
    zira Ayetlere,Naslara,Sahabilerin ve Mezheb Imamlarinin görüslerine uymak en dogrusudur...
    gördüm ki Sufi sinifi (hepsi olmasada bir cogu) bir cok bidatin yaninda Ehl-i Sünnet disi olan fikirlere de sahip..!

    eger Vahhabi de denilecekse denilsin...!
    Kötü yani yok...:good[1]:

    Allah sizlerden razi olsun!

  4. #44
    Kısıtlanmış Üye
    Giriş
    Sat Jun 2006
    Konum
    Kocaeli/Gölcük
    Yaş
    35
    İletiler
    404
    yahu siz istivayı oturmak manasındamı yoksa hükmetmek manasındamı yorumluyorsunuz..İstivayı inkar eden zaten kafirdir! Bizim istivadan anladığımız Allah arşa hakimdir ve zira birçok sahih tefsirde bunları gördük ve büyük alimlerde aynı kanaatteler! Siz cevaplayın oturmakmı yoksa hükmetmek mi manasında istivayı yorumluyorsunuz?
    [SIGPIC][/SIGPIC]

  5. #45
    Biz hiçbir şekilde yorumlamıyoruz...

    İsitva etmenin arapçadaki manası açıktır. Tek bir manası vardır.

    Ancak bunu hükmetmek olarak yorumlayanlar istivayı "istila" olarak kabul ediyorlar. Yani bu şekilde tevil ediyorlar...

    Biz ise tevil etmiyor, yaratılmış fiillerine benzetmiyoruz. Ve Allah'ın kullandığı kelimeyi olduğu gibi kabul ediyoruz...

    Nokta (.)

  6. #46
    esselamu aleykum

    herşeyden önce şunu söylemek isterim ki siteye yeni üye oldum. bu siteyi bana milli görüş teşkilatındaki değerli bir arkadaşım tavsiye etti. Büyük bir sevinçle burada hemfikir arkadaşlar bulmayı umarak üye oldum. Ama bir şey beni şaşkın etti. gördüklerime inanamaz durumdayim. ehli sunnetin ülkemizde adeta bir kılıcı olan milli mucadelemizi kanının son damlasına kadar savunmaya kendini adamış milli görüşü düstür edinmiş kardeşlerimizin bu sitede osmanlıya ihanette bulunmuş üç beş vahhabiye aldandıklarını görüyorum. Daha öneceleri bu vahhabilere dünya üzerinde bir kısmının cihad etmesi yüzünden aldanmış bir çok insanla karşılaşmıştım. Ama burada vahhabilere fikirleri tevhide aykırı inanışlarına aldanmakta olan bazı kardeşlerimizi farkettim.
    Arzu eden kardeşlerime bu sapkın fırkanın bu güne kadar küfür seviyesine kadar ulaşan bir çok faliyetlerini ve inanışlarını gönderebilirim.
    vesselam

  7. #47
    Kısıtlanmış Üye
    Giriş
    Sat Jun 2006
    Konum
    Kocaeli/Gölcük
    Yaş
    35
    İletiler
    404
    Alıntı SaFa_Cihad tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Biz hiçbir şekilde yorumlamıyoruz...

    İsitva etmenin arapçadaki manası açıktır. Tek bir manası vardır.

    Ancak bunu hükmetmek olarak yorumlayanlar istivayı "istila" olarak kabul ediyorlar. Yani bu şekilde tevil ediyorlar...

    Biz ise tevil etmiyor, yaratılmış fiillerine benzetmiyoruz. Ve Allah'ın kullandığı kelimeyi olduğu gibi kabul ediyoruz...

    Nokta (.)
    Aramızda fark var! Ama seni anladım Safa cihad! İnşallah niyet hayırdır akıbette hayırdır.Vesselam
    [SIGPIC][/SIGPIC]

  8. #48
    ALLAHu zülcelal -ben arşa istiva ettim buyuruyor ve kullarına da
    buna böyle iman etmelerini ve müteşabih olduğu için tevil etmemelerini
    emrediyor.
    ikimilyon .... ozaman siz muteşabih ayetleri tevil etmiyorsunuz öylemi demek istiyorsun??????? burda istiva denmiştir oturyor denmemiştir ??? bu oturyoru nerden çıkardınız???? bu sorunun cevabını istiyorum*???

  9. #49
    uveys kardeşim bu tartışmalar sitede birçok kez yapıldı ve çoğunda malesef seviye korunamadı münakaşa eden iki taraftanda hiçde hoş olmayan kelimeler duyduk seviye çoğu zaman düştü

    eğer bu konuda acılan konulara bakarsanız görürsünüz

    nacizene bu konularda uslubun herzaman önemli olduğunu ve birbirimize sılagon atmak yerine fikri bir tartışmadan yana olduğumu söyledim lakin bu hep radikal cümleler ve saldırgan cümleler yüzünden şu ana kadar sağlanamadı

    umarım bunları dikkata alırsınız efendim

    selametle
    "yolda yürürken eğer ayağınız taşa takılırsa siz yine amerikaya küfredin." (humeyni)

  10. #50
    Taner PINAR
    Misafir
    Alıntı ikimilyon tafarından gönderildi Mesajı Göster



    hal böyleyken ben,
    ALLAHın arşa bir insan gibi oturduğuna inanmıyorum.
    ben ALLAHın arşa; yüceler yücesi zatının dilediği
    gibi ve dilediği şekil ve anlamda istiva ettiğine inanıyorum.
    burda oturuyor ifadesi varmı ?

    büyük puntolarla mı yazılsa idi acaba.?

  11. #51
    Alıntı uveys tafarından gönderildi Mesajı Göster
    ALLAHu zülcelal -ben arşa istiva ettim buyuruyor ve kullarına da
    buna böyle iman etmelerini ve müteşabih olduğu için tevil etmemelerini
    emrediyor.
    ikimilyon .... ozaman siz muteşabih ayetleri tevil etmiyorsunuz öylemi demek istiyorsun??????? burda istiva denmiştir oturyor denmemiştir ??? bu oturyoru nerden çıkardınız???? bu sorunun cevabını istiyorum*???
    istiva'nın arapçada ki sözlük manasına bakın... orada ne diyorsa, ondan başka birşey demiyoruz biz... müteşabih olan bu ayetlerini tevilini merak etmiyoruz yani. Çünkü Al-i imran 7. ayette öyle diyor. Gerçi oradaki durağı silip, o ayeti de tevil edenler bu ayette tevilin ancak Allah ve lübb sahipleri tarafından bilinir diyorlar. Halbuki o ayette Ancak Allah bilir dedikten sonra DURAK VAR. Yani cümle bitiyor ve sonra devamen diyor ki; lübb sahipleri yani düşünenler ise buna iman eder, kabul eder diyor...

  12. #52
    Sizi gidi vahhabiler siziii :dancing[1]:

    Yine coşmuşsunuz mübarekler. Bu tutumları bir türlü anlayamıyorum, toplumsal olarak her alanda edilğen bir tutum içerisinde olmaya alışkınız tamam... Ama bunun itikadi konularda bile aynı olduğunu görmek üzüyor insanı. Dediğim dedik öttürdüğüm düdük havaları... Düşünmeye; kabullerde yada redlerde yeni birşeyler ortaya koymaya, en azından karşı tarafı anlamaya çalışmaya yanaşan yok hiç. Hayırlısı bakalım.

    Bu arada bu tür tartışmalarda hep dile getirildiği şekli ile (genel kabul bu şekilde olduğu için bazen bende bu şekilde kullanmışımdır) bahsi geçen ayetler müteşabih değillerdir. Sadece ayetlerde geçen "istiva" nın mahiyetidir. Bu, bu ayetlerin müteşabih olduğunu göstermez.

    Bu ayetler muhkem ayetlerdir. İstivanın mahiyetinin bilinmemesi, Allahın zatı ile ilgili bir çok meseleden farklı değildir...
    ....

  13. #53
    Kısıtlanmış Üye
    Giriş
    Sat Jun 2006
    Konum
    Kocaeli/Gölcük
    Yaş
    35
    İletiler
    404
    Alıntı Khattap tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Aramızda fark var! Ama seni anladım Safa cihad! İnşallah niyet hayırdır akıbette hayırdır.Vesselam
    Anlamaya çalışmakmı? Evet niyetlerde samimiyeti gözarda edemeyiz, kasıttan ise Allah sığınırız!

    Bilgi-İman-Eylem Sizi gidi vahhabiler siziii :dancing[1]:

    Yine coşmuşsunuz mübarekler. Bu tutumları bir türlü anlayamıyorum, toplumsal olarak her alanda edilğen bir tutum içerisinde olmaya alışkınız tamam... Ama bunun itikadi konularda bile aynı olduğunu görmek üzüyor insanı. Dediğim dedik öttürdüğüm düdük havaları... Düşünmeye; kabullerde yada redlerde yeni birşeyler ortaya koymaya, en azından karşı tarafı anlamaya çalışmaya yanaşan yok hiç. Hayırlısı bakalım.

    Bu arada bu tür tartışmalarda hep dile getirildiği şekli ile (genel kabul bu şekilde olduğu için bazen bende bu şekilde kullanmışımdır) bahsi geçen ayetler müteşabih değillerdir. Sadece ayetlerde geçen "istiva" nın mahiyetidir. Bu, bu ayetlerin müteşabih olduğunu göstermez.

    Bu ayetler muhkem ayetlerdir. İstivanın mahiyetinin bilinmemesi, Allahın zatı ile ilgili bir çok meseleden farklı değildir...


    Bu yazıyı tekrar bazı dostlarımızın dikkatlice okuyup vermeye çalıştığımız mesajı almalarını istiyorum inşallah.Kendilerinin samimi olduğunu herzaman dedim.Zira Ayeti kerimenin bir kelimesini inkar bile kafirliktir! Ama misal hükmetmek ile hakim olmak aynı manaya geliyorsa bizim de yorumlarımız bu yöndedir zira hükmetmek ile oturmak gibi aynı diyebileceğimiz anlamlar birbirinden uzak olur! Bu ancak mahlukata yakıştırmak olur zira Allah hiçbir mahluka benzemez O tekvindir!

    Onun eşi benzeri olmaz
    Feraid-ül fevaid kitabında diyor ki:



    Allahü teâlânın zâti sıfatları altıdır:



    1- Vücud: Ezelden ebede kadar vardır.

    2- Kıdem: Varlığının öncesi yoktur, ezelidir.

    3- Beka: Varlığının sonu yoktur, ebedidir.

    4- Vahdaniyet: Eşi, benzeri ve ortağı yoktur.

    5- Kıyam bi-nefsihi: Mekana muhtaç değildir. Madde, mekan yok iken de, o vardı.

    6- Muhalefetün lilhavadis: Yarattıklarına yani hiçbir mahluka benzemez.




    Allah’ın sübuti sıfatları ise sekizdir:



    1- Hayat: Diridir, hayattadır.

    2- İlim: Her şeyi bilicidir.

    3- Sem: Her şeyi işiticidir.

    4- Basar: Her şeyi görücüdür.

    5- Kudret: Her şeye gücü yeter.

    6- İrade: Dilediğini yapıcıdır.

    7- Kelam: Konuşur.

    8- Tekvin: Yaratıcıdır.




    Bu sıfatlar Kur’an-ı kerimde de bildirilmiştir. Allahü teâlâ hiçbir mahluka benzemez. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:

    (Leyse kemislihi şeyün [Onun benzeri hiçbir şey yoktur].) [Şura 11]



    Allahü teâlâ, noksan sıfatlardan münezzehtir, sıfatlarının hepsi kâmildir. Zaten Sübhaneke; Seni noksan sıfatlardan tenzih eder, kemâl sıfatlar ile tavsif ederim demektir. Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:

    (Sübhanekellahümme [Allah’ım, Seni noksan sıfatlardan tenzih eder, kemâl sıfatlar ile tavsif ederim].) [Yunus 10]


    Âyetlerde geçen Sübhanallah, Sübhanehü, sübhanellezi gibi kelimeler. Allah’ın hiçbir noksanı olmadığını, her bakımdan tam mükemmel olduğunu bildirir.



    Bir kimse, Allah, oturur, iner çıkar, yürür, eli ayağı vardır derse, Allah’ın bir şeylere muhtaç olduğunu söyleyerek insanlara benzetmiş olur. Müteşabih olan istiva kelimesi, oturmak anlamında kullanılırsa, hâşâ Allah’a noksan sıfat izafe edilmiş olur. Arş’a oturdu demekle de, ikinci bir noksan sıfat daha verilmiş olur. Allah’ın mekana ve oturmaya ihtiyacı olur mu? O yarattıklarına nasıl benzer?



    Allah’ı bir mahluk gibi bildiren âyet ve hadisler var. Bunlar müteşabihtir, hiç yorum yapmadan öylece kabul edilir. Allah’ın sıfatlarına aykırı olarak tevil etmek asla caiz olmaz. Nitekim Kur’an-ı kerimde bildiriliyor ki:

    (Müteşabih âyetleri, kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamaya çalışırlar. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. Ulema-i rasihin, ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındadır, derler. Bu inceliği ancak akl-ı selim sahipleri düşünüp anlar.) [Al-i imran 7] (Mevduat-ül-ulum ve Mektubat-ı Rabbani gibi eserlerde müteşabihatı ulema-i rasihin de anlar buyuruluyor.]



    Müteşabih bir âyet olan istiva kelimesini oturdu diye yanlış tevil edenlerin kalblerinde eğrilik olduğunu bu âyet-i kerime açıkça bildirmektedir. Allah’ı Arş’a ve oturmaya muhtaç sanmak küfürdür. Hadis-i şerifte de, (Allah her türlü noksandan münezzehtir) buyuruluyor. (Müslim)


    Gökleri altı günde yaratmasının hikmetini bilmeyiz. Bir anda da yaratırdı. Çünkü Allah, Ol dediği zaman oluverir. Kur’an-ı kerimde bunu açıkça bildiriyor:



    Allah bir şeyin olmasını isterse, kün feyekün [OL] der, o da hemen oluverir. Kün feyekün geçen âyetler. (Bekara 117, Al-i imran 47, Enam 73, Nahl 40, Meryem 35, Yasin 82, Mümin 68)



    Müteşabih nasların keyfiyeti bilinmez
    Müteşabih olan âyetlerden üçünün meali şöyledir:


    (Kıyamet günü bütün yeryüzü Allah’ın kabzasında [avcundadır]. Gökler Onun sağ eliyle dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin şirkinden yüce ve münezzehtir.) [Zümer 67]



    (Yahudiler, Allah’ın eli bağlıdır [sıkıdır] dediler. Hayır, Allah’ın iki eli de açıktır.) [Maide 64]

    (Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir.) [Fetih 10]




    Bu üç âyette bildirilen el, insan eli gibi bir el sanılır. Halbuki Allah hiçbir mahluka benzemez. O halde selef-i salihin [sahabe, tabiin ve tebe-i tabiin] gibi, el var, ama keyfiyeti meçhuldür demek lazımdır. Bekara suresinin, (Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır) mealindeki 115. âyetinde Allah’ın bir mahluk gibi yüzü olduğu anlaşılabilir. Yüzden kasıt nedir bilinmez. Nur suresinin, (Allah yerin ve göklerin nurudur) mealindeki 35. âyetinden Allah nur sanılır. Halbuki nur yaratıktır. Bunun da keyfiyeti meçhuldür. Esas konumuzu teşkil eden âyet ise şudur:

    (O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a istiva edendir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir.) [Hadid 4]



    Allah için yaratmak zor değildir, yaratması için altı güne ihtiyacı olmaz. Ol derse hemen olur. Kün feyekün âyetleri de bunu göstermektedir. Altı günde yarattığına inanırız, fakat keyfiyeti meçhuldür deriz. Bazı âlimler günden maksat devirdir demişlerdir. Gökleri yarattıktan sonra Arş’a istiva ettiği bildiriliyor. Arş’a istiva ettiğine inanırız ama keyfiyetini bilemeyiz. İbni Teymiyeciler gibi Arş’ta oturuyor demeyiz. Çünkü böyle söylemek onu mahlukata benzetmek olacağı için küfürdür. Âyetin sonunda ise, (Nerede olursanız olun, sizinle beraberdir) buyuruluyor. İbni Teymiyeci, bu âyeti tevil ediyor da ötekini tevil etmiyor. Bu da, bir kimsenin bir kimse ile beraber olması gibi elbette değildir. O zaman mahluka benzemiş olur. Allah her yerde demek de, mekan isnat edildiği için küfürdür. Bir hadis-i şerifte, (Allah her yerde hazır ve nazırdır) buyuruluyor. Halbuki Allah mekandan münezzehtir. O halde, (Allah her yerde hazır ve nazırdır) ifadesi mecazdır. Yani zamansız ve mekansız hiçbir yerde olmayarak hazır ve nazır demektir. (Eşedd-ül-cihad)



    Vehhabiler, müteşabih âyet ve hadislere veya zahir ifadelere bakarak, (amel imandan parçadır) diyorlar. Günah işleyene mesela içki içene veya namaz kılmayana kâfir diyorlar. (Şu günahı işleyen Cennete giremez veya mümin değildir) demek, (O günahtan tövbe edilmezse, af veya şefaate uğramazsa, günahının cezasını çekmeden Cennete girmez) demektir. Çünkü zerre kadar imanı olan Cennete girecektir. Günah ile, imansızlık ayrı şeylerdir. (Hadika)



    Tevilsiz yanlış anlaşılacak bazı hadisler:

    (Allah, gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamette, yedi sınıf insanı kendi gölgesinde gölgelendirir.) [Buhari] (Burada gölge himaye demektir.)



    (Sultan, yerde Allah’ın gölgesidir.) [Taberani] (Müslüman sultan yetkilidir.)

    (Allah gece sabaha doğru yer semasına iner.) [Buhari] (Rahmeti iner)



    (Üç sınıf kimseye, Allah güler.) [Taberani] (Gülmek razı olmaktır.)

    (Cennet kılıçların gölgesi altındadır.) [Müslim] (Cihad eden mümin Cennete gider.)



    (Cennet anaların ayakları altındadır.) [Müslim] (Cennet müslüman ana babanın rızasındadır.)

    (Namazı kasden terk eden kâfirdir.) [Taberani] (Namazın farz olduğuna inanıp, tembellikle kılmayana kâfir denmez.)



    (Mümin, zina ederken, şarap içerken ve hırsızlık ederken mümin değildir.) [Müslim] (Bunlar bu halde iken kâmil mümin değildir.)


    Kur’an-ı kerimdeki mecazlar

    Her kelimenin belli bir manası vardır. Buna hakiki manası denir. Bir kelime, kendi hakiki manasında kullanılmayıp da, bir bağlantısı, ilişkisi bulunan başka bir manada kullanılınca, bu kelimeye Kinaye veya Mecaz denir. Kinaye, bir şeyi, açık anlamı başka olan kelimelerle anlatmaktır.



    Kur’an-ı kerimde mecazi ifadeler çoktur. Müteşabih âyetler vardır. Bunlara görünen manayı vermek çok yanlış olur. Bilhassa Allahü teâlâ ile ilgili mecazlar, müteşabih olanlar daha önemlidir.

    Allahü teâlâ hiçbir mahluka, yani hiçbir şeye benzemez. Çünkü, Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:

    (Leyse kemislihi şeyün [Onun benzeri hiçbir şey yoktur].) [Şura 11]

    (Sübhanekellahümme [Allah’ım, Seni noksan sıfatlardan tenzih eder, kemâl sıfatlar ile tavsif ederim].) [Yunus 10]




    Peki Allahü teâlâ hiçbir şeye benzemediği halde, sanki benzediğini bildiren âyetlere ne denecek o zaman? Onlara müteşabih âyetler denir. Bunlardan bazısının meali şöyledir:

    (Kıyamet günü yeryüzü Allah’ın kabzasında olur, gökler de sağ eliyle dürülür.) [Zümer 67]

    (Yahudiler, Allah’ın eli bağlıdır, dediler. Hayır, Allah’ın iki eli de açıktır.) [Maide 64]



    (Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir.) [Fetih 10]

    (Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır.) [Bekara115]



    (Allah Arşa istiva edendir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir.) [Hadid 4]

    (Allah yerin ve göklerin nurudur.) [Nur 35]



    Bu âyetlerde bildirilen el, yüz ifadeleri, bir mahlukun eli veya yüzü gibi sanılabilir. Halbuki Allah hiçbir mahluka benzemez. İstiva kelimesi oturmak sanılırsa Allah mahluklara benzetilmiş olur ve yukarıdaki âyetlere aykırı olur. Nerede olursanız sizinle beraberdir ifadesi de mecazidir. Çünkü O mekandan münezzehtir. Son âyette Allah nur sanılır. Halbuki nur da yaratıktır. Kur'anda tevil gereken Kinaye, Mecaz ifade eden bir çok âyet vardır. Birkaç örnek daha verelim:



    Cima için lems [dokunmak] kelimesi kullanılmıştır. (Kadınlara dokununca gusledin, su yoksa teyemmüm edin) [Maide 6], Kadınlar için libas [giysi] kelimesi kullanılmıştır. (Kadınlar size, siz de onlara libassınız) [Bekara 187]



    Zalim köylüler için (zalim köy) denmiştir. (Nisa 75), (Köy halkına sor) yerine, (köye sor) denmiştir. (Yusüf 82) Böyle ifadeler Türkçede de vardır. Mesela, (Şu sınıf tembel, şu sınıf çalışkandır) gibi. Sınıftan maksat öğrencilerdir.



    Resulullaha, (Vahfid cenaheke lil müminin [Kanadını müminler için indir]) buyuruluyor. (Hicr 88) [Resulullahın tek kanadı mı var? Elbette mecazdır. Yani şefkat et, tevazu göster demektir.]



    (Körle gören [kâfir ile mümin] karanlıkla aydınlık [Bâtıl ile hak], gölge ile sıcak [Cennetle Cehennem] bir olmaz. Dirilerle ölüler de bir olmaz. Elbette Allah, dilediğine işittirir. Sen kabirdekilere [inatçı kâfirlere] işittiremezsin, sen sadece bir uyarıcısın.) [Fatır 19-22 Celaleyn, Beydavi]

    Bu âyette, kâfire kör, mümine gören, Cennete gölge deniyor. Resulullah kabirdekilere ne söyleyecek de işittirecek? Hâşâ bu abes, boş söz olmaz mı? Kabirdekileri niye hidayete kavuşturmaya uğraşsın ki? Hemen âyetin devamında, (Sen sadece bir uyarıcısın) buyuruluyor. Demek ki kabirdekilerden maksat, yaşayan inatçı kâfirlerdir. (Beydavi)



    İşittirmek kabul ettirmek demektir

    Vehhabiler, ruhun ölmediğini söyledikleri halde, Resulullah da ölüdür, işitmez, şefaat ya resulallah diyen kâfir olur diyorlar. Mecazı bilmiyorlar. Bu konudaki birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:

    (Savaşta öldürülenleri siz değil, Allah öldürdü. Attığın zaman da, sen değil, Allah attı.) (Enfal 17) Birileri, ötekileri öldürüyor, Allah, ben öldürdüm diyor, Resulullah atıyor, sen atmadın ben attım buyuruyor. Aşağıda da kabirdekilere sen değil, ben işittiririm buyuruyor.

    (Kâfirler, sağır, dilsiz, kör oldukları için doğru yola gelmezler.) [Bekara 18], (Kâfirler sağır, dilsiz ve kör oldukları için, akledemezler, düşünemezler.) [Bakara 171] Yani hakkı işitmedikleri için sağır, doğruyu söylemedikleri için dilsiz, gerçeği görmedikleri için kör, denilerek hidayete kavuşmadıkları bildirilmiştir. Buradaki işitmek, kabul etmek demektir. (Beydavi)



    (Bu dünyada kör olan, ahirette de kördür.) [İsra 72] (Bu âyette de yaşayan ve ölen kâfirlere kör deniyor. Yoksa dünyadaki körler ahirette kör olmayacaktır.



    (Sağırlara işittiremezsin. Körleri ve sapıkları doğru yola eriştiremezsin.) [Zuhruf 40] Bu âyette işittiremezsin demek, sen hakkı kabul ettiremezsin demektir. Kabirlerdekilere işittiremezsin demek de,

    inatçı kâfirlere işittiremezsin, yani hakkı kabul ettiremezsin demektir. (Beydavi)



    (Körle gören [kâfir ile mümin] karanlıkla aydınlık [Bâtıl ile hak], gölge ile sıcak [Cennetle Cehennem] bir olmaz. Dirilerle ölüler de bir olmaz. Elbette Allah, dilediğine işittirir. Sen kabirdekilere [inatçı kâfirlere] işittiremezsin, sen sadece bir uyarıcısın.) [Fatır 19-22 Celaleyn, Beydavi] Bu âyette, kâfire kör, mümine gören, Cennete gölge deniyor. Resulullah kabirdekilere ne söyleyecek de işittirecek? Hâşâ bu abes, boş söz olmaz mı? Kabirdekileri niye hidayete kavuşturmaya uğraşsın ki? Hemen âyetin devamında, (Sen sadece bir uyarıcısın), yani vazifen kâfirleri hidayete kavuşturmak değil, sadece tebliğdir buyuruluyor. Demek ki kabirdekilerden maksat, yaşayan inatçı kâfirlerdir. (Beydavi)



    (Kâfirlerin gözleri değil, göğüslerindeki kalbleri kördür.) [Hac 46] Cenab-ı Hak burada kâfirlerin gözlerinin değil, basiretlerinin kör olduğunu açıkça bildiriyor. Yani öteki âyetleri de açıklamış oluyor. Yukarıdaki âyetlerde sadece onlar kör, sağır ve dilsiz diye geçiyordu. Bu âyette ise kör demek, maddi gözün olmadığı, kalblerinin kör olduğu yani kâfir oldukları bildiriliyor. O halde kör denilince baş gözü anlaşılmadığı gibi, ölü veya kabirdekiler denilince de, mezardaki ölü anlaşılmamalıdır.

    (Sen, ölülere işittiremezsin; arkalarını dönüp giden sağırlara da daveti duyuramazsın. Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin; ancak âyetlerimize inananlara duyurabilirsin.) [Neml 80, 81 Rum 52 53] Burada diri olup, gözü kulağı ve beyni olan kâfirler ölüye benzetiliyor, (Ölüleri [kâfirleri] imana kavuşturamazsın) deniyor. (Ölülere, sağırlara işittiremezsin) ifadesinden sonra, (Sen ancak âyetlerimize iman edeceklere işittirebilirsin) buyuruluyor. Kâfirlerin işitmeyeceği, yani hakkı kabul etmeyeceği, ancak iman edeceklerin işitecekleri, yani kabul edecekleri açıkça bildirilmektedir.



    Eğer gerçekten kabirdekilerden maksat ölü olsa idi, ölü de işitmeseydi iman edenlere işittirebilirsin ifadesi yersiz ve yanlış olurdu ve kâfir ölü işitmez, mümin ölü işitir anlamı çıkardı. Halbuki Buhari’deki hadis-i şerifte kâfir ölü de işitir buyuruluyor.



    Allahü teâlâ mekandan münezzehtir

    Selefi genç diyor ki:

    Mülk suresinin, (Göktekinin sizi yere geçirmesinden, taş yağmuruna tutmasından emin mi oldunuz?) mealindeki 16. ve 17. âyetleri, Allah’ın gökte olduğuna kesin delildir. Bunun için Allah mekandan münezzeh demek yanlıştır.

    CEVAP

    Bizi yere geçirecek, taş yağmuruna tutabilecek olan elbette Allah’tır. Ancak burada gökteki ifadesinden oradakinin Allah olduğunu söylemek yanlış olur. Mesela (Boğaz köprüsü Demirel’in, Fatih köprüsü ise Özal’ın eseridir) cümlesinden, bu köprüleri bizzat yapanların Demirel ve Özal olduğu anlaşılmaz. Başkaları yapmıştır, ama bunlar yaptırdığı için onlara nispet edilmiştir. Canları alan da Allahü teâlâdır. Fakat Azrail aleyhisselam vasıtası ile aldırır. Bize taş yağdıracak olan da Allah’tır. Fakat bunu bir melek vasıtası ile yapar. Bunun için gökteki denmiştir. Yani gökteki görevli melek demektir. İmam-ı Beydavi de, (Sizi yere batıracak veya sizi taş yağmuruna tutacak olan Allah’ın bu âlemin tedbirine vekil ettiği melekten emin misiniz?) diye açıklıyor.



    Genç diyor ki:

    Taha suresinin (Rahman, Arşa istiva etmiştir) mealindeki 5. âyeti de açıkça Allah’ın Arşta oturduğunu göstermektedir. Onda değişiklik olmaz. Hep orada oturur. Selef âlimleri bu âyeti tevil etmemiş, aynen kabul etmiştir. Tevil etmek Kur’ana aykırıdır.

    CEVAP

    Asıl tevil eden sensin. İstivaya, oturmak anlamı vermek tevildir. Selef âlimleri, (İstiva vardır, keyfiyetini bilemeyiz) buyurmuşlardır. Allah’a oturur demek, onu mahluka, insana benzetmek olur. O hiçbir şeye benzetilemez. Kur’an-ı kerimde, (Onun benzeri hiçbir şey yoktur) buyuruluyor. (Şura 11) [Görüldüğü gibi, onu bir şeye benzetmek bu âyete aykırı bir tevil olur.]

    Yine Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:

    (Allah Arşa istiva edendir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir.) [Hadid 4]

    (Doğu da batı da Allah'ındır. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır.) [Bekara115]

    (Allah her şeyi kuşatmıştır.) [Nisa 126]

    (Allah göklerin ve yerin nurudur.) [Nur 35]

    Eğer bu âyetler tevil edilmezse, Allah hem Arşta, hem de her yerde olduğu anlaşılır. Onun için halef âlimler, cahillerin yanlış anlamaması için tevil etmek zorunda kalmışlardır



    Genç diyor ki:

    (Allah göktedir, Allah yer semasına inip kulların amelini seyreder) hadislerine ne diyeceksiniz? Bu hadisler açıkça Allah’ın gökte olduğunu göstermiyor mu?

    CEVAP

    Yukarıdaki sözlerinle bu, tezat [çelişki] içindedir. Allah Arşta ise gökte olmaz. Sonra gök bir tane değildir. Kur’an-ı kerimde göklerin yedi kat olduğu bildirilir. Birinci kat, ikinci katın yanında nokta kadardır. İkinci kat, üçüncü katın yanında da böyledir. Her kat böyledir. En üstünde Arş vardır.

    Ehl-i sünnet âlimleri, istivayı, Allah Arşa hükmeder diye açıklamışlardır. Peki Allah Arşın hakimi de göklerin ve yerin hakimi değil midir. Hepsine hükmetmez mi? Niye sadece Arşa istiva etti denmiştir de, göklere de istiva etti denmemiştir? Bunu bir örnekle açıklarsak kolay anlaşılır. Türkiye başbakandan sorulur demek, İstanbul, İzmir sorulmaz demek değildir. Vali İstanbul’un elinde denince, ayrıca Beşiktaş ve Fatih’i de söylemek gerekmez. Arş da, yer ve göklerden büyük olduğu için sadece Arş denmiştir. Ancak yine cahiller yanlış anlamasın diye hepsi de bildirilerek şöyle buyurulmuştur: (Göklerin, yerin ve Arşın Rabbi olan Allah onların vasıflandırdıklarından münezzehtir.) [Zuhruf 82]



    Müteşabih âyetleri tevil etmek

    Selefi genç diyor ki:

    Allah Arşta istiva etmiştir, hep orada oturmaktadır, onda hiç değişiklik olmaz. Âyetler tevil edilmez aynen anlaşıldığı gibi söylenir.

    CEVAP

    Gencin Allah’ta değişiklik olmaz demesi doğrudur. Ama bu onun oturma görüşünün yanlış olduğunu gösterir. Hâşâ Allah Arşta oturuyorsa, onda değişiklik olmayacağına göre hep orada oturuyor demektir. Ama birçok âyetin zahir manalarına göre, Allah’ın yerde, gökte ve kâinatın dışında olduğu da anlaşılıyor. Böyle olunca, Arşta olmadığı da anlaşılıyor. Şu âyetlere bakalım:

    (O, göklerde ve yerde tek Allah’tır.) [Enam 3]

    (O gökte ilahtır, yerde ilahtır. [veya gökteki ilah da, yerdeki ilah da Odur.]) [Zuhruf 84]

    Bu âyetlerden, hâşâ Allah’ın hem yerde ve hem de gökte olduğu anlaşılabilir. Böyle inanmak ise küfürdür.



    (O her şeyi kuşatmıştır.) [Fussilet 54]

    Bu âyetten de hâşâ, Allah’ın, kâinatın dışında olup her şeyi kuşattığı anlaşılıyor. Bu da küfürdür.



    (Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nuru, içinde ışık bulunan bir kandile benzer. O ışık bir cam fanus içindedir, fanus ise, inciye benzer parlak bir yıldız gibidir. Doğuya da batıya da nispet edilmeyen mübarek ağacın zeytininden çıkan yağ ile tutuşturulur. Bu yağ ateş değmese de ışık verecek aydınlıktadır. Bu nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah insanlara böyle temsiller getirir. O, her şeyi bilir.) [Nur 35]

    Bu âyette de hâşâ Allah’ın bir nur olduğu gökleri de yeri de aydınlattığı anlaşılıyor. Bir selefi de (Allah nur olduğuna göre, her yeri aydınlatıyor ve her yerdedir) demişti. Böyle bilmek de küfürdür.

    Bu âyetler tefsirlerde açıklanmıştır. Açıklamasız âyetleri okumak bu bakımdan da çok yanlış olur.

    Bu âyetler, gencin dediği gibi tevil etmeden, açıklamadan olduğu gibi anlaşılırsa, hâşâ Allah’ın hem yerde, hem gökte, hem Arş’ta, hem kâinatın dışında hem bir nur, bir ışık olduğu da anlaşılır. Gencin Arş’ta devamlı duruyor demesi bu âyetlere zıttır. Arş yaratılmadan önce hâşâ Allah nerede duruyordu? Oturmak, yorgunluk ve acizlik değil midir? Hâşâ Allah aciz denir mi?



    Müteşabih âyetler tevil edilmez, keyfiyetini Allah bilir denir. Yanlış anlaşılmaması için mana verilecekse görülen manası verilmez. Şu âyetlere de bakalım:

    (Kıyamet günü yeryüzü Allah’ın avucunda olur, gökler de sağ eliyle dürülür.) [Zümer 67]

    (Allah'ın eli onların elleri üzerindedir.) [Fetih 10]



    Şura suresinin 11. âyetinde (O hiçbir şeye benzemez) buyuruluyor. Hâşâ Allah’ın avucu ve eli denince insana benzetilmiş olur. O hiçbir şeye benzemez âyetine göre onu insana benzeten, Arşta insan gibi oturuyor diyen kâfir olur.

    (İsa, Allah’ın resulü ve Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve ondan bir Ruhtur.) [Nisa 171]

    (Meryem’e ruhumuzdan üfledik.) [Tahrim 12]

    (Adem’e şekil verip ruhumdan üflediğim zaman, secdeye kapanın.) [Hicr 29]



    Bu âyetlerden de, hâşâ Hz. İsa’nın ve Hz. Adem’in Allah’ın ruhundan bir parça olduğu ve Allah’ın da insan gibi ruhu olduğu anlaşılabilir. Onun için Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği şekilde müteşabih âyetlerin keyfiyetini bilmeyiz demelidir.



    Arş da sonradan yaratıldı

    Hıristiyan taraftarı görünen Yahudiler, Hz. İsa’nın, göğe çıkıp, Allah’ın sağına oturduğu ve Allahü teâlânın gökte olduğu inancını Hıristiyanlığa sokmuşlardır. Hıristiyan İngilizler tarafından uydurulan selefi inanışına göre de tanrı gökte, Hz. Muhammed de sağ tarafında oturmaktadır. Kitabül-Arş isimli kitapta, “Allah Arşa oturur, yanında Resulullaha da yer bırakır” deniyor. Hıristiyanlarla selefilerin böyle konularda birbirine benzemesi tesadüf değildir. Yahudiler Hıristiyanlığı bozdukları gibi, Hıristiyanlar da Müslümanlığı bozmaya uğraşıyorlar. İstisnasız Ehl-i sünnet âlimlerinin hepsi “Allah mekandan münezzeh” buyuruyor.



    İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:

    Ehl-i bâtıl, istiva, vech, yed gibi kelimeleri tevil etmedikleri için sapıtmışlardır. Allah’ın, Arşı istiva etmesi, Arşı hükmü altına alması demektir. (İlcam-ül-avam)



    M. Halid Bağdadi hazretleri buyuruyor ki:

    Müteşabih âyet ve hadisler, kısa veya uzun olarak, tevil olunur. Yani, Allah’a yakışacak mana verilir. Mesela, (Arş’a istiva eden Allah, nerede olursanız olun, sizinle beraberdir) mealindeki âyet için, bu âyette ne murat edilmişse, öylece inandım demeli. Allah’ın ilmi, bizim ilmimize, benzemez. Onun istivası da bizim istivamıza benzemez, beraber olması bizim beraber olmamıza benzemez demelidir. (İtikadname)



    Selefiler, bu âyetin, beraber olma kısmını tevil ettikleri halde, istiva kısmını tevil etmiyorlar. Böylece Allah’a mekan ve acizlik isnat ediyorlar. Allahü teâlâ hiçbir mahluka benzemez ve noksan sıfatlardan da münezzehtir. Beraber olma âyetini, bir kimsenin bir kimse ile beraber olması gibi zannetmek küfür olur. O zaman mahluka benzemiş olur. O her yerde demekle de, mekan isnat edilmiş olur. Allah’ın mekana ve oturmaya ihtiyacı olur mu? (O hiçbir şeye benzemez) mealindeki âyet nasıl inkâr edilir? İki âyet meali de şöyledir:

    (Onun benzeri hiçbir şey yoktur.) [Şura 11]

    (Allah’ım, Seni noksan sıfatlardan tenzih eder, kemal sıfatlar ile tavsif ederim.) [Yunus 10]
    __________________
    [SIGPIC][/SIGPIC]

  14. #54
    Kısıtlanmış Üye
    Giriş
    Sat Jun 2006
    Konum
    Kocaeli/Gölcük
    Yaş
    35
    İletiler
    404
    Yukarıdaki aydınlatıcı bilgiler üzere kısmen ortak noktalarımız mevcuttur tek müteşabih ayetlerdeki el, yüz, inmek, oturmak, kalkmak vb. kelimeleri mahlukata nispeten dile getirmeye karşıyız! Allah'ın eli vardır diyemeyiz o zaman çünkü şu ayeti kerimeler çok açıktır; (Onun benzeri hiçbir şey yoktur.) [Şura 11], (Allah’ım, Seni noksan sıfatlardan tenzih eder, kemal sıfatlar ile tavsif ederim.) [Yunus 10] ! Elbette keyfiyeti bilemeyiz! Vesselam
    [SIGPIC][/SIGPIC]

  15. #55
    Nasıl Allahın eli vardır diyemeyiz? Allah elininin olduğunu söylüyor, ne yapacağız?

    Allahın eli vardır fakat mahiyetini biz bilemeyiz. Allahın elinin olması ile mahlukata benzemesi arasında hiçbir ilişki yok, aynen arşda oluşu ama mekana ihtiyacı olmadığı gibi.

    Bu tür karşı çıkışlar kendin çal kendin oyna türünden. Birileri kendi düşünce tarzı ile karşı tarafı çürütme derdine düşüyor ama bu durumun ne kadar komik bir hal aldığının farkında değil.

    Peki; Mirac nedir?

    Cennette cemalullaha talipmisiniz? Cennet mekan değil mi?

    Müslümanlar cennette ebedi kalacaklar mı? Öyle ise Allahın ebediliği ie cennetin ebediliğini nasıl açıklayacaksınız? vs. vs. vs...

    Bi çok şey söylenebilir bu konuda, bir çoğu konuşulması hoş görülmeyen konular. Ve bunlara cevap verilmek için daha önce yapılan teviller tevil edilecek mecburen, bu işin sonu yok.

    Bırakın bunları, bırakın kelamı, nakle tabi olun gitsin.
    ....

  16. #56
    khattap kardeşim...
    ya sen Selef-i Salihin akidesi -ki bu selefiliktir- ni anlamıyorsun,ya biz sana anlatmıyoruz..

    Allah -Subhanehu ve Teala-'nın indirdiği ayetlerin hepsi muhkem ayetleri değildir.bir kısmı müteşabih.yani yakiniliği bilinmeyen ayetlerdir..
    bu ayetlerle ilgili yorum yapmak dahi çok tehliklelidir.
    ateşle oyun oynamak gibidir.ve sadece zaman kaybıdır.

    Allah arşa istiva etmiştir ayetinindeki 'istiva' kelimesi oturmak mı,hakimiyet anlamında mı olduğunu sorup duruyorsun.
    ben ve Selef-i Salihin akidesine sahip olanlar diyorlar ki.
    oturmak olabilir.ancak beşeri oturmak değil,zaman ve mekandan sıyrılarak yapılan bir eylem olabilir..
    hakimiyet.. olabilir.
    yakiniliği Allah -Subhanehu ve Teala- katındadır.
    kusura bakma ama faydasız ilmin peşindesin..ve de boşu boşuna işi yokuşa sürüyorsun.
    istediğin büyüğe sor.istediğin al,ime sor.
    git imam-ı ebu hanife'ye sor.
    farketmez.
    hiçbiri gerçek bilgiyi sana vermez,çünkü veremez.

    bilmem anlatabildim mi?
    قال الشاعر : ليس اليتيم الذي قد مات والده إن اليتيم يتيم العلم والأدب

  17. #57
    Yok bu böyle olmayacak, daha önce Elmalılıdan Mülk 16-17 ile ilgili alıntılar yapmıştım ama olmuyor.

    Bu sefer sadece ilgili kısmı aktarayım belki okunur.

    Araf 54 ün tefsirinde elmalılı konu ile ilgili diyor ki;

    …….
    Bunun için bu meselede büyük âlimler şu iki mezhepten biri üzerindedirler: Birincisi Selef mezhebidir ki, Allah Teâlânın mekân ve yönden yüksek olduğunu kesin bir şekilde tasdik etmekle beraber Arş üzerine istivâsı sıfatına da - Allah'ın irade ettiği şekilde - iman etmek ve tafsilatıyla te'viline dalmayıp, "Onun açıklamasını ancak Allah bilir." (Âl-i İmran, 3/7) âyetinin delaleti üzere hakikatini Allah'ın ilmine bırakmaktır. Ehl-i Sünnetçe asıl tercih ve itimad edilmiş olan da budur:

    "Ey dayımın oğlu, Arş'ın Rabb'ı, Arşın üstündedir, fakat yerleşme vasfı olmaksızın".

    İmam Mâlik b. Enes hazretlerine bir gün bir adam "istivâ nasıldır?" diye bu âyetteki istivânın nasıl olduğunu sormuş ve İmam Mâlik de biraz başını eğip murakabeye daldıktan sonra vücûdundan şiddetli bir ter boşanmış ve demiştir ki: "İstivâ malûm; keyf (nasıl), makul değil; buna inanmak vacib ve bu soru bid'attır. Sanıyorum ki sen sapık bir adamsın". Bundan sonra emretmiş, o adamı huzurundan çıkarmışlar. Aynı mânâ selefin daha birçoğundan nakledilmiştir. Bizim Hanefilere göre asıl rivayet edilen de, "Arş üzerine istivâ, Allah Teâlâ'nın keyfiyetsiz bir sıfatı" olduğudur.

    İkincisi, sonradan ortaya çıkıp istivâdan tecsîm (cisimlendirme) veya ittihat (birleşme) şüphesi çıkarmaya çalışan ve selefin sözlerini bu konuda bir çeşit kapalılığa sevketmeye kalkışan nefsine düşkün kimselere karşı müteahhirîn (sonra gelen âlimler)in tercih ettikleri doğru te'vil mezhebidir ki, aklî ve naklî delillere göre Allah Teâlâ'ya nisbeti caiz olmayan bâtıl ihtimalleri atarak caiz olduğunda şüphe edilemiyecek doğru bir meâl araştırmaya girişmektir. Bunda başlıca üç, dört görüş hasıl olmuştur:
    .....

    Yani diyor ki, Selefin bu konuda ki görüşü bellidir... Şu şu şu nedenlerden dolayı halef bir "tevil" mezhebi oluşturmuştur...

    Bu durumda eğer bu konu tartışılacaksa ki bundan insanlar men edilmiş... ama illa tartışılacaksa Selefin; Ashabın, tabiunun ve selef alimlerinden gelen itikad değil. Tevil mezhebi, yani kelamcılar tartışılmalıdır.

    Akıl akıl diyenler için mantıklı olanda budur sanırım? Yok biz kelamcılardan memnunuz selefin itikadına çamur atacağız diyorsanız, size kolay gelsin ne diyeyim.
    ....

  18. #58
    Yahu nesini tartışıyorsunuz anlamış değilim ki...

    Hadi tasavvufçuların da itimat ettiği büyük alim Kurtubi'ye dayandıralım tartışmayı. Açın Kurtubi tefsirini bulun Araf 54. ayeti..

    Orada yazan aynen şu:

    "Selef alimleri Alalh'ın yukarıda olması konusunda hemfikirdi, ancak daha sonra kelamcılar Allah'a yön ve eylem belirtmenin onun hadis (yani sonradan olma) olacağına karar verdiler ve bu ayetleri tevil ettiler. Seleften hiçbir alim bu ayetleri tevil etmemiş ve Allah'ın arşın üstünde olduğundan gocunmamıştır. Bu halefin tavrıdır."

    Bu kadar açık bu..

    Bunun dışında söylenecek herşey cahilcedir. Hiçbir kaynağa dayanmamaktadır.

    İstediğin selef alimine bakın, ilk tefsir olan Muktail bin Süleyman tefsirine bakın. Açık açık herşey ortada...

  19. #59
    MUHKEM VE MUTEŞABİH AYETLER

    Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla...

    Hamd, alemlerin Rabbi Allah’ındır. Peygamber Efendimiz Muhammed’e, O’nun aline ve ashabına salat ve selam olsun... Allah’ım! Senin kolay kıldığından başka kolay yoktur ve Sen dilersen hüzünü kolay kılarsın....

    Bilinmelidir ki Kur’an-ı Kerim’de muhkem ve muteşabih ayetler vardır.
    هُوَ الَّذِيَ أَنزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ ءايَاتٌ مُّحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ

    Ali-İmran Suresi, 7. Ayetinde: Mealen: “Sana kitabı indiren O’dur (Allah’tır). Kur’an’ın bazı ayetleri muhkemdir. Bunlar kitabın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. buyurulmaktadır.

    Muhkem ayetler, te’vil kabul etmeyen ayetlerdir. Çünkü bu ayetlerin dildeki anlamı birden fazla değildir. Açık, anlaşılır ve bir anlamları vardır ve okunur okunmaz bu anlam anlaşılır. Te’vile ihtiyaç duyulmaz. Şu ayetlerde olduğu gibi.:

    Şüra Suresi, 11. Ayeti: لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
    ُ
    Mealen: “O’nun (Allah’ın) benzeri hiçbir şey yoktur. O işiten ve görendir.”

    İhlas Suresi, 4. Ayeti : وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ

    Mealen: “O’nun dengi hiçbir şey yoktur.”

    Meryem Suresi, 65. Ayeti : هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا

    Mealen: “O’nun (Allah’ın) hiçbir benzeri yoktur.”...

    Müteşabih ayetler ise birden fazla anlam taşıyan, bir yönü mecaz olan,diğer bir deyişle; anlamı açık olmayan ayetlerdir. Bu gibi ayetlerin, alimler tarafından muhkem ayetlere uygun tefsirlerinin yapılmasına ihtiyaç duyulur. Şu ayetlerde olduğu gibi :

    Taha Suresi, 5. Ayetinde: الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى

    Mealen: “Rahman arşa istiva etmiştir.” buyurulmaktadır.

    Bu ayet-i kerimede geçen “istiva” kelimesinin 15 tane anlamı vardır. Bunlardan bir tanesi “oturmak” anlamını taşırken, diğerleri “egemenliği altına almak, hükmetmek, korumak, baki kılmak, hükümran olmak”dır. Bunun gibi muteşabih ayetler tefsir edilirken, muhkem ayetlere dayandırılması gerekir. Allah’u Teala az önce zikrettiğimiz;
    لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

    ayetinde, kendisi gibi hiç bir şey olmadığını belirtmiştir. Bu yüzden “istiva” kelimesinin “oturma” anlamı bu ayet için düşünülemez. Aksi durumda müteşabih olan diğer ayetleri de zahiri anlamına göre tefsir edecek olursak, Kur’an-ı Kerim, ayetleri birbirine ters düşen bir kitap haline gelmiş olur. Örneğin; Allah’u Teala,

    El - Hadid Suresi, 4. Ayetinde;
    وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ وَاللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

    Mealen: “Nerede olursanız olun, O (Allah) sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.” ,

    Yine, Kaf Suresi, 16. Ayetinde; وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ

    Mealen: “Biz ona şah damarından daha yakınız.” buyurmuştur.

    Bu ayetler zahirine göre herhangi bir te’vile başvurmadan tefsir edilecek olursa, haşa, Allah’u Teala hem “arşın üstünde” hem “heryerde” hem de “şah damarımızdan daha yakında” anlamlarına gelir. Yani üç ayet de birbirini yalanlamış olur. Bu da Kur’an-ı Kerim için mümkün değildir. Oysa ki bu gibi müteşabih ayetler, muhkem olan diğer ayetlere uygun olacak şekilde tefsir edilirler. Peygamber Efendimizin haklarında “En hayırlı yüz yıl benim yüz yılımdır. Sonra onu takip eden yüz yıl; sonra onu takip eden yüz yıldır.” dediği selef ehlinin çoğu, bunun gibi müteşabih ayetlerin Allah’u Tealanın tenzihine uygun anlamlar taşıdıklarına iman etmişlerdir. Bu ayetleri genel bir te’vile gitmişler ve bunların diğer muhkem ayetlere uyan tefsirlerine iman ve itibar etmişlerdir. İmam-ı Şafii, bu konuda Allah’u Teala hakkında; “Bize bildirilene, Allah’u Teala’nın muradına uygun şekilde iman ettim. Allah’ın Rasulu hakkında gelene ise Allah’ın Rasulu’nun muradına uygun bir şekilde iman ettim.” demiştir. Bu sözün anlamı; bu ayetlerin zahir olandan başka anlamlarının olduğu ve kendisinin, Allah’ın yaratılmışlardan tenzihine uygun olan anlamına iman ettiğidir.

    Halef ehli; yani selef ehlinden sonra gelenler, zamanlarında bu muteşabih ayetleri zahiri anlamlarına göre taşıyıp, imani meselelerini bunlar üzerine kuranlar çoğaldığı için, bu ayetleri mühkem ayetlere uygun şekilde tefsir etme ihtiyacı duymuşlardır. Çünkü Allah’u Teala, en başta zikrettiğimiz gibi Ali İmran Suresi’nde, mühkem ayetler için; هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ yani “Onlar kitabın esasıdır.” demiştir.
    Bu ayetin devamında da bu ayetleri, zahirine göre tefsir edenler için; “Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu te’vil etmek için, ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler.” buyurmuştur.

    Allah’u Teala, zikrettiğimiz Şura Suresi, 11. Ayetinde; لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
    Mealen: “O’nun (Allah’ın) benzeri hiçbir şey yoktur. O işiten ve görendir.” diye bildirmiştir.

    Allah’u Teala bu ayette, önce “kendisi gibi hiçbir şey olmadığını”, daha sonra da “işiten ve gören olduğunu” bildirmiştir. Burada bize bir uyarı vardır. Bu ayette önce “hiçbir benzeri yoktur” لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ denilmektedir ki وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِير “O, işiten ve görendir” denildiği zaman akılda (haşa) Allah’ın gözünün veya kulağının olduğu düşünülmesin.Önce Allah’u Teala “yaratılmışlara benzemekten tenzih edilmiş”, sonra da “O’nun işiten ve gören olduğu” belirtilmiştir. Tenzih sözleri; “O, işiten ve görendir” sözlerinden önce zikredilmiştir. Böylece tenzih duyulduktan sonra, “işiten ve gören” sözleri duyulunca Allah’u Teala’nın yaratılmışlarına benzetilmemesi vurgulanmış olur. Çünkü Allah’u Teala, hiçbir aygıt veya organa ihtiyaç duymadan işitir ve görür.

    Aynı şekilde Taha Suresi, 5. Ayetinde; الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى

    Mealen: “Rahman arşa istiva etmiştir.” ayet-i kerimesindeki “istiva” sözcüğü oturmak anlamında tefsir edilemez. Çünkü Allah’ın benzeri hiçbir şey yoktur. Oturan bir şey ise bir cisim olmalıdır. Üzerine oturduğu şeyden küçük, büyük ya da aynı ölçüde olmalıdır. Bu gibi sıfatların ise Allah’u Teala için bulunması mümkün değildir. Oturmak, kalkmak, bir mekan içinde bulunmak yaratılmışların sıfatlarıdır.
    Yaratılmışlar kendilerine bu sıfatları verene ihtiyaç duyarlar. Allah’u Teala ise hiçbir şeye benzemediği gibi hiçbir şeye ihtiyaç duymaz.

    El Hadid Suresi, 4. Ayetinde; وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ وَاللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ ٌ

    Mealen: “Nerede olursanız olun O (Allah), sizinle beraberdir Allah, yaptıklarınızı görür.”

    ayetindeki maksat, zahiri anlamının taşıdığı anlam değildir. Bu ayet de tefsir edilirken diğer ayetlerde olduğu gibi muhkem ayetlere başvurulur. Allah’u Teala’nın zatı ile bizimle her yerde olması aklen düşünülemez. Böyle bir durumda yer yüzündeki bütün insanların yanında, aynı anda bulunması gerekir. Buna benzer bir cümleyi Türkçe’de söylecek olursak, birisine; “Sen falan yere git, ben seninleyim.” ya da
    “Senin arkandayım.” dediğimizi var sayalım. Bu durumda zatımız ile onunla mıyızdır? Yoksa ona destekçi olduğumuz mu anlaşılır? Bu ayet-i kerimede de “Nerde olursanız olun O (Allah), sizinle beraberdir.” denildikten sonra “O, işiten ve görendir.” denilmektedir. Yani “her nereye gidersek gidelim, insanlardan belki gizlenebiliriz ama Allah’u Teala ilmi ile bizimledir; bizi görür ve işitir. O’ndan kaçış yoktur.”


    Kaf Suresi, 16. Ayetinde de; وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ

    Mealen: “Biz ona şah damarından daha yakınız.” buyurulmuştur.

    Yine Türkçe’ye göre örnek verecek olursak; “Falan kişi bana, babamdan daha yakındır.” denildiği zaman ne anlaşılmaktadır? Yakın kelimesinin bu cümlede mesafe anlamı taşıması nasıl gülünç bir durum ise, aynı şekilde bu ayet için mesafe anlamının düşünülmesi gülünçtür. Ayette geçen “yakınlık” ifadesinden maksat, zahir anlamdaki mesafe açısından yakınlık değildir. Bu ayette Allah’u Teala’nın, “kişiyi, kendisinden bile daha iyi bildiği” belirtilmiştir. Çünkü Allah’u Teala “işiten ve gören”dir. Bir mekanda bulunmaktan ya da bir mekana, mesafe anlamında yakın veya uzak olmaktan münezzehtir. Yakınlık ve uzaklık sıfatları yaratılmıştır ve Allah’u Teala için düşünülemezler.

    Üç tanesini zikrettiğimiz müteşabih ayetlerin geri kalanları da alimlerimiz tarafından;

    لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

    Mealen: “Muhakkak Allah, hiç bir şeye benzemez ve O işiten ve görendir.”

    ayetine uygun şekilde tefsir edilmiştir.

    Günümüzde, kalplerinde eğrilik olan bazı fırkalar, Kur’an-ı Kerim’in bize haber verdiği gibi; “fitne çıkarmak adına bu müteşabih ayetleri ya da bunların birkaç tanesini zahirlerine göre tefsir etmeye kalkışmış ve haşa, Allah’u Teala’nın gökyüzünde olabileceği gibi bir takım sapık iddalarda bulunmuşlardır”.

    Sizleri bu sapık fırkalara karşı uyarıyor ve bu insanları hakkaniyete davet ediyoruz.

  20. #60
    Sizin bu yazınız belli bir yüzyıldan sonraki kelamcıların sözlerine ait..

    Selef asla bu şekilde düşüncelere (bidat olan düşüncelere) dalmazdı.

    Ve derler di ki; Allah arşa istiva etmiştir. Bu ayetin tevili Allah aktındadır. Bu konuda konuşmak, tevil etmek bidettır ve her bidat delalete sürekler. Her delalette ateştedir!

+ Konuyu Yanıtla
9 / 3 İlkİlk 123456789 SonSon

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •