+ Konuyu Yanıtla
9 / 1 12345678 ... SonSon
161 sonuçtan 1 --- 20 arası gösteriliyor

Konu: Vehhabiler Fırkasına Karşı Çok Önemli Bir Uyarı

  1. #1

    Vehhabiler Fırkasına Karşı Çok Önemli Bir Uyarı

    Âlemlerin Rabbi olan, hiçbir şeye benzemeyen, yersiz var olan, başlangıcı ve sonu olmayan Allâh'a hamd, Rasullerin en şereflisi olan Muhammed'e salât ve selâm olsun.
    Değerli Müslümanlar! Esselâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berakâtuh. Allâh celle celâluhu Kur-ân'da buyuruyor ki:

    وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبيلِ الْمُؤْمِنينَ نُوَلِّه مَا تَوَلّى وَنُصْلِه جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصيرًا
    Manası: "Her kim Peygamber Efendimiz'i ve Müslümanların icmaını (söz ve görüş birliğini) yalanlarsa Din'den çıkar ve Cehennem'e girecektir."

    Peygamber Efendimiz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem İbn-u Hibbân ve Tirmizinin rivayet ettiği Hadis-i Şeriflerinde de şöyle meâlen buyurmuşlardır:
    "Size vasiyetim, benden sonra sahabelerim ve onlardan sonrakiler ile, yine onlardan sonra gelenlerin yolundan şaşmayın. (Bu demektir ki, saadet asrı döneminde gelmiş geçmiş sahabe, tabiîn ve onlardan sonra gelen tebe'i tabiîn kuş aklarının gösterdiği yoldan gitmek gerekir.) Onlardan sonra yalancılık yayılacak. (Bunu gördüğünüz zaman) Cemaat'tan ayrılıp, parçalanmayın. Muhakkak şeytan bir kişi ile beraber; iki kişiden ise çok çok uzaktır. Cennet'in en iyi yerini isteyen Cemaat'tan ayrılmasın."

    Allâh celle celâluhu bize bu ümmetin geçmişlerini (sahabeler, tâbiînler ve onlardan sonra gelen bu ümmetin âlimlerini) örnek almamız hususunu emrediyor. Peygamber Efendimiz aleyhissalâtu vesselam bu Ümmetin büyükleri olan sahabeler, tabiîn ve onlardan sonra gelenlerin yolundan gitmemizi emrediyor. Bu Selef-i salîhîn'in yolunu takip eden kişi iflah olur (kurtulur), çünkü onlar en doğru olarak sapmadan Peygamber Efendimiz'in yolundan gittikleri güneş gibi apaçık ortadadır.

    Son zamanlarda hiç ilim öğrenmemiş ve ilmin kokusunu bile almamış , ancak çay, kahve, eğlence, alış veriş , gırgır ve hayat eğlencelerinden başka bir şey bilmeyen cahiller türedi. Bu cahiller sakal uzatıp takkeleri başlarına geçirdikleri gibi, kendilerini para babalarının kapılarında buldular. İşte o para babalarının kötü emellerine alet olup, onların hesabına Müslümanların arasında fitne ve fesat yaymak suretiyle çalışmaya başladılar. Bir de Dinî ilimlerde yetersiz olan, halkımıza yutturmak için kendilerine "Selef adını koydular ve dediler ki: "Geçmiş amirler ile âlimlerin bozduklarını düzeltmeye geldik".

    Üstelik hiç utanmadan Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in güzide sahabeleri ve onlardan sonra gelen tâbiînlere dil uzatarak: "Onların ihmal edip beceremedikleri hususları biz yapacağız" diye iddia etmekten de geri kalmadılar. Ayrıca Dinin koruyucu ve kurtarıcısı olduklarını iddia ediyorlar.
    Değerli Müslüman kardeşlerim işte bu fırka mensuplarının adı: "Vehhabiler'dir".

    VEHHABÎLER FIRKASI'NIN FİTNESİ
    On sekizinci yüz yılın sonlarında Necd bölgesinin Dir-iyye köyünde "Muhammed bin Abdulvehhâb" isimli şahıs dünyaya gelmiştir.
    Bu insan küçüklüğünü kendi bölgesinde geçirdikten sonra Irak'a gidip, oralardaki İngiliz misyonerleriyle tanışıp ve onların zehirlerini yutmuştur. Osmanlı Türk Devletine karşı yürütülen plân ve faaliyetlerde rol almıştır. En son, memleketi olan Necd bölgesine dönünce Suud'un oğlu Muhammed ile birlikte, Osmanlı Türk Devletini yıkmak için İngilizlerle iş birliği hâline girdiler. Osmanlı atalarımızın evliyalara olan inançlarından (sevgi ve saygılarından) dolayı, Muhammed bin Abdulvehhâb; kendi halkına, onlara kâfir ve müşrik demeyi öğretti.

    Daha doğrusu Türkler ve benzeri olan diğer milletlerin de öldürülebilmesi gerekçesi olarak kâfir ve müşrik olduğunu kendi toplumuna inandırmak için kafadan şeytanî fetvalar uydurup: "Bunların kanı ve malı helâldir, çünkü bunlar; peygamber, evliya ve salîh kişilerin kabir ziyaretlerine gitmekle Allâh'tan başkasına tapmış oluyorlar" diye büyük çapta Türk atalarımıza karşı haince propaganda yürütmeye başladı.

    İşte tarihin büyük bir hiyanetini böylece İngiliz gâvurları ile işbirliği yaparak, asırlar boyu Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere ve Mescid-i Aksa'yı koruyan Osmanlı ordusunu arkadan kalleşçe öldürmeye başlayarak Arap Yarımadasından çıkarıp ve oraları gâvurlara teslim etti.

    Sahih-i Buharî' de, sahabeler tarafından Peygamber Efendimiz aleyhissalâtu vesselam’e. memleketler hakkında sorulan soruda Necd bölgesi ile ilgili Peygamber Efendimiz'den meâlen: "Şeytan boynuzunun çıkacağı yerdir" diye cevap alınmıştır. Peygamber Efendimiz'in bu Hadis-i Şerifinin gerçekliği ortaya çıkmıştır. Vehhabi fitnesi Necd bölgesinden çıkmış bir şeytan boynuzudur.
    İbn-u Abidîn Hazretleri haşiyesinin "Bâb-ul Buğât", yani Azgınlar Bölümü'nde: "Vehhabiler; geçmiş tarihte sapık olan mücessime fırkasının bir uzantısıdır" diye ifade etmektedir.

    Bu sapık fırkanın batıl inanç ve fikirlerinden bir kaç örnek aş ağıda çıkarılmış tır:

    Değerli Müslüman kardeşlerim!
    Gördüğünüz gibi bu bozuk inancı yer yüzündeki Müslümanlar arasında yaymak için Vehhabiler, sahip oldukları büyük maddî imkânları seferber ederek, her türlü vesileyle zehirlerini yaymaya çalışıyorlar.

    1. Vehhabiler, bir memlekete hâkim olurlarsa ilk yapacakları şeylerden birincisi bütün mezarlıkları yerle bir etmektir. Bugünkü hâl olduğu gibi, Mekke-i Mükerreme'de "Cennet-ul Mualla" ve Medine-i Münevvere'de de "Cennet-ul Bakî" mezarlıklarında yatan binlerce sahabenin mezarları ziyaret edilecek olursa, kimin mezarı kime ait ve nerede olduğu belli değildir.

    2.Başta Peygamber Efendimiz aleyhissalâtuvesselam olmak üzere (üstünlük sıralamasına göre), ondan sonra gelen bütün Peygamberler ve o Peygamberlerden sonra insanlarda gelen bütün geçmiş evliya dâhil, hiç birinin kabirlerinden bereket dilemek maksadıyla ziyaret edilmesini kabul etmeyip: "Şirk (küfür)" olduğunu söylerler. Bir kişi: "Yâ Muhammed" veya "Medet yâ Rasulallâh" veya "Medet yâ Abdulkâdir Ceylâni" derse veya bir evliyanın yüzü suyu hürmetine Allâh'tan af dilerse, onlara göre Din'den
    çıkar kâfir olur.

    3.Ölüm meleği olan ve Peygamber Efendimiz'in Hadis-i Şerifi ile adının
    "Azrail" olduğu bilinen, yüz milyonlarca Müslüman tarafından "Azrail" ismiyle bilinirken, Vehhabiler bu ismi red ve inkâr ederek: "Azrail diye bir şey yoktur" diyorlar. Hâlbuki İmam Taberânî'nin "ET-Tivâlât" adlı kitabında ve İbn-u Firhûn'un "Tebsîrat-ul Hukkâm" adlı kitabında da zikredilmiştir.

    4.1200 yıldan bu yana inançta Müslümanların çoğunluğunu oluş turan iki hak mezhep vardır. Birisi Maturîdî diğeri ise Eş-ârî mezhepleridir. Vehhabiler bu iki hak mezhebe yönelik: "Sapık" derler.

    5.Vehhabiler Ebû Cehil ve Ebû Leheb müşriklerinin bugünkü Müslümanlardan daha imanlı olduklarını iddia ediyorlar.

    6.Vehhabilerin görüşüne göre "Nakş ibendî" tarikatı ve diğer tasavvuf tarikatlarının ehli (ilk kurucusundan son mensuplarına kadar) hepsi kâfirdir. Bir süre önce Riyad'dan bu konu ile ilgili resmî bir fetva çıkardılar.

    7.Camiler'de namazlardan sonra yapılan toplu zikire bid’at derler, bunun da Din'den gelmeyip kötü olan bir ş ey olduğunu iddia ederler. Ayrıca Ayet ve Hadis-i Şerif ile sabit olan zikir ve dualar dışında kalan bütün zikir ve dualara: "Bid'attır" diyorlar.

    8.Vehhabiler, ölmüşlerimizin ruhuna Kur-ân'ı Kerîm'den, "El-Fâtihah", "Yâsîn-i Şerîf' ile başka Ayet veya Sureler okumak, haram ve kötü bid'at olduğunu söylüyorlar.

    9. Vehhabilere göre Teravih namazını yirmi rekât olarak kılmak günahtır. Bunu, hâş â Hazreti Omar radiyallâhu anhu'nun uydurduğunu söylerler.
    Böylece Hazreti Omar'ı hem Din'de bozgunculuk, hem de hainlik etmek suçuyla itham ederek hakaret ediyorlar.

    10. "Cuma günü okunan ikinci ezan, kötü bir bid'attır" der ve Hazreti Osman tarafından uydurulduğunu iddia ederler.
    Bunda da Hazreti Omar'a hakaret ettikleri gibi, Hazreti Osman'a da: "Bid'atcı" demekle hakaret etmiş oluyorlar.

    11. Bu Ümmetin selefinden halefine kadar, gelmiş geçmiş büyük âlimlerin çoğuna: "Sapık" ve bazılarına da: "Kâfir" derler.
    Örnek verecek olursak İmam Cuveynî, İmam Razî, İmam Takiyyuddîn-i Subkî,
    İmam Muhyiddîn bin Arabî, İmam Abdulkâdir Ceylânî ve daha birçok; yüzde yüz Ehl-i Sünnet âlimlerinden olan büyüklerin kimine: "Sapık" kimine de "Kâfir" derler.

    12.İslâm Dini'nde hak bilinen ve âlimlerin söz ve görüş birliğiyle caiz olan "tevessül(1) meselesine: "Şirk'tir" diyorlar.

    1 Tevessül: Bir müslümanm: "Allâh'ım filan Peygamber veya filan evliyanın hürmetine beni affet" ve benzeri sözlerin söylemesine "tevessül" denir.

    13.Teşbih: Müslümanlar tarafından yüz yıllardan beri yapıla gelen, teşbih ile zikir ibadetinin kötü bid'at olduğunu söylerler.

    14. Müslüman âlimler topluluğu söz birliğiyle Allâh'ın mekân ve cihetten münezzeh olduğunu söylemiş lerdir, çünkü bu inanç Allâh'ın Kur-ân'ı Kerîm'de ve Peygamber Efendimizin de Sünnet'inde (Hadis-i Şerifleri'nde) emrettiği doğru inançtır.

    Allâh-u Teâlâ buyuruyor ki:
    لَيْسَ كَمِثْلِه شَىْءٌ
    -Eş -Şûrâ Suresi, 11. Ayet-
    Manası: "Allâh hiçbir şeye benzemez."

    Allâh hiçbir yaratığın sıfatlarıyla sıfatlandırılmaz. Allâh'tan başka her şey yaratıktır.Kim Allâh'ın bir şeye ihtiyacının olduğuna veya bir yerde bulunduğuna inanırsa sapıklığa ve küfre düşmüştür. Aynı zamanda El-İhlâs Suresi'nin 4. Ayet'ini de yalanlamaktadır.

    Allâh-u Teâlâ buyuruyor ki:
    وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ
    Manası: "Allâh'ın benzeri ve misli yoktur."

    İmam Alî radiyallâllahu anhu'nun bildirdiği gibi Allâh, yerleri yaratmadan önce yersiz olarak vardı ve yerleri yarattıktan sonra yine yersiz olarak vardır.

    Durum böyle iken, Vehhabiler Allâh'a mekân ve cihet nisbet ederek, Arş üzerine oturduğunu söylerler. Buda putperestliğin ta kendisidir.

    15. Çok önemli olan farz, emir ve yasaklarla ilgilenmeyip kafadan uydurdukları şeytanî safsatalarla Müslümanları, bölüp parçalamaya çalışıyorlar.

    Toplumumuzdaki, farz olan ibadetlerden uzaklık, içki içmek, faiz ve rüşvet yemek, kumar oynamak, türlü türlü münker ve fuhuş bataklıkları dururken, bunlara yönelik hiçbir tedbir aldıkları görülmemekte olup, bunların yaptıkları ise ancak; yukarıda sıraladığımız hususlarda geçen batıl şeylerle (Din'de gerçekten payı olmayan), delilsiz ve mesnetsiz tehlikeli (küfre düşüren) iddialarla Müslümanları uğraştırmaktan başka bir şey değildir.

    NOT: Vehhabilerin, Müslümanları kandırmak için taktik olarak kullandıkları "Ehl-i Sünnet Ve-l Cemaat" sahte lakabından sakının.

  2. #2
    ikimilyon Admin Mehmet DAĞDELEN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    Sakarya
    Yaş
    42
    İletiler
    3,120
    Blogdaki Konular
    18
    Alıntı ehlisunnet tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Durum böyle iken, Vehhabiler Allâh'a mekân ve cihet nisbet ederek, Arş üzerine oturduğunu söylerler. Buda putperestliğin ta kendisidir.

    hooop bi dakka..

    ben kendimi ne vahhabi ve ne de selefi olarak nitelendirmiyorum.
    ancak rabbim olan ALLAHn arşa istivasına inanıyorum.
    yani ben putperestmiyim?

    Taha 5 Rahman, Arş'a istiva etmiştir.
    yani ben bu ayete iman edince putperestmi oluyorum?

    Milli Görüş; hakkı üstün tutmaktır!

  3. #3
    Taha 5 Rahman, Arş'a istiva etmiştir. ALLAH TEALA ARŞ-İ KUTRETİNİN BÜYÜKLÜĞÜNÜ GÖŞTERMEK İÇİN YARATTI. KENDİNE MEKAN OLSUN DİYE YARATMADI.BİLEMİYORUM SİZ BU MÜTEŞABİH OLAN AYETİ NASIL ANLIYORSUNUZ
    لَيْسَ كَمِثْلِه شَىْءٌ َMeâli:"Allah hiçbir şeye benzemez."

  4. #4
    Kısıtlanmış Üye
    Giriş
    Sat Jun 2006
    Konum
    Kocaeli/Gölcük
    Yaş
    35
    İletiler
    404
    Arşa istivayı, Allah arşda oturuyor gibi haşa Allah'ın mekana ihtiyacı varmış gibi yorumlamalarına istinayen söylenir bu küfür diye! Aslen o ayeti kerimede Allah arşa istiva etti, manası; Allah arşa hakimdir olarak yorumlanır.Ama bazı ayeti celilelerdede olduğu gibi mecazi manasından ziyade aslen naklediliyor bazı ayetler bu sebepler belkide doğru sandıkları o yorumlar belkide adamı küfre düşürüyor.Haşa Yüce Allah hiçbir mahlukata benzemez, hertürlü mekandan münezzehtir.Ve İslam alimlerinin ortak görüşü Allah her türlü mekandan münezzehtir olmuştur.Bu konular çok tartışıldı ve çokda ilim gerektiren mevzular zira şu güzel yazıyı tekrar okumakda fayda görüyorum...

    OKUYUCU SORULARI-20 Allah Teala'ya Mekân İsnadı-2



    Milli Gazete - 8 Ocak 2006



    Bir önceki yazıdan devam.

    Boşlukta bir yer tutmak, belli bir yönde bulunmak, belli bir özgül ağırlığı, sınırları, uzuvları bulunmak … gibi mahlukata/cisimlere mahsus özelliklerin Allah Teala'ya izafesinden sakınılması gerektiği konusunda sadece İmam Ebû Hanîfe değil, diğer büyük imamlar da hassas davranmışlardır. Bir önceki yazıda naklettiğim gibi, "Allah Teala mahlukatından ayrı bir varlığa sahiptir ve bu anlamda Allah Teala için bir sınır tayin etmemek O'nun varlığını nefyetmek olur" diyen İbn Ebi'l-İzz ve aynı çizgideki "Selefîler"in aksine, dört mezhep imamından nakledeceğim ifadeler, bu meselede teşbih ve tecsimden şiddetle kaçınılması gerektiğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

    İmam Ebû Hanîfe'nin tavrını bir önceki yazıda kısmen yansıtmaya çalışmıştım. Allah Teala'nın Arş'a istivası meselesindeki tavrı da aynı paraleldedir: "Allah Teala, kendisi için bir ihtiyaç ve (Arş'ın üzerine) istikrar (yerleşme, mekân tutma) olmaksızın Arş'a istiva etmiştir. O, Arş'ı da diğer mahlukatı da korumaktadır. Eğer (Arş'a ve bir yerde yerleşip mekân tutmaya) muhtaç olsaydı, tıpkı mahluklar gibi alemi yoktan var etmeye ve idareye muktedir olamazdı. (Bir mekânda) oturmaya ve karar kılmaya muhtaç olsaydı, Arş'ı yaratmadan önce Allah Teala nerede idi? Yüce Allah bundan münezzehtir."[1]

    İmam Mâlik de Allah Teala'nın varlığı için yukarıda zikredilen hususların söz konusu edilemeyeceğini belirtir ve "Sınır tayinine gitmeksizin ve teşbihe düşmeksizin" diyerek genel ilkeyi çizer.[2]

    İmam eş-Şâfi'î, kendisine nisbet edilen el-Fıkhu'l-Ekber isimli eserde[3] şöyle der: "Eğer "Allah Teala, "Rahman Arş'a istiva etmiştir" buyurmuştur" denirse şöyle cevap verilir:

    "Bu (türlü) ayetler bunlara ve benzerlerine, ilimde derinleşmek arzusunda olmayan kimseleri cevap vermede şaşkınlığa sürükleyen müteşabihattandır. Yani bu kimseler bu türlü ayetleri olduğu gibi kabul edip, araştırma yapmamalı ve bunlar üzerinde konuşmamalıdır. Çünkü kişi ilimde rüsuh (derin kavrayış) sahibi olmadığı zaman şüpheye ve vartaya düşmemekten emin olamaz. Onun, Allah Teala'nın sıfatları hakkında, zikrettiğimiz gibi inanması gerekir. Allah Teala'yı hiçbir mekân ihata edemez. O'nun üzerinden zaman geçmez. O, hudut ve son noktalara sahip olmaktan münezzehtir; mekân ve yönlerden müstağnidir. "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur." (42/eş-Şûrâ, 11)[4]

    İmam Ahmed b. Hanbel'in görüşü de diğerlerinden farklı değildir. el-Hallâl, onun şöyle dediğini nakletmiştir: "Allah Teala Arş'a, kendisi için bir sınır söz konusu olmaksızın, sıfatsız (keyfiyetsiz) olarak, vasfedilmeyecek bir tarzda, dilediği gibi ve dilediği şekilde istiva etmiştir."[5]

    Elbette konu hakkında imamlardan yapılabilecek nakiller bunlardan ibaret değildir. İlgili çalışmalarda detaylı bilgi mevcuttur.[6]



    [1] İmam Ebû Hanîfe, el-Vasıyye, 73.

    [2] Ebû Bekr b. el-Arabî, Ahkâmu'l-Kur'ân, IV, 1740.

    [3] Bkz. Keşfu'z-Zünûn, II, 1288. Kâtip Çelebi, belirttiğim yerde bu eserin İmam eş-Şâfi'î'ye nisbetindeki şüpheye dikkat çeker. Ancak Fuad Sezgin hoca Târîhu't-Turâs'da (I, 491) Ezher kütüphanesinde bu eserin hicrî 292 yılında istinsah edilmiş bir nüshasının bulunduğunu belirtir ve şöyle der: "Eğer bu tarih doğru ise, söz konusu kitabın eş-Şâfi'î'ye nisbetindeki şüphe ortadan kalkar."

    [4] İmam eş-Şâfi'î, el-Fıkhu'l-Ekber, 17.

    [5] Bunu el-Kevserî, el-Hallâl'ın es-Sünne'sinden nakletmiştir. Bkz. İbnu'l-Cevzî'nin Def'u Şübehi't-Teşbîh'i, 28 (1 nolu dpnt).

    [6] Örnek olarak bkz. Ebubekir Sifil, Çağdaş Dünyada İslamî Duruş, 144 vd.



    vesselam
    [SIGPIC][/SIGPIC]

  5. #5
    ikimilyon Admin Mehmet DAĞDELEN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    Sakarya
    Yaş
    42
    İletiler
    3,120
    Blogdaki Konular
    18
    Alıntı ehlisunnet tafarından gönderildi Mesajı Göster
    ALLAH TEALA ARŞ-İ KUTRETİNİN BÜYÜKLÜĞÜNÜ GÖŞTERMEK İÇİN YARATTI.

    peki cenabu ALLAHın kudretini göstermeye muhtaçmı olduğunu söylüyorsun yani?

    yani ALLAH kudretini gösterme ihtiyacı içindemidir?

    Milli Görüş; hakkı üstün tutmaktır!

  6. #6
    HaŞa . Sadece İstİva(oturdu Dİyenlere) Ayetİnİn Aciklanmasi GerektİĞİnİ ArŞa HÜkÜmran OlduĞunu Anlatmaya CaliŞiyorum.ya Sİz Benİ Anlamiyonuz Yada Bende Sİzİ Anlamiyorum.İnŞaallah AnlaŞiriz.
    لَيْسَ كَمِثْلِه شَىْءٌ َMeâli:"Allah hiçbir şeye benzemez."

  7. #7
    ikimilyon Admin Mehmet DAĞDELEN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    Sakarya
    Yaş
    42
    İletiler
    3,120
    Blogdaki Konular
    18
    Alıntı ehlisunnet tafarından gönderildi Mesajı Göster
    HaŞa . Sadece İstİva(oturdu Dİyenlere) Ayetİnİn Aciklanmasi GerektİĞİnİ ArŞa HÜkÜmran OlduĞunu Anlatmaya CaliŞiyorum.ya Sİz Benİ Anlamiyonuz Yada Bende Sİzİ Anlamiyorum.İnŞaallah AnlaŞiriz.

    yani diğer bir ifadeyle diyorsun ki ALLAHu teala doğru kelimeyi (haşa) bulamamış
    ve sen onun doğrusunu söylüyorsun..

    öyle mi?

    Milli Görüş; hakkı üstün tutmaktır!

  8. #8
    kardeşim sen khattap'ın verdiği mücdehid alimlerin bu ayeti nasıl anlaşılması gerekdiğini yukarda delilleriyle yazmış ayrıca istiva kelimesi arpcada 15 farklı manaya gelir ehl-i sunnet alimleri bu ayeti ALLAH TEALAYI TENZİH EDECEK ŞEKİLDE ACIKLAMIŞLARDİR.biz böyle inanıyoruz. bu ayeti oturma(yerleşme) manasında olarak anlatan ve inanan ehli sunnet velcemaat itikadının dışındadır.bu konuda kaynak:

    fetaveyi-hindiye
    hacer-askalani
    fahruddin-razi tefsiri
    imam gazali murteda
    imam beyhaki-esma ve sıfat
    ibn-asakir
    imam tahavi
    imam buhari
    imam nevevi
    ve adını yazamadığım ehli-sunnet kaynaklarında bu ayeti böyle acıklamışlardır.siz bu konuda dha bilgili iseniz bizlere kaynak gösterin.kaynaklar arapca asıllarından olsun.yanlış türkçe tercümesi yapılanlardan olmasın.
    لَيْسَ كَمِثْلِه شَىْءٌ َMeâli:"Allah hiçbir şeye benzemez."

  9. #9
    Taner PINAR
    Misafir
    Alıntı ehlisunnet tafarından gönderildi Mesajı Göster

    1. Vehhabiler, bir memlekete hâkim olurlarsa ilk yapacakları şeylerden birincisi bütün mezarlıkları yerle bir etmektir. Bugünkü hâl olduğu gibi, Mekke-i Mükerreme'de "Cennet-ul Mualla" ve Medine-i Münevvere'de de "Cennet-ul Bakî" mezarlıklarında yatan binlerce sahabenin mezarları ziyaret edilecek olursa, kimin mezarı kime ait ve nerede olduğu belli değildir.




    Kabir üzerine bina yapmak, kireçle badanalamak ve yazı yazmak yasaktır: Nesei; 2028,



    Kabir üzerine yazı yazılmaz: İbni Mace; 1563,

    Kabir yükseltilmez üzerine kubbe yapılmaz: Müslim; 969, Ebu Davud; 3218, Tirmizi; 1049, Nesei; 2029, İbn Mace; 1575,


    Kabir yanında hayvan kesimi yoktur: Ebu Davud; 3222,


    Kabirde namaz kılınmaz: Müslüm; 532, Nesei; 760,

    Kabirleri yükseltmek,yapmak,tuğla,taş,kerpiç kullanmak çamur ile sıvamak üzere kubbeler yapmak bidattır: Müslüm; 969, Tirmizi; 1058, Ebu Davud; 3218, Nesei; 2029, İbn Mace; 1575,

  10. #10
    Taner PINAR
    Misafir
    Alıntı ehlisunnet tafarından gönderildi Mesajı Göster

    2.Başta Peygamber Efendimiz aleyhissalâtuvesselam olmak üzere (üstünlük sıralamasına göre), ondan sonra gelen bütün Peygamberler ve o Peygamberlerden sonra insanlarda gelen bütün geçmiş evliya dâhil, hiç birinin kabirlerinden bereket dilemek maksadıyla ziyaret edilmesini kabul etmeyip: "Şirk (küfür)" olduğunu söylerler. Bir kişi: "Yâ Muhammed" veya "Medet yâ Rasulallâh" veya "Medet yâ Abdulkâdir Ceylâni" derse veya bir evliyanın yüzü suyu hürmetine Allâh'tan af dilerse, onlara göre Din'den
    çıkar kâfir olur.
    Kabirlerden medet umulmaz: Nahl; 20, 21, Yunus; 106, Araf; 194, Ahkaf; 5,

    Yardım daima Allah’ tandır: Ali İmran; 126,



    Ey Delikanlı sana birkaç kelime öğreteceğim: Allah'ın emirlerini ve yasaklarını gözet ki Allah da seni gözetsin. Allah'ı gözet ki O'nu karşında bulasın. İsteyeceğin zaman Allah'tan iste ve yardım taleb edeceğin vakit Allah'tan yardım taleb et. Bilmiş ol ki, bütün ümmet, herhangi bir hususta sana fayda vermek için bir araya gelmiş olsa ancak Allah'ın senin üzerine takdir ettiği hususta sana yararlı olabilir. Aynı zamanda sana herhangi bir hususta zarar vermek için bir araya gelmiş olsalar ancak Allah'ın senin aleyhinde taktir ettiği bir hususta zarar verebilirler. Kalemler kalkmış ve sayfalar kurumuştur: Tirmizi; 2635,

    Yalnız Allah’ a kulluk edin: Ali İmran; 26, Nahl; 53, Enam; 17, Fatiha; 4, Hud; 123, Rad; 30, Tegabun; 1, Muhammed; 19, Zümer; 38, Sebe; 22, İsra; 56-57, Kasas; 88, Furkan; 58, Beyine; 5,

    [zümer.065] [E2] Andolsun ki, sana da, senden öncekilere de şu vahyedildi: «Yemin ederim ki, eğer şirk koşarsan bütün çalışmaların boşa gider ve mutlaka kendine yazık edenlerden olursun.»



  11. #11
    Ehli sünnet kardeş vehhabıliğin nasıl çıktığını Üstad Necip Fazıl'ın kitabındaki alıntıdan okuyalım....


    AKıL HEZEYANI

    İlk devreye ait, evvela menfi, peşinden müsbet istikamet tutturuşlarını böylece resmettikten sonra, şimdi, esasi mevzuumuz olan menfilerin geçit resmine devam:İkinci devre, temas ettiğimiz gibi, hezeyan aklından sonra akıl hezeyanı çığrıdır ve İbn-i Teymiyye isimli kişiden başlar.

    «Hezeyan aklı» tabirinde ağırlık hezeyanda, «akıl hezeyanı»nda ise akılda… Birinde asıl, akıl taslayan hezeyan, öbüründe de hezeyana varan akıl… A-B çizgisi veya B-A hattı… Aynı şey… Fakat küçük bir (nüans-incelik)farkiyle ikincisi çok mühim ve nazik… Zira bu devrenin kapı açanı, günümüze kadar gelen ve günümüzde yeniden uyandırılmak istenen, İslam’a materyalist bakışın son derece tahripçi ve ilerideki ihtilatlariyle gayet tehditçi ilk örneğidir.Hicri 5. ve 6. Asırlarda Hasan Sabbah’a kadar gelen ve sonra bir müddet durdurulan hezeyan aklı,7. Asrın sonunda ve 8. Asrın başında İbn-i Teymiyye eliyle ve dış idrak perdesinde mantıki hissini verici bir şeytaniyet dehasiyle, arada devletini kurmuş ve günümüzün iman iddiasındaki sefil idraklerine kadar nüfuz etmiş olarak sürüp geldi.

    Ne gariptik ki, bazı muteber İslam ansiklopedilerinde, kıymet hükmü eserlerinde ve çağımızın birtakım karabaş beyaz sarıklılannda ve fetva hokkabazlarında İbn-i Teymiyye, akıl ermez bir itibar merkezi ve ihtiram hedefidir. 7.Asırdan beridir de, büyük bir velinin «dini içinden yıkan kafir» diye andığı bu itikat akrebini ateşle halkalayıcı bir davranış yapılamamış daha doğrusu, onun ilerideki ihtilatlarına karşı bir panzehir tertiplenememiş, bu mevzu küçümsenmiştir.

    Büyük bir alim olduğu, hele Hadis ilminde panmakla sayılacak İnsanlar içinde bulunduğu bir hakikattir. Fakat İmam-ı Gazali gibi bir hikmet dehasına saldıran ve onu hadis ilminde cahillikle suçlayan bu adam «kitap yüklü merkep» ölçüsünü yüzde yüz canlandırıcı haliyle cehaletin ta kendisidir.

    «Makul ve menkul (akıl ve nakil yoliyle gelen) ilimler arasında uygunluk» isimli 6 ciltlik eseri etrafında yüzlerce eser sahibi… Kimi felsefeye, kimi bid’atlere, kimi Hıristiyanlık hayal ve masallarına, kelam ilmine, Rafizilere, Şiilere ve Kaderiyyecilere çatan bu eserlerin yalnız başlıklarını okuyanlar, içinde bomba saklı bir çukulata kutusu gibi onu, en tatlı manada bir Sünnet Ehli mütefekkiri sanabilirler… Fakat kutu açıhnca bomba patlar ve «Kitab-ül-İman» isimli eserin sahibi bu sapığın, akli metoda hezeyan kusturan ve maverai idraki katleden «suret-i hak» peçeli bir imansız olduğu meydana çıkar.

    Davası, şu maddelerin çerçevesi içinde hulasa edilebilir: «Kur’an ayniyle, noktası noktasına zahirine göre anlaşılmalı ve ele alınmalıdır. Allah, Kur’anında Arş üstünde istiva ettiğini. zatiyle mekan ifade ettiğini mi bildiriyor. aynen böyledir ve onu şekil ve mekandan tenzih edici hiçbir mecazi idrake sebep yoktur. Allah (benim elim her elin üstündedir!) buyururken bu ifade mecazi değil, aynen vakidir. Bahis mevzuu el de bildiğimiz insan elidir.»Ve işin en korkunç tarafı şu hükümde:

    «Allah, ayniyle insan şekil ve suretindedir.»Nitekim bir gün Şam’da zehrini ürettiği demlerde minberden bir iki basamak iner ve şöyle der!.

    - «İşte Allah, benim bu minberden indiğim gibi yere iner! »

    Serapa küfür belirten bu görüşten sonra talak (boşanma) ve zekat bahsinde şeriate tam zıt nice iddialar… Din ölçülerinin üçüncü temeli «icma-ümmetin toplu hükmü» usulüne aykırılık ve bu aykırılığın caiz olduğu hükmü… Hazret-i Ömer ve Ali’ye hücumlar ve onların güya yanıldıkları noktaları sayıya vurmalar… İmam-ı Gazali ve Muhiddin Arabi’yi küfürle itham etmeye kadar gitmeler.

    Ve en hassas tehlike noktası ve nasipsizlik ifadesi olarak, tasavvufu, batın temelini, topyekun evliyayı, ruhu, ruhaniyeti inkar etmesi ve onlara yönelmeyi küfür sayması, türbe ve mezarları ziyarete şirk göziyle bakması, hatta Allah Resulünün Kabe’den üstün bilinen mukaddes Ravzasına kadar ruhaniyet yollarını tıkamaya kalkması…Bu adam, apaçıktır ki, dış dünyayı dışların dışından …dedici beş hasseden başka hiçbir anlayış ve seziş melekesine sahip değildir ve İlahi idrakten yana kör ve topaldır.

    İBN-İ TEYMİYYE

    İbn-i Teymiyye, aklı çıkmaz sokaklara sürücü ve güya mantık zırhı içinde yürütücü ve topyekün insan ve kainatı kaybettirici nazariyelerinin, kendisinden 4 asır sonra da batı materyalizmasına akraba bir mahiyet kazanmasına ve arınmasını bekleyen İslamı temelinden çürütme istidadının doğmasına vesile olmasaydı ele alınmaya değmezdi. Fakat belirttiğimiz hususiyetleri bakımından, İslamı arınma davasının en büyük düşmanları arasında yer alıyor ve kozasında ölen bir böcek gibi eserlerinin ölü muhafazası içinde bırakılmaya gelmez bir mahiyet arzediyor.

    Bugünkü Vehhabiliğin, başıboş içtihad davranışlarının, her türlü reformcuların, her türlü ruh ve mana zedeleyicilerinin, doğrudan doğruya, yahut dolayısiyle babası İbn-i Teymiyyedir ve onu «İslam materyalisti» diye yaftalamak yerinde bir teşhistir. Zira o’nun sistemi Allah ve Resulüne inanmanın değil, inanmamanın ve ancak böyle olursa tersinden mantıkı bir tertibe girmesi kaabil bir görüş belirtmektedir ve güneşi kabul edip ışığını kabul etmemek gibi bir akıl hezeyanı içine düştüğü tezat kuyusunu sadece herşeyi inkar etmek suretiyle kapatabilir ve tezadsız bir küfür olarak kalır. Oysa, en büyük tezad içinde küfür… Allaha, yani gaibe inanan, böylece gaibler ve sırlar alemine bel bağlayan bir anlayış nasıl olur da ruhu, ruhaniyeti reddeder, Kur’andan başlayarak herşeyi beş hasse planına bağlar ve Yaratıcıya insanı vasıflar verir?…

    Bütün bu verdiğimiz bilgiler gerçeğe öylesine uygundur ki. Batı kaynaklı ve Cumhuriyet mamülü bir eser olmasına rağmen sanki Sünnet Ehli diliyle konuşuyormuşçasına, Maarif Vekaletinin yayınladığı «İslam Ansiklopedisi»nde bile kayıtlıdır.

    İbn-i Teymiyye devri Osmanlı Devletinin kuruluş zamanlarına tesadüf eder. Merkezini kurduğu yer, Mısır… Mısır Sultanının huzurunda bazı din adamlarıyla tartışmalara girişir ve neticede Kahire kalesinde hapse atılır. Bir müddet sonra kurtulur. Mısır’dan çıkar ve aynı yolda devam ettiği için Şam zindanına atılır.

    İslam alimleri İbn-i Teymiyye mevzuunda değişik fikirlere yer vermiş ve bir kısmı onu rafizilik ve küfürle suçlandırırken bir kısmı da ilmine hayran ve iddialarına taraftarımsı veya sükuti bir tavır takınmışlardır. İbn-i Batuta ve İbn-i Hacer gibi büyükler o’nun sapıklığına inananlar arasındadır. Buna mukabil, birkaç asır sonra gelecek ve en tehlikeli yolu açacak olan Mısırlı Şeyh M. Abduh tarafından kurulan «Mısır Islahat Fırkası» onun eserlerine kucak açmış ve yerinde görüleceği gibi, İslamı asliyetinden inhiraf ettirmekten başka manaya çekilemez reformculuk cereyanının ilk destekçisi saymıştır.

    Kur’an ve Hadisin zahirine göre itikat ve amel etmek ve bu iki emir kutbunun hakikatine erme yolunda ne «İcma», ne de «Kıyas» gibi hiçbir vasıta tanımamak, maverai her anlayış ve görüşü dibinden kazımak ve böylece başta Kur’an ve Hadis bulunmak üzere topyekün kainatı elden çıkarmak ve ebedi helake yol açmak metodundaki bu adam, birkaç cilt içinde serptiği zehirli tohumların, nihayet bir devlet ve maddecilik dünyasına ulgun bir zihniyet ağacı haline gelmesinden başlıca sorumludur.

    «Arınma Çağında İslam»ın da, içten başlıca bozguncusu olarak tam bir teşrih ve tahlile tabi tutulması gereken habaset merkezi…

    Üstad Necip Fazıl Kısakürek....
    Doğru Yolun Sapık Kolları kitabından alıntıdır...

  12. #12
    Taner PINAR
    Misafir
    Diğerlerine gelince camierde topluca tesbih çekmek ve topluca dua etmek bidattır,

    Ölmüşlerin ruhlarına kuran okumak bidattır,

    dieğr yazdıklarınız ise iftiradır. içinizdeki şirkin açığa çıkmasından korktuğunuz için iftira atarak slogan atarak önünü kapatmaya , tarikat saltanatlarının çökmermesi için yanlış yönlendirtmeye çalışmaktan başka bir eyleminiz yok.

    kabirlerden yardım isteyen müşriktir, filanın hatrı için dua eden şirke girer, Allah .c.c. dan istemek bu kadar zormu be kardeşim.?

    şeytan Allah.c.c.nu inkar etti mi? , şeytan putlara mı taptı?

    zamanın müşrikleri putlaramı tapıyorlardı?

    ebu cehil yemin ederken bir olan Allaha yemin ederim ki diyordu.

    dikkat edin.. Allah c.c. varlığını ve birliğini kabul ediyorlar ancak dualarında eski samimi kişileri aracı kılıyorlardı.

    bu ayırımı unutmayın. Sadece Allah.c.c. dan isteyin. Şefaat haktır . ancak şefaat Allah katındadır. Resulullah s.a.v. ölmüştür. Resulullah tan bir şey isterseniz şirke girersiniz.

    Allah c.c. bakidir yalnız ona dua edilir.

  13. #13
    Taner PINAR
    Misafir
    akıncı güç kardeşim sayın ibdacı zavallı kardeşim. necip fazıl ilmi olmayan konuda gerektiği kadar saçmalamış zaten .. bu konu önceden tartışıldı ve necip fazılın ne kadar aciz bir zavallı olduğu ispatlandı.
    http://www.milligorusportal.com/show...=necip+faz%FDl

  14. #14
    Taner PINAR
    Misafir
    Alıntı ebu derda tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Erbakan hakkındaki fikirleri

    Bir kerecik olsun, vecd halini görmediğim...
    Bir kerecik olsun, içinden, yanık bir sesle "Allah" dediğine şâhit olmadığım...
    Bir kerecik olsun, gözyaşı istîdadından çehresinde bir ize rastlamadığım...
    Zoraki bir nezâket ve tevâzu galvanizi altında her defa en sert bir benlik kayasına çarptığım...
    İnsan avlamak ve aldatmakta ve hislerini gizlemekte deha çapında beceriksizliğini kaydettiğim...
    Sözüne ve randevusuna sadâkatten yana korkunç başıboşluğunu her temasımda gördüğüm...
    Allah'ın bazı nasipsiz kullarına yakıştırdığı mekanik hareketlerle namaz içinde namazı kaybettirdiği ve ondan ruhuna hiçbir sızıntı geçirtmediği ve gözüne madde ötesi bir dünya göstermediği bu zat...
    Bu, nefs murakabesinden mahrum...
    Bu, ihlâs ikliminden mehcur...
    Bu, sadece dış âlâyişlere meftun ve enâniyetinden mes'ut zat...
    Bugüne değin, her davranışiyle, İslâm için hükûmet yerine, hükûmet için İslâm politikasından başka bir şey tanımamış, hiçbir öğüde kulak vermemiştir. O, bu aziz dâvanın küfre "kaka" görünecek tarafını değil de "şaka" görünecek yanını heykelleştirmiş ve işte bu yaniyle dâvaya ve nefsine başarı arama yönüne sapmıştır.
    Dâvayı, harcamak, zedelemek ve bilinmez bir tarihedeki kalkınmasına sed çekmek diye buna derler. İslâmın bütün insanlığa örnek çapta yüce oluşunu "oldu!" zannettirip onu ebediyen olamamanın akametine çarptırmak, ortada mutlaka menfi bir misal bulunmasa da mutlaka müspeti göstermeden onun iddiacılığına yelteniş bakımından veballerin en büyüğüdür. Nefer, mareşal rolüne kalkışacak olursa, niyeti ne kadar halis olursa olsun ordusuna bozgun hazırlayıcı olmak günahından kurtulamaz. Kaldı ki, kahramanımız, hem niyet, hem de işlediği suçlar bakımından ayrıca mücrim...

    Onu bu mikyasta ele alışımız da, adım başında rastlanabilir basit şahsiyetinin değerinden değil, kıydığı İslâm dâvasının kıymet ve ehemmiyetinden geliyor.
    Bu zat hakkında hüküm hülâsası şudur ki, İslâm düşmanları dine fenalık mevzuunda fabrikaya adam ısmarlasalar bu zattan daha elverişlisini bulamazlar...
    buyrun

  15. #15
    Taner PINAR
    Misafir
    Alıntı SaFa_Cihad tafarından gönderildi Mesajı Göster
    “İşlerinizde ne yapacağınızı şaşırdığınızda kabirlerdeki ölülerden yardım isteyiniz.”

    Hadis diye uydurulmuş o sözün Arapça’sında istiânede bulunun, emri geçer. Halbuki Fatiha suresinde "Yalnız senden istiânede bulunuruz." yani yardım isteriz anlamında “iyyâke nestaîn, إِيَّاكَ نَسْتَعِينُ âyeti vardır. Bu âyet, yardımı tek bir yerden, yani yalnız Allah’tan istememizi emreder. Hadis dediğiniz yukarıdaki sözle bu âyet açıkça çatışmıyor mu? Fatiha'yı her namazda okuyup bu anlamı hep zihnimizde diri tutmamızın bir sebebi yok mudur?

    Sonra bu sözü Peygamber efendimiz (sav)'den duyan yok. Onunla birlikte ya da ondan sonra yaşayanlardan böyle bir söz söylemiş olan yok. Bunu nakletmiş sahih bir hadis kitabı da yok. Bunların hiç biri yok.
    Aclûnî'nin Keşf'ül-Hafâ kitabı, halk arasında hadis diye bilinen sözlerin doğrusu ile asılsız olanını ayırmak için yazmıştır. Bu sebeple o kitapta çok sayıda uydurma hadis vardır. Aclûnî, kitabının başında Hafız ibn-i Hacer'in şu sözünü nakleder:
    "Aslı olmayan hadisi kim naklederse Buhârî'nin rivayet ettiği, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin şu sözünün kapsamına girer: "Kim benden söylemediğim bir şeyi naklederse cehennemde oturacağı yere hazırlansın".
    Aclûnî, kitabına aldığı hadislerin kaynaklarını verir. Bu sözle ilgili olarak sadece "İbn-i Kemal Paşa'nın el-Erbaîn'inde böyle geçmiştir." der. İbn-i Kemal'in el-Erbaîn'ine baktığımızda da hadis diye söylediği o söz için hiçbir kaynak göstermediğini görürüz. Yavuz Sultan Selim'in Şeyhülislam'ı İbn-i Kemâl, Hz. Peygamberi görmüş olamayacağına göre, aslı astarı olmayan bu söze hadis diyenlerin "cehennemde oturacakları yere hazırlanmaları" gerekir.
    Ölmüş bir velinin daha çok tasarrufta bulunduğunu, yani daha çok iş çevirebildiğini ifade ederler. Bunun da hiçbir dayanağı yoktur.

    Allah Teâlâ, kabirdekilerle ilgili olarak şöyle buyurur:
    “Dirilerle ölüler bir olmaz. Şüphesiz Allah dilediğine işittirir. Ama sen kabirdekilere bir şey işittiremezsin.” (Fatır 35/22)

    Hz. İsa aleyhisselamın ahirette yapacağı şu konuşmayı veren âyeti düşünmek gerekir.
    “ ... İçlerinde bulunduğum sürece onları gözetiyordum. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi görüp gözetirsin.” (Mâide 5/117)

    Büyük Peygamber Hz. İsa ölünce ümmetinden habersiz oluyorsa, ölen velinin ruhu nasıl kınından çıkmış kılınç gibi olabilir?
    Herhalde şu âyet, konuya nokta koyacaktır.
    "Allah’ın yakınından kendisine kıyâmet gününe kadar cevap veremeyecek kimseyi çağırandan daha sapık kimdir? Oysaki bunlar onların çağrısının farkında değillerdir.“ (Ahqâf 46/5)

    Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem demiyor mu ki, "İnsan ölünce ameli yani işi biter. Üç kişi bunun dışındadır. Sadaka-i câriyesi olan, yararlanılan bir ilim bırakan ve kendi için dua eden salih bir evladı olan."
    Sadaka-i câriye, cami, çeşme ve köprü gibi halkın yararlandığı şeylerdir. Bunlardan insanlar yararlandıkça bu şahsın işi devam etmiş olur ve onun sevabından alır.
    Yararlanılan ilim de sadaka-i câriye gibidir. Yaptığı bir ilmî çalışmadan insanlar yararlanıyorlarsa bu şahsın işi o konuda devam ediyor demektir ve bunun sevabından yararlanır. Hayırlı evlat da böyledir. Bunların hepsi hayatta iken yaptıkları işlerin birer devamıdır. Yoksa insan ölünce yapacağı bir işi kalmaz.

    "Allah’ın yakınından kendisine kıyâmet gününe kadar cevap vere¬meyecek kimseyi çağı¬randan daha sa¬pık kimdir? Oysaki bunlar onların çağrısının farkında değillerdir.“ (Ahqâf 46/5)
    Ölülerin dirilerden nasıl haberi olur? Bu ayeti indiren Allah, o zatın ruhaniyetini nasıl şifa verilesi yapar?
    Her türlü tıbbî ümidin kesilmesinden sonra bir ölünün kabrine gidip ondan şifa beklemek akıl kârı mıdır? Hiç düşünmez misiniz, dirilerin yapamadı¬ğını ölü nasıl yapar?
    Allah Teâlâ şöyle buyurur:
    “Dirilerle ölüler bir olmaz. Şüphesiz Allah dilediğine işittirir. Ama sen kabirdekilere bir şey işittiremezsin.” (Fatır 35/22)
    Aslı astarı olmayan işleri halkın değer verdiği kişilerin yapması, üstelik iyi bir şey yapmış gibi tutup onu insanlara anlatması ne kötü!
    buyrun

  16. #16
    Taner PINAR
    Misafir
    Alıntı SaFa_Cihad tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Allah zamandan ve mekandan münezzehtir sözü; ilk defa Cehm bin Safvan adlı mel'un tarafından ortaya atılmış ve bu sözün bedelini idam edilerek ödemiştir.
    Daha önce bu sözü kullanan sahabe,tabiundan kimse yoktur. Ebu Hanife, Malik, Ahmed Hambel, Şafii gibi alimler "istiva ve arş" konusunda; Allah nerededir
    bilmiyorum, arşta ancak arş nerede bilmiyorum diyenleri tekfir etmişlerdir.
    (sadece imam şafi bilmiyorsa mazur olabilir demiştir.)

    Ayetteki "istivayı" "istevla" olarak tarif edenler sufizme mensup kişilerdir. Zaten; fıkıhta Hannefi gibi alimleri takip edip akaidde başkalarına uymaları bu tür küfürleri gizlemek içindir.

    1) Allah, O'dur ki, gökleri, yeri ve arasındakileri altı günde yarattı. Sonra "ARŞA İSTİVA ETTİ". Sizin, ondan başka hiç bir yardımcınız yok, hiç bir şefaatçiniz de yoktur. Artık nasihat almıyormusunuz.
    ALLAH SEMADA BÜTÜN DÜNYA İŞLERİNİ İDARE EDER. Sonra ameller, bir günde O'na yükselir ki, miktarı, sizin saydıklarınızdan bin yıldır.

    Secde 4/5

    2)RAHMAN ARŞIN ÜZERİNE İSTİVA ETTİ.

    Ta'ha 5

    3) GÖKTE OLANIN (ALLAH'IN) , sizi yerin dibine batırıvermeyeceğinden emin mi oldunuz ? O zaman yer arsıldıkça sarsılır.

    Mülk 16

    4) Yoksa "SEMADA OLANIN (ALLAH) üzerinize tas yağdıran bir rüzgar göndermesinden emin mi oldunuz ? O zaman bu tehitin ne demek olduğunu anlarsınız.

    Mülk 17

    5) Göklerde ve yerde olan canlılarla Melekler, kibirlenmeden hep Allah'a secde ederler. "ÜSTLERİNDE Kİ RABLERİNDEN KORKARLAR" ve emrolundukları her şeyi yaparlar.

    Nahl 49/50

    6) Firavn veziri olan Hâman'a söyle dedi Ey Hâman Bana yüksek bir kule yap, belki bazı yollara muttali olurum. Göklerin yollarına muttaıi olurum da, "MUSA'NIN ILAHINI" görürüm. Çünkü ben mu sa'nın (söylediğinin yani, davet ettigi "SEMÂDA KI ILAH" iddiasının yalan olduğunu zannediyorum. Böylece Firavun'a, yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve yoldan saptırıldı. Firavun'un tuzağı tamamen boşa çıktı.

    Mü'min 36/37

    7) Her kim izzet isterse bilsinki bütün izzet Allah'ındır. Güzel kelimeler ancak "O'NA YÜKSELIR" salih amelide güzel kelimeleride yükseltir .

    Fatir 10

    O vakit Allah'u Azze ve Celle şöyle buyurdu: Ey İsa şüphe yok ki seni ecelin bitince öldüreceğim ve "SENİ BANA YÜKSELTECEĞİM".

    Ali İmran 55

    9) Dogrusu "ALLAH, ONU (ya'ni Isa as’i) KENDiSiNE YÜKSELTMISTIR" .Allah Aziz ve Hakim'dir

    Nisa 158

    Bu mevzuda Ebu Hanife R.H. dan, naklolunan kavil:

    Fikhu'l -Ekber isimli meşhur kitabın sahibi Ebu Muti'i -l -Hakem ibnu Abdullah el -Belhi-den bize söyle bir haber ulaştı:

    Ebu Hanife R.H. a, "RABBIMIN SEMADA MI YERDE MI OLDUGUNU" bilmiyorum diyen bir adamin hükmünü sordum . "SÜPHESİZ O KAFİR OLMUŞTUR" Çünkü Allahu Azze ve Celle şöyle buyuruyor. "RAHMAN ARŞIN ÜZERİNE İSTİVA ETMİŞTİR" "ARŞIDA YEDI KAT SEMANIN ÜSTÜNDEDİR" dedi. Bende dedim ki: O adam diyor ki tamam "ARSIN ÜZERINE ISTIVA ETMISTIR" diyorum lakin "ARSIN SEMÂDA MI YERDE MI OLDUGUNU" bilmiyorum, Tekrar Ebu Hanife R.H, cevaben söyle dedi."ARSIN SEMADA OLDUGUNU INKAR ETTIMI SUBHESIZ KI O KÂFIR OLMUSTUR" .

    Bu mevzuda Imam'i Malik R.H. dan, varid olan kavil:

    Abdullah ibnu Ahmed ibnu Hanbel R.H.dan, er -Reddu ale'l -Cehmiyyeti isimli kitnb'inda,babasi Ahmed'den oda Abdullah ibnu Nafl'den oda Malik ibnu E-nes R.H. dan söyle dedigini rivayet ediyor.

    Imam'i Malik R.H. söyle dedi:

    "ALLAH'U AZZE VE CELLE SEMÂDADIR , ILMl ISE HER YERDEDIR, ILMINDEN DE HIÇ BIR SEY GIZLI KALAMAZ".

    'Bu Eseri Ebu Davud Mesail'de (263) Abdullah er -Reddu A-le'l -Cehmiyye de (5) ve Aciri Seria da (289) rivayet etmislerdir.

    Ca'fer ibnu Meytmun dan, söyle dedi Mâlik ibnu Enes R.H. a " RAHMAN OLAN ALLAH ARSA ISTIVA ETTI" Ayet'i Kerimesinde ki "ISTIVA" kelimesi den,"ISTIVA" nasildir diye ? soruldu. Mâlik ibnu enes R.H. söyle cevab verdi "ISTIVA" ma'lumdur. nasil demek ise ma'kul degildir. "ALLAH'U AZZE VE CELLE'NIN ARSIN ÜZERINE ISTIVA ETTIGINE INANMAK ISE VACIBTIR

    seni ise "DALÂLET"TE" olan birisi olarak görüyorum der,ve o kisinin meclisinden çikarilmasini emreder

    beyhaki esma/48 ebu said ed darimi er-reddu al'el cehmiye 28

    Bu mevzuda Ahmed ibnu Hanbel R.H. dan, naklolunan kavil:

    I) Ebu Bekr el -Hallâl'in seyhi, Yusuf ibnu Musa'1 -Kattan söyle dedi:

    Ebu Abdullah'a (ya'ni Ahmed ibnu Hanbe)'' denildi ki (Ne diyorsun ?) Allah'u Azze ve Celle, yarattiklarindan ayri olarak "KUDRETI VE ILMI" ile her yerde oldugu halde "YEDI KAT SEMANIN ÜSTÜNDE ARSININ UZERINDE MIDIR"

    Ahmed ibnu Hanbel'de cevaben söyle dedi: Evet "ALLAH'U AZZE VE CELLE ARSININ ÜZERINDEDIR" hiç bir seyde "ILMINDEN GIZLI DEGILDIR" .

    Bu Eseri Hallal es -Sünen'de rivayet etmistir.

    2) Ebu Talib Ahmed ibnu Humeyd söyle dedi: Ahmed ibnu Hanbel'e "ALLAH BIZIMLEDIR" deyip su Ayet'i (Herhangi bir üç sirdasin, bir fisiltisi oluyor mu, mutlak "ALLAH DÖRDÜNCÜLERIDIR") okuyan bir adamdan sordum. Dedi ki muhakkak o "CEHMI" olmustur. Ayetin evvelini birakarak sonunu aliyorlar dedi. Ben de Ayet'i evveliyle beraber okudum. ( "BILMIYORMUSUN ? ALLAH HEM GÖKLERDEKÎNI HEM YERDEKINI HEP BlLIR. HERHANGI BIR UÇ SIRDASIN, BIR FISILTISI OLUYORMU,MUTLAK ALLAH DÖRDÜNCÜLERIDIR.BES KISININ OLUYOR MU, MUTLAK ALLAH ALTINCILARIDIR BUNLARDAN DAHA AZ, DAHA ÇOK OLUYOR MU, MUHAKKAK ALLAH, HER NEREDE OLSALAR, ONLARLA BERABERDIR SONRA BUTUN YAPTIKLARINI, KIYAMET GÜNÜ, KENDILERINE HABER VERIR. HABERINIZ OLSUN KI, ALLAH, HER SEYI BILIR" (Ayet'in nihayetinde Ahmed ibnu Hanbel söyle dedi Ilmi onlarla beraberdir. Ve sonra (KAF) Suresinden su Ayet'i okudu. "NEFSININ ONA NE VESVESELER VERDIGINI DE BILIRIZ. BIZ ONA SAH DAMARINDAN DAHA YAKINIZ" (KAF Suresi 16) Ve sonra "ILMI ONLARLA BERABERDIR" dedi:

    Bu Eseri Hallal es -Sünen'de (199) rivayet etmistir.

    3) Mervezi R.H. söyle haber verdi: Ebu Abdullah'a (ya'ni Ahmed ibnu Hanbel'e) dedim ki Bir insan ki, ben Allah'in Kur'an da dedigi gibi diyorum. Allah da diyor ki. "HER HANGI BIR ÜÇ SIRDASIN, BIR FISILTISI OLUYOR MU, MUTLAK ALLAH DÖRDÜNCÜLERIDIR" . (Mücadele 7 ) Bunu derim bundan baska birsey demem diyor, (ne dersiniz bu adama ?) Dedi ki: "CEHMIYYELERIN" sözüdür. Bilakis "ALLAH'IN ILMI ONLARLA BERABERDIR" .

    Bu Eseri Ibnu Buta Inabe'de rivayet edip Zehebi'de Uluv'da (22 tahric etmistir.

    Ahmed ibnu Hanbel R.H. dan, naklolunan kavillerden istifade edilen mes'eleler sunlardir

    1) Ehli SUnnet'in bayraktari olan, Ah med ibnu Hanbel R.H. a sorulan, "ALLAH YEDI KAT SE

    MANIN ÜSTÜNDE ARSININ UZERINDEMIDIR" ? sorusuna,eve

    "AlLAH'U AZZE VE CELLE ARSININ ÜZERINDEDIR" hiç bir sey de "ILMINDEN GIZLI DEGILDIR", diye cevab vermes temsil etmis olduSu "EHLI SÜNNET ITIKADINI"beyan t der.

    2) "ÜÇ KISININ DÖRDÜNCÜSÜ ALLAH'DIR" A yet'inde hurafilerin yaptiklari tahrifi beyan eder "SELEF'I SALIH'IN" anlayisini açiklar.

    3) "ALLAH HER YERDE ZATIYLA BIZIMLEDIR sözilnitn "EHLI SÜNNET ITIKADINDAN" de»il de "FIRKA'I DALLE" olan "CEHMIYYENIN" sözü oldugunu beyan eder.

    bu konuda sahabeler'in söyledikleri;

    Abdullah ibnu Mes'ud R.A. dan, söyle dedi Dünya semâsi ile ondan sonra ki gelen semânin arasi besyüz senedir. Her iki semânin arasi böylece besyüz senedir. Kürsi ile suyun arasida besyüz senedir Ars ise suyun Üstündedir. "ARSIN ÜSTÜNDE'DE ALLAH'U TEBAREKE VE TEALA VARDIR SiZiN MESKUL OLDUGUNUZ AMELLERl ORADAN BiLiR".

    Bu Eseri Ebu Said ed -Dârimi Reddu alel -Cehmiyye nam kitabin da (275) Ibnu Huzeyme Tevhid de (105/106) ve Beyhaki Esma (401) sahih bir senedle rivayet etmislerdir.

    Abdullah ibnu Abbas R.A. dan, vârid olan rivayet:

    Aise R.A. nin kapicisi Zekvan dan,

    (söyle dedi Abdullah ibnu Abbas R.A. Âise R.A. vefat edeceginde yanina geldi. Aise'ye hitaben söyle dedi» Sen Resûlullah S.A.V. in kadinlarindan kendisine en sevgili olani idin. Allah Resulü S.A.V. ise temiz olandan baska bir seyi de sevmez. " HEM SUBHA NEHU VE TEALA YEDi KAT SEMÂNIN ÜSTÜNDEN SENiN BE -RAATINI iNDlRDl» Ve Allah'u Azze ve Celle'nin zikredildigi hiç bir mescid yok ki senin beraatini bildiren Ayet gece ve gündüz orada okunmasin.

    Bu Eseri Ebu Said ed -Dari-mi er -Reddu Alel -Cehmiyyeti'de (275) sahih bir senedle rivayet etmistir.

    Abdullah ibnu Umer R. A. dan, vârid olan rivayet:

    Zeyd ibnu Eslem R.A. dan, söyle dedi: Abdullah ibnu Umer bir çobanin yanina ugradi ve ço -bana kesilmeye elverisli bir seyi olup olmadigini sordu. Çobanda sahibi burada yoktur dedi. Ibnu Umer R. A. da, ne olacak sahibin» birini kurt kapti dersin dedi. Bu söz Üzerine çoban "BASINI SEMÂYA KALDIRIP SÖYLE DEDI PEKIYI ALLAH NEREDE YA" ? bu cevabi isiten ibnu Umer R.A. da, Vallahi Allah'in nerede oldugunu sormaya ben daha layikim dedi. Ve sonra çobani ve koyunlari sahibinden satin alip, çobani azad ederek ko yunlari da ona verdi.

    Ebu Bekr R.A. dan, vârid olan rivayet:

    I) Abdullah^ibnu Umer R.A. dan, söyle dedi Resulullah S.A.V. vefat ettiginde, (münafiklardan bazilari müslümanlarin aralarini karistirmak için nasil olur böyle bir Resul ölürmü diye laflar konusmaya baslamislardi) Binâen aleyh Ebu Bekr R.A. Müslümanlara hitaben bir hutbe irad ederek söyle dedi:

    "EY lNSANLAR EGER.IBÂDET ETTiGiNiZ ILAH MUHAMMED IDIYSE O ÖLDÜ. EGER IBADET ETTIGINIZ ILAH SEMÂDA KI ALLAH ÎDIYSE O ÖLMEMISTIR"

    ve sonra su Ayet'i Kerimeyi sonuna kadar okudu. (Muhammed A.S.V. ancak bir Resuldür. O: dan önce bir çok Resuller gelip geçmistir. Simdi o ölür veya öldürülürse siz dininizi terkmi ? edeceksiniz. ...................................Ali imran 144.


    Bu eserden istifade edilen meseleler sunlardir.

    a) Ebu Bekr R.A. nün, hitâb attigi insanlarin cemi'sinin ashabi kiram oldugu.

    b) Hitâb ettigi kisilerin sahâbe olmalari dolayisiyla sâhib olduklari ilimle, Ebu Bekr R.A.nün, eger ibâdet ettiginiz ilah "SEMÂDA Ki ALLAH" ise, sözüne sukût ederek kabul edisleri söylenen sözün hak olduguna delâlet etmesi.

    c) Hayatta iken Cennet'le müjdelenen, Resûlullah'in arkadasi olarak Kur'anda zikredilen, Resulü ekremin Halifesi olan Ebu Bekr siddik R.A. nün, "ALLAH'U AZZE VE CELLE'NlN SEMADA" olduguna itikad ettigini beyan eder.

    Eger Ebu Bekr Siddik R.A. Kitab ve Sünnet'e muhalif olarak bir konusma yapmis olsaydi bu kadar sahabenin böyle bir hataya sükût edeceklerini ne akil kabul eder ve nede nakil.

    Ebu Zer R. A. dan, söyle dedi: Bir gün tam günesin batacagi esnada Resulullah S. ile beraber mescid'de bulunuyordum. Bana hitaben bili yormusun günes nereden batiyor, Ya Eba Zer dedi: de Allah ve Resulü en iyi bilendir Ya Resûlellah dedim: Devam ederek, "MUHAKKAK KI O ARSIN ALTINDA RABBlSlNlN ÖNÜNDE SECDE ETMEGE GIDIYOR" dedi.

    Bu Hadis'i Buhâri (48O2 Ahmed (5/152) ve Ibnu Mendeh (1012) rivayet etmis -lerdir.

    Câbir ibnu Abdullah R.A. dan, söyle dedi: Resulullah S.A.V. Veda haccin'da Arefe gUnü vermis oldugu hutbede söyle buyurdu: Ben vazifem olan tebligi yaptimmi ne diyorsunuz.) (Sahabelerde) evet Ya Resulellah hakkx ile yaptin diye oevab yerdiler. Resülullah S.A.V. de sehâdet parmagini "SEMAYA DOGRU KALDIRIP INSANLARA KARSI INDIREREK ALLAH'IM SAHID OL DiYE ÜÇ KERE TEKRAR ETTi» .

    Bu Hadis'i Buhâri (1739) Muslim (121 Ebu Davud (1905) ve Ahmed (1/447) rivayet etmislerdir.

    Bu babda zikredilecek daha bir çok Hadis'i Serif olmasina ragmen, Risalemizin hacmini büyütmemek için, bu kadariyla iktifa ederek babimiza su Ayet"i Kerime ile son veriyoruz.

    0,bizim Resulümüz kendilisinden hiç bir sey söylemez. O ne söyler ise, kendisine vahyedilen vahiyden baska bir sey degildir.

    en -Necm ¾

    Sa'd ibnu Ebi Vakkaa R.A. dan, söyle dedi! Resulullah S.A.V. Sa'd ibnu Muâz R.A. nün, Beni Kureyza hakkinda vermis oldugu hükme binaen söyle dedi»

    "YEDi KAT SEMANIN ÜSTÜNDEN MELIK'lN VERDIGÎ HÜKÜM ILE HÜKÜM VERDIN"

    Bu Hadis'i Nesei ( ) Beyhaki Esma'da (420) sahih bir' senedle rivayet etmislerdir.Zehebi'de el -Uluv'da (15) zikretmistir.

    Ebu Said el -Hudri R.A. dan, söyle dedi: , Resûlullah S.A.V. buyurdular ki: ..... '

    . Banâ'I'timâd etmiyormusunuz ? ben, "SEMADA OLÂN ALLAH'IN EMINIYIM" sabah ve aksam bana gökyüzünün haberi ' geliyor.

    Bu Hadis'i Buhari (4351) ve Müslim (1064) rivayet etmislerdir.

    "ALLAH NEREDEDIR" ? sorusuna müsbet olan "SEMADADIR" cevâbini verene "MUMIN" isminin itlak edildigi gibi, mUsbet olarak cevâb vermeyenede ya'ni "SEMADADIR" cevâbindan gayri cevâb verenede ayni "MUMIN" isminin itlak edilemiyecegide asikardir.

    2) Enes ibnu Malik R.A. dan, söyle dedi: Zeyneb bintu Cahs R.A. Reaûlullah S.A.V. in sâir zevcelerinin yanlarinda söyle iftihar ederdi. Derdi ki Sizi Reaûlullah S.A.V. ile aileleriniz evlendirdi. Beni ise, "YEDI KAT SEMANIN ÜSTÜNDEN ALLAH EVLENDIRDI'

    Bu Hadis'i Buhâri (7420) Tirmizi (3213) Ahmed (3/2 Ibnu Sa'd (fl/I03) ve Neae (2/76) rivayet etmislerdi

    3)Ebu Hureyre R.A. dan, (söyle dedi Nebiyyu Muhterem S.A.V. söyle dedi: Allah'u Azze ve Celle mahlukâti yarattiktan sonra, "YANINDA ARSINI ÜSTÜNDE" söyle yazdi. RAHMETIM GADABIMI geçti.

    Bu Hadis'i Buhâri (7422) Ahmed (2/25H) rivayet etmislerdir.

    4) Abdullah ibnu Amr R.A. dan, söyle dedi: Resulullah S.A.V. buyurdu ki: Merhametli olanlara , "RAHMAN" olan Allah'u Azze ve Celle'de merhamet eder. Dünya ehline merhamet edin ki» "SEMADA KI RAHMAN OLAN ALLAH'DA" size merhamet etsin.

    Bu Hadis'1 Ebu Dâvud (4941) Tirmizi (1924) Ahmed (2/160) Humeydi (591) Hâkim (4/159) re Hatib (2/260) sahih bir senedle rivayet etmislerdir.

    TENBIH:

    Kitab ve Sünnet itikadindan uzak olan bazi muharrifler yukarida ki Hadis'i serif'de zikrolunan "SEMADA KI RAHMAN" lafzini, semada ki Melekler diye ma'na verib terceme ediyorlar. Bu hareketleriyle KITAB ve SÜNNET'e muhalefet edenler, Sahabe ve Selefi Salihinin yolundan ayrilarak CEHMIYYE denilen itikad'da bozuk bir mezhebin yolunu tutmaktadirlar. Zira onlardan baska, bu Ümmetin evvelinde bu sözü (yani Allah her yerdedir) söyleyen gelmemistir. Bütün Ummet Allah'u Azze ve Celle'nin semada oldugunda nasla ittifak etmislerdir. Binaen aleyh bu itikada sahib olanlar, bu ve emsali Ayetleri ve Hadis'lere devamli yanlis ma'na vererek , Allah'in ve Resulünün kelamini tahrif etme yolunu tutmuslardir.
    buyrun arş meselesi

  17. #17
    Üstad aciz ve zavallı ebu derda ve safa_cihat fikir ve düşünce adamı...???..

    İSLÂMI YENİLEMEK

    * İslam yenilenmez. Anlayışı yenilemek gerekir.

    * Anlayış mı? Nurun aynadaki aksi... Aynayı yenilemek...

    * Güneş yenilenemez, göz yenilenir.

    * İslam, başı ve sonu olmayan ebedi yeninin ismi... Ona her an biraz daha nüfuz etmektir ki, yenilik...

    * "Bir günü bir gününe eş geçen aldanmıştır" hadisindeki sonsuz hikmettir ki, yeninin ve yeniliğin sırrını getirmiştir.

    * Dava işte bu manada İslâm'ın yeni neslini yuğurmakta...

    * İslam'ın en yeni, değiştirilmez ve örnek nesli, Resul eliyle yuğurulan sahabiler...

    * Sahabilerin ardından "Tabi"ler bu nesil çizgisini uzatmışsa da onlardan sonra dava içtimai planda zaafa uğramış ve büyük ferdi zuhurların çevrelediği mahzun zümrelerden öteye geçilememiştir. Bu tecellide, muhafazası en zor iş olan aşkı kaybetmenin ve kaba akılla yapayalnız dış planda kalmanın neticesi olarak ilahi hikmet aşikar...

    * Emevi ve Abbasi devrelerini takip ederek Türk'ün eline geçen İslami devlet livası, 600 küsur yıllık gerçek devlet hayatının ancak 250 senesinde böyle bir nesle yataklık etmiş, ondan sonra 300 yıl korkunç bir aşk ve üstün anlayıştan yoksunluk çığrına girmiş, 100 küsur senedir de, aynı ham yobaz ve kaba softa idrakinin tersine dönük şekliyle bütün cehdini İslam'a karşı çıkmakta bulmuştur.

    * O gün bugündür ki, nesillere kahraman diye tanıtılanlar, İslam'dan tiksinmenin fikrî ve fiilî icracıları olmuştur.

    * İslamı, zatından zerre feda etmeden olanca saffet ve asliyetiyle kucaklayabilecek ve nefslerinde yenileyecek nesillerin böylece köküne kibrit suyu dökülmeye başlanınca, din ihtiyacından büsbütün kurtulamayan muvazaacı mizaçlar her tarafta işi reformculuğa dökmüş; ve olduğu gibi bir İslam yerine, oldurulmak istenildiği tarzda bir İslam'a kapı açmaya bakılmıştır.

    * Reformcu, İslam'ı şu veya bu görüş ve mezheb lokomotifine bağlamak, onu zatına ve aslına göre değil, şahsi nefsine ve idrakine iliştirmeye kalkmak, böylece çürük gördüğü bir binayı kendince payandalamaya yeltenmek bakımından, İslam'a cepheden zıt olanlardan daha tehlikelidir; ve İslam'ı kalb ve göz yenilenmesi yoluyla koruyacak olan nesil, cemiyet dairesi içinde kendisine üç düşman tanıyacaktır. Aşksız ham yobaz, duygusuz kafir, nasibsiz reformcu... Yani ruhu kör nefsinde kabuklaştıran, büsbütün inkar eden ve bu ikisi arasında arabuluculuğuna kalkışan...

    * İslam, 500 yıl kılıcını elinde tutan Türkiye'de bozuldu ve her yerde altüst oldu. Bu, ancak Türkiye'de düzelirse her yerde sağlığa kuvuşabileceğine ait İlahi bir ihtar...

    * İslamı yenileyecek olan nesil, bu, ruh ve madde felaketleri Türkiyesi'nde son ve som, hepçi ve bütüncü tepki halinde zuhur etmekle mükellef...

    * Bunca zevalin ardından ancak kemal çığırı açılabilir...

    * Dört büyük halifenin sırayla şiarları olan merhamet, celadet, edep ve akılda tam ikmalli ve teçhizatlı olarak, 15. İslam Asrının eşiğinde, İslâmı yenilemek davasını çözümleyecek nesilden, ana rahmini tekmeleyici sesler duyuluyor. Aya gitmek hüner değil, bu sesleri güneşten duyulacak derecede fikirde ve aksiyonda yükseltmek marifet...

    (*) Bu metin Kumandan Salih MİRZABEYOĞLU ve Kadrosuna ithafen Üstadımız Necip Fazıl KISAKÜREK tarafından İdeolocya Örgüsü kitabına ek olarak kaleme alınmıştır

  18. #18
    ikimilyon Admin Mehmet DAĞDELEN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    Sakarya
    Yaş
    42
    İletiler
    3,120
    Blogdaki Konular
    18
    Alıntı ehlisunnet tafarından gönderildi Mesajı Göster
    kardeşim sen khattap'ın verdiği mücdehid alimlerin bu ayeti nasıl anlaşılması gerekdiğini yukarda delilleriyle yazmış ayrıca istiva kelimesi arpcada 15 farklı manaya gelir ehl-i sunnet alimleri bu ayeti ALLAH TEALAYI TENZİH EDECEK ŞEKİLDE ACIKLAMIŞLARDİR.biz böyle inanıyoruz. bu ayeti oturma(yerleşme) manasında olarak anlatan ve inanan ehli sunnet velcemaat itikadının dışındadır.bu konuda kaynak:

    fetaveyi-hindiye
    hacer-askalani
    fahruddin-razi tefsiri
    imam gazali murteda
    imam beyhaki-esma ve sıfat
    ibn-asakir
    imam tahavi
    imam buhari
    imam nevevi
    ve adını yazamadığım ehli-sunnet kaynaklarında bu ayeti böyle acıklamışlardır.siz bu konuda dha bilgili iseniz bizlere kaynak gösterin.kaynaklar arapca asıllarından olsun.yanlış türkçe tercümesi yapılanlardan olmasın.
    laf kalabalığı yapınca bize haklı şeyler söylediğinimi kabul ettireceksin.
    sen yukarıda istiva etmiştir sözünü inkar ediyorsun sonra lafı çevirip
    buna alimlerin açıkladığı şekilde inan diyorsun.
    kendin öyle inanmıyorsun. ve,
    "Durum böyle iken, Vehhabiler Allâh'a mekân ve cihet nisbet ederek, Arş üzerine oturduğunu söylerler. Buda putperestliğin ta kendisidir." dedin.
    ve bak khattabın yazısı diyorsun. al bakalım. ahmet bin hambel ne demiş...
    İmam Ahmed b. Hanbel'in görüşü de diğerlerinden farklı değildir. el-Hallâl, onun şöyle dediğini nakletmiştir: "Allah Teala Arş'a, kendisi için bir sınır söz konusu olmaksızın, sıfatsız (keyfiyetsiz) olarak, vasfedilmeyecek bir tarzda, dilediği gibi ve dilediği şekilde istiva etmiştir."[5]
    yani hambel r.a diyor ki: ALLAH arşa istiva etmiştir, keyfiyeti vasfı ve şekli onun kudretindedir.

    şimdi söyle ahmet bin hambel putperest midir?

    lafı dolandırmadan söyle.

    Milli Görüş; hakkı üstün tutmaktır!

  19. #19
    Taner PINAR
    Misafir
    Alıntı akıncıgüç tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Üstad aciz ve zavallı ebu derda ve safa_cihat fikir ve düşünce adamı...???..

    ajkıncı güç buraya yazdıklarımız kendi fikirlerimiz değil. ayet ve hadislerle delile dayalı alimlerin beyanlarıdır.

    senin eklediklerin NFK nın iç dünyasında kafasına göre yorumladığı hikayelerdir. mesnedi yok. sadece kelam.

    felsefe laf kalabalığı.. bana ayet ve hadislerle gel. necip fazıl gibi felsefeci şairlerle değil.

  20. #20

    başkana

    Alıntı ikimilyon tafarından gönderildi Mesajı Göster
    laf kalabalığı yapınca bize haklı şeyler söylediğinimi kabul ettireceksin.
    sen yukarıda istiva etmiştir sözünü inkar ediyorsun sonra lafı çevirip
    buna alimlerin açıkladığı şekilde inan diyorsun.
    kendin öyle inanmıyorsun. ve,
    "Durum böyle iken, Vehhabiler Allâh'a mekân ve cihet nisbet ederek, Arş üzerine oturduğunu söylerler. Buda putperestliğin ta kendisidir." dedin.
    ve bak khattabın yazısı diyorsun. al bakalım. ahmet bin hambel ne demiş...
    İmam Ahmed b. Hanbel'in görüşü de diğerlerinden farklı değildir. el-Hallâl, onun şöyle dediğini nakletmiştir: "Allah Teala Arş'a, kendisi için bir sınır söz konusu olmaksızın, sıfatsız (keyfiyetsiz) olarak, vasfedilmeyecek bir tarzda, dilediği gibi ve dilediği şekilde istiva etmiştir."[5]
    yani hambel r.a diyor ki: ALLAH arşa istiva etmiştir, keyfiyeti vasfı ve şekli onun kudretindedir.

    şimdi söyle ahmet bin hambel putperest midir?

    lafı dolandırmadan söyle.
    haşa: imam ahmeti öne atarak beni susturacağınımı sandın. sen kendini hambeli olarak göre bilirsin ama?sen hambeli meshebini kullanan sapık bir fırkasın.
    لَيْسَ كَمِثْلِه شَىْءٌ َMeâli:"Allah hiçbir şeye benzemez."

+ Konuyu Yanıtla
9 / 1 12345678 ... SonSon

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •