+ Konuyu Yanıtla
13 sonuçtan 1 --- 13 arası gösteriliyor

Konu: "Mehmed Zahid Kotku" Hazretlerini Rahmetle Anıyoruz...

  1. #1
    z@hid M.Zahid ÖZPELİTOĞLU kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Tue Oct 2006
    Konum
    balıkesir civarı...
    Yaş
    33
    İletiler
    280

    "Mehmed Zahid Kotku" Hazretlerini Rahmetle Anıyoruz...



    13 Kasım 1980 günü Hakk’a yolcu ettiğimiz HOCA EFENDİ Hazretlerini rahmetle anıyoruz

    Mehmed Zahid Kotku (ks)


    Rahmetullàhi Aleyh'in adı Mehmed Zâhid, soyadı Kotku idi. Kendisinin
    naklettiğine göre babası ona: "Oğlum Mehemmed!" diye hitap edermiş.
    Soyadının "mütevâzi" mânâsına geldiği nüfus cüzdanının başına not edilmiş idi.
    Tevellüdü 1315 hicrî kamerî (rûmî 1313, milâdî 1897) yılında Bursa şehrinde,
    kale içinde Türkmenzâde Çıkmazı'ndaki baba evinde vâki olmuştur.

    Ailesi

    Baba ve annesi Kafkasya'dan 1297'de göç eden müslümanlardandır. Dedeleri
    Kafkasya'da Şirvan'a bağlı eski bir hanlık merkezi olan Nuha'dandır ki burası dağ
    eteğinde, ipekçilikle meşhur, ahalisi müslüman, hâlen Azerî Türkçesi konuşulan
    bir yerdir.

    Babası İbrahim Efendi Bursa'ya 16 yaşlarında iken gelmiş, Hamza Bey
    Medresesi'nde tahsil görmüş, muhtelif yerlerde imamlık yapmış, Hazret-i
    Peygamber SAS sülâlesinden bir Seyyid'dir. 1929'larda 76 yaşlarında iken Bursa
    ovasındaki İzvat Köyü'nde vefat etmiş ve oraya defnolunmuş, ehl-i tarîk bir
    kimsedir.

    Annesi Sabîre Hanım, Mehmed Zâhid Efendi 3 yaşlarında iken vefat etmiş,
    Pınarbaşı Kabristanı'na gömülmüştür.


    Bu anne ve babadan doğma ağabeyi Ahmed Şâkir (1308 - 1335) subaylık
    yapmış, Kudüs'te Çanakkale'de bulunmuş, siperlerde hastalanmış ve 28
    yaşlarında iken vefat edip Söğütlüçeşme'ye defn olunmuştur. Aynı anneden bir
    küçük kardeşi daha olmuşsa da çok yaşamamış birkaç aylık iken vefat etmiştir.
    Babasının ikinci evliliği yine Dağıstan muhacirlerinden, Fatma Hanım'la olmuştur.
    Ondan doğma üç kız kardeş halen hayattadırlar. [1981] Bunlardan Pakize
    Hanım'ın efendisi de, Bursa Ulu Cami imamlarından ve İsmail Hakkı Tekkesi
    şeyhlerinden merhum Ahmet Efendi (K.S)'dir.


    Tahsili, Askerliği

    Mehmed Zâhid Efendi (Rh.A) ilk mektebi Oruç Bey İbtidâîsi'nde okudu,
    Maksem'deki idâdîye devam etti. Sonra Bursa Sanat Mektebi'ne girdi. Bu
    esnada Birinci Cihan Harbi dolayısıyla 18 yaşlarında askere celb olundu. 14
    Nisan 1332'de asker oldu, senelerce askerlik yaptı, çok tehlikeli günler geçirdi,
    hastalıklar atlattı. Ordunun Suriye'den çekilmesinden sonra, binbir güçlükle
    İstanbul'a döndü.
    10 Temmuz 1335'de Cuma gününden itibaren de 25 K. 30 şubede yazıcı olarak
    vazifeye devam etti. Kendi hatıra defteri kayıtlarından 1338 Martlarında henüz
    bu vazifede olduğu görülüyor.


    Tasavvufî Yetişmesi ve Dinî Hizmetleri
    İstanbul'da bulunduğu esnada çeşitli dini toplantılara, derslere, camilerdeki
    vaazlara devam etti. Bilhassa Seydişehirli Abdullah Feyzi Efendi'yi çok sevdiği
    anlaşılıyor. Bu arada 16 Temmuz 1336 Cuma günü namazı Ayasofya Camii'nde
    edadan sonra Vilayet önünde bulunan Fatma Sultan Camii yanındaki
    Gümüşhâneli Tekkesi'ne giderek Şeyh Ömer Ziyâeddin Efendi'ye intisâb eyledi.
    Günden güne ahvâlini terakki ettirdi.

    Bu zât-ı şerifin, 18 Kasım 1337 Cuma günü vefatından sonra postnişin-i irşâd
    olan Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendi'nin yanında tahsil-i kemâlâta devam etmiş,
    müteaddit defalar halvete girmiş, 27 yaşlarında hilâfetnâmeyi aldıktan sonra
    ondan Râmuzü'l-Ehadis, Hizb-i A'zam ve Delâilü'l-hayrât icâzetnâmelerini de
    almış, Bayezit, Fatih ve Ayasofya Camii ve medreselerinde derslere devam
    etmiş, bu esnada hafızlığını da tamamlamıştır. Bu aralarda hocasının işareti
    üzere muhtelif kasaba ve köylerde dini hizmet ifâ etmiştir.

    Tekkelerin kapatılmasından sonra Bursa'ya dönmüş, evlenmiş, 1929'da vefat
    eden babası yerine Bursa ovasındaki İzvat Köyü'nde 15-16 sene kadar imamlık
    ettikten sonra Üftade Cami-i Şerifi'nin imam-hatipliğine tayin edilerek şehirde
    hisar içindeki baba evine yerleşti. Burada 1945-46'dan 1952'ye kadar hizmet
    eyledi.

    1952 Aralığında Gümüşhaneli Dergâhı postnişini ve eski tekke arkadaşı Kazanlı
    Abdülaziz Bekkine'nin vefatı üzerine, İstanbul'a nakl olarak Fatih'te bulvara
    nazır Ümmügülsüm Mescidi'nde vazife gördü.

    1.10.1958 tarihinde Fatih İskenderpaşa Camii Şerifi'ne nakloldu ve vefatına
    kadar bu vazifede kaldı.



    Vefatı
    Mehmed Zâhid Efendi (Rh.A), ömrünün son yıllarında rahatsız idi; ayakta
    gezmesine rağmen; şiddetli ağrılarından muzdaribdi. 1979 yazında uzun zaman
    kalmak üzere gittiği Hicaz'dan, ağır hasta olarak 1980 Şubat'ında dönmek
    zorunda kalmıştı. 7 Mart 1980'de ameliyata girdi ve midesinin üçte ikisi alındı.

    Ameliyattan sonra tedricen düzeldi, hatta 1980 Ramazanı'nda hiç aksatmadan
    oruç tuttu. Hatimle teravih kıldı, vaaz etti, yazın Balıkesir Ilıca'ya, Çanakkale
    Ayvacık sahiline ağrıyan ayakları için götürüldü, hac mevsimi gelince de Hicaz'a
    gitti. Fakat ameliyata sebep olan rahatsızlığı nüks etmiş ve ağrılar tekrar
    başlamıştı. Haccı güçlükle ifadan sonra, 6 Kasım 1980'de çok ağır hasta olarak
    İstanbul'a döndü. Tam bir hafta sonra 13 Kasım 1980'de (5 Muharrem 1401),
    Perşembe günü öğleye yakın, dualar, Yâsin'ler, tesbih ve gözyaşları ile uyur gibi
    bir halde iken ahirete irtihal eyledi.

    Cenaze namazı 14 Kasım 1980 Cuma günü İstanbul Süleymaniye Camii'nde
    muhteşem, mahzun, vakur ve edepli bir cemm-i gafir tarafından kılınarak,
    mübarek vücudu, Kanûnî Süleyman Türbesi arkasında, kendisinden feyz aldığı
    hocaları ve üstadlarının yanındaki istirahatgâhına defnolundu.

    Bu esnada Süleymaniye, Şehzadebaşı, Fatih ve çevrelerinde trafik durmuş,
    Süleymaniye'nin içi ve avlusu kâmilen dolduğu gibi, cemaat sokaklara taşarak
    Esnaf Hastahanesi'nin yanına kadar uzanmıştı. Vefatını duyanlar içinde
    Anadolu'nun en uzak şehirlerinden olduğu kadar Avrupa'dan gelenler de vardı.
    Uzakta bulunan muhiblerinden çoğu da vaktinde haber alamama yüzünden
    cenazesine yetişememişlerdi.
    Vefatı İslâm Alemi'nde de büyük üzüntüye yol açmış, Suudi Arabistan'da,
    Kâbe'de, Kuveyt'te ve daha başka şehirlerde gıyabında cenaze namazı kılınıp,
    dualar edilmiş, ajanslar bu elim vefat haberini yayınlamışlardı.


    Ahlâk ve Şemâili

    Merhum uzunca boylu, şişmanca, heybetli, beyaz tenli, dolgun pembe yanaklı,
    uzunca ak sakallı, geniş alınlı, aralıklı kaşlı, irice başlı, gül yüzlü, sevimli, alımlı
    bir kimse idi. Gençken zayıf olduğunu, öksüzlükte yemek yerine yumurta
    içivererek böyle iri vücutlu olduğunu gülerek anlatırdı. İlk görüşte insanda sevgi
    ve saygı uyandıran bir hali vardı. Tanıdığına tanımadığına selâm verir, güleryüz
    gösterir, gönül alırdı. İlk nazarda koyu kestane renkli görünen, fakat dikkatle
    bakılması imkânsız, esrarlı ve derin mânâlı gözleri vardı. Gözü içinde kırmızılık,
    sırtında ve karnında ise avuç içi kadar iri bir ben mevcuttu.

    Hafızası çok kuvvetli idi, konuşması tatlı ve safiyâne idi. Çok kere halk telâffuzu
    kullanır, karşısındakine söz fırsatı tanır; kesinlikle bildiği bir şeyi bile sanki ilk
    duyuyormuş gibi yumuşak bir tavırla dinler, mânâlı ve nükteli cevap verirdi.
    Sohbetleri hoş, hutbeleri fevkalâde celâlli olurdu. Hutbe esnasında sesini
    yükseltir, ordu önündeki bir komutan gibi celâdetle ve irticâlen konuşurdu.


    Özel hayatında ev halkına karşı müşfik ve latîfeci davranır, kimseye doğrudan
    doğruya birşey emretmez, telmih ve remiz ile söyler, anlaşılmazsa sabrederdi.

    Fevkalâde mütevâzi idi. Kerametleri zâhir ve şöhreti àlemgir olduğu halde,
    talebelerine bile tepeden bakmaz, şeyhlik tavrı takınmaz, kendisini ihvânı
    arasında lâlettayin bir fert gibi görür, makamını ve kemâlini büyük bir maharetle
    gizlerdi.

    Kendi üstadlarına fevkalâde saygılı ve bağlı idi. Tekke arkadaşları olan yaşlılar,
    üstadının meclisine gittiğinde diz üstü oturup, baş eğip hiç ayak değiştirmeden
    edeple oturduğunu anlatırlar.

    Çok uzun ve derin düşünürdü, sohbetlerindeki buluşlara, teşbihlere hayran
    kalmamak mümkün olmazdı. Bir ayetin, bir hadisin üzerinde haftalarca, aylarca
    durup konuştuğu olurdu.

    Ele aldığı bir kimseyi terbiye edip yola getirinceye kadar büyük bir sabırla
    çalışırdı. İlk zamanlarda kusurlarına müsamaha ederdi. Yıllarca çalışır, yarı yolda
    bıkıp bırakmazdı.

    Dostlarına vefâsı emsalsiz idi; onları ziyaret eder, arar sorardı. Akrabalarına
    karşı vazifelerinde kusur etmez ve onlara her türlü yardımı esirgemezdi.

    Çok açık eli idi, verdiği zaman şaşılacak miktarda verir, geriye kalmamasından
    korkmaz, verdiğini doyururdu. Sofrasında ekseriya misafir bulunurdu. Hizmet
    edenleri bir vesile ile memnun eder, ziyaretçilere güleryüz gösterir, kapısını her
    zaman açık tutmağa çalışırdı.

    Gece ve sabah ibadetlerine çok riayet eder, talebelerini de bunlara teşvik
    eylerdi. İnsanın kalbinden geçirdiğini bilir, gelenin sormadan cevabını verir,
    istemeden ihtiyaç sahibinin muhtaç olduğu şeyi bağışlardı. Gönüllere ve
    rüyalara tasarrufu vardı. Bereket gittiği yere yağar; bolluk onunla beraber
    gezer, en hücrâ, en kıtlık yerde o gelince nimet dolardı. Beraberinde seyahat
    edenler, tevafuklara, tecellilere, maddî ve mânevî hallere ve ikramlara şaşar,
    hayretlere düşerler, parmaklarını ısırırlardı.
    Allah-u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri derecâtını ulyâ eyleyip, biz âciz ü
    nâcizleri de füyûzat ve şefaatından feyzyab u nasibdâr buyursun...

    Âmîn, bihürmeti seyyidil-mürselîn SAS ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahüm biihsânin ilâ yevmid-dîn, vel-hamdü lillâhi rabbil-àlemîn.


    iskenderpasa.com

  2. #2

    Konu: Mehmet Zaid Kotku Hazretleri

    Hafızası çok kuvvetli idi, konuşması tatlı ve safiyâne idi. Çok kere halk telâffuzu kullanır, karşısındakine söz fırsatı tanır; kesinlikle bildiği bir şeyi bile sanki ilk duyuyormuş gibi yumuşak bir tavırla dinler, mânâlı ve nükteli cevap verirdi. Sohbetleri hoş, hutbeleri fevkalâde celâlli olurdu. Hutbe esnasında sesini yükseltir, ordu önündeki bir komutan gibi celâdetle ve irticâlen konuşurdu.

    Mehmed Zâhid hazretleri 1897 yılında Bursa’da, kale içinde Türkmenzâde Çıkmazı'ndaki baba evinde dünyaya gözlerini açtı. Baba ve annesi Kafkasya'dan 1297'de göç eden müslümanlardandır. Babası İbrahim Efendi Bursa'ya 16 yaşlarında iken gelmiş, Hamza Bey Medresesi'nde tahsil görmüş, muhtelif yerlerde imamlık yapmış, Hazret-i Peygamber SAS sülâlesinden bir Seyyid'dir. 1929'larda 76 yaşlarında iken Bursa ovasındaki İzvat Köyü'nde vefat etmiş ve oraya defnolunmuştur.

    Annesi Sabîre Hanım, Mehmed Zâhid Efendi 3 yaşlarında iken vefat etmiş, Pınarbaşı Kabristanı'na gömülmüştür.

    Mehmed Zâhid Efendi (Rh.A) ilk mektebi Oruç Bey İbtidâîsi'nde okudu, Sonra Bursa Sanat Mektebi'ne girdi. Bu esnada Birinci Cihan Harbi dolayısıyla 18 yaşlarında askere gitti. Senelerce askerlik yaptı, çok tehlikeli günler geçirdi, hastalıklar atlattı. Ordunun Suriye'den çekilmesinden sonra, binbir güçlükle İstanbul'a döndü.

    İstanbul'da bulunduğu esnada çeşitli dini toplantılara, derslere, camilerdeki vaazlara devam etti. Bilhassa Seydişehirli Abdullah Feyzi Efendi'nin yanında yoğun ilim tahsil etti.

    Bu zâtın, 18 Kasım 1337 Cuma günü vefatından sonra postnişin-i irşâd olan Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendi'nin yanında tahsiline devam etmiştir. Bayezit, Fatih ve Ayasofya Camii ve medreselerinde derslere devam etmiş, bu esnada hafızlığını da tamamlamıştır. Bu aralarda hocasının işareti üzere muhtelif kasaba ve köylerde dini hizmet ifâ etmiştir.

    Tekkelerin kapatılmasından sonra Bursa'ya dönmüş, evlenmiş, 1929'da vefat eden babası yerine Bursa ovasındaki İzvat Köyü'nde 15-16 sene kadar imamlık ettikten sonra Üftade Cami-i Şerifi'nin imam-hatipliğine tayin edilerek şehirde hisar içindeki baba evine yerleşti. Burada 1945-46'dan 1952'ye kadar hizmet etti.
    1952 Aralığında Gümüşhaneli Dergâhından eski tekke arkadaşı Kazanlı Abdülaziz Bekkine'nin vefatı üzerine, İstanbul'a nakl olarak Fatih'te bulvara nazır Ümmügülsüm Mescidi'nde vazife gördü.
    1958 tarihinde Fatih İskenderpaşa Camii Şerifi'ne geçti ve vefatına kadar bu vazifede kaldı.

    Hafızası çok kuvvetli idi, konuşması tatlı ve safiyâne idi. Çok kere halk telâffuzu kullanır, karşısındakine söz fırsatı tanır; kesinlikle bildiği bir şeyi bile sanki ilk duyuyormuş gibi yumuşak bir tavırla dinler, mânâlı ve nükteli cevap verirdi. Sohbetleri hoş, hutbeleri fevkalâde celâlli olurdu. Hutbe esnasında sesini yükseltir, ordu önündeki bir komutan gibi celâdetle ve irticâlen konuşurdu.
    Özel hayatında kimseye doğrudan doğruya birşey emretmez, telmih ve remiz ile söyler, anlaşılmazsa sabrederdi.
    Çok uzun ve derin düşünürdü, sohbetlerindeki buluşlara, teşbihlere hayran kalmamak mümkün olmazdı. Bir ayetin, bir hadisin üzerinde haftalarca, aylarca durup konuştuğu olurdu.
    Ele aldığı bir kimseyi terbiye edip yola getirinceye kadar büyük bir sabırla çalışırdı. İlk zamanlarda kusurlarına müsamaha ederdi. Yıllarca çalışır, yarı yolda bıkıp bırakmazdı.
    Dostlarına vefâsı emsalsiz idi; onları ziyaret eder, arar sorardı. Akrabalarına karşı vazifelerinde kusur etmez ve onlara her türlü yardımı esirgemezdi.
    Çok açık elli idi, verdiği zaman şaşılacak miktarda verir, geriye kalmamasından korkmaz, verdiğini doyururdu. Sofrasında ekseriya misafir bulunurdu. Hizmet edenleri bir vesile ile memnun eder, ziyaretçilere güleryüz gösterir, kapısını her zaman açık tutmağa çalışırdı.
    Gece ve sabah ibadetlerine çok riayet eder, talebelerini de bunlara teşvik eylerdi. İnsanın kalbinden geçirdiğini bilir, gelenin sormadan cevabını verir, istemeden ihtiyaç sahibinin muhtaç olduğu şeyi bağışlardı. Gönüllere ve rüyalara tasarrufu vardı.

    Mehmed Zâhid Efendi (Rh.A), ömrünün son yıllarında rahatsız idi; ayakta gezmesine rağmen; şiddetli ağrılarından muzdaribdi. 1979 yazında uzun zaman kalmak üzere gittiği Hicaz'dan, ağır hasta olarak 1980 Şubat'ında dönmek zorunda kalmıştı. 7 Mart 1980'de ameliyata girdi ve midesinin üçte ikisi alındı.

    Ameliyattan sonra tedricen düzeldi, hatta 1980 Ramazanı'nda hiç aksatmadan oruç tuttu. Hatimle teravihlere ve vaaz etmeye devam etti. Hac mevsimi gelince de tekrar Hicaz'a gitti. Fakat ameliyata sebep olan rahatsızlığı nüks etmiş ve ağrılar tekrar başlamıştı. Haccı güçlükle ifadan sonra, 6 Kasım 1980'de çok ağır hasta olarak İstanbul'a döndü. Tam bir hafta sonra 13 Kasım 1980'de (5 Muharrem 1401), Perşembe günü öğleye yakın, dualar, Yâsin'ler, tesbih ve gözyaşları ile uyur gibi bir halde iken ahirete göç etti.

    Cenaze namazı 14 Kasım 1980 Cuma günü İstanbul Süleymaniye Camii'nde kılınarak, , Kanûnî Süleyman Türbesi arkasına, kendisinden feyz aldığı hocaları ve üstadlarının yanına defnedildi.

    Vefatı İslâm Alemi'nde de büyük üzüntüye yol açmış, Suudi Arabistan'da, Kâbe'de, Kuveyt'te ve daha başka şehirlerde gıyabında cenaze namazı kılınıp, dualar edildi.

    ESERLERİ

    1. Tasavvufî Ahlâk (5 Cild)
    2. Cennet Yolları
    3. Mü'minlere Vaazlar (2 Cild)
    4. Ehl-i Sünnet Akaidi
    5. Ana Baba Hakları
    6. Hadislerle Nasihatlar (2 Cild)
    7. Nefsin Terbiyesi
    8. Tezkiretül-Evliyâ Tercümesi
    9. Risâle-i Hàlidiyye Tercümesi
    10. Evrâd-ı Şerif
    11. Faydalı Dualar ve 32 Farz Mecmuası
    12. Yemek Âdâbı
    Konuşmalarından Hazırlanan Kitaplar

    1. Zikrullahın Faydaları
    2. Özel Sohbetler
    3. Peygamber Efendimiz
    4. Tenbihler


    Yenihareket' ten alıntıdır...
    BİR DAVANIN GENÇLİĞİ YOKSA O DAVA YOK OLMAYA MAHKUMDUR..............

  3. #3

    Mehmet Zahİd Kotku Efendİ'den GÜzel SÖzler

    MEHMET ZAHİD KOTKU EFENDİ'DEN GÜZEL SÖZLER



    Ömrünü boş yere zevk ü sefâ ile, para pul budalası olarak mahv etme. Son pişmanlık kimseye fayda vermemiştir.(Mehmet Zait Kotku, T. Ahlak, 2/99)

    Asıl hüner her şeyi yerli yerine yapabilmektir. Bu da kuvvetli bir ilim ve mağlup olmaz nefislerle mümkündür. Azgın nefislerde her ne kadar ilim olsa da o kişi yine nefsinin esiri olmaktan kendini kurtaramaz. Onun için herkese ve bahusus her ilim sahibine tasavvuf şarttır. Tasavvufsuz ilimler hep hebâen mensûrdur. Zühd, takvâ, hilim, sabır, vesair ahlaklar hep tasavvufun mahsulüdür. (Mehmet Zait Kotku, T. Ahlak,1/153)

    Çok aziz ve muhterem kardeşim, sen de kat’iyyen ihmal etme de Kur’an-ı Kerim’i hem kendin oku, hem de bütün aile fertlerinin titizlikle üzerinde durarak, onları da okut. Yalnız dünya bilgilerini vermek için çalışıyorsan, nafile. Asıl ebediyyen faydası olacak olan bu Kur’an-ı öğret ve üzerinde durarak tatbikine sa’y ve gayret eyle. (Mehmet Zait Kotku, T. Ahlak, 4/240)

    "Aziz evlat, sevgili kardeş, sen daima temiz kalpli, güzel ahlaklı, âlim ve fâzıl, âbid ve mütevâzî; zâhid ve dünyaya iltifatı olmayanları ve insanı kâmil olanları ara, bul ve onlara kul, köle ol. Mâlen ve bedene hizmetlerinde kusur etme; yaramazlardan da daima kaç, vesselâm." (Mehmet Zait Kotku, T. Ahlak, 5/100 )

    Aziz kardeş, hilkatten maksad, Hâlık’ı tanıyıp, O’na kulluk etmektir. O’nu tanımak ve kulluğunu yapabilmek için de, dînî bilgilerini artırmak gerekir. Yoksa kahve, sinema köşelerinde, zevk ve sefâ peşinde dolaşmak çok yanlıştır. İnsan kendisini dinsiz kafirlere veya hayvanlara benzetmektense, Peygamberler yolunu, salihler, âbidler izini seçip, dünyadan tertemiz olarak, göz yumup göçmesi ne büyük bahtiyarlıktır. (Mehmet Zait Kotku, T. Ahlak, 5/148)

    Ey aziz kardeşim, çok uyanık ve müteyakkız olmak gerekir. Nefesleri boşa geçirme, hevây-ı hevesini kapılma. Bir gün vade gelip de Haydi gel denilince, artık durmak mümkün değildir. Sonra bu hayatın mesuliyet sorguları var. Sakın bunlara inanmamazlık etme. (Mehmet Zait Kotku, T. Ahlak, 5/164)

    Aziz kardeşim; sakın kimseyi hakir ve hor görme. Sakın kimseyle istihza etme ve bu gibi hallere ne alış, ne de çoluk çocuğunu alıştır. Çünkü bu alışılan şeyleri terk etmek kadar zor bir şey yoktur. (Mehmet Zait Kotku, T. Ahlak,5/174 )

    Aziz kardeş, kişi şahsî hayatında gayet mütevâziâne ve oldukça kanaatkar bir hayat ile her türlü cefalara, açlıklara karşı sabırlı, metin olmalı ve ölümünü gözünün önünden ayırmamalıdır.( Mehmet Zait Kotku, T. Ahlak, 5/224)

    İşte Müslümanlığın çökmesine en büyük amil, müslümanların hakiki müslüman olmayıp servet ve bilgilerine mağrur olarak, fukara ve zuafânın, bahusus işçinin hakkına riayet etmeyip, onlara İslamî ve insânî muamele yapmadıklarından dolayı; hem ahiret saadetlerinden mahrum olurlar, hem de İslamiyet’in çökmesine sebeb olduklarından, en büyük kabahat bunlara teveccüh eder." (Mehmet Zait Kotku, M. Vasıfları, 17)

  4. #4
    İşte Müslümanlığın çökmesine en büyük amil, müslümanların hakiki müslüman olmayıp servet ve bilgilerine mağrur olarak, fukara ve zuafânın, bahusus işçinin hakkına riayet etmeyip, onlara İslamî ve insânî muamele yapmadıklarından dolayı; hem ahiret saadetlerinden mahrum olurlar, hem de İslamiyet’in çökmesine sebeb olduklarından, en büyük kabahat bunlara teveccüh eder." (Mehmet Zait Kotku, M. Vasıfları, 17)

    anlaşıldı patron maaşını geçverdi galiba

  5. #5
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,607
    Blogdaki Konular
    5
    Mehmed Zahid Kotku Hazretlerini vefatının 27. yılında rahmetle anıyoruz... 13.11.2007


    Hazırlayan: Selami Çalışkan


    Bugün Mehmed Zahid Kotku hazretlerinin vefatının 27. yılı. O’nu rahmetle anıyor ve hasretle arıyoruz. Aralarında Cumhurbaşkanı, Başbakanlar, bakanlar, üniversite profesörleri gibi Türkiye’nin kalkınmasında emeği geçen insanları yetiştiren ve "Görünmeyen Üniversite" olarak isimlendirilen Mehmed Zahid Kotku hazretlerini anlatan ve en yakın talebelerinden biri olan Prof. Dr. Cevat Akşit diyor ki: "Ben Hocaefendi’nin manevi oğluydum. Onun keramet sahibi olduğunu anladım, O’nu dinledim ve hep kazandım."

    PROF. DR. CEVAT AKŞİT HOCAEFENDİ’Yİ ANLATIYOR...

    Hocaefendi, güneş gibiydi

    "Fatih Müftüsü Kamil Küçük, beni Ümmügülsüm Camii’ne müezzin olarak gönderdi. "İyi bir Hocaefendi var. Biraz idare et, lojmanı olan başka bir camiye tayin edeceğim" dedi. Camiye girince, Hocaefendi’nin güneş gibi parladığını gördüm.. Hürmetle elini öptüm. O, elimi bırakmadan bana dedi ki: "Sağda solda dolaşıp durma seni bana emanet ettiler"

    Mehmed Zahid Kotku hazretlerinin en yakın talebelerinden biri ve manevi oğlu olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Cevat Akşit’ten Hocaefendi’yi dinlerken, Türkiye’nin maddi ve manevi kalkınmasında emeği geçenleri de tanımış oluyorsunuz. Televizyonların güleryüzlü, tatlı dilli hocası, hocalarını, yaşadıklarını ve gördüklerini şöyle anlatıyor…

    “Denizli İmam-Hatip Lisesi’nden İstanbul’a gelince, sudan çıkmış balığa dönmüştüm. Tramvay bileti alacak 3 kuruş bulamadığımdan Şehremini’deki İlim Yayma Yurdu’ndan Vefa’daki İstanbul İmam-Hatip Lisesi’ne yürüyerek giderdim. İlim Yayma Cemiyeti, okulda ekmek ve mercimek çorbasından oluşan öğle yemeği verirdi. Bir tas çorbanın yanında bir somun ekmeği yer, 24 saat onunla idare ederdim. Derslerim iyi olunca, arkadaşlar beni yanlarına almak istediler. Ben de arkadaş olarak Hafız İsmail Karaçam’ı seçtim. “Fatih Camii Müezzinliği İmtihanı”na girdim. Amcam (Dr. Baha Akşit), Adnan Menderes’in DP’sinde Grup Başkan Vekiliydi. Fatih Müftüsü Kamil Küçük “Amcana söyle, yoksa senin hakkını yiyeceğiz” dedi. Sınavda birinci olmama rağmen, Fatih Camii müezzinliğine daha sonra profesör olan Nazif Şahin tayin edildi. Fatih Müftüsü Kamil Küçük, aslında birinci olduğumu, ancak diğer arkadaşların torpilinin ağır bastığını, Zeyrek’te Ümmügülsüm Camii Müezzinliği’ne tayin ettiklerini, orada iyi bir Hocaefendi olduğunu söyledi”

    “Seni bana emanet ettiler”

    “Ben o zaman 16-17 yaşlarında, bıyığı yeni terleyen genç bir delikanlıyım. Camiye girer girmez, güneş gibi parlayan Hocaefendi’yi (Mehmed Zahid Kotku r.a.) gördüm. Hürmetle elini öptüm. Hocaefendi elimi bırakmadan bana dedi ki: “Sağda-solda dolaşma, seni bana emanet ettiler” Tasavvufu ve kerameti bilen bir insandım. Dedelerim hep şeyh ve müderris. Babam, rahmetli Ömer Nasuhi Bilmen’in oda arkadaşıymış. Yani o zaman Hocaefendi’nin keramet sahibi olduğunu anladım. O’nu dinledim ve hep kazandım”

    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  6. #6
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,607
    Blogdaki Konular
    5
    Hocaefendi’nin manevi oğluyum

    “Babam ben üç buçuk yaşındayken vefat etmiş. Derslerim çok iyi ama sosyal yönüm sıfır. Bir kız görsem, yüzüm kızarıyordu. Hocaefendi’nin 2 kızı var, oğlu yoktu. Benim de babam yoktu. Hocaefendi, iyi bir hafızdı. Hocaefendi ortada, ben kanepenin bir ucundayım, validehanım öteki ucunda oturuyor. “Kur’an-ı Kerim’i al ve şu ayeti oku” dedi. Ayette Cenab-ı Allah buyuruyor ki “Peygamber hanımları ile bir perde arkasından konuşunuz. Onlar Müminlerin anneleridir” Hocaefendi bana valide hanım ve kızlarıyla nasıl konuşacağımı işaret etmiş, “Tamam mı?” diye sormuştu. “Tamam efendim” dedim. Bundan böyle benim manevi oğlumsun” dedi. O’ndan ders okumaya başladım. Bana özel ders veriyordu. Yemeğim pişiyor, çamaşırım yıkanıyor, evin oğluyum, gelen misafirleri istersem kabul ediyor, istersem (Hocaefendi meşgul) diyerek içeri almıyordum, ama Hocaefendi’nin kızlarını bir defa olsun görmedim. Valide hanım sabah namazı mutfağa girer, yatsıya kadar misafirlere yemek pişirirdi. Kızlarını mutfağa sokmaz, hizmetçi tutmazdı.”

    Az yer, çok şükrederdi

    “Hocaefendi aynı zamanda iyi bir hattat idi. Hattın üstadı Hamit Aytaç ile yazı yazmış. Onunla ortak eserleri vardı. Hocaefendi banada bir cümle yazar, “Bunu 20 kere yaz, gel” derdi. Asla yemek seçmez, misafirsiz sofraya oturmaz, ne gelirse gelsin, “Hayr’ut taam ma hazar”, yani “Yemeğin en güzeli hazır olanıdır” der, Besmeleyi çeker, az yer, Allah’a çok şükür eder, “Allahım, bu nimetleri bulamayan kardeşlerimize de ver” diye yalvarır, tuz, su ve hurma ile iftar açardı.”

    Her Ramazan itikafa girerdi

    “Hocaefendi, hatimle teravih kılar, hiç aksatmadan her Ramazan ayında itikafa girerdi. Ben de onunla birlikte itikafa girerdim. Dedemin, Denizli Yatağan’da çilehanesi vardı. İzin alarak orada itikaf’a giriyordum. Hocaefendi, vefatına 4-5 sene kala orada itikafa girmeme izin vermedi. “Hayır buraya geleceksin, burada birlikte itikafa gireceğiz” dedi. İskenderpaşa’ya geldim ve birlikte girdik itikafa.”

    Misafirsiz sofraya oturmazdı

    “Hocaefendi, misafirlerine mükrim ve çok cömert bir ev sahibiydi. Öylesine cömert bir mürşid ki: misafirsiz sofraya oturduğunu hatırlamıyorum. Valide hanım, şafakla mutfağa girer, yaz-kış yemek pişirir, gece yarısı mutfaktan çıkardı. Hizmetçi almaz, kızlarını da mutfağa sokmazdı. Sofrayı ben kurardım. Hocaefendi’nin aldığı maaş, mutfak masrafına yetmezdi. Bakkal ve manavdan Hocaefendi’nin evinin ihtiyaçlarını almak için biliyorum. İhtiyaçları karşılayacak para vermek için meşin cüzdanı cebinden çıkarır, para kalmadığını görünce “Bakkala” ya da “Manava selam söyle” derdi. Ben de Hocaefendi’nin selamını söyler, veresiye defterine yazdırır, ihtiyaçları alırdım. Hocaefendi’yi esnaf tanır ve hürmet ederdi. İskenderpaşa’da her şey değişti. Artık veresiye defterine borç yazdırmıyorduk. Lokanta kuruldu. Aşçı tutuldu. Yemek düzeni değişti.”

    “Abdül’aziz Bekkine Hazretleri ölüm döşeğinde: “-Benim yerime Bursa’dan Mehmed Zahid Efendi’yi getirin! O bizim tekkemizin en genç halifesidir” demiş. Abdülaziz Bekkine’nin sadık talebeleri de O’nu Bursa’dan İstanbul’a getirmişler.”

    Hazırlayan: Selami Çalışkan
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  7. #7
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,607
    Blogdaki Konular
    5
    Hocalarımın camiine imam tayin edildim

    “Zeyrek’teki Ümmügülsüm Camii “yıkılacak” diye Hocaefendi’yi İskenderpaşa’ya tayin ettiler. Ben de o sene İmam Hatip Lisesi’ni bitirdiğim için Ümmügülsüm Camii’ne imam tayin edildim. Abdülhay Efendi, Abdülaziz Bekine Efendi ve Hocaefendi’den sonra imam olarak iki katlı ahşap evde de ben oturdum. Bodrum katı da vardı. Yalnız merdivenden çıkarken, yıkılacakmış gibi sallanırdı. O evde ben tam dokuzbuçuk sene oturdum. O ev; merhum Nureddin Topçu’nun hidayete erdiği evdir.”

    Fiili dua, kavli duadan önemli

    Efendi hazretleri, hayatta iken, birisi gitmiş demişki: "Hocam, kızım anarşistlere katıldı. Dua edin de kurtulsun" O da: "Bu işler sadece kavli (sözlü) dua ile olmaz. Fiili dua (icraat) lazım. Bunun için siz de hanımlar derneği kurun." "Hanımlar ilim ve Kültür Derneği" bundan sonra kuruldu. "Şadırvan" isimli bir de dergi çıkardılar. Çok güzel yazılar yer alırdı. Çevre çok önemli. Hocaefendi "Çocuğunuzu yetiştirirken çocuğunuzla ilgilenin" derdi. Biz her şeyi devletten bekliyoruz. Benim oğlumun biri üniversitede öğretim üyesi. 59 tane patenti var. Amerika’da okurken çok yalvardılar “ABD vatandaşlığına alalım” diye. “Hayır” dedim. Çünkü ABD vatandaşlığına giriş yemininde şöyle yazıyor: "Amerikanın çıkarlarını inancımın ve düşüncemin üstünde tutacağım" Böyle yemin olmaz ve bir Müslüman böyle yemin yapamaz.”

    “Müslümanların dertleriyle dertlenin”

    Hocaefendi bize Peygamber Efendimizi ve sahabeleri anlatıyor, onlar gibi yaşıyor, bizim de Peygamber Efendimizi, O’nun izinden giden gerçek alimleri ve Allah dostlarını örnek almamızı istiyordu. Bedir savaşını anlatırken, şöyle diyordu: “Peygamber Efendimiz: "Allah’ım şu Ebu Cehil’i ve bütün müşrikleri yok et” diyemez miydi? Ama Cenab-ı Allah buyuruyor ki “İnsana düşen çalışmaktır” Onun için 2’si sipahi, 310 kişilik İslam ordusuyla, taşla, sopayla 1000 kişilik zırhlı ve sipahilerden oluşan müşriklerin karşısına çıktı. Oturup sabahlara kadar dua etmedi. "Ya Rabbi, benim yapabildiğim bu kadar" dedi. İslam’ın emrini yerine getirmeliyiz Önce fiili duayı yapmalıyız. Yani bütün gücümüzle çalışmalıyız. Sonra kavli dua etmeliyiz. Kur’an’da Cenab-ı Allah buyuruyor ki: "Mazlumun ahından kâfir bile olsa Allah’a sığının” Mesele budur. Yani “Kim olursanız olun. Müslümanların dertleriyle dertlenmezseniz, çare aramazsanız, sabaha kadar uçsanız, kurtulamazsınız”

    Hazırlayan: Selami Çalışkan
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  8. #8
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,607
    Blogdaki Konular
    5
    MEHMED ZAHİD KOTKU(r.a.)

    13 Kasım 1980’de Hakk'ın rahmetine kavuşan M. Zahid Kotku Hazretleri, 1897’de anne ve babası Kafkasya’dan göç eden bir ailenin çocuğu olarak Bursa’da doğdu. Hocaefendi'nin dedelerinin göç ettiği Dağıstan'da Şirvan'a bağlı Nuha Bölgesi günümüzde de Azeri Türkçesi konuşulan ve halkı Müslüman olan bir yerdir. Hocaefendi’nin babası İbrahim Efendi Bursa'ya 16 yaşlarında iken gelmiş, Hamza Bey Medresesi’nde eğitim görmüş, muhtelif yerlerde imamlık görevlerinde bulunmuş bir kişidir. 1929'larda 76 yaşlarında iken Bursa Ovası’ndaki İzvat Köyü'nde vefat etmiş ve oraya defnolunmuştur. Annesi Sabire Hanım ise Hocaefendi 3 yaşlarında iken vefat etmiş, Pınarbaşı Kabristanı'na gömülmüştür.

    1. DÜNYA SAVAŞI’NDAN GAZİ OLARAK DÖNDÜ

    İlk ve ortaöğrenimini Bursa’da tamamlayan Mehmed Zahid Kotku Hazretleri, daha sonra Nakşi tarikatı büyüklerinden Ahmed Ziyâüddin el-Gümüşhanevi’nin halifelerinden Ömer Ziyâeddin Efendi ve Mustafa Feyzi Efendi’nin yanında tasavvuf eğitimi aldı. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla askere alınan ve değişik cephelerde savaşa katılan Hocaefendi, uzun yıllar devam eden askerlik görevinde yaralanarak memleketi Bursa’ya gazi olarak döndü. 27 yaşlarında halifetnameyi alan Kotku, Ramûzu’l Ehadis, Hizb-i A’zam ve Delâilu’l Hayrat icazetnamelerini de aldı. Beyazıd, Fatih ve Ayasofya camileri ve medreselerinde dinî eğitimini tamamlamak üzere dersler alan Hocaefendi, aynı dönemde hafızlığını da tamamladı.

    VEFATI İSLAM DÜNYASINI YASA BOĞDU

    Aralık 1952’de İstanbul’a gelen Hocaefendi, Fatih-Zeyrek’te bulunan Ümmügülsüm Camii’nde göreve başladı. 1958 tarihinde Fatih İskenderpaşa Camii’ne atanan Hocaefendi, vefatına kadar bu görevde kaldı. 1980 senesinde Hacc’a giden Mehmed Zahid Kotku Hazretleri, Hac dönüşünde mevcut hastalığı daha da ağırlaşarak 13 Kasım 1980’de Hakk’ın rahmetine kavuştu. Hocaefendi’nin vefatı bütün İslâm âleminde büyük üzüntülere yol açarken; başta Kâbe olmak üzere, Arabistan’ın değişik yerlerinde ve Kuveyt’te gıyabi cenaze namazları kılındı ve uluslararası haber ajansları Hocaefendi’nin vefatını, yaptıkları haberlerle bütün dünyaya duyurdu.

    HOCAEFENDİ’NİN MİRAS BIRAKTIĞI ESERLER

    Ömrünü hizmete adayan Mehmed Zahid Kotku Hazretleri, bugün de insanlığın önünü aydınlatmaya devam eden çok sayıda eser verdi. Bunlar; Tasavvufî Ahlâk (5 cild), Cennet Yolları, Mü'minlere Vaazlar (2 cild), Ehl-i Sünnet Akaidi, Ana Baba Hakları, Hadislerle Nasihatlar (2 cild), Nefsin Terbiyesi, Tezkiretül-Evliyâ Tercümesi, Risâle-i Hàlidiyye Tercümesi, Evrâd-ı Şerif, Faydalı Dualar ve 32 Farz Mecmuası, Yemek Adâbı. Ayrıca Hocaefendi’nin konuşmaları derlenerek de Zikrullahın Faydaları, Özel Sohbetler, Peygamber Efendimiz, Tenbihler gibi kitaplar hazırlanmıştır.

    Hazırlayan: Selami Çalışkan Milli Gazete
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  9. #9
    Allahü Teala o muhterem insana rahmet eylesin... Bizi de şefaatlerinden mahrum etmesin inşallah...
    "Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir! Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir..!"

  10. #10

    Hocaefendi hazretlerini rahmetle anıyoruz

    Hocaefendi hazretlerini rahmetle anıyoruz

    13 Kasım 1980 yılında Hakk’ın rahmetine kavuşan Mehmet Zahid Kotku (KS) hazretlerini rahmetle ve minnetle anıyor ve arıyoruz.

    Haber Merkezi
    Yirminci yüzyılın en büyük alimlerinden biri olan Mehmet Zahid Kotku, Miladi 1897 yılında Bursa’da dünyaya geldi. Osmanlı’nın son zamanlarında iyice çoraklaşan tasavvufî hayata yeniden canlılık getirerek büyük bir hizmet etti. İlk ve orta öğrenimini Bursa’da tamamlayan Kotku, daha sonra Nakşi tarikatı büyüklerinden Ahmed Ziyâüddin el-Gümüşhanevi halifelerinden Ömer Ziyâeddin Efendi ve Mustafa Feyzi Efendi’nin yanında tasavvuf eğitimi aldı.

    İlme adanan bir hayat
    Bütün İslâm âleminde tanınan Mehmet Zahid Efendi Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendi’nin yanında tahsiline devam ederken; 27 yaşlarında halifetnameyi aldıktan sonra Ramûzu’l Ehadis, Hizb-i A’zam ve Delâilu’l Hayrat icazetnamelerini aldı. Bayezid, Fatih ve Ayasofya Camileri ve medreselerinde derslere devam ettiği sırada hafızlığını tamamladı. Aralık 1952’de Gümüşhaneli Dergâhı postnişini ve eski tekke arkadaşı Kazanlı Abdulaziz Bekkine’nin vefatı üzerine İstanbul’a gelerek, Fatih’te bulunan Ümmü Gülsüm Mescidi’nde göreve başladı. 1958 tarihinde Fatih İskenderpaşa Camii’ne naklolundu ve vefatına kadar bu görevde kaldı. Mehmet Zahid Kotku, 1979 yılında gittiği, Hicaz'dan 1980 yılında ağır hastalıkları sebebiyle geri dönerken 13 Kasım 1980'de Hakk'ın rahmetine kavuşmuştu. 14 Kasım 1980 günü Süleymaniye Camii'nde çok kalabalık bir topluluk eşliğinde cenaze namazı kılınarak Süleymaniye Camii hazeresine defnedildi.

    Her kesimden dinleyicisi vardı
    İlmini paylaştığı camilerde yaptığı hizmet genellikle sohbet niteliğinde olan Hocaefendi, klasik ilmihal bilgilerini değişik ve güncel kanıtlarla açıklarken, Kur’an ayetlerini ve Hz. Muhammed’in (sav) hadislerini de aktarıyordu. Kotku’nun dinleyicileri toplumun farklı kesimlerinden oluşan geniş bir yelpazeye sahipti. Çiftçiden esnafa, öğretim üyesinden devlet adamına kadar uzanan yelpazede Prof. Dr. Necmettin Erbakan gibi önemli isimler de vardı. Dinleyenleri günlük hayatın durağan çizgisinden sıyıran hikmetli konuşmalarını dinlemek için özellikle Cuma ve Pazar günleri çok uzaklardan gelenler olurdu. Hadis açıklamalarına dayanan uzun sohbetleri adeta açık üniversite işlevini gören Kotku, sohbetlerinde açıkladığı bilgileri bizzat hayata geçirerek dinleyenlerine örnek olan bir eğitimciydi. Kendisi farklı sözlerinde yalnızca bilmek değil, bildiğini uygulayarak ilmi hayata mal etmenin gerekliliğini vurguluyordu.

    Hüsnü zanla hareket ederdi
    Merhum Kotku, insana ve özellikle de tevbeye çok önem verirdi. Herkese güzel gözle bakmayı kendisine şiar edinmiş ve her zaman her yerde tevbe edilmesi gerektiğini belirtmişti. Kotku’nun şu sözleri özellikle kayda değerdir: "Ey muhterem kardeşim! Biz herkese hüsn-ü zan eder, kimsenin aleyhinde bulunmayı sevmeyiz. Rahmetli babamdan aldığım ders şudur ki, "Oğlum! Herkes iyi, ben yaman; 'Herkes buğday ben saman' de ve öylece kabul et" nasihatinde bulunur, böylece de kibir, gurur, ucub ve kendimizi beğenmekten bizleri korumuş olurdu" "Tevbeyi sadece günahkârların yapacağını sanmak büyük hatadır. Kimi günahından, kimi gafletinden, kimi bütün boş işlerden, kimi ibadetine güvenmenin verdiği aldatıcı gururdan, kimi de bizzat tevbesinden tevbe eder. Kulun yaratılış gayesinin farkına varması ve bu ulvi gaye ile yaşadıkları arasındaki çelişkiyi kaldırmaya çalışması tevbenin ta kendisidir."
    milligazete
    Mahmud Efendi:4000'den fazla sünnet var,en fazla 3 tanesine uymadığımı görürseniz bana tabi olmayın

  11. #11
    Çok muhterem Mehmed Zahid Kotku (k.s.) ve çok muhterem Mahmud Esâd Coşan (k.s.) hazretlerini özlemle yâd ediyorum. Mekanları cennet olsun...
    "Herkes anlayabildiği kadar yaşar ve anlayamadığı şeyleri umursamadan ölüp gider..." Eflatun

  12. #12

  13. #13
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,607
    Blogdaki Konular
    5
    Bir Onüç Kasım daha geldi...
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

+ Konuyu Yanıtla

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •