+ Konuyu Yanıtla
3 / 1 123 SonSon
46 sonuçtan 1 --- 20 arası gösteriliyor

Konu: Ali Ramazan Dinç Hocaefendi Hazretleri

  1. #1

    Ali Ramazan Dinç Hocaefendi Hazretleri

    1955 yılında Kayserinin Yahyalı ilçesinde doğdu. İlk öğrenimini Yahyalı'da, orta öğrenimini Kayseri İmam Hatip Lisesi'nde, yüksek öğrenimini ise Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde ikmal etti. Rûhi eğitimiyle hal ehli insanlar özellikle ilgilendiler. Onların deyimiyle; "Bir gül fidanı gibi itinayla yetiştirildi." Ali Ramazan Hoca Efendi çok küçük yaşlarda iken, kabiliyetini keşfeden merhum Ramazan oğlu Mahmut Sami (k.s.) hazretlerinin teveccühüne mazhar oldu.

    Talebelik yıllarından itibaren fıkıh, hadis, tefsir ilimlerini özel hocalardan alan Ali Ramazan Hoca Efendi, zahiri ilimlerde de kendini yetiştirmek suretiyle sağlam ölçülerle donandı. Fıkıhsız bir tasavvufun dinde sapmalara yol açabileceğine inanan Hoca Efendi, bidatsiz tasavvufu savunmuştur. Tasavvufu; "Kulun vakit içinde, o vakte en uygun şeyle baş başa olması" şeklinde anlayan Ali Ramazan Hoca Efendi, günümüz insanlarına en uygun olan şeyin akide eğitimi olduğu belirtilmiş takvayı imandan İslam'a, İslam'dan ihsana çıkış olarak tanımlamıştır. >Kafalar arınmadıkça kalplerin durulmayacağını ifade etmiştir. Bu münasebetle de daima, ilkeli bir çalışmayla gayret göstermiştir.

    Zât-ı Âlîleri Türkiye'nin hemen her yerinde seri konferanslara katıldı ve bu sa'yu gayretini halen devam ettirmektedir. Ayrıca inceleme ve araştırma amacıyla Avrupa ve Afrika ülkeleri ile Türk Cumhuriyetlerine gitti. Çeşitli konferans ve panellere iştirak etti. Onun arzusu İslam toplumuna Yunusun amaçladığı ölçülerde, "mili metrik" eğriliği bile bulunmayan insanlar yetiştirmektir.

    Ali Ramazan Efendiye bu güzel gayretlerinden dolayı şükranlarımızı arz ederken, daha verimli çalışmalar için uzun ömürler vermesini Rabbimiz Teâlâ'dan niyaz ederiz.

  2. #2

  3. #3
    Allah kendisinden razı olsun.

  4. #4
    Allah razı olsun hayırlı uzun ömürler versin inşallah
    Alanda O,verende O,nedir senden gidecek
    Telaşını görenler,can senin zannedecek!..

  5. #5
    Paylaşım için Allah razı olsun.Kendilerinin hayatları bir deryadır inancındayım ama bir katresi dahi gönüllerimizi şenlendirmeye yetti.

  6. #6
    "İnen Ayetler oldu artık tamam

    Hadislerle Rasul (s.a.v.) etti son kelam

    Bu görev mürşidlerle buldu hitam

    Bize düşen teslimiyet vesselam."

    ALi Ramazan Dinç Hocaefendi Hazretleri...

  7. #7
    Duyunca teşrifin, sevindik hep birden,

    Müsaade alıp geldin, Hazreti Pîr’den,

    Sohbetinle yıkandı, gönüller kirden.

    Vücudun rahmettir âlemde bizlere,

    Mezarım kazsınlar bastığın yere.

    Ali Ramazan Dinç Hocaefendi Hazretleri...

  8. #8
    Alıntı sueda tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Allah razı olsun hayırlı uzun ömürler versin inşallah
    Amin...İnşallah...:good[1]:

  9. #9
    İlim sahiplerine hürmet eder, özellikle Kur'an ehline çok saygı gösterir, kimsenin hatasını asla yüzüne vurmaz, arkasından konuşmaz. Daima Allah-ı ve Rasûlullah’ı hatırlatır. Hiç boş durmaz ya nasihat eder, ya ilimle meşgul olur, ya Kur'anla meşguldür, ya da tefekkür eder. Mâlâyani boş sözler konuşmaz, vaktini boş şeylerle harcamaz. Büyük hedefler gösterir . " Kafa ilimle, kalp Allah-ı zikirle, vücut da cihatla meşgul olmalı.” der. "Nefsin zincirlerini kıramayan asla özgür olamaz" diyerek, kula kul değil yalnız Allah‘a kul olmayı şiâr edinmeyi öğütler.

    Onun yanında ve sohbetinde vakit su gibi akar gider, zaman dursa dersiniz, onun yanında otururken sahabe misali adeta Rasûlulah’ın yanında oturuyormuşuz gibi kalbimiz huzurla ve neşeyle dolar. O, manevi atmosfer anlatılmaz ancak yaşanır. O, son derece vefakâr, sadık bir dosttur. Eli ve sofrası açık cömert bir mü’mindir. Onun yüzünde tebessüm hiç eksik olmaz, zalimlere karşı çok şiddetlidir. Mazlumların ve mü’minlerin yanın da çok mütevazı ve mütebbessimdir. Mazlumun hakkını arar, daima mazlumların yanındadır. Kibirli Zenginlere, makam sahiplerine asla iltifat etmez. Fakirleri, mazlumları, yetimleri, gençleri , ilim tahsil edenleri çok sever, onları bağrına basar.

    Her insanın seviyesine iner, onun anlayacağı dilden konuşur , çeşitli akli misallerle konuşmasını kuvvetlendirir, gönüllere hitap eder. Kur'an ve sünnete son derece bağlı, Kur'an aşığı, sünneti refleks haline getirmiş, tahkiki imana sahip, bir mü'min dir . Müntesiplerinin sağlam bir akaide sahip olmaları için çok gayret eden bir Mürşittir. Yaşamında sadelik ve doğallık vardır. İsraftan son derece sakınıp, Dünyanın süsüne önem vermez. O, kalplerin süsüne takvaya önem verir. Dünyada züht hayatı yaşar ama, cihat için teknolojiyi çok iyi kullanır. Dünyadaki gelişmeleri takip eder, Züht hayatı içinde Dünyadan kopuk değildir. Dünyaya meyletmeyin der ama, Müslüman zengin olmalı, sermaye Yahudilerin tekelinden kurtarılmalı der. Zengin olun ama kalbinizde mal sevgisi, para sevgisi olmasın, Mevla’nın verdiği zenginliği yine onun yolunda iyi harcayın der. Sermayenin Yahudilerin elinden kurtarılması lazım derken, müntesiplerini ticarete teşvik edip, iyi bir ticaret yapmalarını hedef gösterir . Bununla kalmaz projeler üretir, müntesiplerine bu projelerle hedef gösterir . Kısacası o, halk içinde HAK ile beraber olan bir Mürşit ve iyi bir eğitmendir.

  10. #10

    Mustafa Demirci'den Üstada

    Seni görme bahtiyarlığına erişenlerdenim. Görür görmez sevmiştim hem de. “Yavrularım”, “kuzularım” diyordun etrafında halkalanmış olan sevenlerine. Ne kadar içten, ne denli sıcak bir hitaptı bu… Hatta hitap ötesi bir şeydi. İçimizi ısıtan, yüreğimizi hoplatan, sarıp sarmalayan, sımsıkı tutan bir şey… Hâlâ kulaklarımda yankılanmaktadır. Seslendiğini duyar gibiyim. “Kuzularım nasılsınız? Ne haldesiniz?” Kalbim, özlem dolu; o ipeksi, lâtif, müşfik sesine. Biliyorum birçok kardeşim var bu özlemle, buruk bir yürekle, hasretini rüyalarına taşıyan.
    Neredesin efendim? Seni çok özledim!
    Bir vesîle ile gelmiştim huzuruna. Çocukça, çocuksu duygularla... Konuşmakta zorlanıyordun. Hasta olmana rağmen, ruhumu şekillendirecek öğütler vermek için gösterdiğin çabaya hayran kalmıştım. “Evladım!” diyordun, “Şikâyetçi değilim. Allah’tan gelen bazı hastalıklar sebebiyle muzdaribim. Ancak sizlere bir ikramda bulunmadıkça rahat edemem. Asıl ızdırab o zaman başlar. Oturun, biraz olsun sohbet edelim…” Dinliyordum. Her şeyi anlayamıyordum belki. Ama anlamasam da dinliyordum. Hissedebiliyordum. Ben anlamasam bile kalbim anlıyordu. Ruhumu ferahlatan sözlerinle kendimden geçmiştim. Yüzündeki nur, gönül dünyamı aydınlatıyordu. Bakışların, kalbimin derinliklerine nüfûz ediyordu. Sözlerin, nefsimi uyutuyor, rûhuma inşirah veriyor, kalbimi parlatıyordu. Ben, az önce kapıdan giren ben değildim. Senin huzurunda değişmişti her şey. Hayatın anlamı, dünyanın alımlı figüranları, insanlığımın aldatan yanları...
    Ne kadar latîf bir duruşun vardı. Gözlerim, sana bakarken hiç yorulmuyordu. Yüzündeki tebessüm, cemâl sıfatının tecellîsinin işâretiydi sanki. Bakışlarının, aksayan yanlarımı onardığına, küllenen kalbimi alevlendirdiğine, ihtirasa varan duygularımı körelttiğine şahit oldum. Her sözün gönül tellerimi okşuyor, ruhumun derinliklerine kazınıyordu. Allah (c.c.) derken sarsılıyordun. Sarsıyordun hem de. İlâhî bir neşe ile doluyordu kalbimiz. Korku ile ürperiyor, ümit ile serinliyorduk. Allah (c.c.)’ı tanımanın önemine işaret etmiştin.

    Ve şunları söylemiştin: “Sevmek, ‘Ben Allah’ı seviyorum.’ demekle olmaz. Gerçekten Allah (c.c.)’ı sevmek için tanımak (ma’rifet) gerek… Tanıdıkça sevginiz artar, sevdikçe de ma’rifetiniz. Ama her şeyden önce istikamet sahibi olmalıyız. Dosdoğru yolda… Şeriat caddesinde yürümeliyiz. Kur’an ve sünnet çizgilerini takip etmeliyiz. Sakın kerâmet levhaları sizi aldatmasın. Önemli olan istikamettir. Ancak bu yol sizi Allah’a ulaştırır. Ma’rifet ancak bu güzergâhta elde edilebilir…”
    Öyle çok istiyordum ki Allah (c.c.)’ı sevmeyi. Her şeyden çok O (c.c.)’nu sevmeyi. Bir tek O (c.c.)’na yönelmeyi. Hatta O (c.c.)’nun da beni sevmesini… Sendeki Allah (c.c.) sevgisi öylesine âşikârdı ki. “Allah!” deyişin bir âşığın sevgilisine hitabından daha yanıktı. Hasret kokuyordu. Aşk kokuyordu. Samimiyet kokuyordu. Ülfet kokuyordu. Hepsinden önemlisi ma’rifet kokuyordu. Dedin ki, “Allah (c.c.) onları sever, onlar da Allah (c.c.)’ı.” (Mâide, 5/54) “Ne güzel!” dedim kendi kendime. “Onlar” dan olmak ne güzel. Özendim. Gıpta ettim. İçimi çektim. Keşke, keşke ben de “Onlar”dan olabilseydim. Soramadım sana, kim bunlar diye. Ama sen cevabını ben sormadan vermiştin. “Onlar; ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken Allah (c.c.)’ı anarlar.” (Âl-i İmran, 3/191) Anmak! Ne derin mânâlar içeriyordu. Bunu en çok, sen, Allah’ın ismini andığında fark etmiştim. Bütün zerrelerin ilâhî şevk ile dile geliyor ve sen bir kez Allah derken sanki milyonlarca kere O (c.c.)’nun ismi zikrediliyordu. Kâinat korosunun yek âhenk “Allah!” demesi gibi. “Yerde ve gökte her ne varsa Allah’ı zikrettiği halde insanoğlu neden gaflet etmektedir?” diye sordun bize. Sorunun içinde cevabı da vardı. Allah’ı anmaktan gâfil olmayalım diyordun. Acaba O (c.c.) da bizi anar mı? “Allah!” desem, “Allah’ım!” desem… Ben bunları düşünürken sen bir âyet okuyordun. Âyetin meali şöyleydi: “Siz beni anın, zikredin ki ben de sizi katımda zikredeyim.” (Bakara, 2/152) Bu ne müthiş müjde idi.

    Allah katında bir kulun isminin anılması. Eğer benim ismim O Yüce Yaratıcı (c.c.)’nın katında anılırsa bu beni sevdiğine işarettir, diye düşündüm. O halde Allah (c.c.)’ı çokça anmalıydım. Ama nasıl? Gelişigüzel bir çaba ile bu mümkün müydü? “Hayır!” dedin Yunusca… “Bu yol uzundur menzili çoktur/ Geçidi yoktur derin sular var.” Bu derin sulardan geçebilmek için iyi bir rehbere, deneyimli bir kılavuza ihtiyaç vardır. Yine soramadım. Ama sen cevap verdin. Bu aşılması güç menzillerden de söz ettin. Bunların her biri birer muhabbet basamağıdır ki, birlikte yola çıktığın aşk ehli zevâtı sevmekten geçer. Hem nasıl sevmek… Kendi nefsine onları tercih edecek kadar sevmek. Seni sana unutturacak kadar güçlü bir muhabbetle sevmek. Bir adım ötede rehberin bekliyor. Mürşidin, yol göstericin, kılavuzun, vesîlen… Bu basamakta muhabbet daha da yoğun… Sevmek yetmiyor. O’na benzemeye çalışmalısın. Hatta onun rengine bürünmelisin. O’nun yaşadığı gibi yaşamaya, duygularını yakalamaya, Kur’ân ve Sünnet çizgisinde bıraktığı izleri tek tek takip etmeye çalışmalısın. İstikamette olduğu sürece hep onun işaretlerine yönelmelisin. Yanlış levhalara itibar etmemelisin. Bil ki kullukta temel düstur; “Allah (c.c.)’a isyanda mahlûka itaat yoktur.” (Müslim, İmâre, 39; Ebû Davûd, Cihad, 87) Keşke, demiştin. Keşke bunlar anlatıldığı kadar kolay olsaydı. “Kulluk zaten bir imtihan değil mi?” diye ekledin. Üslûbun ne kadar güzeldi. Müjdeler veriyor, ümitlendiriyor ve yeri geldiğinde korkutuyordun. Bu, usta bir eğiticinin tarzıydı. Bir kâmil mürşidin donanımlarıydı. İçimde fırtınalar kopmaya başladı. Bir sonraki adımı, gelecek menzili bekliyordum. Heyecanım artmış, kalbim biraz daha hızlı atmaya başlamıştı. Ben bunları düşünürken sen yine bir âyet okuyordun… “De ki; Eğer Allah (c.c.)’ı seviyorsanız bana tâbî olun ki Allah (c.c.) da sizi sevsin!” (Âl-i İmran, 3/31)

    Kâinatın Efendisi Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem’den bahsediyordun. “Yavrularım! Kuzularım! Bu menzillerin Allah (c.c.)’a açılan kapısı Rasûlullah (s.a.v.)’tır. O (s.a.v.)’nu sevmeden, O (s.a.v.)’nu hoşnut etmeden içeri giremezsiniz. Daha doğrusu Hz. Muhammed (s.a.v.)’e gerçek mânâda ümmet olmadan Allah (c.c.)’ı râzı edemezsiniz. Çünkü O (s.a.v.), bütün âlemlerin kendisi hürmetine yaratıldığı iki cihan güneşidir. Sevgililer sevgilisidir. Özelde bütün velîler, sâlihler, sâdıklar, âşıklar ve genelde bütün insanlık O’nun nûru ile aydınlanır. Bütün peygamberlerin peygamberi, nebîlerin serveri, insanlığın yegâne önderi, eşsiz modeli Muhammed Mustafâ (s.a.v)’dır…” Anladım. O (s.a.v.)’nu ne kadar övsek yetersiz kalıyor… O (s.a.v.)’nu ne kadar sevsek doyumsuz oluyor… Sahâbe’nin sevgisinden örnekler verdin. Sanki onlarla birlikte yaşamış, o muhabbeti kana kana içmiş gibi tasvir ettin. Öyle ki; Saadet Asrı’na gittim bir an. Rasûlullâh (s.a.v.)’ın muhabbet sofrasında oturan güzîde insanlarla birlikte oturdum sanki… Allah’ım diyordum. Hiç bitmese bu zevk. Bu ilâhî neşe, bu ilâhî muhabbet hep benimle olsa. Kalbimde başka hiçbir şeye yer kalmasa… Bu sevgi ile yaşayıp, bu muhabbet ile sana kavuşsam… Ben bu duygularla dopdolu gözyaşları dökerken seninle göz göze geldiğimi fark ettim. Utandım. Başımı önüme eğdim. Daha fazla bakamadım. Daha doğrusu kendimde bakacak cesareti bulamadım. Kendimi nurdan bir heykelin karşısında hissettim. Bakışların bana çok şey anlatıyordu.
    Meğerse bir vesîle ile “BİR VESÎLE”ye gelmişim. Bunu sonradan fark ettim. Öyle demiyor muydu yüce Allah (c.c.), “O (c.c.)’na ulaşmaya vesîleye arayın.” (Mâide, 5/35) İşte tutundum himmet eteğine… Tut elimden kaldır beni…

  11. #11

  12. #12
    O'nun Bir Şeyhi Var

    Nakşiler susamış zikr-i Hüdaya
    Gönülden kapılmış aşka sevdaya
    Kalbini meyletmez fani dünyaya
    Onun bir şeyhi var Hacı Hasan Efendi...

    Alemdar'ın ceddi Muhammed Neb(sav)i
    Nur cemali ayın ondördü gibi
    Kalbine yar etmiş canı Habibi
    Onun bi şeyhi var Mahmud Sami(ks)...

    Hacı Hasan Efendiyi unutamıyor
    Allah'ın zikrine hiç doyamıyor
    Yanıp yüreğini avutamıyor
    Onun bir şeyhi var Esad Erbili(ks)...

    Şeyhi Hasan Efendidir kendi Nakşi
    Şah-ı Nakşibenddir Nakşinin piri
    Zikirle pak eyler kalbinde kiri
    Onun bir şeyhi var Mustafa Hulisi(ks)...

    Şu Nakşilerin piri sultanı
    Nakşinin canı cana cananı
    Ali Ramazan Efendi Kavacık sultanı
    Onun bir şeyhi var Şah-ı Nakşibendi(ks)...

  13. #13

  14. #14

  15. #15

  16. #16
    ali ramazan dinç diyor ki

    "o ahmettir
    o ahettir..."

    semerkand 1998 di galiba.

    bu nedemek?
    قال الشاعر : ليس اليتيم الذي قد مات والده إن اليتيم يتيم العلم والأدب

  17. #17

  18. #18


    Kardeş resimdekileri adlarını bir paylaşabilir misin?

  19. #19
    Tabi Ki...

    Sağdaki Mahmud Sami Ramazanoğlu(ks)...

    Soldaki Babası Yahyalılı Hacı Hasan Efendi Hazretleri(ks)...

    Ortadaki ise Muhammed Esad Erbili(ks)

  20. #20
    sen benim soruma cevap veriri misin?
    قال الشاعر : ليس اليتيم الذي قد مات والده إن اليتيم يتيم العلم والأدب

+ Konuyu Yanıtla
3 / 1 123 SonSon

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •