Milli Görüş'ten 'Şehir Hastaneleri' raporu

Saadet Partisi, sağlık yatırımları alanında ilk ve tek olan ‘Şehir Hastaneleri Raporu’nu kamuoyuyla paylaştı… Saadet Partisi’nin hazırladığı ‘Şehir Hastaneleri Raporu’ yayımlandı.

Şehir hastaneleriyle sağlık sektörünün birçok alanının yüklenici firmaların emrine verildiğinin altının çizildiği raporda, 25 yıl süreyle yüzde 70 doluluk garantisi ile kira bedeli temin edilmesi ise “Belli çevrelere rant mı sağlanıyor?” sorusunu akıllara getirdi.

Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı’nın sürdürdüğü çalışmalara bir yenisi daha eklendi. Ülkenin temel sorunları ile ilgili önemli çalıştaylara imza atan birim, bu sefer de merceğini “sağlık politikaları” ve “şehir hastaneleri”ne çevirdi.

Milli Gazete'de yer alan habere göre, Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı, daha önce ilim adamları, siyasi temsilciler ve sivil toplum kuruluşu yöneticilerinin iştirakiyle düzenlediği çalıştaydan da yararlanarak, ‘Şehir Hastaneleri Raporu’nu kamuoyuyla paylaştı. Birimin hazırladığı ‘Şehir Hastaneleri Raporu’ sağlık yatırımlarındaki gerçekleri gözler önüne serdi.

DEVLETİN ÇEKİLMESİ KABUL EDİLEMEZ!

Devletin sağlık problemlerini çözmek için ‘Şehir Hastaneleri’ adı altında 22 ilde toplam 30 sağlık kampüsünün planladığının hatırlatıldığı raporda, devlet tarafından yürütülen sağlık hizmetlerinin belli bir süreyle özel sektöre devredilmesinin sakıncalarına da dikkat çekiliyor. Devletin sağlık alanında planlama, finanse etme, tıbbi hizmeti sunma ve denetleme fonksiyonunu belirli oranlarda sürdürdüğü belirtilen raporda, Kamu Özel Ortaklığı Modeli (KÖO) ile tıbbi hizmet dışındaki yönetim, hizmet ve ticari alanların sözleşmeciye bırakıldığı kaydediliyor. Devletin sağlık sektöründe bu alanlardan çekilmesinin kabul edilemez olduğunun ifade edildiği raporda, sağlığın işletmecinin insafına bırakılamayacağı vurgulandı.


RANT MI SAĞLANIYOR?

Kamu özel işbirliği ile yapılan Şehir Hastaneleri projesinde devletin yüklenici firmaya projenin yapılacağı araziyi bedelsiz verdiğinin hatırlatıldığı raporda, “Firma projeyi bu araziye inşa etmekte ve bunların karşılığında devletten minimum 25 yıl süreyle yüzde 70 doluluk garantisi ile kira bedeli temin etmektedir. Kısacası devlet, kendisini üç ya da beş yılda amorti edecek bir proje için mi yüklenici firmalara 25 yıl süreyle kira ödemektedir? Bu durum akla ‘Acaba belli çevrelere rant mı sağlanıyor?’ şüphesini getirmektedir” denildi.

HASTALIĞI YÜZDE 70’İN ALTINA DÜŞÜRMEME POLİTİKASI!

Sağlık Bakanlığı’nın yüklenici firmalara tüm yatakların ve cihazların kullanılmasının yüzde 70 oranında garanti edilmesinin eleştirildiği raporda şu ifadelere yer verildi: “Yani yüzde 70 oranında hastanın var olacağının garanti edilmesidir. Hastanedeki bu oran tutturulamazsa Sağlık Bakanlığı, ihaleyi alan şirketlere aradaki farkı da taahhüt etmektedir. Dolayısıyla doluluk oranını tutturmak için vatandaşların ‘daha çok hastalanması’ ve hastanelere başvurması gerekmektedir. Bir devletin sağlık politikalarını, hastalıkları ve hasta sayısını minimize etmesi yerine bir proje kapsamında gelecek 25 yılda hasta sayısını ve hastalıkları yüzde 70’in altına düşürmeme üzerine inşa ediyor olması kabul edilemez.”

SAĞLIK İSRAFINDA ŞAMPİYONLUĞA OYNUYORUZ

Türkiye’nin MR ve röntgen gibi cihazları gereksiz kullanmada dünyada ilk sıralarda yer aldığının belirtildiği raporda, Sağlık Bakanlığı verilerine göre, her yıl 100 bin kişiye çekilen tomografi tetkiki sayısı AB’de 8 bin 900, OECD’de 12 bin iken Türkiye’de ise bu sayı 13 bin olarak kayıtlara geçiyor. MR sayısı ise AB’de 4 bin 100, OECD’de 5 bin 200 iken Türkiye’de ise 11 bin 500 olarak görülüyor. Mevcut durumda Avrupa’dan daha fazla MR ve tomografi çekimi yapılırken bu hizmetlerin özel firmalara verilmesiyle bu israfın boyutları daha da artacak.

SONU FELAKET OLABİLİR!

Devletin Şehir Hastaneleri sisteminde yatırımcı olarak para ayırmadığına dikkat çekilen raporda, bu projelerle hızla ülkenin dış borç stokunun arttığı vurgulandı. Doğru planlanmadığı takdirde Şehir Hastaneleri’nin ülkeyi felakete sürükleyeceğinin altının çizildiği raporda şunlara yer verildi: “Köprü, otoyol, tüp geçit, havaalanı ve sağlık kampüsleri tek tek bakıldığında geri ödemede zorlanılmayacak yatırımlar gibi gözükse de her biri için firmaların çektikleri kredi üzerinden ayrı yarı borçlanan ülkemiz, ciddi bir borç yükünün altına girmektedir. KÖO modeli başta kullanışlı bir model olarak görülse de düzgün planlanmadığı zaman ülkeyi felakete sürükleyecek bir dış borç yapısı ortaya çıkarmaktadır.”