İsrail çıkmaz sokağında havalı yürüyenlere!..

Alıştırılmış bir ülkeyiz çıkmaz sokaklara.. Moda deyimle “üst aklın” uzattığı eli ne zaman tuttuysak kendimizi çıkmaz sokaklarda bulduk. Yarım yüzyıldır terörle uğraşıyorsak eğer, “üst aklın” çıkmaz sokağında kendimizi kaybetmemizdendir. Bir dönem ASALA’larla geçti. Bir dönem alfabedeki birçok harfin bir araya gelmesiyle oluşan 1980 öncesinin Marksist/sol örgütlerle tanıştırıldık. Yıllardır PKK’yı halt etmek için uğraştık durduk. Şimdi PKK’ya PYD’ler eklendi. Ülkemizi, milletimizi hedef alan terör örgütleri sürekli semirdi, büyüdü ve de küreselleşti. Şimdilerde PKK, PYD, FETÖ, DAİŞ terör örgütleriyle muhatap ediliyoruz. Yapılan askeri darbeler de cabası.
Üst aklın, yol haritasındaki sokaklar bizim çıkmaz sokaklarımız oldu hep. Faiz ekonomisi, AB normları, Darwinist ve materyalist eğitim sistemi ve daha nice çıkmazlar.. Çıkmaz sokak deyip geçmeyin, çıkmaz sokak yorar insanı!... Çıkmaz sokağa mahkumsan; yorgunluğa, argınlığa, yılgınlığa da mahkumsun demektir. İnsan da biter, millet de biter, devlet de biter çıkmaz sokaklarda! Başını kaldırıp da, gök yüzüne bakamazsın bir daha. Üstelik; her çıkmaz sokağın çıkmaz sokak olduğunu anlamak için sonuna kadar yürümek zorunda bırakılmış bir milletiz biz.

KAHROLASI ÇIKMAZ SOKAĞIMIZ İSRAİL!
Üst aklın bu ülkeye çizdiği yol haritasında İsrail’in ise bambaşka bir yeri var anlaşılan. Yolumuz hep İsrail’le kesiştiriliyor. Sadece İsrail’i ilk tanıyan İslam ülkesi değiliz: Kendimize itiraf edemesek de; neredeyse Amerika’nın önemsediği kadar İsrail’in menfaatlerini önemseyen, önceleyen ve koruyan bir ülkeyiz ta kurulduğu 1948’den beri. Hasılı; İsrail bu ülkenin en büyük, en yıpratıcı ve en kahrolası çıkmaz sokaklarından birisi.
Mavi Marmara’dan bu yana kurtuluruz inşallah dediğimiz bir zamanda yine kesiştirildi İsrail’le yolumuz. İnceden, gizliden, derinden…
“Üst akıl” ne derse desin, kim ne yaparsa yapsın Türkiye ile İsrail’in yolu bir daha asla ve de kat’a kesişemez denilecek böylesi bir saldırıdan, şehitlerimizden sonra İsrail’in dizi dibine oturttular bizi. İnceden, gizliden, derinden…

SIRF İSRAİL’LE GİZLİ GİZLİ GÖRÜŞTÜ DİYE ERBAKAN’IN DÜŞÜRDÜĞÜ BAKAN!
Malum, bugünlerin konusu yine İsrail. Meclis’te bir gece yarısı oylanan İsrail’le anlaşmanın derinliklerine, analizine gireceğiz… Ama öncesinde 36 yıl önceye gidelim, siyasi tarihimize altın harflerle kazınan unutulmaz bir oylamayı hatırlayalım…
Bilenler bilir; ülke tarihinin her bakımdan en dikkat çekici “gensoru” olayı Hayrettin Erkmen’in Dışişleri Bakanlığı’ndan düşürülmesidir. Bilmeyenler için ana hatlarını biz çizelim bu tarihi olayın. AP azınlık hükümetinin Dışişleri Bakanı’dır Hayrettin Erkmen. CHP yine anamuhalefet partisidir. MSP ise Meclis’te sadece 24 milletvekiline sahiptir. Erkmen’in bakanlığı döneminde Türkiye’nin dış politikası “milli rotadan” hepten çıkmış, her sahada teslimiyetçi ve tavizkar bir seyre girmişti. Özellikle de Dışişleri Bakanı’nın İsrail’le gizli görüşmeler yapmasının ortaya çıkması bardağı taşıran son damla olmuştu. Milli Selamet Partisi (MSP), meseleyi “gensoru” önergesiyle milletin ve Meclis’in gündemine taşımakta gecikmedi. MSP’ye göre Hayrettin Erkmen’in kabahat listesi oldukça kabarıktı:
* Milli menfaatlere aykırı politikalar izliyordu.
* Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET, bugünkü Avrupa Birliği) girmeye teşebbüs etmişti.
* Tamamen “batı” yanlısı dış politika yürütüyordu.
* Yunanistan’a büyük tavizler veriyor, Batı Trakya’yı ise ihmal ediyordu.
* Afganistan konusunda aktif olmuyor, Türkiye Afganistan’ı Sovyetlerin işgaline, insafına terk ediyordu.
* Dışişleri Bakanı olarak İslam Konferansı Örgütü’nü hafife alıyordu.
Hayrettin Erkmen, bütün bu kabahatlerin yanı sıra asıl İsrail’le ilişkiler konusunda Milli Görüş’ün o dönemdeki partisi MSP’nin sert eleştirilerine üzerine çekmişti. Gensorunun ana eksenini de İsrail’le ilişkiler belirliyordu.
* İsrail Hayrettin Erkmen’in Dışişleri Bakanlığı döneminde Kudüs’ü Başkent ilan etmişti. Milli Görüş/MSP “Kudüs İslam’ındır” mitingleriyle İsrail’in bu aymazlığına karşı hem Türkiye’deki Müslümanları uyarıyor, hem de İslam dünyasını cesaretlendiriyordu. Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen ise İsrail’in Kudüs’ü Başkent ilan etmesini sadece seyrediyordu.
* Hayrettin Erkmen İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)’nün İsrail’in Kudüs’ü başkent ilanı üzerine 11-12 Temmuz 1980’daki Amman zirvesine gitmemişti.
* Bununla da kalınmıyor, Erkmen, Türkiye’nin İsrail’le ilişkilerini geliştirmek için büyük çaba sarfediyor, hatta gizli gizli görüşmeler gerçekleştiriyordu.

İSRAİLLE NORMALLEŞMEK MAHARET DEĞİL, AYIPTIR
Meclis’te 24 Milletvekiline sahip olan Milli Selamet Partisi’nin “İsrail’le normalleşme” sinyalleri veren, İsrail’le gizli gizli görüşmeler yapan Hayrettin Erkmen hakkında gensoru önergesi verdiğinde bu gensorunun Türki siyasi hayatının en önemli olaylarından birisi olarak tarihe geçeceğini belki de kimse tahmin etmemişti. 5 Eylül 1980’de Meclis Genel Kurulu’nda oylanan gensoru 231 oyla kabul edildi. Gensoru ile düşürülen ilk Bakan olarak tarihe geçen Hayrettin Erkmen, gensoru ile düşürülen tek Dışişleri Bakanı olma ünvanını da halen koruyor. Hayrettin Erkmen’in en bilinen vasfı ise, “Erbakan’ın sırf İsrail’le gizli gizli görüştü diye gensoruyla düşürdüğü Bakan” olmasıdır.
Hayrettin Erkmen’in MSP’nin gensorusuyla Bakanlıktan düşürülmesi hadisesi, sadece bir bakanın görevinden uzaklaştırılması hadisesi değildir aslında. Ya da sadece Milli Görüş’ün Meclis başarılarından biri de değildir. İsrail’le ilişki kurmanın “bir maharet” sayıldığı Türkiye hariciyesi bakımından bir dönüm noktasıdır. Hayrettin Erkmen’in, kendi partisinden AP’li milletvekilli arkadaşlarının bile oylamaya katılamadığı gensoru ile düşürülmesi İsrail’le ilişki kurmanın “ayıp” ve “siyasi ahlaksızlık” sayılmasının gerektiğinin tescillendiği gündür. O günden bugüne kadar Türkiye’de hangi iktidar İsrail’le ilişki kurarsa kursun bu millet nezdinde hep suç işledi. İsrail’le ilişki kurmak artık “ayıp” olarak görülmeye başlandı.

36 YIL SONRA MECLİS’TE BİR BAŞKA İSRAİL OYLAMASI
36 yıl sonra TBMM, “tarihe” geçecek bir başka oylamaya daha sahne oldu geçtiğimiz Cuma gecesi. Oylama bir “gensoru” oylaması değildi belki ama, yine bir İsrail oylamasıydı. 36 yıl önceki oylama; “İsrail’le normalleşme sürecini yürüten Bakan için verilmiş gensoru” oylamasıydı. Bu seferki ise adına “İsraille normalleşme” denen sürecin diplomatik olarak başlamasını sağlayacak bir oylamaydı. “Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Devleti Arasında Tazminata İlişkin Usul Anlaşmasının Onaylanması”na dair kanun tasarısı, 15 Temmuz’da FETÖ ile birlikte “Üst Aklı” da püskürten milletin meclisinden vekillerin oylarıyla geçti.
Telefonla ve üçüncü kişiler aracılığıyla (Obama) özrün diplomatik ve de gerçek özür sayılmadığı hakikatinden hareketle kendimizle yüzleşmek zorundayız: İsrail’le varılan bu anlaşma ne özrü ne tazminatı ne de Gazze ablukasının kaldırılmasını karşılamaktadır. Aksine İsrail’e Mavi Marmara saldırısından dolayı “af getirilmiş” ve yeni yeni güvenceler Türkiye tarafından ikram edilmiştir. Şöyle bir bakalım hükümetimiz nasıl bir anlaşmaya imza atmış:

İSRAİL’E ALTIN TEPSİDE İKRAMLAR…
* Türkiye ile İsrail’le akdettiği bu anlaşma TBMM’ye tamamı sunulmayan çerçeve metnin bir bölümüdür.
* Bilinen ve oylanan 6 maddelik bu anlaşma dahi İsrail’in Türkiye’ye kabul ettirdiklerinden ibaret görünmektedir.
* Gazi Meclis’imizde kanunlaşan anlaşmayla Türkiye hem Gazze üzerindeki ablukayı resmi olarak tanımış hem de İsrail Devleti ve askeri personeline yönelik tüm hukuki süreçleri sonlandırma taahhüdü vermiştir.
* Şehitlerimizin ailelerine tazminat olarak verileceği belirtilen 20 milyon doların nasıl belirlendiği bilinmeyen bir anlaşmadır.
* Türkçe, İbranice ve İngilizce olmak üzere üç dilde yazılan anlaşma metinlerinde “tazminat” ifadesi “resmen” geçmemektedir. “Tazminat” ifadesi Sadece Türkçe metnin “başlığında” yer almaktadır. Türkçe metinde de yer alan “exgratia” ifadesi ise “lütuf olarak yapılan”, “yükümlülük olmadan yapılan” ve “mecburiyet içinde olmadan yapılan” anlamlarına gelmektedir.
* İsrail, hiçbir şekilde kabul edilemez olan bu anlaşmayla “20 milyon dolar lütfederek” Mavi Marmara saldırısını siyasi ve diplomatik açıdan bir daha açılmamak üzere kapanmasını maalesef sağlamıştır.
* Ankara bu anlaşmayla İsrail ile ilişkileri normalleştirmek emeline ulaşmıştır fakat Mavi Marmara mağdurlarının ve ailelerinin İsrail devlet ve görevlilerine karşı hukuksal mücadelelerinin kesin bir şekilde önünü de tıkamıştır.
* Öyle ki anlaşmaya göre; şehit yakınlarının herhangi bir tazminat talebinde bulunması ve mahkemelerin tazminat ödemeleri kararı vermesi halinde, İsrail devletinin gerçek veya tüzel kişileri değil, Türk hükümeti bu tazminatları ödeyecek. Yani İsrail, kendisini ve vatandaşlarını Türkiye’deki hukuki ve cezai süreçlerden korumayı başardı.
* Bu anlaşma kamuoyuna takdim edildiğinin ve sanıldığının aksine Gazze ambargosunun kaldırılmasına yönelik hiçbir ifadenin yer almadığı bir anlaşmadır. Üstelik de, bu anlaşmayla Gazze ablukası Türkiye tarafından resmi olarak tanınmış ve meşrulaştırılmıştır. Zira bundan sonra Gazze’ye gidecek yardımlar Mavi Marmara saldırısından önce olduğu gibi İsrail’in denetiminden geçecek; Gazze’ye değil Aşdod limanı üzerinden yardımlar yapılabilecek.
* Gazze için her şey Teröristbaşı İsrail ve Netanyahu’nun iyi niyetine terk edilmiştir.
* İsrail’le 20 milyon dolarlık anlaşma Şehitlerin ailelerinin rızası gözetilmeksizin yapılmıştır. Uzun süredir konuşmamaları için “baskı” gören şehit yakınları “emrivaki” ile karşı karşıya bırakılmıştır.

SAKLANAN MUTABAKAT NOTLARI…
Dışişleri Komisyonu’nda tartışılan anlaşma metninin çerçevesini oluşturan başka bir belge olduğu yönündeki bilgilere ise ayrıca dikkatinizi çekmek isterim: “Komisyon toplantısı sırasında görüşülen anlaşmanın ana çerçevesini çizen bir mutabakat notu olduğu Dışişleri Bakanlığı yetkilileri tarafından da belirtilmiştir”. Bu ifade İsrail’le anlaşma metninin tartışıldığı TBMM Dışişleri Komisyonu raporunun muhalefet şerhine düşülmüş çok önemli bir bilgi, çok önemli bir not! Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin komisyonda bahsettiği bu mutabakat notu da neyin nesi Nerededir bu mutabakat notu İsrail’le neyin mutabakatıdır bu Ve bu mutabakat niçin saklanıyor milletten Adına “İsrail’le normalleşme” denilen kuyunun derinlerinde daha hangi hezeyanlar var
Anlaşılıyor ki, “Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail devleti arasında tazminata ilişkin usul anlaşması” adıyla TBMM’ye gönderilen İsrail’le anlaşma buz dağının sadece suyun yüzeyindeki görünen kısmı. Demek ki; milletin bilmesi gerekenler var, bilmemesi gerekenler!

İLLA, KIRMIZI HALILAR SERECEĞİZ SİYONİZMİN ÖNÜNE!
Dünün AP’sinden bugünün AKP’sine gelelim… Maalesef aynı çıkmaz sokakta debelenip duruyoruz. Değişen hiçbir şey yok, geçen yıllardan başka. Gündemimiz hala İsrail.. Gündemimiz hala İsrail’le gizli görüşmeler… Gündemimizde hala İsrail’le normalleşme var. Hiç de normal değil bu durum!
36 yıl önce Adalet Partisi (AP) iktidarı, 36 yıl sonra Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarı. . Ne garip değil mi; İsrail bildiğini okuyacak, biz Müslümanlar ise hep İsrail’le normalleşecek! İsrail saldıracak! İsrail öldürecek! Ama bizler hep İsrail’le normalleşmek için her şeyi yapacağız, her istediği tavizi vereceğiz. İlla, kırmızı halılar sereceğiz Siyonizmin önüne… İlla, altın tepsilerde sunacağız kendimizi.. Müslümanlar adına iktidara gelenler hep İsrail’le normalleşmek zorunda mı allahaşkına! Bu milleti, bu ülkeyi İsrail çıkmazına yeniden sokmanın vebalini kim yüklenebilir ki! Günümüzün Hayrettin Erkmen’leri böylesine çoğalmışken aramızda, biz nasıl kurtaracağız Gazze’yi! Nasıl özgürleştireceğiz Mescid-i Aksa’yı! Üst aklın yol haritasındaki sokaklar, bize demir parmaklık, anlayalım artık! Hayrettin Erkmenler de gardiyan…
Son söz; İsrail çıkmaz sokağında havalı yürüyenlere!.. İsrail Gazze’yi yine bombaladı. İsrail’in size teşekkürü ancak böyle olurdu.

Mustafa Kurdaş