7 sonuçtan 1 --- 7 arası gösteriliyor

Konu: FET֒nün aldatamadığı lider kim?

  1. #1

    FET֒nün aldatamadığı lider kim?

    FET֒nün aldatamadığı lider kim?


    Türkiye’yi kana bulayan FET֒nün darbe girişiminin sarsıntıları sürerken, Paralel Yapı’nın sinsi taktiklerini analiz eden Ahmet Hakan’dan çarpıcı bir değerlendirme geldi.

    Türkiye’yi kana bulayan FET֒nün darbe girişiminin sarsıntıları sürerken, Paralel Yapı’nın sinsi taktiklerini analiz eden Ahmet Hakan’dan çarpıcı bir değerlendirme geldi. Ahmet Hakan Hürriyet’teki köşesinde FET֒nün, liderler arasında bir tek Erbakan Hoca’ya sirayet edemediğini yazdı. Yazısında “Öyle sinsiler, öyle yalancılar, öyle desiseciler ki… kandırmadıkları kimse kalmadı” diyen Ahmet Hakan, “Fetullah’ın verdiği iki tam sayfalık teşekkür ilanına açıp bakın ve görün Türkiye’nin tüm anlı şanlı siyasilerini, yöneticilerini, elitlerini, burjuvalarını, gazetecilerini.” ifadesini kullandı.

    Ahmet Hakan’ın “Fetullah kimleri kandırdı? İşte sıralı sırasız tam liste!” başlıklı yazısının ilgili kısmı şöyle:


    ÖYLE sinsiler, öyle yalancılar, öyle desiseciler ki...
    Kandırmadıkları kimse kalmadı.
    *
    - Turgut Özal’ı kandırdılar, yanı başına sokulacak kadar.
    - Süleyman Demirel’i kandırdılar, kendisinden referans mektubu alacak kadar.
    - Alparslan Türkeş’i kandırdılar, milliyetçilik taslayarak...
    - Tansu Çiller’i kandırdılar, bankalarını ona açtırdılar.
    - Bülent Ecevit’i kandırdılar, her daim kendilerine sahip çıkmasını sağladılar.
    - Gerçi Erbakan Hocamızı kandıramadılar ama Bülent Arınç’ı öyle bir kandırdılar ki “ahmak” ettiler.
    *
    “Alnı secdeli” diye Tayyip Erdoğan da kandı bunlara.
    Sadece Erdoğan mı?
    Cemaat / hükümet ittifakı zamanında...
    Bunlara kanmak için saatlerce kuyrukta bekleyen nice AK Partiliyi getirin gözünüzün önüne...
    *
    Hepsini geçtim...
    Sadece kıytırık bir ameliyat geçirdi diye kimler kimler Fetullah’a geçmiş olsun dedi, unuttuk mu?
    Fetullah’ın verdiği iki tam sayfalık teşekkür ilanına açıp bakın ve görün Türkiye’nin tüm anlı şanlı siyasilerini, yöneticilerini, elitlerini, burjuvalarını, gazetecilerini.
    *
    Bu toplumda az buçuk sivrilip de bunların okullarına gitmeyen mi kaldı Allah aşkına?
    Yahu siz ne konuşuyorsunuz, bunların “Türkçe Olimpiyatları” neredeyse resmi bayram oluyordu be!
    *
    Bir milyondan fazla satıyordu bunların gazeteleri...
    Bir milyondan fazla gazete!
    Dükkânlarının en görünür yerlerine bunların gazetelerini özenle yerleştiren esnaf da kandı bunlara...
    Himmet bayılan Anadolu’nun hayırsever eşrafı da...
    Bir zamanlar “İslamcı aydın” denilince akla gelen ilk 10 isimden biri olan Ali Bulaç’ı kandırdılar.
    Ahmet Turan Alkan... Hey gidi Ahmet Turan Alkan... Onu da kandırdılar.
    *
    Fakat bu kananların ve aldananların en dangalakları, en tehlikeleri, en kötüleri, en zararlıları, en kibirlileri, hiç kuşkusuz, bunlarla birlik olup askeri vesayeti kaldıracaklarına ve askeri darbelere son vereceklerine inanan liberallerdir.
    O malum liberaller...
    Bunlara kanmakla kalmadılar, nice aşağılık zulümlere imza atıp suç ortaklığı yaptılar.
    *
    Kimse kızmazsa bu yazıyı şu cümleyle bitirmek istiyorum:
    Keselim laga lugayı...
    Yahu hepimiz milletçe oradaydık be!


  2. #2
    Mustafa Kamalak'tan bomba Fethullah Gülen itirafı!



    Fethullah Gülen yanlısı açıklamalarıyla bilinen Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak, 15 Temmuz FETÖ'nün darbe girişiminin ardından "Yanılmışım" dedi.


    Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak, FETÖ'nin elebaşı Fethullah Gülen hakkındaki açıklamalarıyla ilgili "Yanılmışım" dedi.

    Milli Görüş'ün lideri Necmettin Erbakan'la Fethullah Gülen arasında yaşanan gerilimin aksine Kamalak, 2 yıl önce Fethullah Gülen hakkında "Fethullah hocanın silahlı terör örgütünün lideri olduğuna inanıyor musunuz" diye konuşmuştu.


    FETHULLAH GÜLEN'E ARİSTO BENZETMESİ
    Hulusi Akar'ı Gülen ile görüştürmek isteyen bakın kim çıktı?

    Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak, geçtiğimiz sene de Fetullahçı Terör Örgütü'ne (FETÖ) finans desteği sağladığı iddiasıyla Koza İpek Holding şirketlerine yönelik düzenlenen operasyonla ilgili sert açıklamalarda bulunmuştu.

    Kamalak, operasyon sırasında Fethullah Gülen'in durumuyla ilgili"Aristo, idamla yargılanıyor ve idama mahkum ediliyor. Dostları kaçırmak istiyor, o 'hayır' diyor. 'Ülkenin hukukundan kaçmam' diyor. Gözyaşı döküyor, sevenleri, eşi, dostu, arkadaşları. Aristo, neden ağladıklarını soruyor, onlar da 'Efendim, haksız yere idam ediliyorsunuz da ona ağlıyoruz' dediklerinde o tebessüm ediyor, diyor ki 'Ben bu idamı haketsem daha mı iyi olurdu?' Dolayısıyla Türkiyemize yazık oluyor, iddia büyük, operasyon büyük, adalet herkese lazım." demişti.

  3. #3
    AYTUNÇ ALTINDAL’IN F.GÜLEN RAPORU

    Sayın Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde F. Gülen örgütünü korumadığına ilişkin beyanlarını dinleyince tarihe not düşürmek istedim.

    Yıllar önce merhum Aytunç Altındal ile Mesaj TV’de bir programa katılmıştım. Programın bitiminde evlerimize bırakmak üzere bizi aynı arabaya bindirler. Söz sözü açtı. Merhum şöylece anlatmaya başladı:

    Tansu Çiller (veya Doğruyol Partisi) tarafından çağrıldım. Gittiğimde bana

    “ Biz F. Gülen’i Erbakana karşı kullanmak istiyoruz. Bize bu konuda bir rapor hazırlar mısınız? ” dediler.

    Ben de gittim F. Gülen ile görüştüm. Adam tek kelime ile ruh hastası. İnsan konuşurken duygulanıp ağlayabilir. Ama F. Gülen böyle değil, yerli yersiz her cümlesi akabinde ağlıyor. Entellektüel derinlik ise hiç mi hiç yok.

    ”Dönüp raporumu sunarken de şöyle dedim:Siz F. Gülen ile mi Erbakan’a alternatif oluşturacaksınız. Bu adam Erbakan’ın parmağı bile olamaz."

    Not. Yorum yapmaksızın aynen aktarmaya çalıştım. Allah rahmet eylesin.



    Ali Rıza Demircan / İlahiyatçı Yazar

  4. #4
    FETHULLAH GÜLEN’İ ERBAKAN DIŞINDA HEPSİ DESTEKLEDİ!



    Fethullah Gülen ve Cemaatini bütün siyasi liderler destekleyip desteğini aldı. Turgut Özal, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Alparslan Türkeş, Muhsin Yazıcıoğlu ayrı ayrı bu desteği verdiler, seçimlerde desteğini aldılar. Bu gizli, kapaklı olarak değil bütün kamuoyunun gözleri önünde aleni cereyan etti, herkes biliyor. Lakin şimdilerde kimse sözünü etmiyor, üstü örtülüyor!

    Yine Tayip Erdoğan’ın da Refah Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu günlerden beri Fethullah Gülen’le, Cemaati ile ilişkiler içerisinde olduğu biliniyor. Daha sonra Erbakan’la, Millî Görüş ile yolunu ayırıp AKP’yi kurduktan sonra ne denli işbirliği, dayanışma içinde olduklarını kamuoyu çok iyi biliyor. O çok ünlenen “Ne istediniz de vermedik?” sözü zaten her şeyi anlatmaya yetiyor.

    Başından itibaren Fethullah Gülen’e sahip çıkması, yönetime alması, aday göstermesi için partililerin yaptıkları ısrarlı taleplere rağmen Erbakan sıcak bakmadı. Bir seçim kampanyası sırasında Erbakan, “Çok etkili vaazlar yapıyor, insanlar çok seviyor, ne olur partiye davet edin” diye yakaran birine şöyle demiş diye teşkilatlarda anlatılıyordu: O CİA Ajanından uzak durun, kendi işinize bakın!

    Erbakan prensip olarak İslami nitelikteki kişilik ve gruplar hakkında, her ne olursa olsunlar, kendisine ne yaparlarsa yapsınlar olumsuz bir söylem ve davranış içinde hiç olmazdı. Yalnızca içeride değil bu tutumunu Müslüman ülkelere ve yöneticilerine karşı da hep sürdürürdü.

    Erbakan aleyhinde kaset doldurarak ağır ithamlar, suçlamalar yönelten İskender Paşa Cemaati lideri Prof. Dr. Esat Coşan’a kamuoyu önünde hiçbir zaman cevap vermedi. O iftira dolu kasetlerin Türkiye ve Avrupa’da dağıtılmasına karşın Erbakan’ın kamuoyuna yansıyan herhangi bir tepkisi görülmedi.

    Başbakanlığı sırasında ilk dış gezilerini İslam ülkelerine yaparken Libya ayağında Kaddafi’nin yaptığı büyük terbiyesizlik nedeniyle Türkiye’deki siyaset ve medya çevrelerinin demediklerini, etmediklerini, yapmadıklarını bırakmadıkları bir hengâmede bile asla olumsuz bir tavır takınmadı, olayı tevil ederek mazur göstermeye çalıştı. Libya ve Kaddafi aleyhine tek söz etmedi.

    “Neden Fethullah Gülen Hoca ile hiç görüşmüyorsunuz?” diyen gazetecileri“Gönülden gönüle görüşüyoruz” şeklinde cevaplamış ve asla olumsuz bir imada bile bulunmamıştı. Erbakan kamuoyu önünde dini şahsiyetlere karşı tavır almaz, eleştiri yöneltmezdi. Ama özel toplantılarda gerçeği gayet etkili ifadelerle dile getirir Millî Görüşçüleri uyarır, sakındırmaya çalışırdı.

    Sivas’taki seminerde bazı tarikat ve cemaatler için isim vermeden onlar patates dinindeler demişti. Bizler de o seminere Elazığ’dan gidip katılanlar arasındaydık. Erbakan, bir salonda yaptığı konuşma diğer salondaki ekrana yansıtılırken kameraya kaset konulmaması hususunda uyarıda bulundu, ama yine de bir şekilde kayıt yapılıp daha sonra yayınlanmıştı.

    Dememiz o ki Erbakan Millî Görüş ile mücadele eden, rejimin partilerine destek olan dini cemaatlerle ve liderleri ile asla kamuoyu önünde tartışmaz, polemiğe girmezdi. Lakin onların gerçek mahiyetlerini Millî Görüşçülere anlatmaktan da geri durmazdı. Genellikle isim vermeden onların içyüzlerini tanıtma ve bağlantılarını anlatma konusunda gerekli uyarıları yapar, onlara alet olunmamasını isterdi.

    Millî Görüş hareketi ile birlikte birçok İslami gazete, dergi, yazar, hatip ortaya çıkmaya başladı. Onlar Millî Görüşçüleri hedef alan, ayartmaya, saptırmaya çalışıp fitne fesat yayan, dış mihraklarla iltisaklı, onlardan destek alan unsurlardı. Bunların en büyüğü ise Fethullah Gülen Cemaati ve medyası idi.

    54. Hükümetin Başbakanı Erbakan ve Millî Görüş’e karşı başlatılan 28 Şubat 1997 Darbesi sürecinin başarıya ulaştırılması mümkün olsaydı; Ayetullah Humeyni’nin sürgünde yaşadığı Fransa’dan uçağa bindirilip İran’ın başına getirilmesi gibi Fethullah Gülen de Pennsylvania’dan âlâyıvâlâ ile getirtilecek, ülkenin başına geçirilecekti. Kim bilir belki İslam halifesi payesi verilecek ve Vatikan ile ittifak halinde emperyalist Batı hegemonyasının tahkim edilmesi için kullanılacaktı.

    Fakat beklendiği gibi olmadı. Bu defa silahsız kuvvetler denilerek yürütülen 28 Şubat süreci tersine çevrilerek geniş kapsamlı ittifakı oluşturan büyük cephe çökertilip dağıtıldı. Küresel sermaye, medya, siyaset, bürokrasi ve sivil toplum kuruluşlarından meydana getirilen 28 Şubat cephesinin unsurlarına karşı millî derin devletin yürüttüğü mücadele başarıya ulaştı ve o çok büyük kumpası dağıttı.

    Tamamı Siyonist sermayeye ait 24 bankanın içi boşaltılarak üstelik sahipleri hortumculukla suçlandı. Kimi medya kuruluşları el değiştirip eski patronları cezaevine gönderilirken, kimi de hizaya getirilerek ait olduğu cepheye karşı kullanıldı. Örneğin Aydın Doğan Medyası Dinç Bilgin ve Uzan Ailesi üstüne salınarak bertaraf edilmeleri sağlandı.

    28 Şubat Cephesinde yer aldıklarından iktidar yapılan DSP-MHP-ANAP Koalisyonu büyük ekonomik kriz ve siyasi kaos içerisine sürüklenerek, mecburi istikamet gittikleri 3 Kasım 2002 Erken Seçiminde topluca barajın dibi boylarken tek başına iktidar olan AKP 14 yıldır ülkeyi yönetiyor.

    Bugün resmen adı FETÖ-PDY olarak anılan Fethullah Gülen Cemaati o seçimde ve ondan sonra da AKP’yi destekledi. Millî derin devletin kontrolüne girip Millî Görüş politikaları doğrultusunda Türkiye’yi yönetmeye başlayan AKP iktidarının İsrail ile arası açıldıkça FETÖ-PDY ile de ilişkileri bozuldu, kanlı bıçaklı hale geldi.

    Ergenekon derin devleti ile mücadelede ve AKP iktidarına yönelik darbe girişimlerinin önlenmesinde, kraldan daha kralcı bir yaklaşımla en ön safta cansiperane mücadele eden FETÖ-PDY, aynı zihniyet ile ittifak kurup bugün kanlı bir darbe girişimi içinde yer almış bulunuyor!

    Bu yaman çelişkiyi, kanlı darbe girişimine muhatap olan AKP iktidarı da, FETÖ-PDY de açıklayamaz durumdadır. Aslında bu yaman çelişkiyi başkaları da açıklayamıyor. Yalnızca herkes kendi yaklaşımı ile olayı algı operasyonuna dönüştürüp kendini aklamaya ve karşı tarafı suçlamaya çalışıyor.

    Makul, mantıklı bir açıklaması yapılamayan tek olay, yegâne yaman çelişki kanlı FETÖ-PDY darbesi girişimi de değildir. Millî Görüş’ün 1923 hile rejimi ve köle düzeni karşısında yürüttüğü mücadele hep darbelerle önü kesildiği, içeriden ihanete uğratıldığı halde başarıya ulaştı. Bu da izah edilmiş değil!

    Her askeri darbe sonrası partisi kapatılan Millî Görüş, içinden de bölünmeler, kopmalar yaşamasına, lideri Erbakan siyasi yasaklı yapılmasına rağmen nasıl oldu da elimine edilemedi, kökü kazınamadı? Millî Görüş’ün siyasete kazandırdığı Turgut Özal ve Tayip Erdoğan, ayrılıp parti kurduklarında neden malum çevrelerce desteklendi ve sonra da ölümüne hedef haline getirilerek imha edilmek istendiler?

    Erbakan’ın siyasete atılarak Millî Görüş davasını başlattığı 1969’dan itibaren günümüze kadar bütün süreç boyunca yapılan askeri darbelere, seçimlere, kurulan her türden hükümetlere, koalisyon ve tek başına iktidarlara rağmen neden Türkiye mütemadiyen batıdan uzaklaşıp İslam ülkelerine yöneldi?

    Özellikle de CHP-MSP Koalisyon Hükümetinde başbakan yardımcısı iken Erbakan’ın çabası sonucu gerçekleşen 1974 Kıbrıs Barış Harekâtından sonra geçen 42 yıl boyunca Türkiye’de yaşanan olaylar ve iktidar değişikliklerine rağmen Kıbrıs politikası neden hep aynı çizgide yürütüldü, değiştirilemedi?

    Bütün bunlar Türkiye’de Millî Görüş çizgisinde bir örgütlü derin devlet yapılanmasının varlığına işaret etmektedir. Bunu inkâr ederek, yadsıyarak yukarıdaki soruları cevaplamak ve birçok olayı açıklamak mümkün değildir.

    Eğer Erbakan’dan başka herkes Fethullah Gülen ile uyumlu çalıştığı ve ABD her türlü desteği verdiği halde Ayetullah Humeyni olamadıysa tek nedeni millî derin devlettir. Özellikle de bu darbe girişiminin Cumhurbaşkanı tatilde, Başbakan Ankara dışında iken Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanları rehin alındığı, ordunun stratejik yerleri kontrol altına alındığı halde kısa sürede çok hızlı şekilde akim bırakılıp hayatın normale döndürülmesi nasıl mümkün oldu sorusunun tek cevabı millî derin devlettir.

    MİT uyumuş daha doğrusu darbecilerle birlikte hareket etmiş iken, ancak uzun bir hazırlık sonucu bu yapılabilecek girişimin önlenebilmesi; ancak spesifik bir yapılanmanın olup biteni izleyip ilişkiye giren herkesi ve faaliyetlerini tespit ederek gerekli tedbirleri alması, en uygun zamanda düğmeye basması durumunda mümkündür. Yoksa uzun süre çalışıp bunca mesafe almış olan gözü dönmüş darbeciler karşı koyabilecek komuta kademelerini enterne etmişken ayaküstü şaşkın kararlar ve tedbirlerle kısa sürede engellenemezdi. Darbenin açıklandığı gibi önlendiğine siyasi akla sahip kimse inanamaz.

    Sadece halkın sokaklara dökülerek başlatacağı bir direniş aylar, yıllar sürer, lakin kesin sonuç almak mümkün olmazdı. Darbeyi planlayan dış güçler sonunda müdahale eder, Türkiye’yi Suriye’den beter hale getirirlerdi.

    Oysa darbe girişiminin bütün korkunçluğu ve iğrençliği ile yürütüldüğü ilk saatlerden itibaren çok kısa süre içinde esrarengiz bir şekilde müdahale edilerek durum tersine çevrilmiş ve sabaha kalmadan işi bitirilerek ertesi gün ülkede hayat normale döndürülmüştür. Bunu devlete hâkim bir güç yapabilir.

    Eğer bütün aşamalarıyla darbe süreci izlenmiş ve belli bir stratejisi belirlenip gerekli tedbirleri alınmış olmasaydı, en uygun safhada düğmeye basılıp karşı harekât başlatılmamış olsaydı o vahşi kalkışma ve gözü dönmüş caniler güruhu öyle kolayca engellenebilir miydi?

    Hele saatler sonra başlatılan temizlik harekâtına hedef yapılan her kesimden isimlerin belirlenmesini ve süratle derdest edilmelerini başka türlü izah etmek mümkün mü? Olağanüstü hal ilanı dâhil bütün hazırlıkların yapıldığı, darbe girişiminin ardından gerçekleştirilecek reformların planlandığı, Türkiye’yi ayak bağı olan yapılardan kurtaracak düzenlemelerin olgunlaştırıldığı açık seçik görülüyor!

    Eski Türkiye unsurlarını tümüyle tasfiye edip 2023 hedeflerinin gerçekleştirilmesi için radikal adımları atmak bu süreçte hiç şüphesiz ki mümkün ve kolay olacaktır. Yeni Türkiye’nin önünü kesip eski kaos ve kriz günlerini geri getirmeye dönük bu dış destekli darbe girişimini önleyen, yeni hamlelere imkân, ortam hazırlayan millî derin devlete selam olsun. Onu gerçekleştiren Erbakan’ı minnetle anıyoruz.


    elaziz editör

  5. #5
    Necmettin Erbakan Gülen Cemaati'ne Mesafeliydi








    CNN TÜRK televizyonu Tarafsız Bölge programına katılan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Ahmet Hakan'ın programına katıldı. Başbuğ bu programda ilginç değerlendirmelerde bulundu.

    İlker Başbuğ eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan'ın cemaate çok mesafeli durduğunu belirtti: “Cemaatin TSK'ya sızması 70'li yıllara kadar gidiyor. Cemaatin asıl güçlenmesi Turgut Özal zamanında oldu” diyen Başbuğ, Bülent Ecevit’in de cemaate sempatiyle baktığını ifade ederek, “Erbakan rahmetlinin ise cemaatle mesafeli olduğunu görüyoruz” dedi. İlker Başbuğ, cemaatle ilgili uyarılarının AK Parti iktidarlarınca dikkate alınmadığını, “Tehdit bugün bize, yarın size” dediği halde, kendilerine konuyu abarttıklarını söylendiğini ifade etti.

    Kuleli Askeri Lisesi'nin bir gün otel olması durumunda askerlerinin çok yaralanacağaıı belirtti. Bu okulla ilgili kamuoyunda önemli tartışmalar var. Boğazın en önemli noktasında yer alan ve İstanbul’un siluetinde önemli yer tutan yaklaşık 200 yıllık askeri okul binasının gelecekteki durumunun ne olacağı büyük soru işareti.

  6. #6
    Akkiraz Erbakan'ın FETÖ'ye neden yüz vermediğini açıkladı

    Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı İsmail Hakkı Akkiraz, “Erbakan hoca dinler arası diyalog, medeniyetler ittifakı ve ılımlı İslam gibi çalışmalara şiddetle karşı çıktı. Bunların ifsad çalışması olduğunu söyledi“ifadelerini kullandı.





    “Bir zamanlar ‘Patates dini Müslümanlığı’ diye bir ifade kullanmıştı. Bugün o sözler çok kıymetli oldu, içi boşaltılmış bir din anlayışını anlatıyordu. Bu din anlayışının içerisinde cihat yok, sosyal hayatla ilgilenmek yok, alanı tamamen Siyonist iradeye terk etmek var.”

    15 Temmuz gecesi yaşanan hain darbe girişimine karşı tepkiler devam ediyor. Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı İsmail Hakkı Akkiraz, Necmettin Erbakan ve partisinin FET֒ye karşı tutumlarını Vahdet’e anlattı. “Erbakan hocamız hiçbir zaman bu yapıya yüz vermedi” diyen Akkiraz, “Siyonizm, düşman saydığı İslam’ı ortadan kaldırmak veya yoğunluğu azaltmak için paralel yapılarla işbirliği yapıyor” dedi. Akkiraz, şöyle devam etti:

    ZULÜM DÜNYASI KURUYORLARDI

    Erbakan hocamızın yıllarca bu millete anlatmaya çalıştığı bir mesele vardı. Hocamız, “Biz İslam ümmetinin evlatlarıyız. İslam’ın önümüze koyduğu hak ve adalet ölçülerine uygun olarak bütün insanlığın saadeti için çalışıyoruz. Bunun için de sadece İslam dünyasının değil bütün insanlığın mutluluğunu temin edecek yeni bir saadet dünyasının kurulmasının mücadelesini veriyoruz. Ama bizim karşımızda bunu istemeyen ve kendi itikadını uygun bir zulüm dünyasını kurmak için muhalif bir çalışma ortaya koyan kesimler var” demişti. Bakın işte bu kesimler bugün bir bir ortaya çıkıyor.

    200 YILLIK PROJE

    Bu zümreye bugün Siyonizm diyoruz. Bunların mukabil itikatları var. Bunlar ırki temelli inanışa sahip olduğu için, bir ırkın üstünlüğünü esas aldığı için sahip oldukları akideyi dünyaya hâkim kılmak istiyor. Sayıları yetmediği için de, FETÖ gibi örgütlerle işbirliği yaparak açığı kapatma yoluna gidiyorlar. Bu paralel yapılar vasıtasıyla ya İslam’ı ortadan kaldırma ya da yoğunluğunu azaltarak Müslümanların, ifsatçı güruh karşısında sahip olduğu direnişi kırmak istiyorlar. Bu açıdan bakıldığında Siyonizm, son 200 yıldır İslam dünyasına yönelik olarak dinler arası diyalog, ılımlı İslam, medeniyetler ittifakı gibi bir takım projeleri hayata geçirmiştir.

    FETÖ SİYONİZM’LE İŞ BİRLİĞİ YAPTI

    Bu projeleri yönetmekte iş birliği içinde bulunduğu topluluklar yıkmak istediği manayı, korumak isteyen kişiler olması lazım. Bunun içinde Range Comparision diye bir rapor var, bu raporun önemli raportörlerinden biri de, bu son kalkışmanın perde arkasında bulunduğu iddia edilen Graham Fuller’dir. Bu raporda, “İslam’a karşı vereceğimiz mücadelede kendi dünyamızı kurmak için tehdit olarak gözüken bu kesime karşı vereceğimiz mücadelede kullanacağımız yapılar işbirlikçi yapılar olacaktır” diyor. Bu açıdan olaya baktığımızda cemaat diye ifade edilen yapının Siyonizm’le işbirliği halinde bulunduğunu görmek çok zor değil.

    PATATES DİNİ MÜSLÜMANLIĞI

    Erbakan hoca dinler arası diyalog, medeniyetler ittifakı ve ılımlı İslam gibi çalışmalara şiddetle karşı çıktı. Bunların ifsad çalışması olduğunu, bunlara meyletmemizin mümkün olmadığını söyledi. Erbakan hoca bir zamanlar “Patates dini Müslümanlığı” diye bir ifade kullanmıştı. O ifadeler bu menfi çalışmalar için milleti uyarmak adına söylediği sözlerdi. O gün istismar edilmişti ama bugün o sözler çok kıymetli oldu. Bu ifade içi boşaltılmış bir din anlayışını ifade ediyordu. Bu din anlayışının içerisinde cihat yok, sosyal hayatla ilgilenmek yok, alanı tamamen Siyonist iradeye terk etmek var.

    ‘16 YIL ÖNCE UYARMIŞTI’

    Erbakan hoca bu yapılanmayı bildiği için bunlara hiç yüz vermedi. Biz hiçbir zaman devlet içerisinde devlet olabilecek bu tür yapılanmalara prim vermedik. Gerekli uyarıları da her zaman yaptık. 2000 yılında Emir Saraç hocamızın evinde, Erbakan hocamız ile Recep Tayyip Erdoğan’ın gerçekleştirdiği 4 saatlik bir görüşme oldu. Saadet partisi yeni kurulduğu, AK Parti’nin henüz kurulmadığı dönemlerdi. Emir Saraç hocamız, bu birlik beraberlik bozulmasın bir araya gelelim düşüncesinde bu toplantıya ev sahipliği yaptı. Erbakan hocamız, o görüşmede bu yapıyla ilgili fikirlerini net bir şekilde dile getirmişti.

    ERDOĞAN’A DESTEK OLDUK

    Aynı toplantıda Erbakan hocamız, “Şayet bizim arkadaşlarımız içerisinde bunların desteğini alarak iktidarı hedefleme niyeti olan varsa, bilsinler ki bunlar bir adamı kullanırlar, kullanma müddeti bittikten sonra da çöpe atarlar. Türk demokrasi tarihine, partiler tarihine bakıldığı zaman partiler mezarlığının bu manada kullanılmış partilerle doludur” ifadelerini kullanmıştı. Netice itibariyle 16 yıl önce bu durum Erdoğan’a anlatıldı. Yani Erbakan hoca paralel yapılanmanın devlet içine sızmaması için gereken uyarıları yapmıştı. Recep Tayyip Erdoğan paralelle mücadele konusunda yalnız bırakıldı demek çok yanlış olur. Saadet Partililer olarak biz her zaman yanlarında olduk. Bir kimsenin en hakiki dostu yaptığı yanlışı, usulüne uygun ona söyleyendir. Tayyip Bey’in etrafında olan insanlar yanlışına da evet dedi, doğrusunu da olduğundan fazla abarttılar. Ama Saadet Partililer ve millet en büyük desteği güç olarak kendilerine verdi. Bundan daha büyük yardım ve destek olabilir mi? Milli Görüş olarak özelde ise bu gittiği yolun, geçmişte paralel yapıyla kurulan ilişkiler bağlamında yanlış olduğunu usulüne uygun belli edep ve ahlakla her zaman söyledik. Bu konuda desteksiz kaldığını söylemek mümkün değildir.

    ERMENİ SOYKIRIMINI BİLE KABUL ETMİŞ

    Dün elime Fethullah Gülen’in 1965 yılında Ermeni Patriği Şinork Kalustyan’a yazdığı bir mektup geçti. Gülen o mektupta bir insanı Müslümanlık inanışının dışına çıkarabilecek tehlikeli beyanlar kullanıyor. Bu mektuptaki enteresan ifadelerden bir tanesi de, 1915 olaylarıyla ilgili, “Ermenilerin bu ülkede soykırıma uğradığını kabul ediyorum” demiş. 1965 yılında bu ifadeleri kullanmış.



  7. #7
    FETÖ elebaşı Gülen Necmettin Erbakan'a beddua etti

    Ahmet Keleş, terörist başı Fethullah Gülen'in 28 Şubat sürecinde Necmettin Erbakan'a karşı beddua seansları düzenlediğini söyledi.

    Bölücü terör örgütü FETÖ'nün eli kanlı lideri Fethullah Gülen ile birlikte 25 yılını geçiren Prof. Dr. Ahmet Keleş, terörist başıyla geçirdiği yılları anlattı.
    CNN Türk'te Didem Arslan Yılmaz'ın canlı yayın konuğu olan Keleş, 28 Şubat sürecine dair çaprıcı açıklamalarda bulundu.

    ERBAKAN'A BEDDUA SEANSI

    Ahmet Keleş; 28 Şubat sürecinde FETÖ elebaşı Fethullah Gülen'in, Necmettin Erbakan hükümetinin düşmesi için İstanbul'da beddua seansları düzenlediğini söyledi.

    BEN DE ORADAYDIM

    Ahmet Keleş, Didem Arslan Yılmaz'ın "Orada mıydınız" sorusuna da "Evet" cevabını verdi.

    28 ŞUBAT'IN NEDENİ FETHULLAH GÜLEN

    Fethullah Gülen ile uzun yıllar geçiren bir diğer isim Nurettin Veren ise, 28 Şubat darbesinin kesin nedeninin Fethullah Gülen olduğunu söyledi.

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •