10 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor

Konu: Darbe Önlendi

  1. #1

    Darbe Önlendi

    YAPILANLAR AKIL ALMAZ ÖLÇÜDE BİR EŞKİYALIK

    Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk, önceki gün ülkeye ve millete karşı gerçekleştirilmek istenen askeri darbeyi kınayan bir basın açıklaması yaptı. Asiltürk yaptığı açıklamada, “Cumhurbaşkanın kararlı tavrı, iktidarın ona uyarak aldığı önlemler, halkında böyle bir eşkıyalığa karşı çıkması büyük tahribat olmadan durumu önledi” dedi.

    Darbenin başarıyla püskürtülmesinin ardından açıklama yapan Oğuzhan Asiltürk, milletin meydanlara çıkarak darbecilere karşı direnen kolluk güçlerine manevi destek olduklarını söyledi. Yaşananları en başından beri takip ettiğini belirten Asiltürk“ Yapılanlar akıl almaz ölçüde bir eşkıyalık. Geçmişte de darbeler olmuştur, silahlı kuvvetler bir ölçü içerisinde hareket ederek hükümeti düşürüp idareye el koymuştur. Ama bu darbede sadece hükümete değil milletin kendisine yönelik bir tavır alınmıştır. Toplumu bombalıyorlar, meclise bomba atıyorlar çok önemli yerleri bombalıyorlar bu akıl almaz bir şey. Birçok kişi milleti sokağa çıkarmak uygun mudur gibi laflar edebilirler ama eğer o halk sokağa çıkmasaydı darbenin böyle birden bire önlenmesine yol açacak manevi güç olmazdı.” ifadelerini kullandı.

    BU EŞKIYALIK, TERÖRİZMDEN DAHA TEHLİKELİ
    Yapılanları darbe olarak tarif eden Asiltürk, zamanında yapılan müdahalelerle darbenin püskürtüldüğünü söyledi. Halkın böyle bir eşkıyalığa karşı durmasının darbenin tahrip gücünü zayıflattığını kaydeden Asiltürk “Ufak tefek bazı yerlerde çatışmalar olabilir onlar önemli değil ama bu eşkıyalık, terörizmden daha tehlikeli bir şey yani terörist bir grup insana saldırıyor ama bu girişim bütün milleti ortadan kaldırmak için bir hareket yaptılar. Onun için geçmiş olsun diliyorum. Silahlı kuvvetlerimizin de gerçekten o terör örgütü şeklinde aralarında bulunan insanlara karşı çok kararlı ve gereken davranışı gösterdiler onları da tebrik ediyorum. Bu darbe teşebbüsü gece yarısı bitmiştir. Bundan sonra ne yapılması lazım bunların konuşulması lazım... Çözüm olarak görünen temel kural şu ki AB ile bu işin yürümesi mümkün değil. AB’ye biz gireceğiz diye iyi niyetli de olsa bir takım şeyler söylendi. Öyle değil… Millet kendi güçleriyle bu değerlere sahip çıkıp koruyabilir. AB süreci bu darbe girişimiyle birlikte bitmiştir.” dedi.


  2. #2
    Darbe teşebbüsü ve birkaç tespit

    Türkiye’ye ve Milletimize geçmiş olsun. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet yakınlarına başsağlığı dileriz.
    İlk cümlemiz şu:
    Ne tür ve hangi zihniyet tarafından yapılırsa yapılsın, darbeler ve cuntalar sadece yıkım getirir ve lanetlenmelidir.
    İktidarın başarısızlığını ortaya koymak ayrı, meşru hükümete karşı her türlü kalkışmaları lanetlemek ayrı! Lanet olsun darbeci zihniyetlere…
    Silahlı kuvvetlerin görevi ülkemizin güvenliğini sağlamaktır. Kafasına uymayan icraatı veya haksızlık olarak algıladıkları uygulamalarını bahane gösterip darbe yapmak değildir. Asla!
    Darbeler ve darbe teşebbüsleri ülkemize hep çok pahalıya mal olmuştur. Mesela 20 yıl önce meşru Milli Görüş iktidarını darbe yolu ile önlemişlerdi. Bedeli belki trilyon dolara yakın zarar oldu. Bu defaki darbe teşebbüsünün zarar boyutunun da, teşebbüs aşamasında iken önlenmiş olmasına rağmen ağır ve korkunç olacağı unutulmamalıdır!
    Ülkemizin çok acil ve çok önemli sorunları vardır. Bu sorunlar ancak demokrasi kaideleri içinde çözülebilir. Cuntacılar bu dertleri çözmek şöyle dursun, daha vahim hale getirirler. Bu da unutulmamalı.
    Şimdi beklentimiz şudur:
    Ön fikirsiz, önyargısız, bu darbe girişimi çok iyi ve doğru tahlil edilip millete doğru bilgiler açıklanmalıdır.
    En üzücü yanı da şudur:
    TSK gibi gözbebeği bir kuruluşumuz, bu girişimle bazılarının dillerine dolanacaktır. Süratle temizlenmelidir.
    Türkiye dışarıda ve içeride çok ağır ve tehlikeli bir konuma düşmüşken, bu girişim tehlikeyi daha da ağırlaştırmıştır. Maalesef.
    Önemli bir konu da şudur:
    Askeri okul ve subay yetiştiren eğitim merkezlerimizin müfredatları yeniden masaya yatırılmalı, yanlışlar kaynağında önlenmelidir.
    Halkımız büyük bir duyarlılık göstermiştir. Baştan belli bir partinin il merkezlerinin toplanma adresi olarak verilme garabeti, bereket ki düzeltilmiş, meydanlara toplanarak demokratik tepkiler gösterilmiştir. Şükür ki halkımız yakaladıkları darbeci elemanları linç etmek yerine adalete teslim etmiştir. Bir iki müstesna olması bu tavra gölge düşürmez. Bu konuda iyi bir sınav verildiğini görüyoruz.
    Girişimi tümden lanetliyoruz. Halkımızı tebrik ediyoruz. Bir de iktidarın kendi yanlşlıklarını da masaya yatırıp, gözden geçirip düzeltmesini temenni ediyoruz.
    Kalkışmayı Allah›ın lütfu olarak görmek yanlışa götürür. Bu girişimi daha başlamadan, sağlanan istihbarat bilgileri ile önlemek. Asıl Allah’ın lütfu bizce bu olabilirdi.
    Bu kalkışmanın dış bağlantıları derhal bulunmalı, teşhis edilmeli, gerekli dersler çıkarılarak, ülkemizin güvenliği ve bütünlüğünü sağlayıcı tedbirler alınmalıdır. Daha somut bir şekilde ifade etmek gerekirse, ABD, AB, NATO, CİA, MOSSAD ve İsrail’in asla güvenilmez ülke ve kuruluşlar olduğu gerçeği görülerek, gerekli adımlar buna göre atılmalıdır.

    DARBE VE BATI
    Darbeler hep Batı’nın emri ile başlar,
    İhtilalle cuntayla malüldür şu Batı!..
    Nereden emir almıştı bizdeki Baş’lar
    Hatırlayın Mayıs’ı Eylül’ü Şubat’ı!..

    Ekrem ŞAMA

  3. #3
    CUNTACI GENERALİN ALNINDAN VURULDUĞU AN!

    Mete Yarar, güvenlik stratejisi uzmanı. Yazar ve TV yorumcusu. TSK, Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) eski mensubu…
    Darbe girişimi hakkında çok önemli ve kritik bir detayı anlattı. O da şu;
    * “O gece Ankara’da iki tane olay var. Birincisi Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı Paşa’nın ele geçirilmeye çalışılması. Gazi Orduevi’ndeyken iki arabayla takip ediliyor ve yakalanmaya çalışılıyor. Bu sıkıştırma ve ele geçirme operasyonundan kurtuluyor. Bu arada Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda bir tuğgeneral 20 kişi ile birlikte Gölbaşı’ndaki karargahı ele geçirmeye çalışıyor.”
    * “Karargahta Zekai Paşa’nın iki tane emir astsubayı vardır. Biri karargahta kalır, diğeri onunla birlikte hareket eder. Karargahta kalan kişinin yanına gidiyor ve kendisine, ‘Bundan sonra komutan benim, bütün emirleri ben vereceğim, birliklerin komutasını da ben aldım’ diyor. Bu astsubayımız komutanından daha önce aldığı emirler doğrultusunda hiç düşünmeden silahını çekiyor ve bu cuntacı generali yanındaki 20 kişinin yanında alnından vuruyor. Bu astsubayımız diğer 20 cuntacının saldırmasıyla şehit ediliyor.”
    * “Arkasından Özel Kuvvetler Komutanı güvendiği ve inandığı kişilerle beraber, birçoğu subay ve astsubayla beraber birliklerden bulabildikleri kalaşnikoflar, av tüfekleri de dahil olmak üzere birliğe sızıp bu 20 kişiyle çatışmaya giriyorlar. Bu 20 kişiyi etkisiz hale getirip tekrar emir - komutayı ele alıyorlar ve daha sonra yapılacak bütün operasyonları planlıyorlar.”
    * “Zekai Paşa’yı dışarıda yakalamaya çalışıyorlar ve eşi de yanında. Eşi de yaralanıyor. Daha sonra bu ekibin içerisindeki o ‘komutan benim’ diyen general, Özel Kuvvetler’in bütün yurt dışındaki birliklerini geri çağırmaya çalışıyor. Bir kısmına ulaşıyorlar ama hiçbiri bu emri kabul etmiyor. O gece o astsubayın hayatını feda ederek yaptığı kahramanlık, Ankara’da her şeyi değiştiriyor. Alnının ortasından vurduğu o cuntacı ile Ankara’da o gece tüm plan değişti...”







    ***
    Mete Yarar’ın bu anlattıkları 15 Temmuz 2016 günü ve gecesinin çok küçük bir parçacığı.
    Daha ne öyküler var... Sırası geldikçe onları da burada sizlerle paylaşacağım…

    ASKERİ DARBE GİRİŞİMİNE EN SERT KARŞI DURUŞU “MİLLİ GÖRÜŞ” GÖSTERDİ
    ASKERİ darbelerden en çok mağdur olan kesim hiç kuşku yok ki Milli Görüş camiası. 12 Eylül askeri darbesinden sonra, Milli Görüş lideri, önceki Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve yol arkadaşları hapse atıldı. Erbakan Hoca, Refahyol Hükümeti Başbakanı olarak TSK’da kendilerine ‘postmodern darbeciler’ adını veren bir grubun inanılmaz baskılarına maruz kaldı, Türkiye’nin önünü açacak hamleleri engellendi.








    15 Temmuz 2016 günü askeri darbe girişimine en sert karşı duruş, askeri darbelerden mağdur olan Milli Görüş camiasından geldi. Şöyle ki;
    1) Darbe girişimi gecesi yani 15 Temmuz 2016 Cuma gününü 16 Temmuz 2016 Cumartesi gününe bağlayan gece, Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak, beraberinde yardımcıları olduğu halde askeri darbeye karşı çıkmak ve “milli irade”ye sahip çıkmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gitti.
    2) Mustafa Kamalak’ın görüşleri netti: “Biz Saadet Partisi olarak sonuna kadar demokrasiden yanayız, milli iradenin yanındayız. Ne olursa olsun hiçbir şekilde, darbeleri desteklemek bizim için mümkün değildir. Aziz milletimizin de tasvip etmesi mümkün değil. Nitekim darbe girişimlerinden sonra halkımız hep demokrasiden yana tavır koymuştur. Hangi gerekçeyle olursa olsun askeri darbeler gayri meşrudur.”
    3) Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk’ün dile getirdiği de tam bir kararlılıktı; “Bu eşkıyalık, terörizmden daha tehlikeli bir şey yani terörist bir grup insana saldırıyor ama bu girişim bütün milleti ortadan kaldırmak için bir hareket yaptılar… Bundan sonra ne yapılması lazım, bunların konuşulması lazım... Çözüm olarak görünen temel kural şu ki; AB ile bu işin yürümesi mümkün değil… Bu darbe girişiminin arkasında İsrail, ABD ve Avrupa Birliği var. AB süreci bu darbe girişimiyle birlikte bitmiştir.”
    4) Askeri darbe girişimi gecesi o zor şartlarda, Milli Gazete Yazı İşleri kadrosu çok önemli şu manşete imza attı; “İhanet” gecenin karanlığında kendisini gösterdi... Darbe halka çarptı... Darbeye kalkışanların sesini “Ezan sesi” bastırdı...”
    Milli Gazete’nin askeri darbe girişimine yönelik tutumu işte bu kadar net ve kesin oldu…
    5) Milli Görüş’e bağlı faaliyet gösteren Milko’lar da askeri darbe girişimine yönelik net ve kesin bir karşı duruş sergiledi. Anadolu Gençlik Derneği, “Aziz milletimize karşı yapılan hain darbe girişimini reddediyoruz. Tüm Türkiye’de şehitlerimiz için gıyabi cenaze namazlarında buluşuyoruz” duyurusunu yaptı.





    KESİN ÇÖZÜM LAZIM, O DA ŞU…
    2013 yılıydı… TBMM Genel Kurulu’nda TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesini değiştiren yasa maddesi kabul edildi.
    “Silahlı kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır” ifadesi, “Silahlı kuvvetlerin vazifesi; yurtdışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askeri gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, TBMM kararıyla yurtdışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır” şeklinde değiştirildi. Bu güzel bir gelişmeydi.
    TSK’nın İç Hizmet Kanunu’ndan kaldırılan 35. Maddesi “askeri darbelere dayanak” kabul ediliyordu. Ama bu değişikliğin de yeterli olmadığı son deneyimle ortaya çıktı.
    Başından bu yana yazılarımın sonuna şu notu iliştiriyorum; “Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi…”
    12 Eylül askeri darbecileri tarafından yapılan mevcut anayasa artık kullanılamaz hale geldi. Son kullanma tarihi çoktaaan geçti.
    Artık yeni sivil bir anayasa yapmanın vaktidir… Ve benim yıllardan beri boğazım yırtılırcasına dile getirdiğim hususun haklılığı bir kez daha, sonucu acı olsa da ortaya çıktı…
    Ve bu yeni sivil anayasaya eş zamanlı olarak da, bu ülkede millet iradesine karşı harekat içinde olanların en ağır bir şekilde cezalandırılmalarını gerektiren kanun maddelerinin getirilmesi elzem…

    Adnan Öksüz

  4. #4
    Bu darbe teşebbüsünün arkasında ABD, AB ve İsrail vardır'

    Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk, Bu darbe teşebbüsünün arkasında ABD, AB ve İsrail'in olduğunu iddia etti.

    Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk, darbe teşebbüsü ile ilgili Tv5'e önemli açıklamalarda bulundu.
    İşte Asiltürk'ün o açıklamaları:
    "Başından beri milletçe takip ediyoruz. Akıl almaz ölçüde bir eşkıyalık...
    Yani geçmişte de darbeler çok olmuştur.

    Geçmişte Silahli kuvvetler bir ölçü içerisinde hareket ederek neticede hükümeti düşürüp idareye el koymak gibi bir tavır içerisinde hareket etmişlerdir.
    Ama bu darbe girişiminde sadece hükümete filan değil milletin kendisine yönelik bir tavır alınmıştır.

    Toplumu bombalıyorlar, meclise bomba atıyorlar, çok önemli yerleri bombalıyorlar bu akıl almaz bir şey…
    Hemen bu noktada şunu söylemek vicdani bir borçtur: Gerek Cumhurbaşkanının tavrı, gerek ona tabi olarak hükümetin tavrı bu darbenin fazla tahribat yapmasını önlemiştir.
    Yani birçok kimseler milleti sokağa çıkarmak uygun mudur falan gibi laflar edebilirler ama, eğer o halk sokağa çıkmasaydı darbenin böyle birden bire önlenmesine yol açacak manevi güç olmazdı.
    Bu darbenin arkasında dış güçler var.
    Başında da Amerika var.
    Obama bile halkın sahip çıktığını görünce kendisi şunu söylemek zorunda kaldı: “Böyle bir darbe karşısında hükümetin yanında olmak lazım.”
    Yapanlarda yaptıranlarda kendileri zaten Amerika'da özellikle belli ölçüde destek alan bir kişinin etrafındakilerin, etrafında olan silahlı kuvvetlerin içerisinde bulunanların akıl almaz bir terörizmden öte bir darbe girişimidir bu olay…
    Dolayısıyla gerek Cumhurbaşkanın tam kararlı tavrı, gerek iktidarın ona uyarak aldığı önlemler halkında tabi olarak böyle bir eşkıyalığa karşı çıkması büyük tahribat olmadan durumu önlemiş demektir.

    Ufak tefek bazı yerlerde çatışmalar olabilir; ama bu eşkıyalık, terörizmden daha tehlikeli bir şey. Yani terörist bir grup insana saldırıyor.
    Bu girişim bütün milleti ortadan kaldırmak için bir harekettir. Onun için geçmiş olsun diliyorum.
    Silahlı kuvvetlerimizinde gerçekten o terör örgütü şeklinde aralarında bulunan insanlara karşı çok kararlı ve gereken davranışı gösterdiler onları da tebrik ediyorum.
    Bu darbe teşebbüsü gece yarısı bitmiştir.
    Bu darbe teşebbüsünün arkasında ABD, AB ve İsrail vardır.
    Bunların destekleyen Amerika'da dört elle örgütün başında olanı tutup ta, savunan ve ona destek olan ABD'dir.
    Şimdi artık kimseyi tenkit etmeden ne yapabiliriz onu konuşmamız lazım.
    Madde madde meseleleri ortaya koymamız lazım, bunu genel olarak söylüyorum önümüzdeki günlerde bunların hepsi yapılacak.
    Bundan sonra ne yapılması gerekenlerle alakalı gerek parti olarak bunları konuşacağız.
    Gerek iktidar, gerekse diğer partiler çok takdir edilecek bir şey yaptı,Türkiye'de birlik bütünlük meydana geldi.
    Bu takdir edilecek bir şeydir.
    Bundan sonra da çözümlerin aranması lazım, bunlar içinde geçmişin tenkit edilmesine gerek yok…
    Geçmiş bitti. Bundan sonra ne yapılması lazım bunların konuşulması lazım.
    Çözüm olarak görünen temel kural şu ki: AB ile bu işin yürümesi mümkün değil.
    AB'ye biz gireceğiz diye iyi niyetli de olsa bir takım şeyler söylendi.
    Öyle değil…
    Millet kendi güçleriyle bu değerlere sahip çıkıp koruyabilir.
    AB süreci bu darbeyle bitmiştir."







  5. #5
    Erbakan hoca 30 yıl önce uyarmıştı



    15 Temmuz akşamı hep beraber tarihi bir gün yaşadık. Allah bu milleti büyük bir beladan korudu. Verilmiş sadakalarımız ve büyüklerimizin kabul olan duası bizi korudu. Bu olayları daha iyi anlamamız için bir süreye, zamana ihtiyacımız var. Gördüklerimizden daha büyük bir olayla karşı karşıya kaldık. Durumu kavramamız uzun sürmeyecek, milli görüşçülerin önceden bildiği ve milleti uyarmaya çalıştığı gruplar tam da işte bunlardı. Bu konuyla ilgili olarak yıllardır milletimizi bilgilendirmeye çalışıldı ancak yeterli olunamadı. Bizler bunların ne kadar tehlikeli olduğunu biliyorduk ama anlatamıyor ya da ifade etmekte zorlanıyorduk. Çünkü kullandıkları argümanlarda Anadolu insanlarının değer verdiği imanı, ameli, kültürel geçmişimizi, tarihi değerleri, tarihi şahısların adlarını kullanıyorlardı. Bizi bilgilendiren büyüklerimiz bunların ne kadar acımasız olduklarını da belirtiyorlardı. Öyle ya milletin üzerine bomba ve kurşun yağdırdılar.

    Rahmetli Erbakan hocam otuz yıl önce ben üniversite öğrencisi iken, Trabzon’da bir konferans sırasında sorulan soruya şöyle cevap vermişti. Cennet mekana soruldu: “Bu cemaat hakkında bizi bilgilendirir misiniz?” “Bir defa onlar cemaat değil.” dedi ve devam etti. “Bediüzzaman rahmetullahi Aleyh yaşasaydı bunlara kızar ve ben sizden razı değilim der ve bunların kafasını asayla kırar.” demişti. Devamında bunların şirket olduğunu ve gittikçe millet için tehlike olduğunu uzun uzun anlatmıştı rahmetli. Biz üniversite öğrencilerine de gözünüzü açın ve bunlarla bulunduğunuz ortamlarda milletin ve devletin fırsatını vermeyin tavsiyesinde bulunmuştu. Hayı hak gün oldu devran döndü ve hocam haklı çıktı, bunlar Yunanlıların bile yapmadığı hareketi bu millete çektiler.

    “Kurtuluş savaşı yılları, Gazi Mustafa Kemal Ankara’da Meclisin başında ve meclis faal durumda. Yunanlılar Ankara Polatlı’ya kadar geldiler. Yunanlıların elinde Avrupalıların verdiği uçaklar olduğu halde meclisi bombalamadılar. Bunun ahlaksız bir durum olduğunu biliyorlardı. Uluslararası anlaşma ve sözleşmelerde bu konu özel bir maddeyle, koruma maddesi altında yer almaktadır. Savaş durumunda bile meclislerin vurulmayacağı taahhüdü verir, düşmanın meclisi koruma altına alınır denmiştir.” Yunanlıların bu millete reva görmediğini bunlar uyguladılar. Millete ve milletin gözbebeği kurumlara bomba atıp, kurşun sıktılar. Millet çok sayıda şehit verdi. Bir başka uyarı da Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından birçok defa dile getirildi. Bunlar silahlı terör örgütü demişti. Millete anlatmanın zorluğu bu olayla ortadan kalkmıştır, inandırılamayan millet canlı olarak bunların iç yüzünü gördü. Artık anlatmaya gerek kalmadı. Bütün çıplaklıklarıyla ortada kaldılar. Milletin feraseti onların icazetini yerle bir etti. Belki de Rahim ve Rahman olan Allah-u Zülcelal bu milleti nasihat almaları için bunların musibetiyle uyardı. Kendinize gelin, dostunuzu ve düşmanınızı iyi belirleyin. Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin, hatta dost edinenleri bile dost edinmeyin uyarısında bulunmuş olduğuna inanıyoruz. Dikkat edilmesi gereken birkaç hususu da madde halinde dikkatinize sunmak istiyorum:

    1- Tepkimizi başkalarını kırmadan üzmeden yapalım.
    2-Devletimize ve adaletimize, güvenlik güçlerimize destek verip güvenelim.
    3- Bugüne kadar her türlü şekilde darbecilerin içinde, aynı şeyleri destekleyip 15 Temmuz gecesi darbe olunca kıvıranları unutmayalım.
    4- Yıllardır anlattığımız ve inandıramadığımız eş, dost, akraba ve arkadaşlarımıza, komşularımıza yeniden bunları anlatıp bilgilendirelim.
    5- Allah’ın bu millete ve Ümmeti Muhammed’e doğan bu güneşi dinimiz ve bin türlü acılar çeken Müslüman kardeşlerimizin lehine kullanalım. Bol bol bunların gerçekliğini anlatalım.
    6- Bugüne kadar delil ve evrak soran kişilere alın bunlarla ilgili kapı gibi delil, kapı gibi evrak, alın size kapak olsun diyelim.
    Bütün milletimize geçmiş olsun diyoruz. Şehitlerimize Rahmet diliyoruz. Allah bir daha bu millete böyle içinden düşmanlar vermesin. Dışarıdaki düşmandan daha zor oluyor. Vergimizle alınan kurşunları ve bombaları bu millete sıkanları Adalete ve Allah a havale ediyoruz. Vesselam.


    Bekir AKBULUT

  6. #6
    "Bir musibet"ten bir milletin doğuşu

    “BU ZAMANDA MI” derken… “Olmaz” derken… Hatta, “bir daha asla olmaz” derken; bugün bir “darbe” gündemiyle daha başbaşayız. Bir kez daha gördük ki; bu milletin, bu ülkenin ve de bu coğrafyanın üzerinde planları olanlar hiçbir şekilde boş durmuyor. Türkiye, uzun zamandır hasretini yaşadığımız “birlik ve beraberlik” coşkusuyla, artık yok olduğu sanılan “sağduyusuyla” büyük bir tehdidi savuşturmasını bildi, çok şükür.

    “Darbe” denince önce darbeye dair hatırlayacağımızı zihnimizde harmanlamakta fayda var. Darbeler hiçbir zaman çare değil, aksine kronik çözümsüzlükleri ülkelere taşırlar. Bugüne kadar bütün askeri darbeler Türkiye’yi bir kaos ortamından, başka bir kaos ortamına sürüklemiştir sadece. ABD’nin, Irak ve Afganistan gibi çeşitli İslam coğrafyalarına işgal ve yıkım ordularıyla “özgürlük ve demokrasi” götürmesi gibi, Türkiye’deki darbeler de “demokrasiyi” korumak ve “özgürlükleri” yaşatmak adına yapılmıştır hep. “Demokrasi ve özgürlük” diyerek darbe yapan askeri yönetimler önce demokrasiyi ve özgürlükleri kaldırmış, asıl darbeyi iktidara, siyasete değil bizzat halkın kendisine vurmuştur. Demokrasi adına darbe yapanlar da ilk önce demokrasiyi askıya almıştır.

    BİR ORMAN YANGINIDIR, DARBE!

    Darbeye soyunanların sırtında “adalet elbisesi” bulunmaz. Bu sebepledir ki, darbeler orman yangınından farksızdır. Orman yangını, arkasında nasıl bir tahribat bırakırsa, askeri darbeler de tam da öyle bir tahribata sebep olur bir ülkede… Çünkü vicdan ve adalet olmaz yol haritasında. Nasıl ateş rüzgarla birlikte ormanın derinliklerinde ilerlerken önüne çıkan her şeyi; her canlıyı yakıyor, yok ediyorsa... Ormanın ağaçlarını şu çam ağacı-bu palamut, şu yaş-bu kuru, beriki yüksek-diğeri alçak diye cinsine ve durumuna göre seçmeden yakıyorsa… Yerin üstündeki ve altındaki irili ufaklı orman hayvanlarını ayırt etmeksizin yok ediyorsa... Ormanın sadece belirlenmiş bir kısmını değil, ormanın bütününü tehdit ediyorsa... Darbeler de, şucu-bucu, o partili-bu partili, laik-antilaik, o tarikattan-bu tarikattan, iş adamı-emekçi, zengin-fakir diye insanları ayırmaz. İktidarla birlikte muhalefeti de kamuyla birlikte sivil hayatı da önüne katar. Tahribat toplumun bütün kesimleri üzerinde olur. Yangın, ormanın bütününü tehdit ettiği gibi; milleti yok sayarak, silahın gücü ve zorbalıkla iş başına gelen yönetimler de ülkenin ve milletin tamamını tehdit altına alır. Türkiye’deki ve dünyadaki askeri darbelerin bize öğrettiği tecrübe budur. Halka rağmen, sosyal ve toplumsal hakikatlere rağmen darbe yapılan ülkelerde kaotik ortam hep daha da derinleşmiş, tabiri caizse o ülkede toplumsal ve sosyal barış dikiş tutamaz hale gelmiştir. Nitekim Türkiye’miz de 1960 darbesinden beri bu “dikiş tutmaz” durumu yaşamaktadır.

    HER DARBE, BİR SONRAKİ DARBENİN TARLASIDIR

    1960 darbesi başaralı olmasaydı, Türkiye 1971 muhtırasını görmezdi.. 1971 muhtırası başaralı olmasaydı 12 Eylül yaşanmazdı. Eğer 12 Eylül darbesi olmasaydı 28 Şubat cuntacıları da elbette darbeye teşebbüs edemezdi. Askerin içerisindeki bir cuntanın koordine edip yürüttüğü 28 Şubat Post modern darbesine Türkiye adamakıllı bir tepki verebilseydi e-muhtıra da olmazdı, 15 Temmuz girişimi de. Her askeri darbe, bir sonrasına zemin olmuş, cesaret olmuştur. Darbelerin getirdiklerine, götürdüklerine baktığımız zaman, hiçbirisinin bu ülkeye ve millete kazandırdığı bir şeyin olmadığı aşikardır. Tecrübeler de ortada: Darbeler, millete hiçbir şey vermemiş hep bu ülkeden, bu milletten alıp götürmüştür. Askeri rejimler korku getirmiştir, baskı getirmiştir. Milli ve manevi dokumuzu zedeleyen darbeler, bu millette farklı ve yeni yeni ayrıştırmalar meydana getirmiştir.

    Bu hakikatler ortadayken, hiçbir akıl ve vicdan sahibi, hiçbir vatanperver “darbe” istemez, Bir darbeye, bir darbe girişimine şu ya da bu te’ville azıcık bile olsa ‘haklılık’ payı biçmek kabul edilemez. İhtiraslarına esir olanlar, küçük hesaplara duçar olanlar ancak “darbeci” zihniyete sempati duyabilir, darbeyi izah etmeye çalışabilir. Darbeler siyaseti bütünüyle alt üst etmiştir her seferinde. İktidarıyla muhalefetiyle bütün siyasi partiler ve bütünüyle de siyaset kurumu zarar görmüştür.

    15 TEMMUZ GECESİ BİR ŞEY OLDU: “BİR MUSİBET”TEN BİR MİLLET YENİDEN DOĞDU

    Darbe dönemleri “sınanma” dönemidir birbakıma. Bir millet; kamusal dinamiğiyle sivil gücüyle, siyasetiyle medyasıyla, askeriyle polisiyle topyekün sınav verir. Türkiye’deki darbe girişimlerinin neredeyse tamamının başaralı olduğu gerçeği karşısında bugüne kadar hiç de pozitif sınav verdiğimizi söylemek mümkün değil maalesef. Fakat bu kez, bir kazanım var. “Bir”” ifadesiyle geçiştiremeyeceğimiz ehemmiyette kazanımdan bahsediyorum aslında.. Uzun zamandır sinsi bir stratejiyle “millet” olma duygumuzla oynanmakta; bizi millet yapan değerlerimiz erozyona uğratılmaktaydı. Birbirimizden uzaklaştırma, birbirimizden koparılma, nihayetinde kamplaşma ve kutuplaşma süreci bizi bize yabancılaştırıyordu. Konuşamaz, tartışamaz ve iletişim kuramaz durama sürüklenmiştik. Toplum “kesimlere” ayrılıyor, kesimler de birbirinden nefret ettiriliyordu. Herkesle ilgili bir takım yaftalar üretiliyor, havada uçuşuyordu. 15 Temmuz gecesi bir şey oldu: “Bir musibetten” yeniden bir millet doğdu.

    Mesele sadece darbeyi savuşturmak meselesi değildir. Biz çok çok çok uzun zamandır bir millet refleksi ortaya koyamıyorduk. Terör olaylarında da, maden ocakları patlamalarında da, cenaze namazlarında da, devlet törenlerinde de halimiz kendimizi gösteriyordu. Hep beraber sevinemiyor, hep beraber üzülemiyorduk. İktidar seçim zaferlerinin kandırıcı sarhoşluğuyla, iktidar gücünün psikolojik tetiklemeleriyle hareket ediyor, Meclis muhalefeti ise birazcık “intikam” kokuyordu. Kavga, çatışma, hakaret siyaseti esir almıştı. Bu tavır ve üslup milleti de adeta alaşağı ediyordu. Fakat 15 Temmuz musibeti bir milleti kendisine getirdi. Millet olma duygusunu yeniden kazandık, kazanıyoruz inşallah. Bunun farkına varmak lazım ve bu süreci günbegün daha da güçlendirmek lazım. Meclis Başkanı Kahraman’ın parti liderlerini, Diyanet İşleri Başkanı’nı ve bütün devlet erkanını hep bareber ağırlamasında çekilen fotoğraf… Dün, Başbakan Binali Yıldırım ile CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun buluşması bu sürece pozitif bir etki yaptı. Aynı şekilde Bahçeli ile görüşme de olumlu. CHP Genel Başkanı bana göre Beştepe’ye de gitmeli. İktidar görüşmeleri burada bırakmaksızın, Saadet Partisi, Vatan Partisi, Büyük Birlik Partisi gibi Meclis dışındaki diğer muhalefet partileriyle de görüşme sürecini başlatmalı. Medya ile de artık akreditasyonlar kaldırılmalı ve bütün ayrımlara bir son verilmeli. Devletin işleyişinde medyanın da büyük bir öneme haiz olduğu bir kez daha görülmüşken, medya için de yeni bir sayfa açılmalı. Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın, Bakanların seyahatlerini, çalışmalarını takip konusunda gazeteler, televizyonlar, gazeteciler seçilmemeli. “Havuz medyası” tanımının ortadan kalkması için de bu gerekli duruyor. “Girmeden tefrika, bir millete düşman giremez”miş ya hani; tefrikayı ortadan kaldıracaksak eğer önce birilerinin beklediğinin aksine şeffaflığı ve ayrımcılığı ortadan kaldırmak şart. Bunun için de Cumhurbaşkanlığı’nın bu konuda ivedi bir yol haritası belirlemesi gerekiyor.

    “MİLLİ GÖRÜŞ BU MİLLETİN RUH KÖKÜDÜR”

    Erbakan Hoca’mızın, “bu milletin tarihi, bu milletin taa kendisi, bu milletin ruh köküdür” diye ifade ettiği Milli Görüş hareketi, her biri ülke tarihimize kapkara notlar olarak düşülen darbelerden beri olmuştur. Milli Görüş; bu ülkeye, bu millete ve Müslüman coğrafyalara ve Ümemet-i Muhammed’e karşı tezgahlanan hiçbir karanlık kumpasın, plan ve projenin içerisinde olmamıştır. Parti davası güdülmemiş, particilik yapılmamıştır. Mevzu bahis vatan, millet ve milletin inanç ve değerleri olunca parti menfaatleri edilmemiştir. Saadet Partisi’ne gelinceye kadar tam dört tane siyasi partisi darbelerle kapatılmış Milli Görüş hareketi hiçbir darbenin yanında, sağında-solunda, şurasında burasında olmadığı gibi, hiçbir darbenin altında da kalmamıştır. Hiçbir darbe Milli Görüş’ü rayından çıkaramamış, değiştirememiş, başkalaştıramamıştır. Darbeler, Milli Görüş’ün partilerini kapatmış, partilerin isimlerini değiştirmiştir; ama Adil Düzen, İslam Birliği ve Yeni Bir Dünya hedefinden saptıramamıştır. Bugün günlerden 20 Temmuz… Hem Kıbrıs Barış Harekatı’nın hem de Saadet Partisi’nin kuruluşunun yıldönümü. Vatan ve milletin selameti için bedeller ödemiş, bu ülke ve milletin ağır badireleri atlatmasında moral ve motor güç olmuş olan Milli Görüş hareketi, Saadet Partisi’yle, AGD’siyle, Milli Gazete’siyle ve onlarca kuruluşuyla 15 Temmuz darbe girişimi karşısında da “amasız”, “fakatsız” ve de “hesapsız” şerefli bir tavır ortaya koydu. Bir kez daha gördük ki, “Milli Görüş bu milletin ruh köküdür”!

    MİLLİ İRADENİN YERE DÜŞMESİNE RIZA GÖSTERİLMEZ

    Evet Milli Gazete olarak diğer iktidar dönemlerinde olduğu gibi, 14 yıl boyunca bu iktidarın da birçok icraatını en etkili manşetlerle eleştirdik. Yanlışları söyleyip, doğruları gösterdik. Bunu yaparken de “Hak geldi, batıl zail oldu” nişanemizin bir gereği olarak ve Allah (c.c) indinde gerçek dostluğun bir gereği olarak yaptık. 44 yıl boyunca asparagasımız olmadı. Özel hayata musallat olmadık, yalan haber yapmadık. Elimize çamur hiç bulaşmadı; kalemimizden kin, öfke, bölücülük hiç damlamadı. Zihniyet ve fikir mücadelesi verdik. İsaril’le anlaşmayı haftalarca en etkili manşetlerle eleştirdik. AB Bakanlığı’na, süt bankasına karşı çıktık. 1 Mart tezkeresi başta olmak üzere Irak’ın işgalindeki, Suriye’deki yanlışları söylemekten geri durmadık. Faiz politikalarındaki uyarma vazifemizi de, milli ve manevi değerlere bekçiliği de hakkıyla yaptık. Fakat Milli Gazete, 15 Temmuz gecesi manşetini devirmekte ve darbeye karşı çıkmakta da tereddüt etmedi. “İhanet, gecenin karanlığında kendisini gösterdi… Darbe halka çarptı… Darbeye kalkışanların sesini “Ezan” sesi bastırdı,” üst başlığı ile “Ülke ve Millet Kazandı,” manşetini atarken de zerre tereddüt etmedik. Yarın hükümetin yapacağı yanlışlar olursa, yapılacak yanlışları yine manşete taşımaktan da geri duracak değiliz. Mesele bu kadar basit…


    MUSTAFA KURDAŞ


  7. #7
    Kamalak: Zor günleri aşmanın tek yolu bir olmaktır

    Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak, düzenlediği basın toplantısında darbe girişimine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

    Saadet Partisi olarak darbe girişimini lanetlediklerini belirten Kamalak, darbeyi silahlı kuvvetlerin içinde bulunun bir grup yapının organize ettiğine dikkat çekti ve hainlerin en ağır biçimde en kısa zamanda cezalandırılacağın altını çizdi.

    DARBELERE VE PARALEL YAPILANMALARA MÜSAADE EDİLEMEZ

    Demokratik ülkelerde darbelere müsaade edilemeyeceği gibi, paralel devlet yapılanmalarına da izin verilmeyeceğini söyleyen Kamalak şunları kaydetti: “Genel Kurmay Başkanlığı'nın gayet haklı olarak belirttiği gibi; ‘Her ne kadar bu darbe girişimi Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde başlatılmış olsa da, bunu yapmaya kalkışan hainlerin, halkımızın Peygamber ocağı olarak adlandırdığı Türk Silahlı Kuvvetlerinin, vatanını, milletini, bayrağını seven ezici çoğunluktaki mensuplarıyla kesinlikle hiçbir alakası yoktur.' Bu rezaleti, Türkiye Cumhuriyeti Devletine, mazisi şan ve şerefle dolu olan Türk Silahlı Kuvvetlerine ve asil milletimize yaşatan hainler hiç şüphesiz ki en ağır biçimde cezalandırılacaktır. Çünkü demokratik bir ülkede askeri darbelere asla müsaade edilemeyeceği gibi yine demokratik bir ülkede paralel bir devlet yapılanmasına da asla ve asla müsaade edilemez. Bu bakımından Aziz Milletimiz 15 Temmuz gecesi, kendine yakışır bir asalet ve olgunlukla gözü dönmüş darbecilere karşı koyarak, tarihi bir destan yazmıştır.”

    TEŞKİLATLARIMIZ HİÇ DÜŞÜNMEDEN TANKLARIN ÖNÜNE ATLADI

    15 Temmuz gecesi Saadet Partisi teşkilatlarının biran bile düşünmeden tankların önüne atladığını ifade eden Kamalak, teşkilatların tümüne teşekkür etti.Teşkilatların Milli Görüş'e yakışır bir şekilde davrandığını dile getiren Kamalak, “Bir cümle ile 15 Temmuz, bir Milli İrade Zaferidir. Bu münasebetle darbe teşebbüsüne kararlılıkla ve cesurca karşı koyan silahlı kuvvetlerimize, polisimize, emniyet mensuplarımıza ama hepsinden önemlisi bu menfur girişimi önlemek, milli iradeye sahip çıkmak için canını ortaya koyarak, 7 den 77'ye genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle meydanları dolduran aziz milletimize şükran ve minnetlerimizi sunuyor, bir kez daha şehitlerimize Cenab-ı Allah'dan rahmet, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyorum. Bir teşekkürü de Saadet Partisi teşkilatlarına, ülkemizin en güzide gençlik kollarımıza ve Milli Görüşçü Kuruluşlarımıza borç biliyorum. 15 Temmuz gecesi Saadet Partililer ve bütün Milli Görüşçü kuruluşlarımız ‘söz konusu vatansa gerisi teferruattır' diyerek ilk andan itibaren tankların karşısında durmuş ve her zamanki gibi Milli Görüş'e yakışır bir cesaret ve fedakârlık örneği ortaya koymuştur” dedi.

    MİLLİ GÖRÜŞ KADROLARI 15 ŞEHİT VERDİ

    Darbeye en sert tepkiyi Saadet Partisi'nin verdiğini ve bir genel başkan olarak bombaların atıldığı gecede Meclise yürüyerek gittiğini anlatan Kamalak, “Saadet Partimiz ve Milli Görüşçü kadrolar, 15 Temmuz gecesi 15 şehit vermiştir. Tüm şehitlerimiz için bir kez daha rahmetler diliyorum. Darbe girişimine karşı ilk ve en sert tepkiyi Saadet Partisi göstermiştir. Sonra Saadet Partisi Genel Başkanı olarak darbe girişiminin ortaya çıktığı andan itibaren, o gece Genelkurmay Başkanlığı ve TBMM'nin önünde, yürüyen tanklara, atılan bombalara ve yağmur gibi yağan mermilere rağmen milletimizle beraber olduk. 15 Temmuz gecesi, Milletimiz bir siyasi partiye, bir siyasi görüşe, bir siyasi harekete ya da bir siyasi şahsiyete değil, topyekûn demokrasiye, topyekûn ülkeye, topyekûn Meclis'e ve topyekûn Milli İradeye sahip çıkmıştır. Faturası çok ağır olan bu birliktelik devam ettirilmelidir” şeklinde konuştu.

    ZOR GÜNLERİ AŞMANIN TEK YOLU BİR VE BERABER OLMAKTIR

    “Öte yandan darbeye teşebbüs etmiş, bu kanlı cuntanın içinde yer almış, milletine kurşun sıkmış, meclisine bomba atmış olan canilerden elbette hesap sorulmalı ve en ağır şekilde cezalandırılmalıdır“ diyen Kamalak, “Ancak bütün bunlar yapılırken Hukuk Devleti ilkelerinin dışına çıkılmamalıdır. Gerçekten zor günler geçiriyoruz. Bu zor günleri aşmanın tek yolu bir ve beraber olmaktır. Omuz omuza vermektir. Bu nedenle toplumu gerecek, kutuplaştıracak adımlardan uzak durulmalıdır. Sağcısıyla solcusuyla, alevisiyle, sünnisiyle, genciyle yaşlısıyla milletimizin milli iradeye sahip çıkma konusunda ortaya koyduğu birlik ve beraberlik geleceğimiz adına büyük bir umut ortaya koymuştur. Bu umudu adaletle daha da güçlendirmeliyiz. Çünkü devletin temeli adalettir. Bu uyarılarımızı bir kardeşlik vazifesi olarak yapıyoruz. İnandığımız gerçekleri tarihi bir sorumluluk olarak aziz milletimizle paylaşıyoruz. Şüphesiz ki güç ve kudret sahibi yalnız ve yalnız Cenab-ı Allah'dır” ifadelerine kullandı.

  8. #8
    Milli Görüş kadroları 15 şehit verdi


    Darbeye en sert tepkiyi Saadet Partisi’nin verdiğini ve bir genel başkan olarak bombaların atıldığı gecede Meclise yürüyerek gittiğini anlatan Kamalak, “Saadet Partimiz ve Milli Görüşçü kadrolar, 15 Temmuz gecesi 15 şehit vermiştir. Darbe girişimine karşı ilk ve en sert tepkiyi Saadet Partisi göstermiştir” şeklinde konuştu.


    Darbeye en sert tepkiyi Saadet Partisi’nin verdiğini ve bir genel başkan olarak bombaların atıldığı gecede Meclise yürüyerek gittiğini anlatan Kamalak, “Saadet Partimiz ve Milli Görüşçü kadrolar, 15 Temmuz gecesi 15 şehit vermiştir. Tüm şehitlerimiz için bir kez daha rahmetler diliyorum. Darbe girişimine karşı ilk ve en sert tepkiyi Saadet Partisi göstermiştir. Sonra Saadet Partisi Genel Başkanı olarak darbe girişiminin ortaya çıktığı andan itibaren, o gece Genelkurmay Başkanlığı ve TBMM’nin önünde, yürüyen tanklara, atılan bombalara ve yağmur gibi yağan mermilere rağmen milletimizle beraber olduk. 15 Temmuz gecesi, Milletimiz bir siyasi partiye, bir siyasi görüşe, bir siyasi harekete ya da bir siyasi şahsiyete değil, topyekûn demokrasiye, topyekûn ülkeye, topyekûn Meclis’e ve topyekûn Milli İradeye sahip çıkmıştır. Faturası çok ağır olan bu birliktelik devam ettirilmelidir” şeklinde konuştu.

    BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZ ARTARAK DEVAM ETMELİ

    Bu zor günleri aşmanın tek yolunun birlik ve beraberlik olduğunu ifade eden Kamalak, “Sağcısıyla solcusuyla, Alevisiyle, Sünnisiyle, genciyle yaşlısıyla milletimizin milli iradeye sahip çıkma konusunda ortaya koyduğu birlik ve beraberlik geleceğimiz adına büyük bir umut ortaya koymuştur” diye konuştu.

    “Öte yandan darbeye teşebbüs etmiş, bu kanlı cuntanın içinde yer almış, milletine kurşun sıkmış, meclisine bomba atmış olan canilerden elbette hesap sorulmalı ve en ağır şekilde cezalandırılmalıdır“ diyen Kamalak, “Ancak bütün bunlar yapılırken Hukuk Devleti ilkelerinin dışına çıkılmamalıdır. Gerçekten zor günler geçiriyoruz. Bu zor günleri aşmanın tek yolu bir ve beraber olmaktır. Omuz omuza vermektir. Bu nedenle toplumu gerecek, kutuplaştıracak adımlardan uzak durulmalıdır. Sağcısıyla solcusuyla, Alevisiyle, Sünnisiyle, genciyle yaşlısıyla milletimizin milli iradeye sahip çıkma konusunda ortaya koyduğu birlik ve beraberlik geleceğimiz adına büyük bir umut ortaya koymuştur. Bu umudu adaletle daha da güçlendirmeliyiz. Çünkü devletin temeli adalettir. Bu uyarılarımızı bir kardeşlik vazifesi olarak yapıyoruz. İnandığımız gerçekleri tarihi bir sorumluluk olarak aziz milletimizle paylaşıyoruz. Şüphesiz ki güç ve kudret sahibi yalnız ve yalnız Cenab-ı Allah’tır” ifadelerine kullandı.


  9. #9
    CHP Grup Başkanvekili o gece nasıl Milli Görüşçü oldu?

    FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişiminin Meclis tanıkları, TBMM gece yarısından sabaha kadar bombalanırken, Genel Kurulda ve sığınakta neler yaşadıklarını anlattı.




    TBMM İdare Amiri, AK Parti Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu, bütün darbelerin en kirlisi olduğunu belirttiği bu darbede Meclis'e sabah 06.45'e kadar bomba yağdığını anlatarak, TBMM Başkanlık Divanı'nda oturması için ceketini verdiği CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel'in, "Sonunda Milli Görüş ceketini bana da giydirdiniz, helal olsun."demesinin, o gecenin gülümseten nüktelerinden biri olduğunu söyledi.

    Gündoğdu, darbe gecesini AA muhabirine anlatırken, Yenimahalle TOKİ konutlarında oturduğunu söyledi. Ahmet Gündoğdu, Yenimahalle'deki MİT bombalanmaya başlayınca evlerinin sarsıldığını ve bunun üzerine bir kaç telefon görüşmesinden sonra darbe girişiminden haberdar olduğunu ifade etti.

    AK Parti'li Gündoğdu, telefonla görüştüğü TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın, "Ben Meclis'e geldim, siz de gelin" dediğini, bunun üzerine birçok milletvekili arkadaşıyla birlikte Meclis'e gelmeye başladıklarını aktardı.

    Meclis'e gelince, "Ağır silahlara sahip değiliz, tehlike altında olursunuz." diyen emniyet yetkililerine, "Ben TBMM İdare Amiri olarak tehlikeyi göze alıyorum, darbe girişimi var, öleceksek Meclis'te öleceğiz; Meclis açık olacak, Genel Kurulu açacağız." yanıtını verdiğini belirten Gündoğdu, "Milletvekilleri Jülide Sarıeroğlu ve Aydın Ünal ile beraberdik, sonra diğer gelen arkadaşlarla toplantıyı odamda başlattık, sayımız 10'u geçince ve Meclis Başkanı da Başbakanlık'taki kriz toplantısından gelince Genel Kurula doğru yürüdük ama Genel Kurulu açacak anahtarı bulamadık, personel yoktu. Çünkü her şey olağanüstü gelişiyordu. Bir kapının anahtarını bulduk ve Genel Kurulu açtık." şeklinde konuştu.

    Ahmet Gündoğdu, Genel Kurulu ilk açtıklarında, saat 23.00 sıralarında salonda 25 milletvekilinin olduğunu belirtti. Daha sonra muhalefetten milletvekillerinin de geldiğini dile getiren Gündoğdu, basını da salona alarak içeriden görüntü almasını sağladıklarını kaydetti.

    "Millet direniyorsa, vekilleri ölümü göze almalıydı"

    TBMM Başkanlık Divanı'nda Katip Üyelerin yerlerine AK Parti, CHP ve MHP Grup Başkanvekillerinin oturduğunu ifade eden Gündoğdu, şöyle konuştu:

    "TBMM Başkanı ile AK Parti ve MHP Grup Başkanvekillerinin üzerinde ceket vardı ama CHP Grup Başkanvekili Özel tişörtle gelmişti. Sayın Özel, koşarak Divana doğru gelirken, üzerinde ceket olmadığını görünce, 'Özgür bey bir saniye' dedim ve ceketimi çıkartarak verdim. O da giydi ve oraya oturdu. Meclis Başkanı ve Grup Başkanvekilleri konuşmalar yaptı. Bu şekilde darbeciler Meclis'in açık olduğunu duyunca, bombalar Meclis'e düşmeye başladı. Bomba atılınca içerisi toz bulutu ve dumanla kaplandı. Sayabildiğimiz 4 bomba atıldı.

    Konuşmalar bitinceye kadar Genel Kuruldan ayrılmadık, bitince sığınağa indik. Orada sabaha kadar sığınak arkadaşlığı başladı. Bir odada Aydın Ünal'ın kaleme aldığı, AK Parti, CHP ve MHP'li arkadaşların 'şu cümleleri yazalım' dediği, telefonla görüşülen HDP'nin de destek verebileceğini ifade ettiği metni oluşturduk. Başka bir odada televizyonlarla bağlantı kurarak, orada yaşananları dışarıya aktarmaya çalıştık. Özgür Özel, sığınakta teşekkür ederek ceketi bana geri verirken, 'Sayın milletvekilim, sonunda Milli Görüş ceketini bana da giydirdiniz, helal olsun' dedi. Bu da o gecenin gülüştüğümüz, muhabbetini yaptığımız nüktelerinden birisi oldu. Ceket, gömlek, kravat çok önemli değil, önemli olan o gece Meclis'in açık olmasıydı. Millet direniyorsa, vekilleri ölümü göze almalıydı."

    AK Parti'li Gündoğdu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kendini riske atarak dik durması, halkı meydanlara çağırması; Başbakan Binali Yıldırım'ın, "şapkasını alıp gidecek adamlar değiliz, eski Türkiye geride kaldı" demesinin, darbeyi önlemede çok etkili olduğunu vurguladı.

    "MHP, CHP ve HDP'nin tavrı önemli oldu"

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, Yıldırım'ı arayıp, "sonuna kadar bu darbeye karşıyız ve yanınızdayız" demesi, uçaklar kalkmadığı için Ankara'ya gelemeyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun İstanbul'dan desteğini açıklaması ve HDP'lilerin de darbeyi tasvip etmedikleri yönünde haber göndermelerinin önemine dikkati çeken Gündoğdu, "TOBB, Memur-Sen, Hak-İş, Türk-İş gibi STK'ların, mensuplarını darbeye karşı uyanık olmaya davet etmesi, özellikle Memur-Sen'in 960 bin üyesine darbeyi püskürtmek için sokaklara çıkarak eylem yapması çağrısında bulunması ve milletin sokaklara çıkması da önemliydi." değerlendirmesini yaptı.

    Gündoğdu, "İktidar ve muhalefeti siyasette nasıl bütün olduysa, medyada da darbeye karşı sergilenen duruş, Türk demokrasi tarihinin en önemli tablosuydu." dedi.

    "Bütün darbeler kirlidir ama en kirlisi bu darbedir. Çünkü, işgal kuvvetlerinin bile hedef almadığı Meclis, sabaha kadar bombalandı, 06.45'e kadar bomba yağdı." diyen Gündoğdu, 16 Temmuz Cumartesi günü saat 10.00 ve 17.00 olmak üzere, iki kez Genel Kurulu topladıklarını belirtti.

    Ahmet Gündoğdu, Meclis'in, açık olması nedeniyle darbeciler tarafından hedef alındığının altını çizerek, "O gün Meclis'i açmasaydık, Meclis, ışığı yanmayan binalardan birisi olacaktı. Biz millete, 'ey milletimiz; Cumhurbaşkanı başkomutandır, Başbakanımız Hükümetimizin başkanıdır. Siyasi parti liderlerine de milyonlarca insan oy verdi. Sizi darbeye engel olmak için nasıl meydanlara davet ediyorsak, biz de o meydanlara öncülük etmek için Meclis'i olağanüstü çalıştırıyoruz. TBMM, Türkiye'nin, demokrasinin kalbidir; bu kalbin atması ve diğer organlara öncülük etmesi lazım' dedik." ifadesini kullandı.

    "(Burada şerefimizle ölürüz, tarihe geçeriz) dedik"

    Sığınağın Meclis'in saygınlığına yakışmadığını, giriş-çıkışlarının belli olmadığını anlatan Gündoğdu, sığınağın yeniden düzenlenmesi ile ilgili gerekli tedbirlerin alınacağını ifade etti.

    Gündoğdu, "Orada Allah'a teslim olduk. 'Darbe oluyor, biz evimize ya da başka bir yere saklanıp tutuklanmayı beklemektense, burada şerefimizle ölürüz, tarihe geçeriz.' dedik. Bu inanç ve bilinç sizi kaygılardan uzaklaştırıyor. Sığınakta korku halini, ne AK Parti'li ne CHP'li ne de MHP'li hiçbir milletvekilinde görmedim." diye konuştu.

    Türkiye'nin en uzman pilotunun, milletin vergileriyle alınan uçakla o gece Meclis'i bombalamasının üzücü olduğunu aktararak, "Bu ülkede yaşayan 79 milyon insanın büyük bir çoğunluğu ile dost düşman herkesin kabul ettiği bir terörist başı Apo vardı, şimdi bu darbe girişimi ile herkesin şahit olduğu bir de terörist başı Feto olduğunu hep beraber gördük." dedi.


  10. #10
    Kahraman’dan her gelene ‘demokrasi öpücüğü’

    Darbe girişiminde yaşadıklarını anlatan CHP’li Özgür Özel, TBMM Başkanı Kahraman’ın her geleni “demokrasi öpücüğü” diyerek öptüğünü aktardı



    ANKARA AA
    Darbe girişimi üzerine demokrasiye sahip çıkmak için Meclis’e koşan, F-16’ların bombalaması üzerine bodruma sığınan parlamenterler o gece yaşadıkları ilginç diyalogları AA’ya anlattı.



    Milli görüş ceketi

    CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, darbeyi haber alır almaz milletvekili arkadaşlarıyla önce partide buluştuklarını, daha sonra 14 milletvekiliyle Meclis’e geldiklerini yolda çatışmalara bizzat tanık olduklarını söyledi.

    Özel, “TBMM Başkanı Kahraman Meclis’e her geleni, ‘demokrasi öpücüğü’ diyerek öpüyordu. Ben daha önceden, Kahraman ile bir iki tane büyük tartışma yaşamıştık ama orada demokrasi öpücüğü ile barışmış olduk ve birbirimize sarıldık. Bana, ‘Özelin özeli bir oturum yapalım Özgür Özel’ dedi.

    Üzerimde kot pantolon ve tişört vardı, ben Divana doğru giderken, zaman zaman ‘sarı sendikacı’ diye eleştirdiğimiz Ahmet Gündoğdu giymem için ceketini bana verdi. Ben de ‘milli görüş ceketini giydik bakalım, ne yapacağız’ dedim ve gülüştük.
    TBMM İdare Amiri, Ak Parti Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu, telefonla görüştüğü TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın, “Ben Meclis’e geldim, siz de gelin” dediğini, bunun üzerine birçok milletvekili arkadaşıyla birlikte Meclis’e gelmeye başladıklarını aktardı.

    Meclis’e gelince, emniyet yetkililerinin güvenlik uyarısı üzerine, “Ben TBMM İdare Amiri olarak tehlikeyi göze alıyorum, darbe girişimi var, öleceksek Meclis’te öleceğiz; Şerefimizle ölürüz, tarihe geçeriz” yanıtını verdiğini anlattı.

    TBMM Başkanlık Divanı’nda katip üyelerin yerlerine Ak Parti, CHP ve MHP grup başkanvekillerinin oturduğunu ifade eden Gündoğdu, “Ama CHP Grup Başkanvekili Özel tişörtle gelmişti. Sayın Özel, koşarak divana doğru gelirken, üzerinde ceket olmadığını görünce, ‘Özgür Bey bir saniye’ dedim ve ceketimi çıkartarak verdim. O da giydi... Özel, sığınakta teşekkür edip ceketi geri verirken, ‘Sayın milletvekilim, sonunda Milli Görüş ceketini bana da giydirdiniz, helal olsun’ dedi. Bu da o gecenin nüktelerinden birisi oldu.”


Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •