Beyaz Terörün Yargılı İnfazları

Emrin Çebi

Bugün bilhassa Batı dünyasında terör söylemi sadece Müslüman kimliği içerisine sığdırılmış bir kavram halini alırken, başka dinî kimliklerce işlenen suçlar, bu kimlikler ikinci planda bırakılıp bireysel eylemlere indirgenerek suçları da yumuşatan bir zemin üzerinden önemsizleştiriliyor. Artık İslamafobinin önemli uyarıcılarından ve araçlarından olan “terör” Müslümanlıkla -en basitinden yaşam tarzıyla- ilişkili hale getirilip, Müslümanlık uç bir tehdit olarak görülüyor. Ülkemizde de önceleri “irtica” üzerinden beslenmeye çalışılan psikolojiler, bu kez IŞİD üzerinden uluslararası düzeydeki İslamafobi propagandasının daha da lokalleşmesi ile toplumsal ayrışma durumunu tetikliyor.

Farklı dinlere mensup kişilerce gerçekleştirilen suçlarda din faktörü gündeme gelmezken, Müslümanlarca işlenen suçların din üzerinden kitlesel bir suçlamaya, ondan da öte İslam dinini hedefe koyan bir yargıya dönüştürülmesi ve saldırılara müdahale ve sorgu süreçlerinin dinî kimliklere göre çifte standartlara uğraması, bu sürecin bilinçli yürütüldüğünün bir göstergesi.

ABD’de ve diğer Batı ülkelerinde farklı zamanlarda meydana gelen olaylara dair emniyet güçlerinden mahkemelere kadar resmî kanalların tutumu ve medyanın söylemleri, suçun odağa alınmasından ziyade farklı bir algıyı hedef tahtasına yerleştiriyor.



Geçtiğimiz aylarda (16 Temmuz 2015) ABD’nin Tennesse eyaletinde Muhammed Yusuf Abdulaziz isimli şahıs tarafından iki askerî binaya düzenlenen saldırıda dört asker ile bir sivil öldü. Saldırıyı düzenleyen Muhammed Yusuf, olay anında öldürüldü. Olay sonrası onunla ilgili medyada yer alan açıklamalarda Abdulaziz’in çevresinde çok normal ilişkileri olan iyi biri olarak bilindiği vurgulandı. Ancak son yıllarda Ürdün, Yemen gibi ülkelere yaptığı ziyaretlere, sakal bırakmasına, ibadetlerine daha düşkün hale gelmesine, İslami içerikli bir blog hazırlamış olmasına, son tweetinde hayatın kısalığına vurgu yapmasına, son gönderdiği mesajın mücadele içerikli bir hadis olmasına, bilgisayarında ABD doğumlu Yemenli el-Kaide lideri Enver el-Evlaki’ye dair belgelerin mahfuz olmasına da ayrıca dikkat çekildi. Babasının birkaç yıl önce ABD’nin “terör” listesindeki kurumlara yardım yaptığı gerekçesiyle izleme listesine alındığı, daha sonra suçlamayla ilgili bir bulguya rastlanmayarak izleme listesinden çıkarıldığı bilgileri de bu eylemle ilgili haber içeriklerinde verilen bilgilerden. Abdulaziz, FBI’a göre, kendi kendine radikalleşmiş, “self-radicalized” yani henüz bir örgüt veya grupla bağlantısı ortaya çıkarılamamış, bu yüzden de saldırısı ülke içi terörizm kategorisinde ve “homegrown violent extremist” yani “evde yetişmiş bir aşırılıkçı” olarak nitelendi.

Kuveyt doğumlu, Filistin asıllı, Ürdün vatandaşı 24 yaşındaki Muhammed Yusuf Abdulaziz, 1996 yılında bir yaşındayken ailesiyle ABD’ye göçüp buranın vatandaşlığını almış. Tennesse Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden mezun ve olaydan hemen önce yeni bir iş görüşmesi sonucu bir iş sahibi olacakken bu ani saldırının faili oluyor.

Saldırının neden yapıldığına dair kesin bir bulguya fail ortadan kaldırıldığı için ulaşılamazken saldırı sonrası yeniden gündeme gelen “ABD’deki terör eylemleri ve dış bağlantıları” mevzusu ile 11 Eylül’den sonra gündelik yaşamlarındaki olağan durumların takibi süreci, ülkedeki Müslümanların gündemine bir kez daha getirildi.


Medyada Muhammed Abdulaziz ile ilgili bulgu olarak ortaya konan unsurların birçoğu pek çok Müslüman için olağan durumlar. Bunun yanında babasının ABD ve Avrupa’nın terör listesindeki kurumlarla olan irtibatına yapılan gönderme de manidar; zira İslam coğrafyasındaki birçok Müslüman sivil toplum kuruluşu terör listesinde. Avrupa’daki Müslüman yardım kuruluşlarının hesapları da bu kurumlara yardım ettikleri gerekçesiyle dönem dönem ya donduruluyor ya da kapatılıyor.[1]

Başka benzer ve sır perdesinin hâlâ kalkmadığı bir diğer olay ise bundan iki sene önce, 15 Nisan 2013’te Boston Maratonu esnasında meydana gelen patlamalar. Bu olayın failleri olan Çeçen asıllı kardeşler Cevher ve Tamerlan Tsarnaev kardeşlerden Tamerlan, Muhammed Yusuf olayında olduğu gibi olay anında ve de feci şekilde öldürüldü. Diğer kardeş ise saklandığı söylenen bir botta ağzından vurulmuş olarak ele geçirildi. Anne Tsarnaev, çocuklarının asla böyle bir olaya karışmayacaklarını söylüyordu. Bu olayda ortaya konan deliller de yine Muhammed Yusuf’taki bulgulara benzer nitelikteydi. Olaydan iki yıl sonra, davada suçlu bulunan Cevher hakkında mayıs ayındaki mahkemede idam kararı verildi. Cevher’in avukatları onun suça ortak olduğunu, ancak suçun büyük kısmının ölen ağabeye ait olduğunu belirterek Cevher’in hayatını kurtarmak için çabaladıklarını açıkladılar.[2] Cevher de 24 Haziran 2015’te çıkarıldığı mahkemede, işlediği suçtan dolayı özür diledi ve saldırıyı ağabeyi Tamerlan ile gerçekleştirdiğini kabul etti. Cevher bu süre boyunca gıyabında sürdürülen duruşmalara ilk defa o gün götürüldü ve mahkemede bu ifadeyi verdi. Mahkeme, Çeçen kardeşlerin -İslam dünyasındaki savaşlara sebep olmasından dolayı- ABD’yi cezalandırmak isteyen el-Kaide ile bağlantılı olduklarına karar verdi. 21 yaşındaki Cevher’in avukatları onun yaralı haldeyken ve 36 saat boyunca bu yaralarla sorgulandığını, bu esnada da kendisine hakları belirtilmeden ifadesinin alındığını, bu yüzden de alınan ifadenin geçerli olmadığını ve gerçekleri yansıtmadığını dile getirdi.[3]

Olayın sorumlusu olarak ele geçirilen Cevher’in yakın okul ve oda arkadaşları da bu olayın zanlıları arasına katıldı. Çeçen kardeşlerin saldırı planıyla ilgili bilgilerinin olduğuna dair herhangi bir kanıt olmadığı ifade edilmesine rağmen[4] Cevher’in üniversitedeki üç arkadaşı olayla ilgili hapis cezalarına çarptırıldı. Öğrenci değişim programıyla ABD’de bulunan Kazakistanlı Azamat Tazhayakov, arkadaşının çantasını saklayarak ona yardım ettiği gerekçesiyle 25 yıl hapse mahkûm edildi. Cevher’in bir diğer arkadaşı olan Kazak Dias Kadirbayev ise Cevher’in şüpheli olarak yayınlanan fotoğraflarından sonra onu ihbar etmediği ve odasındaki Cevher’e ait bazı eşyaları imha ettiği gerekçesiyle altı yıl hapse mahkûm edildi. Robel Phillipos isimli öğrenci de Cevher’le ilgili polise yalan söylediği gerekçesiyle beş yıla yakın hapis cezasına çarptırıldı. Öğrencilerin avukatları gençlerin bu ifadeleri baskı altında verdiklerini açıkladılar.[5]FBI olayla ilgili olarak Tamerlan Tsarnaev’in arkadaşı İbrahim Todaşev adlı Çeçeni de kendi evinde yargısız infaz etti. İbrahim Todaşev’in yakınlarının açtığı dava halen devam ediyor.


Cevher Tsarnaev’in itham edilen suçu dinî motivasyonla işlediğine dair ileri sürülen bulgular ise; cihat içerikli ezgiler dinlediği, Yemen’de 2011’de insansız hava araçları tarafından öldürülen Enver el-Avlaki’nin videolarını izlediği, (O hengâmede nasıl yazdıysa!) olaydan sonra sığındığı bota yazdığı “Biz Müslümanlar bir bedeniz, birimizi acıttığınızda hepimizin canı acır.” içerikli notu. Savcı, olay anının videosunu Nisan 2015’teki duruşmada göstererek Cevher’in ABD’ye ceza vermek isteyen bir “mücahit” olduğunu iddia etti.[6]

İlginç olan, Tsarnaev kardeşlerin de daha önce ne bir suça karıştıkları tespit edilebildi ne de çevreleri tarafından onlarla ilgili dile getirilen bir olumsuzluk oldu. Üniversite eğitimlerine devam eden, sporla uğraşan ve radikal eğilimleri olmayan kişiler olarak tanınıyorlar. Bu olayda da Muhammed Yusuf’ta olduğu gibi, kardeşlerin ve olayda sorumlu tutulan arkadaşlarının da herhangi bir grupla bağlantısı bulunamadı. Bu davada da bir falinin öldürülmesi diğerinin ise kendini ifade edememesiyle geride onlarca cevapsız soru kaldı ama onlar “Müslüman teröristler” listesindeki yerlerini çoktan aldılar.

Muhammed Yusuf olayından yaklaşık bir ay önce ABD çok şiddetli bir olayla sarsıldı. 17 Haziran 2015’te Güney Karolina’daki Emanuel Afrika Metodist Episkopal Kilisesi’ne düzenlenen saldırıda, kilisenin rahibi dâhil ibadet eden dokuz kişi hayatını kaybetti. Saldırıyı düzenleyen 21 yaşındaki Dylann Roof, Kuzey Karolina’da trafik ışıklarında durduğu esnada canlı olarak yakalandı. Roof saldırıyı doğum gününde babasının kendisine hediye ettiği 45 kalibrelik bir tabanca ile gerçekleştirdi. Roof’un daha önce de uyuşturucu ve silah bulundurmak ve başkasının arazisine izinsiz girmekten dolayı gözaltı süreçlerinin olduğu belirlendi. Sosyal medya paylaşımlarına göre, Roof’un elinde silah ve konfederasyon bayrağı ile vermiş olduğu pozları ve ırkçı ifadeleri bulunuyor. Roof olaydan önce Güney Karolina’daki bir koleje saldırmak istediğini arkadaşları ve çevresine söylemesine rağmen etrafındakiler bunu ciddiye almamış. Konfederasyon bayrağı Amerikan İç Savaşı’nda köleliği kaldırmak isteyen kuzeye karşı güney eyaletlerinin oluşturduğu federasyonun bir simgesi. Bu bayrak, beyaz Amerikalıların üstünlüğünü simgeleyen bir unsur olması dolayısıyla olay sonrası başkan Obama’nın da katıldığı bir törenle indirildi. Roof’un işlediği cinayet ise nefret suçu olarak kategorize edildi. Bu saldırı, ABD’de 1991’de Budist bir tapınağa düzenlenen ve yine dokuz kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırı sonrası en büyük ibadethane saldırısı olarak kayıtlara geçti. Dylann Roof canlı olarak ele geçirildi ve davası devam ediyor. Kendisinin saldırı esnasında kilisedeki insanlara “Sizi öldürmeliyim, siz bizim kadınlarımıza tecavüz ettiniz, ülkemizi elimizden almaya çalışıyorsunuz ve gitmelisiniz.” dediği, olaydan sağ kurtulan tanıklarca ifade edildi. Saldırının düzenlendiği kilise Kuzey Karolina’da özgürlük mücadelesini ilk başlatan Afrikalılarca yapılmış olmasıyla da tarihî bir önem taşıyor. Irkçılığın gidebileceği en vahşi boyutu sergileyen bu olaydan yaklaşık bir yıl önce, Ferguson’da beyaz bir polis tarafından sokak ortasında katledilen siyahi gençten sonra tansiyonun iyice yükseldiği ABD’de, emniyet güçlerince Roof’a gösterilen müsamaha sosyal medyada ve bazı medya kanallarında yoğun eleştiriye sebep oldu. Ülkede siyahların işlediği suçlara veya onlarla ilgili şüpheli durumlara şiddetle müdahale edilmesi, son yıllarda ABD’nin Afrika kökenli vatandaşlarını oldukça rahatsız ediyor.

İtalyan ve Filistinli bir anne babanın çocuğu olan ve Amerikalı Müslüman Araplarla ilgili olumsuz yargıları mizahla gidermek amacıyla yaptığı komedi programlarıyla ünlü Dean Obeidallah’ın The Daily Beast isimli internet sitesinde yayımlanan bir makalesi, İslamafobinin çağımızda yeni bir adlandırmayla zihinlerdeki etkisini devam ettirmesi hedefini gösterir nitelikte. “Bütün teröristler Müslüman mı?” başlıklı makalesinde Obeidallah, “Bütün Müslümanlar terörist değil ama bütün teröristler Müslüman” yorumlarına paralel olarak “Neden Hristiyan, Budist, Yahudi terörist yok?!” sorusunu soruyor. Obeidallah, ABD ve Avrupa’da terör eylemleri gerçekleştirenlerin büyük çoğunluğunun Müslüman olmayan Avrupalılar olduğunu, fakat bu bilgiye medyada bilinçli bir şekilde yer verilmediğini belirtiyor. Avrupa Interpol’u Europol, geçen sene yayımlanan raporunda Avrupa’daki terörist saldırıların büyük çoğunluğunun ayrılıkçı gruplar tarafından gerçekleştirildiğini, 2013 yılında Avrupa’daki 152 terörist saldırıdan 2’sinin dinî, 84’ünün ırkçı-milliyetçi veya ayrılıkçı gerekçelerle yapıldığını yazıyor. FLNC gibi Korsika Adası’nın ayrı bir devlet olmasını isteyen Fransız grupların 2013 Aralık ayında Fransa’da iki şehirde polis merkezlerini hedef alan eş zamanlı füze saldırısı, Yunanistan’da 2013’ün sonlarında solcu devrimci grupların sağcı bir siyasi parti (Altın Şafak) üyesi iki kişiyi öldürmesi, İtalya’da FAI grubunun bir gazeteciye bombalı paket göndermesi gibi olaylar, Obeidallah’ın bu rapordan makalesine alıntıladığı eylemler.

2011’de Anders Breivik tarafından Norveç’te gerçekleştirilen ve 77 kişinin öldüğü korkunç katliamdan sonra tutuklanan Breivik, eylemini göçmen karşıtlığı ve “Hristiyan Avrupa” ideali çerçevesinde işlediğini defalarca ifade etmekten çekinmedi. Bununla birlikte Breivik’i “Hristiyan terörist” olarak nitelemek bazı medya kanalları veya analistlerin büyük tepkisine sebep oldu. Obeidallah yazısında, Breivik’in gerçekleştirdiği saldırı ve sonrasında sarf ettiği sözler basında kısmen yer alsa da hiçbir zaman bir Müslüman’ın gerçekleştirdiği herhangi bir eyleminin verildiği şiddette verilmedi diyor ve medyada terör uzmanı olarak yorumlar yapan isimlerin Hristiyan terör saldırılarının nasıl durdurulacağıyla ilgili tartışmadıklarının altını çiziyor.

Obeidallah’ın yazısından bazı ifadeler ise İslamafobiyi kökleştirmedeki çabayı gösterir nitelikte:

“Budist teröristler (ifadesini) duydunuz mu? Radikal Budistler Burma’da ve birkaç ay önce Sri Lanka’da sayısız sivil Müslümanı öldürdü. Bazıları Müslümanların evlerini, iş yerlerini yakıp dört kişiyi boğazladı, çok büyük zararlar verdi. Ya Yahudi teröristler?

Ya ABD’deki terörizmle ilgili ne demeli? Amerika’da da Müslümanların gerçekleştirdiği terörist saldırıların yüzdesi Avrupa’daki kadar cılız. ABD’de 1980-2005 yılları arasındaki terör eylemlerini araştıran FBI’ın ulaştığı sonuçlara göre saldırılardan %94’ü Müslüman olmayan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş. Aslında terörist eylemlerden %42’si Latin Amerikalılarla ilgili. %24’ü ise solcu ayrılıkçılar tarafından yapılmış.

2014’te Kuzey Karolina Eyalet Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırma, 11 Eylül olaylarından beri Müslümanlarla irtibatlı terör olaylarında 37 Amerikalının öldüğünü, aynı süre zarfında diğer saldırılar sebebiyle öldürülen Amerikalı sayısının ise 190.000 olduğunu ortaya koyuyor.”[7]

İşlenen suçların cezalandırılması, suçların hedefi haline gelen mağdurların haklarının hukuksal olarak aranması evrensel bir gereklilik iken suçun sahibine göre muamele ise adaletin paçasını kurtaramadığı bir düzen. 77 kişiyi kameralar önünde katleden Breivik, duruşmalarını zafer işaretleri ile terk ederken, Çeçen kardeşlerden Cevher, idam cezasına çarptırıldığı mahkemede, yaptıkları için özür diledi. Örnek verilen suçlar ve muamelelerde bir tarafta özür ve idam cezası, bir tarafta cüret dolu itiraflar ve bunları perdeleyen medya ve iletişim araçlarının katkısı göz ardı edilemeyecek kadar belirgin.

Müslümanların seyahatleri, dinledikleri ezgiler, yazmış oldukları iletiler, hadis veya ayetlerin birer suç bulgusu olarak değerlendirilmesi, ülkemizde sakallı bir şahsın omzundaki şemsiyeyi silah (bilinçli veya bilinçsiz) zannedip bunu da sosyal medyada hedef göstererek yayan algı, yerleşimciler tarafından evleri kundaklanan ve hayatını kaybeden 18 aylık bir bebek ve babası ve daha akılların almadığı birçok olay, Haçlılardan bu yana Müslümanlara saldırmayı en haklı bir eylem olarak savunan İslamafobi zemininde gerçekleşiyor.

Muhammed Yusuf Abdulaziz’in vatandaşı olduğu bir ülkede okul yıllığına yazdığı “Benim adım millî güvenliği alarma geçiriyor ya sizinki?” notu, hissedilen güvensizliği gösterirken kimileri için işlediği suçla ilgili bir delil, tüm Müslümanlar için ise onların içine sokulmaya çalışıldığı atmosferi özetler bir mesaj olarak kaldı. Ortadoğu coğrafyasında savaşların ve eş zamanlı olarak İslamafobinin harlanması, Müslümanların kendi ülkelerinde, mülteci oldukları ülkelerde veya geçmişlerinin çoktan gelip yerleştiği ve artık vatandaşları oldukları ülkelerde, varlıklarına ciddi tehditler getiren bir süreç olarak bütün hızıyla devam ediyor. Batı terörünün yerle bir ettiği milyonlarca hayatın verilmeyen hesabı ise, bu “en medeni” zamanlarda dünyanın omuzlarında tüm ağırlığıyla duran bir yük.

———————————

1] http://www.aljazeera.com/indepth/fea...932885804.html

[2] http://america.aljazeera.com/article...ber-trial.html

[3] http://america.aljazeera.com/article...hisrights.html

[4] http://america.aljazeera.com/article...sentenced.html

[5] http://america.aljazeera.com/article...-sentence.html

[6] http://america.aljazeera.com/opinion...alization.html

[7] http://www.thedailybeast.com/article...ven-close.html