'Türkiye kritik noktada'

Saadet Partisi Edirne 1'nci sıra Milletvekili Adayı Ali Erhan Demirkıran, hem ekonomik, hem dış politika, hem de manevi tahribatın ve gençlerin özellikle ciddi sıkıntılar yaşadığı bu süreçte, hangi siyasi iktidarın yönetimde olacağına ilişkin ciddi beklentiler bulunduğunu söyledi… Vatandaşların Refafyol Hükümeti dönemindeki günleri şu an mumla aradıklarını belirten Demirkıran, “Vatandaş bu durumda israf eden değil, insaf eden üreticinin yanında olan siyasi iktidarı seçme tercihinde bulunacak diye düşünüyorum. Memlekette neredeyse borçsuz olan yok” dedi…




7 Haziran 2015 Pazar günü yapılacak 25'nci Dönem Milletvekili Genel Seçimleri öncesi Hudut Gazetesi olarak partilerin 1'nci sıra Milletvekili Adayları ile gerçekleştirdiğimiz söyleşinin bir diğer ismi Saadet Partisi Edirne 1'nci sıra Milletvekili Adayı Ali Erhan Demirkıran oldu. Demirkıran, "Vatandaş bu durumda israf eden değil, insaf eden üreticinin yanında olan siyasi iktidarı seçme tercihinde bulunacak diye düşünüyorum. Bunların hepsi, İslam kardeşliği fikrine dayanan Saadet Partisi iktidarında çözülebilir" dedi.
"Seçimlerin öncelikle hayırlı sonuçlar getirmesini temenni ediyoruz. Vatandaşlarımızın büyük ihtiyaç ve beklentileri var. Siyasi partiler de bu beklentilere uygun şekilde seçim taahhütlerini hazırlıyor. Güzel şeyler hakikatten vatandaşın hoşuna gidiyor. Daha geniş ekonomik imkanlar daha geniş sosyal imkanlar vatandaşın önüne arz ediliyor. Özellikle söyleyeceğimiz söz şu dur ki 'Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz'. Bu güzel atasözü yani ne söylediğinden ziyade o insanın bunu yapıp yapamayacağına ilişkin bir intiba edinmek istiyor vatandaşımız.. Bu güzel sözü herkes söylüyor. Ama bu sözü yapar mı? Şimdiye kadar yapmış mı? Çünkü şu anda verilen bir takım vaatlerin yanı sıra tüm siyasi partilerin geçmişte yaptığı icraatlar var. Gerek yerel yönetimlerde gerek genel yönetime geldiklerinde vatandaşın dertlerine sıkıntılarına çözüm olmuşlar yoksa bu dertlerin artmasına mı neden olmuşlar? diye vatandaş bunu iyi araştırıp, tetkik etmesi ve kararı buna göre vermesi gerekiyor. Çünkü Türkiye hakikatten kritik bir noktada. Hem ekonomik, hem dış politika, hem de manevi tahribatın ve gençlerin özellikle ciddi sıkıntılar yaşadığı bu süreçte, hangi siyasi iktidarın yönetimde olacağına ilişkin ciddi bir beklenti var.

Her şeyden önce Saadet Partisi demek; Milli Görüş demek. İnsanların aklında şöyle güzel fikir var ki, Refahyol Hükümeti zamanında en güzel günler yaşanmıştı. Gerek çalışanlar, gerek emekliler, gerek çiftçiler ve buna bağlı olarak da piyasada canlılık oluşunca esnafta da ciddi bir canlılık oluşmuştu. İnsanlar o günleri şu anda mumla arıyor. O günlerin olmasının nedeni neydi? Aslında devletimizin, ülkemizin imkanları var ve bu imkanların adil dağıtımı, yani tercih meselesi önemliydi. Biz orta sınıf denen bu gelir gruplarının daha yüksek bir gelire kavuşturulması suretiyle onların memnuniyetini sağladık. Tercihte biz bankaları ve faiz ekonomisini tercih edebilirdik, rant ekonomisi diyoruz biz buna. Eğer onlar tercih edilseydi maalesef Türkiye'de yerel gelenek budur. Kimsenin ayağına basmayalım, sesi çok çıkanları rahatsız etmeyelim şeklinde bir düşünceyle yine faizciye yine rantiyeye bu kaynakları aktarsaydık 28 Şubat olmazdı. 28 Şubat olmasının esas nedeni şuydu ki, havuz sistemi kamu tek hesabı yaptık. Devletin kurumları %20 yatırdıkları parayı özel bankalara yine devletin kurumları % 120 ile alıyorlardı, yani devletin kendi taşıyla kendi başı vuruluyordu. Biz buna son verdik ve o son veriş tabi bir yerleri çok rahatsız etti. Devletin eğer borca ihtiyacı az ise bu kez de para satmak zorunda olan bankalar ellerinde ki parayı daha düşük fiyatlara satmak zorunda kalıyorlar. Biz almadıkça onlar fiyatı düşürdüler, biz ihtiyaç yok dedikçe onlar fiyatı düşürdüler. Neticede piyasada hem faiz oranları düştü, hem de devletin sırtındaki vergi yükü azaldığından vatandaşımızın eline daha fazlası geçti.

Bugün durum; kamu tek hesabından vazgeçildi, devlet yine dağınık ve israf eden bir yapıda. Bunu ben söylemiyorum. Bunu Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç söylüyor. 'İsraf etmesek vergi almaya gerek kalmaz' diyor. İsraf o boyutlara gelmiş ki toplanan ve o canımızı yakan o vergiler demek ki saçıp savruluyor hiçbir işe yaramıyor. Vatandaş bu durumda israf eden değil, insaf eden üreticinin yanında olan siyasi iktidarı seçme tercihinde bulunacak diye düşünüyorum.
Dış politika dediğimiz gerçekten neredeyse tüm komşularımızla sorunlu hale geldik. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarları değil, bizim devlet yönetici-lerimiz Amerikan Büyükelçisi gibi çalışınca, sorun üretiliyor. Çünkü onlar bu bölgede barış, hu-zur, kardeşlik olsun istemiyor ve kendilerine de Büyük Ortadoğu Projesi diye başlatılan projeyle kendilerine Türkiye'yi de kullanmak için karar aldıkları Suriye, Libya ve Mısır'la olan ilişkilerimizi adeta bozdular. Bizim komşularla gidiş gelişimiz ticaretimiz olmazsa nasıl olacak uzaktaki ülkelerle nasıl ticaret yapacağız? Neticede şuanda Türkiye'nin Suriye ile ciddi sıkıntıları var ki mülteciler sorunu başta olmak üzere.. Bu soruların hepsinin çözümü İslam kardeşliği fikrine dayanan Saadet Partisi iktidarında çözülebilir. Amerikan elçisi gibi gitmek yerine İslam kardeşliği düşüncesiyle gidildiği zaman bu sorunların önemli bir kısmı çözülür ve inşallah bu bölgede bu coğrafyada huzur ve barış hakim olur. Yine dışarıdan dayatılan aynı Suriye, Libya ve Irak'ta olduğu gibi Müslüman'ın Müslüman'a kırdırtma hayalleri var dış güçlerin. Ama biz biliyoruz ki Türküyle Kürdüyle bütün Müslümanlar kardeştir. Terörist tabi ki cezalandırılacaktır ama Kürt kardeşlerimizi teröristlerin kucağına itemeyiz. Biz millet olarak birbirimize sarılmak zorundayız. Diğer ülkelerde oynanan ve gözümüze baka baka Türkiye'de de oynanmak istenen bu oyuna kesinlikle düşmeyeceğiz. Buna da mani olabilecek siyasi hareket Saadet Partisi'dir, Milli Görüş'tür.

Yine manevi tahribatla alakalı görüyoruz. Uyuşturucu kullanmayla alakalı sıkıntılar neredeyse gündemin en baş maddelerinden biri olmuş. Bu konuda da manevi tahribat, önce ahlak ve ma-neviyat diye yola çıkan Mil-li Görüş, Sa-adet Partisi, Milli İttifak bu konuyu çözebilecek tek harekettir.
Toparlayacak olursak, vatandaş evet bu sorunlar ve konulardan rahatsız oluyor, ama en önemlisi de günlük yaşadığı hayatta ekonomik olarak nefes almak istiyor. Öyle bir yapı kuruldu ki herkes borçlandırıldı. Bu herkesin borçlandırıldığı durumda insanlığın hareket serbestliği azaldı, yani kimse bağımsız düşünemiyor. Borç hepimizin psikolojisini bozdu. Bu borçlardan vatandaşı kurtarırız, herkesin hakkını verdiğimiz bir sistem olduğunda biz inanıyoruz ki Türkiye'de ki şu anda olumsuz siyasetçilere de soğuk bakan, çünkü verilen söz yerine gelmiyor. Bu siyasetçilerin verilen sözlerin yerine gelmesiyle hem ülkemizde işler iyiye gidecek, hem de itibarlı hale gelecektir.

İşte bu yapıyı kurabilmek için Saadet Partisi olarak biz devlet millet kaynaşması dediğimiz yani insan demesi lazım ki, 'Benim ne güzel devletim var', benim ekonomik olarak ta ahlaki olarak ta ülkemin dış politikası olarak ta öyle güzel kararlar alıyor ki netice olarak biz bundan memnunuz mutluyuz ve rahatız. Adaletle yönetiliyoruz ve güven içindeyiz. Bu iki sihirli kelimeyi biz insanlarımıza söyletemediğimiz müddetçe bu düşüncelere insanlarımızı uğratamadığımız sürece bu sıkıntılar artarak sürecektir.


"EHİL OLANLAR YÖNETİME GETİRİLMELİ"

Adalet ve güvenlik duygusu bunların hepsinin olduğu bir siyasi iktidar bu seçim sonucunda oluşur diyoruz. Bütün bu sıkıntıların aşılabilmesi için öncelikle ehil olanların yönetime getirilmesi lazım. Türkiye'de biz nasıl ki iyi bir iktidar olsun diye uğraşıyoruz Türkiye'yi masanın üzerine koyup ben bu ülkeye nasıl hakim olurum diyen kişiler var. İsraf etmeyen, vatandaşının adalet duygularını kuvvetlendiren devlete olan bağlılığını kuran eğer bir siyasi iktidar olursa bizim işimize gelmez diyen bazı dış güçler var. Maliye Bakanlığı yayınladı. Bu utanılacak şeylerden bile en iyi borçlanan ülke ödülü aldık. Yani bunu isterseniz göndereyim size. 5 dalda Maliye Bakanlığı'nın başarısını öne çıkarıyor.
Memlekette neredeyse borçsuz olan yok. Köylü dediğin kim üretici. Üretici dediğin üretmezse Edirne'deki esnaf onlara bağlı, esnafın 3'te 1'i köylü, yetmez müşteri olarak da onu bekliyor. Ekonomik sıkıntılar neticede evliliklerinde sonunu getiriyor. Her 4-5 evlilikten biri boşanmayla sonuçlanıyor."