işletme dediğin bir ödeme, kazanma ve kazançta süreklilik meselesidir.
bu yüzden güvenli bir iş ortamını kanunlarla, yasaklarla, cezalarla sağlayamazsınız. devlet denetimiyle hiç sağlayamazsınız.
hele ki oradaki bir memura seni müfettiş yaptım, git iş güvenliğini sağla diyerek olmaz bu iş.

tüm kamu personelini sınavla işe alabilrsiniz. ama müfettiş ve iş güvenliği uzmanı kadroları mutlaka ilgili alanda en az 10 yıl saha yani yerinde yani elini o işe değdirerek çalışmış
kişilerden seçilmeli.

bostanın dibine tıklayarak onun şeceresini sayan kabzımal gibi! bir bareti tıklayarak onun adi malzemeden mi üretildiğini, sıcakta çalışmaktan, soğukta çalışmaktan
onun teknik vasfını mı yitirdiğini kavramak, teftiş etmek ancak saha çalışanlarının erişeceği bir tecrübedir.

direğe tırmanan bir işçi, beline sardığı kemerin depolarda beklemiş, çürümeye başlamış bir malzeme olup olmadığını onun duruşundan anlar.

bu yüzden kanunlardaki iş tanımına tecrübe kavramı da eklenmeli. tecrübe yoksa yapılan iş, iş değildir.

hükümet yetkilileri işçi toplayıp çalıştıran ve onlar üzerinden para kazanan dayıbaşı, işçi çavuşu gibi sıfatlı, kişi uygulamasını kaldırdığını açıkladı.
saçmalık!!!

şunun adına işçibaşı diyelim.

çalışmanın her yönünde olduğu gibi güvenlik alanında da en iyi verim ancak işçibaşılık sistemiyle sağlanır.
bu işi yapması öngörülen ancak bürokratik yeni bir kol olmaktan öteye gidemeyen işçi sendikaları bir sömürü aracıdır. kaldırın onu.
sendika ancak bir kandırmacadır. yok edin gitsin.

onun yerine işçibaşı sistemini getirin. bir kişinin arayıp toparlayabileceği, evine gidip soruşturabileceği, takip edebileceği insan sayısını 20 olarak alalım.
aynı bir öğretmenin sınıfı gibi.

etrafına 20 kişi toplamış, onların saygısını kazanmış bir işçibaşı işçi arayan bir işletmeye gider ve pazarlık eder. işçinin tecrübe durumuna göre
işveren teklifini yapar, teklif aynı zamanda işçibaşının komisyonunu da içerir.

çalışma başlar. işçi işe gelmedi. işçibaşı gel beri. işçi işi savsakladı. işçibaşı gel beri. işçi emniyet askısı olmadan çalışırken görüldü. işçibaşı gel beri.

öte yandan işçinin hakkının korunması gerekir. sayın patron bu hafta benim işçiler işin ağır kısmında çalıştılar oysa diğer işçi gurubu daha hafif işlerle
meşguldüler. şimdi ya bu hafta bizi hafif işe onları ağır işe vererek adaleti sağla ya da benim işçime prim ver.
o grup bu işi beceremiyor, seninkilere prim yazıyorum, siz devam edin. al sana anında çözüüm.
patron! yarın benim işçime inşaatı devam eden bölümde iş yazmışsınız. eğer orada çalışmamı istiyorsanız bir iş güvenliği uzmanı çağırın. orada nasıl
çalışmamız gerektiğini öğretsin. al sana anında çözüm. zira iş dediğin her zaman ve her yerdedir. o iş yapılmazsa bu işletme kazanamaz, kazanç yoksa
maaş ta yoktur.

gibi...

yani iş güvenliği sendikalar gibi yazışmalarla, restleşmelerle değil! yerinde ve anında iş bitirmeye elverişli işçibaşı sistemiyle sağlanır.
yeter ki bu adamlara yetki-sorumluluk verilsin. meslek odasında işçibaşının da sandalyesi olsun.

zaten onu da anlamıyorum. neden iş sahasını devlet denetliyor. ne alaka.
devlet kiiiiiiim bir döküm fabrikasında çapak alma kıvılcımlarına tedbir almak kim. ne alakası var. devletin işi gücü yok mu?
işi olmadık işlere yetmeye çalışıyor.

o zaman meslek odaları niye var? ne iş yaparlar. bir sürü aidat ve mühür parası toplayıp kokteyller varmekten başka.
bimem ne odasının antalya da oteli varmış. peh. tabi adamların keyfi gıcır. onlara ne odalarına kayıtlı bir işyerinde ölen bir işçiden.

devlet iş güvenliğiyle uğraşmasın. iş güvenliğini asıl sağlaması gereken odaların tepesine çöksün.

odalar tutsun müfettişi. onlar denetlesin kendi iş alanlarındaki işyerlerini. onlar ruhsatlandırsın. ve bir hata olduğunda onlar tazmin etsin zararı.
zararı niye devlet ödüyor, dolayısı ile vergi veren ben!

memleketin kerestesini karşılayan sektörün bir odası olur. bu odanın görevi ülkenin orman ürünleri ihtiyacını karşılamaktır. sorumluluğu ise
kereste ihtiyacını uygun fiyata karşılamak, sektörde kaçak işleri engellemek, devlete ve işçiye ödenecek ödeneklerin ödenmesini sağlamak,
sektörü yürüten işletmeleri denetlemek, pazar çalışmaları yapmak, sektörden geçinen bütün insanlar için dengeler yürütmek. sektörde oluşan israfı engellemek.

eğer keresteciler odası bunları sağlayabiliyorsa ülkenin iyi bir orman ürünleri sektörü var demektir.
bu ise devlet-işveren-işçi üçlemesiyle değil, oda-işveren-işçibaşı üçlemesiyle sağlanır.

bu arada bizim partinin iş güvenliği konusuna bulduğu çözüm yollarına bakın: http://www.milligorusportal.com/showthread.php?t=32172
sanki yeni bir şey öneriyorlarmış gibi :)

kardeşim sen işçiyi istediğin kadar eğit. işçi dediğin işverenin önünde çerez gibidir. hele bir dediğini yapmasın, yer onu.
işçi ile işveren arasına anında müdahale yetkisi olan bir süzgeç koymadan ancak o işçiyi öldürmüş olursun.
tabi senin demenle ölen eğitimli bir işçi olur, o kadar.

bu eğitim meselesinin bir diğer yönü niye bu eğitimin maliyeti işverene ya da devlete yüklenir? bunu anlamıyorum.
adam içeriye girmiş, işçi olmuş. ondan sonra da gel ben seni eğiteyim de daha iyi bir işçi ol, dediğinde iyi ile kötü nerde
ayrışacak. bilenle bilmeyen nerde ayrışacak? işi bilen dışarda kaldı. bilmeyen işi kaptı bir kere.

işçinin eğitimi işçinin kendisini bağlar.
siz işçiye maaş belirleken bilen işçi, bilmeyen işçi diye ayırın. daha fazla maaş isteyen gitsin eğitimini alıp gelsin.

işte size çözüm.. eğitimi işverene ya da devlete yüklerseniz o ancak geçiştirmelik 1 haftalık sertifika eğitimi olur.
oysa işçi kendi eğitiminden sorumlu olursa onu çinde bile olsa bulur.

müfettişler 10 yıl tecrübeli iş güvenliği uzmanlarından seçilirmiş. iş güvenliği uzmanı nereden gelir?
2 yıllık önlisanstan gelir.

yani eline keser alıp bir çivi çakmamış adam sonunda gelir seni teftiş eder.

olur mu? hükümete göre olur da, saadet partisine göre de olurmuş.

burada inşaat mühedisinin kalemi bırakıp çekiç kullanmasından bahsetmiyorum. ama müfettiş yapılacak bir mühendis
mutlaka sahada çalışmışlardan seçilmeli.

keşke saadet partisi de iş güvenliği raporunu tecrübeli kişilere hazırlatsaydı.