Yıllarca vahşi Kapitalizm ve Irkçı Emperyalizmin Kara Kıtanın çocuklarını nasıl sömürdüğünü hamasi nutuklarla dile getirip anı yaşar sömürgecilere lanet okurduk. Ve ardından unutup hayatın rutin akışına devam ederdik. Oysa o mazlum coğrafyada ki çocuklar daha gençliklerinin baharına ermeden gençlik kavramının ne olduğunu bile daha idrak edemeden açlıktan daha çocuk denecek yaşta hayata veda etmeye ve akbabalara yem olmaya devam ediyorlardı. Onlar 30 yaşlar nedir bilemediler yaşlılık, ihtiyarlık nedir bilemediler. Çünkü onlar bunu hiç yaşa(ya)madılar!

Kara Kıtanın çocukları onca zengin maden yataklarına sahip olmalarına rağmen Batının doymak bilmeyen sırtlanlarının, akbabalarının lüks Karunca hayatlarına feda edildiler senelerce. Doymak bilmeyen nefisleri ve arzuları için Kara Kıtanın çocuklarını “daha gencecik yaşta ölmesinler” diye kendi memleketlerine götürüp köle yaptı Vahşi Kapitalizmin bekçileri…
Oysa biz Müslümanlar, özel günlerde onlara ithafen hamasi birkaç nutuk atıp avuttuk vicdanlarımızı… Bosna da savaş sürerken herkes Mehmetçiğin Bosna’ya kardeşlerinin yardımına gitmesini beklerken Mehmetçiği Somali’ye Amerika’nın sömürgesinin bekçiliğini yapmaya gönderdiler… Somali ve diğer Afrika’nın mazlum Kara yüzlü insanları hep ilk önce gözlerini semaya ardından da Türkiye ye doğru ufka diktiler. Bizi kurtaracak bir Müslüman yok mu? diye…

Artık Soma(li) bize uzak değil!

Artık bizimde kara gözlü kara yüzlü mazlumlarımız var. Artık bizimde Kara Yüzlü kurbanlarımız var. Hem de aynı cepheden aynı gerekçelerle: Vahşi Kapitalizmin bekçileri daha fazla zengin olsunlar diye… Onlar daha fazla Karunlaşsınlar diye… Onların doymak bilmeyen nefisleri daha da azgınlaşsın diye…

Göçük altından çıkartılan bir teknikerler anlatıyor: “17 gündür madendeki kabloların değişmesini istedik, şirketi defaten uyardık ve yalvardık ama kabloları değiştirmediler, fareler kabloları kemiriyordu...” Bu sözler aslında her şeyi açıklamaya yetiyor da artıyor bile… “Ne olacak canım sende idare ediverin işte…” “Nasıl olsa değiştirirler bilahere…”

Öylemi?

Bu kadar ucuz mu ulan bir insanın hayatı?

Bu kadar ucuz mu yetim kalan onca yavrucağın hayatı?

Bu kadar ucuz mu evlerinin direği yıkılan kadınların hayatı?

O ocağa düşen ateş bu kadar basit mi?

O ateş kahrolasıca sizin nefislerinize düşmeliydi ki; o zaman anlardınız o sorumsuzluğunuzun ne demek olduğunu…

Buradan bir çift sözümde yetkililere: Bu ateş sizin ocağınıza düşmedi bu gidişle de düşer mi bilmem ama sizler bu dünya da ki pozisyonlarınızı korumaya devam ediyorsunuz… Siz Yetkililer o maden ocaklarını hakkıyla denetlemeyenler, orada şehit olan yüzlerce insanın ve geriye bıraktıkları yetimlerin öldüğünüz güne kadar “ahları” sizin üzerinizde olacak ve iki elleri mahşer günü sizin yakanızda olacak bilesiniz…

Artık bizlerde “YAS” tutabiliriz artık bizimde bir SOMA(Lİ) MİZ VAR!