+ Konuyu Yanıtla
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor

Konu: Facebook sen nelere kâdirsin!

  1. #1

    Facebook sen nelere kâdirsin!

    Facebook sen nelere kâdirsin!

    Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzeri yatarken facebook’u anarlar ve onun için resim çektirirler.. Yanlış mı hatırlıyorum ayeti yoksa. Yo yo, böyleydi… kesin böyleydi sanki…

    ***

    Yaklaşık 2 yıl önce, bir veri için bir arkadaşın hesabından face’e girmiştim. Bu vesile ile cümle âlem ne eder, nerdedir bir sörf edeyim demiştim.

    Aradan 2 yıl geçti. Bugün, bir sörf daha gerçekleştirdim bir arkadaşın hesabından. Dalgaların boyu epeyce yükselmiş olduğundan sörfeylemek de zorlaşmış face’de. Bir bakayım dedim bu-şu-o vesile ile tanıştığım zevat-ı kirâm ne etmiş ne olmuş.

    Özetle;

    2 yıl önce face’i olmayan pek çoklarının artık face’i var. Günlük hayatta face to face’e mesafeli olan mücahid ve mücahideler facebook to facebook paslaşmaya başlamışlar. Paslaşmaktan kastım selam-sabah hal-hatır değil elbette. 2 yıl önce gündelik yaşamda “face”’ini göstermekten çekinen ve hatta gözgöze gelmemeye çalışanlar şimdi facelerinde “face”lerini fantastik pozlarla sereserper olmuşlar. Kendilerine yöneltilen “bu ne güzellik böyle”lerden tutun, diğer lisanlardaki pretty veماشاالله lara varan mehdiye-i güzideleri kabul eder ve hatta bunlara karşı olan memnuniyet ve hoşnutluklarını “o sizin güzelliğiniz” gibi yüksek dozlu tevazu cümleleri ile karşılar olmuşlar.

    Duvara yaslanmış, amuda kalkmaya yakın tepetaklak atar-yapar gibi oturmuş, dere-tepe ve düz kayaların sırtlarında ve bil cümle tabiat olayları ile imtizaç eylemiş ve elbette başta güneş olmak üzere semavatın cisimleri ile arka dekorunu tamamlayan kim varsa, bu an-ı mühimmelerini ölümsüzleştirmişler ve elhamdülillah bunları ümmeti Muhammed ile “sosyal paylaşımlamışlar”. Duygulanmamak elde değil!

    “Aman da kimin yeğeni imiş”,

    “Vay halama bak, prenses bee”,

    “تباركاللهاحسنالخالقين“,

    “Oo sister, you look so pretty”,

    Ve daha niceleri… Ve tüm bu -ayetlerin dahi alet edildiği- methiye-i asılmalar tümüyle herkese açık hesapların gözleri önünde gayet derecede normal hale gelmiş.

    İnsanın aklına hemen şu güzel dörtlük geliyor;
    Bize bir nazar oldu,
    Cumamız Pazar oldu,
    Bize ne oldu ise,
    Hep azar azar oldu.


    Evet, ne oluyor ise hep ufak ufak, yavaş yavaş oluyor bize…

    Spesifik şahısların 2 yıl önceki sosyal paylaşım tutumları ile şimdiki güncel tutum(suzluk)larını gördükten sonra itmi’nân ile kânî oldum ki, facebook bu ümmetin gençliğinin ar damarını laçkalaştıran en başarılı enstrümanlardan biri. Bunu fark edebilmek için bir araştırma enstitüsü kurmaya gerek yok. Şayet günlük kullanıcısı isen tahlil etmen zor. Sebebi kurbağanın kaynatılması hikâyesinde saklı. Arayıp bulabilirsin, face’de vardır muhakkak. Şayet uzun bir zaman diliminden sonra tekrar face’de tecevvül eylersen, fark edersin o arkadaşlarının, akrabalarının ve bilcümle yakınlarının arkadaşlık profilleri, anlayışları, resim paylaşımları ve ardından gelen sonu gelmez yorum ve kritikleri nasıl da değişmiş.

    Sosyal Medya İDSB’nin son Uluslararası Gençlik Buluşması’nın da ana temasıydı, 2012’de gerçekleşen pek çok benzer gençlik etkinliklerinde olduğu gibi. Arap Baharındaki önemli rolünden bahsedilip duruluyordu. Evet, inkâr edilemez. Ancak, Arap Baharı gündemlerinin 22. maddesinden de daha alt sıralarda yer alan ve Hayatının Baharını sere serpe yaşamak isteyen pek çok müslüman gencin hayâ ve namus değerlerinde gerçekleşen tahribatın da zeminini oluşturmaktadır bu sosyal medya maalesef. Öyle sosyalleşmektedirler ki, sormayın gitsin. Öyle bir nesil ki bu gelen, facebook’unda ve twitter’ındaki arkadaş sayısı sosyalleşme kıstası olan; sosyallik kalitesini de bir taraflarını ağaca-tahtaya çayıra-çimene yaslayıp çiçek ve böcekle verdiği pozların aldığı “beğen”i oranı ile ölçen bir nesil geliyor.

    *

    Bu arada, üzerinde çok kafa yorulması gereken “beğen” olgusunun “ben” ile yani “ene” ile fena derecede yakınlığı olduğunun ve face hastalığından kurtulmanın yolunun bunun üzerine yapılacak olan tefekkür ve itiraf periyotlarından geçtiğinin altını çizmekle iktifa edeyim. Bunun farkında olan Twitter da çok yakında koyacak “beğen” butonunu. Zira insanın en zayıf noktasının “be(ğe)n” olduğunun farkında.

    *

    Yok abicim… Sosyalliği de, medyası da, sosyal medyası da batsın. Bu manzaradan sonra SalamWorld’e olan ümit ve inancım da azaldı. Zira değerleri, algıları, bakış açıları, zihin paradigmaları değişen kimselere sen istersen CennetWorld getir, istersen de Qur’anWorld. Hepsinin “face”ini face’e çevirecekleri yüksek muhtemel.
    Neymiş efendim, etkinlikleri bununla takip ediyoruz. Cihada face vesilesiyle koşuyoruz. Yav face dediğin şey zaten taşeron. Takip edeceğin Kültür-Haber sitesini bildikten sonra hiçbir şeyden geri kalmazsın merak etme. İletişim mi kuruyorsun arkadaşlarınla, kalsın… bayramdan bayrama kur ne kuracaksan.. 300 tane arkadaşının her adımından, her karesinden haberdar olmanın anlamı nedir!

    *

    Ey gidi Face.. Sen nelere kadirsin! Tüm bu sosyalliğine ve tüm bu entelektüelitene rağmen uzak duracağım senden. Biliyorum bana özel davetiye göndermeyeceksin. Kimse de eyvahlar etmeyecek ben face’de yokum diye. Her ne olursa olsun veya her ne olmazsa olmasın sen böyle olduğun veya öyle olmadığın sürece ve sen sana gelenleri “ben”lerinden yakalayıp “beğen”ilme vaadiyle benliklerinden uzaklaştırdığın müddetçe “zattiri zurt arkadaşın seni facebook’a davet ediyor” maillerine de yüz vermeyecek ve her seferinde çöp kutusunun dibine yollayacağım seni ve senden geleni. Sen gerçekten senden O’na sığınılacak bir şeysin face. Hala daha TV kumandası için ürettikleri klişe söylemi senin için de söyleyedursun kimileri, hala daha “ben irademe sahip bir bireyim, ihtiyacım kadar face’de takılıyor, zaman israfı yapmıyor, vakti gelince kapatmasını biliyorum” diyedursun bazıları, sen işini biliyorsun face. Çokları vakitlerini zâyi etmekten kendilerini alamadıklarını bile bile üst perdeden cümleler kuradursun, senin kadar ben de biliyorum face neyin ne olduğunu. Face sen gerçekten işini biliyorsun. Yavaş yavaş yapıyorsun ne yapıyorsan. Kimseye çaktırmadan. Çakan biri olsa dahi avukatlığına soyunacak nice Müslüman gençlere sahip olduğunu da biliyorum face. Ve ey face, feyzinden ben de nasiplenecek miyim bir gün… Sahi feyzinden nasiplenen var mı hiç face… M. Zuckerberg’ten başka…

    ***

    Not: Tümüyle sosyal medyaya karşı değilim elbet. Sosyal medyayı sosyal medyaya ihtiyacı olanların kullanmasını önemsiyorum. Kimse bana kalkıp sosyal medyanın ehemmiyeti ile ilgili ders vermesin. Çok dinledim, biliyorum, ihtiyaç halinde ve zamanında kullanıldığında büyük bir rol üstlendiğinin ve bunun gerekliliğinin farkındayım. Bu yazımdaki isyanımın ne olduğunun farkında olduğunuzu da biliyorum ancak yine de kimi ileri zeka zevatın şeytanın avukatlığına soyunmasına pabuç bırakmamak için bu notu düşme gereksinimi duydum, ve duyurdum. Ama yine de temiz olduktan sonra ve 3 m(a)il yürüme mesafesinde dayanıklılığını koruyabildikten sonra farklı pabuç ve mestlere saygım vardır her daim.

    Konunun benim için en önemli ve endişe verici yönü ise bizden sonraki neslin “sosyalleşme” algısının ne olacağı. Zira güncel bir araştırmada sosyal ağlarda en fazla vakit geçirenlerin 13-17 yaş arası gençler olduğu verisi mevcut. İşte bu gençler şimdinin aktif 20 yaş üzeri yetişkin abi ve ablalarından öğreniyorlar sözüm ona sosyalleşmeyi. O yüzden bugün münferiden yukarıda sıraladığım sosyalleşmeleri gerçekleştirenler bilsinler ki gelecek yeni neslin hayâ ve namus algılarının şekillenmesinde aktif rol oynuyorlar. Kısacası bu böyle devam ederse, 3-5 yıl öncesinde aldıkları bayrağı şimdi mezkûr manzaraya çeviren günümüz “sosyal” gençlerinden sonra yeni nesil eline bayrağı aldığında “sosyalleşme”yi nasıl bir noktaya taşıyacaklarını düşünmek bile istemiyorum.

    Tüm yazılanları ister ergen dönemindeki çocuğun hızlı büyüyüşünü uzun periyotlarla gözlemleyen harici bir gözün 1-2 yıllık zaman diliminde (beraberindeki ebeveynin fark edemediği) zamana yayılmış bariz değişimi (büyümeyi) çok daha iyi fark etmesi ve bunun hayretini yaşaması olarak veya kurbağa hikâyesi örneğinden hareketle sıcak suya bir dalış yapan şahsın hemencecik sudan çıkmak istemesi olarak algılar ve içerisinde bulunduğunuz suyun sıcaklığını ölçmeye karar verirsiniz, yani ne kadar “sosyalleştiğinizi” ve bu sosyalleşmenin ne derece İslamiyet ile bağdaştığını sorgular, kısacası bir muhasebe-i nefs gerçekleştirirsiniz; isterseniz de asosyal bir dosttan gelen ve “unlike”lanılması gereken bir yazı olarak çöp kutusunun dibine gönderip sıcak küvetinize uzanabilirsiniz.

    Allah kalbimizi dini üzere sabit kılsın!

    emrah eker

  2. #2
    Kayıtsız
    Misafir
    Tüm tespitlere gönülden katılmaktayım.
    Yalnız bir şeye dikkat çekmek istiyorum:

    2- *Facebook birkaç sene önce yoktu. Yani o olmadan da yaşanabiliyor.*

    ama Facebook, Twitter veya sosyal ortamlar artık var. Bundan sonra da var olmaya da devam edecek görünüyor. İnsanlar müslümanlara sövmek, İslamahakaret için bu mecraları kullanırken hayatımızdan mı çıkarmalıyız? Yoksa daha faydalı kullanmayı mı öğrenmeliyiz? Bu konuda ne düşünüyorsunuz merak ediyorum.

    Not: Birisi Salam World a artık güveninin kalmadığını söylemişti. Nesine güvenebilirz ki; geçenlerde sosyal medyaya yakın bir arkadaş Salam world arkasında Rus hükümetinin olduğunu iletti. Mümkündür... Sosyal ağlar malum...

    Saliha Eren
    Grafik & Web Tasarım

  3. #3
    Kayıtsız
    Misafir
    Selamunaleykum.

    Sosyal ağlar kurulma amacı açısından çok sağlıklı varlıklar değil. Kullanırken dikkatli olmak lazım. Yani en son nerde olduğunu söylemeye 80 tane fotoğraf koymaya her düşündüğünü yazmaya gerek yok. Adamlar zaten şifrelerimizi falan biliyorlar ne kadar bilmiyoruz deselerde. Çok detaylı bilgileri girmek doğru değil.

    Olabilecek şeyler yapılan yardım faaliyetleri, şuurlandiracak videolar paylaşmak, Kuranı paylaşmak haberleşme olarak kullanılabilir diye düşünüyorum. Diğer şeyler çok saçma yani Facebook'a ne benim dün ne yaptığımdan. Veya kız arkadasina söyleyemediği şeyi insan niye 400 arkadaşına ilan etsin yani. Sonuç olarak sosyal ağlar sanal dünya olarak nitelendirilebilir. Bizde normal dünyada nasıl yaşamamız gerekiyorsa orda da öyle hareket etmeliyiz.


    Osman Samed

+ Konuyu Yanıtla

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •