Darbe severlerle işimiz olmaz!

Farklı bir ekip var karşımızda. Bir sinema dergisi için buluşmuşlar ve hem kendilerini hem de çıkardıkları dergiyi güçlü bir hale getirmişler. Birbirleri gibi düşünmüyorlar. Farklılıklarını seviyorlar, sorunları tartışarak çözüyorlar ve asla birbirlerine olan saygılarını kaybetmiyorlar.






Üçüncü yılına giren ve 'Darbeler Özel Sayısı'yla yayın hayatına devam eden Film Arası dergisinin ekibiyle uzun soluklu bir söyleşi gerçekleştirdik.

Sinemayı, dergilerinin sorunlarını, projelerini ve dostluklarını konuştuk. Kimi zaman ciddi kimi zaman gülümsediğimiz cevaplar aldık.Suat KOÇER, Gülcan TEZCAN, Abdülhamit GÜLER, Gökşen AYDEMİR, Yeşim TONBAZ, Ahmet TOKLU ve Regiman DENİZ röportajı....


Dergi olarak üçüncü yılınızdasınız ve tanınırlığınız her geçen gün artıyor. Bundan sonraki süreçte nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Aslında dergimiz ilk çıktığında 16 sayfadan oluşuyordu. Bilinip okundukça sayfa sayımızı önce 36'ya daha sonra da 44'e çıkardık. Film Arası dergisi yerli film ekseninde gidebildiği kadar gidebilecek bu özelliğinden ödün vermeyi düşünmüyoruz. Bu topraklara ait sinemayı anlatmaya, tartışmaya devam edeceğiz. Bu değildir ki sadece yerli sinema. Biz yerli sinemayla beraber dünya sinemasının da farklı özgün çalışmalarını bir şekilde gündem yapıyoruz. Hatta yeni dönemle birlikte dünya sineması bölümü artacak. Popülerlik yerine nitelik üzerinden giderek 'Avrupa' ve 'Hollywood'un kaliteli yapımlarını inceleyeceğiz.

Derginize çok yönlülük açısından tepkiler geliyor mu?

Evet geliyor. Mesela "siz çok liberal bir dergisiniz herkesle konuşuyorsunuz." deniyor.Sizin röportaj yapmayacağınız isimler var mı?Evet var. Hayatı daraltan dünyayı daraltıp tek tipleştiren bir takım değerleri erozyona uğratmak için çaba içinde olan insanlar ve bu ülkenin farklılıklarına, zenginliklerine kapı kapatan kişilere tahammül etmek istemediğimiz gibi sayfalarımızda da yer vermek istemiyoruz. Darbeye binde bir de olsa sıcak bakan bir anlayış Film Arası'nda şansı olmaz. Özellikle de bu toprağın değerlerine yüzünü çevirenlerle işimiz olmaz. Ama onun dışında yazar, çizer ve konuk anlamında bütün fikirlere, ideolojilere yer verdik Zaten Film Arası'nın kapaklarına baktığımız zaman bu bariz bir şekilde ortaya çıkar.

Dağıtım konusunu nasıl hallediyorsunuz?

En çok sıkıntı çektiğimiz yer dağıtım konusudur. Burada bir tekel var ve bizi de mağdur ediyor. Dağıtımımız ne kadar kötü olursa bu derginini işleyişine olumsuz anlamda yansıyor.Bugün büyük gazetelerin ulaşamadığı kasabalar var. Dolayısıyla büyük bir dağıtım sorunu var ama mümkün mertebe bunun da üstesinden gelmeye çalışıyoruz..

Tirajınızı sorsak

2 bin bastığımız zamanlar da oluyor 1.500 de. Bu sürekli değişiyor. Son kampanyalarımızdan sonra artacağını düşünüyorum.

Hayal kırıklığına uğradığınız anlar oldu mu?

Çok hayal kırıklığına uğradık. "Biz sanatın arkasındayız, biz sanatı destekliyoruz." diyen birçok kurum ya da oluşum söz konusu destek olunca maalesef geri adım atabiliyor. Dolayısıyla sanata ram oluyorsanız hayal kırıklıklarını da hesaba katmalısınız.


Gülcan Tezcan: İnancıma hakaret edenle konuşmam

Ses getiren kişilerle söyleşi yapıyorsunuz. Bundan sonraki röportajlarınız nasıl olacak?

Açıkçası önceden bir planlama yapıp bir liste oluşturmuyoruz. Ama kafamızda olan özellikle de şunlarla konuşsak daha iyi olur dediğimiz kişiler var. Onları da daha çok yaptıkları projeleri görerek karar veriyoruz. Daha çok Suat Köçer'le konuşuyoruz röportaj isimlerini. Bu da tartışmalara neden oluyor. Özellikle de ilk zamanlar bayağı sıkıntı çektik. Hem sözü olan hem de kapağı taşıyabilecek isimler olması lazımdı. Bu arada çok da popülaritenin tuzağına düşmememiz lazımdı.

Suat Köçer toplantılarda tartıştığınızı söylüyor nasıl tartışmalar bunlar?

Çok demokratik toplantılar oluyor diyebilirim. En çok da röportaj yapacağımız isim konusunda tartışıyoruz. Mesela bir isim konusunda çok tartışmıştık

İsim kimdi?

Söylemek istemiyorum. İşin dedi-kodu tarafından bakarsak gerçekten olması gereken bir isim ancak içerik anlamında yetersiz biriydi. Aslında bizim kapağa taşıdığımız isimlere de birçok tepkiler geldi. Biz insanların ideolojisine pek bakmıyoruz. Yaptığı işin kalitesine bakıyoruz. Bir de dünyaya ne kadar açık bakabildiklerinde önem veriyoruz. Bizim için önemli olan o kişinin sinemaya kattıklarıdır.

Peki hiç mi "şu kişilerle röportaj yapmayız" dediğiniz olmadı?

Belli kriterlerimiz tabi ki var. Mesela ben kendi adıma söylüyorum bir darbe severlerle asla konuşmam. Levent Kırca'yla ve de Müjdat Gezenle de konuşmam. Zaten bunların sinemaya bir şey kattığını da pek düşünmüyorum. Alenen inancımıza küfür eden insanlara da çok fazla prim vermek istemiyoruz.

Birkaç işi bir arada götürüyorsunuz bu zor olmuyor mu?

Biz bu dergiyi çok büyük emekler vererek ve dişimizle tırnağımızla bir yere getirmeye çalışıyoruz. Hakikaten çok ter döküyor ve kafa yoruyoruz. Bu derginin devam etmesi için belli şeylere dikkat etmemiz gerekiyor. Çok hassas bir terazi tutturmanız gerekiyor. Şuna, buna, ona yakın olalım gibi bir kaygımız yok. Ama bıçak sırtında ilerliyoruz. Bu dengeyi korumak için gayret gösteriyoruz. Dolayısıyla bazı noktalarda Suat'la çelişebiliyoruz. Ama derginin daha düzgün ve kaliteli olması adına tartışıyoruz.

Abdulhamit Güler: Birbirimize güveniyoruz

Derginin toplantılarını bir de sizden dinleyelim


Aslında Suat (Köçer) çoğunlukla kendi fikrinin kabul edildiğini zannediyor. Biz zaten Suat'ı (Köçer) nasıl köşeye sıkıştıracağız neleri kabul ettireceğiz" diye aramızda toplantı öncesinde konuşuyoruz. Sonuçta Suat'ı istediğimiz şeye ikna edebiliyoruz. Bizim açımızdan oldukça demokratik diyebiliriz. Sonuçta hep bizim dediğimiz oluyor. (Gülüşmeler) Suat Köçer'i ikna etmekte zorlandığımız bir konu da sanat sineması dediğimiz alana giren filmler. Büyük bir yaramızdır ama biz bunu en iyisi kendi aramızda tartışalım (gülüşmeler)

Bize de açabilirsiniz derdinizi kardeşçe dinleriz?

Açalım da, bir de bu röportajın sonu var (gülüşmeler)

Bir sansür mü var diyorsunuz?

Yok yok kesinlikle yok. Herkesin bir ilgi alanı var ve bu ilgi alanına göre söylemler geliştiriyoruz. Müdahale olmaz ve olamaz. Bir güven var aramızda.

Film Arası'nın izlediği yolu anlatır mısınız?

Aslında derginin içeriğinde bir denge var. Bizimle birlikte iki tane dergi daha var. Bakıyorsunuz birisi çok akademik bir diğeri de fazla popüler. Film arasının ne gibi boşluğu doldurduğu ve nasıl işlev gördüğünü buradan anlayabiliriz. Hem yerlilik hem de sinemaya bakış, akademik olarak çıkan yazılar da var halkın anlayacağı dilden kaleme alınmış yazılar da var. Yerlilik dediğimiz mesele önemli bir şey. Bizim insanımıza ulaşmanın dili onun dilinden konuşmanızla mümkün. Bu demek değildir ki basit yorum, basit haber. Hayır, tam tersi mahiyeti ve normu yüksek tutarak onların dilinden konuşabilmek önemli olan. Kapaklarımıza bakılanca bu çok iyi anlaşılır.

Promosyon olarak afiş ya da DVD vermeyi düşünüyor musunuz?

Şu an hayata geçirmeyi düşündüğümüz projeler var. Okuyucu da aslında talep ediyor ama netleşip de hayata geçerse haber veririz.

Ekibinize yeni kişiler katılacak mı?

Buna memnuniyetle evet diyebilirim. SİYAD'ın eski üyelerinden olan ve haksızlıklarla bu kurumdan uzaklaştırılan Ege Görgün ekimize katılacak. Kendisi sinemaya özgün bakan birisi ve 'Boyalı Kuş' köşesiyle bizimle olacak. Üçüncü Adamlar köşesiyle ise kısa filmler çeken genç bir arkadaşımız Erhan Tuncer de artık bizimle olacak. Tuncer daha çok Avrupa Sineması üzerine duracak.

"Size destek olalım" diyen çıkmıyor mu?

Basın sponsorluları dışında festivallerden de bir destek alamadık. Orda da başka bir çark işliyor. Merkez medyanın gurupları o çarkın içerisine çok güzel entegre olmuş. Ne festivallerden ne de sponsorluklardan olumlu bir destek göremedik.

Diğer sinema dergilerinde durum nasıl?

Diğer sinema dergisini çıkaran arkadaşlarımızda da bu sorunlar mevcut. Çünkü onlar da röportajlarında hep traj azlığından ve geçim sıkıntısından dem vuruyorlar. Onlar da haklıdır çünkü sektörün durumu ortada. Ama onların büyük yerlerden reklam aldığını ve çarkı biraz olsun döndürebildiğini biliyorum. Biz de gönüllülük esası var. Merkez medyada bu maaş usulüyle işliyor.

Film Arası'nın okuyucularıyla arası nasıl. Benim yazımı da yayınlayın diyenler çıkıyor mu?

Oldukça fazla yorum alıyoruz. Genellikle Film Arası'na katkı sağlamak isteyen bir kitlemiz var. Biz elimizden geldiğince bunları değerlendiriyoruz ancak bazılarını yayımlayamıyoruz. Israrla gönderiyorlar. Biz de bir sonraki sayı için düşünüyoruz. Bunların içerisinde okuyan ve sinemayla akademik anlamda ilgilenenler de var. Bunun dışında izlediği film için fikir beyan etmek isteyenler de dergide olmak istiyor. "Bunları yayımlayalım" diyoruz ama hepsine yer vermemiz mümkün olmuyor. Lakin dergide değerlendiremediklerimize mutlaka dönüş yaparak bildiriyoruz. Okuyucumuz yılmıyor ve sürekli gönderiyor. Hatta bizim yazarlarımızdan daha istikrarlı yazan okuyucularımız var. (Gülüşmeler)

Siz setlerin içerisindesiniz ve setlerden bakıldığında dergi için neler söyleyebilirsiniz?

Başlangıçta bülten olarak yola çıktı ve kendi sinema düşüncelerimizi insanlarla paylaşabilmemiz için bir platform olarak düşünmüştük. Özellikle platform olarak düşünmüştük çünkü bundan kastımız şuydu; dergi dediğimiz şey bir perspektiften bakıp ve belli bir ideolojiye hizmet edebilirdi. Biz böyle bir şey istemedik. Farklı düşünceden olan insanların bir araya gelip kendi fikirlerini anlattığı onun üzerine tartıştığı ortam olsun istedik. Bu anlamda ortaya çıkan sonucun bizi besleyebileceğini ve nerde hata yapacağımızı göstermesiydi. Çünkü Türkiye sinemasını konuştuğumuz zaman bir kimliksizlikten bahsediyoruz ama kimliksizliğin sebebini hiç konuşmuyoruz.

Sinemaya bakışımızı nasıl buluyorsunuz?

İnsanlığa toplumla hayatla ilgili herkes sinemayla ilgileniyor. Sinema hayatımızın çok önemli bir parçası olmuş durumda. Dolayısıyla yalnızca akademik değil çok da yüzeysel değil, güzel bir yerde durduğumuzu düşünüyorum. Bu dergide "Bir Filmin Hikâyesi" bölümünü hazırlıyor olmak benim için önemli.

Bir filmin hikâyesini nasıl yazıyorsun?

Bir film öyküyle başlar ve öykülerden yola çıkar. Bir filmin hem bizim seyrettiğimiz öyküsü hem de kendi öyküsü ve süreci vardır. Ben iki boyutuyla okuyuculara sunmak istedim. Hem kendi merakımı gideriyorum hem de okuyucuların merakını giderdiğimi düşünüyorum.


04 Ekim 2012 Milli Gazete