Emanet bize İstanbul, Efendimiz'in emaneti!

Yahya Kemal, İstanbul'da hükümsüren, İstanbul'un insanına ve her şeyine sinen ruhu nasıl ektiğimizi, yeşerttiğimizi uzun uzadıya anlattıktan sonra, Maurice Barres'in, İstanbul'u, "bazı semtlerinde ruh eser bu şehrin" diye tasvir ettiğini aktarır.

* * *
Bizim İstanbul'da billurlaşan medeniyetimiz, Tanpınar'ın deyişiyle, "abes'e / saçma'ya varacak kadar" Müslüman merhametinin, şefkatinin, dikkatinin, hassasiyetinin, hoşgörüsünün, sevgisinin, aşkının, inceliğinin, nezafetinin, nezaketinin ve nefasetinin doruk noktasına ulaştığı bir "büyük insan"dı/r aslında.

Bizde "medeniyet", "toplum" ve "insan" "inşa etmek", deyim yerindeyse, bir "küfür" telâkki edilmiştir adeta. Çünkü her varlık, Yaratıcı'sından ötürü yücedir; O'nun isimlerinin mazhargâhı ve tecellîgâhıdır bizim inancımızda.

O yüzden, varlığa, tabiata ve insana müdahale etmeyiz biz: Varlığın kendisini ifşâ etmesine müsaade edebilir, bunun vasat'ını hazırlayabiliriz sadece.

O yüzden, İstanbul, bir "medine"dir bizim için: Efendimiz'in (sav) bizzat kendisidir: Efendimiz, kendisini "ilmin medinesi" olarak tarif ederken, bize "şehre / medine'ye" neden, nasıl ve niçin gözümüz gibi bakmamız (hem hikmet nazarıyla, hem de hikmetin hazinelerini, mücevherlerini, sırlarını bize ifşa eden bir hakikat nazarıyla nazar etmemiz) gerektiğini de emretmiş oluyordu.

* * *
İnsan, içinde hakikati "gizleyen" ve ifşa eden bir "beden"dir. Şehir de, hem âlem'in yansıması hem de yansıtıcısı ve keşfettiricisi olması gereken alâmetlerin ve ilimlerin beden'i / yer'i / mahall'idir. Tıpkı Efendimiz'in bizzat kendisi gibi.

Bu nedenle, Müslümanların yeşerttikleri, yemiş vermesi, meyveye durması için ruh tohumları ektikleri şehirler de hakikatin hem aynası, hem de kaynağı olarak telâkki ediliyordu.

O yüzden, medeniyet, tıpkı hakikatin insanda hulâsa edilmesi gibi, medine'de / şehirde hulâsa edilmiş, özetlenmiştir. İşte bu çaba, İstanbul'da zirve noktasına ulaşmıştır.

* * *
O yüzden, şehirle konuşabilmelidir insan: Nitekim konuşuyordu da. Bu hakikati, Yahya Kemal'in şakirdi Tanpınar, enfes bir şekilde şöyle telâffuz etmişti:

İstanbul'un bütün semtlerinde, "ağaç, su, taş, geniş ilhamlı bir ruh gibi konuşur. Bizim asıl peyzajlarımız [İstanbul'un semtleri, camileri, medreseleri, türbeleri, çeşmeleri ve mezarlıklarından oluşan] bu köşelerdir. İstanbul halkı onları yaşarken yapmıştır. Kâinâta ruhlarındaki birlik çerçevesinden bakan insanların eseridir [bunlar]. Pek az yerde sanat ve mimari, gündelik hayata bu kadar yakından karışır."

* * *
Dünyanın en güzel şehirlerini de, en güzel insanlarını da biz "yetiştirdik": Özene bezene, üstelik de. Bir gül yetiştirir gibi, her sabah koklayarak, her vakit sulayarak yeşertiyor, yetiştiriyorduk biz şehri de, insanı da. Bu aziz toprakların merhamet yüklü, rahmânî nefese ve vakte ayarlı aziz insanları için, şehir de, şehrin her bir köşesi de, tıpkı insanlar gibi "emanet şuuruyla", üzerinde titrediğimiz, Rasim Özdenören Ağabey'in romanında olduğu gibi, adeta bir gül yetiştiren adam gibi, hatta gül yetiştiren adam yetiştirir gibi yetiştirdiğimiz bize emanet edilen varlıklardı.

Biz bu topraklarda, sadece kâmil insanın, erdemli insanın mayasını karmamıştık. Bizim emanet, ubudiyet ve hilâfet şiarımız ve şuurumuz, yalnızca insana ruh üfleyen bir hayat armağan etmemize imkân tanımıyordu. Dağa, taşa, toprağa, yaprağa, denize, kuşa ve ağaca da ruh üflememize ve onlardan ruh devşirmemize de imkân tanıyor, yüce şiarlarımızın verdiği şuuru şiire durduruyordu.

* * *
Şimdi, şuursuz adamlar, kapitalizmin gökdelenperestleri, bize emanet edilen İstanbul'un bedenine, ruhuna, siluetine kastediyorlar. Doğrudan Efendimiz'de tecellî eden, Efendimiz'in emriyle fethedilen bu aziz şehrin dokusunu, bedenini, ruhunu katletmeye kalkışıyorlar!

Emanete, Efendimiz'in emanetine gözbebekleri gibi bakması beklenen insanlar, bu emanete, bu şehre ihanet ediyorlar!

İstanbul'un siluetini, ruhunu, dokusunu, bedenini yerle bir edecek, yok edecek gökdelenler dikilmesine, Haliç'e, Boğaz'a bön ve berbat köprüler inşa edilmesine izin veren, göz yuman insanlara, yöneticilere, yönetimlere isyan etmeliyiz.

Sayın Başbakan Erdoğan! Efendimiz'in "emaneti" İstanbul, size emanet! Lütfen bu çığlığımı duyun!

NOT: Müslüman şehir ve mimari fikri/miz etrafında yazacağım bir dizi yazıya "giriş" oluşturması bakımından geçen yıl burada yayımlanan bu yazıyı küçük değişikliklerle- yeniden yayımlıyorum.-YK.

Yusuf Kaplan
ykaplan@yenisafak.com.tr
08 Temmuz 2012 Pazar