buna mecburum.

iş sözleşmesindeki tüm maddeler üzerime ölüm kusuyor. umutlarımı ölümüm üzerine kurmam gerekiyor.
personel müdürü çok şanslı olduğumu söyledi. böyle bir anlaşmanın daha önce hiç kimseye teklif
edilmediğini ballandıra ballandıra anlattı.
işte bu doğru.. 10 yıl için 150bin kredi daha önce hiç duymadığım bir miktar.
4 arkadaşımı bunun yarısını kabul etmeye mecbur etmişlerdi.

beni buna mecbur eden şartları oluşturmak için harcadıkları paranın bunun 100 katı olduğu muhtemeldir.
çünkü benim direncimi kırdıklarında 90'ıncı militan bölüğüde kırılmış olacak.
aslına bakarsanız hükümet militanı olarak geçirdiğim 3 yıl boyunca kraft'a ve diğerlerine verdiğim zarar
en az 10 tane kraft'ı batıracak büyüklükte. ama batmıyorlar...
patlattığım her bir bomba sanki şirketleri batırmak yerine güçlendiriyor.
3 yıl önce günlük limit 100 krediden fazlaydı. bu bir ailenin geçimini sağlayabiliyordu.
ancak hükümet zayıfladıkça miktarı azalttılar.

ilginçtir, onlar azalttıkça insanlar daha da bağlanıyorlar. sanki onlar için çalışmıyorlar da onlara
tapıyorlar.
buna ilk olarak Sakarya Belediyesinin varlık ve gelirlerinin 50 yıllığına Kraft şirketine hacz ve devir edilmesini
yüksek mahkemenin onayladığı gün şahit olmuştum. bu türkiye'de bir ilkti. 16 tane müdür hükümeti
tanımadıklarını ve belediye tüzel kişiliğinin Kraft firmasında olduğunu duyurdular.
onlarca tutuklama ve 3 gün süren çatışmalardan sonra hükümet geri adım attı ve Kraft'ın yerel
yönetimini tanıdı. tutuklanan müdürler 4. gün tekrar görevlerinin başına döndü.
işte aynı gün Kraft, 1200 belediye çalışanına hükümetin verdiğinin yarısına sözleşme teklif etmiş ve
personelin kahir çoğunluğu kabul etmişti.
oysa 1 hafta öncesine kadar grevlerle şehri perişan eden bu insanlar o günden sonra taparcasına
çalışmaya başladı.

ve bugün... 8 yıl sonra bugün... bende aynı gücün önünde diz çökmek zorunda kalıyorum.