Güçlünün güçsüzü ezdiği, kimsesiz ve yoksulların horlandığı, vicdanların dumûra uğradığı, merhametten nasipsiz zâlimlerin kol gezdiği câhiliye döneminde kadınlar, hanımlık haysiyetini rencide eden, insanlık dışı davranışlara mâruz kalıyorlardı. . Bazı merhametten nasipsiz kimseler de, mâsum kız çocuklarını kötü olurlar endişesi ve açlık korkusuyla, analarının yüreklerinden kopararak diri diri toprağa gömüyordu.

Kur’ân-ı Kerîm, câhiliye toplumunda müşriklerin, dünyaya gelen kız çocuklarından dolayı, taşlaşmış vicdanlarının yüzlerine yansıyan hâlini şöyle tasvîr etmektedir:

“Onlardan birine kız (doğumu) müjdelendiği zaman öfkeden yüzü kapkara kesilir. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu, aşağılanmaya katlanıp yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Bakın ki, verdikleri hüküm ne kadar kötüdür!” (en-Nahl, 58-59)

İslâm Dîni, kadına en büyük değeri vermiş ve onun iffetli, vakarlı, haysiyetli ve şerefli bir hayat yaşamasını sağlamıştır. Kadınlar, İslâm’ın gelişiyle lâyık olduğu izzet ve şerefe kavuşmuştur.

Hiçbir hususta kendisine söz hakkı tanınmayan kadın, İslâm sâyesinde hakkını savunabilmiş,

Allah ve Rasûlü’nün emirleriyle hanımlara âit bir hukuk tesis edilmiştir.

Bu hususta Cenâb-ı Hakk’ın, ilâhî beyânı çok açıktır:

“…Kadınlarla iyi geçinin, onlara güzel muâmele edin!..” (en-Nisâ, 19)

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de,muhtelif zamanlarda şöyle buyurmuşlardır:

“Sizin en hayırlınız, âilelerine en güzel muâmelede bulunanınızdır!..”(İbn-i Mâce, Nikâh, 50; Dârimî, Nikâh, 55)

“Bir kimse zevcesine kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.” (Müslim, Radâ, 61)

“Kadınları dövmeyiniz!.. Kadınlarını döven kimseler, sizin hayırlınız değildir.”

(Ebû Dâvûd, Nikâh, 42; İbn-i Mâce, Nikâh, 51)

Günümüzde kadınlara yönelik gerçekleştirilen hak ihlâlleri ve şiddet cahiliye dönemini artmamaktadır

Bunların sebebi ise , asla İslâmʼın hükümleri değildir.

Sevgili Peygamber Efendimiz’in nezih hayatı, -değil kadına- bütün mahlûkâta karşı yapılan haksızlık ve terörlerle mücâdele içinde geçmiştir.

Günümüzde ise zayıflara uygulanan şiddet, İslâm ahlâkını ruhunda ve kalbinde hazmedemiş zorbaların vicdan yoksulluğudur,iman muhabbetinin olmamasıdır,ahlaki meziyetlerin zaafa uğramasıdır..

Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bir hadîs-i şerîflerinde; “Kocasını memnun ederek ölen kadın cennetliktir.” (Tirmizî, Radâ’, 10)buyurmak sûretiyle hanımları irşâd ederken, Vedâ Hutbesi’ndeki şu ifâdeleriyle de erkekleri îkâz etmektedir:

“Ey insanlar! Kadınların haklarına riâyet ediniz! Onlara şefkat ve muhabbet ile muâmele ediniz! Onlar hakkında Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allâhʼın emâneti olarak aldınız; onların nâmuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz!” (Sahîh-i Buhârî Muhtasarı, X, 398)

Kadınların mânevî terbiyesinin ihmâl edildiği toplumlarda insanlık baharı açılmaz.

Kadın, gerçek değerini kaybeder. Bu ise, bir pırlantanın çöp tenekesine atılması gibi talihsiz bir hâdisedir.

Kadının değersizleşmesi, âile ocağını kurutur, toplumu bir mezbelelik hâline getirir

Hâlbuki Cenâb-ı Hak, mü’minlerden, “Göz nûru olan zevcelerin”yetiştirilmesini arzu etmektedir.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir hadîs-i şerîflerinde de, “cehenneme girenlerin çoğu kadınlardı.” buyurarak, kadınların mânevî terbiyeden mahrum kaldıkları takdirde dûçâr olacakları hazin âkıbete dikkat çekmiştir.

Hakîkaten, Kur’ân ve Sünnet terbiyesiyle yetişen bir kadın topluma fazîlet tevzî eder.

Bu sebeple bugün hanımların birinci cihâdı, âilesini, Allâh’ın emrettiği şekilde muhâfaza etmek ve mü’min bir neslin yetişmesi için gayret göstermektir.

İkinci cihâdı da, dâimâ nezâket, zarâfet ve güleryüzüyle İslâm şahsiyet ve vakârını temsil edebilmektir.

Zira sâliha bir kadın, toplumun gerçek mimarıdır.

Kendisini âilesine hasr ve hîbe eden vefâkâr bir kadın; engin bir sevgiye, derin bir saygıya, ömürlük bir teşekküre lâyıktır.

Cenâb-ı Hak, cümlemize göz nûru olacak sâlih ve sâliha evlatlar yetiştirebilmeyi ihsan buyursun!

Âmîn…

Osman Nuri Topbaş(Şebnem Dergisi)