DİNİ DOĞRU ANLAMAK VEYA

(KÜÇÜK ŞEYLER)
Evet, yaratıcıyı doğru anlamak, doğru anlayarak da hayatımızı anlamlandırmaktan bahsediyorum. Aslında hayatımızda önemsemeyip boş verdiğimiz ya da geçiştirdiğimiz küçük şeylerden bahsediyorum. Bu küçük şeylere bakış açımızı değiştirmekten ve bu küçük şeylerle büyük hedeflere ulaşılacağını söylüyorum. Yapamadığımız, konuşup durduğumuz büyük şeylere, aslında yapabileceğimiz küçük şeylerle ulaşabileceğimiz kanaati oluşuyor bende. Hani buyuruyor ya, Rasulullah(s.a.v): ‘’Siz bildiklerinizle amel ederseniz, Allah size bilmediklerinizi öğretir.’’ diye. İşte buradan yola çıkarak İslam’a ait değerleri küçük büyük diye birbirinden ayırmadan yapması kolay olduğu halde hafife alınıp da yapılmayan şeylerin yapılması gerektiğinden bahsediyorum. Şeytan ve onun yandaşları, İslam’ı vicdanlara hapsetmek istemiş, Müslüman toplumlara da kendi istedikleri şekilde İslam’a bir anlam yükleyerek! Kendilerince bir İslam ve Müslüman modeli var etmeye çalışmışlardır. Bu anlamda Kurân’i kavramların içini boşaltmış ve bu bilginin halka kanalize edileceği yolları tıkamış ve cumhuriyet tarihi boyunca yapılan devrimlerle halkın değerlerini yok etmiş, Kur’ân’ı yasaklamış, ezanı Türkçe okutmuş, camileri kapatıp ahır yapmış, bu yapılanlara rıza göstermeyen ya da direnen kimseleri zulüm, baskı ya da yok etme politikasıyla engellemeye çalışmıştır. O karanlık günlerde bu Müslüman halka din düşmanlığı açıkça yapılmakta idi.

Günümüzde ise aynı baskı ve sindirme operasyonları ihtiyaç halinde hala yapılmaktadır. Laik sistem hâlâ özlediği tek tip insanı (laik, Kemalist, demokrat)var etmeye çalışmaktadır. Tüm bu yapılmak istenenler, bu Müslüman topluluğadır. Tamamen ellerinden alamadıkları bu dini, kavramların içini boşaltarak anlamını yok ederek,(bazen ılımlı Müslüman, bazen hoşgörülü Müslüman, bazen laik Müslüman gibi) yeni tanımlar getirdiler. Ama unutulmamalıdır ki, biz kendi kafamızdaki dinin değil, ancak Allah’ın dininin dindarı olmakla sorumluyuz. Çünkü Allah katında din, kurallarını ve ölçülerini de kendisinin koyduğu İslam’dır. Bize karşı oynanan bu oyunda vurdumduymaz olmak, bu planları bozmakta gayret göstermemek, şüphesiz yaradılış gayemiz olan kulluğumuzu ifsad edecek ve ahirette de hüsrana uğrayanlardan olmamızı sağlayacaktır. (Allah korusun.) Öyle kavram karmaşası oluşturuldu ki, İslam’ın dinamizmi öyle yok edilmek istendi ki. İslam öyle bir ruhsuzlaştırılmak istendi ki mevcut zihniyet tarafından. Maalesef dinlerini anlayamayan, bilmeyen, tanımayan ancak, kimlik Müslüman’ı olan İslam müntesipleri oluştu. Malum zihniyet, dinin her emrine bir yorum yapmaktan geri kalmadı. Namaz bir hobi, yapılan ekstra bir iş. Hac, Araplara yarayan bir turizm. ‘’Kurban kesme gerek yok, sadaka ver. vereceksen de bunu THK’ya ver.’’ Oruç manasız, kimi için bir perhiz, bir zayıflama sebebi.

Bayramlar da tüketim çılgınlığı, hatta oruç tutmayanların, oruç tutanlardan daha çok sahip çıktığı eğlence ve boş şeylerle içini doldurmaya çalıştığı bir gün. Ramazan eğlenceleri dendi buna manasızca. Başörtüsü itikâdi değil dendi! Hatta kamusal alan denerek tamamen bu Müslüman halktan ve bu halkın bulunduğu sosyal alanda yasaklanarak yok edilmek istendi. Cihad, ilkel şey! Bedir’ler, Uhud’lar tarihe gömüldü. Müslüman’a ve İslam’a yapılan saldırılara karşı koymak, ilkel ve terör diye tanımlanırken, emperyalizmin ve Siyonizm’in bazı Müslüman ülkeleri işgal etmeleri, çocukların kafasına bomba yağdırması, ırzların kirletilmesi meşru bir iş ve demokrasinin bir hakkı olarak yansıtıldı. Kur’an-ı Kerim kutsal kitap, o mezarlarda ölülere ya da mübarek gecelerde okunacak bir kitap! Öyle boşaltıldı ki İslami değerlerin içi, maalesef Müslümanlar adeta üzerlerine ölü toprağı serpilmiş gibi ruhsuz ve cansız. Mutlaka olmalı! Mutlaka şeytan ve onun dostlarının oyunlarını bozacak İslam’ın bir metodu olmalı. Olmadığını düşünmek bile bir küfür sebebi değil mi? Gelin küçük şeylerden başlayalım. Hafife aldığımız, yapabileceklerimizden başlayalım işe. İsmet Özel’in bir şiirini okumuştum, ‘Küçük Şeyler’diye. Şöyle diyordu: ‘’Sağanak dediğimiz yağmur, küçük damlacıklardan oluşur. Koca bir gemiyi küçük bir delik batırır. Tonlarca ağırlıktaki haralları, küçük buğday taneleri oluşturur. Koca bir ormanı küçük bir kıvılcım yok eder.

Evet, biz küçük büyük demeden İslam’ın bütün değerlerine sahip çıkmalıyız. Bakınız o küçük şeylerden bazı örnekler verelim. Allah(c.c) buyuruyor ya: “Siz büyük günahlardan sakının, biz sizin küçük günahlarınızı bağışlayalım.”İslam âlimleri diyorlar ki: “Günahı küçük görüp, yapmak da büyük günahtır.” ya da küçük günahları yapan büyük günahları daha rahat yapacaktır. Ya da küçük küçük yapılan günahlar büyük bir günahı oluşturacaktır. Yine Rasulullah (s.a.v)’in kalple ilgili buyurduğu, “Kul bir iyilik yaptığında kalpte küçük beyaz bir nokta oluşur. O iyiliklere devam ettikçe o nokta büyür ve nihayet tüm kalbi kuşatır da o kalp bembeyaz bir hale gelir. Ya da kul bir kötülük yaptığında kalpte siyah küçük bir nokta oluşur ve kul kötülüklere (günaha) devam ettikçe bu nokta büyür ve nihayet kalbin tamamını kapsar da kalp kaskatı bir hale gelir.” Rasulullah (s.a.v) şöyle buyuruyor:“İyilikten hiç bir şeyi küçümseme.

Bu, Müslüman kardeşine tebessüm etmek olsa bile.” (Müslim). Hadiste de görüldüğü gibi iyilikten hiçbir şeyin basite alınmadan yapılması emrediliyor. Yine Rasulullah (s.a.v)şöyle buyuruyor: “Yarım hurma tanesiyle olsa dahi kendinizi ateşten koruyunuz.” (Muttefikun aleyh).Çılgın cehennem ateşi ve bundan seni koruyan küçük hatta yarım hurma tanesi!!! Yine Rasulullah (s.a.v)’in buyurduğu: “İman, yetmişiki şubedir. Bunun en büyüğü lailaheillallah, en küçüğü de yolda eziyet veren bir şeyi kaldırmaktır.”Ve yine Rasulullah (s.a.v): “Allah bir kulundan sırf yolda eziyet veren bir şeyi kenara aldığından ötürü razı oldu da onu cennetine koydu.” buyurmuşlardır. Ve yine Rasulullah (s.a.v)’in, ‘’Allah, ömrünü ibadetle geçiren bir kulunu sırf yaptığı bir günahtan ötürü gazap eder de cehenneme koyar. Ya da ömrü kötülükle geçen bir kulunu sırf yaptığı bir iyilik nedeniyle razı olur da cennetine koyar.’’Ve yine küçük şeylerin, büyük neticelere götürdüğünü haber veren bir hadis-i şerifte: ‘’Az sadaka çok belayı def eder. Yine konuya ışık tutacak bir hadisi şerifte Rasulullah(s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Size dilde hafif(küçük)mizanda ağır(büyük)bir şeyi haber vereyim mi? O subhanallahi ve bihamdihi’dir.”

Yine Hz. Ömer (r.a) değil midir ki, cihad için gönderdiği ordudan zafer müjdesi gecikince, yaptığı araştırmada ordunun misvak kullanmadığını tespit etmiş ve develer yükü misvak göndererek ordunun bu sünnete savaş halinde bile devam etmesini istemiştir. Ve nihayet, zafer elde edilmiştir. İslam tarihi kaynaklarında, detayıyla bizlere ulaşmış olan bu olay, sahabenin Rasulullah’ı nasıl anladıklarını ortaya koymaktadır.

Öyle görülüyor ki güç; teknolojide, topta tüfekte, ekonomide, siyasette değil, bu ümmet için Allah’a iman edip Rasulullah (s.a.v)’e de en doğru şekliyle uymaktadır. Allah rasulü (s.a.v)'in sünnetini hayata hâkim kılmaktır. Onun rabbine nasıl yaklaştığını ondan öğrenerek yaptıklarını yapmaktır. Tıpkı Abdullah ibn. Ömer’in yolda yürürken bile ‘Rasulullah (s.a.v) buraya basmıştı, bu yoldan yürümüştü’ diyerek, O’na harfiyen uyması gibi. Bütün bu söylediklerimizden şunu anlamalıyız. Bizim yaradılış gayemiz kulluktur; isteyerek veya istemeyerek. Hızla Allah’a gidiyoruz. Anlayışımız öyle olmalı ki fenalıklardan, günahlardan kaçınırken, küçük büyük demeden kaçınmalı, İslam’ın değerlerine sahip çıkarken de küçük büyük demeden kendi içinde (farz, sünnet, müstehap, mendup...) diye ayrılması hali müstesna, tüm bu değerleri dinimizin bir değeri olarak kabul etmeli ve yaşayan örnekleri olmalıyız. Öyle ki, hiç bir şeyi hafife almadan, namazı dosdoğru ikame etmeli, Kur’an’ı anlayarak ve üzerinde düşünerek okumalı, cemaatle namazı, Allah’ı tesbih etmeyi, gücümüz nispetinde infak etmeyi, hayır ve takvada küçük büyük her işte yardımlaşmayı ve burada örneklerini sayamayacağımız kadar İslam’ın küçük görerek hayatımızdan uzaklaştırdığımız değerlerini, hayatımızda var ederek yaşayıp yaşatarak, ancak özlediğimiz Kur’an neslinin var olacağı kanaatindeyim. Hiç kimsenin bölüp parçalamasına müsaade etmeden, ancak Allah ve Rasulünün ortaya koyduğu İslam’ın yaşanması ile biz, razı olunan kullardan oluruz.“Kim İslam’dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul olunmaz. Ve o ahirette zarara uğrayanlardan olur.”(Ali İmran 85).

Yine bir ayeti-Celile’de “Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür, kim de zerre kadar kötülük işlerse onu görür.”(Zilzal 7–8). Zerre misali küçüklükte iyiliklerin ve zerre misali küçüklükte kötülüklerin önümüze çıkacağı o günde, yaptığımız küçük kötülüklerden sakınarak ve terk ettiğimiz iyilikleri yaparak hakkın rızasını arayalım. Küçük amel büyük amel ayırımı yapmadan Allah Rasulü(s.a.v)in ashabının anladığı gibi dini anlayarak felaha ulaşırız. Onlar Allah ve rasulünü doğru anladıkları için değil midir ki, felaha ulaştılar. Haydi, hakkı, hakkı ile anlayıp tabi olmaya.
Allah nurunu tamamlayacak, kâfirler istemese de.
M.İbrahim ÖNCÜ