KABAİS Çemberi – KABAİS Üçgeni – KIBRIS

Kahire – Bağdat – İstanbul uç noktalı KABAİS ÜÇGENİ ve bu üçgeni çerçeveleyen KABAİS ÇEMBERİ kapsamındaki toprakların hassasiyeti ve odak noktası olan Kıbrıs adasının değerini birçok asker, diplomat, siyasi, iktisadi strateji uzmanı idrak edememiştir.

Sadece 21. yüzyıl için değil aynı zamanda son dört yüzyıldır üç şehir üzerinde oyunlar oynanmaktadır. Bu üç şehir 19. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlıların elindeydi. Dünyanın merkez ve en stratejik üçgeni olan bu üç şehir şu anda da Müslüman dünyasının elinde görünmektedir. Bu üç şehir, üç kıtanın en stratejik konumunda yer almaktadır. Bu üç kıta Afrika, Asya ve Avrupa’dır. Bu üç şehir ise Kahire, Bağdat ve İstanbul’dur. Her üç şehir de dünyanın en büyük medeniyetlerine başşehir olmuştur. Tarihteki çeşitli Türk Devletleri, bazı dönemlerde bu üç şehri kendilerine başkent yapmıştır.
Bağdat için Babil-Babür İmparatorluğu, Kahire için asırların Mısır medeniyeti-Kölemenler ve üç imparatorluğa başkentlik yapmış olan İstanbul, bütün tarih kitaplarında belirtildiği gibi her çağda ve devirde ön planda yer almıştır. Bu üç şehir 2000 senedir kendi aralarında direk ve endirekt olarak ticaret yapmaktadır. Kahire-Bağdat-İstanbul üçgeni bütün milletler ve devletler için çok önem taşımıştır. Çünkü bu üç şehir dünya medeniyetine de yön veren şehirler olmuştur. Bu üç şehir aynı zamanda çevresiyle birlikte dünya ticaretinin toplandığı merkez de olmuştur. Hangi devlet olursa olsun bu üç merkezi elinde bulunduran ve üç şehrin arasındaki toprakları merkez yapan millet dünyaya hükmeder düşüncesi ön planda tutulmuştur. Kahire, Bağdat ve İstanbul şehirleri, Osmanlıdan sonra birbirinden koparılmış, kendi aralarında bir işbirliği oluşmaması için İngiliz, Fransız ve Rusya tarafından engellenmiştir. Türkiye’nin laiklik meselesi yüzünden Mısır ve Irak ile yakın ilişkiye girmemesi ve iktisadi stratejilerinde bu iki ülkeyi dışlaması, her iki ülkeyi Avrupalı devletlerin kucağına düşürmüş, Türkiye yaptığı bu hata ile de Ortadoğu’daki liderlik vasfına erişememiştir.

İngiltere, 20. yüzyıla yaklaşılırken Kahire ve Bağdat merkezli bölgede Fransızları açığa düşürmüş kontrolü kendi eline geçirmiştir. Türkiye’de kullandığı; Bab-ı ali’nin kalemleriyle, televizyonlarda haber programı yapanlarla, siyaset adamlarıyla ve devlet içindeki bazı bürokrat-teknokratlarıyla ve de hukukçu-güvenlik görevlileriyle Türk siyasi istikametini yönlendirmiştir.

İngiltere, 21. yüzyıla girildiğinde Bağdat’ı ABD ile beraber eline geçirmiştir. İngiltere, Mısır konusunda bazı zamanlar başarılı olsa da Kahire’de büyük sıkıntı çekmektedir. İngiltere, Kahire’deki siyasi çalışmalarında sadece Hıristiyan kesiminde ve Müslüman dünyasındaki bazı kadrolarda etkindir.
Kahire – Bağdat – İstanbul şehirleri; Ortadoğu’da – Akdeniz’de – Kafkasların geniş kapsamında bir üçgen meydana getirmektedir. Üçgenin coğrafi konumu ele alındığında bu üç şehir arasında birbirlerine olan mesafeleri kuş uçuşu olarak, İstanbul-Kahire arası 1228 km, İstanbul-Bağdat arası 1596 km, Kahire-Bağdat arası 1304 km uzaklıktadır. Kahire-Bağdat-İstanbul merkezli bu üçgen; “KABAİS ÜÇGENİ” yaklaşık 783.200 km2 lik bir alana sahiptir. İktisadi, siyasi ve askeri stratejisi uzmanları yönünden bölgenin özellikleri hep ön planda tutulmuştur.
“Dünyanın Merkez Üçgeni” olarak algılanması gereken bu üçgenin içinde, Akdeniz’in üçüncü büyük adası olarak 9251 km2 lik yüzölçümüyle Kıbrıs adası yer almaktadır. Kıbrıs adası, İstanbul-Kahire-Bağdat uç noktalı dünya merkez üçgeni kabul edilmesi gereken toprakların ve suların göbeğinde yer almaktadır. Kıbrıs adası Ortadoğu’nun batıya açılan atlama taşıdır ve Büyük Ortadoğu denilen genişletilmiş bölgeye hakimdir. Kıbrıs, Akdeniz sularında görünmesine rağmen Balkan Yarımadası, Anadolu, Suriye, Beyrut, Filistin, İsrail, Sina Yarımadası, Mısır ve bölge topraklarına ve de sularına hakim ana üs konumundadır. Kıbrıs adası coğrafi konum olarak yaklaşık mesafeleri; Türkiye’ye 70 km, Suriye’ye 100 km, Mısır’a 384 km, Yunanistan’a ise 900 km uzaklıktadır. Dünyanın merkez üçgeni ve Ortadoğu’nun merkez çıkış noktası kabul edilen KABAİS üçgenindeki Kıbrıs’ta da iki İngiliz üssü bulunmaktadır. Bu iki üs birbirine sürekli problem çıkaran Türkiye ile Yunanistan kontrolündeki bölgededir. Türk-Maraş bölgesindeki Dekelia ile Yunan-Baf bölgesindeki Akrotiri İngiliz askeri üslerinde, tüm Ortadoğu ve Akdeniz havzalarındaki en küçük olaydan dahi İngilizlerin haberi olmaktadır.

KABAİS ÜÇGENİ gerçeğinin tarihsel ve gelecek süreçteki konumu incelendiğinde büyük olaylar çıkmıştır ve ilerideki yıllarda büyük olaylar çıkacağı da hissedilmektedir. Bölge dünyanın üç kıtasına hakim konumdadır. Dünya ilim adamlarının özelliklerini çözemediği piramitler, Eski Mısır Medeniyeti, dünyanın en önemli nehri Nil ve en değerli yeraltı sularının bulunduğu Kahire güney toprakları, bu üçgenin bir noktasıdır. Manevi dinlerin merkezi kabul edilen ve ilk Müslümanların namaz kılmak için yönünü çevirdiği her üç ruhani dinin merkez kabul edildiği, dünya tarihinde çok önemli yer tutan Haçlı Seferlerinin ve doğu ile batı halklarının birbirine kitlesel düşman olmasını sağlayan Kudüs bu üçgendedir. Dünya denizler ticaretinin başladığı Fenikelilerin dünyada ilk defa “koloni” yani sömürge sistemini kurmak için yola çıktığı Trablus - Akdeniz kıyıları bu üçgen içindedir. Yahudilerin vatanı kabul edilen Hz. Musa’nın yaşadığı Filistin’e ait topraklar bu üçgenin içindedir. Hz. İsa’nın doğduğu ve yaşadığı yer, Hz. Muhammed’in bir gecede göğe çıktığı ve geri döndüğü kabul edilen hassas merkez bu üçgendedir. Dünyanın her ırkından ve dininden insanın bulunduğu dönemin finans merkezi ve dönemimizin terörist yatağı, dünya uyuşturucu merkezlerinden birisi olan Beyrut kenti bu üçgenin içindedir. Tarihi kayıtlarda ordular arasında ilk savaşın geçtiği yer olarak kabul edilen Kadeş savaşı ve savaş sonrası yapılan anlaşma üçgen içinde yer almaktadır. Değişken özelliklere sahip Lut Gölü üçgen içindedir. Hz. Musa’ya Tanrı tarafından gönderilen “10 Emir” metni bu topraklarda indirilmiştir. Din ulemaları tarafından yatağından kan akacağı ve yatağında tonlarca altın madeninin bulunduğu söylenen Dicle-Fırat nehirlerinin birleştiği Şattül Arap nehri, Deccal’ın ortaya çıkacağı yer olarak iddia edilen bölge ve tarihi Babil Asma bahçeleri ile ünlü Bağdat, bu üçgenin bir köşesini teşkil eder. Dünyanın en önemli geçit yolu kabul edilen, iki kıtanın buluştuğu yer olan, üç denizi birbirine bağlayan kanallardan birisi ve ters akıntılarıyla ünlü boğaza sahip İstanbul bu üçgenin kuzey noktasındadır. Çağdaş medeniyetin başlangıcı kabul edilen antik dönem merkezi ve paranın ilk bulunduğu ilk altın üretiminin yapıldığı yer olan Batı Anadolu toprakları bu üçgen dahilindedir. Tarihsel açıdan doğunun son noktası batının başlangıcı olarak varsayılan dünya doğu-batı ticaret merkezi Şam bu üçgenin hassas noktalarında yer alır. 20. yüzyılın yarısından itibaren dünya ekonomik yapısını idare eden NGO’ların tarihsel temelini atan Rodos ve Tapınak Şövalyelerinin dünyaya açılmasına sebep olan çıkış merkezi, bu üçgendedir. Türk insanına karşı özel olarak yetiştirilen yıllarca Anadolu’da Türk kanı döken Ermeni uzantılı PKK’nın elebaşı olan bebek katili Apo’nun (büyükanne) yetiştirildiği yer bu bölge içindedir. Dünyanın en eski düzendeki teşkilatlı konumda terör hareketi sayılan “Sicariiler” MS 66-73 bu topraklarda Filistin’de kurulmuştu.
Dünya su savaşlarının başlayacağı kabul edilen bölge, dünya petrol üretiminin merkezi, Irak-Arabistan petrolünün denizle birleşmesi için düşünülen Doğu Akdeniz kıyıları bu üçgen kapsamındadır. Karadeniz, Hazar, Orta Asya, Kafkasya enerji kaynaklarıyla ilgili enerji borularının son yükleme noktası olarak düşünülen İskenderun limanı ve Mersin kıyıları bu üçgenin en stratejik bölgesidir. Geleceğin en önemli enerji rezervi kabul edilen dünya rezervlerinin yüzde 75 oranına sahip Batı Anadolu topraklarındaki barit madeninin merkezi bu üçgen içindedir. Bu özellikler haricinde KABAİS ÜÇGENİ ile ilgili olarak, dünyanın diğer bölgelerinde olmayan birçok özelliği sıralama imkanı vardır.

KABAİS ÜÇGENİ içindeki Kıbrıs’ta, İngilizlerin Dekelia ve Akrotiri üsleri Ortadoğu topraklarını ve Doğu Akdeniz sularını gözlem altında tutar. Kıbrıs adasında; Türk askeri, Yunan askeri, İngiliz askeri üsleri ve askerleri, Kıbrıs Türklerinin ve Rumların güvenlik güçleri bulunmaktadır. 21. yüzyıla girildiğinde Fransızlar, Rumlardan istekte bulunarak Baf bölgesindeki Andreas Papandreu hava üssünde ve Zigi deniz üssünde konuşlanmak istemişlerdir. Almanların, Türkiye ile olan iyi ilişkileri döneminde Kıbrıs’ın Kırpaşa yarımadasındaki Dipkarpaz bölgesinde üs istedikleri bilinir. ABD de aynı bölgede Türkiye’den üs istemiştir. Ruslar, Yunanistan’ın Türkiye ile gerginlik döneminde batı bölgesindeki Arnavut Burnu civarında ve Baf’ın batısında Rus askeri üssü kurmak istedikleri bilinir. Aynı şekilde İtalyanlar da 2005 yılının Ekim ayında içinde işadamlarının da bulunduğu büyük bir heyetle Türkiye’ye geldiklerinde, Türk Dışişlerine “ara teklif” sundular. Bu ara teklif, İtalyanların Ortadoğu’da Türkiye ile beraber ortak hareket etmesi düşüncesiydi. İtalyanlar bunun için Kıbrıs’ın tamamıyla dağlık alanı olan Kırpaşa yarımadasında bir ticari ve yarı askeri üs kurma istekleriydi.

İsrail, Kıbrıs’ta faaliyet gösteren bir başka ülkedir. Kıbrıs eski Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios zamanında Kıbrıs yönetimi ile İsrail MOSSAD arasında İngilizleri sıkıntıya düşüren sıkı ortaklıklar oluşmuştu. İsrail, Larnaka ve Limasol limanlarında silah sevkıyatı alanında faaliyettedir. İsrail kendisine yakın olan ve Suriye aleyhinde çalışan Lübnan’daki terör örgütlerine Güney Kıbrıs Rum kesiminde kurdukları üs ile destek vermektedir. İsrail’in Gazze bölgesinde yapılan organizasyonlarla Yahudiler hem Kıbrıs’ta hem de Doğu Akdeniz sularında etkin olmaya çalışmaktadır. İsrail, Lefkoşa’nın Rum kesimindeki Makarios caddesini üs olarak seçmiştir. İsrail yönetimi kendilerinin Akdeniz’in çıkış yolunu kesebilecek olan Kıbrıs’ı yakın takipte tutmaktadır. İngiltere, Kıbrıs’ın güneyindeki bölgede hem Fransa’nın hem de İsrail’in faaliyetlerinden sıkıntı duymaktadır. Çünkü İngilizler kendilerine karşı en tehlikeli millet olarak Yahudileri görmektedir. Çünkü Yahudiler, İngilizler gibi her türlü entrikayı çevirebilecek bir yapıya sahiptir ve dünya genelindeki her ülkede etkin olan bir millettir. İngilizler, Yahudileri direk anlamda karşılarına almak istemedikleri için İsrail’in Güney Kıbrıs Rum kesimindeki faaliyetlerinde sessiz kalmaktadır. Rumlar da uluslararası platformlarda kendi konumlarını yükseltebilmek için hem İngilizlere, hem Fransızlara, hem Yahudilere hatta Mısır’a dahi egemen oldukları bölgede taviz vermektedir.

Bütün bu düşünceler ve hareketler kapsamında; hem Ortadoğu’nun, hem Akdeniz’in, hem Doğu Afrika’nın, hem Anadolu’nun merkezi KABAİS ÜÇGENİ, bu üçgenin komuta merkezi ve DNA’sı da Kıbrıs adası demektir.

Tarihsel, coğrafi, ekonomik, sosyal, kültürel, siyasi, askeri her türlü stratejik değerlerin katsayısını artıracak olan bölge; Kahire-Bağdat-İstanbul köşeli olan KABAİS ÜÇGENİ adındaki bölgedir. Dünyanın en tehlikeli ve stratejik bölgesi olarak kabul edilen genişletilmiş Büyük Ortadoğu topraklarının özü-çekirdeği, KABAİS ÜÇGENİ denilen bölgedir. Dünyada en çok kan dökülen bölge KABAİS ÜÇGENİ topraklarıdır.

Dünyanın en değerli toprakları olarak algılanan ve dünyanın en stratejik konumunda bulunan Kahire-Bağdat-İstanbul üçgenine ve merkezlerine ait topraklar için İngiltere kendi ağırlığını hissettirilmeye çalışılmaktadır. İngiltere’nin bu üçgendeki tek sıkıntısı güdümlü Türkiye değil, asıl Türkiye’dir. İngiltere, Kıbrıs adasındaki askeri üslerini kaybederse Ortadoğu kapsamındaki toprakları da kaybetme derecesi çok yüksektir.


HARİTA 2 – Dünya merkez üçgeni İst-Kahire-Bağdat

KABAİS ÜÇGENİ bir çemberin orta noktasında yer almaktadır. Bu çember kapsamındaki topraklarda tarihsel açıdan dünyanın en zengin medeniyetleri kurulmuştur. Bu çember kapsamındaki topraklar dünyanın yeraltı ve yerüstü zenginlikleri açısından en önemli bölgesidir. Su, petrol, doğalgaz, maden yönünden dünya genelinde enerji potansiyelinin en yoğun olduğu bölgedir. İnsanlığın geleceği de bu enerji kaynaklarına bağlıdır. KABAİS ÜÇGENİ denilen bölge yarım dairelerle üç tarafı çevrildiği zaman ortaya bir KABAİS ÇEMBERİ çıkmaktadır.

İstanbul-Kahire çaplı yarım çemberi kapsamında Akdeniz’in ortası ve doğusu, Ege Denizi ve Adaları, Batı Anadolu toprakları, Doğu Balkanlar yer almaktadır. İstanbul-Bağdat çaplı yarım çember kapsamında Anadolu’nun büyük bir kısmı, Karadeniz’in güneyi, Kafkaslar, Hazar Denizi, İran, Irak bulunmaktadır. Kahire-Bağdat çaplı yarım çember kapsamında da halihazırda dünyanın en zengin kişilerinin yaşadığı Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap Emirleri, Arabistan toprakları yer almaktadır. Bu çember kapsamında üç ilahi din olan Müslümanların, Hıristiyanların, Musevilerin kurduğu devletler bulunmaktadır. Dünyanın diğer bölgelerindeki topraklarda böyle bir durum söz konusu değildir. Ayrıca Hıristiyanlar ve Museviler ve de Müslümanlar için kutsal şehir Kudüs bu çember dahilindedir. Ayrıca dünya Müslümanların kutsal şehri olarak gördükleri ve yönlerini çevirerek beş vakit namaz kıldıkları KABE ve Mekke şehri bu çember içindeki en hassas ve dünyayı ayaklandırabilecek konumdaki yerdir. Mekke’nin konumu ve hassasiyeti; ne Vatikan’a, ne Ayasofya’ya ne de Kudüs’e benzememektedir.

İlahi dört kitap “Yaratan” tarafından bu bölgede insanoğluna aktarılmıştır. Kutsal kitap “Zebur” Hz. Davut’a, kutsal kitap “Tevrat” Hz. Musa’ya, kutsal kitap “İncil” Hz. İsa’ya, kutsal kitap “Kur’an” Hz. Muhammed’e KABAİS ÇEMBERİ kapsamındaki topraklarda indirilmiş ve ilk ilahi yazılı kanunlar da bu topraklarda tebliğ edilmiştir. İlahi bütün dinler insanoğluna bu topraklarda tebliğ edilmiştir. İlahi dinlerde adı geçen “Büyük Tufan” bu topraklarda vuku bulmuştur. Bazı kavimler bu topraklarda helak olmuş ve helak olan bu kavimlerden nesiller ortadan kalkmıştır. KABAİS ÜÇGENİ ve bu üçgenin genişletilmiş yarıçaplı bölgeleri olan KABAİS ÇEMBERİ aynı zamanda dünyanın en kanlı bölgesidir.

KABAİS ÜÇGENİ ve KABAİS ÇEMBERİ kapsamındaki topraklar huzur açısından hiç rahat bırakılmamaktadır. Bu topraklarda birbiriyle ilgisi olmayan değişik karakterdeki birçok kavim imparatorluklar kurmuştur. Bu çembere hakim olan Osmanlı İmparatorluğu zamanında bölge 400 seneden fazla bir süreyi huzur içinde geçirmiştir. Osmanlının güçlü olmasının ana sebebi de bu coğrafyadaki dengeli bir devlet yönetimi gütmüş olmasıdır. Osmanlıdan sonraki sürede KABAİS ÇEMBERİ kapsamındaki coğrafyada kan akması hiç durmamıştır. Bunun sebebi bölgeye İngiliz siyasetinin girmesidir.

KABAİS ÇEMBERİ coğrafyasındaki en güçlü devlet Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bölgenin istikrarlı bir döneme girmesiyle coğrafyanın hakimiyeti Türkiye’nin eline girecektir. Bu sebepten bölgenin istikrarsız hale getirilmesi gerekmektedir. İngilizler de bunu yaparak Türkiye’nin bölgeye girmesini engellemektedir. KABAİS ÇEMBERİ çerçevesindeki bölge 20. yüzyılı bütünüyle kanlı geçirmiştir. Balkanlar, Anadolu, Kafkaslar, Suriye, Irak, Arabistan, Lübnan, Filistin, Mısır’ın bulunduğu topraklarda savaşsız zaman dilimi geçmemiş hep kan dökülmüştür. İngiltere’nin coğrafyanın huzurlu bir ortama kavuşmaması için 4. kol ve 5. kol faaliyetlerini hep dürtüklemiştir. İngiltere, coğrafyanın huzurlu bir ortama kavuştuğunda Türkiye’nin etkisine gireceğini bilmektedir. Bu sebepten bölgede sürekli nifak tohumları yaymakta bu ortamdan da nemalanmaktadır.
İngiltere KABAİS ÇEMBERİ çerçevesindeki bölgenin huzura kavuştuğu an coğrafyanın egemenliği ve yönlendirilmesi Türkiye Cumhuriyeti’nin kontrolüne girecektir. İngiltere de bu ortamın oluşmaması kısaca Türkiye’nin eline geçmemesi için her türlü dalavereyi çevirmektedir.

İngilizler de dünya egemenliğinin devam edebilmesi için bu üçgeni ve çemberini hakimiyetleri altına almaya çalışmaktadır.

KABAİS ÇEMBERİ dünyanın geleceğini tayin edecek olan bölgedir. Bu bölgede tarihin her devrinde ve gelecekte de her türlü zenginlik olmuştur ve olacaktır.

KABAİS ÇEMBERİ kapsamındaki toprakların ve denizlerin hücresi olarak kabul edilmesi gereken KABAİS ÜÇGENİ denilen bölge Kahire, Bağdat ve İstanbul noktalarının birleştiği topraklar ve denizlerdir.

KABAİS ÜÇGENİ denilmesi gereken bu üçgenin çekirdeği veya DNA’sı da Kıbrıs Adası’dır.

Kıbrıs’la ilgili olarak göz ardı edilen çok önemli bir konu bulunmaktadır. Strateji uzmanları, dışişleri mensupları, siyasi kadrolar, istihbaratçılar ve raportörler bu konuyu atlamaktadır veya bu konu ilgilerini çekmemektedir. Bu konu, Kıbrıs Cumhuriyeti varlığının halen devam ettiğidir. Beşli taraflar olan Türkiye, İngiltere, Yunanistan, Kıbrıs Türk tarafı ve Kıbrıs Rum tarafı; 11 Şubat 1959 tarihli Zürih antlaşması ve 19 Şubat 1959 Londra antlaşması gereği ile 15 Ağustos 1960 tarihi itibariyle Kıbrıs’ın bağımsızlığının yürürlüğe girdiğini kabul etmiştir. Bu anlaşmalar gereği; Kıbrıs Devleti ile ilgili herhangi bir değişimde Türkiye, Yunanistan ve İngiltere garantör devlet olarak kabul edilmiştir. Bu anlaşmalara dayanarak da 20 Temmuz 1974 tarihinde Türkiye, Kıbrıs adasına ve yönetimine müdahalede bulunmuştur. Kıbrıs’ın kuzey toprakları 1974 yılındaki Türk harekatı sonucunda KKTC adında bir devlet kurdurmuştur ama Kıbrıs’ın güney kesimi uluslararası platformlarda halen Kıbrıs Cumhuriyeti olarak kabul edilmektedir. Kıbrıs’ta yaşayan Rumlar da güney kesimini Kıbrıs Cumhuriyeti olarak kabul etmektedir. Kıbrıs’ın güney kesimindeki yönetim Kıbrıs Cumhuriyeti olarak Avrupa Birliğine de kabul edilmiştir. İngiltere de Avrupa Birliğine üye olduğuna göre, Kıbrıs’ın güneyindeki toprakları Kıbrıs Cumhuriyeti olarak kabul etmiş demektir. Yunanistan da aynı İngiltere gibi adadaki garantör devlet olmasına rağmen, Türkiye’nin reddine karşılık Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliğine girmesine onay vermiştir. Bu durumda yukarda adı geçen antlaşmalar gereği, güney Kıbrıs bölgesi de Kıbrıs Cumhuriyeti olarak kabul edildiğine göre; 21. yüzyıla girildiğinde dahi eski Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası statüsü devam ediyor demektir. Bunun bir diğer manası da güney Kıbrıs’ın adı “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak devam ettiğine göre, Türkiye’nin bu bölge için yani Kıbrıs’ın güney kesimi için garantörlük hakkı devam ediyor demektir. Bu durumda Türkiye, kendi olurunu almadan Avrupa Birliğine giren Kıbrıs güney kesimine (Kıbrıs Cumhuriyeti); garantör devlet olarak uluslararası hukuk ve anlaşmalar gereği müdahale etme yetkisine haiz görünmektedir. Kısaca Türkiye, adadaki garantörlük hakkını kullanarak ve adanın statüsünün bozulduğunu öne sürerek, 1974 yılında yaptığı gibi adaya yeniden çıkartma yapmaya yani Türk Silahlı Kuvvetleri ile müdahale etme hakkına sahiptir. Türkiye bu hakkını bir tarafa yazarak bekletmeli ve zamanı geldiğinde de garantörlük hakkını askeri açıdan kullanmayı sumen altında tuttuğunu belirtmelidir (Mehmet Ali Bilgin’in şahsi yorumu).


İngilizlerin Akdeniz’deki tek müttefiki Yunanistan’dır. İngilizlerin, Akdeniz oluşacak en büyük korkularından birisi Almanların veya Rusların Akdeniz’e inmeleridir. İspanyolların ve Fransızların Batı Akdeniz, İtalyanların Orta Akdeniz sularında söz sahipliği İngilizlerin sıkıntılarındandır. İngiltere, Balkanlardaki en güçlü devletin de Türkiye olduğunu bilmektedir. Bir diğer İngiliz korkusu da; Akdeniz sularında Türklerin güçlü bir ticari deniz gücüne sahip olması ve güçlü Türk donanmasının Akdeniz’de seyretmesidir. İngilizler bu olayların gerçekleşmemesi için de ellerinden gelen her türlü stratejiyi uygulayacaktır.

İngilizlerin Balkan topraklarında ve denizlerindeki uzantılı müttefiki sadece Yunanistan’dır. Eğer Yunanistan, Akdeniz’de yok olursa veya toprakları açısından sadece Mora Yarımadası ve Teselya bölgesine çekilirse, İngiltere’nin Akdeniz’deki en büyük kanadı kırılmış olacaktır.


Mehmet Ali Bilgin
İktisatçı-yazar
İNGİLİZLER VE PLANLAR kitabından
İskenderiye Yayınları
İstanbul- Eylül 2008