4 sonuçtan 1 --- 4 arası gösteriliyor

Konu: Türkülerle konuşmayı özledim

  1. #1

    Türkülerle konuşmayı özledim

    Sözün bıçak gibi keskin, bedenlerin sur gibi siper olup, Kabil’ce soy yürütenlerin dindarlığı bir yana bırakıp kindarlıkta yarıştığı dönemlerde, en çok türkülerle konuşup, türkülerle dertleşmeyi özlerim.

    İnsanlığımızı ararım türkülerde. “Kol kırılır yen içinde kalır.” misali, en ağır ihanetleri bile birkaç mısraya sığdırmayı başaranların dünyasıdır türküler deryası.

    En büyük sevdaları türkülerle anlatır, en ağır cezayı sazının teliyle verir ozan! Yeri gelir zararsız idam ipidir, yeri gelir deşilmek üzere bir el bekleyen yaraların dokunduğu dildir bamteli.

    Söz söyletmediklerimizi, hasretle andıklarımızı, üzerine titrediklerimizi bir aşığın mısralarıyla dilimize dolarız biz.

    “Yârim derdini ver bana / Dermanın olayım senin / Bülbül gibi cemaline / Aşığın olayım senin”

    Yeri gelir sevdalara kurşun döker, sinemizi dağlar, sessizce ağlar da, gene sözümüzün terazisini edeplice ayarlarız. Hıyanete uğrasak da, göynümüz isyan etse de, sevmişsek bir kere, sözümüzden tonlarca ağırlıkta kelam çıkmaz bizim. Biz biliriz ki; seven yüreğin dilinden çıkan her söz ağırdır.

    “Sen beni sevseydin arar bulurdun / Zülfünü teline bağlar dururdun / Madem ayrılmakmış senin muradın / Niye beni ataşlara yandırdın”

    Derdimiz, yükümüz ağırlaşıp içimizdekini dökecek toprak bulamadığımızda yine türküler dost olur bize. Yeri gelir çölle konuşur, yeri gelir dağlar dolaşır, turnaların kanatlarına nice sözler yükleriz, sevgilinin diyarında şöyle bir reverans yapıp dokundurmadan dönüversin yurduna diye. Dilimiz bülbül, sesimiz bülbül, sazımız bülbül olur da hayali bir varlıkla hemhal oluruz; kişi başına düşen insan sayısının azaldığı zamanlarımızda!

    “Seherde ağlayan bülbül / Sen ağlama ben ağlayım / Ciğerin dağlayan bülbül / Sen ağlama ben ağlayım”

    Bir ılık meltem sıcaklığı, bir dost nefesi ararız da bulamayız çoğu zaman. Serzenişlerimiz ayyuka çıkar. İçimize sakladığımız çığlığımıza dil bulamayız. Şikâyet etmemeyi öğretir hayat bize. Biz sevdiklerimize toz kondurmayız. Biliriz ki; sevdiğimize değildir kondurduğumuz toz, aynamızadır bizim. Yeri gelir en şedid sevdalarımızı kimselerle paylaşamayız. Hayatımız alt üst olur da şekva etmeyiz. Türkülere sığınır, türkülerle ferahlarız.

    “Sen yanımda olmayınca / Bahar bilmez güle döndüm / Türkülerim öksüz kaldı / Düzen tutmaz tele döndüm”

    Sevdiğimiz insan, sığındığımız insan, korktuğumuz insan, kaçtığımız insan! Alacası içindedir insanoğlunun. Ser verilir sır verilmez! Kurdudur insanın, insan! Dostudur insanın, insan! Zaman olur insan, insan olur da zaman bulunmaz bazen. İstanbul gibidir hayat “Ah İstanbul, İstanbul! Şu İstanbul içinde gel de sen bir insan bul!” misali sıkışır kalırız yüz binlerin içinde.
    Yeri gelir gurur duyar, yeri gelir utanırız insanlığımızdan da, türkülere sığınırız heman!

    “Kimse bana yaran olmaz yar olmaz / Mertlik hırkasını giydim giyeli / Dünya bomboş olsa bana yer kalmaz / İnsana muhabbet duydum duyalı”

    Türkülerle konuşan, dörtlüklerle anlaşan sayılı birkaç dost edinmeli insan. Şu hayatta parmakla gösterilecek birkaç âdemden birisi olan Ramazan Erdoğan Üstadın kalemine yansıyanlar da bizim türkülere olan özlemimize dil olur türden. Git gide insanlığımızdan soğuyup, insanlık soluduğumuz günlere atıf vardır Üstadın cümlelerinde de:

    “Bu başka bir hikâyedir. Benzemez Beyoğlu’nun, Pera’nın, Nişantaşı’nın anlattıklarına. Cafelere değil dağlara çağırır insanı. Bir başınayken ağlamayı tembihler kişioğluna. “Bir kalbimiz vardır, gözü yaşlı olmak gerektir.” Unuttuklarımızı hatırlatır; yer sofrasında bağdaş kurmayı, köy ekmeğine sürülen yayık yağını, babaannelerimizin anlattığı masalları, içinde hazineler saklayan sırlı sandukaları.

    “Muhiddin Abdal coşunca / Çiğler özünde pişince / Gönlümüze yâr düşünce / Biz sabr-ü karar bilmeyiz.”

    Her şey susar, yâr konuşur. “Türküler başlar, çatışma biter.”


    Dostlarla aynı dile yaklaşmak, aynı dili konuşmak ne güzel…

    Türkülerle konuşmayı unutalı, türkülerle yanmayalı çok oldu. Eskileri yineleyip duruyor mızrabı telle buluşturanlar. Yeni yeni türküler duymak istiyor kulaklar. İyi insanların soyunu tüketiyoruz sanırım! Hayatı bitiriyoruz. İnsanlığımızı bitiriyoruz. Biz ömür denen sermayeyi üç kuruşa, bir edalı duruşa hoyratça harcıyoruz galiba. Savaş baltalarımızı gömsek toprağa, insanlığımıza dönsek ya biraz da. Yüzümüzü yüzümüze çevirsek, aynamıza toz kondurmasak, yaralarımızı sarsak ya, birkaç satır sıcak sözle.

    “Nerede bir türkü söyleniyorsa oraya gidin! Oradan kimseye kötülük gelmez! Zira kötü insanların türküleri yoktur!”

    Nihat TOPCU
    facebook.com/hazanmevsimi
    http://www.haberalemi.net/Y3099_688_...i-ozledim.html

  2. #2
    Türkülerle konuşan adam... Yazınızı çok beğendim, tebrik ederim....

  3. #3
    Türkülerimizi unuttuk malesef... işimiz gücüüz pop arabesk oldu....

  4. #4
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,612
    Blogdaki Konular
    5
    Bana bir türkü söyle içinde sevda olsun... Bana bir türkü söyle içinde gözyaşı bulunsun... Bana bir türkü söyle buram burak Erbakan koksun...

    Seviliyorsun türkü dostu güzel insan...
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

Tags for this Thread

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •