Şule Yüksel Şenler
Zamanımızın hassasiyetleri sadece geçmişe holiganlık yapmakta mı?

-İlk konferansım için çağrıldığımda tek şartım vardı “salonda sadece bayanlar olsun onlara hitap edeyim” , kabul edilmişti.

-Hadi hep birlikte söylüyoruz…

-Gittiğimde salonun bir köşesinde beyleri gördüm “ katiyen olmaz, sadece bayanlara hitap edeceğim” dedim. O zaman dışarıdan dinlemek için izin istediler. Ona da “olmaz” dedim.

-Beni bu ezgide yalnız bırakmayın… Ne söyleyelim?..

-“Fetva getirsek konuşur musunuz?” diye sordular. Kabul ettim fetva ile konuşmayı. Zamanın hocalarına telgraf çekip, sordular; ”Gün ortası bir kadının evinde yangın çıksa ve kadın camdan dışarı çıkarak ‘YANGIIINNN VARRRR! YARDIMMMM EDİN’ diye bağırması caiz midir? Tüm hocalar caizdir” dedi. Şaşkınlık içersindeyim. İşte bu haldeyiz bugün bir yangın yeri ortalık ve yardım edilmesi gerekiyor.

-Ama sessiniz çıkmıyor… kop kop kop kop… coş coş coş coş…

İki olay bu aynı gece aynı sahnede gerçekleşti… Önce Şule Yüksel Şenler sahnede yerini alıp, ilk konferans verişini anlattı. Sonrasında İslamcı Tarkan abimiz %90’ı bayanlardan oluşan bir salonda, salonu coşturmaya çalıştı. Şule Yüksel’in hassasiyet çizgilerini en net şekilde belli ettiği dakikalarda bu coşturmaya çalışan tavır şaşkınlık verici idi.

Zamanımız hassasiyetleri sadece geçmiş için alkış holiganlığı yapmakta idi, sanırım…

İlk cemre; Şule Yüksel Şenler…

İlk cemre… 98’den beri içinde olduğum, elimden geldiğince tüm etkinliklerine gittiğim bir mücadelenin ilk adımını atan bir kadın; Şule Yüksel Şenler…

“Onu anmak biraz gerçeğimizle yüzleşmekti, onu anlamak tarihe şerh düşüp o zamanı bilmekti” bana göre…

Tesettüre girişi ile, tutumu ile, “Fransız türbanını başımıza sardı” diye kızılan modern başörtü bağlaması ile şehirli kadınlara alternatif sunup genç kızları başörtüye yakınlaştırması ile, mütevaziliği, yıllar öncesinin salonlarını dolduran coşkunluğuna şart bugün ki ürkekliği ile hayatında hikmet aranacak bir kadın…

Müslüman kadının özgürlüğü ve özgünlüğü için çalışan, dindar kadın kimliğinin kentli yaşam ile uyumunda çabaları ile Türkiye’nin dört bir yanını dolaşan bir kadın.

Toplumu faşistçe dönüştürme planlarını başaramayanlar bu kez çarpıtma, dezenformasyon ve Anadolu halkının yoksulluğunu kullanarak karanlık bir dönemin kapılarını açmak istediler. Ancak görmezden geldikleri bir husus vardı; her firavun elbet karşısında bir Musa bulacaktı. Dinle alakalı hiçbir şeyin tolere edilmediği bir zamanda Musa olma yükü kadınlar penceresinde onun omuzlarında idi. Hazreti Hatice validemizle başlayan bir silsile. İslam’ın öncü kadınları… Lider, öğretmen, savaşçıdır onlar. Hz. Ayşe, Hz. Meryem, Hz. Asiye... Dönemlerinin Firavunlarına karşı Haktan yana olan kadınları...

Anlattı… Yazdı… Düşündü… Yazdı... Mahkum edildi... Yazdı... Neler olabilir
diye sordu?.. Daha neler yapılabilir?.. Yazdı… Doğru ne ise onu yazdı…

Onun yaktığı ışık Anadolu kadınının kimliğiyle tekrar kavuşmasına vesile olmuş ve Müslüman kadının kimliğiyle özdeşleşen "başörtüsü" birçok badireyi atlatarak bugünlere gelmiştir.

Onun sayesinde oluşan örtünme biçimi sosyal hayatta dindar kadının adeta bir simgesi olmuş, açtığı yoldan yürüyen yüz binler, milyonlar, üniversite koridorlarına, medya dünyasına, sanat, siyaset, ticaret hayatının kapılarına dayandığında ülkemizde nesiller boyu hatırlanacak,
kuşaktan kuşağa anlatılacak destansı bir mücadelenin kahramanları olmuşlardır.

İdealizm esiri olmayan gençlerimin her daim örnek olacak ablamızdır… Milyonları ateşten, yanmaktan korumak uğruna adanmış bir ömrün sahibi olan Şule Yüksel Şenler…


Gülizar SÖNMEZ - Mayıs 2011