Prof. Dr. İlhan TOMANBAY'ın Yeni çıkan Sosyal Olmak adlı kitaptan bir makale

STK YANLIŞ KULLANILIYOR, DOĞRUSU STÖ’DÜR

Eskiden gönüllü kuruluşlar derdik.

Sonra bir yıllarda, demokratik kitle örgütleri oldu adları.

İngilizce NGO’lardan (NGO’s) sözediyorum. “Nongovernmental Organizations”lardan. Yani, hükumetdışı örgütlenmelerden… “Hükumetdışı kuruluşlar olarak söyleniyor, daha çok.

Aşağı yukarı son 20 yıldır bu terime karşılık olarak sivil toplum kuruluşu ya da sivil toplum örgütü deniyor. Ama daha çok STK diye yazılmaya, söylenmeye başlandı.

Yanlıştır. Yanlış yerleştirdik. Yanlış kullanıyoruz.

Neden?

Önce İngilizce’sine bakalım. “Nongovernmental Organization” deniyor. Yani örgüt. Yabancı doğru kullanıyor. İngilizcesi doğru.

Türkiye’de dil duyarlığı kalmadı; öğretilmiyor; üzerinde durulmuyor. 1970’li yılların dile de özen gösteren kuşakları ideolojik bir amaçla tepelenince daha sonra depolitize edilen gençlik özdili konusunda da duyarsızlaştırıldı. O yıl bu yıl hangi branşta olursa olsun dil üzerinde düşünenler çok sınırlı. Ve artık bu süreç içinde Türkçe'yi doğru öğrenemeden mezun olanlar meslek sahibi oldular. Öğretmen oldular, bilimci oldular, gazeteci, televizyoncu oldular; orta yaşlara ve önemli noktalara geldiler. Dil duyarlığı olmayan öğretmenler, bilimciler, gazeteciler, televizyoncular öğreticilik ve eğiticilik işlevlerini yerine getiriyorlar. Son 20-25 yılda televizyonlarda, gazetelerde dil kurallarını bilmeden yazan, dil duyarlığı olmadığı her satırından belli olan yazarlar ve yönetim noktalarında insanlar etkin konumlardalar. İzlenme oranı yüksek televizyonlarda yazım yanlışı dolu bantlar akıyor görüntülerin altından ve üstünden. Haber kanallarında akıyor! Hergün!
Herhalde biri “organization”u kuruluş olarak düşleyiverdi ve yazıverdi. Oysa “organization” örgüttür; kuruluş “institution”dur. Zamanında üzerinde durulmayınca bu yanlış seminer, sempozyum ve diğer toplantılarda kullanıla kullanıla ve yazıla yazıla yaygınlaştı. Hükumetdışı örgütlenmeler yerine hükumetdışı kuruluşlar denmeye başladı NGO’s yerine. Bu çeviriyi kim yaptı ve bu yanlışın yerleşmesine kim neden oldu; bilmiyorum.

Ama şunu biliyorum: Belki daha önce sınırlı kullanılan sivil toplum kuruluşları teriminin yanlış yaygınlaşmasında Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı 1990’lı yılların sonunda önemli rol oynadı. (Bkz. Gönel, Aydın. Araştırma Raporu, Önde Gelen STK’lar. İstanbul: Tarih Vakfı yayını, 1998. Bunun gibi başka örnekler de var, aynı yayınlar dizisinden çıkan.) Hatta, dilimiz adına ne yazıktır ki, Istanbul’da Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (STKB-Der) adıyla dernek bile kuruldu. Ankara’da da benzer örnekleri var.

Birkaç aydın yanlış bir kavram geliştirdi; oturttu; sıkça yaptıkları toplantılar ve yayınlarda kullandı. Zaten Türkiye’de bu alanda düşünen, konuşan ve yazan aydın sayısı sınırlı. Onların da yaygınlaştırmasıyla bugün her tarafta STK denmeye başlandı.

Belki de yavaş yavaş bu yanlışı görenler var ve STÖ diyenlerin sayısı artıyor zamanla. Yani, sivil toplum örgütleri. Bu, doğrusudur.

Niye?

Örgüt, kurum ve kuruluş aynı anlamda değildirler. Örgüt, kurum, kuruluş üç farklı anlamdadır. Ha o, ha bu, ne olmuş, diyemeyiz.

Örgüt (Ar: Teşkilat; İng: Organization; Alm: Organisation), ortak bir amaç ya da eylemi gerçekleştirmek için bir araya gelmiş kurumların veya kişilerin oluşturduğu birlik. (TDK Sözlüğü) (Aynı sözlükte örgüt anlamında yazılmış “teşekkül” örgüt değil, “oluşum” anlamını taşır. Galat olarak örgüt anlamında kullanılması onun anlamının örgüt olduğunu göstermez. Oluşum da toplumsal düzlemde bir örgütlenme olabilir de; ama o asıl, oluşum anlamında yerliyerine oturur. Şöyle ki: “Embriyonun teşekkülü”, “bebeğin ana karnında teşekkülü”, yani oluşumu gibi.)
Örgüt toplumbilimciler tarafından “Birbirine haberleşme kanallarıyla bağlı bir roller takımı” olarak da tanımlanır (Boulding).

Kurum (Ar: Müessese; İng: institution; social institution; Alm: Institution). İki farklı anlamı vardır.
Birinci anlamı daha çok toplumbilimseldir ve geniştir. Toplumsal kurum da denir[1]. Buna göre kurum, 1. “Belli bir toplumda hangi toplumsal eylemlerin ya da toplumsal ilişkilerin meşru ya da beklenen eylem ve ilişkiler olduğunu belirleyen kurallar bütünü”dür (Parsons). 2. “Toplumda, belirli değer dizgeleri çerçevesinde belirli amaçlara göre oluşmuş, örgütlü ortak düşünce, değer, kural ve davranış kalıplarını maddi ögeleriyle birlikte yaratmış bütünlükler.”[2]*3. Bir toplumsal yapıyı oluşturan ve bu yapı içinde, ortak özellik ve değerlere sahip ve belirli toplumsal kurallarca oluşturulmuş; içinde belirli kuralların uygulandığı toplumsal örgütlenmeler, olarak da tanımlayabiliriz.

Bu boyuttaki kurum tanımına örnekler: Aile kurumu, din kurumu, ekonomi kurumu, eğitim kurumu, askerlik kurumu…

İkinci tanımdan ayırabilmek için bu tür tanımları taşıyan kurumlara büyük boy kurumlar ya da toplumsal kurumlar da denir.

Kurumun ikinci anlamı daha somut ve dar kapsamlıdır. Kamu örgütlenmesinde genelde, etkinlik ve hizmet ağı tüm ülkeye yaygın olan, politikaları hükumetler tarafından oluşturulan, belirli görev ve hizmetle yükümlenmiş, hizmeti gerçekleştirecek bina, insan ve gereç donanımına kamusal olarak sahip, amaç ve kuralları belli, belirli yasalara göre oluşturulmuş ve yönetilen örgütlenmelerdir. Bu tür kurumlara örnek: Türk Dil Kurumu, Türkiye İstatistik Kurumu, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, İş Kurumu…

(TDK Sözlüğünde kurumun açıklaması ya da tanımı yapılmamış; Arapça ve yanlış Türkçe karşılıkları verilerek anlatılmaya çalışılmıştır. (Kuruluş, müessese, tesis denmiştir. Bunlardan salt müessese karşılığı uygun ve doğrudur.)

Birinci tanımdan ayırabilmek için bu tür tanımları taşıyan kurumlara küçük boy kurumlar ya da kamusal kurumlar adı verilir.

Kuruluş (Ar: Tesis; İng: arrangement; establishment; Alm: Einrichtung, f; Gründung, f; Institut, n, Anlage, f) daha da dar kapsamlı bir anlam taşır. Önceden belirlenmiş sınırlı ve somut bir amaca uygun düzenlenerek oluşturulmuş, bina, gereç, insangücü gibi maddi ögeleri olan, hizmet üreten örgütlü bütünlük (Tomanbay). Örneğin, sosyal hizmet kuruluşları dendikte, bir yönetim altında, oldukça sınırlandırılmış bir amaca uygun sosyal hizmetlerin verilmesi için tüm maddi ögeleri ve donanımıyla oluşturulmuş maddi bütünlükler akla gelir. İçinde hizmet üretilen binalardır. Kuruluş kamusal da olabilir, özel de olabilir, sivil topluma ait de olabilir.

Kurum ve kuruluş arasındaki en belirgin ayrım, kurumun ülke çapında ya da bölgesel düzeyde yaygınlığı; kuruluşun bina içindeki erek grubuna ya da binanın yakın çevresine hizmet amacı ile sınırlı olmasıdır. Kurum daha yaygın ve geniş politikalar güderken, kuruluşun politikası seçtiği somut hizmet ile sınırlıdır. Kuruluş, kurum gibi ulusal ya da bölgesel düzeyde yaygın değil, yereldir; kendi hinterlandı içinde, kendi çevresine hizmet verir. Kuruluş bir kuruma da bağlı olabilir, bir sivil toplum örgütüne de.

TDK Sözlüğünde kuruluş için, “Toplumsal, üretimsel bir görevle kurulan her şey. Kurum” denmiştir. (Bu tanım yetersiz, kurum karşılığı doğru değildir.)

Kuruluşa örnekler: Çocuk yuvası, kadın sığınma evi, gençlik merkezi, huzurevi, konukevi, boş zaman değerlendirme merkezi, yaşlılar dinlenme merkezi, halk eğitim merkezi, spor merkezi, toplum merkezi, danışma merkezi, sağlık ocağı, dispanser vb…

Görüldüğü gibi genel sözlükler bu üç farklı terimin ayrımını netleştirememişlerdir. Bu nedenle toplumbilimsel ve kamu yönetimi bilgileri çerçevesindeki tanımlarına bakmak gerekir.

Örgüt, kurum, kuruluş, üçü de kuşkusuz belirli bir amaç için kurulur, bir. Enaz üç ve daha fazla insanın amaca uygun varlığı ve katkısıyla ortaya çıkarlar, iki. Üçü de kendine özgü iş ve işyeriyle ilgili değerlere ve kültüre sahiptirler, üç. Üçü de yönetsel bir yapıya sahiptirler, dört. Üçü de belirli kurallar çerçevesinde yönetilir ve işletilirler, beş.

Ancak, üçü de birbirinden farklı belirgin özelliklere de sahiptirler. Örneğin, örgüt soyuttur; kurum birinci anlamıyla soyut, ikinci anlamıyla somuttur; kuruluş somuttur. Örneğin, örgüt genel bir kavramdır, kurum ve kuruluşu da kapsar. Kurum da (dar anlamıyla) bir örgütlenme türüdür, ancak, çerçevesi çizilmiş, sınırları belli bir kavramdır. Kuruluş herikisinden daha küçük bir örgütlenme olup daha sınırlı bir oluşumu anlatır. Soyut ya da somutlukları ile boyutları/sınırları üçünü birbirinden ayıran temel iki ögedir.

Örgüt, birden fazla kişinin; daha anlamlısı, enaz üç kişinin bir amaç doğrultusunda bir işi yapmak için biraraya gelmesiyle oluşur. Ve amaca uygun donanımın da sağlanmış olması gerekir bir örgütün oluşması için. Örgüt için yasal düzenleme gerekir, ancak, gerekmeyebilir de. Yasadışı, gizli bir örgütlenme de olabilir. Yasal bir örgütte ise amacı gerçekleştirmek için gerekli her türlü gereç yasal süreç içinde sağlandıkta örgütlenme tamamlanmış olur. Bu donanım salt gereçlerle sınırlı kalmaz, amacı gerçekleştirme yönünde donanımlı kişilerin de varlığıyla örgüt tamamlanmış olur. Bir örgüt oluşturmak için beş temel öge şunlardır: Amaç, insan, gereç, yönetim, tüze (hukuk). Bu beşlinin oluşmasıyla örgütün kural ve değerleri belirlenir; yapısı ortaya çıkar.
Örgütlenmeler, kamusal ve kamudışı olabilir. Yani, kamu örgütlenmeleri (devlet örgütlenmeleri) ve hükumetdışı örgütlenmeler (sivil toplum örgütlenmeleri).

Hükumetdışı örgütlenmelere, örneğin, dernek ve vakıflara STK demek yanlıştır ancak, STK deyişi ve kısaltması kendi içinde doğru olabilir. Sivil toplum örgütlerine bağlı kuruluşlar olabilir. İşte onlar sivil toplum kuruluşlarıdır.

Örneğin, dernek ve vakıflar başlıbaşına, - kendine özgü - örgütlenmelerdir. Dernek ya da vakfa bağlı bir kreş, huzurevi, bir sağlık merkezi, bir halı saha ise bir kuruluştur.

Eğer vakfa sivil toplum kuruluşu dersek, vakfın açtığı düşkünler evine ya da çocuklar için açılan bir eğitim evine, eğitim parkına ne diyeceğiz? Kuruluşun kuruluşu diyecek denli yoksul mu Türkçemiz? Vakıf STÖ, vakfa bağlı kadın sığınma evi bir kuruluştur. Hem de STK’dır.

Böylelikle TC Emekli Sandığına bağlı bir huzurevi ile örneğin, Alzheimer Vakfına bağlı huzurevinin dilsel anlatımı anlamını bulacaktır. Biri kamuya ait bir kuruluş, öbürü STÖ’ne bağlı bir kuruluştur, yani STK’dır.

Kızılay, kamusal yönü ağır basan, hukuksal olarak bir sivil toplum örgütüdür, Kızılay’a bağlı kan merkezi, toplum merkezi ve diğerleri birer kuruluştur.

LÖSEV bir STÖ’dür, Lösante (Lösemili çocuklar hastanesi), Löjans Tasarım LÖSEV’e bağlı STK’lardır. Lösante bir hizmet kuruluşu, Löjans tasarım ticari kuruluştur.

Her şey yerliyerine oturdu değil mi?

Böyle bakınca ben, STK dendiği zaman bir STÖ’ne bağlı bir sosyal kuruluşu anlıyorum. STÖ deyince herhangi bir STK’na sahip olan ya da olmayan, kitaplarda doğru olarak yapılan tanımları çerçevesindeki sivil toplum girişimiyle gerçekleştirilen örgütlenmeleri anlıyorum.

Siz hangisini nasıl anlıyorsunuz?

Bu denli farklar taşıyan bu kavramları, önemli değil diyerek birbirine karıştırmaya herhalde hakkımız olmasa gerektir. Bu ayrımları önemsemeyip karıştırdıkça birbirimizi anlamakta zorlanırız ve zorlanmaktayız. Dilimizi doğru kullanıp geliştiremedikçe düşüncelerimizin gelişmesi de sınırlı kalır. Bir toplumun gelişmesi için de bu bir felaket olur.

[1]*KONGAR, Emre. Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği, Ankara: Bilgi, 1979 (2. Basım), s. 463
[2]*TOMANBAY, İlhan. Sosyal Çalışma Sözlüğü, Ankara: Selvi, 1999