+ Konuyu Yanıtla
2 / 1 12 SonSon
36 sonuçtan 1 --- 20 arası gösteriliyor

Konu: Çingeneler...

  1. #1
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,612
    Blogdaki Konular
    5

    Çingeneler...

    ÇİNGENELER

    Toplumsal dokunun farklı öğeleri olan çingeneler; horlanır, dışlanır, yergi sözcükleriyle anılır... Çünkü, onlar kimsenin anlamaya çalışmadığı, çoğunluğun yaşamındaki 'ötekiler'dir... Onlar, rededilse de, yoksul bir hayat sürseler de içlerindeki bitip tükenmek bilmeyen yaşam sevinci en büyük hazineleridir

    Adem BALTA

    İnsanlar çağlar boyunca hep yürümüş refah sunan topraklar aramış.. En çok da çingeneler . Onlar yüzyıllar boyu sürekli gezen, kendilerine has kültürlerine sımsıkı sarılan ilginç bir dünyanın insanları. Kıvrak dansları, neşeli tavırlarıyla bambaşka bir yaşam felsefesini taşırlar nesilden nesile... Hep gülen gözleri, şen şakrak sözleri, kendilerine özgü konuşma tarzlarıyla tanırız onları... Tarih boyunca sürekli göç etmeleriyle bilinen çingeneler, her ülkede farklı isimlerle anılır. Rumca'da “Gypthos”, İngilizce'de “Gypsy”, İtalyanca 'da “Zingari”, Romanca'da “Tigani”, Kafkaslar'da “Basa”, Suriye'de “Dom” ilk akla gelen çingene isimleri. Çoğunluk kendilerine “Rom”, bazıları ise kendilerine “Roman” denilmesinden hoşlandığını söyler. İlk yurtları Hindistan olan çingeneler, 11.yüyyıl'da dinsel, politik, ve sosyal nedenlerle İran'a göç etmek zorunda kalır. Burada iki kola ayrılan çingenelerin, Kuzeye yönelenleri Kafkasları, Karadeniz'i ve Rusya kıyılarını aşıp Balkanlar’a, diğerleri ise Güneydoğu Anadolu, Irak ,Suriye ve Filistin'i geçerek Mısır'a varır. Hangi koldan giderlerse gitsinler geçtikleri her yerde hiç değişme-den yaşamlarını sürdürürler. Çünkü kentten etkilenmeyecek kadar uzak, ihtiyaçlarını karşı-layacak kadar kente yakın yerde kurdular çadırlarını... Göçebe ve yerleşik yaşayanlar olarak ikiye ayrılan çingenelerin liderliğini, hep “Çeribaşı” üstleniyor. Bugün etkisi azalsa da hala devam eden çeribaşılık geleneği özellikle göçebe çingenelerde büyük önem taşı-yor ve tıpkı krallık gibi babadan oğula geçiyor. Her doğumda zil Çingenelerde her doğum farklı anlamlar taşır... Yeni doğan cinsiyetine göre törelerle karşılanır. Kız olursa büyüdüğünde dansöz olsun diye kundağına zil konur, erkekse boş bırakılır. Çünkü o, ne olursa olsun ilerde iyi bir çalgıcı olacaktır. Aksi halde okula gönderilmek gibi bir tehditle karşı karşıya kalacaktır... Çalgıcılık, erkeklerin; göbek atmak, fal bakmak ve dilenmek ise kadınların yaptıkları işlerin başında gelir. Ama genç kızlar güzel ve alımlıy-sa, özenle ilgilenilir çünkü o, ün-lü bir dansöz olacaktır. Yaşam felsefesinin temeli neşeye dayanan çingeneler için en büyük mutluluk, şarkı söylemek, oynamak, dans etmek, özgürlüklerini doyasıya yaşadıkları bir eylemdir. Bu yüzden en ufak bir ses bile eğlencelerinin başlangıcı olabilir. O anda herkes dansın akışı-na bırakır kendini. Dosta-düşmana inat Çingene evlilikleri çok şamatalı olur. Üç gün süren düğün, sokakta, dost-düşman herkesin gözü önünde yapılmak zorundadır. Düğün süresince son kuruşa kadar harcanır, herkes üç gün boyunca dans eder, göbek atar doyasıya eğlenir. Çingene kavgaları da düğünleri gibi çalgılı, göbekli, şarkılı olur. Kavgaları bir hafta sürer barışmaları ise bir tülbent kuruyuncaya kadardır. Kavga sırasında evde ne var ne yok her şey gösterilir. Kavga edenler, kavgada yorgun düştükten sonra hiçbir şey yokmuş gibi barışır. Kavganın hemen ardından eşyalar tekrar eve taşınır, çaylar demlenir, koyu bir sohbet başlar. Çingeneler yaşamın her safhasını eğlenceye dönüştürmesini çok iyi başarır. “Dinsiz değiliz” Genellikle bulundukları ülkenin toplumsal koşullarına uygun olarak yaşayan çingenelerin, ortak bir dini yoktur. Çingenelerin dinsiz olduğuna dair iddiaların onların aşırı özgür davranışlarından, bütün otoritelere uzak olmalarından kaynaklandığı söylenebilir. Çingenelerin cenazeleri, ülke ve yaşayışlara göre değişmekle birlikte genellikle ceset tuzlu suyla yıkanır. Yeni giysiler giydirilir, bir gün tabutta bekletildikten sonra tabut açılır ve ayakkabı giydirilir. Eğer ölen çingene müzisyense kemanı ile gömülür. Ateşin gerek göçebe Çingeneler, gerekse yerleşik Çingeneler için önemi büyük. Göçebeler her akşam ateşin başında toplanır eğlenirler. Geleneklerine bağlı olarak saygı gösterdikleri bir çeşit ayindir bu. Onların en önemli günleri Kakava ve Hıdrallez'dir. Kakava şenliklerinin 6 bin yıllık gelenekleri her yıl 6 Mayıs'ı takip eden üç gün içerisinde yapılan bir çeşit Ayini Bahar'dır. Yani bahar törenidir. Anadolu çingenelerinin bahar ayinine İslami bir motif olan Hızır İlyas buluşması da eklenmiştir. Çingene dili Çingeneler yaşadıkları kültüre ve topluma uyum sağlamış, o toplumun dilini öğrenmişlerdir. Buna rağmen çağdaş Kuzey Hint dillerine benzer bir dil bilgisi sistemi bulunan çingenece hala yaşatılmaktadır. Çingenelerin göçebe yaşam tarzı, ulus bilincinden mahrum oluşu Çingenece'yi kokteyl bir dil haline getirmiştir. Yazı geleneği olmayan çingenece, zengin bir sözlü geleneğe sahiptir. Sözlü geleneğin varlığını koruması göçebe toplum oluşlarına ve yaşam tarzlarının komşu oldukları toplumlarla çatışmasından kaynaklandığı görülür... Çingeneliğin ağırlığı Çingeneler yüzyıllarboyu, hep dışlanmalarının altında tarihin karanlık dönemlerinde onlar için çıkarılmış 'uğursuz' söylenceleri yatıyor. Hurafelerle, birlikte yaşadıkları toplumların sahip olduğu temel hak ve özgürlüklerden yoksun bırakılan çingeneler dünyanın çeşitli yerlerinde dışlanmışlığın kadersizliği içinde yaşarlar. “Hazinemiz yaşam sevinci” Onlar toplumsal dokunun farklı öğeleridir. Horlanır, dışlanır, genellikle de yergi sözcükleriyle anılırlar. Çünkü onlar bizim tanımadığımız, bize rağmen var olan yaşamımızdaki 'ötekiler'dir. Onlar, toplumda aykırı kabul edilip yoksul bir hayat sürseler de içlerindeki bitip tükenmek bilmeyen yaşam sevinci onları hayata bağlayan en büyük hazineleridir.
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  2. #2
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,612
    Blogdaki Konular
    5
    ÇİNGENELER

    "Çingene çingene
    Dara düştün sen gene
    Çingenedir ama ama
    İnsandır o gene"
    Bir türkü "onları" böyle anlatıyor. Onlar, çingeneler...
    Ozan, onlar için "insandır o gene" deme gereği duyuyor. Neden? Çünkü, gerçek o ki, yüzyıllardır egemen sınıflar "insan"dan saymamış onları. Ülkemizde bu çok "veciz" bir söze de dönüştürülmüş. Ülkemizdeki halkların, milliyetlerin çeşitliliği ifade edilirken "yetmiş iki buçuk millet" denir hep. "Buçuk" çingenelerdir. Niye onlar buçuktur? Bu deyişi kullanan pek çok insan bunun cevabını bilmez bile. Öyle duymuştur büyüklerinden, öyle kullanır.
    Bu "buçuk" tanımlamasında açık bir şovenizm, bir aşağılama ve çingenelerin ayrı bir kültür, ayrı bir kimlik olduğunu inkar vardır.
    Oysa onlar da Kürtler gibi, Türkler gibi, Araplar, Lazlar gibi ayrı bir tarihe ve ayrı bir "etnik kökene" sahipler. Ama bugün özellikle ülkemizde varlıklarını ön plana çıkaracak bir dinamikten uzaklar. Tersine hep şehirlerin dışında görürüz onları.
    Anadolu'da adeta karakteristik bir görüntüdür. Şehrin girişine yakın bir yerde birkaç çadırda yaşayan birileri vardır. Bir görünür, bir kaybolurlar. Konar göçerler. Çadırları görünce "aa çingeneler gelmiş" diye aklından geçirir çoğumuz. Ama onların nereden gelip, nereye gittiğini bilmeyiz pek. Bazen merak da etmeyiz. Onların içinde bulunduğu o yaşam koşulları da adeta kanıksanmıştır.
    Ama bu yaşam onların tercihi değildir.
    Peki niye öyle yaşıyorlar, hiç düşündük mü?
    Sorunun cevabı çingenelerin kim olduğunda, kimliğinde ve bu kimliğe devletin nasıl bir tavır takındığında gizlidir.
    Öyle yaşıyorlardı, çünkü onyıllarca bu ülkede bir kimliği olmadı onların. Devlet onlara bir nüfus kağıdını bile çok gördü.
    Öyle yaşıyorlardı, çünkü, bu devletin hiçbir kurumunda iş verilmedi onlara. Çingene memur olamazdı, hala da olamaz.
    Öyle yaşıyorlardı, çünkü hep dışlanmaya maruz kalmışlardı. Egemen sınıfların devletinin bu politikası, onyıllardır sürdürülen propagandayla birleşince topluma da adeta çingenelere karşı tavır aldırtılmıştır.
    Onlar pistir, çalar, çırpar, ahlaksızdır... Öyle söylenir, öyle bilinir, öyle bilinmesi istenir.
    Kağıthane'de gözlerden ırak bir arsada yaşayan genç bir çingene kadın şöyle diyor;
    "Bize pis diyorlar, nasıl temiz olalım hergün sizin çöplerinizi temizliyoruz. Bodrum'da süslü kokanalar yılda bir kez yatlarla çöp toplamaya çıkıyorlar, yaza yaza bitiremiyorsunuz. Oysa biz bütün yıl hep çöp toplarız. Hiç görmezsiniz bizi. Kel kuşları (kelaynak) bilem korursunuz. Çingeneleri de korumaya alsanız ne olur ki?"
    Diğer halklar gibi çok çeşitli olumlu gelenekleri var onların da. örneğin konukları karşısındaki cömertlikleri bunlardan biridir. Ya da örneğin, Çingenelerin oymak gelenekleri içinde topluluk, kocası ölen bir kadının geçimini üstleniyor. Herkes günlük kazancından onun payını ayırıp veriyor. Bunun gibi örnek bir toplumsal dayanışma hala onlar içinde yer yer yaşayabiliyor. Ama devletin, toplumun onları dıştalaması, onlar içinde yozlaşmayı da beraberinde getirmiş. Ancak burada sorulması gereken, onlar halk olarak kötü oldukları için mi böylesine yozlukları benimsediler, yoksa egemen sınıflar mı onları bu noktaya itti?
    Cevap, hiç tereddütsüz ikincisidir.
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  3. #3
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,612
    Blogdaki Konular
    5
    Onların da bir tarihi var... Çingeneler de diğer pek çok halklar gibi yüzyıllar boyunca göçler yaşamışlar, birbirinden yüzlerce, binlerce kilometre uzaklıktaki halklarla aynı toprakları paylaşmışlar, birbirlerine karışmışlardır. Araştırmalar çingenelerin ilk yurdu olarak Hindistan'ı gösteriyor. 14. yüzyılda Balkanlara, 15. yüzyılda da Avrupa'ya yayılmışlar. Çingenelerin Hindistan'dan göçlerinin bir noktasında iki kola ayrıldıkları belirtilir. İlk kol, kuzeye yönelmiş, Kafkaslar, Karadeniz, Orta Avrupa, Balkanlar hattını izlemişler. İkinci kol, Güneydoğu Anadolu, Irak, Suriye, Filistin, Mısır hattını izler. Tabii bu boyuna süren bir yürüyüş, sürekli bir göç değildir. Geçtikleri hemen her yerde topluluğun bir bölümü kalmıştır.
    İstanbul, Trakya çingeneleri birinci kolun, Maraş, Antep, Adana civarında yaşayan çingeneler ise ikinci koldan göç edenlerin torunlarıdırlar.
    Bir kısmı bugün yerleşik hayata geçmiştir. İstanbul'da, Kırklareli'nde onların böyle yerleşik hayata geçtikleri semtleri görürüz. Hala göçebe olanlar ise kalaycılıkla, ayı oynatıcılığıyla, çöp toplayıcılığıyla geçimlerini sağlamaktadırlar.
    ***
    Varlar, hem de milyonlarca... İstatistiği rakamlara göre Avrupa'da toplam olarak 7 milyon 101 bin 500 çingene yaşıyordu. Bu sayının yüzde 60'ı Balkan ülkelerinde bulunuyor.
    Çingenelerin ülkelere göre dağılımı da şöyle:

    Romanya: 800 bin
    Bulgaristan: 800 bin
    Yugoslavya: 800 bin
    Çekoslovakya: 600 bin
    Macaristan: 500 bin
    Türkiye: 500 bin
    İspanya: 500 bin
    Eski SSCB: 260 bin
    Fransa: 250 bin


    500 bin rakamının Türkiye'deki çingenelerin gerçek rakamı yansıttığı şüphelidir. Çünkü resmi bir kayıt yoktur. Ve sayılarının biraz daha fazla olması kuvvetle muhtemeldir.
    ***
    Varlığını kanıtlamak için inkar... Edirneli bir çingene bundan birkaç yıl önce Cumhuriyet Dergi'de kendisiyle yapılan röportajda karşı karşıya kaldıkları açmazı, zorluğu şöyle dile getiriyordu;
    "Ezilmişiz, çünkü örgütlü topluluk değiliz biz. Sanki dünyanın bütün namussuzluklarını biz yapıyormuşuz gibi muamele görmüşüz. Bizim halkımızı yıldırmış bu aşağılanma. Bizim de bir dil yapımız var. Yaşama biçimimiz var. Ama herşeyden önce insanız. İnsan olduğumuzu kabul ettirmek için, çingeneliğimizi inkara kalkışmışız. Maddi gücümüz yok, eğitimimiz yok, kültürümüzü değerlendiremiyoruz. Bir can derdine, bir boğaz derdine düşmüşüz, öyle de gidiyoruz."
    "İnsan olduğumuzu kabul ettirmek için, çingeneliğimizi inkara kalkışmışız"; işte onların gerçeği bu cümlede saklıdır. Çingeneysen insan değilsin, adam yerine konulmazsın. Adam yerine konulmak için çingeneliğini inkar edeceksin.Devlet onları yok saymakla kalmıyor, zararlı, tehlikeli görüyor.
    1934 yılında çıkarılan İskan Kanunu'ndaki bir madde şöyle diyor;
    "Madde 4- Türk kültürüne bağlı olmayan, anarşistler, göçebe çingeneler, casuslar ve memleket dışına çıkartılmış olanlar Türkiye'ye 'muhacir' göçmen olarak kabul edilmezler."Bu kanun hala yürürlüktedir.
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  4. #4
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,612
    Blogdaki Konular
    5
    GAZ ODALARINDAKİ BİLİNMEYEN ÇİNGENE GERÇEĞİ
    "Almanya'da Hitler'in iktidar yılları çingenelerin en kara günleri oldu. Alman diktatörünün Yahudiler için ateşlediği fırınların bacalarından çingene dumanları da yükseldi.
    Faşizm döneminde Almanya ve Avrupa'da yarım milyon çingene gaz odalarında yakıldı veya 'tıbbi deneylerde kobay' olarak kullanıldı. Naziler yalnız çingeneleri değil, üç kuşak ötesine kadar soyunda 'çingene' kanı taşıyanları da imha ettiler.
    16 Aralık 1942'de SS şefi Heinrich Himmer tarafından çıkartılan kararda 'çingenelerin topyekün imhası' emredildi. Çingeneler Auschwitz gibi imha ve çalışma kamplarında, labaratuvarlarda öldürüldüler.
    Faşist teorisyenler "bu çingeneler Avrupa'ya yabancı kanı taşıyorlar" diyorlardı.
    Almanya dışında Fransa'da 15 bin, Polonya'da 35 bin, Macaristan'da 28 bin, Rusya'da 40 bin çingene Naziler tarafından topluca öldürüldü.
    Çingenelerin Yahudiler kadar güçlü lobileri olmadığından, uğradıkları katliamlar tarihin karanlık sayfaları arasında eriyip gitti."
    (Çingeneler, Nazım Alpman, sayfa 101-102)
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  5. #5
    Taner PINAR
    Misafir
    İbrahim a.s. ikinci eşi İsmail a.s. mın annesi Hacer validemiz kıpti idi.. yani Çingene idi.. Allah Resulü s.a.v. de İsmail a.s. ın soyunda gelir..

    evet bizim resulümüzün soyu çingenelere gider..

  6. #6
    agd_sisli Sedat ÖCALAN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    istanbul mh. adapazarı cd. şişli sk.
    İletiler
    464
    Blogdaki Konular
    2
    ebu derda bunu her yerde söyleme..:whistling[1]:

  7. #7
    Alıntı ebu derda tafarından gönderildi Mesajı Göster
    İbrahim a.s. ikinci eşi İsmail a.s. mın annesi Hacer validemiz kıpti idi.. yani Çingene idi.. Allah Resulü s.a.v. de İsmail a.s. ın soyunda gelir..

    evet bizim resulümüzün soyu çingenelere gider..
    benim bildigim soy ana degil baba tarafından belirlenir
    ayrıca atalarımız bin ölç bir biç demişler
    Documents and Settings\casper\Belgelerim\Resimlerim\39db57caa7al0.gif

  8. #8
    siyer derslerinde efendimizin soyunu anne tarafından soyu ve baba tarafından soyu olarak işleriz.yani sadece baba tarafından soyunu alıp anne tarafından soyunu inkar etmek gibi bir niyet hasıl olmaz.
    ayrıca bin ölçüp bir biçilecek olan efendimizin soyunun cingenelere dayanıyor olabilecegi konusu ise ben bunu anlamadım. çingene olmak insan olmamak demek mi ki ? neden olmasın...
    eleştirilerimizi de bin ölcüp bir biçmek gerek sanırım.

  9. #9
    Alıntı acıgol tafarından gönderildi Mesajı Göster
    siyer derslerinde efendimizin soyunu anne tarafından soyu ve baba tarafından soyu olarak işleriz.yani sadece baba tarafından soyunu alıp anne tarafından soyunu inkar etmek gibi bir niyet hasıl olmaz.
    ayrıca bin ölçüp bir biçilecek olan efendimizin soyunun cingenelere dayanıyor olabilecegi konusu ise ben bunu anlamadım. çingene olmak insan olmamak demek mi ki ? neden olmasın...
    eleştirilerimizi de bin ölcüp bir biçmek gerek sanırım.
    Elbette eleştiride söylenen sözde düşünülerek söylenmesi gerekir...

    "Olabilirle",şu soydan geliyor diye bir iddea edilemez...
    "Kentler bizi hiç anlamayacak ve esirgemeyecek,ucu yanmış kibrit çöpü gibi kırılacağız,Birşeyler dokunulmamış kalsın gidelim bu şehirden..."

  10. #10
    "Olabilirle",şu soydan geliyor diye bir iddea edilemez...
    iddaa eden kim bilmiyorum ama Hacer annemizin kıpti olduğu bir gerçek değil mi ? Bildiğimiz kadarıyla bu bir gerçek ve iddaa değil. Bir insanın cingene olması o insana saygısından birşey kaybettirmez.

  11. #11
    kıptî'nin çingene ile aynı anlama geldiğini bilmiyordum :confused1[1]:
    "ey ruhumun ışığı !
    ruhlar bölük bölük ayrılırken senin ruhunu benimkiyle aynı bölüğe yazmışlar" f.o.

  12. #12
    Alıntı Hülya TERZİ tafarından gönderildi Mesajı Göster
    kıptî'nin çingene ile aynı anlama geldiğini bilmiyordum :confused1[1]:

    Çingenelerin nüfüs cüzdanlarında kıpti yazıyormuş diye duydum...
    Benim pazarcı çingene arkadaşlarımda var zaman zaman bu konularda da sohpet ederiz, onların bitanesi demişti kıpti yazıyor ama ben bilmem ne demek diye... ve benim tanıdıklarımın içinde namazında niyazında olan kişilerde var...

  13. #13
    Hüseyin Üzmaz in bir köşe yazısını okuduğumu hatırlıyorum...

    bazı ırkların yüksek derecede zeki yaratıldığını iddia ediyordu (ingilizlerin )

    çingenelerde zeka düzeyi açısından en gerilerde olanlarmış...

    bu açıdan bakıldığında durum biraz vahim görünüyor
    .
    sen oradan kıracaksın zinciri
    ben buradan ve bir gün...

  14. #14
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,612
    Blogdaki Konular
    5
    Hüseyin Üzman hiç çingene tanımamış demek ki... Gerçekten durumu vahim...
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  15. #15
    ben de hiç çingene tanımadım ama bazı ırkların doğuştan zeki yaratılmış olabileceğini zannetmiyorum çünkü bu mutlak ilahi adalete aykırı olacaktır...
    Hüseyin Üzmez in
    çingeneler ve kürtler hakkında ki şağılayıcı yazılarını ırkçı tarafının ağır basmasına bağlıyorum...
    sen oradan kıracaksın zinciri
    ben buradan ve bir gün...

  16. #16
    Alıntı Nazan DİNLER tafarından gönderildi Mesajı Göster
    ben de hiç çingene tanımadım ama bazı ırkların doğuştan zeki yaratılmış olabileceğini zannetmiyorum çünkü bu mutlak ilahi adalete aykırı olacaktır...
    Hüseyin Üzmez in
    çingeneler ve kürtler hakkında ki şağılayıcı yazılarını ırkçı tarafının ağır basmasına bağlıyorum...
    hüseyin üzmezi bilmem fakat her ırkın aynı dış görünüşlerinde
    olduğu gibi , zeka ve ruhsal alanlardada kendine özgü yapıları
    vardır ve bu bilimsel bir gerçektir.

    zencilerin nasılki akçiğer ve kalpleri beyaz ırka göre daha iyi
    çalışıyorsa , çinliler , koreliler vs. ( sarı ırk ) nasıl diğer kavimlerden
    daha kısa boyluysa zeka bakımından bazı ırklarda daha fazla
    zeki olabilir ve hatta öyledir.

    dış özelliklerimiz gibi düşünsel ve ruhi özelliklerimizide genlerle
    kuşaktan kuşağa taşırız efendim. bunun adaletsizlikle bir
    alakası yok.

    adelet ile eşitlik kelimelerini karıştırdığımız için bu bir ön yargı
    olarak tezahür ediyor. eşitlik mefhumu çağımızın düşünsel
    vebalarından illetlerinden biridir.

    islamdada eşitlik yoktur adalet vardırve iki kelime çok iki
    kavramdır.
    "yolda yürürken eğer ayağınız taşa takılırsa siz yine amerikaya küfredin." (humeyni)

  17. #17
    teşekkürler açıklama için... yukarıda da belirttiğim gibi bu benim zannım dı yalnızca...
    ilahi adalet mutlaktır
    eğer varsa bu eşitsizlik imtihan nedeniyledir diyelim her ihtimale karşı...

    ''zencilerin nasılki akçiğer ve kalpleri beyaz ırka göre daha iyi
    çalışıyorsa , çinliler , koreliler vs. ( sarı ırk ) nasıl diğer kavimlerden
    daha kısa boyluysa zeka bakımından bazı ırklarda daha fazla
    zeki olabilir ve hatta öyledir.''
    bunu bende düşündüm ama
    fiziksel farklılıklar dini algılamada ,kavramada önemli olmayacaktır..

    oysa daha az zeki biri vahiy kendisine ulaşmamışsa ve aklı ile de dini bulamamışsa ,sorumlusu ben değilim benim yetersiz zekamdır, diyebilir


    ve genlerimizi kuşaktan kuşağa taşıyorsak hepimiz hz. ADEM İN fiziki ve ruhi özelliklerini taşıyor olmalıyız,
    farklılıklar -ırklar ve renkler olmamalı...:)çıkardığım sonuç komik sanki...
    sonuçda emin değilim...
    sen oradan kıracaksın zinciri
    ben buradan ve bir gün...

  18. #18
    ırk diye bir şey yok
    ( benim komik bulduğum sonucu bilimsel yoldan açıklamışlar )

    Arizona Eyalet Üniversitesi’nde evrim biyoloğu ve Afrikalı Amerikalı Araştırmaları profesörü Dr. Joseph L. Graves Jr., yeni kitabı The Emperor's New Clothes: Biological Theories of Race at the Millennium’da (İmparatorun Yeni Giysileri: 2000 Yılında Biyolojik Irk Kuramları; Rutgers University Press) ırk diye bir şey olmadığını, ırk kavramının toplumsal ve siyasal nedenlerle uydurulduğunu ve ırksız bir dünyanın çok daha iyi olacağını söyledi.

    Irkçılığın, insanların genetik olarak ırklara ayrılabileceği düşüncesinden kaynaklandığını ileri süren Dr. Graves, New York City’de Gen Medya Forumu’nun düzenlediği panelde, genler, ırk ve sağlık konusunu ele alan bir konuşma yaptı ve soruları yanıtladı. N.Y. Times’da yayımlanan söyleşi şöyle:

    Sizi ırk ve genetik araştırmalarına yönelten ne oldu?

    - Zeka testlerine dayanarak, siyahlarla beyazların zeka düzeyleri arasındaki farklılıkların genetik olduğunu ileri süren The Bell Curve (Bell Eğrisi) adlı kitabın başarısı başlangıç oldu. İnsanları ‘siyah’ ve ‘beyaz’ diye ayrı ırk kategorileri içinde toplaması, kitabın en olumsuz yanıydı. İnsanın genetik çeşitliliğine ve ABD’de Avrupalı ve Afrikalı insanların ortak genlerine ilişkin bilgilerimiz, böyle basit kategorilerin savunulamayacağını gösteriyor.

    Siyah ve beyaz gibi ırk kategorilerinin olmadığını mı söylüyorsunuz?

    - Biyolojik olarak yok. İnsan genlerinin çok küçük bir yüzdesi, 30,000-40,000 gen arasından yalnızca altı gen, derinin rengini belirliyor.

    Altı tane de olsa, bu genler insanları ırklara ayırmıyor mu?

    - Biyologların ırk teriminden anladıkları, sıradan insanların ya da genel olarak toplumun anladığından farklı. Biyolojik ırk tanımı iki temele dayanır: Birincisi, farklı bir ırk, öteki topluluklarla karşılaştırıldığında önemli genetik farklılıklar taşıyan bir topluluktur ve neredeyse bir alt tür olarak görülebilir. Bir alt tür ise, yeni bir türe dönüşmek üzere olan bir topluluktur. İkincisi, bir ırkın geldiği soy, öteki soylardan oldukça farklıdır.

    Farklılıklar

    Çoğu insanın ırk olarak nitelediği farklı insan grupları farklı alttürler ve bu nedenle de farklı ırklar değil mi?

    - Birbirimizden anatomik olarak farklı olsak bile, insanlar arasında alttürler yok. Gerçekte bir insan topluluğu arasındaki genetik ayrılıklar, farklı topluluklar arasındaki ayrılıklardan daha fazla. Sözgelimi, insan grupları arasındaki gen farklılığı yüzde 3 ya da 7 oranındayken, meyve sineği alttürlerinde bu oran yüzde 20. Bir karşılaştırma bile yapılamaz.

    Soy farkına gelince, tarih boyunca ırklar arasında çok fazla gen karışımı oldu.

    Afrika’nın güneyindeki Afrikalılar yalnızca kendi aralarında, Avrupalılar da kendi aralarında evlenseler, saf soylar gelişebilirdi. Ama özellikle Amerika’da böyle olmadı. Ama tarihimizde köleleri mal olarak gören bir dönem olduğundan, bir damla siyah kanının bile o kişiyi siyah yaptığı ‘düşük soy kuralı’na göre insanları siyah olarak sınıflandırıyoruz. Gerçekte bu kuralı haklı gösterecek bir biyolojik temel yok.

    Kültürel ve toplumsal tanımıyla ırklar arasında sağlık açısından farklılıklar yok mu, sözgelimi orak hücreli kansızlık hastalığı siyahlarda beyazlardan daha çok görülmüyor mu?

    - Yaygın inancın tersine orak hücreli kansızlık hastalığı siyahlara özgü bir hastalık değil. Bu hastalığı yapan gen, insanı sıtmaya karşı korur, bu nedenle sıtma hastalığının görüldüğü her yerde, ortaya çıkar. Köleler bize Batı Afrika’dan geldiği için Amerika’da bunu siyah hastalığı sanıyoruz.

    İlaçlar ve etkisi

    The New England Journal of Medicine’de yayımlanan ve kalp ilaçlarının siyahlarla beyazlar üzerinde farklı etkiler yaptığını ileri süren ırk temelli araştırmalara da karşısınız o zaman?

    - Bugünkü eczacılık bilgimizle, bir ilacın farklı genetik özellikler taşıyan insanları farklı etkileyebileceğini söyleyebiliriz. Ama ilaçların etkisini belirleyen genler, toplumsal ırk tanımına göre farklılık göstermez.

    Hangi genlerin nasıl bir etki yaptığını ortaya koyacak bir araştırma daha büyük bir önem taşıyor.

    Tansiyon ilacı Enalapril beyazlar üzerinde daha etkili oluyor. Bunu nasıl açıklarsınız?

    -Bu araştırmada dikkate alınmayan başka değişkenler de var bence. Bu farklılığa yol açan fiziksel neden, genetik değil, bence yine toplumsal ırk anlayışından kaynaklanıyor.

    Sözgelimi, stres olabilir. Araştırma stres düzeyi aynı olan siyahlarla beyazlar arasında gerçekleştirildi ama burada stres kaynağı olarak yalnızca mali durum dikkate alındı.

    Oysa bu ülkedeki siyahlar, ırkçılık yüzünden daha farklı stres türleri de yaşıyor. Araştırmanın dikkate almadığı bir etken de beslenme. Afrikalı Amerikalılarla Avrupalı Amerikalılar aynı biçimde beslenmiyor, bu nedenle ilacın etkili olmadığını söylemeden önce bunu da araştırmak gerekir.

    Siyahlar arasında yüksek tansiyonun daha fazla görülmesi genetik olarak açıklanamaz mı?

    - Yüksek tansiyonla ilişkili bir gen var, ama genetik çeşitlilik ve çevre farklılığının birlikte nasıl bir rol oynayıp yüksek tansiyona yol açtığını bilmiyoruz. Yüksek tansiyon riskini artıran gen, Nijeryalılarda Afrikalı Amerikalılardan daha fazla görülüyor. Ama Chicago’da yaşayan Afrikalı Amerikalılar, Nijeryalılar’dan 2,5 kat daha fazla yüksek tansiyonla karşılaşıyor, oysa genlere bakarsak tersini düşünmek gerekir.

    Bir evrim biyoloğuna göre, farklı bir ırk, önemli genetik farklılıklar taşıyan bir topluluk, neredeyse bir alt tür... Oysa derinin rengini 40 bin genden sadece 6 gen belirliyor.
    sen oradan kıracaksın zinciri
    ben buradan ve bir gün...

  19. #19
    zeka düzeylerini bilemem ama benim bir anım var onu paylaşmak isterim
    istanbuldan bursaya taşınmak üzereydik eşyalarımı toplamatya başlamıştım
    alt kattaki komşum yardıma geldi söz arasında akşam bir akrabamın kızına görücü gelicekmiş benide çağırdılar oraya gidicem dedi.
    ertesi gün tekrar uğradı. hayırdır kızınızı verdinizmi dedim.
    sorma hala şaşkınım dedi. hayırdır dedim
    anlatmaya başladı
    görücüler geldi. bir kadın bir genç
    biraz oturdular muhabbet ettik çok iyi insanlara benziyorlardı.
    biraz sonra kadın konuya girdi ilk olarak söze şöyle girdi.
    söze kendimi tanıtarak başlayayım
    biz çingeneyiz!
    canabı hak bizi çingene milletinden yaratmış,
    kızınız abdestini alır namazını kılarsa, tesettürüne dikkat ederse, islamın emirlerine gücü yettiğince riayet ederse, eşine saygıda, hürmette kusur etmemeye dikkat ederse kızınıza dünür geldik.
    yok biz bunları yapamayız derseniz bir kahvenizi içmeye geldik dedi.
    hepimiz şok olduk, söyleyecek söz bulamadık dedi.
    ogün taşındık sonuçtan bir daha haberim olmadı.
    Müslümanım diyen bu kadar millet
    islam gözü ile kendine baksa
    Esirmi olurdu Mescid'i Aksa:lac[1]:

  20. #20
    nazan hanım eğer yüzeysel olarak bile araştırsanız evrim teorisini
    sözde ispat eden birsürü makale bulursunuz ve bunların hepsi ilmi
    olduğunu savunur. yine aynı şekilde evrim teorisinin kocaman bir
    yalan olduğunu anlatan yüzlerce makalede bulabilirsiniz ve bunlarda
    kendilerinin ilmi olduğunu savunacaktır.

    günümüzde bilim dediğimiz olgu hiçte kesinkez ispatlanmış doğrular
    üzerinde gitmiyor... sadece bunu deklare ediyor ve her yeni gelişme
    bir önceki kesin gerçeği yalancı çıkarıyor...

    hülasa ; bilim bu çağın hurafelerinden en önde gelenlerinden biri ve
    üstelik en kuvvetli afaroz müessesesi...

    ispatlamaya çalıştığınız durum komik. yüzeysel anlamda insanların
    boylarından fiziksel yapılarına kadar birçok özelliği genlerle taşınıyor.

    hatta çinde mao döneminde komik bir deney yapılmıştı , bu insanların
    boylarına oranla ayakları çok büyük olduğundan demir ayakkabılar
    giydirilerek ''doğal seleksiyon'' la yeni nesil küçük ayaklı olacaktı.
    zira demir ayakkabılar ayağı sıkıyor ve sözde genlere müdehale ediliyordu.

    sonuç tam bir fiyaskoydu... genlerle gelen özellikler ''doğalseleksiyonu''
    hiçe saymış ve değişmemişti.

    birçok kanser türünden , şeker hastalığına ve başka hastalıklarıda
    genlerimizle kuşaktan kuşağa taşırız. saçımızın renginden , gözlerimize
    boyumuzdan vücut hatlarımıza ve ruhsal biyolojimize hepsi genlerle
    taşınır... bunu görmemek ve eşitlik adına yok saymak sadece komik.
    "yolda yürürken eğer ayağınız taşa takılırsa siz yine amerikaya küfredin." (humeyni)

+ Konuyu Yanıtla
2 / 1 12 SonSon

Tags for this Thread

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •