2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor

Konu: Tefekkur konferansi

  1. #1

    Tefekkur konferansi

    Adı: 61934_156417681054038_100000574210333_399159_924205_n[1].jpg Görüntülenme: 71 Boyut: 36.5 KB
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  2. #2
    Adı: GetAttachment[2].jpg Görüntülenme: 55 Boyut: 5.6 KB


    Adı: GetAttachment[1].jpg Görüntülenme: 55 Boyut: 8.1 KB


    Prof. Dr. Salim Öğüt:
    “Zikri dudak alışkanlığına dönüştürmeyin!”

    Hollanda İslam Federasyonu’nun son iki yıldır düzenli olarak gerçekleştirdiği Tefekkür Konferansları dizisinin Eylül ayı konuşmacısı, İstanbul üniversitesi ilahiyat fakültesi İslam hukuku bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Salim Öğüt idi.

    Bölge irşad başkanı yardımcısı Mustafa Ürgenç tarafından sunulan program, Avrupa birincisi Ali Rıza Yaman’ın Kur’an tilaveti ile başladı. İbadet Bilinci başlıklı konferans, Schiedam İslam Merkezi salonunda gerçekleşti ve ilgi ile izlendi. Schiedam Merkez Camii’ni gördüğünde heyecanlandığını ve gurur veren bir güzellikte olduğunu dile getirerek sözlerine başlayan Öğüt, ‘Rabbim bu güzel caminin cemaatini bol ve şuurlu etsin’ duasıyla sözlerini sürdürdü.

    Tefekkür nedir?
    Öğüt, Tefekkür kelimesini irdelediği konuşmasında özetle şunları söyledi:
    “Tefekkür fikir üretmektir, bir insan ‘tefekkür ediyorum’ diyorsa ‘düşünüyorum’ diyordur. Peki düşünce nedir? Türkiye’de yapılan din konuları tartışmalarında en çok makas ayrılığı yaşadığımız nokta burasıdır, sapma noktasıdır burası. Çünkü insanlar ‘efendim benim de bu konudaki düşüncem’ budur demek suretiyle her konuda söz söyleme hakkına sahip olduklarını iddia ediyorlar. Oysa, her hangi bir konuda gerekli bilgiye, malzemeye sahip olmadan fikir üretilmez. Örneğin biriniz bana; ‘benim arabamın yakıtı hakkında ne düşünüyorsunuz?’ diye sorsanız ve ben o arabanın ne markasını, ne de motor gücünü bilmiyorsam, sorunuzu nasıl cevaplayabilirim?
    Bir konuda fikir üretebilmek için o konuda sağlam bilgilere sahip olmamız gerekir. Tefekkür demek bilginin üzerine ilave edilen ek bilgi demektir. Eğer bir düşünce, bilgi temeline dayanmıyorsa, hezeyandır, saçmalamaktır. Birisi din hakkında, İslam hakkında şeriat hakkında bir düşünce ortaya koyuyorsa, ona şunu sormak mecburiyetimiz vardır: ‘Siz bu düşüncenizi hangi bilgi temeline dayalı olarak üretiyorsunuz?’ İnsanlar zannediyorlar ki aklı olan herkes düşünür ve dili olan herkes konuşur. Ve bunu maalesef, sadece din konusunda yapıyorlar. Oysa tefekkür külfet altına girerek fikir üretmektir.

    Önce bilgi sonra bilinç
    Bilinç, bilgiden sonraki merhaledir. İlim Rabbil-alemin Alim sıfatındandır ve iki türlüdür. Hayatı kolaylaştıran ve hayatı anlamlandıran ilimler. Hayatı kolaylaştıran ilimler hendesi (mühendislik)ilimleridir. Dedelerimin üç ayda geldikleri mesafeyi ben bu gün Türkiye’den Hollanda’ya uçak mühendisliği sayesinde üç saatte geldim. Bu bizim hayatımızı kolaylaştırdı. Bu bilgilerin kaynağı ise gözlem ve deneydir. İyi gözleyen ve deneyen insanların hepsi buna ulaşırlar. Eşyaya ibretle bakmasını bilen, onu akılıca müşahede eden herkes hayatı kolaylaştıracak bilgiyi elde edebilir. Bu ilim dalında geçmişte Müslümanlar hiçte küçümsenmeyecek nitelikte gözlemler yaparak bilgi ürettiler. İlk bilgisayar sekiz asır önce Diyarbakır’da Emül İs adında bir adam tarafından yapılmıştır. Bu kişi, Diyarbakır Vali’sine; elini uzatınca su akıtan, çekince tekrar duran bir abdest makinesi yapmıştır. Modern dünya onu, bilgisayarın babası olarak görür. Gençlerimiz eğitilirken onlara din dersleri kadar, tarih ve edebiyat bilgileri de mutlaka öğretilmeli ki, gençler İslami ilimlerin, sadece bu günkü görünenden ibaret olmadığını bilsinler. 13 asır şanla şerefle yaşanan tarihimizin biz sadece en kötü yüz yılını biliyoruz. Bu manada Cemal Kutay’a biraz kulak verelim dilerseniz. ‘Maziye sor, ecdadımı söyler sana kimdi;/Bir bitmez ufuktum, küre vaktiyle benimdi./Tufanlar, alevler beni bir kal'a sanırdı;/ Taçlar uçuşur, dalgalanır, parçalanırdı…Dünyâ bilir iclâlimi ben böyle değildim;/Ben, altı asırdan beri bir kerre eğildim…’

    Biz bu gezegene niçin geldik? Nereden geldik? Ne amaçla geldik? Ne işimiz var burada? Sonra: Hayat denen bir akış, akıp gidiyor. Nereye doğru gidiyor? Akıbetimiz ne olacak? Bu soruların cevabını veren bilgi de, hayatı anlamlandıran bilgidir. Bu bilginin kaynağı ise sadece vahiydedir.
    Allah’tan doğrudan gelen bu bilgiye itibar edenler, bu bilgiden istifade ederler. Yoksa bir insan kendi alanında on Nobel ödülünün onunu da toplasa, toprağa verdiği oğlu veya babasının akıbetinin ne olduğuna dair hiç bir söz söyleyemez.
    Bu konuda söylediği her söz sadece bir spekülasyondur. Bu konu gözleme dayanacak, test edilecek bir konu değildir. Aklın söz söyleyeceği bütün konular, gözlenebilecek, denenebilecek konulardır. Denenmesi mümkün olmayan konularda akıl acizdir. Ondan sonra artık İman devreye girer. Akif’ ‘İmandır İlahi, o cevher ne büyüktür, imanı olmayan paslı yürek sinede yüktür’ dizeleriyle imansızlığın nasıl bir yük olduğuna vurgu yapar mısralarında. Vahyi bir bilgi kaynağı olarak kabul eden, Allah’ın gönderdiği elçileri bir rahmet vesilesi olarak bilen, onların izinden gitmeyi akıl edebilenler bu konuda bilgi sahibi olabilirler. Ahret konusunda sadece peygamberler bilgi sahibidirler.

    Bilinç nedir?
    Bilinç bilginin duyguya dönüşme halidir.
    Bu durumu Mahatma Gandhi’nin bir tesbitiyle açıklayalım: ‘Kelimelerinize dikkat ediniz, çünkü düşüncelerinize dönüşür, düşüncelerinize dikkat ediniz, çünkü duygularınıza dönüşür, duygularınıza dikkat ediniz, çünkü davranışlarınıza dönüşür, davranışlarınıza dikkat ediniz, çünkü alışkanlıklarınıza dönüşür, alışkanlıklarınıza dikkat ediniz, çünkü değerlerinize dönüşür, değerlerinize dikkat ediniz, çünkü karakterinize dönüşür, karakterinize dikkat ediniz çünkü, kaderinize dönüşür…’
    Bilginin, bir insanda davranış kaynağı olabilmesi için o bilginin önce tefekküre ve sonra duyguya dönüşmesi gerekir.
    Tefekkür, önemsenen bilgi demektir. İman aynı zamanda, duygu ve heyecan olarak tarif edilir. Kur’an’ın tarifiyle gerçek müminler, yanlarında Allah zikredildiğinde kalpleri çarpanlar, ürperenlerdir.

    Virdleri ve zikirleri dudak alışkanlığına dönüştürmeyin
    Bilhassa kadınlarımız daha çok tesbih çekerek, zikir yaparlar. Bu çok sevindirici bir durumdur. Fakat bunun zaman zaman dudak alışkanlığına dönüştürüldüğünü görmek üzücüdür, dikkatli ve şuurlu olalım. Bir taraftan televizyon dizilerindeki gelin-kaynana kavgalarını izlemek, arada bir onlara hakaretler, beddualar yağdırmak, bir yandan da ‘Subhanallah’ demek bir dudak alışkanlığıdır, bunu yapmayın sakın.

    Kur’an’lı İbadetler ve diğerleri
    Allah’ın, Kendisine ibadet etsinler diye yarattığı insanın her anının ibadet olması gerekir. İbadet denince aklımıza, sadece namaz oruç, hac gelmekte. Oysa onların dışında kalan her halimizin, her vaktimizin de ibadet olması gerekir.
    Bir kardeşinize gülümsemeniz, elini sıkmanız, selam vermeniz birer sadakadır.”
    Davetlilerden yöneltilen soruları da cevaplayan Öğüt, konuşmasını tamamladı. Daha sonra kısa bir selamlama konuşması yapan Hollanda İslam federasyon başkanı Mehmet Yaramış, Öğüt’e konuşmasından ötürü teşekkür etti. Program, Nihat Ulusoy’un okuduğu Kur’an-ı Kerim’le son buldu.


    Dogus Gazetesí
    Adnan Şahin
    Schiedam
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •