2 / 1 12 SonSon
37 sonuçtan 1 --- 20 arası gösteriliyor

Konu: Mevlit Kandili Yada Veladet kandili…

  1. #1
    Muhtazaf M. Salih AYDIN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Fri Dec 2007
    Konum
    Almanya
    İletiler
    623
    Blogdaki Konular
    1

    Mevlit Kandili Yada Veladet kandili…

    Mevlit Kandili Yada Veladet kandili…
    İslam dininin peygamberi olan son peygamber Muhammed´in doğum gecesi aynı zamanda Hicrî Rebiul- evvel ayının onikinci gecesidir. Klasik dönemde (Asr-ı Saadet ve Dört Halife dönemi) kandiller yer almadığı için geçmişi pek eskiye dayanmamaktadır. Mevlid, "doğum zamanı" demektir. İslam´da mevlid gecesi, Rebiul- evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Hazreti Muhammed´in s.a.v. doğum günü farklı mezheplerden birçok Müslüman tarafından kutlanır. Şiiler 17. günü mevlid günü ve 17´ye dönen geceyi de mevlid Gecesi olarak adlandırırlar. Bu iki tarih arasındaki haft ayı da Vahdet Haftası ilan etmişlerdir. kandil Geceleri islam´ın ilk zamanlarında var olan bir adet olmayıp, hicrî 3. asırdan itibaren mistik çevrelerde kutlanmaya başlanmıştır. Türkiye´de osmanlı Devleti padişahı II. Selim´den itibaren bu kutlama gün ve gecelerinde, minarelerde kandil yakılmasıyla birlikte kandil adını almıştır…


    Mevlid Kandilimiz Mübarek Olsun...







    Birliğin kederi, ayrılığın safasından daha hayırlıdır. (Yahya bin Muaz)
    www.aydin-aydin.com

  2. #2
    Mübarek kelimesi, b-r-k den geliyor. Kutsallık anlamındandır yani.

    Kutsallığın belirleyicisi Allah ve Resulü'dür.

    Mevlid kandili denilen şey de, Allah ve Resulü'nün kutsallığına dair hiçbir belge sunmadığı bir adettir.

    Bu adeti yapanlara şu soruyu sormak lazım:

    Allah, ve O'nun Resulü böyle bir şeyi belirtmemişken, sahabe ve sonraki nesiller bunu yapmamışken; neye göre bunu yapıyoruz?

    Yoksa bizler, "dininizi kemale erdirdim" son hükmünün geçersiz olduğunu iddia ederek, dinin aslında eksiksiz ve tam olmadığını, mevlid kandili vs şeylerle tamamlanacağını ve eksiksiz hale geleceğini mi söylüyoruz?

    Madem ki, "din kemale erdi" hükmünü kabul ediyoruz, öyleyse bu kabulümüzü de aksi şeyler yaparak bozamayız.

    Yada şöyle bir iddiada olabilir:
    "Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve ashabı bu konuda unutmuşlardır. Onlar unuttukları için biz bu eksiği tamamlıyoruz" Böyle diyen bir kimsenin küfründe şüphe edilmez. Çünkü, nebilerden herhangi birisinin nakıslıkla itham etmek, icma ile küfürdür. (Bkz. eş-Şifauş şerif, Kadı Iyad; es-Sarimul Meslul, İbni teymiyye)

    Allah'ın tertemiz dinin, tertemiz düsturları varken, neden böyle şeylere tevessül ediliyor? Hep iyi niyetten. Salih niyetten. Samimimiyetten.

    Bizleri yaratan, bizleri rızıklandıran Allah azze ve cellenin buyruklarına göre değil de, kendi "samimi"yetimize göre mi, yada kendi "halis niyetlerimize" göre mi hareket edeceğiz?

    Her bid'at, küfre açılan birer kapı niteliğindedir. Bu ümmetin yiğit alimleri yıllarca bid'at ve bid'atçılarla savaştı. Neden bu yiğit alimlerin savaş açtıkları kişilerden olmak için can atıp duruyorsunuz?
    قال الشاعر : ليس اليتيم الذي قد مات والده إن اليتيم يتيم العلم والأدب

  3. #3
    Alıntı Ömer ÇELİK tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Mübarek kelimesi, b-r-k den geliyor. Kutsallık anlamındandır yani.

    Kutsallığın belirleyicisi Allah ve Resulü'dür.

    Mevlid kandili denilen şey de, Allah ve Resulü'nün kutsallığına dair hiçbir belge sunmadığı bir adettir.

    Bu adeti yapanlara şu soruyu sormak lazım:

    Allah, ve O'nun Resulü böyle bir şeyi belirtmemişken, sahabe ve sonraki nesiller bunu yapmamışken; neye göre bunu yapıyoruz?

    Yoksa bizler, "dininizi kemale erdirdim" son hükmünün geçersiz olduğunu iddia ederek, dinin aslında eksiksiz ve tam olmadığını, mevlid kandili vs şeylerle tamamlanacağını ve eksiksiz hale geleceğini mi söylüyoruz?

    Madem ki, "din kemale erdi" hükmünü kabul ediyoruz, öyleyse bu kabulümüzü de aksi şeyler yaparak bozamayız.

    Yada şöyle bir iddiada olabilir:
    "Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve ashabı bu konuda unutmuşlardır. Onlar unuttukları için biz bu eksiği tamamlıyoruz" Böyle diyen bir kimsenin küfründe şüphe edilmez. Çünkü, nebilerden herhangi birisinin nakıslıkla itham etmek, icma ile küfürdür. (Bkz. eş-Şifauş şerif, Kadı Iyad; es-Sarimul Meslul, İbni teymiyye)

    Allah'ın tertemiz dinin, tertemiz düsturları varken, neden böyle şeylere tevessül ediliyor? Hep iyi niyetten. Salih niyetten. Samimimiyetten.

    Bizleri yaratan, bizleri rızıklandıran Allah azze ve cellenin buyruklarına göre değil de, kendi "samimi"yetimize göre mi, yada kendi "halis niyetlerimize" göre mi hareket edeceğiz?

    Her bid'at, küfre açılan birer kapı niteliğindedir. Bu ümmetin yiğit alimleri yıllarca bid'at ve bid'atçılarla savaştı. Neden bu yiğit alimlerin savaş açtıkları kişilerden olmak için can atıp duruyorsunuz?

    Teşekürler ...
    Güzel ve açıklayıcı şekilde anlatmışsın.

  4. #4
    Mevlid kutlanması bir bid’ati seyyie değildir


    Bazı kimseler, Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin doğum yıldönümünün kutlanmasını kötü bir bid'at olarak görüyor ve bu kutlamayı yapanları kınıyor. Bu kötüleme ve kınamalar yersizdir. Çünkü Ebû Şâme el-Makdisî, Şemseddin İbnül-Cezerî, İbn Hacer el-Askalânî, İbn Hacer el-Heytemî, Şemseddin es-Sehâvî, Celâleddin es-Süyûtî, Şihâbüddin el-Kastalânî gibi büyük din âlimleri ve daha nice ulema ve fukaha, bu kutlama ile ilgili, ilk devirlerde olmasa bile ALLAH'ın alemlere rahmet olarak gönderdiği Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin dünyaya gelmesi sebebiyle sevinmenin, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin doğumunu kutlanmanın, doğum günü münasebetiyle fakir ve muhtaçlara yardımda bulunup ibadet etmenin, Kur'ân-ı Kerim ve Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize olan sevgiyle ilgili şiirler okumanın, temiz ve güzel elbiseler giyerek sevinç gösterisinde bulunmanın ve yoksullara yardım etmenin güzel bir yenilik olarak, birer güzel amel olduğunu belirtmişler ve güzel görmüşlerdir. Dolayısıyla mevlid kutlamalarının bir bid'at-ı hasene sayılması, halk arasında görülen ve dinen hoş karşılanmayan davranışların ise bundan ayrı düşünülerek önlenmesi gerektiğini beyan etmişlerdir.

    Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz, hayatta iken ne kendi doğum günü, ne de herhangi bir yakınının doğum günü için özel bir kutlama töreni yapmadığı gibi böyle bir şey yapılması hususunda herhangi bir istek ve emri de olmamıştır. Çünkü O'nun esas görevi, şahısları değil, dinin ilkelerini tanıtmaktı, vahiy tebliğ etmekti. Ancak Ebû Katade (R.A.)'den rivayete göre, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize pazartesi günü oruç tutmanın fazileti sorulduğunda:

    "Bu, benim doğduğum ve ben peygamber olarak gönderildiğim gündür" (Müslim, Sıyâm: 197; Ebû Dâvûd, Savm: 54; Ahmed b. Hanbel, 5/29, 299) buyurarak bir bakıma bu güne önem atfetmiştir.

    Ayrıca bu gecede, Ashabı Kiram, bir yere toplanıp, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin doğum öncesi ve sonrası mucizelerini okurlar, anlatırlardı. Bunun için dünyanın her tarafındaki Müslümanlar, her sene, bu geceyi, mevlid kandili olarak kutlayarak, her yerde "Mevlid kasideleri" okunarak Resûlullah (S.A.V.) efendimiz hatırlatılmaktadır.

    Sonuç olarak; Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize sevgi ve bağlılığın bir göstergesi olması yanında çeşitli ibadet ve hayırlara vesile olması bakımından da mevlit kutlamalarının dinî yönden meşru bir davranış olduğu söylenmelidir. Bununla birlikte kutlamalar sırasında İslâm'ın ruhuna ve Şeriat-ı Ahmediyye'ye aykırı haller ve şeyler, gayrimeşru tutum ve davranışlar olmamalıdır. Meselâ:

    1- Kadın erkek karışık olarak Mevlid kutlaması yapılmamalıdır.

    2- Kur'ân-ı Kerim kıraati ve Mevlid kasideleri birtakım cerrarlar tarafından tarifeye bağlı şekilde ücretle okunmamalıdır.

    Bid'at, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz zamanında olmayan "dinî" mahiyetli bir hususun sonradan dine sokuşturulması, dinden sayılması olarak tarif edilir. Mevlid okuma ve okutmanın bid'at olarak nitelendirilebilmesi için ona, "Ölünün kırkıncı gününde veya sene-i devriyesinde mevlid okutmak gereklidir" demek gibi dinî bir gereklilik veya ibadet şeklinde bir muhteva yüklenmesi gerekir. Mevlid okumanın gerekli, vâcip veya mendup olduğu iddia edilmediğine, en fazla bunun hoş ve güzel bir gelenek olduğu bilinip kabul edildiğine göre bunun bid'at olarak değerlendirilip, insanların kafasına kuşku sokmak son derece yanlıştır.

    Bir kere şu noktanın altını kalın bir şekilde çizelim: Öyle bid'atlar vardır ki, yaşatılması, riayet edilmesi dinî bakımdan zarurettir! Onlara "bid'at" denmesi sadece kelimenin sözlük anlamında kullanılmasından ibarettir. Toplumu aslî değerlerinden soyutlamak için bütün küresel mekanizmaların devrede bulunduğu böyle bir dönemde Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizi her vesileyle anmak ve anlatmak farz iken, Mevlit Kandili gibi toplumsal hafızamızda derin bir yeri bulunan nirengi noktalarını ihmal etmek neyle izah edilebilir?

    Bilindiği gibi zamanımızda dehşetli bir dinden uzaklaşma, irtidat cereyanı vardır. Mevlid törenleri halkı ve gençliği Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize ve dine yaklaştırmak için güzel bir vesiledir. Yeter ki, Mevlid bezirgânlığa âlet edilmesin, ruhsuz ve basmakalıp bir şekilde kutlanmasın, törene katılanlar coşturulsun, heyecanlandırılsın, gönüller harekete geçirilsin.

    "Mevlid okunacağına hatim okunsa, Kur'an-ı Kerim'den bir bölüm okunsa daha sevap ve daha faziletli olmaz mı?" şeklindeki bir itiraz da yersizdir. Kur'an-ı Kerim okumak, namaz kılmak daha sevap ve faziletli bir davranıştır ama burada mesele sadece sevap meselesi değildir. Mevlid, toplumsal bir coşkunun, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin sevgisinin ve ona bağlılığın üst düzeyde edebî ve estetik olarak hissedilmesi, yaşanması ve dışa vurulması demektir. Kur'an-ı Kerim okumakla mevlid okumayı birbiriyle mukayese etmek veya birini diğerine alternatif göstermek yerine ikisini ayrı ayrı ve her birini kendi yeri ve amacı doğrultusunda değerlendirmek ve yaşatmak daha doğru olur.

    Burada hatırlanması ve hatırlatılması gereken önemli bir husus vardır; o da, mevlid gibi dinî eğitim ve coşkuyu içeren sosyal ve geleneksel törelerin aslî ibadetlerin yerine geçmediği, bu tür sosyal ödevlerin kişileri, üzerlerine bizzat gerekli olan namaz, oruç, Kur'an okuma, infak ve yardım gibi dinî yükümlülüklerden muaf tutmadığı hususudur. Ancak günümüzde, özellikle de toplumumuzun dinî konularda sağlıklı ve doğru şekilde bilgilendirilmemiş kesimlerinde mevlid, türbe ziyareti, Kur'an-ı Kerim okutma, mübarek gün ve gecelerde dinî törenlere katılma gibi daha çok şekille ilgili dindarlığın hayli rağbet gördüğü ve bunun giderek dinî vecîbelerin yerini aldığı da üzülerek müşahede edilen bir gerçektir. Halbuki bütün bunlar, özde yakalanan ve yaşatılan dindarlığı ve gerçek dinî vecîbeleri güzelleştiren ve kolaylaştıran tâli ve şeklî katkılar olarak tanınmalı ve bilinmelidir.

    Mehmet TALU
    Milli Gazete
    Mahmud Efendi:4000'den fazla sünnet var,en fazla 3 tanesine uymadığımı görürseniz bana tabi olmayın

  5. #5
    Mevlid kutlanması bir bid’ati seyyie değildir 2

    Tek cümle ile özetlemek gerekirse, içinde dine aykırı şeyler ve haller olmamak şartıyla mevlid kutlamaları bid'at-i hasenedir. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. O'nu ne kadar çok zikr edersek, ne kadar fazla anarsak, ne kadar candan seversek o derecede feyiz ve bereket buluruz.

    Tanrılaştırmamak şartıyla O'nu ne kadar yüceltsek yeridir. Resûl-i Kibriya (S.A.V.) Efendimiz bizim ve bütün insanlığın velinimetidir. Bize ebedî saadet yolunu gösteren o zatı ne kadar tebcil etsek azdır. O, ALLAH'ın kulu ve Resûlüdür. Bize en güzel örnek ve model olarak gönderilmiştir. Yeri kalbimizdedir, zikri dilimizdedir.

    Mevlid, İslâm akaidinin temel direği olan tevhîd inancı ile Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin sevgisi, mucizeleri ve üstün ahlâknın dile gelmesidir. Türk halkı, mevlid dinleyerek inancının vecdini bu günlere taşıyabilmiştir. Denilebilir ki: "Süleyman Çelebi, bu millete başlı başına bir dinî hayat armağan etmiştir." Çünkü mevlidin, dinî kültürümüze sağladığı faydayı başka hiçbir eser sağlayabilmiş değildir. Buna bid'at diyen, bindiği dalı kesmiş olur. Mevlidin sözleri ve âdabına uygun şekilde okunması bid'at değildir. Bu geceyi ibadet ve duâ ile ihya etmek de bid'at olamaz.

    Mevlid kandili, sahabe devrinden beri fakirlere sadaka vermek, yoksullara yemek ikram etmek, Kur'ân-ı Kerim okumak, çokça salavât getirmek ve nafile namaz kılmak gibi çeşitli ibadetlerle ihya edilirdi. Hicrî üçüncü asrın başlarından itibaren, bazı sûfî gruplar, bu geceyi cemaat halinde kutlamaya başladılar. Halk arasında yaygın bir âdet haline gelen bu kutlamaları, daha sonra devletler de sahiplendi. İlk olarak Mısır Fatımî devleti, mevlid gecesini, resmî bayram ilan etti ve muhteşem törenlerle kutlamaya başladı. Fâtımîler, hem Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin, hem de kızı Hz. Fatıma (R.Anha)'nın doğum gününü, resmî bayram ilân etmişlerdi. Bu kutlu doğum törenleri için, İslâm dünyasının her tarafından büyük âlimler, meşhur hafızlar davet edilir, sarayda ve camilerde Kur'ân-ı Kerim okunur ve ilim meclisleri kurulurdu. Hatipler, şehir meydanlarında, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz ve Ehl-i Beyt'le ilgili menkıbeler anlatırlardı. Güzel sesli hafızlar, Kur'ân-ı Kerim, ilâhî, kasîde okurlardı. Kazanlar dolusu pilav pişirilir, halka ikram edilirdi ve bu etkinlikler mevlid ayı boyunca sürerdi.

    Ancak zamanla işler çığırından çıktı. Kur'ân-ı Kerim tilâveti, irşâd, zikir ve ibadet faaliyetleri ihmal edilir oldu. Onların yerini, oyun ve eğlence âlemleri aldı. Bazı günah ve hayasızlığın işlendiği bir karnavala dönüştü. Dindar insanlar, bu mübarek günün böyle olumsuzluklara âlet edilmesine şiddetle karşı çıktılar. Bid'at ve günah olduğuna dair fetvalar verdiler. Çok ağır yazılar yazdılar. Nihayet devlet eliyle yasaklattırdılar. Ancak Kur'ân-ı Kerim tilâvetiyle, zikir, duâ, hayır ve hasenatla ihya edenlere dokunmadılar. Zaten yasağın hedefi bunlar değildi. Rezilce hareket edenlerdi. Günümüzde, o tarihte yazılmış kitapları okuyan bazı kimseler, mevlid kutlamalarının bid'at ve günah olduğuna dair verilmiş o eski fetvaları görüyorlar. İşin içyüzünü bilmedikleri için, ibadetle yapılan ihya şekline de karşı çıkıyorlar. "Mevlid kandili bid'attır. Bak işte, filan alim asırlar önce bunu yazmış" diyorlar. Ancak bilmiyorlar ki, o alimler, işlenen günahları gözleriyle gördükleri için günah demişlerdi. Yoksa okunan Kur'ân-ı Kerim'e, getirilen salât ü selâma, yapılan hayır ve hasenata, çekilen zikir ve tesbihâta günah deme cesaretleri göstermeleri mümkün değildi.

    Ayrıca Mevlid geleneğinin bizim kültürümüzde gerçekten çok önemli bir yeri var. Bu kesin. Türk milleti, Rebîulevvel ayını mevlid ayı olarak bilir. Meselâ bu ayda doğan çocuklara, Mevlüt, Mevlüde adı konulur.

    Mevlid, dinî ve millî bir terbiye müessesesidir. Sessiz sedasız kendi halinde işleyip duran bir millî birlik mertebesi, zarif ve samimî Türk dindarlığının estetik bir formudur.



    Mehmet Talü
    Milli Gazete
    Mahmud Efendi:4000'den fazla sünnet var,en fazla 3 tanesine uymadığımı görürseniz bana tabi olmayın

  6. #6
    Mevlid kutlanması bir bid’ati seyyie değildir 3

    Mevlid törenleri İslâm dünyasında da yaygınlık kazanarak günümüze kadar devam etmiştir. Esasen Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin doğum yıldönümünü kutlama maksadıyla başlayan mevlid töreni giderek, Kadir, Mîrac, Regaib ve Berat gecelerinde veya sünnet, evlenme, ölüm, deprem gibi önemli olaylar vesilesiyle yapılmaya başlanmış, sevinçli ve kederli günlerde pek çok mecliste mevlid okunagelmiş ve toplumsal geleneğimizde yer alan önemli, köklü bir dinî-kültürel öğe olmuştur. Çünkü "Sevinçler paylaşıldıkça artar, acılar paylaşıldıkça azalır" demişler. Ramazanlar, bayramlar ve kandiller, ALLAH ve Peygamber aşkının coşkuyla yaşandığı ve birlikte paylaşıldığı özel günlerdir.

    Öyle sanıyorum ve tahmin ediyorum ki, yalnızca Türkiye hudutları içinde günde ortalama beş bin mevlid okunur. Milletimiz yeni doğan çocuğun sevincini Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin doğum sevinciyle dile getirir. Ölenin ardından mevlidi okutur, ölüm acısını Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin doğum sevinciyle dindirmek için. Sünnet olunca, okulu başarıyla bitirince, vatan borcunu ödeyip sağ salim eve dönünce, hacılar hacdan gelince, yeni ev alınınca ve daha birçok hayırlı iş vesilesiyle hep mevlid okutulur. Velhasıl sevinçler, mevlidle ikiye katlanır, acılar yine onunla dindirilir. İslâm toplumlarında asırlardır icra edilen mevlid merasimleri, inananların birbirleriyle kaynaşmalarına, geleneklerini yaşamalarına, yeni bilgiler edinmelerine ve özellikle durumu iyi olanların fakirlere yardım etmelerine vesile olmaktadır.

    İşte Mevlid kandili, Sevgili Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin gönülleri sevgiyle birleştiren çağrısına kulak vererek, sahih dinî bilginin ışığında manevî hayatımızı zenginleştirmenin, barış ve esenlik içinde güvenle yaşamanın, uzaklıklarımızı yakın etmenin ve kardeşlik köprüsünde birlikte yürümenin vaktidir.

    Hangi açıdan bakarsanız bakınız içinde yaşadığımız çağın, O'nun örnekliğine, manevî önderliğine ve ilâhî rehberliğine ihtiyacı vardır. Bizim de O'nun sevgisine, aşkına; O'nu okumaya, anlamaya ve yaşamaya ihtiyacımız vardır. Çünkü yüreklerimiz yolunu şaşırdı. Yüreklerimizin, O'nun kılavuzluğuna ihtiyacı vardır. Boş bırakılmış gönül tahtını gelişi güzel kimselere bırakmış insanların, O'nun sevgisine ve aşkına ihtiyacı vardır. İnsanlığın en büyük sorunu sevgi açlığıdır. O'nu sevmeye, O'nunla insanı ve kâinatı sevmeye her zamankinden daha fazla muhtacız. Yürekleri tükenmiş insanların dünyasında yaşıyoruz. Tükenen bütün yüreklerin Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizin sevgi ve rahmet dolu soluğuna ihtiyacı vardır.

    İnsana bakışımız çok değişmiştir. O'nun rahmet yüklü bakışına ihtiyacımız vardır. Toplumsal dokularımız çözülmeye başlamıştır. O'nun, toplumu kuvvetleştirici ilişkiler ağına ihtiyacımız vardır.

    Bizim, milletçe iftihar ettiğimiz ve toplumsal varlığımızı borçlu olduğumuz en önemli müessese şüphesiz ki ailedir. Ancak üzülerek ifade edelim ki bu müessese de yavaş yavaş çözülmeye başlamıştır. O'nun, Hz. Hatice (R.Anha) validemizle dostluk ve arkadaşlık temeli üzerine bina ettiği; vefatından sonra Hz. Aişe (R.Anha) validemiz ile sevgi, ilgi ve bilgi üzerine inşa ettiği aile yapısını bilmeye, öğrenmeye ve yaşamaya ihtiyacımız vardır.

    Kısaca eş olarak eşi ile münasebetine, baba olarak çocukları ve torunlarıyla ilişkisine; dost, komşu ve arkadaş olarak bütün ilişkilerimizde, O'nun ortaya koyduğu örnek ilişkileri satır satır okumaya, teneffüs edip içimize çekmeye elbette çok, ama çok ihtiyacımız vardır.

    Bu sebeble Mevlid kandilinde, insanlığın hayat ufkuna aydınlık bir devir açan Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin dünyayı teşriflerini kutlarken, O'nun örnek, üstün şahsiyetini ve güzel ahlakını tanımaya, getirdiği evrensel çağrıyı, mesajı anlamaya ve bütün bunları özünde barındırdığı dinamizmi, ruhu çağımıza taşımaya olan ihtiyacımızı bir kez daha fark etmekteyiz.

    Mehmet Talü
    http://www.milligazete.com.tr/makale...r-3-116553.htm
    Mahmud Efendi:4000'den fazla sünnet var,en fazla 3 tanesine uymadığımı görürseniz bana tabi olmayın

  7. #7
    Mevlid kutlanması bir bid’ati seyyie değildir 4

    Mevlid Gecesi'ni yücelten husus: Hiç şüphe yok ki vakitler aslında birbirine eşittir. Bir vakit diğer bir vakitten kendiliğinden üstün olamaz. Öyleyse bir vaktin diğer vakitlerden daha şerefli ve faziletli olması mutlaka o vakitte meydana gelen bir yüce işten ve mübarek bir olaydan kaynaklanmaktadır. Zaman ve mekanlar kendilerinde meydana gelen büyük ve önemli olaylarla değer kazanırlar. Mevlid Gecesi'ni, bu derece yücelten husus: Hakkında:

    "Resûlüm! Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik."2

    "Ey Peygamber! Biz seni hakikaten hem bir şahit, hem bir müjdeleyici, hem bir uyarıcı ve hem de ALLAH'ın izniyle ALLAH'a bir davetçi ve nûrlar saçan bir kandil olarak gönderdik. Müminlere müjde ver ki! Onlara ALLAH'tan büyük bir lütuf, büyük bir mükafat vardır."3 ayet-i kerimelerinde buyrulduğu üzere alemlere büyük bir rahmet, bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderilen Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimizin doğduğu gecenin yıldönümü olmasıdır.

    Yeryüzünde önemli gelişmelere sebep olan bu kutlu doğum, insanlık tarihinin en önemli olaylarından birisidir. Çünkü O'nun dünyaya geldiği dönemde, insanlar her türlü değer ölçülerini yitirmiş, yollarını şaşırmışlardı. Küfür ve haksızlık gönülleri karartmış, ALLAH'a giden yoldan uzaklaştırmıştı. Sosyal hayat bozulmuş, ahlak tamamen kokuşmuştu. Dünyada insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey olan huzur, can ve mal güvenliği kalkmış gibiydi. Dünyanın birçok köşesi kanlı boğuşmalara sahne oluyordu. Cihanın ıslâhı, bir peygamberin gönderilmesine muhtaçtı. Bütün ümitler, âhir zaman peygamberine yönelmişti. Bütün dünya karanlıklar içinde, bu kurtarıcının gelmesini dört gözle bekliyordu.

    Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin dünyaya teşrif ettikleri zamanın halini, büyük bir vecd ve heyecan içinde bize tasvir eden imanlı büyük şairimiz Mehmet Âkif Ersoy'un "Bir gece" adlı emsalsiz şiirini buraya aynen alıyoruz:

    BİR GECE

    On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi,

    Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!

    Lâkin, o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler;

    Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!

    Nerden görecekler? Göremezlerdi tabiî:

    Bir kere, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi;

    Bir kerre de, ma'mûre-i dünya, o zamanlar,

    Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.

    Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;

    Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!

    Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin,

    Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi.

    Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,

    Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!

    Bir nefhada insanlığı kurtardı o ma'sum,

    Bir hamlede kayserleri, kisraları serdi!

    Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;

    Zulmün ki, zeval aklına gelmezdi, geberdi!

    Alemlere, rahmetti, evet, Şer'-i mübini,

    Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi.

    Dünya neye sahipse, O'nun vergisidir hep;

    Medyun ona cem'iyyeti, medyun ona ferdi.

    Medyundur o ma'suma bütün bir beşerriyet...

    Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.

    İşte Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, böyle bir zamanda dünyaya gelmişti. Bu gecenin sabahı gerçekten de nurlu, feyizli bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş, aydınlık bir devir açılmıştı. Hz. Adem (A.S.) ile başlayan tevhid inancı yeniden canlanmış, cehalet ve sapık inançlarla kararan ruhlar, bu doğuşla aydınlığa kavuşmuştu.


    Mehmet TALÜ
    http://www.milligazete.com.tr/makale...r-4-116715.htm
    Mahmud Efendi:4000'den fazla sünnet var,en fazla 3 tanesine uymadığımı görürseniz bana tabi olmayın

  8. #8
    BANNED Sedat KUMOVA kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Tue Sep 2006
    Konum
    osmanlının başkentinden
    Yaş
    45
    İletiler
    626
    mehmet talu degil dediyse degildir yani..!

    bravo,yaşa,şak şak şak
    اياك نعبد واياك نستعين
    ''Ancak sana kulluk ederiz ve ancak senden yardım dileriz''

  9. #9
    Alıntı Sedat KUMOVA tafarından gönderildi Mesajı Göster
    mehmet talu degil dediyse degildir yani..!

    bravo,yaşa,şak şak şak
    işte burada taassup gösteriyorsun abi , mehmet talu dediyse değildir
    diye birşey yok. ilk yazının sadece ilk iki paragrafını okudum ve o iki
    paragraftada gayet güzel açıklanmış.

    bu güne kadar hiçbir mevlüt vs. şeylere katılmadım bu tip şeylerin
    kutsal kabul edilmesinede karşıyım fakat efendimizin doğduğu günde
    fakirlere ikramda bulunmanın veyahut aile içinde çocuklara hediye
    alıp onlara güzel menkıbeler anlatıp özendirici davranışlarda bulunmanın
    hem toplum hemde çocuklar açısından olumlu olacağını düşünüyorum.

    günler şunlar bunlar umrumdada değil ama genel anlamda sembolleştirmek
    hafızayı güçlendirir ve kalbe sevgi bağlar. bu günün kutlanmasınıda böyle
    değerlendiriyorum. kutsiyet biçmekten ziyade , sembolleştirerek hatırada
    güzelliklerle yer tutmasını sağlamak sevgi ve muhabbeti geliştirir.

    ''hayırlı yadetmek'' dediğimiz şeyi gerçekleştirmektir bu. hafızada ki güzel
    izler , insanı ve imanı da güçlü kılar.
    "yolda yürürken eğer ayağınız taşa takılırsa siz yine amerikaya küfredin." (humeyni)

  10. #10
    Alıntı Ömer ÇELİK tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Mübarek kelimesi, b-r-k den geliyor. Kutsallık anlamındandır yani.

    Kutsallığın belirleyicisi Allah ve Resulü'dür.

    Mevlid kandili denilen şey de, Allah ve Resulü'nün kutsallığına dair hiçbir belge sunmadığı bir adettir.

    Bu adeti yapanlara şu soruyu sormak lazım:

    Allah, ve O'nun Resulü böyle bir şeyi belirtmemişken, sahabe ve sonraki nesiller bunu yapmamışken; neye göre bunu yapıyoruz?

    Yoksa bizler, "dininizi kemale erdirdim" son hükmünün geçersiz olduğunu iddia ederek, dinin aslında eksiksiz ve tam olmadığını, mevlid kandili vs şeylerle tamamlanacağını ve eksiksiz hale geleceğini mi söylüyoruz?

    Madem ki, "din kemale erdi" hükmünü kabul ediyoruz, öyleyse bu kabulümüzü de aksi şeyler yaparak bozamayız.

    Yada şöyle bir iddiada olabilir:
    "Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve ashabı bu konuda unutmuşlardır. Onlar unuttukları için biz bu eksiği tamamlıyoruz" Böyle diyen bir kimsenin küfründe şüphe edilmez. Çünkü, nebilerden herhangi birisinin nakıslıkla itham etmek, icma ile küfürdür. (Bkz. eş-Şifauş şerif, Kadı Iyad; es-Sarimul Meslul, İbni teymiyye)

    Allah'ın tertemiz dinin, tertemiz düsturları varken, neden böyle şeylere tevessül ediliyor? Hep iyi niyetten. Salih niyetten. Samimimiyetten.

    Bizleri yaratan, bizleri rızıklandıran Allah azze ve cellenin buyruklarına göre değil de, kendi "samimi"yetimize göre mi, yada kendi "halis niyetlerimize" göre mi hareket edeceğiz?

    Her bid'at, küfre açılan birer kapı niteliğindedir. Bu ümmetin yiğit alimleri yıllarca bid'at ve bid'atçılarla savaştı. Neden bu yiğit alimlerin savaş açtıkları kişilerden olmak için can atıp duruyorsunuz?
    hangi müslüman

    "dininizi kemale erdirdim" son hükmünün geçersiz olduğunu iddia ederek, dinin
    aslında eksiksiz ve tam olmadığını, mevlid kandili vs şeylerle tamamlanacağını ve eksiksiz
    hale geleceğini mi söylüyoruz?''

    böyle bir cümleyle veyahut altında ki cümleyle hareket eder allah aşkına.
    böyle bir düşünce olurmu. yok daha neler. bir olay ancak bu kadar kötü
    yorumlanır.
    "yolda yürürken eğer ayağınız taşa takılırsa siz yine amerikaya küfredin." (humeyni)

  11. #11
    Muhtazaf M. Salih AYDIN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Fri Dec 2007
    Konum
    Almanya
    İletiler
    623
    Blogdaki Konular
    1
    Ne Kadarda bilgin insanlariz herseyi yorumluyor herseye birsey buluyoruz.
    ALLAH bizleri dogru yoldan ayirmasin. Bir kandil kutlayalim dedik. bir sürü yorum. Bizim insanimiz dediklerimizden bu kadar yorum alirsak daha neler. Hep baskalarina yasama hakki vermek icin didisip duruyoruz. Ondan sonrada niye yerimizde sayiyoruz. Selam ve dua ile.
    Birliğin kederi, ayrılığın safasından daha hayırlıdır. (Yahya bin Muaz)
    www.aydin-aydin.com

  12. #12
    Alıntı ismail KAPLAN tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Mevlid kutlanması bir bid’ati seyyie değildir


    Ebû Şâme el-Makdisî, Şemseddin İbnül-Cezerî, İbn Hacer el-Askalânî, İbn Hacer el-Heytemî, Şemseddin es-Sehâvî, Celâleddin es-Süyûtî, Şihâbüddin el-Kastalânî gibi büyük din âlimleri ve daha nice ulema ve fukaha, bu kutlama ile ilgili, ilk devirlerde olmasa bile ALLAH'ın alemlere rahmet olarak gönderdiği Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin dünyaya gelmesi sebebiyle sevinmenin, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin doğumunu kutlanmanın, doğum günü münasebetiyle fakir ve muhtaçlara yardımda bulunup ibadet etmenin, Kur'ân-ı Kerim ve Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize olan sevgiyle ilgili şiirler okumanın, temiz ve güzel elbiseler giyerek sevinç gösterisinde bulunmanın ve yoksullara yardım etmenin güzel bir yenilik olarak, birer güzel amel olduğunu belirtmişler ve güzel görmüşlerdir.

    Mehmet TALU
    Milli Gazete
    Bid'at-ı Seyyia, bid'atı hasene meselesi yine gündemde.

    Bunun Bid'at olduğunda ihtiliaf yok.

    Biz bid'atların taksimi konusunda, Ehli Hadisin metoduna uyuyoruz ve diyoruz ki "her türlkü bid'at kötü, günah ve şerdir. Bid'atlar arasında bu yönde bir fark yoktur. Küfre götüren yada götürmeyen, izafi yada mutlak gibi taksimlere gideriz. İyi bid'at, kötü bid'at gibi taksimlere gitmeyiz" (Bkz. İmam Şatibi, "el-İ'tisam")

    Bakınız size bir tek örnek vereceğim. Bu örnek "iyi bid'at-kötü bid'at" taksiminin yanlışlığı için yeterlidir.

    Abdullah b. Ömer radıyallâhu anhuma sahabelerin içinde bid’atlere karşı en şiddetli tepkiyi gösteren ve sünnete en çok tabi olan kimse idi. Bir adamın aksırdıktan sonra “elhamdülillah, vessalatü vesselamü ala rasûlillah” dediğini duymuştu. İbn Ömer ona şöyle dedi: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize bunu böyle öğretmedi. Bilakis o, “sizden biriniz aksırdığı zaman elhamdülillah desin” buyurdu. Rasulullah’a salât ve selam getirsin, demedi.” ("el-Veciz fi Akidetu Ehli Sunne vel Cemaa", Abdullah el-Eseri,Guraba Yayınları, İstanbul, 2008, 2. baskı, s.256'dan naklen; Süneni Tirmizi)

    Allah'a hamdın yanında, Resule Salat getirmek çok güzel bir ameldir normalde. Ancak aksırmada söylenilecek bir söz değil.

    Eğer bid'atı hasene mantığüını savunan gibi düşünseydi, Abdullah ibni Ömer, buna itiraz etmezdi. Ancak o, bid'at konusunda iyi-kötü gibi bir ayrımın olduğunu söylemiyordu.

    Nakil yeterince açıktır.
    Sahabeden, tabiunden yada tebau tabiunden böyle bir amelin (yani mevlid kandili) yapılmamasının meşru olduğuna dair bir tane sahih yada hasen senedli bir rivayet getirirseniz, biz bu amelin bid'at olmadığını kabul ederiz. Halbuki herkes bilmekte ki, bu Sahabeden asırlar sonra türeyegelmiş bir adettir.
    قال الشاعر : ليس اليتيم الذي قد مات والده إن اليتيم يتيم العلم والأدب

  13. #13

    Bir itiraz bir tavzih

    Milli Gazete - 14 Nisan 2007



    Okuyucu soruyor:

    "… Evvela Hocam, içine bid'at karıştırmadan meşru ölçüler içinde Mevlid Kandili nasıl kutlanacaktır? Buna günümüzden örnekler verebilir misiniz? Ayrıca bu günün bu şekilde de olsa kutlandığına dair Peygamber (sav)'den nakledilen bir hadis, ya da sahabeden ve tabiundan bize bildirilen herhangi bir haber var mıdır?

    "Bir de hocam, kullanılan bid'at kavramının kelimenin sözlük anlamında kullanılmasından dolayı bu olaya meşruiyyet sağlar mı? Bid'at kavramının, sözlük anlamında kullanıldığı yerler, o yapılan işin aslının Kur'an ve Sünnet'te bulunmasından dolayı değil midir? Mesela, Kur'an'ın toplanması işi. Teravih namazı gibi. Kur'an'ın Peygamber (sav) ölmeden önce inmesi bitmiş olsaydı o da öyle yapmayacak mıydı? Aynı örnek toplanması için de geçerli."

    Aynı sıra içinde cevaplayalım:

    1. İçine bid'at karıştırmadan, meşru ölçüler içinde bir Mevlid Kandili kutlaması bolca Kur'an okuyarak, Efendimiz (s.a.v)'e salavat getirerek, O'nu alemlere rahmet olarak gönderdiği için Allah Teala'ya hamd-ü sena ederek, O'nun gelişiyle insanlığın neler kazandığını ve O'nun diriltici soluğundan mahrum kalmakla neler kaybettiğini hatırlayarak ve hatırlatarak, insanları hayra teşvik ederek, sadaka ve infakta bulunmak suretiyle ihtiyaç sahiplerini sevindirerek… yapılabilir. Bu konuda Anadolu Gençlik Derneği yıllardır güzel bir örneklik sergilemektedir.

    2. Mevlid Kandili'nin Efendimiz (s.a.v) ve Selef zamanında kutlandığına dair herhangi bir nakil mevcut değildir. "Bid'at" nitelemesi de bu babda bu sebeple kullanılmaktadır.

    3. Burada "bid'at" kelimesinin sözlük anlamıyla kullanılmış olması bu olaya elbette tek başına bir meşruiyet sağlamaz. Herhangi bir bid'atin "bid'at-ı hasene" olarak tavsifi için olmazsa olmaz bir şart vardır: Şer'î nasslarla çatışma teşkil etmeyecek ve Şer'î kavaide uygunluk arz edecek. (Bu noktada konumuzla ilgili olarak bir de "kıyasa uygunluk" boyutu söz konusudur ki, biraz sonra değineceğim.) Şu halde bu iki unsuru bünyesinde barındıran her bid'at "bid'at-ı hasene"dir gibi bir tesbit yaparsak inşaallah yanlış olmaz.

    Mevlid Kandili kutlamaları Efendimiz (s.a.v) ve Selef döneminde rastlanmadığı halde neye dayanılarak "bid'at-ı hasene" diye nitelendirilmektedir? Bu soruya es-Süyûtî, biri İbn Hacer'e, diğeri kendisine ait olan iki tesbit ile cevap verir ki, Mevlid Kandili kutlamalarının istinad ettiği kıyasın aslını bu iki rivayet oluşturmaktadır:

    A. Efendimiz (s.a.v) Medine'ye hicret ettiğinde Yahudiler'in Muharrem ayının 10. (Aşure) gününde oruç tuttuğunu görmüştü. Bunu niye yaptıkları sorusuna Yahudiler'in verdiği cevap, Hz. Musa (a.s) liderliğinde Mısır'dan çıkarken Firavun ve ordusunun sulara gömülüşünün ve kendilerinin kurtuluşunun bu güne rastlaması sebebiyle bir şükran nişanesi olarak oruç tuttukları tarzındadır. Bilindiği gibi Efendimiz (s.a.v), "Biz Musa'ya sizden daha yakın ve evlayız" buyurmuş ve Ramazan orucu farz kılınana kadar bu orucu (bir-iki gün ilavesiyle) benimsemiş, daha doğrusu "sahiplenmiş"tir![1] Bu, belli bir olay sebebiyle belli bir günün Allah Teala'ya arz-ı hamd ve şükür için vesile ittihaz edilmesinin meşruiyetine delalet eder.

    B. Efendimiz (s.a.v), doğduğu zaman dedesi Abdülmuttalib tarafından kendisi için akika kurbanı kesildiği halde, bi'setten sonra kendisi için bir akika kurbanı daha kesmiştir.[2] Bu da Efendimiz (s.a.v)'in, alemlere rahmet olarak gönderilişi sebebiyle bir şükür izharı anlamı taşımaktadır. Dolayısıyla bizim de O'nun doğumu sebebiyle şükür ve sürur izharında bulunmamızda Şer'an bir sakınca olmamalıdır. Vallahu a'lem.



    [1] el-Buhârî, "Savm, 68, "Fedâilu's-Sahâbe", 80…; Müslim, "Sıyâm", 127-8; Ebû Dâvûd, "Sıyâm", 64…

    [2] el-Bezzâr ve et-Taberânî rivayet etmiştir. et-Taberânî'nin senedi kavidir. Bkz. el-Heysemî, Mecma'u'z-Zevâid, IV, 94; İbn Hacçer, Fethu'l-Bârî, IX, 95. el-Mübârekfûrî'nin Tuhfetu'l-Ahvezî'de (V, 97) İbn Hacer'in bu rivayetin sadece zayıf isnadları hakkındaki değerlendirmesini naklettiğine dikkat edilmelidir!


    Dr.Ebubekir Sifil

    Hal böyle iken bid'at çığırtkanlığı yapıp insanların hüsn-ü niyetini zayii etmek ne vicdana ne de islama sığar diye düşünüyorum.Bu olaylara farklı manalar yüklenmeden şer'i ölçüler kapsamında bu tür organizasyonların yapılmasının kime ne zararı olur?Efendimizin dünyayı şereflendirmesine binaen 'sadece yakınlarımız öldüğü zaman aklımıza okumanın geldiği' hayat kaynağımız Kur'an-ı Kerimi okusak,yine bundan dolayı Efendimizin hayatından kıssaların anlatıldığı sohbetlere katılsak kötü mü yapmış oluruz bunu gerçekten merak ediyorum.
    Bir Halifemiz olsa ne güzel olurdu!

  14. #14
    AHDE VEFA ibrahim DEMİRCİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Fri Feb 2007
    Konum
    kayseri/yahyalı
    İletiler
    2,598
    Blogdaki Konular
    11

    degerli dostum

    Alıntı Ömer ÇELİK tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Mübarek kelimesi, b-r-k den geliyor. Kutsallık anlamındandır yani.

    Kutsallığın belirleyicisi Allah ve Resulü'dür.

    Mevlid kandili denilen şey de, Allah ve Resulü'nün kutsallığına dair hiçbir belge sunmadığı bir adettir.

    Bu adeti yapanlara şu soruyu sormak lazım:

    Allah, ve O'nun Resulü böyle bir şeyi belirtmemişken, sahabe ve sonraki nesiller bunu yapmamışken; neye göre bunu yapıyoruz?

    Yoksa bizler, "dininizi kemale erdirdim" son hükmünün geçersiz olduğunu iddia ederek, dinin aslında eksiksiz ve tam olmadığını, mevlid kandili vs şeylerle tamamlanacağını ve eksiksiz hale geleceğini mi söylüyoruz?

    Madem ki, "din kemale erdi" hükmünü kabul ediyoruz, öyleyse bu kabulümüzü de aksi şeyler yaparak bozamayız.

    Yada şöyle bir iddiada olabilir:
    "Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve ashabı bu konuda unutmuşlardır. Onlar unuttukları için biz bu eksiği tamamlıyoruz" Böyle diyen bir kimsenin küfründe şüphe edilmez.
    Allah'ın tertemiz dinin, tertemiz düsturları varken, neden böyle şeylere tevessül ediliyor? Hep iyi niyetten. Salih niyetten. Samimimiyetten.

    Bizleri yaratan, bizleri rızıklandıran Allah azze ve cellenin buyruklarına göre değil de, kendi "samimi"yetimize göre mi, yada kendi "halis niyetlerimize" göre mi hareket edeceğiz?

    Her bid'at, küfre açılan birer kapı niteliğindedir. Bu ümmetin yiğit alimleri yıllarca bid'at ve bid'atçılarla savaştı. Neden bu yiğit alimlerin savaş açtıkları kişilerden olmak için can atıp duruyorsunuz?
    alıntısını yaptıgım yazınıza anlam vermek vallahi mümkün degil.yazınızı kelime kelime okudum diyorsunuzki;
    Mevlid kandili denilen şey de, Allah ve Resulü'nün kutsallığına dair hiçbir belge sunmadığı bir adettir.
    dogrusu bu söylediginiz size hiç yakışmadı.sizde biliyorsunuz ki burada kutsal olan şey mevlid kandili degil rasulullahdır.konuyu bu şekilde çarpıtarak eleştiri noktası bulmanız takdire şayaan!!!
    rasulullahı size anlatmaya çalışmam haddimi bilirim amma
    O, yirminci asır insanının yüzyılda yerleştiremediği hakkı, hukuku, adâleti, hürriyeti, demokrasiyi ve insan haklarını bir solukta yerleştirdi. Böylece cehâlet asrı bir saâdet asrı olup, çıktı. Nihayet asır, asırlara taştı. Ve O, çağlar ötesiyle kucaklaştı.kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete değil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir. O'nun diğer peygamberlerden en farklı yönlerinden birisi budur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler."
    (Sebe, 28)
    --ve yine yazınızda diyorsunuzki;

    Bu adeti yapanlara şu soruyu sormak lazım:

    Allah, ve O'nun Resulü böyle bir şeyi belirtmemişken, sahabe ve sonraki nesiller bunu yapmamışken; neye göre bunu yapıyoruz?

    evet buyurdugunuz dogrudur.kandil gecesi islamın ilk zamanlarında yoktu.ancak şunu unutmaki rasulullahı anmak çok önemli bir dini vecibedir ve salavatı şerife getirmakle ilgili onlarca hadisi şerif vardır.Kendisine tâbi olanlar için kurtuluş vesîlesi olan Resûlullah Efendimizin doğumu için sevinmek,muhakakkak ki allahımızın hoşuna gider. Cehennem azâbının azalmasına sebep olur.
    burada kuran-ı kerim de geçen şu ayeti kerimeyide hatırlatmakta fayda vardır
    ''Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır.(ahzap 21)
    ---aslında peygamberimizin dogumunu anmak ümmetin gövde gösterisidir.kafire karşı güç gösterisidir.birlik ve beraberligin,kaynaşmanın,tek hedef ve tek amaç ugruna yek vucut olmanın en güzel adıdır.kanımca kadir gecesinden sonra müminlerin en önemli gecelerindendir.


    degeri dava dostum yine yukardaki alıntıda diyorsunuz ki
    Allah'ın tertemiz dinin, tertemiz düsturları varken, neden böyle şeylere tevessül ediliyor? Hep iyi niyetten. Salih niyetten. Samimimiyetten

    --yani ömer bey müthiş bir ayıp.bu söz size hiç yakışmadı.o gün camilede toplanan müslümanlar ne yapıyorki.allahın tertemiz dinini,düsturlarını terkmi ediyorlar(haşa).
    hz ebubekir(r.a)''Resûlullah Efendimizin doğumuna dâir yazılanların okunması için bir dirhem harcayan, Cennette bana arkadaş olur." buyurmuştur.
    Hazret-i Ömer; "Resûlullah Efendimizin doğum zamanına kıymet veren, islâma kıymet vermiştir." buyurdu.

    Hazret-i Osman; "Peygamber Efendimizin Mevlid-i Şerîfi için bir dirhem harcayan, sanki Bedir ve Huneyn gazâlarına iştirak etmiş gibi sevâb kazanır." buyurdu.

    Hazret-i Ali; "Resûlullah Efendimizin doğum zamanına kıymet verip, Mevlid-i Şerîf okunmasına sebep olan, dünyadan îmânla gider." buyurdu.
    (kaynak:dört halife m.kural)
    (islam.ve halifeleri)
    degerli kardeşim
    Bu geceye hürmet etmek, sevinmek, bütün senenin bereketli olmasına sebep olur. Mevlid gününün fâzileti Cuma günü gibidir. Cuma günü, Cehennem azâbının durdurulduğu hadîs-i şerîf ile bildirilmiştir. Bunun gibi, Mevlid gününde de azâb yapılmaz. Mevlid geceleri sevindiğini göstermeli, çok sadaka vermeli, da'vet olunan ziyâfetlere gitmelidir." (İmâm-ı Celâlüddîn Abdurrahmân bin Abdülmelik Kettânî)

    degerli kardeşim
    insanların kafasını bu şekilde yazılarla bulandırmayı adet edinmiş olmanız gerekki,her daim bu ve buna benzer konularda öne çıkıyorsunuz.ancak el insaf yahu size sorarım yazılarınızın tamamına yakınını okuyor ve araştırıyorum
    eleştirdiginiz tasavvuf konusu başta olmak üzre kandil v.b konularda neden bunu yapıyorsunuz?.kendinizi ilimi yönden geliştirmek adına portalımı kullanıyorsunuz?yoksa üyelere bir fikri encekte etmeyemi çalışıyorsunuz.
    yine alimlerden nakle'' Çünkü, nebilerden herhangi birisinin nakıslıkla itham etmek, icma ile küfürdür. (Bkz. eş-Şifauş şerif, Kadı Iyad; es-Sarimul Meslul, İbni teymiyye)

    ömer kardeşim.hiçbir mümin peygamberleri eksik sıfatlı diye söylemez..ancak bizim peygamberimiz için cenabı allah kuranı keriminde bir çok yerde onu övmüş ve ''“BİZ SENİ ÂLEMLERE RAHMET OLARAK GÖNDERDİK”buyurmuştur.
    (Enbiyâ Sûresi, Âyet 7)
    kuranda rasululahı öven diger ayetler;

    kalem 4-"sen elbette yüce bir ahlak üzeresin."

    ahzap 56- "şüphesiz, ALLAH ve melekleri peygambere salat ederler. ey iman edenler, siz de o'na salat edin ve tam bir teslimiyetle o'na selam verin."

    ahzap 21- "andolsun, sizin için, ALLAH'ı ve ahiret gününü umanlar ve ALLAH'ı çokça zikredenler için ALLAH'ın resûlü'nde güzel bir örnek vardır."

    nisa 69- "kim ALLAH'a ve resul'e itaat ederse, işte onlar ALLAH'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. ne iyi arkadaştır onlar?"

    nisa 80- "kim resûl'e itaat ederse, gerçekte ALLAH'a itaat etmiş olur. kim de yüz çevirirse, biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik."

    ali imran 31-de ki: "eğer siz ALLAH'ı seviyorsanız bana uyun; ALLAH da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. ALLAH bağışlayandır, esirgeyendir."

    necm 3/4-"o, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz. o (nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir."

    muhammed 33- "ey iman edenler! ALLAH'a itaat edin, peygamber'e itaat edin ki, amellerinizi boşa çıkarmayın."

    ali i imran 132- "ALLAH'a ve elçisine itaat edin, ki merhamet olunasınız."

    ahzap 36- "ALLAH ve aesûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. kim ALLAH'a ve resûlü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır."

    nisa 59- "ey iman edenler, ALLAH'a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu ALLAH'a ve elçisine döndürün. şayet ALLAH'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir."

    nur 63- "elçinin çağırmasını, kendi aranızda kiminizin kimini çağırması gibi saymayın. ALLAH, sizden bir diğerinizi siper ederek kaçanları gerçekten bilir. böylece onun emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın çarpmasından sakınsınlar.


    şu halde benim peygamberimi övmemin ve ona salatu selam getirmemin ne zararı (haşa) olabirki.zaman ve mekan ne olursa olsun onu yad etmenin ayeti kelimelerdede geçtigi gibi kurtuluşa vesile olacagı açıktır.

    kardeşim.konumuzun dışında sizden bir istirhamım var.daha dogrusu size bir sorum var.sakın yanlış anlamayın.çünki siz okumuş belli bir ilim sahibi medreseli bir kardeşimizsiniz.benim sizinle aşık atmam haddim degildir.bilmedigim konularda susmaktan başka birşey yapmayız.
    allah aşkına söyleyin ;
    Ehl-i Sünnet akaidine muhalif türlü türlü fikir beyan etmek, dahası bunları neşretmek ve islami bilgisi olmayan müminlerin yanlış itikada sahip olmasına sebebiyet vermek İslamı çarpıtmak değil de ya nedir ?
    itikadi konularda taviz vermeyen bir müslümanın ameli konulardaki basit hatalarının hükmü nedir?

    allah rızası için yahu inanan bir insansınız okumuşsunuz.size sonderecede saygım var.ancaaak.müslümanın rasulunu zikrine engel olmayınız.peygamberine salat ve selam getirmesine müdahale etmeyiniz.zaten dininden diyanetinden uzaklaşan bir nesil kurtulmayı beklerken.bırakın eleştiriyide dininden bi haber insanlar bari bu gece olsun rasulunu ansın.onu zikretsin.
    kardeşim
    yukarda bahsettiginiz bir konu varya''iyi niyet ve samimiyyet''işte sizde iyi niyyet ve samimiyyet adına rasulun kalbini kırmayınız.
    o zor günde rasulullah efendimizin şefaatına mazhar olmak dilegiyle kandiliniz mübarek olsun.allaha emanet olun.
    EĞRİ CETVELDEN,DOGRU ÇİZGİ ÇIKMAZ

  15. #15
    rebiülevvel ayında peygamberimizi anarak onun adına hayırlar yaparak geçirmek..yardımlar yapılırken hayırlar işlenirken peygamberimizi anmak ve sevgisini yaymak..bir gül sunabilmek karşıdakine ne kadar farklı olsak da ortak noktada buluşarak..
    defterlerimizin dolması ve herkese hayırlar getirmesi dileğiyle.. DUA İLE..
    MANA KAPLAN HUYLUDUR DIŞARI ÇIKMAZ...

  16. #16
    Muhtazaf M. Salih AYDIN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Fri Dec 2007
    Konum
    Almanya
    İletiler
    623
    Blogdaki Konular
    1
    Mevlidin Hükmü Nedir? Tarihte Mevlid Kutlanmış mıdır?
    Mevlid; doğum vakti, doğum günü demektir. Ayrıca 'doğuş' manasına gelen 'vilâdet' kelimesi de mevlid yerine kullanılır. Mevlid-i Şerif ise Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in doğumu manasına gelir.. Yani Şerefli Doğum, Kutlu Doğum. Halk arasında mevlid denildiğinde, mübarek gün ve gecelerde ya da özel günlerde toplanıp, Kur'an, ilahi okumak ve Süleyman Çelebi'nin yazmış olduğu ve Peygamberimiz'i övdüğü "Vesiletü'n Necat" adlı eserini çeşitli makamlarla seslendirmek akla gelir.

    Mevlidin hükmü nedir?
    Mevlid okuma, okutma gibi Kutlu Doğum'la alâkalı olan faaliyetler farz, vacip ve sünnet gibi yapılması dinen yapılması gereken vazifeler kategorisinde değildir. Ancak, o mübarek gün ve geceler münasebetiyle bir kere daha Efendimiz'i (sallallahu aleyhi ve sellem) yâd etme, çok değişik hayırlara vesile olabilir. Mevliddea; Allah'ı anma, Peygamberimiz'e övgü ve O'na salât u selam vardır. Allah'ı anmak, ayetin ifadesiyle "En büyük fazilettir" (Ankebut, 29/45) Peygamberimiz'e salat u selam göndermek, onu övmek ise şu ayetin hem zahirinden hem de işaret ettiği manalardan anlaşılır: "Muhakkak ki Allah ve melekleri, Peygambere salat ederler. Ey iman edenler! Siz de O'na salat edin ve tam bir içtenlikle selam verin." (Ahzab, 33/56) Buradaki salât, Allah'ın, Peygamberini rahmetine mazhar etmesi, O'nun şanını yüceltmesi demektir. Bizim salâtımız ise, Peygamberimiz için duadır. Salat u selam, bir sünnet olup Peygamberimize olan biatimizi, O'na tabi oluşumuzu yenilememiz demektir. İşte mevlid vesilesiyle biz bu sünneti işlemiş, O'na tebaiyetimizi bir kez daha tekrarlamış oluyoruz.
    Peygamber Efendimizi övmek ve O'nun şefaatine nail olmak maksadıyla Rasûl-ü Ekrem hayattayken bile şiirler yazılmış, kasideler söylenmiştir. Meselâ Ka'b b. Züheyr, İnsanlığın İftihar Tablosu'nun huzurunda O'nu övmüş ve Allah Rasûlü tarafından tebrik edilmiş, teşvik görmüştür. Hassan bin Sabit de şiirleriyle Peygamberimiz tarafından iltifata mazhar olmuştur. Efendimiz'in karşı çıkmadığı, sükût ettiği işlere de sünnet denir. Dolayısıyla, Efendimiz'i övücü sözler söylemek, şiirler okumak da sünnet ya da en azından mendubdur. Bediüzzaman hazretleri, "Cenâb-ı Hak bu âdeti ebede kadar devam ettirsin ve Süleyman Efendi gibi Mevlid yazanlara rahmet etsin, yerlerini Cennetü'l-Firdevs yapsın." demekte, mevlidinin halkın kabulüne mazhar olduğunu beyan etmekte ve "Mevlid-i Nebevî ile Mi'raciyenin okunması, gayet faydalıdır ve ümmet tarafından güzel görülen İslâmî bir adettir. Müslümanlar arasında gayet hoş ve tatlı bir sohbet vesilesidir. Hatta iman hakikatlerinin hatırlatılması adına çok şirin bir derstir. Bunların daha da ötesinde; mü'minlerin kalplerinde iman nurunun, Allah sevgisinin, Peygamber aşkının tutuşması için çok tesirli bir vesiledir." (24. Mektup) şeklinde takdirlerini dile getirmektedir. Evet, mevlid, formül olarak ortaya konmamışsa da aslı dinde var olan bir iştir ve hayırlara vesiledir.

    Tarihte Mevlid var mıdır?
    Mevlid programları son senelerde "Kutlu Doğum" adı altında yapılsa da aslında yeni değildir ve menşei çok eskilere dayanmaktadır. Genel kabule göre, ehl-i sünnet çizgisi içerisinde mütalaa edebileceğimiz ilk mevlid programını, 13. yüzyılda Selahaddin Eyyubî'nin eniştesi Erbil Atabeyi Muzafferuddin Gökbörü düzenlemiştir. O zamanlar iki ay süreyle kutlama programları yapılıyor, ilim adamları bir araya gelip ilmî, fikrî sohbetler tertib ediyor, halk, mevlidi bir bayram sevinciyle karşılıyor ve sokaklar bu sevinçle başka bir görünüm arz ediyordu. Daha sonraki dönemlerde de, Müslüman şairlerin hemen hepsi na'tlar yazmışlardır. Fuzulî, Nefî, Naîmî, Nâbî, İshak Efendi ve Şeyh Galip na't denince ilk akla gelen Peygamber âşıklarıdır. Ayrıca, Rasûlullah'ın (aleyhi ekmelü't-tehâyâ) doğumunu ve hayatını medh ü senâ eden ve "Mevlid" adını taşıyan çok eser kaleme alınmıştır. 20.asır velilerinden Alvar İmamı'nın da bir mevlidi vardır. Bilindiği üzere, mevlidlerin Türkçe'de en meşhur olanı Süleyman Çelebi'nin "Vesiletü'n-Necât" adlı eseridir ki, bugün mübarek gün ve gecelerde, özel günlerde cami ve evlerde okunan mevlid, Süleyman Çelebi Hazretlerinin yazmış olduğu mevliddir. Süleyman Çelebi, Yıldırım Beyazıt zamanında Divan-ı Hümayûn Hocası olmuş, sonra da Bursa Ulu Camii'nde imamlık yapmış bir hak dostudur. Mevlitlerde istenmeyen haller: Yapmacık tavırlar ve içi doldurulamayan sözler Bu güzel âdet icra edilirken, işi ticarete dökmemek, gırtlak ağalığı yapmamak, riya ve yapmacıklara girmemek çok önemlidir. Allah'ı ve Efendimizi anma mevzuunda samimi olmaya çok dikkat etmek lazım. Bir insan, Cenâb-ı Hakk'ı andığında gözleri gerçekten yaşarmadığı ve burun kemikleri dahi sızlamadığı halde,

    "Her ne zaman anarsam seni, kararım kalmaz Allah'ım
    Senden gayrı gözüm yaşın, kimseler silmez Allahım." (Yunus Emre)

    der ve riyakarlıklara, yalanlara girerek Efendimize ait bazı günleri kutlamaya kalkarsa, Allah'a karşı yalan söylemiş; Allah Rasûlü'ne de saygısızlık yapmış olur. İnsan içinden gelmeyen şeyi söylememelidir.

    Monotonluğun kırılması
    Mevlidi besteleyenler çok güzel ve faydalı bir iş yapmışlar, makamları Cennet olsun. Fakat; bu türlü şeyler aylık ya da en fazla senelik olmalı, her defasında o işe ayrı bir buud ve zenginlik katılmalı. Sadece Yunus Emre ve Niyaz-ı Mısrî ile yetinmemeli, Arif Nihat Asya ve Mehmed Akif gibi yakın zamanın dertli ve yanık şairlerinin eserleri de güfte ve beste şeklinde değerlendirilmeli.

    Bir Peygamber Aşığı Süleyman Çelebi
    Peygamber sevdalısı alim
    Su kasidesinde Fuzuli;
    Su olup, başını taştan taşa vurarak,
    O Kutlu Nebi için düşmüş yollara…
    Yunus (ks):
    Araya araya bulsam izini
    İzinin tozuna sürsem yüzümü
    Mısraları ile sevgiliden bir iz aramış çöllerde. İnanan her şairin mısrasına, şiirine konu olmuş iki cihan sevgilisi Hz. Muhammed (sav). Ama öyle bir peygamber sevgilisi var ki onun yüreğinin sızısı, sevda sancısı, bir damla iken bir derya olmuş asırların sayfaları arasında. Yazdığı Mevlid-i Şerif kendinden öne geçmiş. Bir peygamber aşığı Süleyman Çelebi’den (rahmetullahi aleyhi) bahsettiğimi anlamışsınızdır. Peygamber sevdalısı Süleyman Çelebi’nin izini sürmek, aşkının sırlarını keşfetmek için Bursa sokaklarının huzuruna bırakıyoruz ayaklarımızı. Yeşil Bursa'nın her köşesinde bir peygamber sevdalısına rastlamak mümkün. Süleyman Çelebi’nin izini bulmak için öncelikle Bursa ile özdeşmiş Ulu Cami’den başlamak gerekiyor. Ulu Cami’deki ezanı, camii içindeki şadırvandan akıp camii kubbesinde yankılanan su sesini duymadan bilinmez Süleyman Çelebi’nin Peygamber sevdası. Yıldırım Beyazıt Han, Bursa'nın tarihine mührünü vuracak Ulu Cami’yi yaptırırken, Süleyman Çelebi de devrinin ilim ehli âlimlerinden dersler alarak, kendisini bir nevi bu caminin imamlığına hazırlamış. Camiinin oluşması için duvarlarına her gün bir taş koyan ustalar gibi âlimler de Süleyman Çelebi’nin yetişmesi için derslere devam ederler. Yanıp piştikten sonra, kendisinin ilmi terbiyesine bakılarak, Dîvân-i Hümâyûn imâmı olarak Ulu Camii imamlığına getirilir.

    Mevlidi niçin yazdı?
    Süleyman Çelebi, yüreğindeki peygamber sevgisiyle camide hizmet ederken, Ulu Cami’ye İran'dan bir vaiz gelir. Orada bulunan cemaate, Allah'ı, peygamberi anlatmak için kürsüye çıkmıştır. Vaazında Ehl-i Sünnet çizgisi dışında konuşmaya başlar, öyle bir noktaya gelir ki; Bakara suresinin 285. ayetini, yani "Biz, Allah-u Teâlânın peygamberlerinden hiç birinin arasını ayırt etmeyiz (hepsine inanırız). Duyduk ve itâat ettik." Ayetini tefsîr ederken de; "Hazret-i Muhammed ile Hazret-i Îsâ arasında hiçbir farklılık, üstünlük yoktur" diye açıklar.
    İslam dininde imanın esaslarından birisi Peygamberlere imandır. Her peygamber Allah katında yücedir. Ancak onlar içerisinde son peygamber olan Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem) vardır ki, kâinat onun yüzü suyu hürmetine yaratılmıştır. Derken, cemaatten bir ilim ehli kalkar, peygamberlerin hepsine inanmak gerektiğini, ancak bunun mertebelerde farklılığın olmadığı şeklinde anlaşılamayacağını, ayetler ışığında bir güzel açıklar ve vaizi susturur. Yine de vaizin peygamberimizi küçümser ve sıradanlaştırır konuşmasını içine sindiremeyen peygamber sevdalısı Süleyman Çelebi, gönlünün yangınına tercüman olması için kalemine sarılır. Sevgisini şiire dönüştüren mısraları yazmaya başlar. Yüreğinde hissettiği sevgiyi mısraların yüreğine bırakır. Sevgililer sevgilisinin "Seven sevdiği ile beraberdir" düsturunu hatırlayıp şiirinin ismini ‘Vesîlet-ün Necât’ (Kurtuluş sebebi) olarak belirler.
    Süleyman Çelebi’nin yüreğindeki bu sevda, Ulu Camii kubbesi altında başlar, önce Bursa'ya dağılır, oradan da bütün peygamber sevdalılarının coğrafyasında bir aşk nişanesi olur.
    Ne zaman Hz. Muhammed (sav) aşkını anlatmak için kelime arasa inananlar, Süleyman Çelebi’nin mısralarına sarılır. Peygamberimiz için yazılan çok sayıda ‘Mevlid’ olmasına rağmen, ‘Mevlid’ deyince akla Süleyman Çelebi gelir. Ulu Cami’nin duvarlarında, tarihten günümüze yansıyan yanık sesli Mevlidhanların seslerine kulak verdiğimizde, bizi ta o günlere çağırır Süleyman Çelebi. Oradan da alır götürür Asr-ı Saadete, Mekke’ye, Medine’ye… Sevdasını şiirle aktaran Süleyman Çelebi, her fani gibi hasretiyle yandığı sevgilisine kavuşur bir gün. Hizmet ettiği Ulu Cami’nin bahçesine gömülür..
    Birliğin kederi, ayrılığın safasından daha hayırlıdır. (Yahya bin Muaz)
    www.aydin-aydin.com

  17. #17
    AHDE VEFA ibrahim DEMİRCİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Fri Feb 2007
    Konum
    kayseri/yahyalı
    İletiler
    2,598
    Blogdaki Konular
    11
    tüm ümmeti muhammedin mevlit kandili mubarek olsun.cenabı allah peygamberimizin şefaatine nail olmayı nasip etsin.inşalahurrahman
    EĞRİ CETVELDEN,DOGRU ÇİZGİ ÇIKMAZ

  18. #18
    AHDE VEFA ibrahim DEMİRCİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Fri Feb 2007
    Konum
    kayseri/yahyalı
    İletiler
    2,598
    Blogdaki Konular
    11
    RÛHUM SANA ÂŞIK
    Rûhum sana âşık, sana hayrandır Efendim
    Bir ben değil, âlem sana kurbandır Efendim
    Ecrâm ü felek, Levh u kalem, mest-i nigâhım
    Dîdârına âşık Ulu Yezdân’dır Efendim
    Mahşerde nebîler bile senden medet ister
    Rahmet, diyen âlemlere, Rahman’dır Efendim
    Tâ Arşa çıkar her gece âşıkların âhı
    Medheyleyen ahlâkını Kur’an’dır Efendim
    Aşkınla buhurdan gibi tütmekte bu kalbim
    Sensiz bana cennet bile hicrândır Efendim
    Doğ kalbime bir lahzacık ey Nûr-i dilârâ
    Nûrun ki gönül derdime dermândır Efendim
    Ulvî de senin bağrı yanık âşık-ı zârın
    Feryâdı bütün âteş-i sûzândır Efendim
    Kıtmîriniz ey Şâh-ı rüsûl, kovma kapından
    Âsîlere lûtfun yüce fermândır Efendim
    EĞRİ CETVELDEN,DOGRU ÇİZGİ ÇIKMAZ

  19. #19
    AHDE VEFA ibrahim DEMİRCİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Fri Feb 2007
    Konum
    kayseri/yahyalı
    İletiler
    2,598
    Blogdaki Konular
    11
    “Ben Rasûl-i Kibriyânın, bülbül-ü nâlânıyım.Mücrimim gerçi, cemâl-i Mustafâ hayrânıyım
    EĞRİ CETVELDEN,DOGRU ÇİZGİ ÇIKMAZ

  20. #20
    Muhtazaf M. Salih AYDIN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Fri Dec 2007
    Konum
    Almanya
    İletiler
    623
    Blogdaki Konular
    1
    Birliğin kederi, ayrılığın safasından daha hayırlıdır. (Yahya bin Muaz)
    www.aydin-aydin.com

2 / 1 12 SonSon

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •