Geçen yazımda yine bu sitede değindiğim “ABD’YE one mınute diyebilmek” başlıklı yazımda, ABD ile olan münasebetlerimizin iç politikamıza olan yansımalarından bahsedeceğimizi söylemiştik. ABD ile olan ilişkilerimize ve nasıl şahsiyetli bir Dış Politika! izlediğimize hep beraber şahit olalım.

Bize, Tayyip Bey Başbakan olup ta dış gezilere başladığı günden beri hep “şahsiyetli dış politika” uygula/n/dığını söylüyorlardı. Yandaş diye tabir ettiğimiz bir takım medya kuruluşları da halkı hep bu yönde manipüle etmişlerdi. Karşısında bacak bacak üstüne atan bir Devlet Başkanının karşısında aynı şekilde oturmayı, sık sık dış ülkelere ziyaretler yapmayı, farklı ülkeler arasında sözde arabuluculuk yapmayı, Kıbrıs ve Dağlık Karabağ konusunda atılan adımları vd. hep şahsiyetli dış politika argümanları olarak yutturulmak istendi bizlere… En nihayetinde ise DAVOS ta yaşanan “one mınute” vakıası ile kahramanımızı taçlandırmış olduk. Adına da “Dünya Lideri!” dedik.

Lakin bu “Dünya Liderimiz!” bir kez olsun D-8’ler gibi bizim için hayati öneme haiz olan bir kuruluşun toplantılarına bir kez olsun Başbakanlık düzeyinde katılım sağlamamıştır. 2008 Temmuz ayında Malezya da ki Başbakanlar ve Devlet Başkanları düzeyinde katılım sağlanması gereken toplantıya ne gariptir ki; ülkemiz sadece dönemin Dış İşleri Bakanı Ali BABACAN katılarak bakanlık düzeyinde temsil edilmiştir. Bizzat bizim kurduğumuz ve lideri olduğumuz bu oluşama verdiğimiz değer maalesef bu kadardı. Peki, Sayın Başbakan oraya katılmadı da ne yaptı? Zat-ı Âlileri koşa koşa Fransa da ki, Akdeniz Ülkelerinin katıldığı “Akdeniz İçin Birlik” toplantısına katılmayı tercih etti. Peki, neydi bu “Akdeniz İçin Birlik” denilen toplantı? Fransa Cumhurbaşkanı Nıcolas SARKOZY’nin Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmemesi için kurulmasını bizzat istediği ve kurulmasına öncülük ettiği bir birliğin toplantısı. Hani senelerdir AB ye girmek için uğraşıyoruz ya, hani AB olmazsa onun dışında hiçbir alternatif üyeliği kabul etmiyoruz diyerek caka satıyoruz ya… İşte Sayın Başbakan o toplantıyı D-8 toplantısına tercih etti.

Şahsiyetli Dış Politikamızın yansımaları bu kadarda değil! Geçenlerde SP Genel Başkanı Prof. Numan KURTULMUŞ, İl Başkanları ve İl Müfettişleri Toplantısında bir belgeyi gün yüzüne çıkartmıştı. Türkiye’nin ne kadar şahsiyetli bir dış politika yürüttüğünü bizzat belgelemişti. Peki, neydi o belge?

ABD İstanbul Başkonsolosluğunun “Genel Güvenlik Stratejisi” adı altında İstanbul da ki azınlıklara bir takım eğitimler verdiğini bizzat belgelemişti. İstanbul İl Teşkilatının İstanbul Valiliğine bu konu ile alakalı bilgilerinin olup olmadığı, bu eğitimin içeriğinin ne olduğu ve hangi maksatla yapıldığı hakkında bilgi edinmek maksadı ile sorduğunu da belirtmişti. İşin garip tarafına bakın ki, İstanbul’un güvenliğinden birinci derecede sorumlu olan Valilik ABD Başkonsolosluğunun bu “güvenlik eğitiminden” haberinin olmadığını söylüyor. Hadi isterseniz bu olayı biraz tersinden düşünelim. Bizim Washington Başkonsolosluğumuz ABD de ki Türk azınlıklara karşı böyle bir eğitim veriyor ve bundan ABD’li yetkililerinin haberi olmuyor. Onlara bu konuda herhangi bir bilgilendirilmede bulunulmuyor! Böyle bir şeyi düşünebiliyor musunuz? Bu sizce mümkün mü? Ama gelin görün ki bizim topraklarımızda ABD’liler istedikleri gibi atlarını oynatabiliyorlar. Sorarım size Allah aşkına “biz müstemleke miyiz?”

Şahsiyetli Dış Politikamızın en son meyvesi ise geçende KATAR’DA yaşandı. ABD’NİN Doha Büyükelçisi Joseph LeBaron’un, Hilary CLINTON ile Başbakan Tayyip ERDOĞAN’IN görüşmelerinin uzaması nedeniyle “bizim Şeyh ile görüşmemiz daha önemli” diyerek görüşmenin olduğu odaya girmek istemesi ve kapıları tekmelemesi bize karşı yapılmış olan üst düzeyde bir saygısızlıktı. Her ne kadar Başbakanın danışmanı ve Büyükelçimiz gereken dersi vermiş olsa da ABD’NİN bu Büyükelçiye herhangi bir tepki vermemesi bize karşı yapılmış olan üst düzeyde bir terbiyesizlikti. Müttefikimizden gördüğümüz saygısızlık bu kadarla da kalmadı. ABD Büyükelçisi James Jeffrey’in kriz hakkındaki yorumu ise “bizim için ufak bir olay, biz onu çoktan unuttuk” diyerek bu olayı bu denli hafife alması ise bizi ne kadar aşağıladığının en bariz kanıtıydı. Yani, adamların özürleri kabahatlerinden büyük. Yine Büyükelçinin TBMM’DE Dışişleri Komisyonu üyeleriyle yapmış olduğu toplantıda “Ermenistan Protokollerini onaylamazsanız soykırım tasarısı ABD’DE komisyondan geçer” diyerek tehdit etmesi ise Ülkemize yapılmış olan saygısızlığın daha başka bir örneğiydi.

Yazımın başlığındaki soruyu tekrarlıyorum: Allah aşkına söyleyin ne olur “Biz Müstemlekemiz?”

Şahsiyetli Dış Politikamızın meyveleri olan bu şahsiyetsizce hareketlere Sayın Başbakanımızın ABD’YE karşı ne zaman “one mınute” diyeceğini çok merak ediyorum.