4 sonuçtan 1 --- 4 arası gösteriliyor

Konu: Tasavvuf ehlinin "anlaşılamazlık" mit'i

  1. #1
    Merhum Taner PINAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Mar 2007
    Konum
    Makedonya
    Yaş
    44
    İletiler
    1,637
    Blogdaki Konular
    6

    Tasavvuf ehlinin "anlaşılamazlık" mit'i

    TASAVVUF EHLİNİN "ANLAŞILAMAZLIK" MİT'İ [1]

    Tasavvuf erbabı, kendilerine yöneltilen bütün ciddi eleştirilere, "bizi anlamazsınız" zırhına bürünerek karşı koymuşlardır. Bizi, tasavvufçu olmayanlar anlamaz demek, iyi bir savunma mekanizmasıdır.

    Füsusül Hikem mütercimi M. Nursi GENCOSMAN, İbnül Arabi'yi red ve inkar edenlerin "rüsum uleması, fıkıh bilginleri" olduğunu, oysa bunların Ibnül Arabi'yi anlayamayacaklarını ileri sürer. Zira onların farklı ıstılahları, ayrı lisanları varmış. Tasavvuf terminolojisini bilmeyenlerin tasavvuf bahsinde söz ve salahiyet sahibi olmalarına imkan yokmuş! [2]
    A. Avni KONUK ise savunmasında aynı üslubu kullanır: "Bu ulûm ve hikemi anlamayanlar kendi istidatlarına kusur bulmalıdır." [3]

    Ona göre "akıllı adamlar" (erbabı ukûl) Ibnül Arabi'yi anlayamazlar. [4]


    Celaleddin Rumî, "biz Kur'an'ın özünü, ruhunu, içini ve cevherini aldık, postunu kufuryoklerin önüne attık" derken [5] "bizi herkes anlamaz" psikozu ile savunma geliştirmiş oluyordu.

    Said Nursi'ye göre de Risaie-i Nur'a itiraz edilemez [6] çünkü onlar Tanrısaldır. Hatta risalelere "Kutb-u Azam"dan itiraz gelse yine de dikkate alınmaz! [7]

    Çünkü Kutb-u Azam{!) yanılabilir. (Kutb-u Azam meğer pek de cahilmiş!)

    Şüphesiz C. Rumî de, İbnül Arabî de, S. Nursî de, tasavvuf epistemolojisi bağlamında gayet haklıdırlar. Bu iddialar tasavvufun temel âmentülerine gayet uygundur. Birileri, yazdığı şiirlerinin, risalelerinin, tevillerinin ALLAH tarafından kendisine vahyedildiğine, doğrudan Allah'dan geldiğine inanmışsa, kendileri bu işde yalnızca mütercim rolünde iseler, bunlara itiraz edilemez olması doğal bir sonuçtur. Mütercimin bu işde bir kabahati olmayacağına göre, anlayamayanlar kendilerini kontrolden geçirmeleri gerekecektir!


    Tasavvuf erbabının, "bunu ancak yaşayanlar anlar" tezleri tamamen bir manipülasyondur. Zira, eğer ki, bir sözü anlamak için mutlaka o sözün ait olduğu yaşam tarzını tecrübe etmek gerekli olsaydı, hiç bir müşrikin müslüman olmazdan evvel vahy'i anlamamış ve de anlayamaz olması gerekirdi! Örneğin, Nemrud'un, İbrahim'i hiç anlamadan öldüğünü kabul etmemiz mantıken zorunlu olurdu; çünkü müslüman olmamıştı! Böyle kalın kafalı bir adamın nasıl kral olduğu; ama aynı zamanda bu kalın anlayışının, İbrahim (a.s.)ı ateşe attırmayı düşünecek kadar da nasıl inceldiği, makul bir izahı gerektiren paradoks olurdu. Halbuki bir müşrik, anladığı için müslüman olur, yahut da yine anladığı için müslüman olmaz!

    En azından vahiy, ilkesel olarak "anlaşılır" özelliktedir. Ve anlaşılsın diye vahiy inzal edilir. Eğer vahiy anlaşılabiliyor da, İbnül Arabi'nin, S. Nursi'nin v.s. felsefeleri anlaşılmıyorsa bu durum, anlamayanlarla ilgili bir sorun olmaktan ziyade, ilgili felsefelerin doğasıyla alakalıdır. Kısacası, bu felsefeler bir çelişkiler yumağı, hurafeler bütünü ve herhangi bir realiteye dayanmayan, havaî söylemler olduğu için anlaşılmazdırlar.

    Tasavvuf felsefesi, şeyhin lâyuhtî, lâ-yüs'el mutlak otoritesine mutlak teslim olmayı merkeze alan mutlak kabul esasına, yani kula kulluk esasına dayandığı için, bu felsefeyi kabul edenler, anlıyor değiller, sadece körü körüne teslim oluyorlar. Yani, "

    Bu bağlamda, "erbab-ı ukûl"ün, tasavvufu "anlamamaları" kadar normal bir şey olamaz. Ve dahi "anla-mamalıdırlar"...

    Kendilerinden başka bütün insanları panteist felsefelerini anlamamakla suçlamak, tasavvuf ehlinin, sadece kendilerini akıllı, alemi kör sanmak gibi bir megalomani belirtisidir.

    Kendilerini İslam'a nisbet eden insanlar sadece Allah'ın vahyi olan Kur'an'dan sorumludurlar. O'nu anlamak ve O'na göre yaşamak zorundadırlar. Kendilerini Allah'a değil de, İbnul Arabi'ye, C. Rumi'ye veya S. Nursi'ye nisbet edenler ise Allah'ı veli olarak bulamayacaklardır. Hesap gününde hesabı görecek olan, bu şahıslardan biri değil, Allah'ın kendisidir.

    [1] Mehmet Durmuş

    [2] (Gencosman, X.). Muhyiddin-I Arabi, Füsusül Hikem, Tere. M. Nuri GENCOSMAN, 5. bşk. İst-1981.

    [3] (A. Konuk, 95). Ahmed Avni KONUK, Füsusül Hikem Tercüme ve Şerhi, Dergah Y. lst-1987.

    [4] (A. Konuk, 1). z

    [5] (Uludağ, 141), Süleyman ULUDAĞ, islam Düşüncesinin Yapısı, Dergah Y. lst-1979.

    [6] (Sikke, 56) Said NURSl, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî, Sinan Matbaası-1960.

    [7] (Kastamonu L. 145). Said NURSl, Kastamonu Lahikası, Sözler Y. lst-1993.
    Allah indinde Din İSLAM dır.Kendine başka din ve başka peygamber arayanlara veyl olsun..

  2. #2
    Anlaşılmazlık ve içinde hikmet arama İslami kesime büyük zararlar verdi ve vermeye devam ediyor...

    Adama liderinin alenen insanı küfre götürecek bir cümlesini söylüyorsun umurunda bile olmuyor çünki ona göre "o" ne yapsa kutsanmış ve her yaptığında hikmet var.

    Ama Taner bey ve onun gibi düşünenler şurada yanılıyorlar bu tasavvuf ehline has bir durum değildir.Bu günümüz de hemen hemen tüm cemaatlere ve guruplara bulaşmış durumda.

    Yazıda da Said'i Nursi'den bahsediliyor ki kendisi tasavvuf ehli olmadığı gibi tasavvuf sisteminin günümüzde yeterli olmadığını düşünenlerdendi.

    Elimde bu ayki sızıntı dergisi var.Bu ay ki sayısını eve getirdiler.Biri yollamış ama dağıtıcı kimin yolladığını bilmediğini söyledi.Sanırım birileri bizi kurtarmaya çalışıyor.

    Dergiyi kurcalarken nasıl okunamaz olduğuna bakarken bir dörtlük gördüm.Sayfanın neredeyse tamamı bu dörtlükle doldurulmuş.Dörtlük tüylerimi diken diken etti.

    "Ayak var bastığı yerler solar ve sararır,
    Ayak var uğradığı zemin hemen kararır;
    Ve ayak da vardır ki Cebrail'inkine denk
    Gelip geçtiği yerlerde ufuklar ağarır..."


    Ne ayak varmış beee diyesi geliyor da sanırım kim kasdediliyor herkes anlıyor.Şimdi sen bu ayağın sahibini sıkıysa uyar...Sen kimsin be adam demezler mi?

    "Kentler bizi hiç anlamayacak ve esirgemeyecek,ucu yanmış kibrit çöpü gibi kırılacağız,Birşeyler dokunulmamış kalsın gidelim bu şehirden..."

  3. #3
    Alıntı Belkıs Elif REŞADİYELİ tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Anlaşılmazlık ve içinde hikmet arama İslami kesime büyük zararlar verdi ve vermeye devam ediyor...

    Adama liderinin alenen insanı küfre götürecek bir cümlesini söylüyorsun umurunda bile olmuyor çünki ona göre "o" ne yapsa kutsanmış ve her yaptığında hikmet var.

    Ama Taner bey ve onun gibi düşünenler şurada yanılıyorlar bu tasavvuf ehline has bir durum değildir.Bu günümüz de hemen hemen tüm cemaatlere ve guruplara bulaşmış durumda.

    Yazıda da Said'i Nursi'den bahsediliyor ki kendisi tasavvuf ehli olmadığı gibi tasavvuf sisteminin günümüzde yeterli olmadığını düşünenlerdendi.

    Elimde bu ayki sızıntı dergisi var.Bu ay ki sayısını eve getirdiler.Biri yollamış ama dağıtıcı kimin yolladığını bilmediğini söyledi.Sanırım birileri bizi kurtarmaya çalışıyor.

    Dergiyi kurcalarken nasıl okunamaz olduğuna bakarken bir dörtlük gördüm.Sayfanın neredeyse tamamı bu dörtlükle doldurulmuş.Dörtlük tüylerimi diken diken etti.

    "Ayak var bastığı yerler solar ve sararır,
    Ayak var uğradığı zemin hemen kararır;
    Ve ayak da vardır ki Cebrail'inkine denk
    Gelip geçtiği yerlerde ufuklar ağarır..."


    Ne ayak varmış beee diyesi geliyor da sanırım kim kasdediliyor herkes anlıyor.Şimdi sen bu ayağın sahibini sıkıysa uyar...Sen kimsin be adam demezler mi?

    Kimin ayagiymis bu bea ...

  4. #4
    Alıntı Belkıs Elif REŞADİYELİ tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Yazıda da Said'i Nursi'den bahsediliyor ki kendisi tasavvuf ehli olmadığı gibi tasavvuf sisteminin günümüzde yeterli olmadığını düşünenlerdendi.
    Ablacığım! Said Nursi, mutasavvıftır. Said nursinin külliyatını okuduğumuzda, bunu rahatlıkla görmekteyiz. Günümüz tasavvuflarını yeterli görmemesi de onun mutasavvıf olması durumunu değiştirmez. Neredeyse bütün muasır mutasavvıflar günümüz tasavvufunu eleştiriyor, ancak bu onları mutasavvıf olmaktan çıkartmıyor.

    Said Nursi, tasavvufi medreselerde yetişmiştir. Önceki dönemlere ait bir çok tasavvufi meselede, mutasavvıflarla aynı şeyleri söylemiştir. Mesela, Mektubatı'nın ilk sayfalarında Hızır aleyhisselamın hayatta olup olmadığı yönündeki ilk soruya, diğer mutasavvıfların verdiği cevaptan farksız bir cevap vermiştir. "tevatür derecesinde keşif ehlinin ve evliyanın ikrarı"nı bu konuda delil olarak öne sürmüştür. "Keşif ehli" tabirini ve "keşfi" tasavvufun dışında bildiğim kadarıyla kimse kabul etmiyor. Ayrıca "evliya"nın ikrarını da tasavvufi düşünce hariç kimse delil olarak kabul etmiyor.

    Bu ve buna benzer onlarca örnek mevcuttur. Evet, kendisi bizzat "ben mutasavvıfım" dememiştir. Fakat onun yazdıkları onun tasavvufi olduğunu göstermektedir. Bunlar birer karinedir. Karinelerse ancak aksi ispat edildiğinde batıl olur. Mesela kendisi "ben tasavvufi değilim." "tasavvufun hiçbir türünü sevmem" veya buna benzer ifadeleri olmalı ki, Said Nursi'nin bir mutasavvıf olduğu karinesi geçersiz olsun.
    قال الشاعر : ليس اليتيم الذي قد مات والده إن اليتيم يتيم العلم والأدب

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •