Türkiye de her yıl 1 milyon insan ölüyor. Bu ise başta devletin kendisi olmak üzere tahmini 5 milyon insanı ilgilendiren bir miras süreci oluşturuyor. Elbette necip Türk milletinin sağduyusu ile birçok miras dava sürecine gitmeden tamamlanıyor. Mahkemeye taşınanlar ise üst üste birikerek bitmek bilmez sorunlar oluşturuyor.
Bunların dışında asıl sorun, paylaşıma hiç gidilmeyen miraslar meselesidir.
Vatandaş ölmüş;
Varisleri mülkü kullanıyor,
Varisi bulunmadığı halde birileri mülkü kullanıyor,
Varisler hem mülkü kullanıyor hem de sosyal ve ekonomik haklarını kullanıyor,
Kendi mülkü bulunmayan varisler miras devrini yapmayarak sosyal hak kullanıyor.

Anlaşmazlık durumunda,
Mülk kullanılamıyor ve atıl kalıyor.
Vatandaşın hayattayken yaptığı sözleşmeler feshedilemiyor.
Vatandaşın borçları ödenemiyor ve borç katlanarak artıyor.
Bütün bunların neticesinde devlet vergi kaybına uğruyor. Kendi adlarına kayıtlı mülkü olmayan kişiler hem miras mülk üzerinden gelir elde ediyor hem de devletten yeşilkart, okul yardımı, yakacak yardımı, gıda yardımı gibi sosyal yardımlar alabiliyorlar.

Bütün bunlara sebep olarak;
Miras davalarının çok pahalı olması,
Tapu devir işlemlerinin pahalı olması,
Bölünmüş ailelerin paylaşım için bir araya gelememesi,
Mülk üzerinde hâkim durumda olan kardeşin diğerlerini sindirmesi,
Varislerin diğer kişisel çıkarlarını kaybetmemek için anlaşarak mülkü resmen bölüşmemesi,
Ölen kişinin borçları yüzünden mülkün borcu karşılayamaması neticesinde mirasın cazibesini yitirmesi
Veyahut ölen kişiden alacaklı olan kişi ya da kişilere ödeme yapmamak için varislerin resmi devirlere yanaşmaması gibi durumlar sayılabilir.


Bölüşülmeyen mülklerin yaşamımıza etkileri
Bölüşülmeyen mülkler sermaye oluşumunu darboğaza sokar. Mülkün verimini düşürür. Hukuk dışı faaliyetlere zemin hazırlar. Kamu gelirlerinin genişlemesine engel olur. Sosyal anlaşmazlıkları körükler.
Genel başlıklar olarak bu etkileri doğuran miras meselesi sadece siyaset kurumlarına doğrudan tesir etmediği için çözümsüz kalmaya mahkûm gibi görünüyor.
Miras meselesine çözüm önerisi.
Birkaç yasal düzenleme yapılmalı. Öncelikle miras mahkemeleri geliştirilmeli. Mahkeme sayısı yıllık ölüm sayısına orantılı hale getirilmeli.
Her ölüm için ortada miras mülkü olsa da olmasa da maliyeti devlete ait olmak üzere amir hükümle dava açılmalı.
Ölümü bildirilen her vatandaş için re’sen açılan bu davalarda miras mahkemeleri, temel ve basit kanun prensipleri ile işlem görmeli. İtiraz süreçleri için üst mahkemeler, maliyeti itiraz edene olmak üzere dava görmeye devam etmeli.
Ölen vatandaşın sözleşmelerden doğan aboneliklerinin ve yükümlülüklerinin ölüm günü itibariyle sonlandırıldığı taraflara ilan edilmeli.
Ölen kişinin yürüttüğü sosyal görevlerden doğan sorumlulukları ve ticari yükümlülükleri ile yasal yükümlülükleri ölüm günü itibari ile sonlandırılmalıdır.
Ölen kişinin vadeli işlemleri ölüm günü itibari ile kişinin aleyhine işletilemeyecek şekilde yeniden düzenlenmelidir.
Varislerin tespiti, mülk borç ve alacakların tespiti, alacaklıların tespiti, duruşma tarihi ve celbi yapılmalı.
Mahkeme gıyabi karar yetkisiyle donatılarak bir celsede davayı sonuçlandıracak şekilde çalışmalı.
Taşınmazlar için müşterek tapu zorunluluğu kaldırılarak mahkemece doğrudan paylaşım yolu açılmalı.
Tapu devir vergi ve harçları en aza indirilmeli.
Varsa sosyal güvenlik sigortası ile özel emeklilik sigortalarından, hayat sigortalarından, kaza sigortalarından doğan dul ve yetim aylıkları ile tazminat hakları hak sahiplerine mahkeme kararıyla dağıtılmalı.

Basitçe bu şekilde anlatabileceğimiz miras kanunu ihtiyacı elbette uzmanlarınca daha güzel tertip edilebilir. Önemli olan ölüm ve miras gibi çok ciddi bir meselenin evlenme/boşanma kadar bile değer bulmasını sağlamaktır. Sıradan bir belediye memuru nikah kıyabildiği halde boşanma ancak mahkeme kararı ile olabiliyorsa, en alt düzeyde bir sanayi-ticaret müdürü bir şirketin kurulmasını imza edebiliyorken şirket iflası ancak mahkeme kararıyla olabiliyorsa ölümlerde de mahkeme kararı esas olmalıdır.
Burada anlattığımız şekilde düzenlenecek bir miras kanunu temel bir sosyal uygulamayı da yasal süreçlerde devreye sokması açısından önem kazanacaktır. Ölüm olayı toplumda sıra dışı olarak kabul edilir ve ölen kişiden olan alacak tahsil edilebilir hale getirilerek hesabı kapatma yoluna gidilir. Oysa yasal ve sözleşmeli yükümlülüklerde kanunlar, acımasız ve yağmacı mantıkla işletiliyor. Toplumcu bir anlayışla düzenlenecek bir kanunla sulh temelinde hesabın kapatılması sağlanabilir.
Böyle bir kanun refahın tabana yayılması, güçlü sermaye oluşturulması, ülke mülklerinin verimli kullanılması gibi kamu yararına büyük katkı sağlayacaktır.