2 / 1 12 SonSon
28 sonuçtan 1 --- 20 arası gösteriliyor

Konu: cemaat-i islamiyyenin görüşü VAHABİLİK (selefilik, ibailik) nedir

  1. #1
    AHDE VEFA ibrahim DEMİRCİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Fri Feb 2007
    Konum
    kayseri/yahyalı
    İletiler
    2,598
    Blogdaki Konular
    11

    cemaat-i islamiyyenin görüşü VAHABİLİK (selefilik, ibailik) nedir

    Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder.O’ndan yardım ister, O’nun günahlarımızı bağışlamasını dileriz. Nefislerimizin şerrinden amellerimizin kötülüklerinden Allah’a sığınırız. Allah’ın hidayet verdiğini hiç kimse saptıramaz. Onun saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allah’tan başka hiçbir İlah yoktur. O bir ve tektir, ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki
    Hz. Muhammed(sav) Allah’ın kulu ve Resulüdür.Şüphesiz en doğru söz Allah’ın kitabı, en hayırlı yol Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.)’in yoludur. En kötü işler bidat olarak ortaya çıkartılanlardır. Sonradan çıkartılan her bir husus da bidattir. Her bidat bir sapıklık ve her sapıklık cehennem ateşindedir...


    "ÖNCELİKLE BELİRTİLMELİDİR Kİ VAHHABİLİK BOZUK BİR MEZHEPTİR TAMAMEN UYDURMADIR İNGİLİZ OYUNU OLAN BU UYDURMA MEZHEP, OSMANLI YA KARŞI DİNİ BOZUP OSMANLI YI DİNEN YIPRATMAK VE KENDİ LEHLERİNDE GÜÇ OLUŞTURMAKTAN İLERİ GELİR.VEHHABİLİĞİ YAYMA UĞRUNA SAYISIZ İNSAN ÖLDÜRÜLMÜŞTÜR. GİZLİCE YAYILAN BU MEZHEP YAYILAMADIĞI YERLERDE DE "SELEFİLİK" "İBAİLİK" ADLARI ALTINDA SİNSİCE YAYILMAKTADIR BU BOZUK MEZHEPLİLERİ AZDA OLSA TANIYIP ONLARA KARŞI MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUM.




    Vehhabilerin üç temel inancı

    Abdülvehhab oğlunun Kitab-üt tevhid ve torununun buna yaptığı Feth-ül mecid adındaki şerhde, 250’den fazla bozuk inanışları vardır Bunların temeli, üç meseledir

    Diyorlar ki:

    1- Amel [ibadet], imanın parçasıdır, azalır çoğalır Bir farzı yapmayan, mesela farz olduğuna inandığı halde, tembellikle namaz kılmayan kâfir olur Bu öldürülür, malları vehhabilere taksim edilir

    2- Peygamberlerin ve Evliyanın ruhlarından şefaat isteyen, bunların mezarını ziyaret edip, bunları vesile ederek dua eden kâfir olur Kabirde olandan işitmeyenden dua istemek şirktir Ölü ve uzakta olan diri, işitmez ve cevap vermez Bunların fayda ve zararları olmaz Ölmüş peygamberden de bir şey istemek şirktir

    3- Mezarlar üzerine türbe yapmak ve türbelerde namaz kılmak ve ölülerin ruhlarına sadaka adamak, caiz değildir Haremeyn halkı şimdiye kadar kubbelere, duvarlara tapındı Sünniler ve Şiiler bunun için müşriktir Bunları öldürmek, mallarını yağma etmek helaldir, kestikleri leş olur

    Diğer yanlış inançlarından bazıları:

    1- Bir Mezhebe uymayı kabul etmezler

    2- (Türbelerdeki Evliyaya tevessül etmek, şirktir Peygamberlerin ve Evliyanın mezarlarına türbe yaptırmak, Allah’tan başka şeylere tapınmaktır Her türbe puthanedir Bunların çoğu Lat ve Uzza putları gibidir) derler

    3- Şefaate inanmazlar

    4- Keramete inanmazlar

    5- Tasavvufa inanmazlar

    6- Allahü teâlâ için adak yapmak ve hayvan kesmek ve bunların etlerini fakirlere dağıtıp, sevaplarını Peygamberlere ve Evliyaya hediye etmek şirk diyorlar

    7- Resulullah efendimizi övmeye, Ondan şefaat istemeye şirk, böyle yapan Müslümanlara müşrik, yani puta tapan kâfir damgasını basarlar (Ölüler kendilerine söylenileni duymazlar Ölüden dua, şefaat istemek, ona tapınmak olur Mescid-i nebeviye namaz kılmak için girenin, selam vermek için, kabre gitmesi, Hücre-i saadeti ziyaret için, uzak yerlerden gelmek yasaktır) derler

    Resulullah efendimizi metheden imam-ı Busayri’nin (Kaside-i bürde)sinden örnek vererek: (Bu sözler Allah’tan başkasına güvenmek, mahluku büyültmektir, şirktir) derler

    8- (Arş kadimdir), (Allah, Arş'ın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması için Resulullaha da yer bırakır) derler

    9- Sebeplere yapışmaya, vesileye, tevessüle şirk derler...

    _________________________________________

    VEHHABİLER ŞİMDİLERDE İSE "DEİZM" İSMİYLE KANALLAR KURUP PROGRAMLAR YAPMAKTADIRLAR VE FİTNE TOHUMLARINI İSLAMIN KUCAĞINA SERPMEKTEDİRLER... PEKİİ DEİZM NEDİR BAZI FİLOZOFLARI SAVUNDUĞU DEİZM:vahiy ya da bir kilise öğretisi aracılığıyla edinilmiş her türlü dinsel bilgiye karşı çıkan buna karşılık belirli bir dinsel bilgi bütününü herkesin doğuştan taşıdığını ya da us yoluyla elde edebileceğini savunan görüşe denir... VAHYİ VE DE TÜM PEYGAMBERLERİ YOK SAYMAKTIR KÜFÜRDÜR...


    Vehhabiliği kuran, Mehmed bin Abdülvehhabdır İngiliz casuslarından, Hempher’in tuzağına düşerek, onların çalışmalarına alet oldu

    [İngiliz Casusunun İtirafları kitabında, Vehhabiliğin kuruluşu uzun anlatılmaktadır Bu kitabı, wwwhakikatkitabevicom adresinden okuyabilir ve temin edebilirsiniz]

    Eline geçirdiği, ibni Teymiye’nin Ehl-i sünnete uymayan kitaplarını okumuş, (Şeyh-i necdi) diye meşhur olmuştu Düşünceleri, ingiliz paraları ve ingiliz silahları karşılığında, köylüler ve Deriyye ahalisi ile reisleri Muhammed bin Süud tarafından desteklendi İbni Teymiye’nin fikirleri ile Hempher’in yalanlarının karışımına Vehhabilik denir...

    Vehhabilik Hakkında;

    Hak ehli, Vehhabilerin bozuk inancından ve batıl fetvalarından sakındırıyorlar.
    Onlara cevaben 100'den fazla kitap telif edilmiştir.

    Misbah Bin Ahmed Şabakla El Beyruti'nin Vehhabilerin skandallarına cevaben bir kitap yazmıştır. Kitabın adı '' Eddelil Kefi Firred Alla Elvahhabi''




    Kabir Ziyareti Hakkında;

    Kadınların Peygamber efendimizin (sallallâh-u aleyhi ve sellem) kabrine ve diğer Müslümanların kabirlerine ziyareti Kadınların Peygamber efendimizin(sallallâh-u aleyhi ve sellem) kabrine ve diğer Müslümanların kabirlerine ziyaret etmeleri caizdir.

    Annemiz Ayşe Peygamber efendimize (sallallâh-u aleyhi ve sellem) kabir ziyaret esnasında ne demesi gerektiğini sordu. Şöyle dedi: “Diyar ehlinden olan mümin ve Müslümanlara selam olsun” dedi. İmam Müslim rivayet etmiştir.

    Useymin şöyle dedi: “Peygamber'in kabri olsa da kadınların kabir ziyaretine gitmeleri haram olup büyük günahlardandır.” (Fetavi Muhimme) adlı kitaba bak, sayfa149-150. Riyad baskısı.

    Allâh-u Teâlâ’yı surattan tenzih etmek Hakkında;

    Allah insana benzemez, sureti veya şekli yoktur.
    Yüce Allah Şöyle dedi: (Onun eşi benzeri yoktur) Eş-Şura / 11.

    Vehhabiler diyorlar ki: “Allâh insanı kendi suratında yarattı.” Ve diyorlar ki: “Allah’ın bir suratı var üzerinde bulunur.” Muhammed Etuveyceri'ye ait (Akidetu-l Ehli-l İman Fi Halki Adem Ala Sureti-r Rahman) adlı kitabı, sayfa 40 ve 91. Daru-l liva-Riyad. (İbni Baz bu kitabı övmüştür).

    Allah’ın Kelamı Hakkında;

    Allah’ın kelamı ne harfle ne de sesle nitelendirir. Allah’ın kelamı harf ve sesle olsaydı kelamı bir mahlûk kelamı olup beşer kelamına benzerdi.

    Vehhabiler diyorlar ki: “Allâh'ın kelamı harf ve sesledir. Allah’ın kelamı neviyle kadim, efradıyla hadis(sondan meydana gelmiştir). “Useymin'e ait (Fetavi-l Akideh) adlı kitap, sayfa 72 ve Fevzan'a ait (Nazarat Ve Takibat Ala Ma Fi Kitap Esselefiyye) sayfa 23. Darul Vatan-Riyad.

    Allah’ı yönden tenzih etmek Hakkında;

    Allâh yön ve mekan olmadan mevcuttur, ne Arşta ne de semadadır. Peygamber efendimiz buyurdu ki:

    “Allâh’ım sen zahirsin üstünde bir şey yoktur, sen batınsın altında bir şey yoktur.” İmam Müslim

    Vahhabiler diyorlar ki: “Allâh belli bir yönde zatiyle Arşın üzerindedir.”
    Useymin'e ait (Fetavi El Akideh) adlı kitap, sayfa 85.

    Allah’ı hareketten tenzih etmek Hakkında;

    Allâh-u Teâlâ hareketten münezzehtir, hareket ve intikalle vasıf edilemez. Hak ehlinin icmaiyle hareket mahlukların sıfatlarından olduğu belirtilmiştir.

    Vahhabiler diyorlar ki: “Allâh hareket eder” yani iddia ettikleri gibi yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya hareket eder. Useymin'e ait (Fetavi El Akideh) adlı kitap, sayfa 742.


    BİR MÜSLÜMANIN MİDESİNİ BULANDIRABİLECEK HER ŞEY BU BOZUK MEZHEP VAHHABİLERDE VARDIR ÜLKEMİZDE BUNLARIN SAYILARI AZIMSANAMAYACAK KADAR ÇOKTUR ÇEŞİTLİ KURUM YA DA VAKIFLARIN ARDINA GİZLENMİŞLERDİR... DİKKAT UYUMA MÜSLÜMAN !





    [İngiliz Casusunun İtirafları kitabında, Vehhabiliğin kuruluşu uzun anlatılmaktadır
    Eline geçirdiği, ibni Teymiye’nin Ehl-i sünnete uymayan kitaplarını okumuş, (Şeyh-i necdi) diye meşhur olmuştu. Düşünceleri, ingiliz paraları ve ingiliz silahları karşılığında, köylüler ve Deriyye ahalisi ile reisleri Muhammed bin Süud tarafından desteklendi. Sapık din adamı ibni Teymiye’nin fikirleri ile Hempher’in yalanlarının karışımına Vehhabilik denir.

    Mirat-ül-Haremeyn kitabının basıldığı 1888 senesinde Necd emiri, Abdullah bin Faysal idi. Aşağıdaki bilgilerin çoğu Mirat-ül-Haremeyn’den alınmıştır:

    Mehmed’in babası Abdülvehhab, iyi bir müslüman idi. Bu ve Medine’deki âlimler, Abdülvehhab oğlunun sözlerinden, yeni bir yol tutacağını anlamış, herkese, bununla konuşmamasını nasihat etmişlerdi. Fakat, Abdülvehhab oğlu, 1738 senesinde Vehhabiliği ilan etti. İngilizlerin siyasi ve askeri yardımları ile, Arabistan’a yayıldı.

    Vehhabilere inanan Deriyye hakimi Abdülaziz bin Muhammed bin Süud ilk olarak 1791 senesinde, Mekke emiri şerif Galib efendi ile harp etti. Daha önce, vehhabiliği gizlice yaymışlardı. Sayısız müslümanları öldürüp, kadınlarını, çocuklarını ve mallarını almışlar ve işkence etmişlerdi.

    Abdülvehhab oğlu, Beni Temim kabilesindendir. 1699 senesinde Necd çölündeki Hureymile kasabasında, Uyeyne köyünde doğmuş, 1791’de Deriyye’de ölmüştü. Önceleri ticaret için Basra, Bağdat, İran, Şam ve Hind taraflarına gitmiş, çok zeki ve bozguncu sözleri ile (Şeyh-i Necdi) adını almıştı. Dolaştığı yerlerde çok şeyler görmüş, şef olmak düşüncesine kapılmıştı. 1713 senesinde, Basra’da tanıştığı ingiliz casusu Hempher, Abdülvehhab oğlunun devrim yapmak arzusunda olduğunu anladı. Bununla uzun zaman arkadaşlık yaptı. İngiliz Sömürgeler Bakanlığından aldığı hile ve yalanları buna telkin etti. Abdülvehhab oğlunun bu telkinlerden zevk aldığını görünce, yeni bir din kurmasını teklif etti. Bu yeni dinin esaslarını ona bildirdi. Casus da, Abdülvehhab oğlu da aradıklarına kavuşmuş oldular.

    Yeni bir din kurmak için, önce Medine’de, sonra Şam’da, Hanbeli âlimlerinden okudu. Necde dönünce köylüler için küçük din kitapları yazdı. Bu kitaplara, ingiliz casusundan öğrendiklerini ve Mutezile ve başka bid’at fırkalarından aldığı bozuk düşünceleri de karıştırdı. Köylülerin çoğu buna tâbi oldular. İslamiyet’i içerden yıkmak için, İngiltere’de kurulmuş olan (Sömürgeler Bakanlığı), bu hâli, Necd şeyhi olan (Muhammed bin Süud)a bildirdi. Çok para vererek ve siyasi, askeri yardımlar vaat ederek, Abdülvehhab oğlu ile işbirliği yapmasını temin etti. Arabistan’da hasebe ve nesebe çok ehemmiyet verirlerdi. Kendisi ise, cahil olduğundan, Abdülvehhab oğlu Vehhabilik adını verdiği bu sapık inancı yaymak için, Muhammed bin Süudu maşa olarak kullandı. Kendisine (Kadı), Muhammed bin Süuda (Hakim) ismini taktı. Kendilerinden sonra da, çocuklarının bu makama geçmelerini temin eden bir anayasa yaptırdı.

    Abdülvehhab oğlu, önceleri Medine’de okurken, Medine’nin salih, temiz âlimlerinden olan babası Abdülvehhab ve kardeşi Süleyman bin Abdülvehhab ve kendisine ders okutan hocaları, bunun sözlerinden ve davranışlarından ve sık sık söylediği düşüncelerinden bunun ileride İslam dinini içeriden yıkacak bir sapık olacağını anlamışlardı. Kendisine nasihat verirler ve müslümanlara, bundan sakınmalarını söylerlerdi. Fakat, korktukları çabuk meydana geldi. Düşüncelerini Vehhabilik adı ile açıkça yaymaya başladı. Cahilleri, ahmakları aldatmak için İslam âlimlerinin kitaplarına uymayan yeniliklerle, dinde reformculukla ortaya çıktı. (Ehl-i sünnet vel-cemaat) mezhebinde olan doğru müslümanlara kâfir diyecek kadar taşkınlık yaptı. Peygamberimizi ve başka Peygamberleri ve Evliyayı vesile ederek, Allahü teâlâdan bir şey istemeye ve bunların kabirlerini ziyaret etmeye şirk dedi.

    Abdülvehhab oğlunun, ingiliz casusundan öğrendiğine göre, bir kabir başında dua ederken, meyyite karşı söyleyen, müşrik olurmuş. Allah’tan başka bir kimse veya bir şey için, yaptı demek, mesela, Falanca ilaçtan fayda oldu veya Peygamber efendimizi veya bir Veliyi vasıta yaparak istediğim oldu diyen müslümanlar müşrik olurmuş. Abdülvehhab oğlunun, bu sözlerine vesika olarak ortaya attığı şeyler, hep yalan ve iftira ise de, cahil halk, doğruyu eğriden ayıramadıkları için sözleri, işsizlerin, çapulcuların, bilhassa Deriyye hakimi Muhammed bin Süud’un hoşuna gitti. Cahiller ve vurguncular, taş yürekliler, Abdülvehhab oğlunun sözlerine hemen yanaştılar. Doğru yolda olan halis müslümanlara kâfir dediler.

    Abdülvehhab oğlu, düşüncelerini kolayca yayabilmek için, Deriyye hakimine başvurunca, o da topraklarını genişletmek ve kuvvetlerini arttırmak için ve Londra’dan aldığı emirleri yaymak için, Abdülvehhab oğlu ile seve seve işbirliği yaptı. Onun fikirlerini her tarafa yaymakta bütün gücü ile uğraştı. İnanmayıp karşı duranlarla harp etti. Müslümanların mallarını yağma etmek, canlarına kıymak helal denilince, çöldeki vahşiler, soyguncular, Muhammed bin Süud’a asker olmak için yarış ettiler. Süud oğlu ile Abdülvehhab oğlu el ele vererek, vehhabiliği kabul etmeyenlerin kâfir ve müşrik olduklarına, kanlarını dökmek ve mallarını almak helal olduğuna 1730 senesinde karar verip, 1738 yılında vehhabiliği ilan ettiler. Buna göre, Abdülvehhab oğlu, otuziki yaşında bozuk fikirleri yaymaya başlamış, kırk yaşında ilan etmiştir.

    Mekke-i mükerreme şafii müftüsü Esseyyid Ahmed bin Zeyni Dahlan, El-Fütuhat-ül-islamiyye kitabının 2.cüz 228.sayfasından başlayarak, Fitnet-ül-vehhabiyye başlığı altında bunların bozuk inançlarını ve müslümanlara yaptıkları işkenceleri anlatmaktadır. Bunun 234.sayfasında diyor ki:
    (Mekke’deki ve Medine’deki Ehl-i sünnet âlimlerini aldatmak için, buralara kendi adamlarını gönderdiler. Bu adamlar, İslam âlimlerine cevap veremediler. Cahil ve sapık oldukları anlaşıldı. Kâfir olduklarını ispat eden bir karar yazılıp her tarafa gönderildi.)

    Hicaz’da bulunan dört mezhep âlimleri ve bunların arasında Abdülvehhab oğlunun kardeşi Süleyman efendi ve kendisine ders okutmuş olan hocaları, Abdülvehhab oğlunun kitaplarını inceleyerek, İslam dinini yıkıcı, bozguncu yazılarına cevaplar hazırladılar, sapık yazılarını çürüten kuvvetli vesikalarla kitaplar yazarak, müslümanları uyandırmaya çalıştılar. Süleyman bin Abdülvehhab’ın, kardeşine karşı yazdığı kitabın ismi, Savaık-ul ilahiyye firreddi alel-vehhabiyye’dir.

    Bu kitaplar onları gafletten uyandıramadı. Müslümanlara karşı olan düşmanlıklarını arttırdı ve Muhammed bin Süud’un müslümanlar üzerine saldırmasına, akıtılan kanların çoğalmasına sebep oldu. Bu adam, (Beni Hanife) kabilesinden olup, Müseyleme-tül Kezzabın peygamberliğine inanmış olan ahmakların soyundan idi. Muhammed bin Süud, 1765 senesinde ölünce, oğlu Abdülaziz yerine geçti. Abdülaziz bin Muhammed bin Süud, 1803 senesinde, Deriyye camiinde, bir Şii tarafından, karnına hançer sokularak öldürüldü. Bundan sonra, oğlu Süud bin Abdülaziz vehhabilerin şefi oldu. Arabları aldatmak, sapık inançlarını yaymak için müslümanların kanını dökmekte, üçü de, birbiri ile yarışırcasına çalıştılar.

    [Vehhabilerin ve mal, mevki ele geçirmek için bunların arasına karışan cahil, vahşi kimselerin, Taif’de, Mekke ve Medine’de ve diğer yerlerdeki müslümanlara yaptıkları işkenceler ve kadınların, çocukların barbarca öldürülmeleri, Ahmed bin Zeyni Dahlan’ın Hulasat-ül-kelam kitabında ve Eyyub Sabri Paşanın 1879 senesinde basılmış olan Tarih-i Vehhabiyan ve Mirat-ül-Haremeyn kitaplarında uzun yazılıdır. Yüreği dayanabilenler oradan okuyabilirler. Bunların, Osmanlı devleti tarafından nasıl cezalandırıldıkları ve birinci cihan harbinden sonra, ingilizlerin bol para ve silah yardımı ile tekrar nasıl devlet kurdukları da yazılıdır.]

    Abdülvehhab oğlunun bu düşüncelerini yayması, Allah’ı tevhidde halis olmak için ve müslümanları şirkten kurtarmak için imiş. Müslümanlar şirk üzere imişler. Yani müşriklermiş, yani puta tapan kâfirlermiş. Müslümanların dinini tazelemek için, dinde reform yapmak için, ortaya çıkmış. Diğer maddelerde bu sapık fikirlerini ve cevaplarını yazacağız. Burada önsöz mahiyetinde yazıyoruz.

    Bu düşüncelerine herkesi inandırmak için, Ahkaf suresinin 5.âyet-i kerimesini, Yunus suresinin 106.âyet-i kerimesini ve Rad suresinin 14.âyet-i kerimesini vesika olarak ileri sürmüştür. Halbuki bunlara benzeyen, daha birçok âyet-i kerimeler vardır. Bu âyet-i kerimelerin hepsi, puta tapan kâfirleri, müşrikleri bildirmek için gönderildiğini, tefsir âlimleri sözbirliği ile beyan buyurmuşlardır.

    Abdülvehhab oğlunun düşüncelerine göre, bir müslüman, Peygamber efendimizden veya başka Peygamberlerden yahut Velilerden, Salihlerden birinin kabrinin yanında veya uzakta iken bundan (istigase) etse, yani sıkıntıdan, dertten kurtulması için yardım istese, yahut o zatın ismini söyleyerek şefaat etmesini dilese, yahut kabrini ziyaret etmek için gitmek istese, o müslüman müşrik olurmuş. Allahü teâlâ, Zümer suresinin üçüncü âyetinde, puta tapan kâfirleri bildirmektedir. Peygamberleri ve Evliyayı vesile ederek dua eden müslümanlara müşrik diyebilmek için, bu âyet-i kerimeyi ileri sürüyorlar. Müşrikler de putların yaratıcı olmadığına, her şeyi Allahü teâlânın yarattığına inanıyorlardı diyorlar. Hatta Ankebut suresinin 61. ve Zuhruf suresinin 87. âyet-i kerimesinde mealen, (Bunları kimin yarattığını, onlara sorarsan, elbette Allah yarattı derler) buyuruldu. Allahü teâlânın da böyle buyurduğunu söylüyorlar. Kâfirler böyle inandıkları için değil, Zümer suresinin 3.âyetinde bildirilen, (Allah’tan başkalarını dost edinenler, onlar Allahü teâlâya şefaat ederek bizi yaklaştırırlar derler) meali şerifini söyledikleri için kâfir ve müşrik oluyorlar, diyorlar. Peygamberlerin, Evliyanın kabirlerinden şefaat, yardım isteyen müslümanlar da, böyle söyleyerek müşrik oluyorlarmış.

    Abdülvehhab oğlunun, bu âyet-i kerimeyi ileri sürerek, müslümanları kâfirlere, müşriklere benzetmesi, çok çürük, ahmakça ve gülünç bir şeydir. Çünkü, kâfirler, şefaat etmeleri için putlara tapınıyorlar. Allahü teâlâyı bırakıp, dileklerini yalnız putlardan istiyorlar. Allahü teâlânın âlemlere rahmet olarak gönderdiği Muhammed aleyhisselama ve getirdiği İslam dinine inanmıyorlar. Biz Müslümanlar ise, Allah’a ve Resulüne iman ediyor, getirdiği İslam dinine inanıyoruz. Zaten buna iman ettiğimiz için müslüman oluyoruz. İman edenler ile putlara tapan müşrikler hiç mukayese edilebilir mi? Hiç birbirine benzetilebilir mi? Üstelik bu müşrikler, Peygamber efendimize iman etmemekle kalmayıp, Ona ve iman eden müslümanlara her türlü eziyeti yapmış, sayısız harpler etmişlerdi. Biz, Peygamberlere, Evliyaya tapınmıyor, her şeyi yalnız Allah’tan bekliyoruz. Evliyanın vasıta, vesile olmasını istiyoruz. Âlemlere rahmet olarak gönderilen en sevgili kul, en büyük Peygamber Muhammed aleyhisselam efendimizin şefaat etmesini istiyoruz.

    Kâfirler, putlarının diledikleri gibi şefaat edeceklerine, her dilediklerini Allah’a mutlaka yaptıracaklarına inanıyorlar. Biz Müslümanlar ise, Allahü teâlânın, sevdiği kullarına şefaat için izin vereceğini, sevdiklerinin şefaatlerini ve dualarını kabul edeceğini, Kur’an-ı kerimde bildirdiği için, Kur’an-ı kerimde bildirilen bu müjdeye inandığımız, iman ettiğimiz için, Allahü teâlânın sevgilisi olan yüce Peygamberimizden, sevgili kulları Evliyadan şefaat ve yardım istemekteyiz.

    Kâfirlerin putlara tapınması ile, müslümanların Evliyadan yardım istemeleri birbirine benzetilemez. Bir müslüman ile bir kâfir, görünüşte hep insandır. İnsanlıkları birbirlerine benzemektedir. Fakat, müslüman, Allahü teâlânın dostudur. Sonsuz Cennette kalacaktır. Kâfir olan ise, Allahü teâlânın düşmanıdır. Sonsuz Cehennemde kalacaktır. Görünüşte birbirlerine benzemeleri, hep aynı olacaklarına senet olamaz. Allahü teâlânın düşmanı olan putlara, heykellere yalvaran ile, Allahü teâlânın sevgili Peygamberine ve veli kullarına yalvaranlar, görünüşte benzeyebilirler. Fakat, putlara yalvarmak, Cehenneme götürür. Peygambere ve Evliyaya yalvarmak ise, Allahü teâlânın af etmesine, merhamet etmesine sebep olur. (Allahü teâlânın sevdiği kulları hatırlanırsa, Allahü teâlâ merhamet eder) hadis-i şerifi meşhurdur. Bu hadis-i şerifi, aşağıda diğer maddelerde tekrar bildireceğiz. Peygamberlere, Evliyaya yalvarınca, Allahü teâlânın merhamet edeceğini, af buyuracağını bu hadis-i şerif de göstermektedir.

    Müslümanlar, Peygamberlerin, Evliyanın ilah, mabud, Allahü teâlâya şerik, ortak olmadıklarına inanır. Bunların, Allahü teâlânın aciz kulları olduklarına, ibadete, tapınmaya, yalvarmaya hakları olmadığına inanır. Allahü teâlânın sevdiği, dualarını kabul eylediği kulları olduğuna inanır. Maide suresi, 35.âyetinde mealen, (Bana yaklaşmak için vesile arayınız) buyuruldu. Salih kullarımın dualarını kabul ederim, dileklerini veririm buyuruyor. Buhari’de ve Müslim’de ve Künuz-üd-dekaık’te bulunan hadis-i şerifte, (Elbet, Allahü teâlânın öyle kulları vardır ki, bir şey için yemin etse, Allahü teâlâ, o şeyi yaratır. Onu yalancı çıkarmaz) buyuruldu. Müslümanlar, bu âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere inandıkları için, Peygamberi ve Evliyayı vesile yapmakta, onlardan dua ve yardım beklemektedir.

    Evet, kâfirlerin bir kısmı, putlarının, heykellerinin yaratıcı olmadıklarını, her şeyi Allahü teâlânın yarattığını söylüyorlar ise de, putların tapınmaya hakları vardır, onlar dilediğini yaparlar ve Allah’a da yaptırırlar diyorlar. Putlarını Allah’a şerik, ortak yapıyorlar. Bir kimse, dünyada başkasından yardım istese, bana elbette yardım yapar, onun her istediği kesinlikle olur dese, bu kimse kâfir olur. Fakat, benim işim onun istemesi ile kesinlikle olmaz. O bir sebeptir. Allahü teâlâ sebebe yapışanları sever. Sebeple yaratmak Onun âdetidir. Sebebe yapışmış olmak için, bundan yardım istiyorum, dileğimi Allah’tan bekliyorum. Peygamber efendimiz de sebeplere yapışmıştır. Sebebe yapışmakla, o yüce Peygamberin sünnetine uymuş oluyorum diyerek birisinden yardım isteyen kimse sevap kazanır. İşi olursa, Allahü teâlâya hamd eder. İşi olmazsa, Allahü teâlânın kazasına, kaderine razı olur.

    Kâfirlerin puta tapması, müslümanların Peygamberden, Evliyadan dua, şefaat, yardım istemelerine benzemez. Aklı olan, doğru düşünebilen, bu ikisini birbirine benzetmez. Birbirinden başka olduklarını iyi anlar. Zararı ve faydayı yaratan, ancak Allahü teâlâdır. Ondan başkasının tapınmaya hakkı yoktur. Hiçbir Peygamber, hiçbir Veli ve hiçbir mahluk, hiçbir şey yaratamaz. Allah’tan başka yaratıcı yoktur. Yalnız Allahü teâlâ, Peygamberlerinin, Velilerinin, salih kullarının, yani sevdiği kullarının isimlerini söyleyenlere, onları vesile edenlere merhamet eder. Dilediklerini verir. Böyle olduğunu, kendisi ve sevgili Peygamberi haber vermiştir. Bu haberlere uyarak müslümanlar da böyle inanmaktadır.

    Müşrikler, kâfirler ise, putların bir şey yaratmadığını bildikleri halde, putları ilah ve mabud biliyorlar. Putlara tapınıyorlar. Kimisi üluhiyyette müşrik oluyor. Kimisi de, ibadette müşrik oluyorlar. (Putlarımız bize şefaat edecektir. Allah’a yaklaştıracaktır) dedikleri için, müşrik olmuyorlar. Putları mabud bildikleri için, putlara tapındıkları için müşrik oluyorlar.

    Peygamber efendimiz, (Bir zaman gelecek, kâfirler için gelmiş olan âyet-i kerimeleri, müslümanları kötülemek için vesika olarak kullanacaklardır) buyurdu. Başka bir hadis-i şerifte, (En çok korktuğum şey, âyet-i kerimeleri Allahü teâlânın dilemediği yerlerde kullanacak kimselerin ortaya çıkmasıdır) buyurdu. Bu hadis-i şeriflerin ikisini de Abdullah bin Ömer “radıyallahü anhüma” bildirdi. Bu iki hadis-i şerif, mezhepsizlerin, zındıkların türeyeceklerini ve kâfirleri bildiren âyet-i kerimelerin müslümanlar için geldiğini söyleyeceklerini, Kur’an-ı kerime iftira edeceklerini bildirmektedir.

    Müminler, Allahü teâlânın sevdiğine inandıkları kimselerin mezarlarını ziyarete gidiyorlar. Allahü teâlânın sevdiği kullarını vasıta, vesile ederek, Allahü teâlâya yalvarıyorlar. Peygamber efendimiz ve Eshab-ı kiram da böyle yaparlardı. Peygamber efendimiz, (Ya Rabbi, istediklerini vermiş olduğun kullarının hakkı için, hürmeti için senden istiyorum) duasını okurdu. Bu duayı Eshabına öğretir ve okumalarını emrederdi. Müminler de, böyle dua etmektedir.

    Hz. Ali’nin validesi olan Fatıma binti Esed vefat edince, Resulullah kabre koydu ve (Ya Rabbi, bana annelik yapan Fatıma binti Esedi af eyle! Peygamberinin ve benden önce gelmiş olan Peygamberlerinin hakkı için, ona rahmetini bol eyle) diye dua eyledi. Gözlerinin açılması için dua isteyen birisine, iki rekat namaz kılmasını, sonra (Ya Rabbi, kullarına merhamet ederek göndermiş olduğun Peygamberin Muhammed aleyhisselamın hürmeti için, Onu vesile ederek, senden istiyorum. Sana yalvarıyorum. Ya Muhammed “aleyhisselam”! Seni vesile ederek, duamı kabul edip, dileğimi ihsan etmesi için Rabbime yalvarıyorum. Ya Rabbi, duamın kabul olması için, o yüce Peygamberi bana şefaatçi eyle) duasını okumasını emir buyurdu.

    Âdem aleyhisselam, yasak edilen ağaçtan yiyerek, (Seylan) yani Serendib adasına indirilince, (Ya Rabbi, oğlum Muhammed aleyhisselam hürmetine beni af et) duasını yaptı. Allahü teâlâ da, (Ey Âdem, Muhammed aleyhisselamı vesile ederek, yerdekiler ve göktekiler için şefaat isteseydin, şefaatini kabul ederdim) buyurdu.

    Hz. Ömer, Hz. Abbas’ı beraber götürüp, onu vesile ederek, yağmur duası yapmış, duası kabul olmuştur.

    Gözlerinin açılmasını isteyen birisine, okuması emrolunan duada, (Ya Muhammed! Seni...) demek, Evliyayı vesile ederken ismini söyleyerek yalvarmanın caiz olduğunu göstermektedir.

    Eshab-ı kiramın ve Tabi’inin hayatını bildiren kitaplar, kabir ziyaretinin ve ismini söyleyerek şefaat istemenin ve meyyiti vesile kılmanın meşru ve caiz olduğunu gösteren vesikalarla doludur.

    İbni Hacer-i Hiytemi’nin Minhac şerhi olan Tuhfe kitabına haşiyeleri ile meşhur Muhammed bin Süleyman şafi’i, Abdülvehhab oğlunun bozuk ve sapık bir yolda olduğunu, âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere yanlış manalar verdiğini, vesikalarla ispat etmiştir.
    Kitabında şöyle demektedir:
    (Ey Abdülvehhab oğlu! Müslümanlara dil uzatma, sana Allah rızası için nasihat ediyorum. Allah’tan başka yaratıcı olduğunu söyleyen varsa, ona doğruyu bildir! Vesikalar göstererek onu doğru yola çevir! Müslümanlara kâfir denilemez! Milyonlara kâfir dememek için, bir kişiye kâfir demek daha doğru olur. Sürüden ayrılan koyunun tehlikede olduğu muhakkaktır. Nisa suresinin (Doğru yol gösterildikten sonra, Peygambere uymayan, imanda ve amelde müminlerden ayrılan kimseyi, küfür ve irtidadda bırakır ve Cehenneme atarız) mealindeki 115. âyet-i kerime, Ehl-i sünnet ve cemaatten ayrılmış olanların halini göstermektedir.)

    Kabir ziyaretinin caiz ve faydalı olduğunu bildiren hadis-i şerifler, pek çoktur. Eshab-ı kiram ve Tabi’in-i izam, Peygamber efendimizin mübarek türbesini ziyaret ederlerdi. Bu ziyaretin nasıl yapılacağını ve faydalarını bildirmek için kitaplar yazılmıştır.

    Bir Veliyi vesile ederek dua etmek, ismini söyleyerek ondan yardım istemek, hiç zararlı değildir. İsmi söylenen zatın, tesir edeceğine, istenileni elbet yapacağına, gaybları bileceğine inanmak küfür olur. Müslümanlar böyle inanmıyor ki, kötülenebilsin. Müslüman, Allahü teâlânın sevgili bir kulundan, yalnız vesile olmasını, şefaat etmesini, dua etmesini ister. İstenileni yaratan yalnız Allahü teâlâdır. Maide suresi, 27.âyetinde mealen, (Mütteki kullarımın duasını kabul ederim) buyuruldu. Bunun için, sevdiklerinden dua istenir. Meyyitten, istekleri vermesi değil, Allahü teâlânın vermesine vasıta olması istenir. Vermesini istemek caiz değildir. Müslümanlar bunu istemez. Verilmesi için vasıta olmasını istemek caizdir. İstigase ve İstişfa ve Tevessül kelimeleri de, hep vasıta, vesile olmayı istemek demektir.

    Her şeyi yaratan, yapan yalnız Allahü teâlâdır. Bir şeyi yaratmak için, başka bir mahlukunu vasıta ve sebep yapması, Allahü teâlânın âdetidir. Allahü teâlânın bir şeyi yaratmasını isteyenin, o şeyin yaratılmasına vesile olan sebebe yapışması lazımdır. Peygamberler hep sebeplere yapışmışlardır.

    Allahü teâlâ sebebe yapışmayı övmektedir. Peygamberler sebeplere yapışmayı emir etmektedir. Dünyadaki olaylar, hadiseler de, sebebe yapışmanın lazım olduğunu göstermektedir. Bir şeye kavuşmak için, o şeyin sebebine yapışılır. O sebebi, o şeye sebep yapan ve insanın o sebebe yapışmasını sağlayan, o sebebe yapıştıktan sonra, o şeyi yaratan, hep Allahü teâlâ olduğuna inanmak lazımdır. Böyle inanan bir kimse, bu sebebe yapışmakla, o şeye kavuştum diyebilir. Bu sözü, o şeyi sebep yarattı demek değildir. Allahü teâlâ, o şeyi bu sebeple yarattı demektir. Mesela (İçtiğim ilaç ağrımı kesti), (Seyyidet Nefise hazretlerine adak yapınca, hastam iyi oldu), (Çorba beni doyurdu), (Su, hararetimi giderdi) sözleri, bu şeylerin hep vesile ve vasıta olduklarını göstermektedir. Bunlar gibi konuşan müslümanlar, yukarıda bildirdiğimiz gibi inanmaktadır. Böyle inanana kâfir denemez. Vehhabiler de, diri olandan, yanında bulunandan bir şey istemek caizdir diyor. Birbirlerinden ve hükümet memurlarından çok şey istiyorlar. Vermeleri için yalvarıyorlar. Uzakta olandan ve ölüden istemek şirktir, diriden istemek şirk olmaz diyorlar. Ehl-i sünnet âlimleri ise, birisi şirk olmayınca, öteki de şirk olmaz diyor. Aralarında fark yoktur diyor.

    Her müslüman, imanın, İslam’ın şartlarına, farzların farz olduklarına ve haramların haram olduklarına inanmaktadır. Her müslümanın, yaratıcı, yapıcı yalnız Allah olduğuna, Allah’tan başkasının yaratmadığına inanmış oldukları da meydandadır. Namaz kılmayacağım diyen bir müslümanın, şimdi veya burada kılmayacağım veya kılmış olduğum için kılmayacağım demek istediği anlaşılır. Ben hiç namaz kılmak istemiyorum demek istiyor diye, kimse buna dil uzatamaz. Çünkü, söz sahibinin müslüman olması, ona küfür, şirk damgasını vuracak dilleri kesmektedir. Kabir ziyaret eden, meyyitten yardım, şefaat isteyen, şu işim olsun diyen bir müslümana, küfür, şirk damgasını basmaya kimsenin hakkı yoktur. Bu sözleri söyleyenin veya kabir ziyaret edenin, ya Resulallah, bana şefaat et diyenin müslüman oluşu, bu sözlerinin ve işlerinin caiz ve meşru olan imanla ve düşünce ile olduğunu göstermektedir.

    Yukarıdaki bilgiler iyi anlaşılır ve iyi düşünülürse, Abdülvehhab oğlunun inançları ve yazıları temelinden yıkılmış ve çürütülmüş olur. Bununla beraber, bozuk yolda olduğunu, müslümanlara iftira ettiğini ve İslamiyet’i içten yıkmaya çalıştığını vesikalarla ispat eden çok sayıda kitap yazılmıştır.

    Zebid müftüsü Seyyid Abdurrahman, vehhabilerin bozuk yolda olduğunu göstermek için (Arabistan’ın doğu tarafından kimseler çıkar. Kur’an-ı kerim okurlar. Fakat, Kur’an-ı kerim boğazlarından aşağı inmez. Ok yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar. Yüzlerini kazırlar) hadis-i şerifi yetişir buyuruyor. Başı, yanakları tıraş etmeyi, Abdülvehhab oğlunun kitapları emir etmektedir. Diğer sapık fırkaların hiçbirisinde böyle bir emir yoktur.

    Vehhabilikten önceki müslümanlar kâfirmiş!
    Süud bin Abdülaziz, Mekke’ye ve Medine’ye hücum ettiği zaman Resulullah efendimizin türbesinden başka, Eshab-ı kiramın ve Ehl-i beytin ve Evliyanın ve Şehidlerin türbelerinin hepsini yıktılar. Kabirleri, belirsiz hâle getirdiler. Resulullah efendimizin mübarek türbesini de yıkmaya başladılar ise de, eline kazma alanın aklına veya bedenine sakatlık geldiğinden bu cinayeti işleyemediler. Medine’ye girdikleri zaman, Süud, müslümanları bir araya toplayıp, (Vehhabilik gelmesi ile, dininiz şimdi tamam oldu. Allah sizden razı oldu. Babalarınız kâfir idi, müşrik idi. Onların dinlerine uymayınız! Onların kâfir olduklarını herkese anlatınız! Resulullahın türbesi önünde durup, Ona yalvarmak yasaktır. Türbenin önünden geçerken, Esselamü âla Muhammed denir. Ondan şefaat istenmez) gibi, müslümanları kötüleyen şeyler söyledi.

    Süud, çarşılarda, pazarlarda, sokaklarda, adamlar bağırtıp, (Süud’un dinine giriniz! Onun geniş olan gölgesine sığınınız!) dedirtti. Müslümanları Abdülvehhab oğlu Mehmed’in dinine sokmaya zorladı.
    Süud bin Abdülaziz, her tarafa zulüm, işkence ateşlerini yağdırdığı sırada, Ehl-i sünnet âlimlerinden birini çağırıp, (Peygamber mezarında diri midir? Yoksa bizim inancımıza uygun olarak, herkes gibi ölü müdür?) deyince, (Resulullah bizim bilmediğimiz bir hayatla diridir) cevabını aldı. Süud’un bu suali sorması, onun cevap veremiyeceğini düşünerek, işkence ile öldürmek içindi. (Peygamberin, kabrinde diri olduğunu, bize göster de sana inanalım. Saçma sapan sözlerle cevap verirsen, benim hak dinimi kabul etmemekte inatçı olduğun anlaşılacağından, seni öldürürüm) dedi. Ehl-i sünnet âlimi, (Dışarıdan bir şey gösterip de seni inandırmaya çalışmayacağım. Geliniz, birlikte Medine-i münevvereye gidelim! (Muvacehe-i saadet) penceresi önünde duralım. Ben selam vereyim. Selamıma cevap verirse, inanırsın. Resulullah efendimizin, Kabri saadetinde diri olduğunu, selam verenleri işittiğini ve cevap verdiğini anlamış olursun. Selamıma cevap verilmezse, benim yalancı olduğum anlaşılır. Bana istediğin cezayı verebilirsin) dedi. Süud, bu sözleri işitince, Ehl-i sünnet âlimini salıverdi. Süud, bu cevaba çok kızmıştı. Çünkü, bu işi yapsaydı, kendi inancına göre, kendisi de kâfir, müşrik olurdu. Şaşırıp kaldı. Çünkü, buna karşılık verebilecek bir bilgisi yoktu. Rezil olmamak için, âlimi serbest bıraktı. Sonra, kendi adamlarından birine, bu hocayı bulup öldüreceksin ve ölüm haberini bana hemen bildireceksin dedi. Allahü teâlânın takdiri ile, bu vehhabi bir yoluna getirip de, o zatı öldüremedi. Bu korkunç haber, ağızdan ağza, o zata kadar ulaştı. Bu mücahid zat, artık Mekke’de bulunmanın doğru olmayacağını düşünerek, başka yere hicret etti.

    Süud, mücahid zatın Mekke’den çıktığını haber aldı. Arkasından kiralık katil gönderdi. Bu katil, (Bir Ehl-i sünneti öldüreceğim, çok sevap kazanacağım!) diyerek, gece gündüz durmadan gitti.

    Mücahid zata yetişti ise de, o zat, biraz önce kendi eceli ile vefat etmiş idi. O zatın devesini bir ağaca bağlayıp, su aramak için, bir kuyu başına gitti. Gelince, yalnız deveyi gördü. O zatı bulamadı. Süuda gidip olanları söyledi. Süud, (Evet, evet! Ben o zatın zikir ve tesbih ile göklere çıkarıldığını rüyada gördüm. Nur yüzlü kimseler, bu cenaze filan zattır. Ahir zaman Peygamberine dürüst inandığı için, cenazesi semaya kaldırıldı dediğini işittim) cevabını verince, (Beni böyle mübarek bir zatı öldürmek için, gönderirsin. Allahü teâlânın ona olan ihsanını gördüğün halde, bozuk inancını düzeltmezsin) diyerek sövüp saydı. Kendi tevbe etti. Süud, adamının bu sözlerine kulak bile vermedi.

    Süud, Medine ahalisini Mescid-i Nebiye toplayıp, Mescid kapılarını kapatıp, kürsüye çıktığı zamanda ise şöyle demişti:
    (Ey cemaat! Size nasihat vermek ve emirlerime uymanızı tembih etmek için buraya topladım. Ey Medine ahalisi! Bugün dininiz tamam oldu. Müslüman oldunuz. Allah’ı sevindirdiniz. Artık babalarınızın, dedelerinizin bozuk olan dinlerine özenmeyiniz! Allah’ın onlara rahmet etmesi için dua etmeyiniz! Onların hepsi şirk üzere öldüler. Müşrik idiler. Allah’a nasıl ibadet edeceğinizi, nasıl dua edeceğinizi, din adamlarımıza verdiğim kitaplarda bildirdim. Din adamlarımın bildirdiklerine uymayanlarınız olur ise, mallarınızın ve eşyanızın, çocuklarınızın ve kadınlarınızın, kanınızın, askerim için mubah olduğunu biliniz! Hepinizi zincire bağlayıp, işkence yapacaklar ve öldüreceklerdir. Peygamberin türbesi önünde, dedelerinizin yaptığı gibi salat ve selam söylemek için saygı ile durmak, vehhabilik dininde yasaktır. Türbe önünde durmayıp, geçip gitmeli. Giderken yalnız, (Esselamü ala Muhammed) demelidir. Peygambere saygı, imamımız Muhammed bin Abdülvehhab’ın ictihadına göre bu kadar yetişir.)

    Aslında birkaç satırını yazdığımız sözlerinde, bunların ne derece sapık oldukları açıkça görülmektedir. Vehhabiler, Âdem aleyhisselamın peygamber olduğuna inanmadıkları için ve bütün müslümanlara müşrik yani kâfir dedikleri için, kâfir olmaktadır. Türkiye’deki vehhabiler kendilerine selefiye demektedirler. Selefiye, vehhabiliğin kamufle adıdır. [Selefiyecilik nedir maddesine bakınız]
    Aşağıda yazacağımız inançlara sahip olanlar vehhabidir.

    Vehhabilerin üç temel inancı
    Abdülvehhab oğlunun Kitab-üt tevhid ve torununun buna yaptığı Feth-ül mecid adındaki şerhde, 250’den fazla bozuk inanışları vardır. Bunların temeli, üç meseledir.

    Diyorlar ki:

    1- Amel [ibadet], imanın parçasıdır, azalır çoğalır. Bir farzı yapmayan, mesela farz olduğuna inandığı halde, tembellikle namaz kılmayan kâfir olur. Bu öldürülür, malları vehhabilere taksim edilir.

    2- Peygamberlerin ve Evliyanın ruhlarından şefaat isteyen, bunların mezarını ziyaret edip, bunları vesile ederek dua eden kâfir olur. Kabirde olandan işitmeyenden dua istemek şirktir. Ölü ve uzakta olan diri, işitmez ve cevap vermez. Bunların fayda ve zararları olmaz. Ölmüş peygamberden de bir şey istemek şirktir.

    3- Mezarlar üzerine türbe yapmak ve türbelerde namaz kılmak ve ölülerin ruhlarına sadaka adamak, caiz değildir. Haremeyn halkı şimdiye kadar kubbelere, duvarlara tapındı. Sünniler ve Şiiler bunun için müşriktir. Bunları öldürmek, mallarını yağma etmek helaldir, kestikleri leş olur.

    Diğer yanlış inançlarından bazıları:

    1- Bir Mezhebe uymayı kabul etmezler.

    2- (Türbelerdeki Evliyaya tevessül etmek, şirktir. Peygamberlerin ve Evliyanın mezarlarına türbe yaptırmak, Allah’tan başka şeylere tapınmaktır. Her türbe puthanedir. Bunların çoğu Lat ve Uzza putları gibidir. Müslümanların çoğu müşrik oldu) derler.

    3- Şefaate inanmazlar.

    4- Keramete inanmazlar.

    5- Tasavvufa inanmazlar. Bu konuda şöyle diyorlar:
    (Tasavvufun başlangıcı, Hind yahudilerinin bir oyunudur. Eski yunanlılardan alınmıştır. Tasavvufcular, şirk ve küfür üzeredir. Bunların kitapları, Ebu Cehlin hatırlarına gelmeyen şirk ile doludur. Mürid şeyhine tapınıyor. Evliyanın mezarlarını putlaştırıyorlar. Onlara tapınıyorlar. Mısırlıların en büyük mabudları Ahmed Bedevidir. Muhyiddin-i Arabi, yeryüzünün en büyük kâfiridir.)

    6- Allahü teâlâ için adak yapmak ve hayvan kesmek ve bunların etlerini fakirlere dağıtıp, sevaplarını Peygamberlere ve Evliyaya hediye etmek şirk diyorlar.

    7- Resulullahı övmeye, Ondan şefaat istemeye şirk, böyle yapan müslümanlara müşrik, yani puta tapan kâfir damgasını basarlar. (Ölüler kendilerine söylenileni duymazlar. Ölüden dua, şefaat istemek, ona tapınmak olur. Mescid-i nebeviye namaz kılmak için girenin, selam vermek için, kabre gitmesi, Hücre-i saadeti ziyaret için, uzak yerlerden gelmek yasaktır) derler.

    Resulullahı metheden imam-ı Busayri’nin (Kaside-i bürde)sinden örnek vererek: (Bu sözler Allah’tan başkasına güvenmek, mahluku büyültmektir. Şirktir) derler.

    8- (Arş kadimdir), (Allah Arş'ın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması için Resulullaha da yer bırakır) derler.

    9- Sebeplere yapışmaya, vesileye, tevessüle şirk derler.

    Not: Bütün bu bozuk inanç ve iddialarına diğer maddelerde cevap verilmiştir.

    İbahilik nedir?
    Sual: Vehhabilik, selefilik adı altında sinsice hızla yayılıyor. Mezhep, âlim falan tanımıyorlar. Vehhabi olmayana kâfir diyorlar. Vehhabilikten önce ölenlerin de müşrik yani kâfir olarak öldüklerini söylüyorlar. İslam âlimleri Vehhabilerin kâfir olduklarını bildirmiş midir?
    CEVAP
    Vehhabiliği ingilizler kurdurmuştur. Vehhabilerin kâfir olduklarına dair bir çok kitap yazılmıştır.

    Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan, Mekke’nin müftisi ve reis-ül-uleması ve Şafii şeyhul-hutebası idi. Birçok eserleri olup, (Hülasat-ül-kelam fi beyani umerail beledil-haram), (Firreddi alel-vehhabiyyeti-etba-ı mezhebi İbni Teymiyye) ve (Ed-Dürer-üs-seniyye) kitaplarında Vehhabilerin içyüzlerini açıklamakta, yanlış yolda, sapık olduklarını âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle göstermektedir.

    Yusüf Nebhani’nin (Şevahid-ül-hak) kitabında, ikinci Abdülhamid hanın bahriye mirlivası [amirali] Eyyub Sabri Paşanın (Tarihi Vehhabiyan) ve (Mirat-ül-Haremeyn) kitaplarında da iç yüzleri yazılıdır.

    İbni Abidin’in üçüncü cildinde bagileri anlatırken ve (Nimet-i İslam) kitabının nikah bahsinde, Vehhabilerin ibahi yani dinsiz oldukları açıkça yazılıdır.

    İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
    Vehhabiler, kendilerini Müslüman sayıp, vehhabilere muhalif olanların müşrik olduğuna inanırlar. Bundan dolayı Ehl-i sünneti ve Ehl-i sünnet âlimlerinin öldürülmesini mubah görürler. (Redd-ül muhtar)

    Nimet-i İslam kitabını her yerde bulmak mümkündür. Bu kitapta Hıristiyan ve Yahudi kadınlarla evlenmek caiz olduğu bildirilirken Vehhabilerle evlenmenin caiz olmadığı bildiriliyor. Şirk sebebiyle muharremattan olanlar bahsinde bâtıniyye ile evlenmenin haram olduğu bildirildikten sonra, 1 numaralı dipnotta deniyor ki:
    (Bâtınıyye ki, onlara Talimiyye ve İsmailiyye ve İbahiyye dahi denir. Son asırlarda onlar vehhabiyye ismini almışlardır Ve din kisvesi içre, öteden beri dinsiz oldukları halde ehl-i dine ihanet ede gelmişlerdir.)

    Not: Nimet-i İslam kitabı, herkes tarafından en sahih ilmihal olarak kabul edilmektedir. Mezhepsizler bile bu kitabı övmektedir. Mezhepsizliği savunmak için (Mezhepsizlik Yaygarası) isimli kitap yazan müteveffa Ahmet Gürtaş bile, adı geçen yaygarasında Nimet-i İslam için "Şaheser" tabirini kullanmıştır. İbni Âbidin hazretlerinin Redd-ül muhtar kitabı ise en sahih, en kıymetli fıkıh kitabıdır.
    EĞRİ CETVELDEN,DOGRU ÇİZGİ ÇIKMAZ

  2. #2
    Merhum Taner PINAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Mar 2007
    Konum
    Makedonya
    Yaş
    44
    İletiler
    1,637
    Blogdaki Konular
    6
    Ben dinimi ingilizlerden öğrenmeyecek kadar tasavvuf dinine sahip olmayan sağlam bir müslümanım.

    Sizin dininiz size benim dinim bana.

    Allah aramızdaki hüğknü verecektir hiç merak etmeyin. Ben size kitaplarınızdan örnekler getirdim siz ise öyleymiş böyleymiş diye kitaplar ve ingiliz casusunun yazılarını getiriyorsunuz.

    BEKLEYİN BENDE BEKLEMEDEYİM.

    KİM YALAN VE İFTİRA ATIYORSA ALLAH ONUN BELASINI VERSİN ALLAH ONU CEHENNEMİN EN DİBİNE GÖNDERSİN İNŞAALLAH.
    HADİ SİZDE DUA EDİN..
    Allah indinde Din İSLAM dır.Kendine başka din ve başka peygamber arayanlara veyl olsun..

  3. #3
    Merhum Taner PINAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Mar 2007
    Konum
    Makedonya
    Yaş
    44
    İletiler
    1,637
    Blogdaki Konular
    6
    c - Tasavvuf, Müslümanların Kur'an İnancını Bozmuştur

    Peygamberlere Allah'tan vahiy geldiği gibi kendilerine de meleğin ilham getirdiğini söyleyerek vahiy olgusunu sulandırmıştır. Vahiy adını vermemekle beraber kendilerine gelen bilgilerin vahiy gibi Allah'tan olduğu ve peygamberlere getiren meleğin getirdiğini söyleyerek nübüvvet sistemine rakip bir sistemi ortaya koymuşlardır. Kitaplarının Allah tarafından ve ilham yolu ile yazıldığını iddia ederek Kur'an-ı Kerim'e bir nevi alternatif gibi sunmaya çalışmışlardır. Kendilerine yöneltilecek eleştirilerin önüne geçmek için sözlerinin kendilerine ait olmaktan ziyade gökten gelen ilham ve gaybten verilen bilgi ürünü olduğunu söyleyerek peşin olarak engellemeye çalışmışlardır. Bunların meşhurlarından iki örnek vermek istiyoruz.

    Celaleddin er-Rumî mesnevisinin Kur'an'ın sahip olduğu özelliklere sahip olduğunu iddia etmektedir. Önce Kur'an-ı Kerim'in niteliklerini sayan şu ayetlere bakalım.

    "Şüphesiz Kur'an, alemlerin rabbinin indirmesidir. Uyaranlardan olman için onu Cebrail apaçık Arap diliyle senin kalbine indirmiştir." (Şuara, 192-195.)
    "Oysa o, değerli bir kitaptır, önünden ve ardından ona batıl gelmez (batıl şeyler ona hiç bir şekilde karışmaz), hakim ve hamid olan Allah tarafından indirilmiştir." ( Fussilet, 41-42.)
    "Şüphesiz bu yüce bir Kur'an'dır, korunmuş bir kitaptadır, ona ancak arınmış olanlar dokunabilir, alemlerin rabbinden indirilmiştir." (Vakıa, 77-80.)

    Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'i bu niteliklerle niteliyor. Şimdi de Celaleddin er-Rumi'nin ve sarihlerinin Mesnevi kitabını nitelemelerine bakalım.

    "Hüzünleri giderir bir şifadır kalplere
    Ledünnî mana verir müteşabih ayete
    Kur'an-ı Kerim gibi kimini hidayete
    Kimini hak ettiği dalalete sevkeder." [1]

    Şimdi Mesnevi sarihlerinden Tahiru'l-Mevlevi'nin şu sözlerine bakalım:
    "Kur'an dolayısıyla insanlardan çoğunun dalalete düşeceğini, çoğunun da hidayet bulacağını bildiriyor. Kur'an öyle olduğu gibi Mesnevi de öyledir. Nitekim Sahibi arifi de: 'Kur'an gibi bizim Mesnevi de bazılarını hidayete, bazılarını da dalalete gönderir.' diyor." [2]

    "Şerefli kâtiplerdir onun yazıcıları
    Temastan men ederler temiz olmayanları
    Kalbe mutluluk verir huyları güzel eyler
    O ilhamla inmiştir alemlerin Rabbından
    Gelemez bâtıl onun önünden ve ardından
    Koruyucu olan Hak onu korur gözetir
    Ki o merhametlilerin merhametlisidir
    Mesnevi kitabının başka adları da var
    Adlarını verense Allah'ın kendisidir." [3]

    Tahiru'l-Mevlevi şöyle devam ediyor:
    "Mesnevi, kerim ve salih olan katipler eliyle yazılmıştır. Temiz olanlardan başkasını Mesneviye temas eylemekten men ederler. Mesmevi, Rabbu'l-Aleminden ilham olunmuş bir kitaptır. Bu fıkralar ile Sure-i Abese'deki 'Kur'an va'z ve nasihattir, dileyen onunla öğüt ve nasihat almış olur. O Kur'an tertemiz katiplerin eliyle yüksekte tutulan temiz sahifelerde yazılıdır.' [44][4]
    Sure-i Vakıa'daki 'Rasuli Ekreme nazil olan Kur'anı Kerimdir. Kitabı Meknun, yani Levhi Mahfuzda yazılıdır. Ona temiz olanlardan başkası temas edemez. Kur'an Rabbu-lalemin tarafından inzal buyurulmuştur.' [5] ayetlerine işaret edilmiştir.

    "Mesnevi de ilham yolu ile canib-i Hak'dan nazil olmuştur... Taharet ve salah erbabından mâada (başka)sının ona teması, yani mütalaasıyla dinlenmesinden feyz-i marifet alması kabil değildir... Hz. Mevlana bu fıkra ile diyor ki: Canibi ilahiden vahyi münzel olan Kur'anı Kerim, nasıl avn-i samedanîde ise, onun evvelinden de, sonundan da batıl zuhuruna imkan ve ihtimal yoksa, Mesnevi de öyledir, ilhamı Rabbani eseridir. Kendisinden sapıklık zuhuruna imkan yoktur. Hatta iptali ve tahrifi de kabil değildir." [6]

    Muhyiddin ibn Arabi de gerek Fususi'l-Hikem ve gerekse el-Futu-hatu'l-Mekkiye kitaplarını direkt Allah ve Rasulullahtan aldığı ilham ve emirle yazdığını, Allah ve peygamberle görüştüğünü söyleyerek sanki Kur'an'ın tamamlanması ve Hz. Muhammed ile vahiy ve risalet henüz son bulmadığını anlatmaktadır. Nitekim İbn Arabi vahyi; risalet vahyi ve velayet vahyi olmak üzere ikiye ayırmakta, risalet vahyinin son bulmasına rağmen velayet vahyinin devam ettiğini ve kendisine gelenlerden birinin biri olduğunu söylemektedir. Şöyle diyor Fusus kitabı için:
    "Rasulullahı rüyada gördüm. Bu kitabı yazmamı istedi. Ben de yazdım. Bu kitap, nefis arzularının münezzeh ve içine fesat karışmamış olan en kudsi makamdan indirilmiştir. Ben ancak bana ilham olunan şeyi yazdım." [7]
    "Size söylediklerimiz O'ndan bizedir. Bizim size verdiklerimiz, bizden sizedir..." [8]

    Bu şekilde tasavvufçular kitaplarına Kur'an-ı Kerim'in vasıflarını vererek müslümanların Kur'an hakkındaki inançlarını bozmuş ve kitaplarını Kur'an gibi takdis etmeye çalışmışlardır.

    Tasavvufçuların müslümanların Kur'an hakkındaki inançlarına ve fazla zarar verdikleri şekillerden biri de ayetlerine getirdikleri sapık ve batini tevilleridir. Tasavvuf boyasıyla yazılmış bütün tefsirlerde bu özellik değişik oranlarda bulunmaktadır. Bunlardan bazı örnekler vereceğiz.

    Muhyiddin ibn Arabi'nin tefsirinden[9] bazı örnekler verelim.
    "Allah çocuk edindi, dediler. Halbuki göklerde ve yerde olanların tümü O'nundur..." (Bakara, 118) ayetini şöyle açıklıyor:

    "Allah çocuk edindi, dediler. Yani kendisi dışında özel ve zatı ile müstakil bir varlık var etti, dediler. Haşa! Ona benzer başka bir şeyin var olması bir yana, ondan başka bir varlığın bulunmasından onu tenzih ederiz. Aksine göklerde ve yerde ne varsa onundur. Yani ruhlar ve cesetler alemi onundur. Zaten bunlar onun zahir ve batınıdır..." [10]

    "İbrahim babasına ve milletine 'Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?' demişti. Babalarımızı onlara tapar bulduk, demişlerdi..." [Enbiya, 52-53] ayetine :

    "Babasına demişti. Yani küllî nefs. Kavmine de. Semavi ve diğer konuşan nefisler. Bu heykeller nedir? Yani akılların hakikatlerinden, eşyadan ve mevcudatın mahiyetlerinden akledilen ve onlarda nakşedilen bu suretler. Siz onları tapınıp durdunuz. Bu da mukaddes ruhun makamından nurani perdelerden sıyrılıp zati tevhid fezasına yükselmesidir... Babalarımızı. Ceberrut ehlinden bütün nefislerden önce bulunan alemlerden illetlerimiz. Onlara tapar bulduk. Zatlarında onları bulundururlar ve bir an onlardan ayrılmazlar. Apaçık bir sapıklık. Yani hakkı perdeleyen nurdan bir perde içinde. Zatın kendisine ulaşmadan sıfatların berzahında duruyoruz. Ehadiyet hakikatine ve hüviyet denizine batmaya yol bulamıyoruz..." [11]

    İbn Arabi'nin tefsirinden rastgele aldığımız bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Zaten baştan sona kadar bu felsefe ile yazılmıştır. Kur'an ayetlerini bu şekilde tahrif edip gerçeklerini inkar etmektedir. Diğer tasavvuf! tefsirlerin tümünde değişik oranlarda bu sapık tevil ve tahrifler bulunmaktadır.

    İsterseniz Ebu Abdurrahman es-Sülemi'nin tefsirinden de bazı örnekler verelim.

    "Hani Evi (Ka'be’yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık.." ( Bakara, 125) Rivayetlerin senetlerini geçerek es-Sülemi'nin görüşünü belirtiyoruz. "Burada Beyt, Muhammed aleyhisselamdır. Ona inanan, onun risaletini tasdik eden güvenliğe kavuşmuş olur." [12]

    "Muhakkak Safa ile Merve Allah'ın nişanelerindendir." (Bakara, 158) ayetini şöyle açıklıyor:
    "Safa, muhalefetlerden arınan ruhtur. Merve, efendisine hizmette mürüvveti kullanan nefistir. Şöyle de demiştir: Safa, marifet sagasıdır, Merve arifin mürüvvetidir..." [13]

    Hacc ibadeti ve arafat ile ilgili şu ayetlere bakın nasıl mana veriliyor:
    "Sonra insanların (topluca) akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah'tan bağışlanma dileyin (Bakara, 199)
    "İbn Ata'ya göre: içinizi beni anmakla tamir edip ondaki kirleri boşalttığınız zaman artık herkesin yaptığı kulluk adetlerine dönün. Allah'tan başkasıyla iştigalden Allah'a istiğfar edin..." [14]

    "Sizden kimi dünya ister." (Ali imran, 152)
    "Sehl'e göre dünya nefsindir. Onu yok edersen dünyan kalmaz." [15]

    "Allah'a kulluk edin ve hiç bir şeyi ona ortak koşmayın. Ana babaya yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yakınınızdaki arkadaşa, yolcuya ve maliki bulunduğunuz kimselere iyilik edin." (Nisa, 36)

    "Sehl'e göre cari zil-kurba (yakın komşu) kalbdir. Carul-cunub (uzak komşu) nefistir.
    Sahib-ulcenb (yakınınızdaki arkadaş) sünnet ve şeriata iktidaen yapılan fiildir. İbnus-sebil (yolcu), Allahu Tealaya ibadet eden uzuvlardır." [16]

    "Dağları donuk görürsün, halbuki bulutlar gibi yürümektedir." (Neml, 88
    "Cafer'e göre ruh çıktığı zaman nefisleri donuk sanırsın. Ruh, arşın altındaki yerine sığınak için kudüste yürür. Yine Cafer'e göre, müminin kalbinin nuru, aşıkların ah-u enini, Hak'kı müşahade edip huzura kavuşuncaya kadar bulutlar gibi yürür. Burada Hak'kı müşahade edinceye kadar nefisten çıkan ruh ahu figan, bulutlar gibi yürüyen dağlara misal verilmiştir." [17]

    "Müminlerden iki topluluk vuruşursa, aralarını düzeltin. Eğer biri diğerine saldırırsa saldıranla savaşın ki Allah'ın emrine dönsün." (Hucurat, 9)

    "Sehl'e göre bu iki topluluk, ruh, akıl ve kalb ile tab'ı hava ve şehvettir. Eğer tab', hava ve şehvet; akıl ruh ve kalbe saldırırsa, kul onu murakebe kuluçlarıyla, mütalaa oklarıyla ve muvafakat nurlarıyla öldürsün ki ruh ve akıl galip gelip hava ve şehvet mağlup olalar." [18]

    Bu misalleri daha da çoğaltmak mümkündür. Merak edenler ilgili kitaplara bakabilirler. Tasavvufi tefsirlerin hemen hepsinde genel özellik budur. Kur'an ayetlerini tahrif ederek manalarını sulandırmak, gerçeklerini inkar etmek, müminlerin ona karşı inanç ve teslimiyetlerini bozmak için ne gerekiyorsa yapmaktadırlar. Görüldüğü gibi Kur'an'ın gerçekleri inkar edilmekte, tahrif ve tebdil edilmektedir. Yaptıkları bu tevil ve tahriflere de dinin özü, süsü ve gerçeği demektedirler.

    Tasavvufçuların en akıllısı Gazali'nin müridleri nasıl Kur'an okuma ve hadis yazmaktan menettiğine bakınız. "(Mürid) Kur'an okuyarak, tefsir mütalaa ederek, hadis ve başka şey yazarak düşüncesini dağılmamalıdır." [19] Gazali gibi bir insan böyle derse, başkaları neler demez?!
    Allah indinde Din İSLAM dır.Kendine başka din ve başka peygamber arayanlara veyl olsun..

  4. #4
    AHDE VEFA ibrahim DEMİRCİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Fri Feb 2007
    Konum
    kayseri/yahyalı
    İletiler
    2,598
    Blogdaki Konular
    11
    KİM YALAN VE İFTİRA ATIYORSA ALLAH ONUN BELASINI VERSİN ALLAH ONU CEHENNEMİN EN DİBİNE GÖNDERSİN İNŞAALLAH

    dua nıza amin diyor ve ekliyorum....
    her kimki müslüman bir din kardeşine veya müslüman her hangi bir din adamına müslüman oldugu halde kafir diyorsa (ki bu konuda hüküm açıktır) onuda islah eylesin.
    islah eyesin diyorum.çünki bizim dinimizde bela okumak yoktur.ayrıca sizin açtıgınız konuda müsade etmedigin için o sahifeye yazamadıgım bazı konuları bu sahifede yazacagım.
    EĞRİ CETVELDEN,DOGRU ÇİZGİ ÇIKMAZ

  5. #5
    Sana birşey söyleyeyimmi Taner Pınar sen korkuyorsun Mahmud efendi gibi bir zatın huzuruna gitmeye ve cevap arama niyetinde de değilsin.
    Eğer cevap arama niyetinde olsaydın o zatı ziyaret ederdin. Ki cevap alacağını bile bile gitmiyorsun.
    Eğer cesur adamsan gidersin cevapları almaya işin erbabından.
    Burda sana 80 sene yazsalar anlamayacağın belli demek senin aradığın cevap internette değil feraset sahibi zatlardan alacağın cevaplardadır.

    Eğer müslümanım diyorsan ve bunda kararlıysan ve davanda haklı olduğuna inanıyorsan git o Allah'ın dostuna elinde notlarınla tek tek sor ve tek tek cevaplarını al ondan sonra gel buraya bize anlat bu yazılanlar küfürmü değilmi hepberaber görüşelim aksi takdirde ömrünü buralarda psikolojik atışmalarla harcamanda doğru değil.
    İlminde tutarlı ve iddialıysan teklfimi değerlendir bende sana buluşmayı ayarlayayım.
    Cevabını bekliyorum.
    selametle benim MÜSLÜMAN kardeşim
    Mahmud Efendi:4000'den fazla sünnet var,en fazla 3 tanesine uymadığımı görürseniz bana tabi olmayın

  6. #6
    Alıntı Taner PINAR tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Ben dinimi ingilizlerden öğrenmeyecek kadar tasavvuf dinine sahip olmayan sağlam bir müslümanım.

    Sizin dininiz size benim dinim bana.

    Allah aramızdaki hüğknü verecektir hiç merak etmeyin. Ben size kitaplarınızdan örnekler getirdim siz ise öyleymiş böyleymiş diye kitaplar ve ingiliz casusunun yazılarını getiriyorsunuz.

    BEKLEYİN BENDE BEKLEMEDEYİM.

    KİM YALAN VE İFTİRA ATIYORSA ALLAH ONUN BELASINI VERSİN ALLAH ONU CEHENNEMİN EN DİBİNE GÖNDERSİN İNŞAALLAH.
    HADİ SİZDE DUA EDİN..

    sen bizim için beddua edersin ama biz sana etmeyiz ALLAH seni affetsin
    Documents and Settings\casper\Belgelerim\Resimlerim\39db57caa7al0.gif

  7. #7
    Merhum Taner PINAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Mar 2007
    Konum
    Makedonya
    Yaş
    44
    İletiler
    1,637
    Blogdaki Konular
    6
    Alıntı ismail KAPLAN tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Sana birşey söyleyeyimmi Taner Pınar sen korkuyorsun Mahmud efendi gibi bir zatın huzuruna gitmeye ve cevap arama niyetinde de değilsin.
    Eğer cevap arama niyetinde olsaydın o zatı ziyaret ederdin. Ki cevap alacağını bile bile gitmiyorsun.
    Eğer cesur adamsan gidersin cevapları almaya işin erbabından.
    Burda sana 80 sene yazsalar anlamayacağın belli demek senin aradığın cevap internette değil feraset sahibi zatlardan alacağın cevaplardadır.

    Eğer müslümanım diyorsan ve bunda kararlıysan ve davanda haklı olduğuna inanıyorsan git o Allah'ın dostuna elinde notlarınla tek tek sor ve tek tek cevaplarını al ondan sonra gel buraya bize anlat bu yazılanlar küfürmü değilmi hepberaber görüşelim aksi takdirde ömrünü buralarda psikolojik atışmalarla harcamanda doğru değil.
    İlminde tutarlı ve iddialıysan teklfimi değerlendir bende sana buluşmayı ayarlayayım.
    Cevabını bekliyorum.
    selametle benim MÜSLÜMAN kardeşim
    ya İsmail KAPLAN sen efendi birisin takdir ediyorum ama çok safsın.

    Hocanı çağır o yazsın be kardeşim neden ben gidecekmişim onun yanına? reddettiğim bir dinin bir mensubunun ayağına neden gideyim ki ?


    Sen de gel sabahtan akşama kadar hakkında iftira attığınız ibn-i teymiyye ve Muhammet abdul vahhab ın izinden gidenler ile görüş.

    veya benim yaptığımı yap Allah rızası için hakkında ahkam kestiğiniz bu alimlerin eserlerini bir kez olsun okuyun. sonra yazın.

    aramıs-zdaki fark bu. biz sizin övdüğünüz kişilerin eserlerini okuyoruz ve ordan alıntılar yaparak geliyoruz siz ise sadece iftrialarla geliyorsunuz.

    ve sıddık abi sana tavsiyemde şudur balşına ne gelirse Allah c.c. dandır diye bil bu sanada banada yeter vallahi başka bir şeyde demiycem sana..
    Allah indinde Din İSLAM dır.Kendine başka din ve başka peygamber arayanlara veyl olsun..

  8. #8
    Alıntı Taner PINAR tafarından gönderildi Mesajı Göster

    ve sıddık abi sana tavsiyemde şudur balşına ne gelirse Allah c.c. dandır diye bil bu sanada banada yeter vallahi başka bir şeyde demiycem sana..
    O cc istemeden hiçbirşey yerinden kıprayamaz O cc dilemeden kimse kimseye birşey yapamaz O cc istemezse ne kimsenin bedduası tutar nede hayr duası,
    arzdan arşa herşey O cc nun dilemesiyledir. biz bunu bilir bu şekilde iman ederiz
    Documents and Settings\casper\Belgelerim\Resimlerim\39db57caa7al0.gif

  9. #9
    BANNED Sedat KUMOVA kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Tue Sep 2006
    Konum
    osmanlının başkentinden
    Yaş
    45
    İletiler
    626
    atın iftiralarınızı atın..
    اياك نعبد واياك نستعين
    ''Ancak sana kulluk ederiz ve ancak senden yardım dileriz''

  10. #10
    Ben tasavvuf ehli bir kişi değilim.Yazılanları da elimden geldikçe takip etmeye çalışıyorum.Birşeye dikkat ettim ve kararımı verdim....

    Tasavvuf ;insanın kalbini yumuşatan insanlara ne olursa olsun saygılı ,yumuşak bir uslupla konuşmayı öğreten bir sistem...

    Şu güne kadar tarikata mensup şahıslar ile tarikata karşı çıkan (isim vermeyecem inş. herkes anlıyor )şahıslar arasındaki tartışmalara şahit olduk.

    Aralarında büyük uçurumlar var.Bir taraf beddua edip ,hakaret ederek,karşısındakini yerden yere vurarak anlatmaya çalışırken diğer tarafta tam tersi müslüman kardeşine herşeye rağmen dua ederek yumuşak bir uslupla anlatmaya çalışıyor...

    Hangisinin doğru olduğu malumunuz üzere apaçık ortadadır...

    Ve ben bu tartışmalardan sonra iyice emin oldum ki tasavvufa gönül verenlerin yanında olmalıyım.

    Allah hepimizi affetsin...
    "Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir! Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir..!"

  11. #11
    ikimilyon Admin Mehmet DAĞDELEN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    Sakarya
    Yaş
    42
    İletiler
    3,120
    Blogdaki Konular
    18
    Alıntı Sıddık DEMİRCİ tafarından gönderildi Mesajı Göster
    O cc istemeden hiçbirşey yerinden kıprayamaz O cc dilemeden kimse kimseye birşey yapamaz O cc istemezse ne kimsenin bedduası tutar nede hayr duası,
    arzdan arşa herşey O cc nun dilemesiyledir. biz bunu bilir bu şekilde iman ederiz
    ebu cehil de aynı şeye iman ediyordu.

    Milli Görüş; hakkı üstün tutmaktır!

  12. #12
    Alıntı Mehmet DAĞDELEN tafarından gönderildi Mesajı Göster
    ebu cehil de aynı şeye iman ediyordu.
    amacım size laf yetiştimek degil .
    SİZ aynı şeye iman etmiyormusunuz acaba?
    zira ebucehil bir müşrikdi ve RASULULLAHI kabul etmiyordu.
    biz cenabı ALLAHın RASULULLAHla bize gönderdiginin tümüne iman ediyoruz elhamdulillah...
    Documents and Settings\casper\Belgelerim\Resimlerim\39db57caa7al0.gif

  13. #13
    AHDE VEFA ibrahim DEMİRCİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Fri Feb 2007
    Konum
    kayseri/yahyalı
    İletiler
    2,598
    Blogdaki Konular
    11
    Alıntı Sıddık DEMİRCİ tafarından gönderildi Mesajı Göster
    amacım size laf yetiştimek degil .
    SİZ aynı şeye iman etmiyormusunuz acaba?
    zira ebucehil bir müşrikdi ve RASULULLAHI kabul etmiyordu.
    biz cenabı ALLAHın RASULULLAHla bize gönderdiginin tümüne iman ediyoruz elhamdulillah...
    mehmet dagdelenin içindeki canavarı ödürmesi lazım.çünki yazdıgı yazıların bir çogunda nefsiyat var.evet ebucehilde aynı şeye iman ediyordu.diyerek büyük bir günaha girdi.
    ebnu cehil lat ve uzza ya tapıyordu allaha degil.putçulukla allaha inanmayı karıştırmamak lazım.bir hırıstiyanın allaha inandıgını her zaman kabul ediyorum.ancak ebcahil allaha degil puta tapıyordu.
    düşüncelerimizi bu kadar baside almak ve karşında bir imansız varmış gibi yazışmak sana birşey kazandırmadıgı gibi bilakis içindeki var oldugunu zannettigim imanını zayıflatır.günahkar yapar.
    dikkat
    EĞRİ CETVELDEN,DOGRU ÇİZGİ ÇIKMAZ

  14. #14
    BANNED Sedat KUMOVA kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Tue Sep 2006
    Konum
    osmanlının başkentinden
    Yaş
    45
    İletiler
    626
    şirk ile rasule imanın alakası ne ??

    resule inanmış kabul etmiş milyonlarca müşrik var..

    SİZ 'e göre şirk nedir?

    şirk sadece bir objeye şeklen tapınmakmıdır??

    ebu cehil puta tapıyordu da hıristiyanlar neye tapıyor sizce şu an??
    اياك نعبد واياك نستعين
    ''Ancak sana kulluk ederiz ve ancak senden yardım dileriz''

  15. #15
    sedat bey 8. mesajdan itibaren önce mevzunun başını okursanız kimin ne demek istediginini anlarsınız. sanırım evveliyatını okumadan atmışsınız bu mesajı
    Documents and Settings\casper\Belgelerim\Resimlerim\39db57caa7al0.gif

  16. #16
    Vehhabilerin üç temel inancı

    Abdülvehhab oğlunun Kitab-üt tevhid ve torununun buna yaptığı Feth-ül mecid adındaki şerhde, 250’den fazla bozuk inanışları vardır Bunların temeli, üç meseledir

    Diyorlar ki:

    1- Amel [ibadet], imanın parçasıdır, azalır çoğalır Bir farzı yapmayan, mesela farz olduğuna inandığı halde, tembellikle namaz kılmayan kâfir olur Bu öldürülür, malları vehhabilere taksim edilir


    Amel, imanın bir parçası diyenlerin listesini veriyorum:
    1-İmam Malik
    2-İmam Şafii
    3-İmam Evzai
    4-İmam Sufyani Sevri
    5-İmam Sufyan b. Uyeyne
    6-İmam Abdullah İbnul Mübarek
    7-İmam Ahmed b. Hanbel

    Namazın terkini küfür gören eski dönem alimlerin isimlerini veriyorum:
    1-İshak b. Rahaveyh
    2-Abdullah ibnul Mübarek
    3-İmam Ahmed b. Hanbel



    2- Peygamberlerin ve Evliyanın ruhlarından şefaat isteyen, bunların mezarını ziyaret edip, bunları vesile ederek dua eden kâfir olur Kabirde olandan işitmeyenden dua istemek şirktir Ölü ve uzakta olan diri, işitmez ve cevap vermez Bunların fayda ve zararları olmaz Ölmüş peygamberden de bir şey istemek şirktir

    Birbaşka şeyi vesile tayin etmeyi, İmamımız olan Ebu Hanife dahi kerih görmüştür. (Bkz. Molla Aliyyul Kari, Şrhu Fıkhul Ekber, s.198, el-Fukhul ebsat, s.60)

    İmam Şafii bunu şirk olarak görmüştür. (bkz. Tabakati Şafiyye, 2. cild)


    3- Mezarlar üzerine türbe yapmak ve türbelerde namaz kılmak ve ölülerin ruhlarına sadaka adamak, caiz değildir Haremeyn halkı şimdiye kadar kubbelere, duvarlara tapındı Sünniler ve Şiiler bunun için müşriktir Bunları öldürmek, mallarını yağma etmek helaldir, kestikleri leş olur

    İmam şafii, kabirlerin bir karıştan fazla yükseklkte yapılmasını yasak etmiştir. "Şayet Rafiziler (kendi deyimiyle) birkarış yüksekliğinde kabirlerini yapıyorlarsa, biz yarım karış yükseltmeliyiz" demiştir

    İlk dönem uleması icma ettiler ki, kabirlere doğruy namaz kılınmaz (Bakınız, İbnul Munzir, el-İcma kitabı)

    Diğer görüşler hakkında aşırıya gidilmiş olabilir.


    Diğer yanlış inançlarından bazıları:

    1- Bir Mezhebe uymayı kabul etmezler


    Önceki dönemlerde mezhebe uymayı reddeden onlarca alim listesi çıkarabilirim.

    2- (Türbelerdeki Evliyaya tevessül etmek, şirktir Peygamberlerin ve Evliyanın mezarlarına türbe yaptırmak, Allah’tan başka şeylere tapınmaktır Her türbe puthanedir Bunların çoğu Lat ve Uzza putları gibidir) derler

    Bunda eski dönem alimleri arasında hiçbir ihtlilaf yoktur. İmam EBu Hanife'sinden, Kadı Iyad'a kadar. Hiçbirinde bu konuda aykırı bir görüş nakledilmemiştir.
    3- Şefaate inanmazlar

    Şefaat haktır. İnkarı küfürdür.

    4- Keramete inanmazlar

    Keramet haktır.

    5- Tasavvufa inanmazlar

    Tasavvuf, inkar edildiğinde kişinin sapıklığıyla suçlanacağı, inandığında salihlerden görüleceği bir şeymidir? Eğer öyleyse; bunun böyle olduğunu ispat etmek gerekir.

    6- Allahü teâlâ için adak yapmak ve hayvan kesmek ve bunların etlerini fakirlere dağıtıp, sevaplarını Peygamberlere ve Evliyaya hediye etmek şirk diyorlar

    Bu konuda bir bilgim yok

    7- Resulullah efendimizi övmeye, Ondan şefaat istemeye şirk, böyle yapan Müslümanlara müşrik, yani puta tapan kâfir damgasını basarlar (Ölüler kendilerine söylenileni duymazlar Ölüden dua, şefaat istemek, ona tapınmak olur Mescid-i nebeviye namaz kılmak için girenin, selam vermek için, kabre gitmesi, Hücre-i saadeti ziyaret için, uzak yerlerden gelmek yasaktır) derler

    Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)i bizler övsek de övmesek de zaten o övülmüştür. Şirk demek hata gibi, Allahu Alem.

    O (sallallahu Aleyhi ve sellem) den şefaat talep etmenin meşru olduuna dair 4 seneedir araştırma yapıyorum, bir tane dahi delil bulamadım. Şirk olduğuna dair onlarca, yüzllerce hadis, yüzlerce ilk dönem ulemanın sözünü okudum.

    İmam Ebu Hanife der ki: "Resulullah (sav)'in kabrine yüzü dönerek selam vermek caiz değildir. Yüzü kıbleye verip de selam verilebilir."




    8- (Arş kadimdir), (Allah, Arş'ın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması için Resulullaha da yer bırakır) derler

    Allah arşa istiva etmiştir. Oturmuştur diyen, hatalı ve bid'at olan bir söz söylemiştir.

    9- Sebeplere yapışmaya, vesileye, tevessüle şirk derler...

    sebeplere yapışmayı şirk gören kimse, apaçık bir şekilde aşırıya gitmiştir.
    Her vesile ve tevessülü şirk görmek de aşırılıktır. Meşru olan tevessül verdır, meşru olmayan tevessül vardır. Bu ayrım önemlidir.
    قال الشاعر : ليس اليتيم الذي قد مات والده إن اليتيم يتيم العلم والأدب

  17. #17
    Alıntı Şüheda YAŞAR tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Ben tasavvuf ehli bir kişi değilim.Yazılanları da elimden geldikçe takip etmeye çalışıyorum.Birşeye dikkat ettim ve kararımı verdim....

    Tasavvuf ;insanın kalbini yumuşatan insanlara ne olursa olsun saygılı ,yumuşak bir uslupla konuşmayı öğreten bir sistem...

    Şu güne kadar tarikata mensup şahıslar ile tarikata karşı çıkan (isim vermeyecem inş. herkes anlıyor )şahıslar arasındaki tartışmalara şahit olduk.

    Aralarında büyük uçurumlar var.Bir taraf beddua edip ,hakaret ederek,karşısındakini yerden yere vurarak anlatmaya çalışırken diğer tarafta tam tersi müslüman kardeşine herşeye rağmen dua ederek yumuşak bir uslupla anlatmaya çalışıyor...

    Hangisinin doğru olduğu malumunuz üzere apaçık ortadadır...

    Ve ben bu tartışmalardan sonra iyice emin oldum ki tasavvufa gönül verenlerin yanında olmalıyım.

    Allah hepimizi affetsin...
    Genelleme yapmamamız daha güzel olur. Zira mutasavvıfların arasında da ağzı bozuk çok kimse gördüm ve tartıştım. Ancak bu mutasavvıfların ağızlarının bozuk olduğunu anlamına gelmez.

    Yine aynı şekilde burda birkaç tasavvufu sevmeyen, yada tasavvufun bazı uygulamalarına karşı çıkan insanlar sert, anlayışsız, hakaretvari konuşmaları da onlarla aynı görüşleri paylaşan diğer insanların da aynı özelliklerde olduğunu ispat etmez.

    Tasavvufa karşı çıkan ve kendine selefe tabii olduğunu iddia eden nice insanla tanıştım ki, tasmalarının sahiplerinin emirlerini uygulmaktan başka bir gayeleri yok. Allah'ın şeriatının yeryüz<ünde iptal edilip, yerine fısk ve zulüm nizamlarının kuruluşuna bunlar sessizce rıza göstermekteler. Ümmetin yiğit evladları, cezaevlerinde işkenceler altında şehit edilirken, onlar verdikleri fetvalarla müslümanları harici ilanm ettiler. Onların türkiye ayağı da bunlardan farksız.

    İşte bazı müslümanlar bu ayarı tutturamıyor. Şimdiki suudun pisliklerinin kaynağının 150 yıl önceki hareket olduğu zannına kapılıyor. Halbuki, bugünkülerin yaptıklarına karşı çıktıkları için 150 yıl evvel neciddeki insanlar böyle bir hareket başlattılar.

    Necid alimlerinin, bir tane dahi kitabını eserini, yada risalesini okumayan insanlar süreklikonuşuyorlar.

    Ben bunu şuna benzetiyorum: Daha namaz kılınışını bilmeyen bir adam gelip de bana, dini konualrda nasihat etmesi gibi.

    Son 1,5 yılımın büyük bir kısmını, necid alimlerinin fetvalarını okumakla geçirdim.
    Muhammed bin Abdulvehhab (Allah azze ve celle ona ve ondan sonra gelen ve onun hareketini sünnete uygun olarak devam ettiren kimselerin ecirlerini kat be kat versin) ve onun torunları ve talebelerinin kitaplarını fetvalarını okudum. Yüzlerce fetvalarını okudum.

    Onların Osmanlı hakkındaki fetvalarını da okudum. Onların tsavvuf hakkındaki fetvalarını da okudum. Kabir hakkındaki fetvalarını da. Evet bazı fetvalarında aşırıya gitmişlerdir. Bunu kabul ediyorum.

    Fakat İbrahim Demirci'nin eklediği yazıda isnad edilen hususların birçoğu önceki alimlerin söylediklerinin aynısı. İmam Şafii de mi vehhabi?

    Müslümanlar birbirlerine neden bu kadar adaletsizce davranıyor?
    "Ey Kavmim! Allah'tan korkun"

    Önceki alimlerin fetvalarından habersiz olarak, neden hakkında küfür veya şirk işlediğine dair şer'i ispat yollarından birisi ile ispat edilmemiş iken, bu denli acelececi hüküm veriyorsunuz?

    İnsanları haricilikle suçlarsınız da, kendiniz hariciliği fiili oılarak ispat edersiniz. Bu yaptığınız haricilik değildir de nedir?
    قال الشاعر : ليس اليتيم الذي قد مات والده إن اليتيم يتيم العلم والأدب

  18. #18
    ikimilyon Admin Mehmet DAĞDELEN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    Sakarya
    Yaş
    42
    İletiler
    3,120
    Blogdaki Konular
    18
    Alıntı ibrahim DEMİRCİ tafarından gönderildi Mesajı Göster
    mehmet dagdelenin içindeki canavarı ödürmesi lazım.çünki yazdıgı yazıların bir çogunda nefsiyat var.evet ebucehilde aynı şeye iman ediyordu.diyerek büyük bir günaha girdi.
    ebnu cehil lat ve uzza ya tapıyordu allaha degil.putçulukla allaha inanmayı karıştırmamak lazım.bir hırıstiyanın allaha inandıgını her zaman kabul ediyorum.ancak ebcahil allaha degil puta tapıyordu.
    düşüncelerimizi bu kadar baside almak ve karşında bir imansız varmış gibi yazışmak sana birşey kazandırmadıgı gibi bilakis içindeki var oldugunu zannettigim imanını zayıflatır.günahkar yapar.
    dikkat
    ağam,
    sana bişey söyliyeyim mi..
    ebu cehil vallahi puta tapmıyordu. o ALLAHa inanıyordu. bu ayetle sabittir. Zümer 38

    Milli Görüş; hakkı üstün tutmaktır!

  19. #19
    Alıntı Mehmet DAĞDELEN tafarından gönderildi Mesajı Göster
    ağam,
    sana bişey söyliyeyim mi..
    ebu cehil vallahi puta tapmıyordu. o ALLAHa inanıyordu. bu ayetle sabittir. Zümer 38
    Ebu Cehil, Hz. Peygamber’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) boynuna basacağına yemin ederken put tanrılarından Lât ve Uzza’ya yemin etmişti....

    Evet E.Cehil Allah'ın varlığından haberdar idi fakat Allah'ın emir ve yasaklarına iman etmiyordu yani O'nun emir ve yasaklarına bağlı değildi, çünkü işine gelmiyordu ve böylece putlara tapıyordu.

    selametle
    Mahmud Efendi:4000'den fazla sünnet var,en fazla 3 tanesine uymadığımı görürseniz bana tabi olmayın

  20. #20
    AHDE VEFA ibrahim DEMİRCİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Fri Feb 2007
    Konum
    kayseri/yahyalı
    İletiler
    2,598
    Blogdaki Konular
    11
    Alıntı ismail KAPLAN tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Ebu Cehil, Hz. Peygamber’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) boynuna basacağına yemin ederken put tanrılarından Lât ve Uzza’ya yemin etmişti....

    Evet E.Cehil Allah'ın varlığından haberdar idi fakat Allah'ın emir ve yasaklarına iman etmiyordu yani O'nun emir ve yasaklarına bağlı değildi, çünkü işine gelmiyordu ve böylece putlara tapıyordu.

    selametle
    evet ende aynını düşünüyorum.zumer suresinin tefsirinde onların tanrısının put oldugunu gerekte allahı bildikleri halde onatapmadıkları açıkca ortadadır
    EĞRİ CETVELDEN,DOGRU ÇİZGİ ÇIKMAZ

2 / 1 12 SonSon

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •