Tam bundan bir sene önce tüm Türkiye yi hatta tüm İslam dünyasını ayağa kaldıran, sevince boğan bir “one mınute” vakıası yaşadık. Bu olay yaşandığında askerdeydim ve bir şekilde o gece televizyon izlerken bu olayı öğrendim. Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı bir İsrail Cumhur Başkanını tüm dünyanın gözü önünde yerin dibine sokuyordu adeta. Göğüslerimiz kabardı, sevincimizden adeta kabımıza sığamıyor, ne yapacağımızı bilemiyorduk. O gece Başbakanı, taraflı tarafsız herkes havaalanında karşılamaya gitti. Düşünün bir kere, dünyaya haksızlığıyla, bebek katilliğiyle ve de Kutsal toprakları işgal etmesiyle nam salan ve dünyayı idare ettiği söylenen bir devletin başkanını adeta paçavraya çevireceksiniz… Yıllardır Türk milletinin özlemini duyduğu bir hadiseyi bu… Aslında bu hadise, Türk milletinin Kudüs meselesine hangi bakış açısıyla baktığının da en bariz göstergesiydi.

Başbakan, o gece Peresi masum insanları katletmesinden, kundaktaki bebekleri hiç acımadan öldürmesinden ve de masum insanları İsrail zindanlarında suçsuz yere alıkoymasından dolayı azarlamıştı. Başbakanın tepkisi aslında tüm insanlığın, tüm vicdanların ortak sesiydi. Ben bizzat başbakanı iyi tanırım. Kendisi zulme boyun eğmeyen, mazlumun yanında olan samimi bir insandır. Ve bu duruşunu da Perese karşı tüm dünyanın önünde sergilemiştir.

Lakin gözlerden kaçan, aslında kaçırılan ve gündemde ne hikmetse bir türlü yer bulamayan, gündemde yer bulduğu zamanda vatanlarını savunan milis kuvvetlerin medya tarafından “terörist” olarak gösterildiği Irak ve Afganistan var. Bu iki ülkede yaşanan soy kırım aslında Gazze de yaşananlardan çok da farklı değil. Farklı olan tek taraf burada zulmü yapan devletin Birleşik Devletlerin olmuş olması… Hatta burada ki yapılan zulümler Kudüs de yapılanlardan daha aşağılıkça. Burada ki tecavüzler sadece toprak gaspı değil!!!

Bundan yaklaşık 1.5 sene önce 19 Kasım 2008 Çarşamba günü yine bu sitede yayınlanan bir makalemin birinci sayfasının sonunda “dünya ekonomik krizden ziyade büyük bir siyasi krizin eşiğindedir.” İfadesi ile Dünyanın bugünkü geldiği noktayı yakalamaya çalışmıştım. Yine aynı makalemin yayınlanan diğer sayfalarında “Dünyayı yöneten egemen güçlerin artık ABD merkezli tek kutuplu bir dünya istemediğini, denk güçlerin olduğu çok kutuplu bir dünyanın olmasını istediklerini” belirtmiştim. Yine o zaman ki yazımda, “böyle bir süreçte ABD her ne pahasına olursa olsun, bölgesinin lideri olma yönünde hızlı adımlar atan Türkiye yi ( bunu yazdığımda komşularımızla aramızdaki vize uygulamalarının kaldırılması gündemde değildi) kendi yanına çekmek isteyecektir” tarzında cümleler kurmuştum.

Şimdi gelinen noktaya baktığımız zaman her fırsatta İsrail’e karşı aslan kesilen Türkiye’nin (tabi bu durumda 100 milyon dolarlık Heron uçaklarını İsrail den almaktan geri durmuyoruz) nedense Afganistan ve Irakta tarihin en büyük soykırımını yapan ABD ye karşı aynı tepkileri vermediğini ya da veremediğini görüyoruz. Hatta hatta Başbakan düzeyinde ikili temaslarımızda Sayın Başbakan ile Barack H. OBAMA’NIN sertlikten ziyade “sanki kırk yıllık iki dostmuş” gibi imaj çizmelerini çok manidar buluyorum. Hele ki, 2009 yılı içerisinde tam bir yıllık süre içerisinde Sayın Başbakan ile Barack H.OBAMA’NIN tam dört defa bir araya gelmeleri Türk dış politikasında ve diplomasi tarihinde bir ilktir. Bu durum herkesin –bende dâhil- gözünden kaçan (sadece değerli bir dostum hariç) önemli bir husustu…

Bu kadar sık ikili ilişkilerin kurulduğu ABD ye karşı, cesur olan, mazlumların ve ezilmişlerin yanında olan bir Lider profili çizen Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’IN, ABD’NİN Afganistan ve Iraktaki katliamlarına, haksızlık ve tecavüzlerine karşı onurlu ve dik bir duruşu sergilemesini beklerdik. Ancak Sayın Başbakan bunu görmemezlikten gelmekte ve milletin gündemini farklı noktalara çekmeye çalışmaktadır. Oysa Türk milleti sayın Başbakanın gösterdiği o onurlu duruşu ABD ye karşıda göstermesini beklerdi. Ancak gelinen nokta öyle gösteriyor ki Türk Dış Politikası ve Başbakanın tutumu, ABD’NİN haksız fiillerini meşru görmekten öteye geçemeyen bir anlayış sergilemeye devam edecektir. Yoksa tarih Sayın Başbakanı ABD ye karşı “one mınute” demekten aciz bir Başbakan olarak anacaktır.

(ABD ile yürütülen ikili ilişkilerin iç politikada özelliklede Hükümetin Ordu ile olan ilişkilerine nasıl yansıdığını ikinci yazımda ayrıntılı olarak değineceğim inşallah.)