3 / 3 İlkİlk 123
57 sonuçtan 41 --- 57 arası gösteriliyor

Konu: Havva Koç'un Kaleminden

  1. #41

    Sıla-i rahim mi? Tatil mi?

    Sıla-i rahim mi? Tatil mi?

    O o o ne zaman döndünüz tatilden?
    Tatil mi?
    Ya sen bu yaz gitmedinmi Türkiye’ye?
    Evet gittim.
    İşte ondan bahsediyorum.
    Hhhmm.
    Hayrola ne oldu, neden şaşarıdın şimdi?
    Bilmem, ben şimdi yaz dönemi Türkiye’ye 4 yada 5 hafta gidince tatile mi gitmiş oluyorum?
    Tabi öyle canım, tatil tatildir.
    Peki tatil nedir ki?
    Hhhhmmm
    Böylece ikili konuşma sürer gider. Nerden, hangi uçtan ele alacaksın ki konuyu, ipin ucu bir kere ortalıklarda gözükmüyor. 20 yıl öncesine gittiğimizde tatil teriminin yerini izin alıyordu. Bizden önceki nesil tüm yıl çalışıp, bir yıl boyunca yollarını gözleyen sevdiklerinin yanına gidip sıla-i rahim yaparlardı. Şimdilerde ise izin yerini tatile bıraktı. Sıla-i rahimde bekleyenlere inat sahillerde beş yıldızlı oteller yollarımızı gözler oldu.
    Yaz tatili yaklaştığında gözlerini ufka doğru yöneltir, derin düşüncelere dalarsın. Sahil bölgesinde tatil mi yoksa sıla-i rahim mi? Her ikisi arasında gel gitler yaşarsın. Aile içinde anlaşmazlıklar patlak verir. Sen sıla-i rahim yapmak isterken çocukların deniz kenarında güneşlenmek ister. Bir yıl boyunca hasretini çektiğin, doğduğun yeri, akrabalarını görmek istersin. Fakat bir türlü senin bu sıla-i rahim diye tutturuşuna anlam veremeyen çocukların ise sahil bölgelerinde bir an önce havuza, güneşe kavuşmak isterler. Nasıl anlatmalısın sıla-i rahimin önemini ve değerini? Nasıl vermelisin bu kültürü, bu değerleri çocuklarına?
    Sıla-i rahim, akrabalarla olan ilişkiler noktasında bir çok ayet ve hadis mevcuttur. Yüce yaratıcı Nisa suresinin birinci ayetinde inananlara şöyle buyuruyor;
    “ Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden bir çok erkek ve kadın türetip yayan, Rabbinizden korkup sakının. Ve yine kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz Allah’tan ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah cc, sizin üzerinizde gözeticidir”.
    Halit Bin Zeyd hazretlerinden rivayet edildiğine göre adamın biri Hz. Muhammed (sav)’in yanına gelerek “ Ya Rasulallah beni cennete sokacak bir ibadet söylermisiniz?” dedi. Hz Muhammed (sav)şu cevabı vermiş:
    “Allah’a ibadet eder ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılar, zekat verir ve sıla-i rahim edersin” Buhari
    Bu konunun gerek ayetlerde gerekse hadis şeriflerde zikredilmesi, sıla-i rahimin ne kadar önemli olduğunun altını çiziyor. Peki biz bu önemin farkındamıyız? Pekde farkında olduğumuz düşüncesinde değilim. Bu durum bizlere yüklenen ağır bir yük gibi geliyor. Bütüm yıl boyunca eve ekmek parası getirmek için çalış dur sonrada bir aylık tatilini git sen akrabalarını ziyaret ederek, hal hatır sorarak geçir. Gereksiz bir o kadarda yorucu ziyaretler... Son zamanlarda bizler tarafından yok olmaya mahkum bırakılan değerlerimiz arasında sıla-i rahimde yerini almaya hazırlanıyor. Gördüğüm kadarıyla, hatta biz zat kendim şahit oldum ve yaşadım. Akraba içerisinde yeni yetişen nesiller birbirini tanımaz hale gelmişiz. Tüm akraba bir araya gelindiğinde kim kimin nesi oluyor çözmek büyük beceri istiyor. Şayet her yıl sıla-i rahim yapmazsak, gözüken o ki tamamen birbirimizden kopuk yaşayacağız.

    Sıla-i rahim yapıp, akraba ve yakınları ziyaret etmek İslam’da akrabalar arası ilişkilere önem verildiği gibi, insan ilişkilerinde kaçınılmaz olduğunu vurğuluyor.
    Sıla-i rahim in ekonomiye olan katkısından bahsetmeden geçemeyeceğim. Sıla-i rahim yaptığında bıraktığın en az bir kac bin euroyu ailesi için ekmek parası kazanan esnafları sevindirirken sahil bölğelerinde sahibinin kim olduğu belirsiz otellere giderek bırakılan dövüzler kime neye nasıl hizmet ediyor birer soru işareti. Tabii aralarında sahipleri belli olan otellerde var, onlarada maşaallah yani fiyatlar o biçim!!!
    Müslüman adeta pergel misali olmalı. Bir ayağı ile tüm dünyayı adımlarken diğer ayağının sabit kalmasıyla inancından, geleneginden ve kültüründen ayrılmamalı.
    Yaşadığımız yer neresi olursa olsun, hanği olaylarla karşlaşmış olursak olalım bu görevi, vecibeyi ihmal etmememiz gerek. Sıla-i rahimin önemini hakkıyla idrak etme ve bu vecibeyi nesilden nesile aktarma temennisi ile.....

    Havva Koç
    07-08-2010

    http://www.ajans5.com/detay/2010/08/...-tatil-mi.html
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  2. #42
    Alan varmı helal satıyorum!

    Elimdeki gazeteye göz gezdirirken birden “Halal shampoo” (helal sampuan) yazısı ilğimi çekti. Hollanda basınında bizim değer yarğılarımızdan bahsediliyor, ilgi çekmeyecek gibi değil. Bir yandanda umarım negatif bir röportaj değildir diye dua ettim. Nede olsa “Metro” yayın hayatının başından bu güne kadar Müslüman’lar hakkında pekde iç açıcı haberler yayımlamadı. Satırları okurken bir yandan aklımda ne bu şimdi yani, şampuanın da haramı helalımı olurmuş gibilerinden geçti. Kendime gelip neden olmasın ki dedim! Yediğimiz, içtiğimiz, kullandığımız bir çok kozmetik ürünlerin içinde özlüğünü kaybetmiş bir çok karışım mevcut. Üzerindeki etiketleri okusak bile okuduğumuz bir çok maddenin ne olduğunu bile bilmiyoruz. Ne nedir, nasıldır vs. Bunları düşünürken bir yandanda elimde ki gazete küpürünü okumaya devam ettim. O kadar merak uyandırdı ki konu, bir solukta okudum adeta.

    P. manikürcü A. ise ceptelefonu dükkanında ekmek parasını kazanan, Hollanda’da yaşayan müslüman bir çift olduklarını söylüyorlar. 4 yıl evvelinde Ramazan ayı içerisinde kozmetik ürün alırken her defasında ürünün üzerinde yapışık olan etiketi okumaktan sıkılmışlar. Birbirlerine “keşke bizimde ( bizim derken Müslüman camiayı kasdetiyorlar) etiketini hiç okumadan gönül rahatlılığıyla alabileceğimiz kozmetik ürünlerimiz olsa” diye başlamışlar işe koyulmaya. Bu fikirle kollarını sıvamışlar. Bu isteklerinin üzerine 4 yıl boyunca bir çok çalışmalar yapmışlar. Şuan piyasaya sürdükleri sampuan (HQC) Halal Quality Centre tarafından “ürünün içerisinde herhangi alkol yada hayvansal artıklarının olmadığına dair” onay alınmış. Tabii bu krum HOC’nin da İslam akidesine ne kadar bağlı, ne kadar hassas orasıda bir soru işareti. Hollandada o kadar çok helal certifika veren kurum var ki...
    Şuan bayan ve bay şampuan ürünlerini piyasaya sürülmüş. Tamda Ramazan ayı içerisinde bu konunun gündeme gelmesi tevafukmu yoksa ticari amaçlı mı diyede düşündürmüyor değil. Müslüman’ların en çok hassas oldukları ay içerisinde böyle bir konu gündeme geldi, hemde “metro” da.
    Birde ilgimi çeken şu oldu bu konuda; Röportaj veren bayanın profili, yediğine içtiğine bu kadar dikkat eden bayanın görüntüsü hiç de öyle hassasiyeti olan bir görünüm teşkil etmiyor. Görünüş ile çok fazla ilgilenmem, doğruda bulmuyorum. Fakat eger sen bana yediğin içtiğin hatta hatta kullandığın kozmetik ürünün helal olması noktasında çok dikkatli olduğundan bahsediyorsan ve bu noktada çalışma yapıp piyasaya “Halal shampoo” adı altında bir ürün çıkartıp pazarlıyorsan orda ben sana dur derim. Çiftin bahsettiği gibi kozmetik alanda büyük markalarda Müslümanlara yönelik bir üretim yok bu deliği onlar kapatmak istiyorlar. Yani bu yola inanç duyğuları ile başladıklarını söyleselerde gözüken o ki alt bilinçte bu durumdan kazanç sağlamak yatıyor !

    Müslümanların adını kullanarak, bizlerin hassasiyetini ve deger yarğılarımızı öne sürerek ortaya bir ürün çıkartmışsın ve bu üründen rant elde ediyorsun. Elime Kur-an’ı Kerim’i alıp sana Nur suresinin 31. Ayetini ve Ahzab suresini 59. Ayetini hatırlatırım.

    Nur 31; “Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. ( yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zinet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahur kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerinden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!”

    Ahzab 59; “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

    Havva Koç
    19-08-2010

    http://www.ajans5.com/detay/2010/08/...satiyorum.html
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  3. #43

    Müslümanlar farklı din mensuplarıyla empati kurarken, kendi aralarında bundan yoksun



    Göğsü kınalı bir serçe varmış. Gök gürlediği zamanlar tir tir titreyerek yere yatar, gök yıkılmasın diye de ayaklarını havaya kaldırırmış. Bir yandan da “korkumdan kırk kantar yağım eridi” dermiş. Birgün birisi demiş ki “sen kendin beş dirhem gelmezsin, nerden oluyor da kırk kantar yağın eriyor?” Bunun üzerine serçe şu cevabı vermiş. “Herkezin kendine göre dirhemi, kantarı var, siz ne anlarsınız.”

    Elbete ki her canlının olaylara kendine özgü bir bakış açısı vardır, böylede olmalı. İnsan ilişkisindeki en önemli kavramlardan biridir empati. Bunu bir çoğumuz biliriz. Hayatımıza, yaşam biçimimize geçirmek istediğimizde malesef sorunlarla karşılaşırız. Penceremizin perdelerini sıkı sıkı kapattığımızda, hangi yöne bakarsak bakalım evin dış tarafında olup bitenleri göremeyiz. Görüş açımızı daraltmış oluruz.

    Bu nedenlede karşımızdakinin davranışlarına, eylemlerine bir anlam veremeyiz yada bir anlam vermekte zorlanırız. Kendimizi karşımızdaki şahsın yerine koyup olaylara onun gözüyle bakabilirsek, bu durumda onun duygularını ve düşüncelerini anlamamız daha kolaylaşır. Böyleliklede onun olaylar karşısındaki davranışlarına anlam verebilmemiz daha kolay olur diye düşünüyorum.

    Empati yaparken kendi düşüncelerimizi bir müddet kenara koyup, karşımızdakinin düşünce moduna girmek gerek. Kendi ayakkabılarımızı çıkarmadığımız müddetcede karşımızdakinin ayakkabılarını giymek mümkün olamaz. Bununda bilincinde olmak gerek. Nerde görülmüştür ayakkabı üstüne ayakkabı giyinmek?

    Olayları karşımızdaki şahsın gözleriyle görüp ne düşündüğünü, neden öyle düşünebileceğini anlamak, anlamaya çalışmak…

    Şu zor dönemlerde, sancılı geçen son yıllarda sanırım empati yaparak hayatımız biraz daha kolaylaşır/kolaylaşacaktır. Karşımızdakinin neden öyle davrandığını anlamamız belkide bizimde olaya bakış açımızı değiştirir.

    Olaylara farklı gözlerle, değişik perspektiflerden bakarak, farklı bakış açıları kazanırız. Artık filmler bile 3D görüntüsü almışken biz neden hala kendi penceremizden, tek yönden olaya bakmaya devam edelim ki?

    Empati iletişim için sadece bilmek/bilgi yeterli olmuyor. Empati yapabilmek için sabır, sayğı, anlayış, sevgi gerekiyor. Bize gösterilmesini istediğimiz sayğıyı, biz karşımızdakine gösteriyormuyuz? Yeterince karşımızdakine anlayışlı davranabiliyormuyuz?

    Genelleme yaptığımda, yazılı basın olsun, görsel basın olsun Müslüman olduklarını söyleyen insanlar birbirleri ile olan ilişkilerinde malesef empati yapma olayı hafif kalıyor. Nedense Müslümanlar kendi dinlerinde olmayan insanlara karşı daha çok empati yaparlarken, aynı dinden oldukları şahıslarla empati yoksunları/yoksunuyuz…

    Geçtiğimiz hafta şahsımı ve bir çok inançlı insanı derinden yaralayan İstanbul’da hiç hoş olmayan iftar esnasında ve sonrasında hiç hoş olmayan olaylar yaşandı. Bu konuda bir çok şey yazıldı, çizildi bu konu üzerinde çok durmayacağım. Burda vurgulamak istediğim şey; malesef çok çabuk galeyana gelebiliyor ve pişman olacagımız sözleri söyleyebiliyoruz. İlk haberi okuduğumda, “hayır asla böyle bir şey olamaz Milli Görüş teşkilatı içerisinde, bu tür görüntüleri ben daha çok farklı çevrelerde görmeye alışkınım” dedim kendi kendime. Sakin bir şekilde gerçeğin açıklanmasını bekledim ve halada bekliyorum.

    Bu olay kesinlikle Milli Görüş camiyasını zedelemek isteyenlerin kuralsızca oynadıkları bir oyun. Teknoloji çağının tam ortasında yaşıyoruz. Mutlaka iftarın yapıldığı otelin kameralarından yardım alarak kimlerin neler yaptığı, ne söylediği, nasıl hareket ettiği açığa çıkacaktır mutlaka. Olaylara karışanlar nekadarlık bu teşkilatın içerisinde, aktif görevde mi, yoksa son aylarda bu teşkilata bir ajang gibi sızarak bölüp parçalama niyetinde mi?

    Nede olsa siyonist beyinlerin taktiği; böl, parçala ve yut!

    Vazgeçmem gerek nefsimin önceliğinden,

    Kurtulmam lazım şahsi bencilliğimden.

    Düşünmeliyim, empati yapmam gerek,

    Sakınmalıyım bu nefis dilenciliğinden.

    Havva Koc
    29-08-2010

    http://www.ajans5.com/detay/2010/08/...an-yoksun.html
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  4. #44

    İçimizdeki hayvan sevgisini insan sevgisine yansıtmak

    İş başı saatine bir saat yada yarım saat kala çalan telefonlardan nerdeyse nefret eder oldum. Bu saat dilimi arasında gelen telefonların geliş sebebi bellidir. “ iş arkadaşın her hangi nedenden dolayı o gün çalışamayacaktır yada işe geç kalacaktır ve bunu bildirmek için seni arıyordu.” Tabi bu tür durumları anlayışla karşılamak gerek belki, fakat son zamanlarda bu tür telefonlar sıklaşmaya başladı ve beni derinden rahatsız ediyor.

    3 meslektaş toplantı esnasında iken telefon çalar. Eyvah toplantıya geciktiğini düşündüğümüz meslektaşdır kesin diye irkildi.

    Yanımdaki meslektaşım telefonu alır ve konuşmaya başlar.
    “Efendim”

    ........

    “ Sanada merhaba”
    ........

    Nedenini öğrenebilirmiyiz?

    ........

    “ Ow geçmiş olsun, tabi tabi haklısın.”

    ........

    “ Tabiki, sen merak etme burayı.”

    .........

    “İyi günler”

    Konuşma esnasında meslektaşımın mimik harekelerine bakılırsa yolunda olmayan, üzücü bir şeyler var. Telefonu kapatır kapatmaz telaşlı bir şekilde “ N. buğün gelemeyecek işe onu haber etmek için aramış. Sebebi biraz üzücü. N.’nin kedisi son zamanlarda bildiğiniz gibi hastaydı. Veterinerler tedavisini bulamadıkları için N.’ninde onayı ile ötenazi uygulamaya karar vermişler.”

    Evet şimdi neye üzülürsün, işarkadaşın gelemeyeceği için daha çok çalışman gerektiğine mi yoksa iş arakadaşının şu anki bulunduğu duruma mı? Beynimde olayları yerine oturtmak için uğraşırken telefonla konuşan arkadaşım devam eder anlatmaya; “ buğün N.’birlikte kedisiyle doya doya vakit geçirmek, kedisinin sevdiği oyunları oynamak istiyormuş bu yüzdende buğün işe gelmeyecek.”

    Diğer iş arkadaşım hüzünlü bir ses tonu ile;

    “ aaa bu çok üzücü, N’yi şuan yanlız bırakmamak gerek nede olsa 14 yaşındaki bebeği, çocuğu yerine koyduğu kedisini kaybedecek.”

    14 yaşındaki bebeği mi? Çocuğu mu bu? Yapmayı arkadaşlar bu sadece bir kedi. Altı üstü kedi, kedicik... İnsan canından dahamı değerli? Dünyada bir dakikanın içinde kaç tane mazlum insan öldürülüyor biliyormusunuz siz, hemde hiç bir hastalığı olmadan? Haberleri hiç mi izlemiyorsunuz, her gün kaç insan canı alınıyor? Ne çileler çeken insanlar var, bırak hastalığına tedavi bulunamadığını, hastalığı gidermek için tedavi imkanı olmayan binlerce insan ölüyor. Demek geldi içimden açıkcası. Ama demedim, diyemedim. Şuan ki ortam bu konuları konuşmayı kaldıramazdı. Bu yüzden empati yapmaya çalıştım.

    Düşünsenize etrafınızda birlikte olduğunuz, güzellikleri, mutlulukları, sevinçlerinizi, üzüntünüzü paylaştığınız hiç bir aile fertlerinden kimsecikler yok. 18 yaşını doldurur doldurmaz kendi ayaklarınızın üzerinde durmak için bir valiz ile çıkıyorsunuz ebeveyinizin evinden. Senede iki defa; yılbaşı ve doğumgünü partisinde ziyaret ediyorsunuz anne ve babanızı. Gerçi bu durumda N.’ nin anne babası demek doğru olmaz çünki baba ortalıklarda yok, hiçde hayatında yer almamış. Annesi var birde annesinin evlendiği başka bir kadın yani üvey annesi var. Kimine göre iki annesi olduğu için şanslı gözüksede durum öyle değil. Hiçbir akrabası ile görüşmüyor, gerci görüşmüyor demek farklı bir anlam çıkartır. İşin daha doğrusu hiç bir akrabasını tanımıyor, 18 yaşından bu zamana kadar yanlız yaşıyor. Tabi hayatına giren, birlikte yaşadığı erkek arkadaşları oldu fakat onlar bile bu kedi, kedicik kadar sadık olmadılar, olamadılar belkide.

    Bu taraftan bakarsan üzücü bir durum. Nede olsa kedicik onun 14 yıllık can dostu. Kimi zaman sevincini paylaştı, kimi zaman hüznünü paylaştı sevgili kedisiyle. Şimdi ise ufukta mecburi bir ayrılık gözüküyor. Mecburi ayrılığa bir gün kala, kedisiyle güzel vakit geçirmek, kedisinin sevdiği oyunları oynamak, sevdiği yiyeceklerden yedirmek için tüm gün birlikte olmak istiyor. Dogal bi hakkı tabikide son gününü birlikte geçirmek istemesi. İnsanın sevdiğini kaybedeceği günü bilmesi acı bir durum olsa gerek.

    Bir çok ülkelerde insan canının kıymetinin yer altı tabakalarda dolaşıyor olduğunu bilmek ne kadar acı. Dünyanın dört bir tarafında bir çok üzücü olaylar olurken benim şikayet ettiğim duruma bakarmısınız...Ortalıkda hiçde adil olmayan olaylar cereyan ediyor. Dünyanın bir kısmı bırak hastalığını tedavi ettirmeyi, aç karnımı nasıl doyurabilirim düşüncesi, çırpınışı içerisinde.

    İçimizdeki hayvan sevgisini insan sevgisine yansıtma dileği, temennisi ile...

    Havva Koc

    http://www.ajans5.com/detay/2010/10/...yansitmak.html
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  5. #45

    NewYork`da beş minare yok

    NewYork`da beş minare yok

    Haftalar öncesinden filmin fragmanı tv ekranlarında, sosyal paylaşım alanlarında gördüğümde “bu filme gitmeliyim” demiştim.

    Henüz film sinemaya girmeden üzerinde yakıştırmalar yapılmıştı. Herkez bir şeyler yazıp çizdi. Hatta aileler, arkadaşlar arasında konuşuldu. Bizzat yakın çevrem, ailem “ bu film Fetullah Gülen Hoca’nın hayatından bahsediyor” dendi.

    Bense bu filmin adına göre yorum yaptım ve beklentimde o doğrultuda oldu. Benim teorime göre NewYork’ta yaşayan beş ayrı cemaatten oluşan müslümanların yaşanan bir olay sonrası bir araya gelip birleşmeleri.

    Bu birleşimlerinden meydana gelen, beş minaresi bulunan, dünyaca büyük bir mabedin olacağıydı. Filmin adına göre basit bir şekilde düşünmüş olduğum, yada yıllarca bu cemaatlerin birleşmesi ve bir noktada buluşmasını arzu ettiğimden olacak...

    Filmin adı NewYork ‘da beş minare olunca, gitmezsek olmaz dedik ve dört arkadaş gittik. Gösterinin olacağı salona doğru ilerlediğimizde kalabalık Türk film sevenleri, meraklıları ile sinema dolu idi. Salona girdiğimizde salonun yarıdan çoğu dolu idi. Tüm heyecanla filmin başlamasını beklerken, salonda herkez yerini almış bulundu.

    Filmin ilk başlarını heyecan dolu izledim. Hele ki iki kahraman Türk polislerinin (!) Amerikan polisi Becker’a “ siz barışı sadece petrol olan ülkelere mi getirirsiniz?” diye sorduğu soru ile şöyle bir gögsüm kabardı. Filmde olsa hesabını sorduk ya...

    Malesef bu sahnenin gerisi gelmedi oysa ben ve benim gibi düşünen birçok izleyici bunun gerisinin gelmesini bekliyordu. Bu konuya bağlı kalmalıydı. Yok, ama malesef, film boyunca senaryo her telden çaldı. “Bu ne şimdi” dediğim birçok sahne oldu. Çoğu konu yarım kalmışken, yer yer aceleye gelmiş düşüncesini yaşarken asıl tokatı son sahnede yedim. Film bitti bitecek derken, Mahsun Kırmızıgül ne yaptı ne etti olayı kan davasına bağladı.

    Birçok konuyu yarıda bırakarak, kandavası ile sonuca geldi.

    Hacı karakteri davranışıyla, düşüncesiyle Fetullah Gülen’i biraz da olsa anımsatıyordu sanki. Bir sahne vardı ki kafalarda soru işaretleri oluşturan. Hacı’nın kızının bir Hristiyan erkek ile evlenmesi.

    Bu film de aradığımı bulamadım malesef. Daha fazla dini meseleleri ele alacağını düşünürken hem ordan hem burdan dedi Mahsun Kırmızıgül. Malesef filmde de olsa birlik ve beraber olma hayallerimde kaldı.

    Mahsun Kırmızıgül bu filminde kendisini arka plana koymuş. Zaten mahsun Kırmızıgül’ün bu senaryoyu yazdığıda kafamda soru işareti.

    http://www.ajans5.com/detay/2010/11/...inare-yok.html
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  6. #46

    Amacım Başörtüsünü savunmak değil!

    Amacım Başörtüsünü savunmak değil!


    Bazen düşünüyorum da Allah cc iyiki Nur suresinden 31. Ayeti ve Azhab suresinden 59. Ayeti göndermiş. Bu ayetlerin hikmetlerini saymakla bitmez sanırsam. Baksanıza yıllardır bu ayetler sayesinde habire teoriler üretiliyor, yazılar yazılıyor, çizimler çiziliyor, yaşanılan çağa göre başörtüsü takma şekilleri uyarlanıyor.

    Şayet ayetlerdeki örtünme olayı olmasa idi aceba Türkiye’nin gündemini hangi konu belirlerdi? Yıllardır bu iki ayet sürekli öne sürülüyor. Kimine göre çağlar öncesinde kalmış, örümcek kafaların savunduğu ahlaki bir gereksizim. Kimine göre ise çağlar ötesi, insanlığı koruma kuralı.

    Başörtüsü üzerinde yapılan teoriler, tartışmalar ve debatlar yıllar geçmesine rağmen halen devam etmekte. İşin traji komik yanı ise; Türkiye diğer ülkeler arasında İslam dinine sahip olan ülke olarak biliniyor. Farkında iseniz sadece biliniyor dedim, İslam dinine sahip, yaşanıyor demedim.
    Baksanıza 1960’lı yıllarda başlayan başörtü problemini bile hala henüz çözememiş. Ne hikmetse halada çözemedi, böyle devam ederse çözemeyecekte. Uzun süredir kanayan yara olarak, vijdanları rahatsız eden bu duruma birileri dur demeli.

    İşin garbi ise malesef bu konuda uzman olmuş, ilahiyatcılarımız çoğu zaman susmayı tercih ediyorlar. Uzmanlar susmayı tercih edince meydan kendini bilmez bir kaç şaklabanlara kalıyor. Bu şaklabanlarda kendi kurallarını, yönetime yalakalık yapmak adına, Allah cc göndermiş olduğu ayetleri, ordan kırpıyor, burdan kırpıyor yönetime uyarlıyorlar!

    Dini İslam olmayan bir çok ülkelerde başörtüsü her hangi bir tehlike ! teşkil etmezken malesef Türkiye’mizde bu farklı... Avrupa ülkelerinde, Amerika ülkelerinde bir çok başörtülü kızlarımız tahsillerini problemsiz, engelsiz yaparlarken durum İslam ülkesi diye bilinen Türkiye’de hal başka.

    Avrupa Ülkelerinde, Amerika ülkelerinde bir çok başörtülü bayanlarımız özel sektorlarda ne kadar rahat çalışabilme imkânları varsa, kamu alanlarındada bu hakka sahipler. Malesef Türkiyemizde bu durum farklı. Özel sektorlarda problem olmazken kamu alanlarında başörtülü çalışma olanağı ellerinden alınıyor. Tarafsız devlet biçimi vatandaşlarına eşit davranmalı. Kamu görevine birini getirecekse, görevin başına getireceği şahsın ideolojisine değil, kalitesine bakmalı. Neyse kime söylüyorum ki ben bunları...

    Amacım başörtüsünü savunmak değildi, sadece bu yaşanan traji komik durumdan şikayetci olduğumu belirtmek istemiştim. Başörtü sorunlarını okumaktan, izlemekten gına geldi. Artık gazetemi açtığımda, haberleri izlediğimde vs daha fazla başörtüsü problemlerini görmek istemiyorum. Bırakın artık bu konuyu ve yıldızlara nasıl dokunabiliriz onu söyleyin.



    Havva Koc
    12-11-2010

    http://www.ajans5.com/detay/2010/11/...mak-degil.html
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  7. #47

    Gerçek Pedofiller Kimler?

    Hollanda geçtiğimiz hafta gündeme gelen pedofil haberiyle şok oldu. Amerika’da başlayan pedofil soruşturması, çorap söküğü gibi Amsterdam’da sökülmeye devam etti. Amsterdam’da kreşde geçen olaylar dudak uçuklayacak cinsinden. Haberi ilk okuduğumda kanım dondu. Hayat görüşü hangi yönde olursa olsun, aklıselim bir insan bu haberi okuduğunda mutlaka irkilmiş ve kanı donmuştur.

    Çocuklara karşı işlenen tecavüz ve cinsel taciz insanı derinden yaralıyor. Bu yüzden olsa gerek ki bu konu Hollanda’da büyük yankı uyandırdı. İş yerlerinde, sokaklarda, medyada, forumlarda bu konu konuşulup tartışılıyor.

    0 ile 4 yaş arası çocuklarla çalışan erkek kreş görevlisi çalıştığı kreşteki çocukların çıplak görüntülerini alıp başka ülkelerde pedofil sitelerinde meraklılarıyla paylaşmış. Daha sonraki araştırmalarda ise sadece görüntülerini değil 0 ile 4 yaş arasındaki çocuklara çirkin, iğrenç biçimde yaklaşarak tecavüzde bulunduğu görüntüleride bu pedofil sitelerinde paylaşmış. Henüz tam olarak kaç çocuğun bu iğrenç duruma mağruz kaldığı belirlenmedi.

    Bu kreşde çocukları olan aileler için toplu bilgilendirme düzenlendi. Dava tam olarak sonuçlanmadı, gerekli merciler bu dava üzerinde tabiri yerinde ise iz sürme üzerindeler.

    Benim bu olayda vurğulamak istediğim nokta, aileler yaşanan bu durumdan hiç mi şüphelenmediler? Akşam vakti çocuklarını kreşden alıp eve geldiğinde hiç mi bir belirti, iz, farklılık görmediler çocuklarının vücutlarında? Yâda çocuklarıyla eve geldiklerinde hiç mi iletişim kurmadılar?

    Her meslekde olduğu gibi kreşlerde çalışmak için belli bir eğitimden geçmiş olmalısın ve de aynı zamanda bulunduğun belediyede VOG (verklaring omtrend gedrag) belgesi alman gerekli. Pedegoji eğitimi ve VOG belgesi aldıysan birde cinsiyetin erkek ise kreşin kapıları sana sonuna kadar açık. Nede olsa bu sektörde çalışan erkek sayısı oldukça az. Bu yüzdende bir nevi bulunmaz Hind kumaşı gibi erkek kreş görevlileri aranıyor.
    Birçok aileler çocuklarını kreşe götürdüklerinde içleri rahat bir şekilde işlerine güçlerine gidiyorlar. Nede olsa çocuklarının bakımını güvenilir ve de bilgili insanlar üsleniyor. Tabiki arada böyle çürük kreş görevlileride olabiliyor. Her noktada insanlara gerektiği kadar, hatta hatta gerektiğinden daha fazla bilği verilsin, eğitilsin. İnanç noktasında zayıflık varsa verdiğiniz bilğiler, alınan onca bilği sadece teoride kalıyor. Bu yaşanan olay dünya toplumsal değer ve yargılarının yitirme noktasına gelmesinin bir belgesidir.

    Birde olaya şurdan bakmak istiyorum. Evet, bu iğrenç olayı gerçekleştiren pedofil suçlu. Fakat sadece onu suçlamak ne kadar doğru olur aceba. Asıl buzdağının görünmeyen kısmına bakmak gerek. Birileri sanki bizlere bu gibi durumlara at gözlüklerimizle bakmamızı istiyor. Asıl suçluyu saklıyor ve ortaya figüran çıkartıyor gibime geliyor. Bu yüzde şöyle at gözlüklerimizi bir kenara çıkarıp olaya daha geniş çapla bakalım diyorum.

    Onu bu duruma getiren faktörleri ele almak gerek. Asıl suçluyu ortaya çıkartmalıyız. Görsel basında, yazılı basında birçok pornagrafik tasarımlarla gözler önüne serilen reklam amaçlı çocuk kıyafetlerinin fotograf sergileri hiçmi bu duruma teşfik etmiyor? Yüz hatları ve vücutları çok güzel olan çocukların bikini, mayo defilesinde alımlı yürüyüşleri, büyük manken ablları, abileri gibi verilen seksi poz reklam görüntüleri afişe edenlerin hiçmi bu işde payları yok?

    Dizilerde, filmlerde masum gibi gösterilen çocuk öpüşme sahneleri hiçmi bu hastalıklı insanlar içerisinde bir şeyleri dürtmüş olmuyorlar? Bir çok yasal porno siteleri içerisinde bulunan çocuklarla olan porno görüntülerinin izin verilmesi yada görmemezlikten gelen hükümetlerin hiç mi suçu yok?

    Özgürlükler ülkesi diyede bildiğimiz ülke Hollanda, malesef bazı suistimaller yüzünden farklı gözlerle bakılıyor. Aklıma birden bir aralar kurulan PVND (Partij voor naastenliefde, vrijheid en diversiteit, sevgi, özgürlük ve farklılık) partisi aklıma geldi. Bu parti Hollanda’da reşit olma yaşının 12’ye indirilmesini ve çocuklarla ilişkinin yasaklanmamasını savunuyordu. Kendilerinin çocukların haklarını savunan bir parti olarak göstermişlerdi.

    Siyasetcilerin, medya yöneticilerinin, kurum ve kuruluş yöneticilerinin şapkalarını önüne koyup, toplumun yok olmaya mahsur kalmış ahlak ve derger yarğıları konusundada neler yapabileceklerini düşünmelerini tavsiye ediyorum. Tüm insanlığı bu konuda kolları sıvamaya davet ediyorum.

    Son olarak Bernard Shaw’ın ünlü, özlü sözüyle veda ediyorum.

    Bir milletin ahlakı dişleri gibidir. Çürüdüğü nisbette acısını hisseder.

    Havva Koc
    19-12-2010

    http://www.ajans5.com/detay/2010/12/...er-kimler.html
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  8. #48

    Sanat için soyunulur da, tarihi gerçekler karalanmaz mı?


    Muhteşem yüzyıl...

    Tarihden bir haber olan bizler dizi sayesinde baya bi bilgilendik. Çocuklarımız, torunlarımız bize Osmanlı padişahlarından sorsalar anlatacak o kadar çok şeyimiz var ki; Alınan kararlar, çıkılan seferler, yapılan icraatlar, sarayda yaşananlar, verilen fermanlar, haremde yaşanan maceralar vs...

    Gerçi haremde yaşanan o kadar heyecan verici sahneler varken diğerlerini anlatmaya sıra gelirmi bilemiyorum. Zavallı “Muhteşem Yuzyıl” senaristi sayın Meral Okay, Kanuni Sultan Süleyman’ın yanlızca magazinsel bölümünü ele alabilmiş. Burdan senariste bir kaç sözüm var; Öncelikle sizi ele aldığınız konu nedeni ile tebrik ediyorum. Her zaman düşünmüşümdür neden Osmanlıyı anlatan bir dizi, film yok diye.

    Osmanlı Padişahı olan Kanuni Sultan Süleyman’ın hayatını ele alıp senaryolaştırmanız güzel bir fikir. Keşke birde yazdığınız senaryoda tarihe sadık kalsaydınız... Kanuni Sultan Süleyman’ı kendi kafanıza göre senaryo yazıp ekrana aktarmak ne kadar doğru?

    Senarisler kendi yazmış oldukları senaryolarda isdedikleri karakterleri istedikleriyle seviştirmekte, savaştırmakta yada aldattırmakta özgürlerdir günümüzdeki dizilerde olduğu ğibi. Konu tarihe mührünü vurmuş Kanuni Sultan Süleyman’ı yani gerçek karakteri yorumlama hakkını sana kim verdi?

    Gerçek karakteri nasıl yorumlayabilirsin?

    Tabiki Kanuni de bir beşerdi. Yeri geldi hareminde sevişti, yeri geldi sefere çıktı cenk etti. Sonuç olarak herşeyden önce o bir evliya değil padişahdı, yanlışıda olmuşdur doğrusuda.

    Bardağa dolu tarafından bakmak gerekirse aslında bu diziyle dünyadaki bir çok kendini Osmanlı torunu olarak tanıtan, bilen Osmanlı torunlarının gözlerinide açmış oldu. İnsanlar Kanuni Sultan Süleyman’ın padişahlık dönemini okumaya başladılar, kendi aralarında bu konu hakkında konuşmaya fikir alış verişlerinde bulunmaya başladılar.

    En azından kendi çevremden biliyorum. Günlerdir tartışma proğramlarında, haberlerde bu konu uzmanlar tarafından enine boyuna tartışıldı, konuşuldu. Bizlerde ekranlarımız başında izledik halada izliyoruz. Doğrusunu öğrenmeye çalışıyoruz.

    Birilerinin yönlendirmesiyle yada kendi insiyatifiyle bu diziyi protesto edenlere şunu söylemek istiyorum. Protestolarınızı kendinize yakışır bir şekilde edin. Beğenmediginizi dile getirmek, sesinizi duyurmak en doğal hakkınız fakat bir dizinin yayından kalkmasını istemek bence çözüm değil. Yapılan yanlışı düzeltmek adına yanlış yapmayın. En güzel protesto eylemi ise bu diziyi izlememek olur ve böylece dizi kendiliğinden yok olur.

    Geçmişiyle övünen ve ders çıkartan tüm senaristlerede söyle bir teklifim var; Osmanlının kuruluşundan çöküş süreci arasındaki Padişahları tek tek ele alıp dizi çekmek ekrana yansıtmaya ne dersiniz? Geç kalınmış sayılmaz, burdan bu diziyi eleştiren senarislere duyuruyorum “lütfen bir el atın, tarihin tüm gerçeklerini yansıtan bir Osmanlı dizi senaryosu yazın da keyiflice izleyelim”.

    Gerçekler balçıkla sıvanmaz!!!

    http://www.ajans5.com/detay/2011/01/...lanmaz-mi.html
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  9. #49
    Sen Necmettin Erbakansın!


    Ne mubareksin ki hayata veda ederken bile bizleri, Güney Hollanda bölgesi idarecilerini bir araya topladın.

    27 şubat Güney Hollanda genişletilmiş idareciler toplantısında yerimizi almak için Oss şehrinde bulunan salona doğru arabamız ile yol alıyoruz. Bu esnada telefona gelen mesaj acı bir ses tonu ile sızlanır. Telefonun mesaj kutusunu açtığımızda Hocamızın, liderimizin, savunan adamın dünya hayatından ahirete göçtüğü haberini okuduk. Arabanın içinde arkadaşlarımızla birbirimize baka kaldık...

    Ne yani Hocamız şimdi ciddi ciddi dünyadan göç mü etti? Yeni bir dünya projesi ne olacak şimdi? Kim mazlumları, yetimleri, düşkünleri düşünecek? Kim çalışacak bozulmuş dünya düzenini düzeltmek için? Kim geceleri uykusuz kalacak yaşanılan olumsuzluklar için?

    Kim savunacak bizi? Söylermisiniz kim?

    Toplantı salonunda ağır bir hava hakimdi. IGMG’den ve Türkiye’den gelen konular konuşmalarını kısa tutarak toplantı planlandığından daha farklı ve erken bir şekilde bitirmiş olduk. Hep birlikte kıyabi cenaze namazı kıldık. Salonda bulunan cemiyetler vakit kaybetmeden siper bölgelerine gitmek için hareket etti. Bizde öyle yaptık ve Schiedam’a yol aldık. Olagan üstü toplantı düzenleyerek neler yapmamız gerektiği noktasında istişarede bulunduk.

    Hocamızda bizden bunu istemişti. Geçtiğimiz hafta hocamızın ziyaretinde bulunan gençlik başkanımıza “Avrupadaki gençlerimize selamlarımı iletin ve siper yerlerinden ayrılmasınlar” demiş.
    Hocam bu sözlerinizi vasiyet olarak alıyoruz üzerimize ve siper yerlerimizden ayrılmıyoruz.

    Rasulla (sav)’ın hayata veda edişi ashab için imtihan olmuştu. Aklıma birden kitaplarda okuduğum o anlar geldi. Gözümde canlandırdım olayı bir film şeridi gibi.

    Adaleti ile bilinen ikinci halife olan Hz Ömer (ra) Rasullah’ın ölümünü kabul etmekte zorlanırken, Hz Ebu Bekir orada bulunan ashabı ve Hz Ömer’i sakinleştirmişti.

    Orada bulunan topluluga Hz Ömer (ra) “kim Muhammed öldü derse, boynunu vururum” dediğinde Hz Ebu Bekir (ra) metanetini muhafaza ederek “Sizlerden her kim Muhammed (sav)’e tapıyorsa, bilsin ki O öldü. Her kim Allah’a kulluk ediyorsa, iyi bilsin ki, Allah bakidir, asla ölmez” dedi.

    Evet Hocam da bir fanidi ve ahiret hayatına göçtü. Fakat bu dava daim. Kur’an ve sünnet ışığında bizler bu dava uğrunda yolumuza devam etmeliyiz. Hocamızın şu sözlerini paylaşmak istiyorum fakat sadece okuyup geçmeyelim, içimizde hissedip yaşayalım. Önce kendi nefsime sesleniyorum. Ey nefsim!

    “Müslüman Hakkın hakimiyeti için motor, şerrin yok olması için fren olma görevlisidir” Necmettin Erbakan

    Rabbim bizleri cennetinde buluşturur inşaAllah. Hocamızın sevenlerine başsağlığı diliyorum.


    http://www.ajans5.com/detay/2011/02/...rbakansin.html
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  10. #50
    Sessiz DEVRİM! Fatih KANLI kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Feb 2008
    Konum
    istanbul
    Yaş
    37
    İletiler
    3,669
    Blogdaki Konular
    1
    Yukarıda ki yazının son bölümünde Hocamıza ait olduğu söylenen yazının aslı şudur: "“Müslüman Hakkın hakimiyeti için motor, şerre fren olma görevlisidir” Necmettin Erbakan

  11. #51

    Jezus zegt:

    Kom naar mij, jullie die vermoeid zijn en onder lasten gebukt gaan, dan zal ik jullie rust geven.
    Matteus 11:28

    Japonya’da yaşanılan tusinami olayını düşünürken posta kutuma doğru yöneldim. Globalleşen dünyada bir kıtada kıyametler koparken diğer kıtada her şey güllük gülistanlık. Japonya’da yaşanılan faciaya genel anlamda ne basında yeterince yer verildi nede devletlerarasında gerekilen yardımların yapılmadığını düşünüyorum. Bunu da acaba Japonya teknoloji bakımdan zengin olduğundan dolayı yardımlardan mahrum mu kaldı diye de düşünmüyor değilim. Nede olsa Japonya birçok ülkeye rakip.

    Asıl paylaşmak istediğim konuya döneyim. Posta kutuma doğru yavaş yavaş ilerledim. Acaba bugün devlet benden harç almak için, pardon harç mı dedim? Dilim sürçtü ve dolayısıyla parmaklarım klavyemde yanlış harfleri tuşladı. Yoksa devlet hiç harç alır mı? Devlet alsa alsa vergi alır, oda yol, baraj, köprü yaptırmak içindir. Son haftalarda o kadar çok mektup aldım ki vergi dairesinde, dilimin sürçüp parmaklarımın yanlış harfleri seçmesi normal olsa gerek.

    Vergi dairesi kılıfına uydurarak para istemek için mektup göndermiş mi diye merak ederken posta kutumu çekine çekine açtım. Malum son zamanlarda o kadar çok vergi adı altında ödemem gereken çekler geldi ki…

    Postayı açtığımda reklam afişlerinin yanı sıra ilgimi çeken bir de kartpostal vardı. Reklam afişlerini bir kenara bırakarak hemen kartpostalı incelemeye başladım. Kartpostalın üzerinde dünyada meydana gelen depremler, afetler, savaşlar, askerler, ağlayan sızlayan insanların görüntüleri yanı sıra İran Cumhurbaşkanı Ahmedi Necat’ın fotoğrafı vardı. Kartpostalın ön kısmı hüznü, kederi gösterirken, büyük harflerle “HUZURSUZLUK” yazıyordu. Direk aklıma sanırım yeni bir mitingin, protestonun ayak sesleri bu kartpostal diye düşündüm. İçimden “yaşasın birileri bu gidişattan rahatsız olmuş” diye geçirdim.

    Bazen işe yarayan protestolar, bazense sadece kendi şahsi iç dünyamızı rahat etmesine yarıyor. Vijdan rahatlatıyor… “biz elimizden geleni yaptık!” dercesine.

    Daha fazla kafamda teoriler üretmemek için kartpostalın arka sayfasını çevirdim. Arka tarafında incilden bir ayet yazıyor. “Yorgun olanlar ve sıkıntılardan geçenler, bana gelin, sizi rahata kavuştrayım” Matteus 11:28

    Kartpostalın alt tarafında bulunduğum şehrin papazı, kilise tüm şehir sakinlerini gezici vaiz olan J. Houtman’la düzenledikleri ekstra özel ayine davet ediyorlar. Son zamanlarda dünyada artan afetlerden, savaşlardan dolayı rahatsız olmuşlar ki, ikamet ettiğim şehirdeki Papaz efendi kilisede özel ayin düzenliyor. İlgimi çeken tarafı ise, bu ayine sadece o kiliseye üye olan şahısları değil, şehirdeki tüm insanları davet ediyor olması.

    Gözlerim fal taşı gibi açıldı ve şaşkınlığımı gizleyemedim. Şaşırdığım kadarda mutlu oldum açıkçası. Kafamda direk okları camilerde imamlık yapan imamlara yönelttim. Acaba onlarda camilerde 5 vakit namaz kıldırma dışında başka herhangi bir çalışmaları oluyor mu?

    http://www.ajans5.com/detay/2011/04/...davet-var.html
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  12. #52
    Schiedam Yusra kadın kolları olarak 5 arkadas saat 13.20 sularında İGMG genel merkezin önünde bulduk kendimizi. Bizi az çok nasıl bir mekânın beklediğini bildiğimden çok şaşkınlık geçirmedim desem yalan olur. Açıkçası binanın dış görümüne ustalar bir el atabilir kanaatindeyim. Bina baya yıpranmış, bakımsız kalmış.

    Genel Merkez binasından içeri doğru girdiğimizde bizi karşılamak için bekleyen İGMG kadın kolları teşkilatlanma başkanı Sayın Züleyha Hanım ile hasbi hal yapıp direk yemekhaneye ilerledik. Her ne kadar yeme ihtiyacımızın olmadığını söylesek de, malum misafir perverlik birde öğlen yemeğinden başka yemek çıkmıyormuş yemekhanede…

    Tüm IGMG Genel Merkez personeli yemekhanede açlıklarını giderirlerken söyle bir selam verdim ve bize gösterilen yere doğru ilerledik. Sayın IGMG kadın kolları Genel Başkanı Zehra Dizman Hanım efendiyle selamlaştık, ayak ustu hal hatır sorulduktan sonra öğle namazını eda etmek için abdesthanelere dağıldık.

    Tüm bina içerisinde ezan okunduğunu duymak güzel bir duygu idi. Merdivenlerde cemaat ile birlikte namaz kılmak için koşuşturanların içerisine bizde katildik. Tabi merdivenler yerine asansör kullananımızda oldu.

    Genel merkez, bina içerisinde personellerin cemaat ile birlikte namazları eda etmelerini yürürlüğe koymuş. Daha da güzeli namazların ardından toplu bir şekilde Evrad-i Serif okunuyor olması idi.

    Okunan Evrad-i Serif sonrası Zuleyha hanim deyim yerinde ise çiçeği burnunda yeni IGMG başkanı Kemal Ergun’ün toplantısı olduğunu ve hemen oracıkta görüşebileceğimizin haberini bize uçurdu.

    Açıkçası bizim böyle bir niyetimiz olmadığı için talebimizde olmamıştı. Nede olsa yoğundur diye kendilerini meşgul etmek istememiştik. Ama böyle tanışma imkanı da varsa neden olmasın dedik ve kabul ettik. Daha sonra gelen haberde ise sayın IGMG başkanı Kemal Ergün bizi mescitte, ayak ustu değil odasında beklediğini öğrendik. Toplantısına gecikmemesi için bir an önce odasına doğru ilerledik. Odaya girdiğimizde gayet güler yüzlü biriyle karşılaştık. Oturmamız için yer gösterirken arkadaşlarla birbirimize bakıştık. Ayaküstü “yeni görevinizde hayırlı olsun” deyip ziyaretimizi kadınlara ait bölümde devam ederiz diye düşünmüştük.

    Tek tek tanışma faslı bittikten sonra hemen Sayın Ergün, cemiyetimizle alakalı bilgileri almak için soruları ardı ardına sordu. Cemiyetimiz içinde eğitim gören öğrenci sayısını sorduğunda başkanımızın aşağı yukarı sayı vermesine esprili bir dille “ Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamız Milli Görüş teşkilatında aşağı yukarı, yuvarlak hesabın olmayacağını” hatırlattı.

    Bu arada sunu fark ettim ki Sayın Ergul çiçeği burnunda başkan olmasına rağmen bizim cemiyetten haberdardı. İlgimi çekmedi değil açıkçası.




    Sayın Ergün konuşmasına devam ederken bir taraftan odayı inceleme altına aldım ve ilgimi kapının sol tarafında asılı duran fotoğraflar çekti. Fotoğraf makinamı yanıma alıp ayağa kalktım ve fotoğraflara doğru ilerledim. Fotoğraflar sırası ile IGMG’nin ilk başkanından son başkanına doğru sıralıydı. Birden içimden kimler geldi kimler geçti ve daha kimler gelecek dedim. Fotoğrafları incelerken belki birçoğunuz için önemsiz bir detay olacak ama yinede paylaşmak istiyorum. IGMG’nin ilk genel başkanı Merhum DR. Yusuf Zeynel Abidin ile şuan ki IGMG genel başkanı Sayın Kemal Ergün’ün görünür bir ortak noktaları vardı. İçimden şöyle geçirdim “Allah’ım IGMG toplum sivil kurumu olarak, özünde İslam olan, Hak’tan ve haklıdan yana olan, ırk din mezhep ayırt etmeden mazlumun koruyucusu olan, yaptığı her işi Allah cc’nin rızasına dahil olmak için yapan, bu büyük düşünce Milli Görüş sanırım artık doğum sancısından kurtuldu ve herkesin beklediği bebeğimiz dünyaya geldi”.

    Gönül bu ya istiyor işte, bir an önce her şeyin güllük gülistanlık olmasını istiyor. Sonuca varmak istiyor. Bu dava içerisinde en tepeye çıkarttığımız insanlardan alınan darbelere yeter artik demek istiyor. İnsanlığa hizmeti görev almış bu görüşün artık daha fazla yıpratılmasına gönül razı değil.

    Kafamda bu düşünceler gezinip dururken tekrar Sayın Ergül’ün sohbetinden faydalanmak için yerime geçtim. Sayın Ergül herhangi bir şikayetimizin, sıkıntımızın olup olmadığını bir kaç kez dile getirdi. Hayırlı olsun ziyaretinde şikayet olur mu? Herhangi sıkıntımızı dile vurabilir miyiz?

    O an aklıma gelen bir kaç soru vardı fakat soramadım. Sorsaydım toplantıya girmek üzere iken bize vaktini ayırmış olan birine eziyet olurdu ancak. Fakat en çok sormak istediğim soruyu ajans5 vasıtasıyla sormak istiyorum.

    IGMG 4. Olağan ustu kongresinde Sayın Yavuz Çelik Karahan`ın söylediği “ IGMG bir parti veya siyasi bir teşkilat değildir.” bu cümle hakkında ne düşünüyorsunuz?

    Son olarak sunu belirtmek istiyorum kitaplığımda söyle 3cmlik bir boşluk var, orayı nasıl dolduracağımı bilemiyorum, bir zahmet söyle bir el atsanız diyorum.


    http://www.ajans5.com/detay/2011/06/...-ziyareti.html
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  13. #53
    Şuurlu Gençlik Ekrem GÖK kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Fri Jul 2011
    Konum
    İstanbul
    Yaş
    26
    İletiler
    198
    Havva abla yazılarını beğeniyle takip ediyorum Allah senden razı olsun..
    İman varsa imkan da vardır, milli görüşçü asla vazgeçmez...

  14. #54
    Dokunma ibadeti cabutb aglamaya donusmese bari

    AK Parti Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin’in yaptığı aceba büyük bir gaf mı, yoksa ilgi çekmek mi? Tabi buna dil sürtüşmeside diyebiliriz, nede olsa son zamanlarda bir dil sürtüşmesidir aldı başını gidiyor.

    İlgi çekmekmi sözümü hemen kötüye yormayın “sayın vekil ilgisiz mi kaldı?” gibilerinden. Hani mubarek üç aylar içerisindeyiz ya, ibadetlere ilgi çekme manasında söyledim o sözü.

    Kimimiz bu haberi okurken “yuh yani bu kadarıda olmaz” derken, kimimiz “hakketen doğru ya, bizdemi bir el atsak başkanımıza” demişizdir.

    İleriki zamanlarda Sayın Erdoğan’ın korumalarının işi daha da zorlaşacak gibi görünüyor. Malum dokunulmazlığı olan biri tarafından Sayın Erdoğan’a dokunmanın ibadet olduğu söylendi. E artık Sayın Erdoğan’a dokunma isteği artacaktır. Tabii birde bunu farzdır diye alğılayanlar olacaktır.

    Umarım bu dokunma işi Sayın Erdogan’a çabut bağlama işine kadar gitmez.

    Sayın Şahin’in “ Sayın Başbakanımıza dokunmak bile inanın bence bir ibadettir” demesinden sonra ortalık karıştı. Olayı herkez kendine göre yorumlarken Sayın Şahin’den gelen açıklama havayı biraz daha yumşatır gibi oldu.

    Sayın Şahin, AA muhabirine telefonda şöyle bir açıklamada bulunmuş. “ O açıklamayı yaparken benim buradaki maksadım; müminin mümine sevgisi ibadettir”.

    Haksızda sayılmaz yani. Rasullah (sav) söyle buyuruyor; iki Müslüman karşılaşıp musafaha yaparlarsa, Cenab-ı Hak, onlar ayrılmadan her ikisinin de günahını bağışlar.” Ebu Davud Edep 143

    Şöylede bir şey var ki; Dokunmadan dokunmaya fark var. Sadece Sayın Erdoğan’a dokunmanın ibadet olduğunu dersek büyük bir yanılgıya düşmüş oluruz. Sırf ibadet deyip Sayın Erdogan’a dokunmak, orasından burasından çekiştirmek de abes-i işgaldir.

    Bu konu burda bitmez, daha çok konuşulacakır. Bir deli bir kuyuya taş atar 40 akıllı (!) o taşı çıkartmak için günlerce gündemi oyalar.

    Yazık, yazık ki ne yazık...

    http://www.ajans5.com/detay/2011/07/...mese-bari.html [/url]
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  15. #55
    İnsanlığın ölümünden bir hafta sonra…

    Norveç’in bağrına terör hançeri saplandığının haberleri tüm dünyaya yayıldığında tüm oklar malum örgütlere çevrilmişti. Malesef İslam’ı terörle eşitlemeye çalışanlar hedef olarak Müslüman örgütlerin üzerine çevirdiler. Terörün ırkı dini olurmu şaşkınlar?

    Haberlerin ilk yayıldığında farklı farklı Müslüman örgütler terörist olarak suçlanırken gerçekler ortaya çıktığında eylemi gerçekleştirenin cinnet geçiren bir Norveçli olduğu söylendi. Cinnet geçiren Breivik bu eylemi bireysel olarak planlamış ve hayata geçirmiş. Bize yansıtılan bu tabi, nekadar inandırıcı orasıda şüpheli…

    Breivik’in saldıryı gerçekleştirmeden önce binbeşyüz sayfalık bildiri yazdıg ve sosyal paylaşım alanlarda paylaştığı ortaya çıktığında açık ve net olarak Breivik Avrupalları yeni bir haclı seferine çağırıyor.

    Siyasi uzmanlar Anders Behring Breivik’in motive eden fikirlerin Avrupalı aşırı sağcılarınkiyle örtüştüğünü işaret etti. İslam karştı olan ve her fırsatta İslamı kötüleyen, azınlıkları aşağılayan göç karşıtı Geert Wilders’ın hiç mi payı yok ki; şimdi kendileri bu terörü yapan teröristi (!) kınıyor?

    Avrupa’daki aşırı sağcılar saf etnik toplum oluşturma isteği olduğundan Avrupa’da bulunan tüm azınlık ve göçmenlerden arınmak istediklerinden ne yapacaklarını, nasıl saldıracaklarını şaşırmış durumdalar.

    Ne garip ki bu eylemi gerçekleştiren Müslüman kimliğinde birisi işlemiş olsaydı, uluslararası ajanşlar terörist diye adlandırırlarken Norveç katliyamını gerçekleştiren Breivik’ten bahsedildiğinde cinnet geciren ve saldırgan diye söz edildi.

    Tüm insanlığın başı sağolsun.


    http://www.ajans5.com/detay/2011/07/...fta-sonra.html
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  16. #56
    Aceba hangi cami hocasi Teravih namazini hizli kildiriyor?

    Evet, başlığı gören sübhannallah bu nasıl bir sual diye soracaktır? Hak vermiyorda değilim yani böyle soru mu olur. Fakat böylede bir gerçekte var, görmemezliktende gelemeyiz.

    Kimi Ramazan ayı gelmeden bu sorunun cevabını ararken kimide Ramazan ayı içerisinde farklı farklı camilere giderek hızlı Teravih namazı kıldıran hoca arayışı içine giriyor. Malum vakit geç, Teravih namazıda uzun. Bu sünnettende geri kalmak istemeyip eda etmekte istiyor insan.

    Bizim evdede esprisi geçmedi değil yani. Ramazan ayının yaz sezonuna denk gelmesi, iftarın geç saatlerde açılması böyle oluncada sünnet olanTeravih namazıda daha geç saatlerde eda edilmesi gerekince insan bitkin, yorğun oluyor.

    Burda Teravih namazının hikmetlerinden, hükümlerinden bahsetmicem. Benim değinmek istediğim nokta biraz espiri şekliyle hoca arayışı içerisinde bulunanlara gönderme. Malum günümüzde her nabza göre şerbet dağıtan hocalarımız var. Cemaatin istek ve arzularına göre namaz kıldıran hocalarımızda yok değil hani. Belkide buna şükretmek, Elhamdulillah demek gerek. Ne güzel her kesime hitap eden Hocalarımız var deyip bunu zenginlik olarak görmek gerek (!)...

    İlk teravih namazını kılmaya gittiğim camiidede konu Teravih namazının hızlı kılınması idi. Tevafuk olcak ki, o gün içerisinde bunun esprisini yapmıştık. Deyim yerinde ise taş tam gedigine oturdu. Sanırım hoca efendide bunun bilincinde idi ki ilk Teravih namazında bu konuya değindi.

    Teravih’in de bir namaz olduğunu ve tadili erkânına göre kılınması gerektiğini vurğuladı. Müslümanların üzerine günde 5 vakit farz kılınan vakit namazları nasıl usulüne göre eda ediliyorsa Teravih namazıda aynı titizlik içerisinde olmasına değindi. Usul şudur ki namazın farz ve vacipleri var, bunların ihlal edilmemesi gerek.

    Teravih namazı rekât olarak biraz fazla olduğu için herhangi bir bıkkınlık oluşmasın diye diğer namazlara nazaran biraz seri kıldırılabilir fakat tadili erkân’ı ihlal etmemek şartı ile. Farzını, vacibini, sünnetini muhafaza etmeli.

    Şu mubarek günleri hakkı ile değerlendirmek dilegi ile iyi Teravihler...


    http://www.ajans5.com/detay/2011/08/...iriyordur.html
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  17. #57


    Afrika’lılara balık tutmasını ne zaman öğreteceğiz?

    Kendi kendimi bildim bileli Afrika diye adlandırılan bil kıta var dünyada. Bu kıtada bulunan ülkelerdeki canlılar sürekli aç. Afrika denildiğinde siyah tenli, sıska perişan vaziyette kuraklığın ortasında oturan bir insan profili beliriyor gözlerimin önünde.

    Bilal görünümlü kardeşlerimiz yirmibirinci yüzyılda gözlerimizin önünde açlıktan birer birer değil, onar onar ölüyorlar. Bizlerin yemek artıklarını hiç düşünmeden, duraksamadan çöpe attıklarımızla dünyanın diger kıtasında birilerinin karnını doyuracağını düşünmeksizin.

    Bir tarafta ihtiyaç fazlasından dolayı çöpe atılan yemekler varken diger taraftan sadece hayatta kalabilmek için bir kaç lokma yemeğe muhtaç insanlığın olduğunu bilmek üzücü. Bu durumun bilincine varıp ibret almalıyız.
    Ne garipdir ki; dünyanın bir kısmı ihtiyacından fazlasını tüketirken dünyanın diğer kısmı hayatta kalacak kadar bile yiyecek bulamıyor.

    Yıllarca Avrupa ülkelerinin sömürgesi altında kalan Afrika şuan ciddi manada kuraklıktan ve dolayısıyla açlıktan kıvranıyor.

    Bir zamanlar Avrupa’nın medeni (!) ülkeleri tarafından medeniyet (!) götürme adı altında talan edilmiş, yoksulluğa, kuraklıga mahkum edilmiş Afrikalılar. Bir tarafta ise Afrika’nın yeraltı zenginliklerinde faidalanan aynı zamanda bir kaç verdiği ilaçların ve yemeklerin yaygarasını yapan medeni (!) ülkeler.

    Afrika’daki açlık sefalet kapitalizmin insanlığa oynadığı-zoraki oynattığı vahşice bir tyatro diyede düşünmüyor değilim. Şöyle ki Afrika’da yaşanan açlık yeni bir olay değil. Yıllardır o kıtada açlığın sefaletin, yoksulluğun olduğunu birileri bize anlatıyor, görüntüler gösteriyor.

    Afrika’ya medeniyet götüren ülkeler, size sesleniyorum. Yıllarca Afrika’daki ülkeleri sömürdünüz, karşılığında hiç mi bir şey öğretmediniz? Bu ülkelere var olan borcunuzu ne zaman ödeyeceksiniz?

    Afrikalılara balık tutmasını ne zaman öğreteceğiz?

    Birileri Afrika’daki açlığı silah olarak kullana dursun biz Müslümanlar insanlığın temel unsurlarından olan merhameti ortaya çıkartalım ve yeryüzündeki tüm mazlum ve mağdurların yanında olduğumuzu maddi manevi hissedip hissettirelim.

    Yüreklerimizdeki kirlerin gözyaşlarımızla yıkanması, temizlenmesi dileği ile...

    http://www.ajans5.com/detay/2011/08/...retecegiz.html
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

3 / 3 İlkİlk 123

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •