3 / 2 İlkİlk 123 SonSon
57 sonuçtan 21 --- 40 arası gösteriliyor

Konu: Havva Koç'un Kaleminden

  1. #21

    Bir bayram daha sensiz...

    Bir bayram daha sensiz...


    Bir kaç gün sonra bayram, kurban bayramı. Küçük çocuğun hayalindeki bayram nasıldır aceba? Kendi çocukluğumu düşünüyorum da, bol bol şeker, çokolata, arada bir de para toplamakdan öteye geçmiyordu. Ne kadar çok el öpersem o kadar çok kazancım olurdu. Neyin kazancı, yediğim üç beş şekerin kazancımı, yoksa eli öpülesi aile büyüklerinin elini öpmekmiydi? Düşünüp ölçmek biçmek gerek.
    Hz İbrahim’i düşünüyorum, kendini yaratana verdiği sözü... Allah’ım nasıl büyük bir söz. Nasıl bir ruh halinde böyle bir söz vermede bulunmuş ve nasıl bir ruh halinde iken verdiği sözü yerine getirmek için eylemde bulunmuş/ bulunmaya kalkışmış?
    LailaheillAllah...SubhaneAllah...BarekAllah...MasaAllah

    Sensiz geçireceğim ikinci Kurban bayramı. Zor olcak, sancılı olcak bir o kadarda ağır olcak...
    Bayram sabahı erken kalkmak, semaya gözlerimi dikip seni hayal etmek, varlığını hissetmek istiyorum. Uzun bir müttet öyle kalmak, etrafta hiç bir ses, görüntü görmemek istiyorum. Banyoyo doğru yönelip, seni yanına alan yaratıcıyla buluşmamıza hazırlanmak için, muslukta akan zemzem (!) suyuyla abdest almak istiyorum. Adeta bütün vucutumda bulunan maddi manevi pisliklerden arınırcasına.
    Allah’ım içimdeki dışımdaki tüm tagutlardan beni/bizi arındır. İçimde ki özlemi vuslata yönlendir deyip mubarek günde dua etmek istiyorum

    Tüm aile senin evinde baba, sen hariç. Sen nerdesin? Bakınıyorum etrafa belki seninle gözlerimiz temasta bulunur diye. Her zaman oturduğun koltuga doğru göz atıyorum, yoksun. Senin yıllardır taşıdığın yükü omuzlama çabasında olan abimi görüyorum orda. Ona baktığımda eskisi gibi sadece abi olarak bakmıyorum. Yada abi olarak bakıyorum fakat abi olara göremiyorum. Abi baba arasında bir şey işte, çözemedim. Ayrıca çözmelimiyim ki?

    İçim acıyor baba, seni anarken içimde sanki birşeyler kopuyor. Eskiyen duvar kağıdını yırtmaya çalışırsınya, sanki onun gibi bir seyler içimde sökülüyor. Özledim, özledim baba. Varmı daha ötesi?
    Bayramsa, bayramınız mubarek olsun...

    Havva Koc
    25-11-2009
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  2. #22

    Sana geliyorum,

    Sana geliyorum,
    Dışarısı çok soğuk, soğuğa aldırmadan sıkı bir şekilde giyiniyorum. Siyah deri eldivenlerimi ellerime geçiriyorum. Yavaş adımlarla fakat kendimden emin olarak motosikletime doğru yol alıyorum. Gerçekten çok soğuk, hiç motor havası değil. Ama binmeliyim, uzaklaşmalıyım burdan, sana gelmeliyim...
    Motorsikletime doğru yürürken, bir müddette olsa dünyadan ayrılcağımı hayal ediyorum. Olabildiğince hızlı, tüm gücümle gaza yükleneceğim...Motorumun sesinden başka hiçbir şey duymak istemiyorum, duymayacağımda. Rüzgarı tüm bedenimde hissedeceğim, iliklerime kadar...
    Sana geliyorum,
    Seni bıraktığım noktaya geliyorum. Sende beni bıraktığın noktaya gel. Daha fazlasını istemiyorum ki senden. Sadece beni bıraktığın noktaya gel, orda görüşelim. Sana anlatacağım çok şey var “baba”. Hem bak sana yeni motorsikletimi de gösteririm. Sen onu görmedin, tanışırsınız. Adını Kangal koydum. Biliyorum hiç motorsiklete kangal adı konurmu? Ben koydum, bana sadık olmayı, dost olmayı hatırlatıyor.
    Her attığım adım beni sana biraz daha yaklaştırıyor, öyle hissediyorum. İlieride, sokak lambasının altında kangalımı görüyorum, beni sana getirecek. Bembeyaz saf ve temiz. Yanına yaklaştığımda ise dostluğunu, sadıklığını hissediyorum. Gün boyunca beni bekliyor, bıraktığım yerde...
    Sana geliyorum,
    Selam verip halini hatırını sordukdan sonra ellerimle dokunarak başını okşuyorum. Ne kadarda uysal... Bıraktığım yerde bulmak ne güzel. Kangalımın aynasına yaklaşarak “beni ona götür” diye fısıldıyorum. Beni anladığına eminim. Motosikletimi çalıştırıp kendimi kangalımın ellerine teslim ediyorum. O biliyor, buluşma noktasını.
    Sana geliyorum,
    O kadar çok şey birikti ki sana anlatmak istediğim baba... Seninle paylaşmak istediğim... Bekle beni sana geliyorum.

    Havva Koc
    30-11-2009
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  3. #23

    Bastırılan Duygular

    Bastırılan Duygular

    Aşağıda yazdığımız bir küçük kız çocuğuyla annesinin arasında geçen diyoloğu sizlerle paylaşmak istiyorum. Aynı olayı farklı yaklaşımlarla ele aldık. Malum bizler duyğularımızı yaşayamıyoruz/yaşattırılmıyoruz. Sürekli hissetdiğimiz duygular birileri tarafından bastırtılıyor. Ne hikmetse bu duyguları yaşayamamız küçük yaşlarda bizlere ögretiliyor. Sanki atadan mirasmış gibi…Üzüntülü olduğunda ağladınmı; “Ne ağlıyorsun, ağlayacak ne varki?” Erkeksen “erkek adam ağlar mı hiç?” Sevindiğinde sevinç belirtisi olan gülüşlere “ne biçim gülüyorsun, ne gülüyorsun?” Buna benzer bir çok duyğu bastırılış örnekleri vardır hayatımızda.
    Aşağıdaki her iki diyoloğu okuduktan sonra buyrun siz karar verin. Hangi diyolog sizin doğrultunuza göre doğru ve hangi diyolog içerisinde olmak isterdiniz?
    --------

    Ayşe balkondan koşarak annesinin bulunduğu odaya girer. Üzgün bi şekilde ağlayarak “ölmüş” der. Anne şaşkın, şaşkın telaşlı bi şekilde sorar; “Hayırdır kim ölmüş?” Ayşe o kadar çok üzğündür ki sadece “ ölmüş anne ölmüş?” diye sorar. Anne bu kez az önceki şaşkınlığını üzerinden atarak, biraz uslubunu sertleştirir ve tekrar sorar “ kızım kim ölmüş? çabuk söyle”. Ayşe kendisini toparlamak istesede, bir türlü sakinleşemez. Annesi bir kez daha tekrar aynı soruyu sorar. Her soruşunda ses tonu daha daçok yükselir, Ayşenin sesizliği karşısında. Ayşe ister istemez annesinin kızmasından çekinerek olanları anlatır. “ Mavişimi hava alması için balkona koymuştum, az önce balkona gittigimde mavişim kafesin ortasında öylece hareketsiz bi halde yatıyordu. Önce onun uyuduğunu düşündum. Fakat kafesin kapağını açtığımda hala mavişim yatıyordu, bi kıpırdama belirtisi yoktu. Ölmüş anne mavişim ölmüş.”
    Annesi derinden bi nefes alır “ oh be bende bir şey var sandım” der ve ekler “ bunda ağlanacak ne varki? Bu sadece bi parkit. Sen öyle üzgün ağlamaklı gelince yanıma bende aileden birine bir şey oldu sandım. Allah iyiligini versin Ayşe, bunun için ağlanırmı hiç?
    Ayşe ağlamaklı “ ama anne o benim her şeyimdi, o benim arkadaşımdı. Çok üzüldüm anne çok”der ve Ayşe ağlamaya devam eder.
    Anne Ayşenin bu durumuna anlam veremez ve onun üzülmesini engellemek için onu teselli etmeye çalışır. “ Ayşeciğim üzülme yavrum sana başka bi parkit alırız” der ve kızının başını okşar. Ayşe yere doğru yığılır ve “ ben başka parkit istemiyorum, ben benim mavişimi istiyorum” diyerek bağıra bağıra ağlar. Anne biraz daha sinirlenmeye başlar ve “ Ayşe saçmalıyorsun artık, kes şu ağlamayı” diyerek ikaz eder kızını. “ Ama anne ben mavişimi çok seviyordum, başka parkit istemiyorum” der.

    -----------------------------------------
    Ayşe balkondan koşarak annesinin bulunduğu odaya girer. Çok üzgün bi şekilde ağlayarak “ölmüş” der. Annesi uğraştığı işi yarıda bırakır ve Ayşenin önüne oturur. “Hayırdır Ayşe” der. Ayşe üzgün ağlamaklı şekilde “ ölmüş anne ölmüş” der. Anne kızının başını okşayarak “ hhııımmmm” der sadece. Ayşe devam eder anlatmaya; “ mavişimi hava alması için balkona koymuştum, az önce balkona gittigimde mavişim kafesin ortasında öylece hareketsiz bi halde yatıyordu. Önce onun uyuduğunu düşündum. Fakat kafesin kapağını açtığımda hala mavişim yatıyordu, bi kıpırdama belirtisi yoktu. Ölmüş anne mavişim ölmüş.” Anne elleriyle kızının yanaklarındaki süzülen gözyaşlarını siler, “o o o ne kadar üzücü bi olay” der. Ayşe annesiyle duygusunu paylaşabildiği için biraz rahatlamış bir şekilde “ ona bir sürü şeyler öğretmiştim” der. Anne tüm dikkatini Aşenin üzerinde toplar ve can kulağıyla Ayşenin anlattıklarını dinler. “ evet Ayşeciğim, birlikte baya eğlenceli vakit geçiriyordunuz” der. Ayşe “ ona her gün yem veriyordum, su veriyordum, onu çok seviyordum”.
    “ Mavişini çok seviyordun, bu her halinden belli oluyordu Ayşeciğim”.
    “ Evet anneciğim, mavişi çok seviyordum”.
    Ayşe annesiyle duyğularını paylaştığı için baya bi rahatlamıştır.

    ---------

    Duygularımızı kara zindanlara atttık
    Üzüldüğümüzde ne ağlar, sevindiğimizde ne güler olduk
    Duygularımızı “el ne der” lere sattık...

    Havva Koc
    22-06-2009
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  4. #24

    İçimde ki ben...

    İçimde ki ben...

    Bir akşam vakti, bom boş sokaklarda yürürken arkama dönüp bakıyorum. İçimdeki ben arkamdamı diye. Kaybolmuş seneler içinde oluşan bir ben var içimde. Kırılmaya hazır, narin, nazik bir o kadar ürkek ve titrek.
    Arkamdaki beni düşünürken, beynim o kadar yoruluyor ki, sanki olaca ağırlığıyla denize düşen taş misali gibi sarsılıyorum.
    Bakışlarımın nüfuz ettiği kalbimin her köşesinde nemli bir bahar yağmuru, nisan yağmuru gibi hissettim içimdeki beni tüm yüreğimde. Yağmurdan sonra etrafta güzel bi koku meydana gelir ya, hani toprak mis gibi yağmur kokar ya, işte içimdeki ben de bazen öyle mis gibi koku yayar ortalığa.
    Her yeri aniden alev alacak gibi sımsıcak, aynı zamanda da, bir anda her yeri dondururcasına buz gibi. Karışık bir duygu işte...
    İçimde öyle bir ben var ki, içime sığmıyor. Bazen koca bir boşluk, sanki boş bir turşu bidonu gibi. Adeta soru işaretleriyle oluşan test kağıdı misali. Bazen de içi içine sığmayan küçük masum bir çocuk. Her an aklı fikri oyunda oynaşta olan, afacan mı afacan.
    Kendimi arıyorum. Önce kendimi aradığımı kedime bildirdim.
    Sonra kendimi aradığımı içimdeki bene bildirdim. Labirentler çizdim, labirentin içinde düm düz geçtim. Varmak istediğim yere ulaşmak için mucadele ettim ve ulaşmak istediğim, içimdeki bene ulaşmaya çalıştım.
    İçimdeki bene ulaşmak göründüğünden de çok zormuş. İçimdeki bene ulaşmak için çok okumam gerek hemde çok.

    05-11-2009
    Havva Koc
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  5. #25

    Sınınfta kaldın Hollanda

    Sınınfta kaldın Hollanda

    Geçtigimiz haftalar görsel ve yazılı basının ilği odağı olmuştu adeta “uzun bir süreden sonra nihayet kar yağacaktı”. Günlerce bu haber üzerinde çizildi, yazıldı, konuşuldu vs vs
    Nihayet beklenilen gün geldi çattı. İlk günlerde hafif hafif kendisini gösteren o ihtişamlı kar tanecikleri zaman geçtikçe kendisine yabancı olanları gayet şaşırttı ve korkuttu.
    Pazar sabahı pencereden dışarı baktığımızda her yer bembeyaz o masumiyet (!) örtüsünün altında kaldığını gördük. Şahsen çok sevindim. Uzun zaman olmuştu doyasıya kartaneleriyle haşır neşir olmayalı. Her kış Türkiye’ye gitmeyi düşünürdüm hem karla tekrar buluşmak amaçlı sobanın başında oturup kestane yemek. Sanırım 20 sene önce idi en son, kardanadam yaptığım, kartopu oynadığım komşu çocuklarıyla. Fırsat bu fırsat deyip, karlar erimeden hemen dışarı çıkıp keyfini çıkartayım dedim. Malum içimizde karın erime korkusu var.
    Paltomu eldivenlerimi ve şalımı giydim ve kendimi dışarı attım. Önce kara hoşgeldin dedim ve ardından birbirimizle hem halleştik. Ne çok özlemişim...
    Bütün sokak dışarda, kimi kardanadam yapıyor kimi kartopu oynuyor, kimi kızakla kayıyor. Biraz kartopu oynadıktan sonra kardanadam pardon kardankız yapmaya karar verdik ve uzun bir uğraştan sonra kardankızı yaptık. Öyle alışa gelmiş üç yuvarlak dışında, uzun bir elbise görünümünde başında tülbent, gözleri düğmelerden, burnu çubuk krakerden agzı ise çiçek dalından. Tamamladıktan sonra şöyle karşısına geçip elime sıcacık sütlüçokolatamı alıp, yavaş yavaş yudumlarken uzun uzun büyük bir keyifle izledim. Etraftan baya bi ilgi çekti. Bu aralar nette kardankız resimlerini görürseniz saşırmayınız...
    Asıl meseleye gelelim;
    Pazartesi; iş günü. Saat 10:30 da iş yerinde olmam gerekiyor. Normalde 10:00 da evden çıktığımda iş saatimin başlamasına 5 dk kala iş yerinde oluyorum. Ev ile iş yerim arasında yarım saat var aşağı yukarı. Yollarda hala kar olma sebebiyle her zamankinden erken çıktım evden. Olur ya yolda bi aksilik olur düşüncesiyle...
    Aksilikmi?
    Motorsikletle iş yerine gitmemin doğru olmayacağını düşündüğümden toplu taşıma aracı tramvaya doğru yöneldim. Yarım saat bekledikten sonra, bir türlü gelemek bilmeyen tramvayla gitmekten vaz geçtim. Hiç kimse hiç bir şey bilmiyor. Hiç bir yerde tramvayın neden gelmediğine dair her hangi bir bildirisi yok. Sadece tabelada biraz gecikmeli hareket ettiği bildirisi var. Biraz gecikmeli deyince insan normal olarak 5 dk 10 sanıyor ve ha geldi ha gelcek diye oradan ayrılamıyor. Nihayet yan tarafta bulunan otobus drağına dogru yöneldim belki otobus hareket ediyordur diye. 10 dk bekledikten sonra otobüs geldi ve bindim. 20 dk sonra bulunduğum şehrin metro istasyonuna geldik ve doğruca metro durağına doğru yöneldim. Bütün duraklar bir kalabalık bir kalabalık...
    20 bekledikten sonra nihayet metro geldi. Bu arada benim işe başlama saatim çoktan geçti tabi. Bi ara arayıp bildirdim geç gelceğimi. Tabi herkez o sabah aşağı yukarı aynı şeyleri yaşadıkları için bir problem yapmadılar. Metroya bindim ve bir durak sonra indim. İş yerine doğru yürümeyi planlıyordum ki bir baktım tramvaylar seyir halinde. Hemen en yakın tramvay durağına gittim tramvay beklemek için. Bu arada orda bulunan görevli ile durum değerlendirmesi yapıtık. Görevliye neden bütün şehirdeki tramvayların çalışmadığını sordum. Görevliden aldığım cevap şaşırtıcı.
    “Bazı şehirlerde bulunan tramvaylar yeni olduklarından kar gibi önemli ve zor hava şartlarında sürülmesi uygun degil”miş. Bazı tramvayların ise taşıma görevine devam etmeleri ise “eski tramvaylar yenilere bakarak daha dayanıklılar”mış.
    Ne entresan...Eski toprak derlerya bizimkiler, bumudur aceba?
    Daha acık net bir cevap vermedi sorularımıza, yetkisinin olmadığını söyledi. Bizde zorlamadık nasıl olsa akşam haberlerde yetkili ağızlardan bilgileri alırız.
    Bir 20 dk bekledikten sonra tramvay geldi ve bende bindim. 6 durak sonra indim tramvayda ve uzun bir mütdet yürüdükten sonra nihayet işyerime ulaştım. Yarım saatlik yolculuğu 2 saatte yaptık.
    Yolda gördüğüm manzaralar uzun bir müddet hafızamda silinmeyecek. Araba yolunda bisiklet sürenler, arabalarını çalıştırmaya çalışanlar, karın içine gömülü kalmış araba tekerlekleri, ite kalka ilk önce toplu taşıma araçlarına binmeye çalışanlar....
    Günler öncesi karın yağma haberlerinin bilinmesine rağman hiç bir tedbirin alınmaması ilğinç. Yada şöylemi değerlendirsek tecrübesizlik?
    Hollanda benim gözümde bir kez daha sınıfta kaldın...
    Türkiye’yi bir daha ayakta alkışlamamak mümkünmü??? Yarım metre 1 metre kar vız geliyor...Helal sana be Türkiyem, yürü sen...

    Havva Koc
    22-12-2009
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  6. #26
    Bir yılın ardından bakarken…

    Sabahın erken saatlerinde başladı kuyruk. Bu ne bir kıyafet dükkanındaki kasa önünde bulunan kuyruk, nede zamanında bir kaç kuşak önce yaşanan ekmek kuyruğu. 7 yıldır Hollanda’da yapılan en güzel, en iyi oliebol ( Hollanda’nın geleneksel, aralık ayında yer yer satılan özellikle yılbaşında yenilen, bizim lokma tatlısından biraz da irice olan tatlı çeşidi) yapan satışpavyonu yarışmasında ard arda birinciliği alan Rotterdam’da bulunan, Oliebolkraam satış pavyonunda ki kuyruk. Başı Oliebolkraam “lokma satışpavyonu”nda olan kuyruğun sonu ise inanın gözükmüyor. O derece uzun bir kuyruk. Kuyrukda bekleyen insanlara şöyle baktığımda, hallerinden gayet memun durumdalar. Hiç kimse uzun süre beklemekten şikayetci değiller. Aksine bir kaç kişiyle yaptığım görüşmede “akşam saat 23:30 sularında yiyecekleri oliebolların heyecanını, mutluluğunu düşünüyorlar. Bir de tabi ailelerine, iş arkadaşlarına 7 defa üst üste birinci olan satışpavyonundan uzun bir müddet sırada bekledikten sonra, aldıkları oliebolları anlatma ve çektikleri fotoğrafları gösterme heyecanı var.
    Oliebolkraam’ın arkasında bulunan satıcı elemanına yaklaşarak satışların nasıl gittiğini sorduğumda, bana bir eliyle kuyruğu işaret ederek “görüldüğü gibi” dedi. 7 sene arda arda birinci olmanın sırrını öğrenmeye çalıştım, bu konuda ki sorularım cevapsız kaldı. Bu arada birden kendimi R. M. gibi hissettim. Eskiden R. M. Sunduğu magazinleri dinlerken, pardon haberleri dicektim dilim sürtçtü. Dilim mi dedim parmaklarımla klavyem arasında bi anlaşmazlık oldu....
    Günlerden beri görsel basında olsun, yazılı basında olsun yazılan çizilenler, söylenilenler bir daire içerisinde dönüp duruyor. Her yıl sanırım aynı şeyler. Kimi Müslümanlar yılbaşını kutlama taraftarı iken, kimi Müslümanlar’da bu kutlamanın tamamiyle haram olduğunu belirtiyor. Tabi birde arada kalanlar var, yada arada kalanlar demeyelimde ılımlı Müslümanlar (!) diyelim biz. Ilımlısıda nasıl oluyorsa?
    Bazen düşünüyorum; aceba kaç çeşit İslam var diye. Hani bize küçükken Allah katında din bir tek İslam dini deniyordu. İnsanlar çoğaldıkça İslam dini adı altında İslam (!) dinide çoğaldımı? Sanırım önce yılbaşının ne olduğunu bilmek gerek. Bu bir gelenek görenek mi? Yoksa İslam dini dışında başka inanca sahip olan insanların bayramımı? Bu soruların cevabını bulduğumuz zaman sanırım bilinçli bir şekilde yada bilinçsiz bir şekilde ne yapmalıyız, ne etmeliyiz, konusunda içimizdeki boş bidona cevap vermeye yaklaşmış oluruz.
    Son yıllarda gençler arasında hit olan bir de “ alternatif yılbaşı eglencesi” var. Bu proğramı çıkartanların, asıl amaçlarının yılbaşı eglencesini kutlamak olmadığını biliyoruz. En azından bizim bulunduğumuz bölgede bu böyle. Sırf gençlerimizin bu gecede sokağa çıkmalarını, bize uymayan ortamlarda bulunmamalarını önlemek için düzenlenmiş bir ortam. Haram olan eylemler her an haramdır bunun bilincindeyiz, fakat bazen haram işlemek için ortamlar daha uygun olan zamanlar, vakitler vardır. Harama daha kolay erişebildiğin zamanlar...Yılbaşı geceside bu kolaylıkları içerisinde barındıran günlerden biri. Gençlerimiz bu gece onlar için hazırlanmış organizasyonlar içerisinde olduklarında, emin bir yerde olup, onlara kurulan tuzaklardan biraz da olsa uzaklaşmış olurlar.
    Gerci yılbaşı alternatif eglence adını son zamanlarda ”Mekke’nin Fethi” ne bıraktı gibi. Adı ne olursa olsun, maksat gençlerimizi kötü olan her şeyden uzak tutmaksa, işte buna evet derim ben.
    Bu yazıyı okumuş olduğunuzda zaten herkez tercihini çoktan yapmış olcak. Yapacağımız seçimlerde pişmalıklar duymama dileğiyle...

    Havva Koç
    31-12-2009
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  7. #27
    Suçları varmı ki?

    Zamanın birinde adamın biri kasabanın tam ortasına bir çeşme yaptırmış. Üzerindeki mermere de “Bu çeşmeden herkez su içebilir, ama Müslümanlar asla” diye bir yazı yazdırmış.
    Bunu gören Müslümanlar şaşırmışlar. Çünki çeşmeyi yaptıranda yazıyı yazdıranda Müslümanmış.
    Çıkmış biri Kadı Efendi’nin huzuruna ve şikayet etmiş adamı. Kadı Efendi olayı öğrenmek için, adamı getirtmiş karşısına.
    “ Be adam bu ne dengesizliktir?” diye çıkışmış.
    Adam “ O yazıyı yazdırmamın bir sebebi var” demiş ve eklemiş. “ Hikmeti anlaşılabilmesi için bana tutuklama yetkisi verin”.
    Kadı Efendi’de merak etmiş olcak ki, adamın istediği yetkiyi vermiş. Adam dönmüş kasabaya. Aldığı yetkiye dayanarak, kasabada bulunan Haham’ı tutuklamış. Bütün Yahudiler ayağa kalkmış. Gürültü patırtı, tepki, protesto derken varmışlar Kadı Efendi’nin huzuruna. “Haham’ımızı isteriz!”
    Kadı Efendi kasabaya haber salmış Haham’ın serbest bırakılması için. Haham serbest bırakılmış. Bir kaç gün sonra, bu defa kilisenin Papaz’ını tutuklamış çeşmeyi yaptıran adam. Bu defa Hiristiyan’lar ayaga kalkmış. Gürültü patırtı, tepki, protesto derken varmışlar Kadı Efendi’nin huzuruna. “Papazımızı isteriz” Kadı Efendi kasabaya haber salmış, Papaz’ın serbest bırakılması için. Papaz serbest bırakılmış. Çeşmeyi yaptıran adam bu kez, kasabanın İmam’ını tutuklayıp atmış zindana. Bir gün geçmiş, iki gün geçmiş, üç gün geçmiş... Ne bağıran var, ne çağıran. Ne protesto edip sesini yükselten var nede Kadı Efendinin makamına giden var...Kadı Efendi ise beklemede. Gelen giden olmayınca, Kadı Efendi dayanamamış ve kasabaya doğru yola çıkmış.
    Kasabaya gelmiş, karşısına çıkan kasabalı Müslümanlara sormuş; “ Sizin bir İmam’ınız vardı, duydum ki tutuklanmış, aceba suçu neydi?” dudak bükmüş kasabalılar; “ Devlet tutuklamışsa, vardır bir sebebi, zaten son günlerde ileri, geri laflar ediyordu. Çeksin cezasını ” demişler.
    Kadı Efendi, aldığı bu cevaptan sonra, gitmiş çeşmeyi yaptıran adama. Kucaklamış onu. “Haklıymışsın, İmam’larına bile sahip çıkamayan insanların o çeşmeden su içmeye hakları olamaz! O yazı bir ibret levhası olarak kalsın çeşmenin üzerinde” demiş.
    Şimdi neden anlattık bu hikayeyi?
    Ergenlik, gençlik ve sorumluluğun başladığı yaşam/hayat dönemi...
    Bu dönemlerde umutların, ideallerin, tutkuların, hayallerin yeşerdiği zamanlardır. Bende varım olğusunun oluştuğu, sıkı arkadaşlıkların ve dostlukların kurulduğu, kendi şahsiyetini, kişiliğini kanıtlama çabalarının yoğunlaştığı zamanlardır. Ara ara dengesiz, bilinçsiz davranışların yaşandığı bir delikanlılık dönemidir. Bu devrede olumlu olumsuz pek çok duygu yoğunluğu gerçekleşir. Bu dönemlerde dışardan gelen etki ve yönlendirmeye açık olan geçliğimize sahip çıkmamız gerek. İmamımıza sahip çıkamıyoruz belki ama en azından ergenlerimize, gençlerimize sahip çıkmalıyız.
    Hiç düşündünüzmü şuanda Hollanda’da bulunan hapishanelerde ne kadar Müslüman kimliğini taşıyan gençlerimiz var? Bırakın gençleri çocuk yaşında, ergen olma yolunda ergenlerimiz var. Çoğu yaptığı suçun farkında bile degil. Hatta daha açık olmak gerekirse “suçları varmı ki?”
    İşe giderken elime aldığım gazetenin sayfalarını çevirirken, aynı zamanda “Allah’ım ne olur bizim gençlerle alakalı kötü bir haber olmasın” diyerekden dua ediyorum. Buarada tüm gençlik bizimdir, bunuda vurgulamadan geçemicem. Fakat aynı dine mensup olduğum gençleride yukarda yazdığım hikaydeki gibi “ devlet atmışsa hapsaneye, mutlaka bir suçu vardır, çeksin cezasını” demicem. Çoğu gençlerimizin suçu olmadan yattığınıda biliyoruz. Bizzat 1996 yılında şahsen yaşadık. 3 gün boyunca hiç bir neden olmadan, hiç bir açıklama yapılmadan ailemden A.’yı karakolda tuttu bu devlet! Sonrasındada özür diledi, fakat iş işten geçmişti. Çünki A. karakolda iken daha önceden planlanmış tarihde, biricik kız kardeşi dünya evine girdi. Delikanlı çağında olan bu gencin, kızkardeşinin düğününde olamaması ne kadar büyük bir üzüntü yaşatmıştır. Ne kadar büyük bir travma düşünsenize. Keza kızkardeşi için, tüm aile için unutulmayan bir kalp yarası gibi, her akla geldiğinde kızgınlık, kırgınlık, üzüntü saracaktır/sarıyorda tüm hayatları boyunca…
    Hapsaneler Müslüman ergenlerle dolup taşmaya başladı.
    Bir kaç yıl önce gençlerimiz sorgusuz sualsiz evlerden okullardan alınıp götürüldüğündede hiç bir yerden ne ses ne çığlık nede gürültü çıktı, tıpki hikayede geçtiği gibi.
    Bizler, tabiri caizse adam gibi adamları yetiştirmek için var gücümüzle çalışmak zorundayız. Müslüman önce kendinde daha sonra etrafından sorumludur, bizde bananecilik olamaz! Sadece yaşadığımız toplum için değil, tüm dünyada mazluma, düşküne, yetime vs sahip çıkacak, gümbür gümbür sesini duyuracak, gürültülü, patırtılı tepkisini, protestosunu yapacak insanları yetiştirmek zorundayız…
    Gençliğimizi, ergenimizi yaydan fırlamış mızraga dönüştürmeden, pimi çekilmiş elbombasına çevirmeden, birşeyler yapalım.
    Yarın çok geç olabilir…

    Havva Koc
    05-01-2010
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  8. #28
    “ Sizin gibi olmak istiyorum”


    Yeni bir haftaya başlarken…
    Bizleri neler bekliyor, hayatımızda neler olcak kestiremiyoruz/kestiremeyizde. Bazen yeni bir haftaya başlarken “evet, yeni bir haftaya başlıyoruz ve her şey sil baştan aynı modda devam edecek” diye düşündüğümüz oluyor.
    Pazartesi günü böyle bir düşünceyle işe gittiğimde beni şaşırtacak, sevindirecek, duyğulandıracak, kısacası benliğimi allak bullak edecek olayın haberdarı değildim. Müthiş bir duygu yoğunluğu yaşayacağımı tahmin bile etmemiştim. Keza tahmin etmiş olsaydım, işime iş saatimden daha çok önce giderdim. Özel şeyleri beklemek güzeldir, insanı motive eder. Kalp atışını hızlandırır, kan dolaşımı şelale misali gibi gürül gürül tüm vücut ekseninde dolaşıp durur.
    M. 9 yaşında annesi Fransız babası ise Hollandalı bir kız çocuğu. M. kendisini rahat ifade edebilen sosyal bir çocuk. Bugün yanıma yaklaşarak;
    “Havva”
    “Efendim”
    “Sana bir şey göstereceğim ama aramızda kalmalı, tamammı?”
    “Buyur seni dinliyorum.”
    M. cebinden çekingen tavrıyla çıkardığı kağıdı bana uzattı.
    “Burda ne yazıyor?” diye sordu.
    M.’nin bana uzattığı kağıdı elime aldım. Kağıt bir kaç kez katlanmış şeklinde idi. Sanırım M. benim için çizdiği yada boyadığı resmi gösteriyor yada yazdığı bir şiir diye düşündüm. Kağıdı düzgün bir şekilde açtığımda gördüğüm manzaraya şaştım kaldım. Kalbim hızlı atmaya başladı, yüzümdeki kasların esnediğini hissetim. O kadar çok şaşırmış olcağım ki, meslektaşım yanıma gelip herşeyin yolunda olup olmadığını sordu. Bu arada meslektaşımın sesini duyarken aynı zamanda yanımda kıyafetimden çekiştiren M.’yi hissediyordum. Bana “gösterme, gösterme” diye işaret ediyordu. Hemen toparladım kendimi ve her şeyin yolunda olduğunu söyledim. Yüzümün kızardığını hissettim. Hala üzerimde şaşkınlık vardı. M.’ye doğru egilerek başını okşadım ve sarıldım. Bunun ne demek olduğunu sordum. Cevabını kendi ağzından duymanızı isterdim. Cevap verirken gözleri öyle parlıyordu ki, yoksun olduğum türkcemle, sınırlı kelime hazinemle kelimeleri bir araya getirmem ve cümle oluşturarak sizlere anlatmam çok zor.
    M.’nin ağzından çıkan sözler şöyleydi;
    “ Sizin gibi olmak istiyorum”
    Tok bir ses tonuyula, net bir şekilde kendinden emin bir ifadeyle söylediği bu cümlenin farkındamıydı aceba?
    Pardon doğrumu duydum? Evet, evet küçük 9 yaşındaki M. bizim gibi olmak istiyormuş. Biz nasılız ki?
    M.’nin bahsettiği “sizin gibi” benim şahsıma değil, Müslümanları kapsıyor. M. Müslümanlara duyduğu hayranlığı vurguluyor ve Müslümanlar gibi olmak istiyormuş. Yazılı ve görsel medyada Müslümanların aleyhinde bir çok haber yer alırken, M. biz Müslümanların hangi durumuna hayranlık duymuş ki? Sürekli negatif, karalanan Müslümanların neyine hayranlık duyuyor aceba? Ne kadar şaşırtıcı bir durum, aceba onu bu hayranlık içerisine sokan ne?
    M. sınıfındaki Müslüman Faslı arkadaşına BESMELE’yi yazdırmış. “BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM”
    Kagıtda hem arapca okunuşu yazıyor hemde ne zaman okuyacağı. Hatta nasıl yatması gerektiği bile...
    Sözlük manası; “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla”
    M’nin arkadaşı minik parmaklarıyla yazdığı bu ayeti, M’nin her yaptığı işin başında söylemesini yazmış.
    Yaptığımız her işin bir kapısı olduğunu düşünürsek, o her kapıyı açacak sihirli anahtar; artık M.’nin elinde/dilinde/beyninde var...
    “Gördüğünüzde size Allah’ı hatırlatan, konuştuğunuzda bilginizi artıran, ilmiyle de size ahireti hatırlatan sizin için en hayırlı arkadastır” Hz. Muhammed (sav)
    Fazla söze ne hacet? Ne mutlu M.’nin arkadaşına...

    Havva Koç
    12-01-2010
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  9. #29

    Sen

    Sen!
    Evet sen, neden şaşırdın ki?
    İçimdekini seninle paylaşmak istiyorum. Neden, nasıl, niçin sorusunu sorma bana.
    Özledim biliyormusun. Hemde çok...
    Dün akşam tüm aile birlikteydik ama “o” yoktu. Tüm gece boyunca bekledim, belki gelir diye. Gelmiceni / gelemiceni bile bile...
    “O” gideli o kadar çok değişlikler olduki tüm ailemizde.
    Sen hiç çok sevdiğin birinin kaybetme acısını yaşadınmı? Yüreğinde kopan fırtınanın sesini duydunmu? Ben duyuyorum, hemde gümbür gümbür fırtına sesi. Şelalenin altında durduğunda o duyulan ses varya; kimine huzur verir, kimine ise telaş hissi.
    Şuan satırlarımı okuduğunu hissediyorum. Belki satırların içinde kendini buluyorsun, belkide sana çok uzak bu duygu dolu yazılmış satırlar. Bir zamanlar banada uzak olduğu gibi...
    Özledim biliyormusun, hemde çok özledim “onu”.
    Buğün yine dinledim Muhammed Parlak’ın yorumladığı, Metehan’ın kaleme aldığı “Düşlerle Gelen” eseri.
    Senin için, senin için, senin için...

    Havva Koc

    Düşlerle gelen

    Her gece düşümde sen,
    Ömür boyu özledigim sen
    Kalemimde kagıdımda sen,
    Mızrabımda sazımda sen,
    Gündüzümde gecemde sen,
    Sabırla bekledigim, Yolunu gözledigim, Düslerde özledigim SEN...

    Dost bildiklerim aldatsada,
    Kavgalarda tek kalsamda,
    Sen beni hiç aldatmadın,
    Kavgada tek bırakmadın,
    Umutlarımı çalmadın sen,
    Yolumda yoldaşım oldun, Sırımda sırdaşım oldun, Düşümde evdeşim oldun SEN...

    Seni sensiz yasamak zor,
    Çik gel artık düşlerimden
    Her sevdada buldum sandıgım,
    Ama anladigim, tatli duüşüm sen,
    Çık gel artık düşlerimden, Dayanacak hal kalmadı,Yalnız bırakma beni SEN...

    Söz; Metehan
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  10. #30

    Saçlarım mı? Haiti mi?

    Saçlarım mı? Haiti mi?

    “Çok mutluyum, hemde çok.” Sözlerini sarf ederken sınıfa girer meslektaşım A.
    Bir gün öncesi tabiri caizse, suratı adeta mahkeme duvarı gibi olan meslektaşımın bu sevinç naralarını teyit etmek için;
    “Çok mu mutlusun?” diye sordum.
    “Evet, gerçekten kendimi pamuk tarlasındaki en hafif pamuk yığını gibi, semada uçan kuşlar kadar hafif hissediyorum.”
    Saşkınlık edasıyla; “Sen mi?” diye sordum.
    “Evet ben” dedi.
    “Senin adına çok sevindim. Hatta hatta kendi adımada sevindim. Bu da yetmedi çalıştığımız çocuklar adınada sevindim.”
    Bu sefer şaşırma sırası A.’daydı. Ellerini yan tarafına koydu, kaşının birini yukarı kaldırdı. Şöyle bana şaşkın aynı zamanda sitemkar ses tonuyla;
    “Ne demek şimdi bu? Hani benim için sevindiğini anladımda, kendin ve çocuklar için neden sevindin onu anlamadım” dedi.
    Anlayamazdı da... Bütün gün mahkeme duvarına benzeyen, asık surata bakan ben ve çocuklardı. Pimi çekilmiş, her an patlayacak bir bomba gibiydi dün.
    Saçlarının uçlarını kestirmek için, bir gün öncesi her ay devamlı olarak gittiği kuafore gider. Kendi kuaforu meşgul olduğu için, orda çalışan diger kuafore saçlarının uçlarını kestirmek istediğini söyler. Buraya kadar her şey normal (!) Saçları konusunda çok titiz ve hassas olan meslektaşım A. o gün bu titizliğini ve hassaslığını rafa kaldırmanın azizliğine uğrar (kendisine göre) Bir kaç santim kesilmesini istediği saçını, kuafor 2 yada en fazla 3 santim kesmiştir. Bu A. İçin büyük bir facia. Bütün gün iş yerinde mırıldanıp durdu. Suratı mahkeme duvarı gibi soğukdu. Bir kaç kez konuşmayı denedim. Ama nafile, kafasına takmış bir kere. Bu durumda çok mutsuz olduğunu belirtti ve başka bir meslektaşımın ona önerdiği yöntemi uygulamaya karar verdi. Saçlarına kaynak yaptırmayı düşündü ve anında başka güvendiği kuaforu aradı. Kuaforden iki gün sonrasına randevu aldı. Bunun ödemesini nasıl yapacağını düşünmeye başladı. Saç kaynağı için belli bir bütçe ayırmamıştı. Sonuçta onun planlamadığı bir durumdu ve bunun için bütce ayarlaması gerekiyordu. Düşündü, taşındı ve tatil için biriktirdiği paranın yarısını gözden çıkardı.

    ---------


    Bugüne kadar bir çogumuzun adını ilk defa geçtiğimiz hafta depremden dolayı duyduğumuz Haiti, yer yüzünde bir yer...Batı yarıkürenin en yoksul ülkesiymiş.
    Adını son günlerde manşette, “çarşaf çarşaf” sayfalarca yer alan yazılı basından, “flas flas” verilen görsel medyadan öğrendik. Haiti’nin başkenti Port-Au-Prınce’te binlerce kişinin öldüğü ve yaralandığı birdiriliyor.
    Enkazdan çıkanların cesetlerinin sokaklara dizildiği kentte, enkaz altından yardım bekleyen bir sürü insanlar...
    Son satır bana Türkiye’nin yaşamış olduğu depremde yükselen çığlıkları, feryatları hatırlatıyor “kimse yokmu?”
    Dünyanın dört bir yanından uçaklar dolusu gıda, su, battaniye, arama-kurtarma ekipleri, tıp malzemeleri, enkaz temizlemek için ağır vasıtalar, yardımı hızlandırmak, yardım etmek için bölgeye gelmeye devam ettiğini yazılı basın ve görsel basından takip ediyoruz.
    Bu yardımların içinde iş meslekdaşım A.’nın şaçları için ayırmış olduğu bütcede mevcut. Ne mutlu ona...
    Meslektaşım A. aynı gün Haiti’de ki olaydan haberdar olmuş ve kendi kendine iç savaşa girmiş. Saçlarım mı? Yoksa şuan her türlü yardıma muhtaç olan Haiti bölgesinde ki insanlarmı? diye...
    Nihayetinde sağ duyusu kazanmış ve saçları için harcamayı düşündüğü miktarı Haiti’ye yollamış.

    ---------

    Karınca misali belkide;
    Nemrud İbrahim (as)’ın atelşte yakılması için emir verir. Emre uymak için askerleri meydana odunlardan oluşan büyük bir yığın yapmışlar. Odunları tutuşturmuşlar. Alevler o kadar yükselmiş ki...Korkudan bütün hayvanlar kaçmışlar. İbrahim (as)’ı mancılıkla ateşin tam orta yerine atacaklarmış. Atacaklarmış ki Nemrud’un ne güçlü bir kral olduğunu anlasın, görsün. Bir daha karşı gelmesin.
    Bu sırada bir karınca ağzında küçücük bir damla su ile koşa koşa gidiyormuş. Hemde boyu göklere varan ateşe doğru. Başka bir karınca onun bu telaşını görüp sormuş hemen yanına yanaşıp; “Bu acelen niye? Nereye böyle?”
    Ağzında bir damla su taşıyan karınca o bir damlayı ellerinin arasına alıp, “ Duymadın mı, nemrud, İbrahim (as)’ı ateşte yakacakmış. Bende ateşin olduğu yere su götürüyorum” demiş.
    Bu sözleri duyan karınca kendini tutamayarak uşu orta kahkahalarla gölmeye başlamış. “ Sen şu ateşe dönüp yüzünü hiç bakmadın mı? Ne kadar büyük, senin bir damla suyun ona ne yapabilir ki?”
    Su taşıyan karınca, “olsun, hiç olmazsa hangi taraftan olduğum anlaşılır.”

    ---------

    Şimdi yukardaki paylaştığımız kıssa ne alaka diye bilirsiniz. Meslektaşımın saçları için ayırdığı meblayı Haiti’ye gönderdiğini duyan diger meslektaşım güldü. Hemde alaycı bi şekilde...”Saçların için ayırdığın para ne kadar ki, Haiti’ye yardımın dokunsun?” dedi.
    Bizim atasözünden bi haber... “Damlaya damlaya göl olur” bu bir, ikincisi de; bazen ne kadar basit şeyler için kendimizi üzüyoruz. Oysa dünyanın öbür ucunda daha ciddi, hayata dair önemli olaylar oluyor. Egoislik mi? yoksa humanistlik mi?
    Aynada kendimize bakarken, egoistligi görmeme temennisi ile....

    Havva Koc


    http://www.ajans5.com/haber/20100120...i-Haiti-mi.php
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  11. #31
    İnce bir davranış

    Geçtiğimiz haftasonu arkadaşlarla birlikte Apeldoorn’da idare içi eğitim kampına katıldık. Bütün gün boyunca seminer dinleyip durduk. Burdan şikayetçi olduğum anlamını çıkartmayın. Çünki bu seminerlerden çok faydalandık Elhamdulillah. Kimi anlar duyğulandık, kimi anlar kızdık, kimi zaman ise aglayıp sızladık. Nihayetinde arkadaşımın tabiri ile “şarj” olup evlerimize geri döndük. Tabiri caizse “dim dik ayakta, hizmet aşkı ile”.

    İlk seminer Hollandalı Carola adında, IOT görevlisi olan bayan tarafından “aile içinde sağlıklı iletişim” gerçekleştirildi. Seminerin başlığıyla, yapılan konuşmanın çokda birbirini tamamlamadığı düşüncesindeyim. Seminer daha çok aile içi şiddet, töre adı üzerinde yapılan baskılar vs vs dan bahsediyordu. Bu tür olayların türkler arasında olmamaması için neler yapabiliriz? Yada bu tür olaylar olduğunda ne gibi haklarımız var, nerelere gidebiliriz gibilerinden konuşma gerçekleşti. Bu seminer bir nevi bizim kuruluştan istenen bir yardım talebiydi. Birlikte çalışma adına (güya).
    Başlığa dair daha farklı konuşma beklediğimden olsa gerek olcak ki, kendimi tam manasıyla konuşulan konuya veremedim. Çok dikkat edemedim açıkcası. Not defterime seminer içerisinde ilginç bulduğum noktaları not etceğim yere, not defterimin her köşesini imzalarla, karamalarla doldurdum.
    Sayın Carola’nın konuşması bitince soru cevap bölümüne geçildi. Arka taraftan öyle bir yorum, öyle bir soru geldi ki “helal olsun” dedim.
    “ Sayın Carola dediklerinize biz müslüman bayanlar olarak da karşıyız. Aile içi şiddet olsun yada töre adına yapılan şiddetler olsun doğru bulmuyoruz. Bu tür olaylar için bizlerinde çalışmaları var. Peki siz IOT olarak biz tesettürlü bayanların her sokaga çıkışında, okula gidişinde, sosyal ortamlarda bulunduklarında, iş sahalarında vs tüm bu ortamlarda fiziksel şiddet olmasada psikolojik baskılar görülüyor. Bu konuda her hangi bir çalışmanız varmı?” diye sorulduğunda, Carola şaşırmış bir vaziyette IOT nin hiç bir ideolojiye hizmet etmediğini vurguladı. Pes doğrusu...
    Burdan şunu anlıyorum; Tesettürlü bir bayanın aile içi şiddet gördügünde o bayana gereken yardımlar ediliyor. Fakat tesettürlü bir bayan psikolojik bir baskı gördüğünde ise yapılacak bir şey yok deyip halı altına süpürülüyor.
    Yanlış anladığım bir nokta varsa buyrun aydınlatın...Şiddetin her türlüsüne karşı olduğumu belirtirken, psikolojik şiddetin daha çok can acıttığınıda belirtmeden geçemicem.

    ------------------------------

    Arkadaşımla gurur duyuyorum. Sanırım bir çoğumuzu zaman zaman bu duygu sarar. Bazen birlikte yaşadığımız olaylardan dolayı bazende arkadaşımızın yaşamış olduğu ibret verici olaylardan dolayı olabilir. Benim neden bu duyguya kapıldığımı sorarsanız, anlatayım.
    Yatmak için herkez kendine ayrılmış hotel odalarına giderken, bizde oda arkadaşım Rukiye ile bize ayrılan odaya gittik. Rukiye eşyalarını yerleştirirken bende komidinin üzerinde bulunan İncil’i elime aldım göz gezdireyim dedim. Bu arada İncil’i elime aldığımda arkadaşımla aramızda abdestsiz okuyup okunmayacağı konusunda esprisini yaptık. Pedagog N. Ulupınar nın “davette üslup, metot ve tesettür” adlı seminerinde İncil’den bahsettiği tesettürle alakalı bir konu vardı. Hazır İncil elimizin altındayken bi göz gezdireyim dedim.
    İncil’e göz gezdirdikten sonra komidinin üzerine koydum.
    Ayağa kalktım ve valizimde ki eşyalarımı yerleştirdim. Yatsı namazı için abdest alıp namazımı eda ettim. Yatmak üzere yatağımın üzerine uzandığımda, elimi komidinin üzerine uzattım ki İncil’i alıp okuma niyetindeydim. İncil komidinin üzerinde yoktu, şaşırdım. Nerede olabilir İncil derken; Arkadaşım Rukiye, İncil’i odanın içinde bulunan dolabın içine koyduğunu söyledi. Bu duruma oldukça şaşırdım, hiç beklemiyordum böyle bir durumu. Birbirimize baktık ve güldük. Neden dolaba koyduğunu sorduğumda ise, şöyle cevap verdi.
    “ Tahrip edilmiş olsada, olmasada sonuçda Allah (cc) gelen bir kitap. Saygı göstermek gerek. Ayağımızı uzatarak yatacağız, uygunsuz bir vaziyette” (!)
    Bir Müslüman ancak bu kadar ince düşünebilir sanırım. Ne kadar ince bir ruhlu arkadaşa sahibim.
    Herkez için saygı farklı anlamlar ifade ediyordur. Nasıl ki evimize gelen misafir için ayaga kalkıp oturması için yer gösteriyorsak, karşılamada bulunuyorsak; bu davranışımızla saygıyı adlandırmış, göstermiş oluyoruz. Arkadaşımda İncile hürmeten, saygıyla dolabın içine koymuş.
    Geert Wılders’ a burdan selamlarımı iletiyorum, umarım burdan bir ders çıkartır kendisine. Konuşurken insanların deger ve yargılarına saygı duymasını temenni ederim.

    Dipnot; Buarada umarım bu yazıyı okuyan okuyucularımız Hollanda’da bulunan aşagı yukarı bütün hotellerde, her odadada İncil’inin bulunduğunu gözden kaçırmamışlardır.

    Havva Koc
    27-01-2010



    http://www.ajans5.com/haber/20100127...r-davranis.php
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  12. #32

    Ferdileşmeye HAYIR, cemaatleşmeye EVET.



    Ferdileşmeye HAYIR, cemaatleşmeye EVET.

    Agacın asıl neye yaradığını bilmediğim zamanlarda çevrecilerin sürekli eylem yapmalarına anlam veremiyordum. Ağaçların odun niyetine ormanlardan kesilip, kışın insanların sobalarda yakıp ısınmaları için satılan odunların neden çevrecileri kızdırdığı şaşırtıyordu beni. Daha sonraları, yaşımın ilerlemesiyle, okul hayatımın başlamasıyla olaya anlam vermeye başladım. Ağaçların, yeşilliğin verdiği oksijen, aldığı karbondioksit ve kağıt kalemin ana kaynağı olduğunu ögrenince, o gün kendime söz verdim. Bende bir çevreciyim artık ve doğru bulduğum ilkeleri savunacaktım. Ormana sahip çıkacaktım ve etrafımdaki insanlara ormanın ne kadar önemli olduğunu anlatacaktım.

    Bir çoğumuz biliriz, İslam’ın beş şartından birinin namaz olduğunu. Gecenin sonu, günün doğuşu namaz. Kulu yaradanına yaklaştıran namaz, kötülükten uzaklaştıran namaz. Namazın önemini anladığımda, hala tam anlamıyla anladığımı düşünmüyorum fakat Rabbim nasip ederse anlama yolunda olacağız inşaAllah. Namaz’ın biz insanlar üzerinde olması gereken etkinin yer alması için çalışmalar yapmamız gerektiğini düşündük. Namazın önemini anlatmak için de Rabbim nasip etti ve bu konuda bilğisine güvendiğimiz şahısları namaz sevdalılarıyla buluşturmak için epey bir mucadele verdik.
    Yıllık proramımızda yer alan “Namazla Diriliş” salon proğramımızın hazırlıklarına başladık. İdareci arkadaşlarla birbirimizden fikir alış verişinde bulunduk. Bir çok isim orataya koyduk, olurdu olmazdı baya bi kafa yorduk. Nihayetinde üç isimde karar verdik. Bu isimlerde karar verirken özellikle gençlerimizi göz önünde bulundurduk. Gençlerimiz namaz konusunda kimi dinlemek ister diye. Sebahattin Uçar, Cemil Tokpınar ve Yaşar Alptekin den gençlerimizin faydalanacağını düşündük. Bu isimler konusunda tüm idare arkadaşlarımız sabit değildi fakat sonuç olarak bu isimler üzlerinde karar alındı.
    Afişler, el ilanları yazıldı, çizildi. Tüm arkadaşlar bu proğramın heyecanı içerisinde afişleri tüm Türklerin uğradıkları noktalara astılar, el ilanlarını dağıttılar.
    Pardon pardon, tüm Türk insanının uğradığı noktalara afişin asıldığını yazdım sanırım, orda bir yanlışlık oldu. Malesef tüm Türklerin uğradığı noktalara afişlerimizi asmadık, daha doğrusu asamadık/asdırılmadı. Neden mi? Nedeni apaçık ortadaydı. Nedeni; Proğramı düzenleyenlerin Milli Görüş düşüncesine sahip olmalarıydı. Oysaki Milli Görüş bu proğramı hazırlarken ümmet bilincini baz aldı ki öyle yapmasaydı Milli Görüş kendi bünyesindeki hatibelerini “Namazla Diriliş” proğramına davet ederdi. Milli Görüş bünyesinde bulunan bir çok sayğı deger hatibelerimiz var.
    Schiedam’ da bulunan, diyalog yandaşları olan, ılımlı Müslüman (!) düşüncesine sahip insanlar afişi kendi marketlerine astırmadılar. Ne garip, şahsen çok üzüldüm. Oysaki bir çok Milli Görüş düşüncesine sahip olan insanlar sırf o marketin sahipleri Müslüman ve Müslümanlar kazanç yapsın diye alış veriş işlerini o markette gerçekleştiriyor. Gerektiğinde bende genelde o markette alış verişimi yaparım.
    Biz her zaman bizim insanımız gözüyle baktığımız, bu insanlar malesef ki afişte gördükleri potrelerde kendi hatibeleride olsa, proğramı Milli Görüş zihniyetinde olan bizlere proğramın afişini marketlerine astırmadılar. Böylelikle broşür dağıtımlarında, afişler, ilanların asılımında hiç bir zaman kısıtlama getirmeyen Milli Görüşün farkını bir zat yaşadım ve anladım. Biz her zaman insanımız için yapılacak hayırlı programların duyurusunu, kim organize ederse etsin yapmaya hazırız.
    Milli Görüş düşüncesine sahip olduğum için haklı gururunu yaşıyorum. Kapılarımız herkeze açık, buyrun gelin diyaloğu (!) bizden ögrenin. Önce aynı dine hizmet ettiğiniz din kardeşlerinizle diyaloğ içerisine girin derim ben. Daha sonra yatay yada dikey geçişlerinizi yaparsınız sözüm ona dinler (!) arası diyaloga.
    Ferdileşmeye HAYIR, cemaatleşmeye EVET.

    Hanği tohum atıldıda bitmedi, hangi tohum toprakla buluştuda yeşermedi? Selam olsun tohum atıpda, yere ekip göge bakanlara...İnşaallah çocuklarımız ve torunlarımız bizi dosdoğru bir yol üzerinde bulur diyor, Namazı dosdoğru kılanlardan oluruz inşaAllah.
    Bedenimizle eda ettiğimiz namazı, gönlümüzde ruhumuzda eda etme temennisi ile...

    Havva Koc


    http://www.ajans5.com/haber/20100208...smeye-EVET.php
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  13. #33
    AHDE VEFA ibrahim DEMİRCİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Fri Feb 2007
    Konum
    kayseri/yahyalı
    İletiler
    2,598
    Blogdaki Konular
    11
    Ferdileşmeye HAYIR, cemaatleşmeye EVET.

    Hanği tohum atıldıda bitmedi, hangi tohum toprakla buluştuda yeşermedi? Selam olsun tohum atıpda, yere ekip göge bakanlara...İnşaallah çocuklarımız ve torunlarımız bizi dosdoğru bir yol üzerinde bulur diyor, Namazı dosdoğru kılanlardan oluruz inşaAllah.
    Bedenimizle eda ettiğimiz namazı, gönlümüzde ruhumuzda eda etme temennisi ile...

    temennilerinize e duanıza katılmamak mümkün degil.amin
    EĞRİ CETVELDEN,DOGRU ÇİZGİ ÇIKMAZ

  14. #34

    Çocuklarla çalışan transeksüel


    Çocuklarla çalışan transeksüel

    Sabah kaltığımda bugünün böyle geçecegini bilsem ne yapardım aceba? Aceba bir an önce tanışmak için evden daha erkenmi çıkardım işe, yoksa vakti saati geldiğinde iş saatimin ayaklarım gitsede kendim gitmek istemezmiydim?
    Sanırım birinci şıkkı seçerdim.
    Evden işe çıkmak için hazırlanırken telefonum çaldı. Arayan iş arkadalarımdan biriydi.
    “Efendim”
    “ Merhaba Havva”
    “ Merhaba C.”
    “ Birlikte çalıştığın meslektaşın hasta olduğu için senin yanına işkurumundan birini göndermelerini söyledim.”
    “ Teşekkür ederim, umarım tanıdık birini yollarlar, yoksa her seferinde her şeyi baştan balatmak zorunda kalıyoruz.”
    “ Tanıdık isimleri verdim fakat, hiç biri boş değilmiş, yeni birini yollayacaklar.”
    “ Hadi ya, neyse umarım tecrübeli biri olur.”
    İşe gittiğimde masanın yanında sandalyenin üzerinde oturan şık görünümlü zenci bir bayan oturmakataydı. Sanırım bir kaç gündür hasta olan meslektaşımın yerine çalışmak için işkurumundan gönderilen elaman bu diye düşündüm. Yanına yaklaştım kendimi tanıttım ve elimi uzattım tokalaşmak için. Tebessüm ederek ayağa kalktı ve elini uzattı. “Merhaba ben N. işkrurmundan geliyorum” dedi ve ben bir anda şok oldum. Aman Allah’ım buda neyin nesi. Gördüğüm görüntü tamamiyle bayan fakat ondan çıkan ses kesin “ben erkeğim” diyordu. Gerçi dikkatli baktığında fondetenin altında gizlenmeye çalışan sakallar görünüyordu, vucut hatlarında erkek hatları mevcuttu. Hani bu tip insanlarla yolda, sosyal alanlarda çarşısa pazarda hatta hatta televizyon ekranlarında karşılaşıyorduk, gayette hayatımızın birer...pardon pardon hayatımızın değilde toplumun bir parçası olduğundan sıradan geliyordu, normalleşmişti. Neler normallleşmedi ki günümüzde? Onlar neden eksik olsunlar ki?
    Fakat çocuklarla çalışma noktasında, bu alanda bu tip biriyle karşılaşmak beni şaşırttı. Bunada alışırız artık ne olcak canım?
    Kendimi toparlamaya çalıştım ve halini hatırını sordum. O konuşmaya başladığında ise tüm vücüdunu süzdüm teşhis koymak için, aceba bayanmı yoksa baymı diye. Sanki bana ne ise...
    Bir ara Mahsun Kırmızıgül’ün yönetmenliğini yaptığı “güneşi gördüm” filmi aklıma geldi. İzlemeyenler varsa şahsen tavsiye ederim bakmaları için.
    N.’yi bekleme odasından alıp çalışma odasına götürdüm. Bugün yapılacak aktivitelerden bahsettim daha sonrada havadan sudan konuşuk. Oysaki benim merak ettiğim bir çok konu vardı. Asla onu yargılama noktasında degil yada dışlama noktasında değil. Benimkisi sadece meraktı. Ama bir türlü soramadım, incineceğinden korktum. Çok kibar ve çekingen tavırları vardı. Yanlız şuna eminimki Allah bilir günde kaç kez benim merak edipde soramadığım sorularla karşı karşıya geliyordur.
    Çocuklar geldiğinde, çocuklara N.’yi tanıttım ve herkezden N.’ye merhaba demesini istedim. Çocuklar hep bir ağızdan N’ye merhaba dediler. N.’de çocuklara merhaba dedi ve asıl bomba o zaman koptu. Çocuklar bir anda N.’in etrafını sardılar. Kimisi güldü kahkaha ile kimiside ardı ardına garip garip sorular sordu. Bu duruma çok üzüldüm aslında. Ama sonuçta onlar 6 ve 11 yaş arası çocuklar. Onlar yetişkinler gibi her düşündüklerini söylememezlik yada sormamazlık yapmazlarlar ki! Düşündüklerini direk olarakda söylerler.

    Kendimi o gün işe vermekte zorlandım açıkcası. Ne kadar işimi yapmaya çalışsamda istem dışı göz ucumla sürekli takip altına almıştım N.’yi. Gözlemlerime göre çekingen bir kişiliği vardı sanki, genelde çocuklarla iletişim kurmak yerine daha çok ortalıklarda dolaşıyor bir şeylerle meşgul oluyordu. Çocukların sorularından sıkılmış olcak ki, bir ara ofisste yapılacak iş varsa ben orda yardımcı olayım diye sordu.

    Nihayet mesayi saati bittiğinde N. yanıma geldi ve kendisinin çalışma sitilini nasıl bulduğumu sordu. Böyle bir soru beklemediğimden biraz afalladım. Kendimi toparladım ve insan olarak cana yakın aynı zamanda işten kaçmayan biri olarak gördüğümü söyledim. Fakat çocuklarla arasında geçen diyoloğların ne derece sağlıklı olduğu konusunda tereddütlerimin olduğunuda belirttim. Kendisi bizimle çalışmaktan memun olduğunu belirtti ve ihtiyaç duyulduğunda bizimle çalışmaya hazır olduğunu belirterek iş yerinden uzaklaştı.
    Elemana ihtiyacımız olduğunda tekrar N.’yi çağrmak benim kafamda sadece soru işareti beliriyor. Ertesigün ailelerden gelecek tepkileri yada tebrikleri beklicem...

    Havva Koç
    19-02-2010




    http://www.ajans5.com/haber/20100220...ranseksuel.php
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  15. #35

    Milli Görüş yine birilerini kızdırmış

    Milli Görüş yine birilerini kızdırmış

    Haftalardır mail kutularında dolaşan bir çağrı var. Büyük bir ihtimal çoğunuz haberdarsınızdır bu konudan. Haberdar olmayanları haberdar etmek için ve haberdar
    olanlarada tekrar olsun diye bi hatırlatmada bulunayım.
    “15 yıllık hayalimizi artık gerçekleştirmek istiyoruz.” diye başlık atılmış yapılan çağrıya. Merak ettim aceba 15 yıllık hayali ne imiş bu kardeşin diye ve hemen maili açtım, heyecanlı bir şekilde okumaya başladım. Birileri teşkilat olarak yaşadığı sıkıntıyı dile getirmeye çalışmış. Metni olduğu gibi burda sizinle paylaşacağım, hiç bir şekilde değişiklik yapmadan. Buyurun hep birlikte okumaya.

    “15 yıl önce müslümanların yardımları ile Amsterdam Baarsjes semtinde satın alınan 10 bin metrekare arsamız üzerine Türk-İslam mimarisine uygun, Amsterdam’ın kültürel yapısına da zenginlik katacağını düşündüğümüz Westermoskee (Ayasofya Moskee)’in başlamasının önünde hiç bir engel yoktur. Her türlü izin ve müsadelerinin hazır olmasına rağmen Amsterdam Belediyesi bürokratik engeller çıkarmaya devam ediyor. Şehrinde yaşayan insanların her türlü ihtiyaçlarını karşılamada yardımcı olması gereken belediyeden müslüman toplum olarak yasal haklarımızın uygulanmasında yardımcı olmasını istiyoruz. Ayrıca Westermoskee projesinin yapılması konusunda anlaşmalar yaptığımız Stadgenoot ev bürosundan da anlaşmalara uymasını istiyoruz. Bu anlaşmalara göre Stadgenoot, projenin finansı konusunda garantörümüz olması gerekirken, gereğini yapmadığı gibi hesabımızda bulunan 4 milyon euromuzu da kullanmamıza izin vermeyerek, üzerimizde baskı kurmaya devam etmektedir. Bütün bu şartlar altında biz yine de başka inşaat şirketleri ile anlaşarak camimizi yaptırmak için gerekli çalışmaları başlatmış bulunmaktayız. Ancak bizzat parasını ödeyerek yaptırdığımız çizimleri (consructieplan) Stadgenoot haksız yere bize vermek istemiyor.
    Yeter artık!
    Siyasi ve ekonomik gücünüzü müslüman toplum üzerinden çekiniz!
    Müslüman toplum olarak 15 yıldır hayaliyle yaşadığımız Westermoskee’in yapımına başlamak istiyoruz. Bu konuda sağduyu sahibi Hollanda kamuoyunun desteklerini bekliyoruz.
    Lütfen imza kampanyamıza destek veriniz. İmza için aşağıdaki linki tıklayınız. Sizde bu linki arkadaşlarınıza gönderiniz.”


    Sanırım bu çağrı maili birilerini rahatsız etmiş olcak ki bir kaç dakika sonra aynı konuya ilişkin bir başka şahısdan cevap niteliğinden mail aldım. Bana mail atan şahısın kim olduğunu bilmiyordum taki buğüne kadar. Bu mailide sizinle paylaşmak istiyorum. Bu mail Türkçe karakterli yazılmamış ve ayrıca tüm yazılarda büyük harfler kullanılmış. Metin içerisinde herhangi bir değişiklikte bulunmadan, yazıyı Türkçe karakter olarak, birde büyük harfleri küçük harf olarak değiştirdim. İnternet ortamını kullananlar bilir ki büyük harfler yüksek ses tonu demektir. Sanırım birilerini epey kızdırmış olcak ki bağırma çağırma uslubunu kullanmış iletişimde. Bu mailide sizinle paylaşmak istiyorum. Arkadaş çok kızmış, hemde çok. Şöyle diyor;

    “ Milli Görüşün yeterince tapınağı var sanırım...
    Tapınaklarına bir tapınak daha ekleyemeyince şimdide internetimi kullanıyor..!
    Varolan tapınaklarını nasıl ticari araca dönüştürüp, halkın dini duyguları üzerinde nasıl rant elde ettiklerini Allah’ın bilmesi yeter...
    Mescidleri bir tapınak ve kazanç, ticaret merkezine dönüştüren kendilerini oralardan maaşa bağlatıp halkın sırtından asalak gibi geçinen din baronu kafayapısına hayır...”
    Tevbe-18/19
    18. Allah'ın mescitlerini; ancak Allah'a, âhiret gününe inanan, namazı/duayı yerine getiren, zekâtı veren ve Allah'tan baska kimseden korkmayan kisiler onanır. Iste bunların, hidayete erenlerden olmaları beklenir.
    19. Siz; hacı sakalıgını, Mescid-i Haram tamirciligini, Allah'a ve âhiret gününe inanıp Allah yolunda cihat eden kisinin yaptıgıyla bir mi tuttunuz? Allah katında bir olmazlar bunlar. Allah, zulüm sergileyenler topluluğunda kılavuzluk etmez.


    Yukardaki yazdığı yazıyı 2 ayet ilede sanırım kendi düşüncesini doğrulamaya çalışmış zavallı. Gelelim Milli Görüşün tapınaklarına (!), buna ne kadar sevinsek az bence. Ne mutlu ki çoçuklarımızın, gençlerimizin, kadınlarımızın ve erkeklerimizin birşeyler öğrenmek için yada sosyal faliyetlerde bulunmak için gidecekleri alanlar var, onun değimiyle tapınakları var. Bu alanlardan biride Milli Görüş teşkilatlarına ait yerler. Milli Görüşün inşa etmiş olduğu camiiler sadece sizin gibi sığ düşünen topluluklar gibi namaz ibadetini yerine getirmek için değildir. Camiiler Müslüman insanların bir araya gelip sosyal faliyetlerinide bir arada geçirebilcekleri alanlardır. Biz camilerimizi namaz ibadeti ile sınırlayıp kısıtlamadık. Müslümanın her yaşantısında, her davranışında bir ibadet vardır olmalıda.
    İnterneti kullanmaya gelince, neden buna o kadar şaşırdınız ki? Günümüzdeki en hızlı iletişim aracı internet olduğuna göre neden Milli Görüş bunu kullanmasın?
    Diger zırvaladığınız cümlelere cevap bile vermeyi düşünmüyorum. Bağırarak, çağırarak konuşan birisine ne anlatsam boş, o sadece kendi sesini duyar. Sesiniz normal hale geldiğinde, normal şartlar içerisinde iletişim kurabilceğiniz vakit buyrun gidin Milli Görüş teşkilatına. Bir derdiniz varsa, Milli Görüş teşkilatlarının kapısı her zaman her keze açık, gidin oralara derdinizi normal bir şekilde anlatın. Gerçi gitmediğiniz yer değil Milli Görüş tapınakları (!) . Malum çocuklarınızıda Milli Görüş eğitimcilerine emanet etmişsiniz.

    Bakar-11/12
    11. Hem onlara; “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” Denildiğinde; “ Biz ancak ıslah edicileriz” derler.
    12. İyi bilin ki, onlar ortalığı bozanların ta kendileridir, fakat anlamazlar.

    Havva Koç
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  16. #36

    İslam okullarının başarısı


    İslam okullarının başarısı...

    İslam okulu El-Furkan cordinatörlüğünü yapan ayrıca grup 8’in öğretmeni olan Ümüş hanım telefonla arayıp öğrencilerinin çok iyi başarı elde ettiklerini, mümkünse bizim gelip haber yapmamızı istedi. Cito sonuçlarını sorduğumda gerçek manada El-Furkan öğrencilerinin başarı elde ettiklerini öğrendiğimde, Ümüş hanımın sevincini paylaşmamak mümkün değil. Hollanda genelinde tüm okulların ortalama puanı 535 iken El-Furkan’ın ortalama puanı 539.
    Sabah makinamı hazırladım yanıma bir kutu çokolata aldım ve okula gittim.
    Sabah erken saatlerinde veliler çocuklarıyla birlikte heyecanla okul yolunu tutmuşlar. Hepsinde bir ayrı heyecan. Aceba çocuğumun puanı kaç ve bu sene İslam okullarının cito puanları kaç diye.
    Sınıf öğretmenleri teker teker çocukların cito puanlarını okurken hem ailelerinin hemde çocukların yüzlerindeki heyecanı, mutluluğu, şaşkınlığı görmek her şeye değerdi. Annenin biri birden söze atıldı “lütfen öğretmen hanım daha fazla dayanamayacağım, ilk önce benim kızımın puanını söylermisin, yoksa kalpten gideceğim” dedi. Öğretmen hanım annenin isteğini yerine getirdi, getirdi ama birden çığlıklar tüm okulu sardı. Anne o kadar çok sevindi ki duyduğu puana hemen ağlayarak kızının boynuna sarıldı, daha sonrada öğretmenin boynuna atıldı. Birden herkezde sevinç gözyaşları akmaya başladı.
    Tüm sınıfın teker teker cito puanları söylenirken çocuklar birbirlerini tebrik edercesine alkışladılar.
    El-Furkan’ ın ortalama puanı 539 iken ilk beşe giren puanları 550 olan öğrencilerin isimleri şöyle; Fatma Kadı, Ahmed Said, Mounia Tarafit, Feyza Güler.
    Sınıf öğretmeni Ümüş hanım sevincini paylaşrıken, bu başarının sadece kendisine ait olmadığını, bu başarının tüm El-Furkan öğrencilerinin ve öğretmenlerinin başarısı olduğunu vurguladı.
    3. sınıf öğrencisi olan Liva grup 8. sınıftaki abilerini ablalarını tebrik etmek için çokolata dağıttı ve 8. grubun arkasında gelecek olan çocuklara iyi örnek oldukarlı için teşekkür etti.

    El-Furkan’nın sevincini paylaşıp henüz iki yıllık, çiçeği burnunda olan İslam okulu Ebabil’in başarısını, sevincini paylaşmamak olmazdı düşüncesiyle arabama bindim ve doğruca Ebabil’e yol aldım. Yol esnasında kafamda bir çok şey canlandı. Bir çok kişi Ebabil’in eğitim hayatını sürdüremeyeceğini düşünürken, okulun kapanması noktasında girişimlerde bulunup çalışmalar sürdürenler haberi duyduklarında ne yapacaklardı aceba? Türkiye gündemine balyoz operasyonu oturduğunda nasıl ki bir çok insan şaşırdı allak bullak oldu umarım Ebabil’in başarısıda gündeme balyoz operasyonu gibi oturur ve yankı yapar.
    Henüz çiçeği burnunda olan Ebabil’in ortalama puanı 536. Birinci sırayı Rümeysa Küçükyazı 545, ikinci sırayı ise Nadia Sheikh ile Bilal Gada 544 birlikte paylaşıyorlar.
    Her iki okuluda tebrik eder başarılarının devamını dilerim.

    Havva Koç




    http://www.ajans5.com/haber/20100310...n-basarisi.php



    Adı: IMG_0704.jpg Görüntülenme: 345 Boyut: 35.6 KB

    Adı: IMG_0713.jpg Görüntülenme: 385 Boyut: 41.9 KB

    El-Furkan

    Adı: IMG_0707.jpg Görüntülenme: 362 Boyut: 36.5 KB

    Adı: IMG_0705.jpg Görüntülenme: 339 Boyut: 38.0 KB

    Ebabil
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  17. #37

    Tek yürek, tek bilek

    TEK YÜREK, TEK BİLEK

    Nihayet birileri tüm İslam adına hizmet eden, hizmet etmek isteyen kuruluşları bir araya toplamayı başardı! Adeta tek bilek , tek yürek bir vücut misali.

    23 Mart 2010, Havva KoçYazı Boyutu: ABCD
    Birden fazla İslam’a hizmet eden, hizmet etmek isteyen teşkilatların, kuruluşların olması ve bu teşkilatların, kuruluşların farklı farklı cemaatlere hizmet etmesi kimine göre zenginlik olsada kimine göre fitnecilikle suçlanılabiliyor.

    Hep içimde bu zenginliğin bir gün bir çatı altında toplanması ve tek bilek tek yürek olmasıydı. Düşünsenize bir programda tüm ailenizle birlikte yanyanasınız. Hem sevinci hemde hüzünü birlikte paylaşıyorsunuz. Şunu biliyorum ki bir çok duyarlı Müslüman’nında bu doğrultuda arzuları dilekleri ve duaları var.

    “Şarkta bir Müslümanın ayağına diken batsa Garb taki Müslüman aynı acıyı hissetmedikçe iman etmiş olmaz” Hadis-i şerif dusturuyla yola çıkarak, birlikte hareket etmek, beraber olmak. Günümüzde ki gibi karşı karşıya değil yan yana, omuz omuza seferlere çıkmak...

    Nihayet birileri tüm İslam adına hizmet eden, hizmet etmek isteyen kuruluşları bir araya toplamayı başardı! Adeta tek bilek , tek yürek bir vücut misali.

    Ocak ayının başlarında Hollanda’da bulunan Diyanet vakfının Kutlu Dogum haftası sebebiyle büyük çapta bir program organizesi içerisine girdiğini öğrendiğimde iyi güzel diyerekten geciştirmiştim konuyu. Konuşmanın devamında ise Hollanda Diyanet vakfının tüm Hollanda’da bulunan Türk İslam federasyonlarını bir araya toplayacağını duyunca, böyle bir haberle karşı karşıya kaldığımda “hadi canım” dedim.“Ne yani Hollanda Diyanet vakfı Hollanda’da bulunan tüm İslami cemiyetleri, federasyonları bir arayamı toplayacak? Hiç sanmam...Kesin yanlış bir anlama var ortada. Birden bire arkadaşla aramızdaki konuşma hareketlenmeye başladı. Okadar çok mutlu oldum ki...

    Evet, evet, evet nihayet birileri elini taşın altına koydu ve Hollanda Diyanet vakfı 2010 yılı Kutlu Dogum programı hazırlıklarında yıllardır bir araya gelmek isteyipde malesef bugüne kadar bunu başaramayan federasyonlar basın toplantısında bir araya getirildi.

    4 nisan Pazar günü Amsterdam Arena stadyumunda yapılacak olan kutlu doğum proğramına destek veren federasyonlar şunlar; Hollanda İslam Federasyonu, Hollanda İslam Merkezi Vakfı, Eğitim ve Kültür Merkezleri, Türk İslam Kültür Dernekleri Federasyonu, Hollanda Türk İslam Kuruluşları Birliği, Hollanda Türk Federasyonu ve tüm bu federasyonları aynı çatı altına toplayan Hollanda Diyanet vakfı.

    Hollanda Diyanet Vakfını bu örnek davranışlarından ötürü kutlar bunun devamını temenni ederim. Bir çatı altında buluşan tüm teşkilatları, federasyonları da tebrik eder çağrıya kulak verip nefsi davranmadıkları için onları şahsım adına kutluyorum.

    Mü’minler tek bir nefis gibidir. Kendi nefsi için sevdiğini mü’min kimse kardeşi için de sevmelidir. Şayet Müslümanlar bir vücut gibidirler, öylede kalmalılar. Kişinin kendisi için çirkin bulduğunu din kardeşi için de çirkin görmesi imanın kemalindendir. Müslüman tevazu ve güzel ahlak sahibi olmalıdır.

    Müslümanları yardımlaşmaya ve dayanışmaya sevkeden, birbirlerine karşı sevgi ve sayğı içinde bulunmalarıdır. Ne mutlu nefsinin kötü emellerine dur demesini bilen gerçek MÜSLÜMANLARA...

    Havva Koc

    http://www.ajans5.com/haber/20100323...-tek-bilek.php



    Adı: kutlu dogum arena final v6.jpg Görüntülenme: 533 Boyut: 45.2 KB
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  18. #38

    Yıllardır görmek istediğimiz tablo!!!

    Yıllardır görmek istediğimiz tablo!!!

    Hollanda Diyanet Vakfının öncülüğünü yaptığı, Hollanda’da bulunan Türk Müslüman sivil kuruluşları aynı organizenin içinde bulunarak bir ilke imza attılar. Amsterdam Arena Stad’ında Kutlu Doğumu proğramını yaklaşık 45 bin kişi ile birlikte kutladık. Bu organizenin müjdesini bir önceki yazımda “tek bilek tek yürek” de vermiştim.
    Hollanda’da bulunan yedi farklı (olduğunu düşündüğümüz) sivil kurumlarınında desteğiyle bu güzide dev proğram dün gerçekleşti. Avrupa’nın farklı ülkelerinden otobüslerle, özel araçlarla gelen yaklaşık 45 bin kişi büyük bir keyifle manevi atmosferi yaşadı. Farklı olduğunu/olduklarını düşündüğümüz sivil kuruluşları aslında özde, büyük çizğilerde farklı, ayrı değil aksine ana hatlarda aynılar. İnandıkları İslam dinine en iyi şekilde hizmet etme çabasındalar en azından ben öyle düşünüyorum. Buna riayet ederek, büyük çizgilerde buluşup birlikte yola çıkarak beraberce hareket ettiklerinde daha çok seslerinin çıktığını fark edecekler. Dün olduğu gibi...

    ----------------------------------------------------------------------------

    Programın akışından aklımda kalanlardan bir demet sunayım sizlere;
    Her iki ülkenin (Türkiye ve Hollanda) milli marşları söylenerek proğram start almış bulundu. Ardından Menduh Karslı Kuran-ı Kerim okudu. Açılış konuşması için Din Hizmetler Müşaviri Doc.Dr. Bülent Şenay kürsüde yerini aldı. Sayın Doc.Dr. Bülent Şenay “Bugün anlamlı bir gün, bir çok insan kendi manevi beraberliklerini coşkuyla kutlayabiliyorlar. Müslüman Türk toplumu Hollanda’da ve Avrupa’da huzurun ve güvenin garantisidir. Avrupa’da fitne istemiyor, barış, huzur ve kardeşlik istiyoruz” diyerek günün ehemmiyetine değindi.
    Tam bu noktada şunu düşündüm, evet hocam artık barış ve huzur istiyoruz. Sadece Avrupa’da değil dünyanın her ucunda barış, huzur ve kardeşlik istiyoruz. Bunuda ancak elimizdeki var olan kardeşlik gücüne inanarak birlik ve beraber olursak sağlayabiliriz. Aileler içerisinde bile sen şucusun, ben bucuyum diye küskünlükler oluyor, kaldıki milletler arası olmasın.
    Kürsüye gelen Amsterdam VU üniversite görevlisi Prof.Dr. Henk Vrom burda bulunmaktan memuniyetini belirtirken heyecanını görmemek mümkün değildi.
    Diyanet Türk Tasavuf Musiki korosu geniş reparutuarlarından bir demet sunarak tüm bulunan misafirlere harika dakikalar sundular.
    İsmail Coşar ve Fazlı Çoban çifte ezan okuyarak kulaklarımızdaki pasları bir nebzecik de olsa sildiler. Ezana hasret bulunduğumuz ortamlarda umarım en kısa zamanda vuslata kavuşuruz diyede temenni etmeden geçemicem.
    Çocuk ilahi grup 571 birbirinden sevimli çocuklarla söyledikleri ilahileri dinleyenlerin tüylerini diken diken ettiler. İlahi esnasında yaptıkları görsel showlarla izleyenleri hayran bıraktılar.
    Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Ali Bardakoğlu “iyiliğin ve güzelliğin adı ve simgesi olan Peygamber Efendimiz’in bir ahlak abidesi” olduğunu belirtti. “Müslümanlar insanlığın sağduyusunu temsil ediyor, bu yüzden tüm güzellikleri davranışlarıyla göstermeliler” diyerek bu organizede bulunan sivil toplum kuruluşlarını tebrik etti. Sayın Prof. Dr. Bardakoğluna ilgi yoğundu. Gazeteciler konuşmasından sonra etrafını sararak ayak üstü Hollanda’nın gündeminde olan bahtsız, bilmediğinden korkan cahil Geert Wilders ile alakalı sorular yönelttiler. Oysa ki sayın Prof.Dr.Bardakoğlu en güzel cevabı kürsüdeyken vermişti “Müslümanlar sagduyulular”.
    Sayın Prof.Dr. Bardakoğlu’ndan sonra çocuk ilahi grubu 571 ve Diyanet Türk Tasavuf Musiki korosu tekrardan sahne aldılar.

    ----------------------------------------------------------------------------------

    Söyle düşündüm; Aceba bu program Türkiyede olsaydı, Türkiye’nin en büyük stadyumunda tüm farklı sivil toplulukları bir arada Rasullah’ı anma ve anlama programında birlikte olsalardı nasıl olurdu aceba? Tüm İslami kuruluşların birleşmesini istemeyenler ne yaparladı? Türkiyenin laik düzeni yıkılıyor eyvah mı derlerdi? Nerde bu ordu, nerde bu asker mi deyip feryadı figanmı ederlerdi? Ordu bütün işini gücünü bırakıp tanklarla stadyuma doğru yolmu alırlardı aceba?
    Sincan’daki görüntü geldi birdan gözlerimin önüne.
    Birbirimizin düşüncelerine saygı duymak ve ana hatlarda birleşmek yapabileceğimiz en güzel işlerden biri olsa gerek. Sözüm ona dinler arası diyaloga sıkışmadan, önce birbirimzi anlayalım ve saygı duyalım.
    Hangi görüşte olursa olsun, binlerce insanımızın bir araya gelip Alemlere Rahmet olan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’i anması harika bir görüntüydü. Görmeye değer bir ortam vardı. Heleki tüm sivil kuruluşların podyuma çıkıp el ele tutuşmaları… Adeta tek bilek, tek yürek misali.
    Proğramın sonunda fotoğraf çekimi için teker teker tüm Türk Müslüman sivil kuruluşları podyuma çıktığında, o kadar mutlu oldum ki... kaç gündür bu anı bekliyordum. Tüm kuruluşlarımız podyuma çıktığında sayın Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Ali Bardakoğlu podyuma çıktı ve tam orataya geçti. Haydin bakalım el le tutuşup havaya kaldıralım dedi. İşte o an yıkıldı şeytan, mahfoldu, helak oldu...
    Son görüntü bana, farklı kuruluşların aynı çatı altında bulunması daha da güzel günlerin habercisi gibi geldi.
    Bu programın altı yapısını organize eden, teknik elemanlarıyla, sahne görselligiyle, güvenlik ekibiyle daha doğrusu a dan z her şeyiyle ilgilenen “Gökkuşağı sanat merkezi”nden tanıdığımız “Colorsevents” e teşekkürlerimi sunarım.

    Havva Koç
    5-04-2010


    Adı: DSC00336.jpg Görüntülenme: 299 Boyut: 30.0 KB

    http://www.milligorusportal.com/showthread.php?t=28197
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  19. #39

    Kendilerini dünyanın merkezinde sanan zavallı toplum...

    Kendilerini dünyanın merkezinde sanan zavallı toplum...

    Fransa Parc Expo Villefranche Lyon’da ilki organize edilen Festiculturede bize ayrılan tezgah önünde gökkuşağı sanat merkezini tanıtmak amaçlı broşür dağıtan arakdaşa yaşlı bir bayan yaklaşır ve fransızca arkadaşa bir şeyler anlatmaya başlar. Arkadaş ingilizce lisanı ile fransızca konuşma bilmediğini ve İngilizce analaşabileceklerini söylediği halde bayan hala fransızca konuşmaya devam eder ve bir yandanda el kol harekleri yapar.

    Buraya kadar her şey normal (!) geldi bize. Cünki biz 4 gün boyunca bu tür olaylarla karşı karşıya kaldık.

    Arkadaş bayanın yapmış olduğu mimik ve el kol hareketlerinde kendine iltifat ettiği düşüncesine kapılır ve ordan geçen birini tercüme etmesi için yoldan çevirir. Beyfendi bayana sorar ne dediğini ve kendi aralarında Fransızca konuşmaya başlarlar. Beyfendi bizim arkadaşa döner ve “ size fransızca konuşmanızı söylüyormuş ve bir çok lisan konuşmanın faydalarından bahsediyormuş. Ayrıca fransızca lisanının dünyada tek dil olduğundan ve insanın yaşadığı ülkenin lisanını bilmesi gerektiğininden bahsetmiş. “

    Ne kadar önyargılı bir millet... Bulunduğu ortamın bir fuar alanı olduğunu unuttu sanırım ki o alanda sadece fransada bulunan insanlar değil, dünyanın bir çok yerinde gelen ürünlerini, kuruluşlarını vs tanıtan tezgahtar sahipleri yer almakta idi. Birden fazla lisanın öneminden bahseden hanfendi sadece kendi lisanı ile konuşmayı tercih ediyor. Oysaki arkadaşım Fransa’lı hanıma kendi anadili olan Türkce ile cevap vermeyip, dünyaya mal olmuş İngilizce ile cevap verdi. Ayrıca arkadaşım bir den fazla lisanın önemini zaten biliyor ki Türkce, Flamence, Almanca ve İngilizce konuşabiliyor. Burda birden fazla lisanın önemini bilmeyen kim aceba?

    Ayrıca bu 4 günlük Fransa çıkarmamızda şunu gözlemledim ki Fransızlar dünyada sadece kendilerinin var olduklarını düşünüyorlar. Kendi lisanlarından başka hiç bir lisanı kullanmamaya özen gösteriyorlar. Kaldığımız otelin resepsiyonundan tutun akşam fuar sonrası ekip arkadaşlarımızla günün değerlendirmesini yapmak için gittiğimiz restarontlara, benzin almak için uğradığımız benzin istasyonunlarında bu tür olaylarla karşılaştık. Çoğu İngilizce sorduğumuz sorulara cevap olarak kendi lisanlarıyla cevap vermeyi tercih ediyorlar. Bu kadar lisanlarına sadık Fransızlar. Aceba fransa’nın her bölgesinde bu böylemidir? Örnegin sokakda gençler kendi aralarında nasıl konuşuyorlar? İnternet kullanıcı fransızlarda aynı yöntemimi kullanıyorlar?

    Hadi bu Fransızları geçtik diyelim. Fransa’da ikamet eden Türklere ne olmuş? Bunun cevabını Festiculturre de 3 gün boyunca bulunan, dünyanın dört bir yanında gelen tezgah sahiplerine ve konuklarına bırakıyorum.

    Havva Koç
    10-05-2010



    http://www.ajans5.com/haber/20100511...lli-toplum.php
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  20. #40

    Ah o gemide bende olsaydım…

    Ah o gemide bende olsaydım…

    Aradan haftalar geçmesine rağmen dünya gidişatında, coğrafya kıtalarında henüz hiç bir değişiklik yok. Birileri insani yardım ulaşdırmak için ambargo altındaki Gazze’ye, mahrum ve mazlum bölgesine arkasına bakmadan, yanımda kimler var, kimler beni destekleyecek endişesine kapılmadan ilerledi. Bu yola başını koyarken yanlız kalırmıyım diye tereddüt bile etmeden hedefine doğru yol aldı.

    İsrail donanmasına ait gemiler tarafından İsrail’e 68 mil kala yardım fiyolarına tacizin başladığı ve gözdagının verildiğini tüm dünya görsel medyada izledi. Kendinde nasıl bir hak görüyorki İsrail, uluslararası karasular üzerinde rotasını takip eden sivil gemilere saldırabiliyor.

    Bugüne kadar o kadar çok şeyler yazılıp konuşuldu ki bu konu hakkında… Ama içraata gelince nedense dünya büyüklerinin (!) sesi kısık, kuru bir kınama metinlerinden başka hiç bir şey yok ortada. Aaa pardon birde protestolar ve İsrail mallarını boykot eylemleri var. Allah’tan insanlıklarını unutmayan insanlar var yeryüzünde de onların sayesinde en azından bu tür eylemler oluyor. Yoksa hiç bir ülke reislerinin yerlerinden kıpırdayacak halleri yok. Makam mevki hesabı yapmaları gerekiyor nede olsa…

    İsrail donanması “Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım” kampanyası kapsamında Gazze’ye insani yardım malzemesi götüren fiyolara müdahale ettiğini tv ekranlarında ilk öğrendiğimde aklıma direk Yaşar’ın seslendirdiği şu eser geldi;

    “ Geç kalacaksın hiç yok zaman
    Düşünme sakın olma pişman
    Yanlız kalamaz hiç bir yaratık
    Vakit yok gemi kalkıyor artık.

    Bu gemide ah bende olsaydım
    Açık denizlere yol alsaydım
    Vız gelirdi her şey inan bana
    Yeterki ben sana varsaydım.

    Sormuyormusun kendi kendine
    Dünyada her şey dengi dengine
    Aldırma saat işliyor tık tık
    Vakit yok gemi kalkıyor artık.

    Hayat zalim yollarda pürüz
    Bir damla güneş sonra hep güz
    Mutlu olmak en büyük varlık
    Vakit yok gemi kalkıyor artık.

    Belki biz o gemide olmak için geç kaldık. O gemide bulunanlar gıbda edilecek bir insanı duruş sergilediler. Düşünsenize sizi neyin beklediğini bilmediğiniz bir sürece giriyorsunuz, korkusuzca cesur bir şekilde. Yaptığınız şeyin bilincindesiniz, insanlığa unuttukları isanlığı hatılatmak için. Bagnaz siyonistlerin ambargo altına aldığı Gazze halkını tüm çıplaklığı ile gözler önüne sergilemeyi düşünüyorsunuz. Biraz olsun Gazze halkına zoraki yaşatılan karanlık dünyayı anlatmak adına, dünyaya nın göremediklerini gözler önüne sergilemek için.

    Evet, işimi gücümü bırkabilseydim ve o gemide bende olsaydımL uluslararası karasularda yıllardır abbargo uygulanan Gazze’ye doğru yol alsaydım. Hiç bir şey umurumda olmazdı, yeterki Gazze’ye uygulanan insanlık dışı ambargoyu kaldırtabilseydim. Ne mutlu dünyalık işini gücünü bırakıp o gemide olanlara!!!

    Bazen kendimi sorgularım düyada her şey dengi denginemi diye? Mesela bir tarafta tüm imkanlara sahip olan İsrail diğer taraftan yıllardır açlığa sefalete sürüklenmiş Filistin halkı. Denge bunun neresinde?

    O gemide olanlara selam olsun.


    Havva Koç
    20-06-2010

    http://www.ajans5.com/detay/2010/06/...-olsaydim.html
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

3 / 2 İlkİlk 123 SonSon

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •