3 / 1 123 SonSon
57 sonuçtan 1 --- 20 arası gösteriliyor

Konu: Havva Koç'un Kaleminden

  1. #1

    Havva Koç'un Kaleminden

    Dost…

    Nedir sizce dost? Söylenişi bile çoğunun içini ısıtmaya yeter sanırsam. Kimine göre de hiç bir ifadesi anlamı olmayan sadece harflerden oluşan kelimenin ötesine geçmeyen bir terim... Kelime dagırcıgımızda henüz kullanılmada olmayan, alt cekmecemizde kullanılmak üzere zamanını beklediğimiz/beklettiğimiz kelimedir. Zamanı geldiginde ansızım kendi kendine o cekmeceden çıkacaktır. Sen belkide hiç farkında bile olmayacaksın.

    Bana uzak olan bu terimin “dost”un tam olarak türkçe açılımının ne oldugunu ögrenmek için kütüphanemde cok nadir kullandıgım, üzeri nerdeyse tozlanmaya yüz tutmuş Temel Büyük Türkçe Sözlügünü elime aldim. D harfini acarak “dost” kelimesini buldum ve okumaya başladim. Cok daha derin, etkileyici, süslü cümleler beklerken, kaliplaşmis, anlamını yitirmeye yüz tutmuş kelimelerle karşilastım….
    Dost; Sevilen kimse, sevgili, arkadas, aralarinda iyi iliskiler bulunan, teklifsiz yakinlik ifadesi olan hitap…

    Kime denir dost hiç düşündünüzmü? Dostda kendini bulursun. Sen istemeden, haber etmeden ihdiyaç duydugun en zor anında yanında bulunana denir dost. Birlikte olmadıgınız zamanlarda bile onun var oldugunu hissetmek, destegini hissettirendir dost. Pazarlıksız, karşılıksız, beklentisiz, kollarını sana acandır. Aglamak istediginde, zırlaya zırlaya hemde…gögsünün üzerine başını huzur içerisinde yasladıgına denir dost. Agladıgında, zırladıgında küçüldügünü (!) hissettirmeyen aksine aglamanın, zırlamaninda sana iat bir duygunun oldugunu hissettirendir dost…
    Dost dedigin, dostun yüreginden geceni bilmeli, Dost dedigin, karatoprak gibi sadık olmalı, her yerini sıkıca sarmali…
    Dost dedigin güneş kadar uzaklıkta olsa bile sıcaklıgını hissetirmeli..
    Dost dedigin, gecenin karanlıgında ay kadar ihtişamli, yıldızlar kadar pırıltılı olmalı…
    Dost dedigin, iki koca yüregi bir bedende sarıp sarmalayıp taşıyabilmeli…
    Dost dedigin, asırlık çınar gibi saglam gövdesi olmalı ki sırtını yaslanabilesin…
    Dost dedigin, ona dogru adım atarken sana koşmalı…
    Dost dedigin, ona sırrını anlattıgında yargılayan degil, teselli eden, aglaman icin gögsünü acan, iki eliyle başını alıp kendine dogru bastıran ve kollarıyla seni sımsıkı sıkandir…Taaa iliklerinde hissedersin.
    En önemliside, insan yaşadıgı kötü hayatın, içinde debelendigi bataklıgın, kıyılarında yüzdügü günah deryalarının, Falancanın dostluğu benim Allah (cc) ve Resullah muhabbetimi artırıyormu? Hasret kaldıgım, ejdadımdan miras kalan Anadolu cografyasını kendi evimin bahçesi gibi korumamı ögütlüyormu? Yoksa falancanin dostlugu beni yoktan var eden Yaratıcıdan ve onun Rasulünden adım adım uzaklastırıyormu? Tozuna topragına hasret kaldıgım vatanımı düşmanlarımızla paylaşmaya beni iknamı ediyor?
    Keşke şu sahsı dost edinmeseydim demek yerine dikkatli secim yapmalıyız. Dost secilir mi? Ki…Furkan suresinin 28. ayetini dikkatli ve tekrar tekrar okumaya davet ediyorum sizleri.
    Dost oldugunu bilmeli dost dedigin, hissettirmelisin ona dostun oldugunu. Nasilmi? Yasayarak ve yaşatarak.
    Ya dostsundur, yada….
    Gerçek dost olabilme yolunda yürümek adına…
    Havva Koc
    30 Mayıs 2009

  2. #2
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,607
    Blogdaki Konular
    5
    Gerçek bir dosta ulaşmak zor ve meşakkatli bir yolculuk gerektirir. Ve gerçek bir dostu kaybetmek hüznün büyüğünü yaşatır insana.

    Ne mutlu tarif ettiğiniz gibi dostlar edinebilenlere.
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  3. #3
    Şöyle br adım geri atıpta hayata baktığımda insanın en büyük şansının vede mutluluğun dostu olduğunu görüyorum.
    Hangi mevki ,hangi villa,hangi lüks araba gerçek bir dostu satın alabilir.

    Korkmadan yanında kendimizi güvende hissedebileceğimiz birileri varsa kıymetini bilmeli.Yarın çok geç olmadan!Nasıl olsa "o" beni bırakmaz diyip her türlü hakareti layık gördüğümüz insan bir gün çekip gidebilir "istemedende" olsa .Onu hesapsızca yanımızda tutan şey maneviyattır dostunda olsa özveriyi hakeden belkide yegane insandır ....

    Dostluğun hakkını verebilmek dileğiyle...
    "Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir! Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir..!"

  4. #4

    Ozlem...

    Özlem…
    Özlem yeniden görme, tekrar kavuşma arzusu, bir şeye karşı duyulan istek ve meyil.
    Vuslata özlem…
    Uzaklara bakınca, gözlerinin yaşarmasıdır özlem.
    Özlem, hem özlenir, hemde hasrettir.
    Özlem fırtınadır, esince tüm vucudunda hissedersin.
    Özlem soğuktur, buz tutarsın, kanın donar adeta.
    Özlem serttir, öyle bir çarparki, rotanı şaşırırsın. Yere düştüğünde etrafa bakmazsın, elimden tutup kaldıran olacakmı diye…o yanındadır.
    Özlem göz yaşların gibi billur paha biçilmez değerdir. Aktığında en değerli kutuya koyarsın.
    Gelmeyecegini bilmene rağmen, her günün doğumunda umutla başlamaktır güne.
    Gelmeyecegini bilmene rağmen, kapıda olması ğözlerinin.
    Hani insan ağlamak ister de gözlerinden yaş gelmezya…
    Hani gülmek ister de yürekten gülemezya…işte budur özlem.
    Özlem yüreğinin üşümesi, kalbinin sıkışmasıdır.
    Özlem bir yüktür, taşımasını bilmeyenler için.
    Özlem gıdadır yaşamak için, garibanın aşı gibidir.
    Özlem sevdaya yürek açmaktır, açılan yürekte yaşamak, hayat bulmaktır.
    Özlem yoklukta var olmaktır, elini uzatmaktır. Eli boşta kalsada...
    Bir umuttur özlem, uzak yürekleri birbirne yaklaştıran. Sımsıkı sarılmak, kopmadan kalbe yapışmak.
    Bir umuttur özlem, zamanı durdurmak, akrep ve yelkovana rest çekercesine.
    Özlem teknoloji hayata teslim olmuş yürekleri, kaybolan duyguları baglamaktır yürekte.
    Köhne düşünceleri silmektir, iz kalmamacasına.
    Özlem buğulanan camlara adını yazmak değil, yüreğine adını yazmakdır.
    Özlem uzaklara baktığında gölerinin yaşarması değil, dizinin dibinde de olsa gözlerinin yaşarmasıdır.
    Özlem susuz değirmenler döndürür, susuz ateşler söndürür. Özlem en sıcak ayları bile üşütür.
    Özlem isyan etmez yokluğunda, çıldırmaz sabırsızca.
    Özlem yürege hapsetmek degil, aksine onu olduğunca özgür bırakmaktır.
    Özlem sevgiye koşulsuz baglanmaktır, kalbini sorgusuz sualsiz açmaktır.
    Ve ben;
    Karşılık beklemeden, dünyaya gelmeme vesile olan,
    Kalbimde, yüregime hayat suyu veren,
    Benim için gecesini gündüz eden,
    Hayata dair her acıyı ve mutluluğu ögreten,
    Sevmeyi, değer vermeyi ögreten,
    Her anımda yanımda hissettiğim
    Pırlanta yürekli, dev adamı özledim, özlüyorum.
    Herne kadar “özlem; gördüğün herkezi sana benzetmektir” densede, ben hiç kimseyi sana benzetmiyorum, kimse sana benzeyemez...
    Öze özlem...Nurdan, özden oluşuna,
    Kışa özlem, yazın sıcaklığını silişine,
    Laleye özlem, Yaratıcının aşkı adına,
    Güle özlem Rasullah’ın aşkı, hatırı adına.
    Kula özlem, topraktan oluşuna, Yaratana boyun eğişine.
    Özlem aynı heyecanla canana yaradana ulaşmaktır.
    Özlem adını sayıklamakdır, Yaratıcıyı sayıklamakdır...Ölümü beklemektir her nefeste, korkmadan, ürkmeden. Büyük bi heyecanla sadece ona kavuşmanın özlemini çekmektir.
    Özlem sensin...(babama ithafen)

    Havva Koc
    17-06-2009

  5. #5
    İhtiyar Heyeti Kaşif Ayşe ACAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Mon Jul 2006
    Konum
    sevdiğim şehir.
    İletiler
    1,078
    Blogdaki Konular
    11
    Varsın vedalara teslim olsun bu gönül, her veda sana bir adım daha kavuşmakmış ya…
    Susturun içimdeki susmayan beni.

  6. #6
    Erbakanist Esra MERTKAYA kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Mon Apr 2008
    Konum
    Fatih\İSTANBUL
    Yaş
    34
    İletiler
    180
    Özlem komşu kızıdır.Yaz aylarında gelen;yapraklar dökülmeye başlayınca sıcak memleketlere giden.
    Allah'ım sen bizi başımızdaki deccallardan kurtar.(amin)

  7. #7
    özlem sevdadır yürekleri hoplatan
    özlem hasrettir sineleri yakan
    özlem yanmakdır özlenenin ateşiyle
    özlemdir insanı insan yapan


    teşekkürler havva yüregine saglık
    Documents and Settings\casper\Belgelerim\Resimlerim\39db57caa7al0.gif

  8. #8
    özlem;hüzünle geldi.hemde kovulduğumuz memleketten....

  9. #9

    Düşünmek…

    Düşünmek…
    Davranışlarımıza yön veren temel unsurlardan biridir düşünmek.
    Yunus suresinde Yüce Rahman buyuruyor “De ki; Kimdir gökten ve yerden sizi rızıklandıran? Kimdir kulak ve gözler yaratıp size veren? Kimdir ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran? Kimdir kainatı yerli yerlice tedbir ve idare eden?”
    Bulundugun yere otur, iki elini yüzüne koy, gözlerini kapatarak düşün. Yada tam tersi gözlerini fal taşı gibi acarak, yüzünü semaya, göklere, etrafa çevir ve bak. Görerek bak...Tefekkür edercesine.
    Bulutların gökyüzündeki süzülüşlerini, şekilden şekile girişlerini izleyip, düşünmek.
    Yağmurun, kartanelerin tane tane bir birine değmeden, zemine inişini izlemek ve düşünmek.
    Aynanın karşısına gecip yaratılmışların en üstünü varlık olan insanı bi izle, incele, dokun...
    Çiceklerin üzerine bütün zarifliğiyle konan kelebekleri izle ve düşün.
    Bakarken görmek, izlerken fark etmek, fark ederken farkında olmak.
    Düşünmek...
    Görülmeyeni görmektir, farkedilmeyeni fark etmekdir, duyulmayanı duymkatır.
    Mucize diyenlere inat, senin yarattıklarını, senin var ettiklerini düşünmek...
    Seni düşünmek gafletten uyanmaktır...
    Seni düşünmek yürekten inanmaktır...
    Seni düşünmek galu belada verilen sözü tutmaktır...
    Seni düşünmek sadakattır ya Rahman...

    Havva Koc
    19-06-2009

  10. #10
    Özlem...
    Yaşamın en tatlı anında mutluluğun zirvesine ulaştığında eski günler vardı ya diyebildiğin anlardır.
    Unuttuğun kişii birden hatırlayıp AĞLADIĞIN zamanlardır.
    Özlem Yaşamaktan ziyade ölmeyi bile unutmamaktır...

  11. #11
    Düşünmek...Var olduğunun bilincine varmaktır.Varlığının gereklerini yapmaktır.Düşünmek şükür vesilesidir.

  12. #12

    Nerdesin?

    Nerdesin?
    Hasretinden gönlüm boğuldu, ipsiz bucaksız okyanuslarda.
    Hani gemiyle denizde geziye çıktığında, tam denizin ortasında durursun ya. Ne sağ tarafta nede sol tarafta mavi sulardan başka görünecek hiç bir şey yoktur. İşte bazen kendimi öyle ortamda hissediyorum. Senin yokluğunda ne sağımda nede solumda var olan hiçbir şey yokmuş gibi be baba.
    Küçük bedenimde sakladığım kocaman yüreğim, sevdamla, sana olan özlemimle gökleri sarıp sarmalamaya çalışan masum kalbim, seni özledi. Seni özledi be baba…
    Yüreğim her baktığı yönde seni arıyor. Belki seni görürüm diye.
    Gökyüzündeki o masmavi bulutta meltem var. Işıl ışıl dünyaya hem ısısını veren hemde parıltısını veren güneşte ise sitem var. Tıpkı yüreğimin ta derinliklerinde olan sitem gibi. Günlerim geçmez oldu sitemsiz.
    Dün akşam gözlerim seni aradı, her zaman ki oturduğun koltukta.
    Gözlerimi kapattım, ellerimi başıma koydum ve seni düşündüm. Arada yanaklarıma düşen damlaları işaret parmağımla sildim.
    Nerdesin söylermisin?
    Dışardan geldiğimde “ooo kızım gelmiş” derken, yüzünde beni görmenin tebessümleri aklıma geldi.
    Gel gör ki varlığın, hayatımın coşkulu ırmağına biriken damla damla duygularıma, özlemlerime, hasretlerime karşılık veren olmadı.
    Bazen göremez oluyorum önümü, etrafıma şaşkın şaşkın bakınıyorum. Senin yokluğunda kaybettim be baba yönümü.
    Göremediğimde önümü, gösterirdin yönümü.
    Burkulur yüreğim, kalbim senin varlığına muhtaç. Nerdesin be baba nerde?
    Yüzünden yayılan nuru özledim.
    Kış geldi diyorlar, havalar soğudu. Havaların soguğu nafile. Benim vucut ısım senin yokluğunla düşmüştü zaten en alt derecelere. Isınmaz artık yüreğim dondu bir kere.
    Gelir diye yollara baktım, her önüme çıkanda seni gördüğümü sandım. Fakat anladım ki, yada anlamış gibi yapıyorum artık bedenen yoksun, olmayacaksın.
    Bunları kendi kendime itiraf etmek bile ağır geliyor be baba. Keske yanımda olsaydın, belki daha kolay olurdu anlamak.
    Dimdik ayaktayım be baba, tam senin olmamı istediğin gibi. Başı dik, ayaklarını sağlam yere basarak ilerlemeye çalışıyorum. Kimin kızıyım değil mi baba?

    05-11-2009
    Havva Koc

  13. #13
    Ne yapıyorsun ?

    _Hiç sadece düşünüyorum...


    Nasıl yani (sadece düşünmek diye birşeyde mi oluyormuş )


    Düşünmeye baya bir zaman ayırmamız gerekiyor sanırım.

    Düşünmeden konuşan yada hareket eden bizlerin hakikaten buna ihtiyacı var....
    "Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir! Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir..!"

  14. #14

    Loverboy...

    Loverboy..

    Annecim sen neden geçenlerde Merve ablama Loverboylara dikkat et demiştin?
    Hmm şey istersen biraz daha büyüdükten sonra konuşsak seninle bu konuyu.
    Ama ben şimdi bilmek istiyorum. Çok merak ettim anne.
    Sevgili kızım bu tür konuları konuşmak için biraz daha beklemeni isticem senden. Bu konuyu anlaman için biraz daha büyümen gerek.
    Ne kadar büyümem gerek anne? İlla olayı anlamak için olayı bir zat yaşamam mı gerek? Hem belkide ben büyüyünce sen yanımda olmucaksındır. O zaman kim bana anlatacak?
    Anne duraklar, akıllı kızı annesini öyle yerinde vururki yüregindeki kan pompalanmaz olur, vücudunun yaptıgı hic bir işlemi hissedemez olur. Biraz durur derin derin nefes alıp vermeyi dener. Kafasından kaynar sular akmaya başlar sanki. Ne demeli şimdi çok bilmiş kızına, nasıl anlatmalı...Bunu daha önce hiç düşünmemişti. Hemen aklına bir seminer esnasında dinledigi şu sözler geldi “ çocuklarınıza cinsellik gelmeden dinselligi ögretin” ne kadar dogru bir söz oldugunu bir kez daha yaşayarak anlar. Dogruya, çocuklarımıza önce mensub oldukarı dini her yönüyle ögretmeli örnek olmalı ki ileride ergenlik çagına geldiklerinde hiç istemediğimiz olaylarla karşı karşı gelmeyelim.
    İşte tam zamanı şimdi kızımla başbaşa hayatta olmaması fakat hayatın tam ortasında olan şeyleri konuşmanın. Hemde ögrenme talebinin kızımın kendisinden gelmesi, sinyalleri veriyor olmasıdır...Anne hadi bana anlat, nelerle karşılaşma ihtimalim var ileriki hayatımda... Neler bekliyor beni yürüyecegim yollarda? Hangi yollarda mayınlar var, bastıgımda patlayıp bütün vücüdum param parca olup, vüvudum kac binlere ayrılcak...
    Hangi yollarda bataklıklar var, üzerinde yürüdügümde beni içine alıp taaa bataklıgın zemin katına çekip bogacak...
    Hangi yollarda çukurlar var, çukura düştügümde bagırsamda hiç kimselere sesimi duyuramayacagım....
    Dogruya duyursa bile kızım bilmiyorki bizlerin duymamazlıktna gelecegini. Olurmu hiç elalem ne der sonra. Bak kızı (oglu) kötü yola düştü, onu öldürmek yerine bagrına basıyor.
    Çocuklarımızı hayatın gerceklerine hazırlamak gerek. Onların gercek hayatta çok fazla yara almamaları için ön bi hazırlık gerek. Bazı şeyleri mutlaka bir zat kendileri yaşayarak tecrübe edinecekler... İllaki yaşıyacaklar bazı acıları...Biz herne kadar onları korumak istesekde. Onları hayata hazırlayıp ancak bizden yardım talebinde bulundukları zaman yardım etmek gerek. Bırakın onları düşe kalka kendi dogrularını (!) ögrensinler.
    Henüz oglumun gercek hayata atılmasına alışamamışken şimdi de kızım...Aman Allah’ım ne kadar zormuş. Hz. Ali’nin sözünü hatırladım birden. “Coçuklarınızı kendi yaşadıgınız çaga göre degil, onların yaşadıgı çaga göre yetiştirin”
    Bu durumda ben çocuklarımdan önce onların yaşadıgı çagın iyilik ve kötülüklerüden haberdar olmam gerek ki onları aydınlatmaya çalışayım.
    İslam doğrultusunda yuürümen/yürümeniz dilegiyle sevğili kuzucuk/kuzucuklar...

    Havva Koc
    10-06-2009

  15. #15

    Yabancılaştırıldın

    Yabancılaştırıldın

    40 yıla aşgın bir süre içerisinde vatanından ayrılmış, bir arayış, bir kurtuluş düşüncesiyle. Kim itti buna onu? Öz vatanından, ailesinden ayrılması için kim onu buna itti? Önce bir kaç yıllık dendi bu vatandan ayrılışa. Daha sonra o bir kaç yıl asır oldu. Baktı ki olmuyor ailesiz, eş dostsuz, teker teker yanına aldırdı akrabalarını ve ailesini. Ama hala içinin ta derinliklerinde vatana, öz yurduna, sılasına tekrar dönüş düşüncesi yatıyordu. Aslında bu bi hayaldi ama o bu hayalin farkında bile değildi. Yüreğinde bir gün vatanının mis kokulu topraklarına dönmek vardı. Bi umuttu bu onun için. Bugün değilse yarin gerçekleşecek bi umuttu. Döndüde nihayetinde, cansız bedeni.
    Düşünüyorum, babam gibi benimde öz vatan dediğim vatanımı,Türkiyeyi düşünüyorum. Vatanım dediğim, vatanımın üzerinde ki insanları düşünüyorum. Kendi vatanıma yabancılaştırıldığımı düşünüyorum.
    Asırlar oldu babalarımız, annelerimiz gurbet ele göç edeli. Sırf geleceklerinden endişe ettikleri için. Gurbet elde gelecek parlak, bir kaç yıl çalışır tekrar döneriz niyetiyle. Bu konu üzerinde bir çok şey yazıldı, çizildi.
    Kendi kendimizin patronu değilmiyiz? Ne zaman canımız isterse döneriz geriye. Keyfimin kahyası değilmiyim? İki yıl içerisinde döneriz, iki yıl olmazsa beş yıl içerisinde döneriz...Bu düşünceyle hem kendilerini uyuttular hemde sılada onların yolunu gözleyenleri... Temelli gidiş bir türlü olmadı. Temelli gidenler ise geri döndüler. Çok geç... Aslında yaban ele gelirken çokdan türkiyeden çıkış vizelerini almışlardı. Kopmuşuz vatan dediğimiz, vatanımızdan. Koparılmışız hissettirilmeden.
    Yaz tatilinde gittiğimizde bile, çarşıda, pazarda, sokaklarda batarız karakoyun gibi Türkiye’de yaşayan insanların gözüne. Arkandan çagırırlar “almancı” diye. Bu sözün bizi ne kadar kırdığını ne kadar incittiğini hiç düşünmezler. Öz vatanında bile yabacı olduğunu hissedersin, hissettirirler. Zaten gurbet elde yeterince yabancı olduğunu hissediyorsun, bir de kendi ülkende, kendi vatanında sana kendi insanın bunu hissettiriyor. Bu daha da koyar sana, içlenirsin kendi kendine. Ne diye bilirsin ki? Bir şey anlatmak istediğinde mutlaka araya bilinçsiz bi şekilde yabancı kelimeler kaçırırsın ağzında. Bazı kelimelere dilimiz dönmez. Kıyafetin zaten belli ediyor yurt dışından geldiğini. Tanımazsın yeni aile fertlerini, yeni doğan çocukları...doğrudan yabancısın, yabancılaşıyorsun...
    Çarşıya çıkarsın, gözler sende. Bir şeyler almak istersin, göz göre göre yersin kazık. Nasılsa anlamayız, hem almancıyız ya ne olcak üç beş kuruş fazla ödemişiz. Anlamayız paranın degerini, bilmeyiz onların gözünde. Utanırız, çekiniriz hakkımızı aramakdan. Gururumuza yediremeyiz kazıklanmayı. Fiyatı böyleymiş burda deriz, geçiştiririz ve kendimizi kandırırız. İçimizdede kendi kendimiz yeriz. Neden böyle diye, üzülür, inciniriz aslında.
    Giyeriz al yıldızlı formalarımızı üzerimize. Alırız al yıldızlı, o anlamı bizim için degerli olan bayraklarımızı, takarız bayraklarımızı arabalarımıza. Bir sevinç dir, fırlarız sokak meydanlarına en ufak sade bi futbol maçında, Türkiye’nin başarısında. Türkiyenin başarısı bizim başarımız çünki. Bakın işte bu benim ülkem, işte bu benim bayrağım diye göklerde dalgalanan bayrağımı işaret ederiz. (bana yabancılaştırılan ülkem, okuluna sokulmadığım ülkem, askeriye giremediğim vs vs ülkem)
    Tuhaf bi özlem vardır yıl boyu vatanıma. Garip işte...
    Nerede olursak olalım heryerde yabancıyız aslında.

    Havva Koc
    13-07-2009
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  16. #16
    İnsan yalınlaştıkça yakınlarından ayrı
    Belli ki yakınımız yoktur Allah'tan gayrı
    (alıntı)

  17. #17

    Hayırlık yolculuklar...


    Hayırlık yolculuklar...

    İslam’ın beş esasından biri olan hac, Hicretin 9. yılında farz kılınmıştır. Kelime olarak yönelmek, bir kimseyi yada bir yeri çokca ziyaret etmek anlamına gelir hac. Terim olarak ise; belirli bir zamanda, usulüne uygun olarak, ihrama girdikten sonra, Arafat’ta vakfe yapmak, Kabe’yi tavaf ederek ziyaret etmek ve diger bazı görevleri yerine getirmek suretiyle yapılan ibadettir.
    Burda sizlere hac ibadetinin farzlarından sünnetlerinden vaciplerinden vs bahsetmicem. Haddime de düşmez. Yüregimdeki duygu seli musade ettiğince, klavyemin mürekkebi bitmediği sürece, duygulardan, duygularımızdan bahsetmeye çalışacagım....
    Bugün her yıl olduğu gibi, hacı adaylarımızla helalleşmek, tüm cemaati bir araya getirmek için hac uğurlama proğramı organize etmitik. Duygu selinin yaşandığı bu proğramda bizi en çok etkileyen olayı paylaşmak istiyorum. Hacı adaylarımızdan biri Meryem arkadaşım aynı zamanda teşkilatın gönüllü fedailerindendir. Yıllardır omuz omuza, yan yana çalışmışızdır. Bütün hacı adayları tek tek gönüllerinden geçenleri bizlerle paylaştılar. Sıra arkadaşım Meryem’in komşusuna geldiğinde ortalık tam bir duygu seline döndü. Meryem’in komşusu yıllardır Hac ibadetini yerine getirmek için çok çaba sarf etmiş eşine karşı. Fakat bu çabalar her seferinde hüsrana uğramış. ( komşunun eşinin ibadetlerle arası yok anlıcanız) Meryem komşusunun bu arzusundan haberdar olduğundan kendi eşi Muhammed abiye bahsediyor. Muhammed abi bir akşam üstü komşusunu telefonla arayıp kendisini hacca gidecekler listesine yazdırdığını söylüyor. Komşusu hiç bir tepki göstermeden “ yazdırdıysan gideriz birlikte abi” deyip telefonu kapatıyor. Böylelikle bi şaka, nabız yoklamasıyla iş ciddiye dönüyor ve Muhammed abi bunu fırsat bilip komşusunu cidden hacı adaylar listesine yazdırıyor. Nasipse Meryem ve komşusu birlikte hac ibadetlerini yapıp dönecekler.
    Rabbim herkeze hayırlı, birbirlerine iyiliği emreden kötülükten men eden komşular nasip etsin.
    Her inanan müslümanların içinde olan büyük bir hasretdir Hac ibadetini yerine getirmek. Hasretle yandığına, Kabe aşkına vuslattır. Tüm tağutları geride bırakmaktır, arkana dönüp bakmadan. Bir an bile tereddüt etmeden, vuslata gitmektir koşarcasına...Gören bir daha görmenin arzusuyla yanarken, görmeyenler görme arzusuyla dolup taşar.
    Bir yerde su cümleyi okumuştum. “ Kabe; bütün camilerin, mescitlerin merkezi, temsilcisi ve annesidir.” Bu cümleyi ilk okuduğumda, çok ilginç bulmuştum. Üzerinde baya düşündüm ve düşündükçe cümlenin anlamının daha çok büyük olduğunu çok şeyi anlattığına kanaat getirmiştim. (Bu cümlede annelerin ne kadar önemli olduğunuda, İslamda annelerin degerini de vurgulamış oluyor)
    Allah’ın evi, varlık ve birliğin simgesidir adeta. Bir sancak altında milyonlarca insan, ne tenleri benziyor, ne lisanları. Tek amaçları; inandıkları dinlerinin temel esaslarından biri olan hac görevlerini yerine getirmektir. Görevlerini yerine getirmekte olan insanlara baktığımızda gördüğümüz tek şey; tek yürek, tek bilek adeta bedendeki can gibi...
    Bugün
    Her inanan müslümanın mutluluk rüyası, ruh temizliği ve bedenindeki kirlilikten arınma, bağışlanma ümidi olan hac ibadeti. Her hac döneminde hepimiz hac ibadeti hakkında bilgi edinme, edindiğimiz bilgileri tazeleme adına kitablar okuyup, seminerler dinliyoruzduz, bilinçli insanların kaleminden, yüreğinden...
    En kısa zamanda rabbim hepimize hac ibadetini yerine getirmek nasip etsin. Gözlerin ve gönüllerin hedefi olan Kabe’ye doğru yönümüzü çevirsin. Bize bizden yakın olan, “siz isteyin biz verelim” buyuran yüce yaratıcı Hz. Allah (cc) dileğimizi kabul buyurur, bizlerede en kısa zamanda nasib eder etsin inşaAllah.

    Havva Koc
    11-11-2009
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  18. #18

    Benim Dünyam

    Benim Dünyam

    İnsanların birbirlerine yaptıklarını gördüğümde,
    Kapattım gözlerimi, sımsıkı yumdum.
    Yönümü ufka doğru yönelttim.
    Daldım uçsuz bucaksız hayallere,
    Başladığım hayallerin sonucuna ulaşmak için.
    Yüreğündekileri dilime vurmak,
    Karanlık bir gecenin aydınlığına ulaşmak için.
    Hissettiklerimi yaşamak,
    Tırmandığım dağın en tepesine ulaşmak icin.
    Bir dünya, globalleşen bir dünya çiziyorum.
    Yeryüzünün üzerinde dolaşan,
    Simsiyah o kara bulutlara inat,
    Toz pembe görüyorum gökyüzünü.
    Söyleyemediğim sözler var içimde,
    Haykırıyorum onları, sorgusuz sualsiz,
    Çırpınıyorum, bir serçe gibi,
    Başladığım cümlenin noktasına ulaşmak için.
    Adeta başladığım kitabın sonucuna ulaşmak gibi.
    Daha önceden buruşturup attığım duygularıma,
    Tam zamanı diyorum, ortaya çıkabilirler,
    Kaderimle buluşup, teslim olmak gibi.
    Yoruldum, yığılcam şimdi durduğum yere,
    Sonbahar da yaprağın yere düşüşü gibi.
    Bir dünya çiziyorum kendime
    Ne duygulara prangalar vurulmuş
    Nede ekvator çizğisi gibi çizilmiş,
    Ne sınır, nede hudutlar var.
    Bir dünya hayal ediyorum,
    Kan ve gözyaşından ırak.
    At silahı, bir kenara bırak
    Bir dünya boyuyorum kendimce
    Yürekler olabidiğince hür.
    Bir dünya resmediyorum,
    Saçma sapan savaşların yer almadığı,
    Uyandığımda bir dünya görüyorum,
    Savaş, kan, rezilliklerle dolu…
    Hala bir umut beklediğim umudum var
    Ertelenmiş duygularımı, umudun sırtına yüklemişim,
    Görünmeyen yüreğim,
    Gizlenmiş cümlelere sığdırmışım yüreğimi
    Acığa vurmadığım duygularım,
    Ertelenmiş kelimelere saklamışım duyğularımı,
    Tevhid inancım,
    Ertelenmiş yaşam ve ölüm arasında varoluşum/VAROLUŞUMUZ.
    Işte bu benim dünyam.

    Havva Koc
    17-07-2009
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  19. #19

    Hedefin bellimi?

    Hedefin bellimi?

    Depresyon çağımızın en sık ve en luks (!) hastalıklarındandır, diğer deyimiyle stres. Stres pek çok hastalığı beraberinde eşantiyon olarak hediye etmekte. Siz istesenizde istemesenizde o eşantionlardan almak durumundasınız.
    Stres; İnsanın iç dengesini ve uyumunu bozan, zorlama olarakda tanımlanır.
    Son yıllarda olumsuzlukların olabildiğince arttığı, azgınlığın halt safayı aştığı bir geçitte, bir yerlere ulaşmaya, varmaya çalışıyoruz…Hayatımızı idame etme çabasındayız.
    Kimimiz bu geçitte geçerken zorlanıyor, güçsüz, bitkin bir şekilde yolda kalıyoruz. Kimimiz ise hiç umursamadan, kafamızı dimdik tutuyor, hızlı adımlarla aldırış etmezcesine çalım atarak (!) yürüyoruz. Adeta başkaldırırcasına depresyona ve strese…
    Son yıllarda batı toplumlarında istatiklerin vermiş olduğu neticelere göre stresin ve depresyonun artışının tek bir nedeni olabilir, o da tek cümle ile; değer yargıların ve inancın son derece aşağı tabakalarda dolaşıyor olmasıdır…Ta zemin katlarında.
    Biz insanlardaki dizginlenemeyen hırslar, ellimizdekiyle yetinememe duygusu, benlik duygusu vs vs bunlar birer depresyona davetiye çıkartıyor…
    Bireyler daha bencil, çıkarcı ve tüketim çılğınlıgı ile bir türlü kendi kendsiyle yüzleşmiyor/yüzleşemiyoruz. Bir fırsat bulup yüzleşşek, bak gör Allah’ın izni ile çark nasıl dönecek. Lakin henüz kendimizle yüzleşecek yüzümüz yok…
    Sıkıntı, günümüz ifadesiyle stres iman etmeyenlerin, imanı zayıf noktada olanların, imanın kazandırdığı güzel ahlaktan uzak yaşamalarının sonucudur. Stres etkilerinden korunmak için huzurlu, sakin bir yapıya, güvenli ve endişeden uzak bir psikolojiye sahip olunması gerekiyor.
    Huzurlu ve rahat bir psikoloji ancak Kuran ahlakının yaşanmasıyla mümkün. Fiziki ve ruhi hastalıklar mücadele etmede İslam’ın tavsiyeleri nelerdir ve ibadetler bu sorunları çözmede katkısı varmı diye bir soru yönelttiğimizde mutlaka sizlerden “var” cevabını alacağım düşüncesindeyim.
    İnanan, inançlı insanın en önemli sığınagı duadır.
    Dua; Problemlerle yüzleşmemize ortam hazırlar.
    Dua; İnsanın acizliğini kabul ettirir kendi nefsine.
    Dua; Kişinin yanlız olmadığı duygusunu verir.
    Dua; Kişinin yükünün paylaşıldıgı hissini verir.
    İnsanın en çaresiz ve ümitsiz durumlarda her şeyi duyan, her şeyi bilen ve gücü yeten bir kudrete inanmak, sığınmak ve güvenmek o kişiye sakinlik ve huzur verir. Güven duygusunun gelişimine ve korkuların yenmesine yardımcı olur.
    Beklenti düzeyinin yükseldiği kişinin gücünü aştığında ne kadar varlıklı olursa olsun fakir konumuna düşer ve böylelikle deprasyon, stres ve beraberinde getirdikleri eşantiyonlar başlamış olur. Bu konuya en büyük örnek şuan ABD yaşayanların luks villalarının anahtarlarını kredi aldıkları bankalara teslim edip kendi hayatlarını bir çadırda devam ettiren Amerikalılardır…
    Elindekiyle yetinme duygusu ne büyük şans ve zenginlik. Ah bir de fakına varabilsek…
    Yüce Yaratıcı ayetinde bizlere buyuruyor “De ki, ondan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarmaktadır.” Enam 64
    Bediüzzaman şöyle soruyor; idama mahküm birisi, zindanın süslenmesinden zevk alabilirmi? Ebedi bir aşk isteyen bir kalbi fani sevgiler tatmin edermi? Dünya kadar bir cennetle ancak tatmin olan bir ruh, suyu-elektriği bile kesilebilen uyduruk villalarla kandırılabilirmi?
    Bu soruları herkez kendi nefsince muhasebe yaparak cevaplasın.
    İman gözlüğü ile bakan bir insan için her hangi bi kayıp korkusu yoktur. Çünki gerçek iman sahibi, sevdikleri elinden alındığında “ayrılık geçicidir” diyerekten teselli olur. Musibetleri, felaketleri hastalıkları ilahi birer ikaz, birer keffaret olarak bilmemiz algılamamız gerek. Dünya malını kazandığımızda, kaybettiğimizde “verende o, alanda o” der, esas baki mal ve mertebe olan uhrevi makamları ve ebedi sevapları hedefler. Madem burası imtihan meydanı, imtihan rahat olamaz deyip, sıkıntılara göğüs germemiz gerek.
    Sadece çağımızın değil çağların hastalığı olan depresyon, stres ve eşantiyonları kurtulmanın yolu çağlar ötesi MESAJA kulak vermektir.
    Batı tarzı yaşantı biçiminde tahdından inen yüce değerler; “emek, çalışmak, dürüst olmak, iyilikte yarışmak, kavgacılığı değil acıma duygusunun ön plana çıkarmak, insanlara faydalı olmak, tüketim çılğınlığı değil yetinme duygusu, hırsdan uzak durmak” degimidir?
    Esasen en büyük kazanç ve şans yetinme duygusudur. Bu duygu bizde ne kadar derece var bunu bilemicem. Herkez kendince muasebesini yapsın stres kapıyı çalmadan.
    İnsan hayatının korunmasını beş temel gayesinden biri sayan İslam, Kuran ve Sünneti ile sağlıklı bir hayat sürme ve hastalığa yakalanmamayı ve hastalığa götürecek sebeblerden uzak durulmasını öncelikle hedefler.
    İnançtaki lezzet biz insanlar için manevi bir ilaç gibi tedavi edici olmuştur. Gerçek inancın verdiği teslim ve tevekkülle kadere sığınma temennisi ile…
    Hedefin belliyse eger,
    Bu düya yasamaya değer,
    Ne depresyon ne stres,
    İnaçta bitiyormuş hersey meger.

    Havva Koc
    5-06-2009
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

  20. #20

    Sakın ha doymadan kalkma sofradan!…

    Sakın ha doymadan kalkma sofradan!…


    Bu aralar bulundugum her ortamda sanki anlaşmışcasına konu aynı. Vücuttaki fazlalıklar...Öncelerde sadece bayanların korkulu rüyası olan fazla kilolar günümüz metroseksüellerinde korkulu rüyası olmaya başladı.
    Kim bilir ne kadar zamanımızı alıyordur bu konu üzerinde konuşmalarımız, paylaşımlarımız.
    Geçtigimiz gün işe giderken tranvayda her sabah okuduğum gazeteyi elime aldım, gazetenin ilk sayfasında verilen haberi okurken gözlerim fal taşı gibi açıldı. Mayıs ayında en çok tıklanan siteler vücudumuzdaki fazlalıkları nasıl atacagımızı bize bildiren, bilgisiz bilgi sunan siteler olmuş. Bu konunun çok konuşulduğunun bilincindeydim fakat bu kadarına da pes doğrusu dedim. Hiç düşünmeden bilinçli, bilinçsiz yedigimiz, yerkende büyük keyif aldıgımız abur cubur şeyleri vücuttan nasıl geri arındırmalıyız?
    İş yerine gittigimde hemen gazetedeki haberi iş arkadaşlarımla paylaştım. Onlarda haberi okumuşlar ve ciddi derecede hayrette kalmışlar. Arkadaşlardan biri muzipce onlara yaptıgım geçen ki teklifi gündeme getirdi; “Havva ne zaman Afrikaya toplumsal yardımlaşmaya gidiyoruz?” diye sordu.
    Bugüne kadar duydugum okudugum o kadar çok diyet çeşitleri varki...Beni şaşırtan ise arkadaşımın bahsettigi burçlara göre diyet oldu. Önce dalga geçtigini düşündüm benimle ve ilk fırsatta bilgisayarın başına geçer geçmez baktım. İlk okudugumda tekrar tekrar okudum, aceba doğrumu okudum diye. Hakketende burçlara göre diyet bile varmış. Bu kadarınada pes dogrusu...
    Son zamanlarda iş ve hayat stresi üzerimizde o kadar çok baskı yapıyor ki, tüm bunlardan kaçmak ve mutlu olmak için yemek yiyoruz. Gereksiz o kadar çok besin tüketiyoruz ki, sonrada oturup her fırsatta bu fazla kilolardan nasıl kurtuluruz diyerekten sorguluyoruz kendimizi...
    Sadece hayat tarzımızı değiştirerek güvenli bir şekilde kilo verebiliriz. Nasıl mı? Özel yiyecekler almadan, pahalı diyet kulüplerine katılmadan sadece hayat tarzınızımızı degiştirerek güvenli bir şekilde kilo verebiliriz.
    Şimdi size asla nasıl zayıflanır yada aksine nasıl kilo alınır onları ögretmek degil. Benim vurgulamak istedigim nokta tamamiyle bu tur boş (!) konuşmalardan, sohbet ortamlardan olabildigince uzak durmak. Müslüman kimligimiz bunu gerektirdigini düşünüyorum. Bizim vaktimiz çok degerli ve çok kıymetli. Kıymetli vaktimizi bizim için daha saglıklı ortamlarda saglıklı sohbetlerde geçirmeliyiz. Beynimizi sürekli bu tarz konuşmalarla yormamalıyız. Allah (cc) rizasını kazanacağımız yolda, Rasullahın şefaatine nail olacagımız yolda beynimize itiyacımız var. Ümmetin, insanlıgın en azgın dakikalarını yaşadıgı şu zamanlarda, konuşacak çok farklı şeylerimiz var/olmalıda....
    Yemek mi bizi yiyor, biz mi yemek yiyoruz bilemiyorum artık. Bunun için yeme içme adabımızı bir defa daha gözden geçirmemiz gerektigini düşünüyorum. Tabii bunu önce kendi nefsime diyorum. Rasullah’ın uygulamalarıyla kıyaslamamız ve büyük önderden örnekler almalıyız. Peygamber Efendimiz (sav) biz insanlara gönderilmiş en güzel örnek ve her haliyle bize en büyük rehberdir. Rasullah’ın yeme-içme adabı üzerinde asırlar geçse bile halen tazeliğini koruyor. Zaman zaman gündeme geliyor/gündeme getirmemiz gerek. Diger sünnetleri gibi yemek adabıda sadece saglığın korunmasına yönelik degil, bilemedigimiz daha nice hikmetleri vardır.
    Özellikle günümüzde fast foodlar, bir ögünde çok çeşit yemeler,bol kalorili, donmuş yağlar, besin degeri olmayan yiyeceklerin ön plana çıkması, beraberinde bir çok fiziki hastalıklar rahatsızlıklar kilo problemi, davranış bozuklukları, unutkanlıklar, gerginlikler vs ortaya çıkarmıştır çıkarmayada devam ediyor. Rasullah bu konuyla alakalı şöyle demiştir; “insanoglunun belini dogrultacak kadar yemesi kafidir. Mutlaka yemesi gerekirse, midesinin üçte birini yemeye, üçte birini içmeye üçte birini de nefes alıp vermeye ayırmalı.” (Buhari)
    Küçüklükten beri bize yapılan yanlışın aynısını bizde bizden sonraki nesiller üzerinde uyguluyoruz (?). Sakın ha sofradan doymadan kalkayım deme! Oysaki Rasullah sofradan tıka basa doymadan kalkmamızı bizim sağlıgımız için söylemiş…
    Peygamber’i seven, Rasullah’ı önder kabul eden, hayatının her döneminde onu örnek ve model alan, akıllı, uyanık, itaatkar müslüman yeme-içme konusunda da Sünnet’e uyarsa hem saglıgını korumuş olur hemde Allah (cc)’nin rızasını kazanmış olur.
    Eh daha fazla söze ne hacet, bol saglıklı günler dilegiyle….

    Havva Koc
    3-06-2009
    "Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşaALLAH"

3 / 1 123 SonSon

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •