2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor

Konu: İki facia: Sivas ve Başbağlar

  1. #1

    İki facia: Sivas ve Başbağlar

    İki facia: Sivas ve Başbağlar



    Ekrem Şama





    Tam 16 yıl geçmiş üzerinden. İki rezil olay.
    1 Temmuz 1993 Sivas Madımak Oteli’nin ateşe verilmesi ile, 37 vatandaşımızın dumandan boğularak ölmesi faciası… Hemen arkasından 5 Temmuz 1993 tarihinde Erzincan Kemaliye ilçesi kırsal kesiminden Başbağlar köyüne yapılan silahlı saldırı neticesinde 33 köylümüzün öldürülmesi, evlerinin yakılması, servetlerinin yok edilmesi faciası.…
    Her iki olayın da, Allah inancı olanlar tarafından işlenmesi mümkün olamayacağını düşünüyorum. Buna rağmen birinci olayın mağdurlarının aydınlar olduğuna, bu olayın failleri olduğu ifade edilenler ve ikinci olayın da mağdurları olanlar saf ve temiz olduğuna, olması gerektiğine inanılan Anadolu insanları…
    Sivas olayları için adli süreç bitmiş, olay anında sokakta gösteride bulunanlardan kimlikleri tespit edilebilen 30 civarında kişi olayın faili kabul edilerek ağır cezalara mahkum edilmişlerdir. Ama hep sanki bütünün parçalarından bir şeyler noksandır. Mahkumiyet kararları verilirken olay tam araştırılmamış gibidir. En azından bizlerin belleğinde bunlar kalmıştır.
    Örneğin, resmi bir kurumun faksından çekilen ve saf Müslümanları galeyana getiren, Aziz Nesin ve Aydınlık dergisinin Allah düşmanlığı ve şeytan ayetleri olayının kullanıldığı bildiriler. Kim hazırlamış, kim çekmiş ve maksadı nedir? Niçin resmi bir kurumun faksından çekilmiştir? Ya da dumandan zehirlenenler içinde kurşunla da öldürülmüş olanlar var mıdır? Varsa atılan kurşunlar hangi silahlardan çıkmıştır? Neden bu konu üzerinde hiç durulmamıştır? Neden olay anında resmi kurumlar gereken önlemleri almakta bu kadar gecikmiştir? Oteli ateşe verenler neden net değildir?
    Bu ve benzeri hayati önemde olan sorular neden cevapsız kalmıştır?
    Sivas olayı zihinlerimizde hala ve henüz kocaman bir “fail-i meçhul” olarak durmaktadır.
    Şimdi olayın her yıldönümünde veya her vesile ile “37 aydını diri diri yakan gericiler, yobazlar…” söylemleri ile genel ifadeler kullanılarak vatandaşlarımızın bir kısmını töhmet altında bırakan açıklama ve yazılar görüyoruz. Sanki olay İslam’a ve Müslümanlara mal edilmek istenir havalarına giriliyor.
    İkinci olay birinciden de vahim. Başbağlar köyü silahlı kişilerce gece basılıyor. Herhangi bir olaya karışmadıkları, kendi işlerinde güçlerinde oldukları halde 33 köylümüz, kurşuna diziliyor, evleri de yakılarak köy haritadan siliniyor ve bu olayın Sivas’ın intikamı için yapıldığı görüntüsü veriliyor.
    Bu olayın da hukuki süreci yaşanıyor. Hemen hemen hiçbir sonuç çıkmıyor.
    Soru işaretleri dolu bir süreç yaşanıyor.
    Örneğin olayın failleri diye yakalanıp adalete teslim edilenler, kısa sürede adeta apar topar serbest bırakılıyor. Sonra bunların zanlı oldukları tekrar kabul ediliyor, yeniden gözaltına alınmak isteniyorlar ama atı alan Üsküdar’ı geçmiştir. Bulunamıyorlar.
    Yeniden gözaltılar vardır. Bu sefer de, DGM’de yargılanmak üzere gözlerden en uzak bir yere, mağdur yakınlarının adeta gelebilmesi mümkün olmayan İzmir’e götürülüyorlar. Olayın derinlemesine araştırılması istenmez gibi bir süreç yaşanıyor. Mağdur yakınları bu durumda redd-i hakim talebinde bulunuyorlar, ama nafile.
    Yargılama biter ama sonuç, hemen hemen kocaman bir sıfırdır.
    Başbağlar olayı da hala ve henüz büyük bir faili meçhul olarak ortada durmaktadır.
    Her 1 Temmuzlarda yazılı ve görsel basında Sivas olayları dolayısıyla neredeyse tüm inançlı insanlara sanki kana susamış vampirlermiş gibi ağza alınmayacak hakaretler edilirken, 5 Temmuzlarda ise, hiçbir şey yazılmamakta, söylenmemekte ve gösterilmemekte, Başbağlar olayı adeta unutturulmaya çalışılmaktadır.
    Tam da her iki olayın 16. yıldönümü yaklaşırken, devam etmekte olan Ergenekon Terör Örgütü yargılamasına ait bir haber çıktı. Buna göre konuyla ilgili 3.ncü iddianame hazırlanmaktadır. Bu iddianamede hem Sivas olaylarının, hem de Başbağlar olaylarının Ergenekon işi olduğu kayda geçiyormuş. Hem de bir takım görüntülü ve yazılı belgeler ışığında konu tamamen aydınlanacakmış. Habere bakılırsa, iddianamenin bu bölümünde Ergenekon, TİKKO, PKK, JİTEM, DEV-SOL, HİZBULLAH gibi örgütlerin de isimleri özne veya yüklem olarak geçiyormuş.
    Her iki olayın da tamamen provakasyon amacıyla yapıldığı, Sivas olaylarında mahkum edilenler kanalıyla İslam ve Müslümanlar kamuoyunda cani, adam yakan fanatikler, kan içen vampirler gibi gösterilmek istenirken, Başbağlar olaylarında da, PKK ve benzeri terör örgütlerine karşı halkın öfke ve kinini diri tutarak, toplumsal infiallerden, kamplaşmalardan kendi karanlık emellerine menfaat devşirilmesi amaçlanmış olduğu, iddia ve delillerinin ortaya konulmakta olduğu ifadeleri varmış..
    Tam da bu günlerde Ergenekon’cuların yargı mensuplarını da fişlemiş olduğu haberleri yankılandı. Demek ki bu iki büyük fail-i meçhul olayında, yargıyı da etkileyip, halkın yargıya güvenini de sarsmayı amaçlamış olmalılar. Gerçekten de her iki olayın yargılamalarındaki sürece baktığımızda, acaba bu amaçlarını gerçekleştirmiş olabilirler mi, adalet terazisi çalışırken Ergenekon Terör örgütünün manyetik alanına mı sokulmuştur, diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz.
    Yargıtay cinayetinin dava dosyası, Ergenekon dosyası ile birleştirildi. Çünkü bir takım deliller bu olayın Ergenekon işi olduğu intibaını veriyordu. Şimdi gözler Sivas ve Başbağlar ile ilgili dosyalara çevrilmiştir. Madem ki hem görüntülü hem yazılı bu kadar güçlü deliller vardır, o halde hem Sivas davası, hem de Başbağlar davasında dosyalar yeniden açılarak, Ergenekon davası ile birleştirilmeli ve yeni deliller ile birlikte yargılama yeniden yapılmalıdır. Beraber… Keşke bunu olayların 16. yıl dönümünden önce yapabilselerdi. Hiç olmazsa ağız alışkanlığı yapmış olan bazıları toplumun belli bir kesimini insan yakan canavar olarak gösterme alışkanlığından vazgeçer, bir kısım mağdur yakınları da, olayların asıl faillerini görerek adaletin artık tecelli etmekte olduğunu düşünür, bir nebze olsun rahatlardı.
    Geriye doğru baktığımızda peşpeşe meydana gelen her iki olayın ve onlardan hemen önce veya sonra meydana gelen, Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in şehit edilmesi, 33 askerimizin hain tuzakla şehit edilmesi, hapishanelerimizden mahkum kaçırılması gibi, daha birçok feci olayın meydana geldiği o yıllar, Türk’ün provakasyonla imtihan edildiği ve Ergenekon hain yıldızının parladığı yıllarmış…



    www.ekremsama.com
    "BİR ÇİÇEKLE BAHAR OLMAZ AMA.. HER BAHAR BİR ÇİÇEKLE BAŞLAR"
    Prof.Dr. Necmettin ERBAKAN

  2. #2
    BAŞBAĞLAR ŞEHİTLERİ

    6 Temmuz1993




    6 Temmuz 1993 salı akşamı Erzincan'ın Kemaliye bağlı basbaglar koyunde aksan ezanı yarıda kesıldı. Basbaglar köyünun musluman halkı, alçakça, sorgusuz, sualsiz, sadece "Rabbımız Allah'tır" dedıklerı ıcın hayvanlardan daha aşağıda olan zalimler tarafından şehit edildi. Üstelik zalimler bununla yetinmedi, çocuk ve kadınlardan başka yaşayacak insanın kalmadığı köyü ve mazlum halkın evini ateşe vererek camiiyı bombaladılar. Başbağlarda 33 müslumanı şehit ettiler..

    Katliamın gerekçesini müslumanların cesetleri yanına bırakılan notta belirten katiller Başbağlar'ı 38 (dersim) ve Sıvas kıyımının intıkamı olarak açıkladılar. Katliamın asıl sebebı ise Buruc suresinde belirtildiği gibi " kahrolsun hendek ashabı... cunku onlar muminlere yapılan azaba seyirci kalıyorlardı...onlara azap etmelerı mumınlerin sadece Azız ve Hamıt olan Allah'a iman etmeleriydi..." Başbağlar halkının halkının inançlarına bağlılığıydı. İmam Adil TORUN 'un bolgede yayılan islami çalışmaları, köy halkının müslümanlığı ve çevre köyleri etkılemesı bir takım mihrakları, din düsmanlarını rahatsız etti.

    İlk önce beş yerinden yaralanan ama Allah'ın bir lütfu olarak saatlerce ölü numarası yaparak kurtulan Süleyman Amca şunları soruyor ve soyluyor: "Ogul biz ne suç işledik. Bizim suçumuz neydi. Niye evlatlarımızı kardeşlerimizi öldürdüler. Evimizi barkımızı yaktılar. Niye oğul niye. Biz kime ne yaptık. Onlar bizi bir öldürdü ama bize sahip cıkmayanlar bizi on öldürdü. Allah'ın bir kulu yardıma gelmedi. Yaralılarımızı yıkılan evlerin altından bir kimse çıkarmadı. Bir battaniye bir çadır gönderen olmadı oğul. Bu ne biçim devlet. Sıvas'a gidenler niye bizim köye uğramadı..."


    başbağlar köyünun tek suçu Müsluman olmak ve müslümanca yaşamaktı. Başbağlar'ın üzerine örtülen toprak tüm insanlığın üzerine örtülmüştür.
    "BİR ÇİÇEKLE BAHAR OLMAZ AMA.. HER BAHAR BİR ÇİÇEKLE BAŞLAR"
    Prof.Dr. Necmettin ERBAKAN

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •