+ Konuyu Yanıtla
3 / 1 123 SonSon
60 sonuçtan 1 --- 20 arası gösteriliyor

Konu: Risale-i Nur Efsanesi Çöküyor

  1. #1

    Risale-i Nur Efsanesi Çöküyor

    Risale-i Nur Efsanesi Çöküyor

    İslami dip dalganın önüne 'dalgakıran' olarak dikilmeye çalışılan ılımlı İslam projesinin amiral gemisi olarak Neo- Nurcu hareket görülüyor.
    Neo- Nurcu hareketi de doğru anlamak için herşeyden önce köklerini doğru tahlil etmek gibi bir mecburiyetimiz var. Kökleri Rislae-i Nurlara dayanan bu hareket zaman içinde Risale-i Nur çizgisinden sapmalar da göstermiştir.
    Yapı itibariyle Risale-i Nur da İslam'ın sosyal, siyasal ve ekonomik taleplerine bir cevap üretmiyor. Böyle olunca da doğal olarak ılımlı İslam gibi naylon bir projede en müsait dolgu malzemesi olarak kullanılabiliyor. Neo- Nurcu hareket kapalı bir yapıya sahip olduğu için de gücü ve güçsüzlüğü hakkında peşin bir kanaate varmamız her haliyle yanıltıcı olacaktır. Ama bilinen bir gerçek var ki cemaat her fırsatta kendini güçlü imiş gibi göstermeye çalışıyor. Olduğundan daha güçlü imiş pozlarına yatmak bir cemaat için tek anlama gelir ki; o da güçsüz yanlarını gizlemeye çalışyor demektir. Aslında kendi zayıf yanlarını perdelemeye çalışıyorlar da diyebiliriz. Gazete tirajlarını şişirmek, ücretsiz olarak gazetelerini belirli lüx semtlerde bedavadan dağıtmak kendilerine güçlü imiş imajı vermenin bir başka tezahürüdür. Kendini hemencecik ele veren bu gayret aslında içerde o kadar da güçlü olmadıklarının da işaretlerini vermektedir.

    Zengin işadamlarını ve belli merkezlerde nüfuz sahibi kişileri cemaaate üyeymiş gibi gösterip toplum içinde bir prestij kazanma çabasındaki bu gurubun gücü dış mihraklar tarafından şişirilmiş bir balondan başka bir şey değildir. Kendine has örgütlenme biçimiyle zaaflarını gizleyen bu gurubun seçimlere doğrudan girmeyip belli kilit noktalara pazarlık usulüyle adam yerleştirme gayreti herkesin malumudur. Özellikle siyasilerin gözünü boyayarak belli yerlerde kadrolaşmak istemeleri belki de hiç hak etmedikleri nüfuzu kendilerine vermektedir.

    Cemaat tabanı dik ve diri tutmak için de ellerinde tek tutamak noktası olarak Risale-i Nurlara sahiptir ki; Şeyh Nazım Kıbrısi'nin de ifade ettiği gibi artık risale okuma devri kapanmıştır. Hiç bir mantıki açıklaması olmayan bu risale okumalarını dikkatle izlediğinizde ne hazin bir sığlıkla karşı karşıya olduğumuzu da anlarız. Hemen hemen hiç birinin hiçbir şey anlamadığı lise ve üniversite öğrencilerini ısrarla bir kitabın başına toplamanın hiç bir ilmi izahı olamaz. İlahiyat nosyonuna sahip herhangi birinin bile rahatlıkla farkedeceği gibi bu metinler derme çatma ve sağdan soldan toplama metinlerdir. Okuduğum metni rahatlıkla anlayacak bir birikime sahip olduğum için çok rahat söyleyebilirim ki bu metinlerde öyle dünyayı kurtaracak derecede sadre şife bir şey de yoktur. İlme sadakati olan herkesin kolaylıkla hakkını teslim edeceği üzere bu metinlerde orjinal bir taraf yoktur.Risale yazarının yaşadığı devirde efkarı umumiyede dolaşan fikirlerin bir başka tekrarından başka bir şey olduğunu hiçkimse ispat edemez.

    Peki neden ısrarla bu metinler üzerinden bir ılımlı İslam projesi yükseltilmek isteniyor?
    Bilindiği gibi bu metinlerde İslam'ın siyasi ve ekonomik taleplerine bir önerme yoktur. Onun için de dünyanın belli merkezlerinde küresel sistemin ayaklarını sarsmayacak bir ılımlılık aranmaktadır. Bu metinler sadece dünyanın emperyalist güçlerinin amaçlarına hizmet ettiği için ön plana sürülmek istenmektedir. Böyle olduğu için de ılımlı kuşak oluşturma çabalarında ellerinin altında kullanabilecekleri hazır bir şablon olarak onlar için biçilmiş kaftan olabilir ama bizim için asla ve kata çare ve çözüm değildir. Küresel baronların saltanatını tehdit etmeyecek bir İslam üretmek isteyenler bu yolu tercih etmektedirler. İslam'ın siyasal, sosyal ve ekonomik taleplerinin karşısında dalgakıran gibi durmaya devam ettikçe de bu türden naylon İslam anlayışlarını desteklemeye devam edeceklerdir.

    Dünyanın bu gün geldiği noktada kime itibar edeceğimiz de dünyamızın geleceğini şekillendirecektir. Bu hareketin başarı şansı nedir diye soracak olursanız sıfırdır diyebilirim. Nedenini de soracak olursanız çünkü dışarda cemaatın dışında gürül gürül akan bir dünya var. Bu cemaat kendi içinde bile bu ağırlığı taşıyamaz hale gelmiştir. Dünyayı doğru bir biçimde algılayan soran ve sorgulayan bir gençlik yükseliyor. Bu kendini bilen nesil kendine giydirilmek istenen bu dar elbiseyi parçalayıp atmasını bilecektir.

    Bir cemaati ayakta tutmak için sadece işadamlarına ve köyden gelmiş yoksul öğrencilere ihtiyacınız varsa siz bu yapıyı uzun süre ayakta tutamazsınız. Temel tezlerinizin çöktüğü yerde sadece para gücüyle ayakta duramayacağınızı da anlamak zorundasınız. Bu çarkın farkına varan herkes sizden birer birer yüz çevirmeye başlayacaktır.


    Artık hepimiz biliyor ve görüyoru ki; Neo- Nurcu hareketin Türkiye ve dünya sorunlarına herhangi bir çözüm önermesi mümkün değildir. Onlara umut bağlayanlara da diyebilirim ki; tuttuğunuz dal elinizde kalacaktır. Kaldı ki Türkiye'de en katı, en dar ve en sığ olarak bilinen bir cemaati dünyaya ılımlı İslam diye pazarlamaya kalkışmak işin traji komik bir tarafıdır.

    Risale-i Nur neden çökmeye mahkumdur?
    Bir kere Risale şakirtleri içe kapalı bir örgütlenme içinde oldukları için dışa açılmaya çalıştıkça aynaya bakma ihtiyacı hissediyorlar. Her aynaya baktıkça bu hallleriyle İslam için bir çıkış üretemeyeceklerinin de farkına varıyorlar. Tekparti döneminin baskıcı uygulamaları karşısında muhalif bir dil ile beslenen bu cemaat bu günkü demokrasi zemininde o eski muhalif damarı kaybetti. Demokratik meşvereti bir kenara bırakıp bir abiler saltanatına dönüştüğü için de kendi hakimiyet alanlarında belki de istemeyerek de olsa anlamsız uygulamalara imza attılar. Cemaatin girdiği toprakları akıl terketti. Emperyalist ve Amerikancı politikalarla uzun yıllardan beri paralel bir görüntü vermeleri de artık mızrağın çuvala sığmadığının işaretlerini vermektedir.


    Bu noktadan sonra neler yapılmalı sorusunu soran arkadaşlarımıza İslam'ın sosyal, siyasal ve ekonomik taleplerini dillendirecek gerçek manada İslam'ı temsil edebilecek bir zihni örgütlenmeye ihtiyacımız var diyorum.

    İdare-i maslahat artık Müslümanların sorunlarını çözmek yerine daha da çözümsüzlüğün içine batırıp bırakmaktadır. Tereddüt eder cemaati karşımıza almayalım dersek, her fırsatta belden aşağı ve arkadan vurmaya devam etmeyeceklerine dair hiç kimse bir garanti veremez. Onun için yeni bir dünya kurmak istiyorsak ağağımıza dolanan bu türden balonlara toplu iğne batırmak zorundayız....

    Umut BULUT
    cyimerenia@hotmail.com
    http://www.marmarahaber.net/yazar_ya...hp?yazi_no=651

  2. #2
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,612
    Blogdaki Konular
    5
    BU HABER CEMAATİN GAZETELERİNDE YOK

    Fethullah Gülen’in resmi sitesi Gülen hakkında yurtdışında yayınlanan haberlerin neredeyse tamamını sitesinden yayınlıyor. Ancak bu haberlerden bir tanesi var ki Gülen’in sitesinde önemine rağmen yer bulamadı. O haber Azerbaycan Resmi Devlet Gazetesi’nde 16 Mayıs 2009 tarihinde çıktı. Resmi gazete de çıkması Fethullah Gülen Cemaati hakkında Azerbaycan’ın Devlet görüşünün ne olduğunu da gösteriyor.

    Haberin başlığı: “Today’s Zaman ve Onun Sahiplerinin Ermeni Sevgisi ve Azerbaycan’a Nefreti Nereden Kaynaklanıyor?”

    Haberde Türkiye Ermenistan İlişkilerinin Azerbaycan’a etkilerinin bir değerlendirmesi yapıldı. Ardından ise gazete cemaatin yayın organı Zaman Gazetesi’ne çok ciddi bir suçlamada bulundu: “Anti Azerbaycan Kampanyası yapıyorlar”.

    Gazete buna gerekçe olarak AKP Hükümeti ile Ermenistan ilişkilerin artması ile beraber Zaman gazetesi’nde çıkan Azerbaycan karşıtı yayınları gösterdi. Azerbaycan Resmi Gazetesi’nin yazdığına göre Zaman gazetesi sistemli bir şekilde Azerbaycan’da demokrasi olmadığını, diktatörlük olduğunu sürekli propaganda ediyordu. Ayrıca Azerbaycan Gazetesi, Zaman’ın Avrupa Birliği’nin Azerbaycan’da ki antidemokratik duruma müdahalede bulunacağı iddialarına “Azerbaycan’da demokrasi var” diye cevap verdi. Gazete tüm seçimlerin Azerbaycan’da açık olduğunu yazdı.

    Azerbaycan Gazetesi, cemaatin kurumlarının Azerbaycan’da engellenmemesine rağmen, bu haberlerin çıkmasını Zaman’ın Ermenistan lobisinin tesiri altında haber yapmasına bağladı. Gazete “bize şirketleri ile gelip, bizden para kazanıp Ermeniler’e çalışan bu şebeke bu yayınlarına devam ederse gerekli cevabı bulur” diye yazdı.

    Cemaate şu ağır ifadeler ile seslendi: “Azerbaycan’ı açık şekilde Afrika ülkelerinden aşağı seviyede gören Today’s Zaman Gazetesi ve onun rehberleri, ideologları, bu sersem ve esassız iddialarının sonucunu anlamalı ve ders çıkarmalıdırlar” diyerek cemaate aba altından sopa gösterdi.

    Zaman Gazetesini “azgın” gibi sayısız ifadeler ile tanımlayan Azerbaycan Gazetesi, Zaman Gazetesi’ni dezenformasyondan vazgeçmeye çağırdı.

    Odatv.com

    İşte o haberi ayrıntısı ile okumak isteyenler için haberin linki:

    http://www.azerbaijan-news.az/index....=2009&Pid=3680
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  3. #3
    Kayıtsız
    Misafir

    muhalifim

    bu mesaji yazan kardesim amacini aşan bir mesaj olmuş
    samimiyetinize inanıyorum ancak
    risale i nur FG cemaatinin tekelinde değil
    risalei nur u okuyan bir çok milli görüşçü var
    ve Bediuzzaman zamanının milli görüşçüsüdür
    tüm arkadaşlara özellikle içtimai reçeteleri
    en azından hütbei şamiye yi okumayı öneririm
    birde bediüzzamanın hayatını
    ehlen ve sehlen

    tolgamansulu et hotmail

  4. #4
    Kayıtsız
    Misafir

    Yürü be koçum... Kim Tutar Seni?

    Al sana bir tane Risale_i Nur üzerinden meşhur olmak isteyen biri daha. Risaleler ve Bediüzzaman hakkında zerre gram bilgisi olmadığı yazısından anlaşılan bu zat, derme çatma bilgiler dolu dediği risalelerden bir tanesini de (hadi şöyle küçük birşey olsun, 5 sayfayı geşmesin) kendisi yazsın, görelim. Ondan sonra oturup konuşalım...

  5. #5
    Risalei Nur Çökmüyor,
    sadece ondan nemalanan, onu alet ederek hazır kurulu bir temel üzerine kaçak bina çıkmaya çalışan bazı bedevilerin derme çatma barakaları yıkılıyor.....

    Zira; Batıl Hakka asla gelemez.....

    Bu tıpkı üzerine çok ünlü bir futbol takımının formalarını giyerek halı sahada maç yapan 4-5 kişinin durumu gibidir, dışarıdan onların paspayane futbollarını, sportmenliğe sığmayan davranışlarını, küfürleşmelerini izleyen ve o formanın temsil ettiği gerçek takımdan bihaber yaşayan bir izleyicinin sahadaki 4-5 bedeviyi o takım sanıp o takım hakkında suizan ve fikir yürütmesi gibidir... Daha sonra fotboldan anlamayan o izleyici bir yerlerde o takım hakkında bir sohbet geçince halı sahada izlediği çapulcularla o takımıdeğerlendirir ve ileri geri konuşur ve hatta haklarında bunlar fotboldan anlamıyor, bunlar bitti gitti gibi salak salak konuşur.....

    Şuanki bazılarının da durumları bu ahmak izleyen gibidir, Sadece piyasada Bediüzzaman HAzretlerini teklit ederek, tabiri caiz ise onun temsil ettiği formaları giyerek kendilerini ondanmış gibi lanse eden, o şekilde hareket eden sahtekarlarla, dışarıdan Bediüzzaman Hazretlerinin hayatı ve eserleri hakkında bihaber yaşayarak sadece bu izlediklerini Bediüzzaman , konuştuklarını ise Risalei Nur sanıp, sağda solda ise Risaleler ve Bediüzzaman Hazretleri hakkında ileri geri konuşmaktadırlar....

    NAsıl ki şuanki AKP'yi görerek Milli Görüşe sataşmakta iseler, onları görerek Milli Görüş ile bazı fikri ve zikri kirliler yorum yapmakta ve sataşmakta ise, Aynı şekilde Fetullahçıları görerek de Nur risalelerine ve Bediüzzaman Hazretlerine sataşmakta olan ahmak üstü bedeviler vardır....

    Onlarda bilmektedirler ki Hak geldi ve batıl zail oldu, batıl zaten her zaman kaybolmaya mahkumdur, ama onların derdi eme durdukları bu dünya şerbetinden kaç damla emersek kardır diyen, reçele bacakları ve kanatları yapışmış kara sinekler misalidirler....

    Oysaki tespit edilmiş istikbal ÇOK yakındır.... BUnu değiştirecek hiç bir dünyevi kudrette yoktur, zira kalem yazmış ve çoktan kurumuştur.....
    Alemin nakşını hayal görürüm. O hayal içre, bir cemal görürüm.
    Cümle mevcudat ki, mazhar-ı Hak'tır. Anın içün, kamu kemal görürüm.
    Tecelli cilvesi, cümle gölgeler. Her zerresi binbir ismin belgeler.
    Hay varken hayale kanmaz bilgeler. Zat-ı Hak'tan gayrı zeval görürüm.

  6. #6
    e-turkiye.gen.tr
    Misafir

    Ebced ve cifir, yahudi kabalasının şirkidir

    EBCED VE CİFİR, YAHUDİ KABALASININ ŞİRKİDİR


    EBCED VE CİFİRİ SAVUNAN SAİD NURSİYE REDDİYE



    Ebced sisteminin İbranice ve Aramice'nin etkisiyle Nabatice'den Arabca'ya geçtiği bilinmektedir. Arap alfabesindeki harflerin sayısal karşılığının İbranice ve Aramice'nin harfleriyle aynı değerde olması, bu bilgiyi güçlendirmektedir.
    (Mustafa Uzun, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, "ebced" maddesi, c: 10, s. 70)

    Cifr, ansiklopedilerde, "gelecekte vuku bulacak olayları değişik metotlarla öğrettiğine inanılan ilmin adı" olarak tanımlanır.
    (Metin Yurdagür, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, "cefr" maddesi, c: 7, s. 215)

    Said Nursi; Yahudilerin bilhassa büyücü ve sihirbazların (Hurafecilerin) kullandığı ve hiçbir doğruluğu olmayan, hayal mahsulü ve yalan olan gaybdan ve gaybii haber vermeye dayanan ebced-cifir hesaplarını kullanarak, Kuran’ın 33 ayetini (kendisini ve kitaplarını kutsallaştırmak için) saptırmış ve tahrif etmişdir.



    “Kimi Yahudiler kelimeleri yerlerinden tahrif ederler (yerleşik anlamlarından kaydırırlar). …… Bunu dillerini bükerek ve dine saldırarak yaparlar. ….” (Nisa 46)


    “Yazık o kimselere ki kendi elleriyle Kitap yazarlar; sonra « Bu, Allah katındandır.» derler ki, karşılığında az bir bedel alsınlar. Yazık o, kendi elleriyle yazdıklarından dolayı onlara! Yazık onunla kazandıklarına! (Bakara 79)

    Bu ayetlerin muhatabı sadece Yahudi ve Hristiyanlar değildir. Bu ayet Müslümanlara da hitap etmektedir.

    ‘Yahudi yapınca suç, Müslüman (veya Said Nursi ) yapınca tefsir’ mantığı yanlıştır.


    Reşid Rıza, Ebced-Cifir hakkında şunları söyler:

    “Cifir; hak ve gerçek olsaydı, o yolla verilen her haberin doğru çıkması gerekirdi. Bunlar hükümdarları, valileri ve bu çapta başka kişileri aldatarak mallarını çarpmak, yanlarında iyi görünmek için vaz edilmiştir. Tesadüf neticesinde doğru çıkan birkaç haber cahilleri aldatıyor da, söylenen şeylerin hepsini doğru zannediyorlar.”



    Katip Çelebi ise der ki;

    “Cefr ilmi, Emevî ve Abbasî halifeleri devrinde baskı gören Ali taraftarlarının baskıdan kurtulmak için ortaya attıkları ve yaydıkları bir inanıştır. Daha sonra bu iş, gelecekten haber veren ve kehanette bulunan bir yöntem hâline gelmiştir.”

    İşin ilginç bir tarafı da şudur:
    Bu adamlar, bu işi çeşitli kehanetlerde bulunmak için yapmışlardır. Yani, bu gaybî anahtarı (!) "gelecek" kapısının kilidine sokmuşlardır.
    Edebiyatçılar, ebced hesabını meşru bir tarzda kullanmışlar, sanat eserleri ortaya koymuşlar, belki de geçimlerini bu yolla temin etmişlerdir. Oysa Said Nursî beyhude yere, aynı anahtarı zaten açık olan "geçmiş" kapısının kilidine sokup durmaktadır. Said Nursî bu hesabı, gayrimeşru kullanmıştır çünkü Ebcet hesabını Kur’an ayetlerine ve hadislere, hatta Hz. Ali’ye isnat edilen uydurma kasidelere tatbik ederek, bundan kendine, risalelerine ve tebaasına pay çıkarmaya çalışmaktır.
    Ediplerin ebced hesabını kullanmaları Said Nursî’nin bu hesapla yapıp ettiklerine delil teşkil edemez. Tıpkı mubah bir şeyin mubah bir şekilde mubah bir gaye için kullanılmasının, aynı mubah şeyin mubah olmayan bir biçimde mubah olmayan bir maksat ile kullanılmasına delil teşkil etmeyeceği gibi.


    Tefsirci Cerrahoğlu bu konuda şöyle der;
    "Çeşitli fırka mensupları, Bâtınîler, aşırı sufiler, şiiler ve felsefeciler aynı usûl ve metotları kullanarak, Kur’an’ın asıl maksadını ve manasını ya yok etmeye veya onu gizleyip, asıl kendi maksatlarını ortaya koymaya çalışmışlardır. Bütün bunlar asırlar boyunca remiz, işaret ve bâtın adı altında Müslümanlar arasında kullanıla gelmiştir. İslâm’ın ilk asrının ortalarından itibaren başlayan bu cereyanlar, meşruiyetlerini ispat edebilmek için delillerini Kur’an-ı Kerim’de aramışlar, aradıklarını tam olarak orada bulamayınca da lâfızların hakikî manalarından sapma yoluna yönelip keyfî manalar çıkarmaya teşebbüs etmişlerdir. ”

    Remil

    Bir takim çizgi ve noktalarla gaybe dair haberler verme sanatı-şirki.
    Kelime olarak remil, kum demektir. Bu ad, eskiden kağıt bulunmadığı için bu şekillerin kum üzerine çizilmesinden almıştır. Remil işlemini yapan kimseye "remmâl" denir.

    Remil'in esası noktalar ve on altı şekilden oluşur. Her iki nokta bir hat kabul edilir ve bunların burçlarla bağlantılı olduğuna inanılır. Çizilen bu şekillerin anasır-i Erbaa (4 Tabiata göre) (toprak, su, hava, ateş) ve burçlarla olan nisbetleri hesap edilerek incelenir, sonuçlar çıkartılır ve niyet edilen şey hakkında bilgi verilir!


    Şimdi Said-i Nursi’nin Ebced-Cifir hesabıyla Kur’an ayetlerini nasıl tahrif, te’vil ettiğini kendi yazdığı (pardon habersiz ve iradesiz yazdırılan!) Risale-i Nur’dan misallerle görelim :

    (…) “Acaba Risale-i Nur’u, Kur’an kabul eder mi? Ona ne nazarla bakıyor?” denildi. O acib sual karşısında bulundum. Ben de, Kur’an’dan istimdat eyledim. Birden otuzüç âyetin sarîhinin teferruatı nev’indeki tabakattan “mâna-yı işârî” tabakasından ve mâna-yı işârî külliyetinde dahil bir ferdi, Risale-i Nur olduğunu ve duhulüne ve medar-ı imtiyazına birer kuvvetli karîne bulunmasını bir saat zarfında hissettim; ve bir kısmını mücmelen gördüm. Kanaatımda hiçbir şek ve şüphe ve vehim ve vesvese kalmadı; ve ben de, ehl-i îmanın îmanını Risale-i Nur ile takviye etmek niyetiyle o kat’î kanaatımı yazdım ve has kardeşlerime mahrem tutulmak şartiyle verdim. (…)” Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 67-68



    “(…) Seyranîdir. Bu zat, Husrev gibi Nur’a müştak ve dirayetli bir talebemdi. Esrâr-ı Kur’aniyenin bir anahtarı ve ilm-i cifrin mühim bir miftahı olan tevâfukata dair Isparta’daki talebelerin fikirlerini istimzac ettim. Ondan başkaları, kemal-i şevk ile iştirak ettiler. O zat başka bir fikirde ve başka bir merakta bulunduğu için, iştirak etmemekle beraber, beni de kat’î bildiğim hakikattan vaz geçirmek istedi. Cidden bana dokunmuş bir mektup yazdı. “Eyvah! dedim, bu talebemi kaybettim!” Çendan fikrini tenvir etmek istedim. Başka bir mana daha karıştı. Bir şefkat tokadını yedi. Bir seneye karib bir halvethânede (yani hapiste) bekledi.” Lem’alar, Onuncu Lem’a

    ( Seyranî denen bu zatın hapiste yatmasının hikmetini tevafuka, ilm-i cifre karşı olmasında ve Said Nursî’yi bunlardan vazgeçirmek istemesinde bulan bu zihniyete şu soruyu sormadan edemeyeceğiz: Siz bu adamcağızdan daha uzun süre hapislerde yattınız. Birisi de çıkıp size derse ki: “Sen bunca hapsi, kendi hevana ve hevesine göre Kur’an-ı Kerim’i tefsir edip, o yüce Kitabı emellerine alet ettiğin için yattın. Kaç defa bu tokadı yedin, hâlâ akıllanmıyorsun!” Ne cevap vereceksiniz?..)



    “(… su da bulamadıysanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin.” (Maide/6) ayetinde geçen “toprak” (ﺪﻳﻌﺻ )ın Said Nursî olduğu iddia edilmiş, aynen şöyle denilmiştir:

    (…) Sad ve sin, birbirine tam kardeş olması ve bir kelimede birbirinin yerine geçmesi münasebetiyle bu âyetteki “sa‘îden” kelimesindeki sad, sin okunsa Risale-i Nur’un tercümanını göstermesi” Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 112 ve Birinci Şua 31.ayette


    Ayet; açıkça abdestten, gusülden, teyemmümden bahsetmekte iken Nur Risaleleri’ne göre; ayetteki “eğer hasta iseniz” anlamına gelen “ve in küntüm merzâ” cümlesi çarpıtılarak “dalâlet ehli tarafından artırılan manevî hastalıkların büyük bir kısmı, Nur Risaleleri’nin Kur’anî ilaçlarıyla giderilebilir” anlamı verilmiş “Bir sapık fırka, üzüntü ile beraber, -şayet dünyanın iki yüz sene daha ömrü varsa- faaliyetlerine devam edecektir” diye de tahrif sürdürülmüştür.

    “Allah, göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun bir örneği, içinde ışık bulunan bir kandil yuvası gibidir. Işık bir cam içindedir; cam ise, doğuya da batıya da ait olmayan mübarek, ateş değmese bile yağı neredeyse ışık verecek olan bir zeytin ağacından yakılan, sanki inci bir yıldız gibidir. Nur üzerine nurdur. …” (Nûr,35)

    “Hem işaret eder ki; Resâil-in-Nur müellifi dahi ateşsiz yanar, tahsil için külfet ve ders meşakkatine muhtaç olmadan kendi kendine nurlanır, âlim olur. Evet bu cümlenin bu mu’cizane üç işarâtı elektrik ve Resâil-in-Nur hakkında hak olduğu gibi, müellif hakkında dahi ayn-ı hakikattır. … Hem, nasılki bu cümlenin mânevî münasebet cihetinde kuvvetli ve letâfetli işareti var; öyle de cifrî ve ebcedî tevafukiyle hem elektriğin zaman-ı zuhurunun kurbiyetini, hem Resâil-in-Nur’un meydana çıkması, hem de müellifinin velâdetini remzen haber veriyor.” Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 74-78’de Nur suresi 35.ayet

    Said Nursî, hiç utanıp sıkılmadan bu hezeyan, kuruntu ve zırvalarının, bir de hakikatin ta kendisi olduğunu söylüyor. Bu ve buna benzer yorumların ayetin siyakıyla uygun olup olmadıkları bir yana, görüldüğü gibi, Kur’anî ifadeler, içinde geçtikleri siyaklarından kopartılmaları durumunda çok çeşitli ve bazen de çok tehlikeli hatalar ortaya çıkabilmektedir.

    “Eğer kulumuz (Muhammed)a indirdiğimiz (Kur’an)den şüphe içindeyseniz, haydi onun (surelerinden biri) gibi bir sure getirin; (bunun için) Allah’tan başka şahitlerinizi de (yardıma) çağırın; eğer doğru kimseler iseniz.” (Bakara,23) ayetinin ebcedî tefsiri

    “Fe’tû bisûratin min mislihi” (ebced hesabı ile) 1880′dir. Son asırların tağut dalâletinin doğumu olup, onun temsil ettiği ruh-u dalâlete hazret-i Kur’ân’ın ve ondan nebean eden Risale-i Nur meydan okumasını gösterir.” Tılsımlar Mecmûası, 193

    Nur Risaleleri’ndeki ebced hesabına göre “tağut” Mustafa Kemal kabul edilirken aynı yolun (Ebced-Cifr metodunun) farklı yolcularınca Mustafa Kemal’in “Mehdî” ilân edildiğini görüyoruz.

    Bu da bizlere; uygulanmasıyla aynı kişinin hem yerin dibine batırıldığı hem de göklere çıkarıldığı bir yöntemin ne kadar geçersiz olduğunu ve bu yöntemle Kur’ana yaklaşmanın ne kadar sapıklık olduğunu gösterir.



    SAİD NURSİ KENDİNİ KURANIN İÇİNE SOKUYOR !!!!

    Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa 72


    Elhasıl: Bu âyet, müteaddit ve çok tabakalarından, bir işârî tabakadan hem Risaletü’n-Nur’a, hem müellifine (KENDİNE), hem bu on dördüncü asrın iptidasına, hem iptidasındaki Risaletü’n-Nur’un mebde’ine remzen, belki işareten, belki delâleten bakar.
    ¨
    âyetinin tetimmesi

    *
    EN'AM 122 AYET
    âyetinin kuvvetli işaretini hem teyid, hem letafetlendiren üç münasebet birden Ramazan’da kalbime geldi. Kat’î bir kanaat verdi ki, kelimesine tam münasip Said’dir. Bu âyet Risale-i Nur tercümanı olan Said’i unvanıyla göstermesinin bir hikmeti budur ki:
    Mevtin muammasını ve tılsımını Risale-i Nur ile o açmış, o dehşetli yüzün altında ehl-i imana çok ünsiyetli, sürurlu, nurlu bir hakikat keşfedip ispat etmiş. Ve mevt-âlûd hayat-ı fâniyede boğulan ehl-i ilhada karşı, bâkiyâne, hayat-âlûd, muvakkat bir mevt-i zâhirî ile galibâne mukabele eder.

    http://www.risaleinurenstitusu.org/i...iGaybi&Page=72


    Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa 73

    Üçüncüsü: Bu âyet, cifir ve ebced hesabıyla, her tarafta Said’e hücum eden üç çeşit mevtin temas zamanını ve tarihini aynen gösterip tevafuk eder. Demek, âyetteki kelimesinin efradından medar-ı nazar bir ferdi ve cifirce onun ismi adedine tam tevâfukla hususi işarete mazhar bir mâsadak Saidü’n-Nursî’dir.

    Sabri’nin sadâkatinin bir kerametidir.
    Ben namazdan sonra bu tetimmeyi yazarken Sıddık Süleyman’ın halefi Emin, Sabri’nin âyetine dair parçayı aldığını ve Ramazan’ın feyzinden onun izahı gibi nurlar istediğini gördüm. Ne yazdığımı Emin’e gösterdim. Hayretle dedi: "Bu hem Sabri’nin, hem Risale-i Nur’un bir kerametidir."

    http://www.risaleinurenstitusu.org/i...iGaybi&Page=73







    Şimdi de Said Nursi'nin ebcet yoluyla tahrif ettiği bazı ayetlerden sonra şimdi de tahrif ettiği hadislerden bazılarına bakalım:


    “Ve vasfuke’s-Sa‘îdu fi’l-Kitâbi’l-Mecîd. Ente mevsûfun yâ Sa‘îde’n-Nâsi min Rasûlillâhi (…) Yani: (Ey Said Nursî!) Senin Kitab-ı Mecid’de vasfın “es-Said”dir. Sen, Resulullah tarafından vasfedilmişsin, ey insanların saidi! Bu cümleye “Hâşiye” düşülür ve orada denir ki: ﻦﺘﻓﻠﺍﺏﻧﺠﻦﻤﻠﺪﻴﻌﺳﻠﺍﻥﺇ cümle-i celilesi hadiste üç def’a tekrar edilerek, nazar-ı dikkati bu ism-i pâkin sahibine şiddetle tevcih etmekte olduğu gibi, o zâtın icra-yı faaliyette bulunacağı tarihleri ve ilminin hükümranlığı tarihlerini aynen göstermektedir. (…)“ Tılsımlar Mecmûası, 186



    “Mes’ut kimse, fitnelerden uzaklaştırılmış kimsedir. (…)” mealindeki bu hadiste geçen “es-Sa‘îd” sözcüğünden kastedilenin “Said Nursî” olduğunu iddia etmek kadar komik ve çarpık bir başka anlayış var mıdır acaba?



    “Binâenaleyh bu Zât (Said Nursî), cismaniyet noktasında mir’at-ı Peygamberî’dir.” Tılsımlar Mecmuası, 205

    diyerek kendisini Hz. Muhammed’in aynası olarak göstermektedir. Hâşâ ve kellâ… Said Nursî, ne cismaniyet ne de ruhaniyet noktasında Hz. Muhammed’in aynası olabilir. Bu ancak Peygamberi suistimal etmektir. Aynı yazının devamında ebced hesabına dayanılarak şu terbiyesizlik yapılır:

    “Üstelik ancak iki Muhammed, bir Bediüzzaman ediyor. Şöyleki; Muhammed (92) Âyine karşısına koyarak Muhammed (92); Bedîüzzaman (184)’dır. (Ebcede göre Muhammed adının sayı değeri 92’dir, Bedîüzzaman adının sayı değeri 184’dür. Yani 92+92=184)

    Peki, sizin bu ahmakça çıkarsamanızı esaslı bir şey zanneden muzırın biri çıksa da dese ki:

    ” Kur’an’da Tebbet suresinde adı geçen Ebu Leheb’in cifri değeri 46’dır. Ebu Leheb’in sağına, soluna, önüne, arkasına ayna koysak ( Yani 46 x 4= 184) kim görünür acaba?”

    Bu münasebetsize ne cevap vereceksiniz? Hadi biz verelim cevabı: Bediüzzaman (!) Said Nursî görünür. Çünkü: Ebu Leheb (46) x 4 = Bediüzzaman (184) eder.

    Bir diğeri ise çıkıp Ebced ile şöyle bir yorum yapsa;
    “Bakara 220’. ayette “(…) Allah, müfsidi muslihten ayırt etmesini bilir. (…)” buyurulmaktadır. “Müfsid” (Ara bozucu, karıştırıcı) kelimesinin “Bediüzzaman”a tam tamına tevafuk etmesi cihetiyle (Çünkü Müfsid’in cifri değeri 184 iken Bediüzzaman’ın cifri değeri de 184’tür.) ayet, Bediüzzaman’ın fesâd-ü ifsadına ima, belki remz ediyor. Hatta bunu delâlet, belki sarahat derecesine çıkarıyor. Nitekim, Said-i Nursi’nin cümleleri de bunu hem lâfzen hem de mealen tasdik edercesine diyor ki: " Hiçbir müfsid ben müfsidim demez, daima suret-i haktan görünür. Yahud bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız…” dese ne yaparsınız?


    Ramazan-ı Şerif’te onuncu günün ikinci saatinde birden bu Hadîs-i Şerif (“Ümmetinden birtakım insanlar, kendilerine Allah’ın emri (kıyamet) gelinceye kadar galip gelmekte devam edeceklerdir. (Allah’ın emri) onlar galip olduğu hâlde (gelecektir).” hatırıma geldi. Belki, Risale-i Nur şâkirdlerinin tâifesi ne kadar devam edeceğini düşündüğüme binaen ihtar edildi:

    ….. Ve’l-ilmu indallahi lâ ya’lemu’l-gaybe illallâhu. Hattâ ye’tiyallahu bu emrihi (şedde sayılır) fıkrası dahi, makam-ı cifrîsi bin beşyüz kırkbeş (1545) olup kâfirlerin başında kıyamet kopmasına îmâ eder. Cây-ı dikkat ve hayrettir ki; üç fıkra bil’ittifak bin beşyüz (1500) tarihini göstermeleriyle beraber, tam tamına mânidar, mâkul ve hikmetli bir surette bin beşyüz altıdan (1506) ta kırkbeşe (1545) kadar üç inkılâb-ı azîmin ayrı zamanlarına tetabuk ve tevafuklarıdır. Bu îmalar gerçi yalnız bir tevafuk olduğundan delil olmaz ve kuvvetli değil, fakat birden ihtar edilmesi bana kanaat verdi. Hem kıyametin vaktini kat’î tarzda kimse bilmez; fakat, böyle îmalar ile bir nevi kanaat bir gâlip ihtimal gelebilir. (…)
    Kaynak: Islam-Tr.Net - islami filmler, islami kitaplar, islami programlar, islami sohbet http://www.islam-tr.net/tevhid/11604...-sirkidir.html
    Tılsımlar Mecmuası, 205

    Said Nursî, hadiste belirtilen topluluğunun Risale-i Nur şakirtleri olduğundan (?) öylesine emindir ki, artık çıkarımlarını Nurculuğun ne kadar devam edeceği üzerine yoğunlaştırmıştır. E, Said Nursî’nin muhtırası durur mu, hemen ihtar eder hadisi…

    Said Nursî’nin, hesap aralarına “Allah’tan başka, hiç kimse gaybı bilmez” anlamına gelen “lâ ya‘lemu’l-gaybe illallâhu” cümlesini koymasının da üzerinde durmak gerekmektedir. Hem bu cümle konulacak, hem de hâlâ kıyamet gibi en gizli gayba muttali olunmaya çalışılacak… Bu, fasıkların büyük günahları bile bile işlerlerken “tövbe, tövbe” demelerini andırmaktadır.

    Şatibi derki;
    “Şu hâlde, Kuran’dan elde edildiği öne sürülen ve fakat Arap dili üzere carî olmayan hiçbir mananın Kur’an ilimleri ile ilgisi yoktur, ne kaynak ne de metot olabilir. Kim böyle bir iddiada bulunursa, onun bu iddiası batıldır. Nasipsizin birinin kendisinin Kur’an’da zikredildiğini iddia etmesi bu konunun örneklerinden birini teşkil eder.”
    Said Nursî’nin ve onun bu saçma sapan sözlerine inananların hak ettiği kelâmı, İmam Şatıbî yüzyıllar önce, aynı yolun yolcuları için etmiş.
    Bizde Risale-i Nur talebelerine şunu hatırlatalım:
    “Aklı zayıf olanlar, hakkı adam ile tanırlar, adamı hak ile değil. Akıl sahibi olan kimseler için Hz. Ali buyurmuş ki: “Hakkı adamla bilemezsin. Önce hakkı tanı, böylece ehlini de tanırsın. Akıllı adam, esasen hakkı tanır. Bir söz işittiği vakit ona bakar, hak ise kabul eder. Söyleyen, ister bozuk fikirli olsun, ister doğru düşünceli. Hatta çok kere sapık kimselerin sözlerinden hakikati çıkarmaya çalışır.
    Bir âlimin en aşağı derecesi, koyu cahil halktan farklı olmaktır. Bir sözü, halkın büyük tanıdığı bir adama isnat etsen, batıl dahi olsa, cahiller hemen kabul ederler. Fena, değersiz bildikleri bir kimseye isnat etsen, doğru da olsa reddederler. Daima hakkı adamla ölçerler. Adamı haktan tanımazlar. Bu, çok büyük bir dalâlettir.”

    Esasen Nur Risaleleri’nde yapılan ebced ve cifir hesaplarında asla kural tutarlılığı yoktur. Bu hesaplarda şeddeler, tenvinler bazen sayılmış, bazen de sayılmamıştır. Bu hesaplar yapılırken eldeki sayıya ulaşılabilmek için, ayetlerdeki harfler bile çeşitli gerekçelerle değiştirilmiştir. Bu hesaplarda dikkati çeken diğer bir unsur, hem Said Nursî’nin hem de Nur Risaleleri’nin birden fazla ismi olmasıdır: Said-i Nursî, Said-ün-Nursî, Said-i Kürdî, Molla Said… Risale-i Nur, Resail-in-Nur, Risalet-ün-Nur, Risale-in-Nur, Risalet-ün-Nuriyye, Bediüzzaman…

    İsimlerdeki bu çeşitliliğin, hesaplarda kolaylık sağlayacağı aşikârdır. Bu hesaplamalarda öylesine keyfî davranılmıştır ki, aynı isim ya da isim tamlaması için farklı yerlerde farklı sayı değerleri verilmiştir. İstenilen rakamı elde edebilmek için keyfî davranılmıştır; ayetlerdeki cümleler anlamını yitirecek şekilde bölünmüştür. Ebced hesaplamalarından çıkan sayı, bazen hicrî, bazen rumî ve bazen de milâdî tarihin senesi sayılmıştır ki, bu da tamamen indî bir uygulamadır.

    Eğer ebced hesabı, Said Nursî’nin ileri sürdüğü gibi gaybî bir anahtar ise, yüce Allah’ın kendisine edilmesini istediği “hamd”, “köpek”le tevafuk etmiştir. Böyle bir anahtar, gaybın kapıları bir yana adî bir kapıyı bile açamaz.

    Nurcular Risalelerdeki bütün bu çarpıklıklarını örtmek için Said-i Nursi’nin İşari tefsir yaptığını iddia ederler. Hâlbuki âlimlere göre; İşarî (Bâtınî) tefsirlerin makbul olabilmesi için, şu dört şarttan hâlî olmaması gerekir:

    1. Bâtın mananın, Kur’an lâfzının zahir manasına aykırı olmaması,
    2. Başka bir yerde bu mananın doğruluğunu teyit eden şer’î bir şahidin bulunması,
    3. Verilen bu manaya, şer’î veya aklî bir muarızın bulunmaması,
    4. Verilen bâtın mananın tek mana olduğunun ileri sürülmemesi.


    İşarî tefsir için ortaya konan şartları, Said Nursî ve talebelerinin ebced ve cifre dayanarak yaptıkları tefsirlere uyguladığımızda; son şart hariç hiç birinin olmadığı görülmektedir.

    Son şartta da Nur Risaleleri’nde şüpheli anlatımlar vardır. Dolayısıyla Nur Risaleleri’ndeki ebced ve cifre dayalı tefsirlerin, işarî tefsirden kabul edilmesi mümkün değildir.

    Bâtınîler; lâfzı, zanlarına göre lâfzın çağrıştırdığı manalar ile yorumlamışlardır. Yani, manayı esas almışlardır ki, batıl da olsa kendilerine göre bir metotları vardır. Oysa Nur Risaleleri’nde, ayetteki lâfızların, ebced ve cifir hesabına göre aldığı sayı değeri, Said Nursî ve Nur Risaleleri ile alâkadar bir sayıyla çakıştığında, bu, o ayetin bunlara işaret, ima… ettiğinin delili kabul edilmiş, bunu tekit edecek bir-iki masal uydurmaktan da geri kalınmamıştır. Velhâsıl, Nur Risaleleri’nde ebced ve cifir hesaplarıyla yapılan bu tefsirler, lâfzın manasına bakmadığından, işarî değil ancak Hurufî tefsirdir.

    Nesefî akaid risalesinde Said-i Nursi gibilerine şöyle der:
    “Nasslar, zahirleri üzerine hamledilir. Bunun aksine yönelmek, bâtın ehlinin iddia ettiği manalara sapmak, ilhattır ve küfürdür.”

    Gazalî, Said-i Nursi gibilerine şöyle der:
    “Bazıları tevil yaptıklarına inanarak mütevatir bir nassa muhalefet ederler. Bunların yaptıkları tevillerin lisan kaideleri ile yakından ve uzaktan bir ilgisi bulunmazsa; bu, küfürdür. Tevilci olduğunu iddia etse de tekzipçidir."

    Muhsin Abdulhamid, Said-i Nursi gibi hurafeciler için şöyle der;
    “Evet, bu işle uğraşan kişi Kur’an ayetlerine gelince, bunları mevzusuyla asla ilgisi olmayan, delilsiz ve burhansız görüşlerle keyfince tevil eder; canının istediği, hayalinin düşündürdüğü gibi yazar. Kendi yüksek keyfi için coşup yürüyen herkes serbest bırakılsa da Kur’an-ı Kerim ayetlerine hücum etse, onlara kabul edemeyeceği manaları yüklese, acayip Bâtınî tefsirlerle, alçak şeytanî fikirlerle bunları anlasa, bu mevzuda batıl görüşler, bozuk teviller, terk edilmiş manalar ortaya koysa; bu takdirde binlerce insan peygamberlik ve velilik iddia ederlerdi, birçokları da kötü niyetlerini, sapık prensiplerini teyit ederlerdi.”

    Ne yazık ki Said-i Nursi, ayetlerde anlatılan Yahudiler gibi Allah’ın ayetlerini tahrif, tağyir ve te’vil etmiştir. İşin daha kötü tarafı ise müridleri de Said’e kanıp Risalelere iman ederek İslam adına yeni dinlerini körü körüne savunur olmuşlardır.

    Said-i Nursi bu güne kadar hiçbir akıllı insanın yapamayacağı bir metod olan Kur’an-ı Kerim tefsirinde Kur’an-ı Kerim’i delme metodunu uygulamış mıdır?

    Allah (c.c) Ali İmran,7’de;
    “Sana Kitabı indiren O’dur. O’ndan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem’dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: “Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır” derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.” buyuruyor.

    Yani Allah’ın bizlere açıkca bildirmediği, yoruma açık ayetler konusunda biz Müslümanların “Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır” demesi gerekirken; kalbinde fitne olan bozuk insanların ise bu kapalı ayetleri dillerine dolayıp olmadık yorumlarda bulunmaları vurgulanıyor. Herhalde Said-i Nursi’nin bu ayetten haberi olmamış ki(!) bakın Mektubat, Ondokuzuncu Mektub’da şöyle bir tefsire yelteniyor;

    “yalnız gözü bulunan kulaksız, kalbsiz, ilimsiz tabakasına karşı da, Kur’an’ın bir nevi alamet-i i’câzı vardır. Şöyle ki:

    Hâfız Osman hattiyle ve basmasiyle olan Kur’an-ı Mu’ciz-ül-Beyan’ın yazılan kelimeleri birbirine bakıyor. Meselâ: Sure-i Kehf’de: “ve sâminuhum kelbuhum” kelimesi, altında yapraklar delinse: Sure-i Fâtır’daki “kıtmîr” kelimesi, az bir inhirafla görünecek ve o kelbin ismi de anlaşılacak.” Mektubat, Ondokuzuncu Mektub

    Kehf suresinin bu ayeti, Kur’an’ın 295. sayfasında yer alırken, köpeğin ismi (müteşabihtir) olduğu iddia edilen “kıtmîr” (el-Kıtmîr: çekirdeğin üzerindeki ince kabuk, çekirdek zarı; darbımesel olarak kıymetsiz, adî, ehemmiyetsiz manasında kullanılır) kelimesinin geçtiği ayet 435. sayfadadır.
    Kaynak: Islam-Tr.Net - islami filmler, islami kitaplar, islami programlar, islami sohbet http://www.islam-tr.net/showthread.php?t=11604

    “Ve sâminuhum kelbuhum” ifadesinin altındaki yapraklar delinse (!) bile, “kıtmîr” kelimesi açılan deliğe denk gelmemektedir. Çünkü bu ibare Hafız Osman hattıyla yazılmış Mushafta 295. sayfanın 6. satırının sol tarafında iken; “kıtmîr” kelimesi 435. sayfanın 7. satırının sağ tarafındadır. Kaldı ki, denk gelse dahi bu, o köpeğin isminin “Kıtmîr” olduğunu ve bunu Kur’an’ın şifreli bir şekilde belirttiğini göstermez.

    Kur’an’ın icazını bu şekilde gösteren zihniyete, aşağıdaki soruların cevaplarını bulmamız için Kur’an’ın hangi sayfasının neresini, nereye kadar delmemiz (!) gerektiğini sormaya herhâlde hakkımız vardır; çünkü bunlara da yanıt vermeleri yöntemlerinin tutarlı olmasının bir gereğidir.

    1. Ashab-ı kehfin isimleri ne idi?
    Her hâlde Kur’an’ın, bu yiğitlerin isimlerini belirtmesi, köpeğin ismini belirtmesinden daha anlamlı olsa gerektir.

    2. Yiyecek almaya giden hangisiydi?

    3. Şehirden alınan erzakın cinsi ne idi ve miktarı ne kadardı?

    4. Köpek hangisinindi?

    5. Köpeğin cinsi ve rengi ne idi?

    Doğrusu, ümmetten İsrailiyat ile uğraşan, yukarıdaki soruların cevaplarını arayan birçok kişi olmuştur; fakat herhâlde Mushaf delme metodunu (!) bulan ve kullanan ilk kişi Said Nursî’dir.

    Ashab-ı kehf kıssasını ve Kur’an’daki diğer kıssaları anlamak, düşünüp ibret almak yerine; böyle işlerle uğraşmak hastalıklı ruhların, fitnecilerin işidir. Hele bunları Kur’an’ın icazı diye takdim etmenin asla tutarlı bir yanı yoktur.


    Bir de cifir ve ebced hesabları, değil yalnız Muhyiddin-i Arabî gibi dahi muhakkiklerin, belki ekser edibler ve ulemâların hususan ehl-i keşfin mabeyninde câri bir medar-ı istihrac ve esrardır. Kur'an-ı Azimüşşan’ın sureleri başındaki mukattaat-ı hurufun bu hesabla münasebeti bulunduğunu, bu Hadis-i Şerif isbat ediyor:

    Bir zaman Yahudi ulemâsından bir kısmı, Peygamber Aleyhissalâtu Vesselam’a demişler: "Senin ümmetinin müddeti azdır ki, Elif lam mim işaret ediyor."
    Peygamber Aleyhissalâtu Vesselam ferman etmiş ki: " kef he ye ayn sad , ha mim , ayn sin kaf gibi daha çok var." Onlar bu cevabtan sonra susmuşlar... Demek işârât-ı Kur'aniyenin cifir ile münasebeti var.
    ( Siracü'n-Nûr, 215; Müdâfaalar, 120, Denizli Müdâfaası.)


    ****************************

    Bu hesab-ı ebcedî, makbul ve umumî bir düstur-u ilmî ve bir kanun-u ebcedî olduğuna deliller pek çoktur. Burada yalnız dört-beş tanesini nümune için beyan edeceğiz.
    Birincisi: Bir zaman Benî-İsrail âlimlerinden bir kısmı huzur-u peygamberîde surelerin başlarındaki ELİF LAM MİM kef he ye ayn sad gibi mukattaat-ı hurufiyeyi işittikleri vakit, hesab-ı cifrî ile dediler:
    "Ya Muhammed! Senin ümmetinin müddeti azdır." Onlara mukabil dedi:
    "Az değil." Sair surelerin başlarındaki mukattaatı okudu ve ferman etti: "Daha var." Onlar sustular...
    [(Şuâlar, 559-560; Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 98, Birinci Şuâ/İzahtan Evvel Mühim Bir İhtar/Beşinci Nokta.)



    **************************************************

    Said Nursî, bu hadisin ne kaynağını ne de sıhhat derecesini belirtmiş, üstelik hadisi hem eksik, hem de yanlış nakletmiştir:

    Hadisi İbn İshak, İbn Abbas (r.a.)’tan rivayet etmiştir. Bu rivayete göre İbn Abbas şöyle demiştir:

    Hz. Peygamber (s.a.v.), Bakara suresinin başındaki "Elif, lâm, mîm. Zâlike’lkitâbu (...)" ayetlerini okurken, yanına Ebu Yasir b. Ahtab geldi. Sonra Ebu Yasir’in kardeşi Hayy b. Ahtab ile Ka‘b b. el-Eşref de geldiler. Hepsi, Hz. Peygamber’e "elif, lâm, mîm"in manasını sordular ve:
    -Kendinden başka ilâh olmayan ALLAH için söyle, bunun sana gökten geldiği doğru mu? dediler.
    Bunun üzerine Hz. Peygamber:
    -Evet, aynen böyle indi, buyurdu. Hayy da:
    -Eğer doğru söylüyorsan, ben bu ümmetin ecelinin kaç sene olduğunu bilirim, dedi ve şöyle devam etti:
    -Ümmetinin ömrünün sadece 71 sene olduğunu, bu harflerin ebced hesabının gösterdiği bir adamın dinine nasıl gireriz?
    Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) güldü.
    Hayy: -Bundan başkası da var mı? deyince,
    Hz. Peygamber: -Evet! Elif, lâm, mîm, sâd, dedi
    Hayy da: -Bu, birinciden daha çok ve ebced hesabı ile 160 sene eder. Başka var mı? dedi.
    Hz. Peygamber: -Evet! Elif, lâm, râ, dedi.
    Hayy da: -Bu, birinciden ve ikinciden daha çok. Biz şehadet ederiz ki, eğer doğru söylüyorsan, ümmetinin 231 senesi var. Daha var mı? deyince,
    Hz. Peygamber: -Evet! Elif, lâm, mîm, râ var, dedi.
    Hayy: -Şehadet ederiz ki, sana iman etmiyoruz ve hangi sözüne inanacağımızı bilemedik, dedi.
    Ebu Yasir de: -Ama ben, peygamberlerimizin bu ümmetin hükümran olacağını haber verdiklerine, yalnız ne kadar hükümran olacaklarını açıklamadıklarına şehadet ederim. Eğer Muhammed doğru söylüyorsa, ben onu, bütün bu söylediklerini birleştirmiş olarak sayıyorum, dedi.
    Bunun üzerine Yahudiler kalktı ve şöyle dediler:
    -İş büsbütün karıştı. Azı mı, çoğu mu alacağımızı bilemiyoruz.
    (Fahruddîn er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr, 1/418-419; İsma‘îl Ebu’l-Fidâ İbn Kesir, Tefsîru’l-Kur'âni’l-‘Azîm: Hadîslerle Kur'ân-ı Kerîm Tefsîri, çev. Bekir Karlığa-Bedrettin Çetiner, Çağrı Yayınları, İstanbul 1984, 2/146-147; Suyûtî, İtkān, 2/25.)
    İmam İbn Kesir, bu hadisin zayıf olduğunu belirtmektedir. ( İbn Kesir, aynı yer.)


    Bu hadis, sahih değildir. Bunu naklettikleri şeyin gerçek olup olmadığını araştırmayan bazı müfessirler, İbn İshak’ın Siyer’i gibi makbul olmayan siyer ve meğazî kitaplarından almışlardır. Bu gibi kitaplardaki rivayetlerin çoğu mutemet değildir. ( Rızâ, Muslih ve Mukallid, 51. Reşid Rızâ, İbn İshak’ın Siyer’inin siyer ve meğazî kitabı olması açısından makbul olmamasını kastetmemiş, "Hadisler, siyer kitaplarından alınamaz, bu kitaplar hadis rivayetinde delil olarak kabul edilemez" demek istemiştir)
    İbn Münzir de bunu, başka bir tarîkle İbn Cüreyc’ten mu‘dal olarak rivayet etmiştir.
    ( Suyûtî, aynı yer. Mu‘dal: İsnadında birbirini takip eden iki ve daha fazla râvîsi düşmüş hadîslerdir. (...) Mu‘dal hadîsler, isnadlarından düşürülen râvîlerin kimlikleri bilinip adalet ve zabt yönünden hâlleri tesbît edilmedikçe merdûd hadîslerden sayılırlar. (Talât Koçyiğit, Hadîs Istılahları, AÜİF Yayınları, Ankara 1985, 356-357.))

    Her şeyden önce, bu hadis zayıftır, hüccet olarak ileri sürülemez. Zaten, siyer kitapları zayıf rivayetler ile doludur ki, bu rivayetler asla delil olamazlar. Said Nursî birçok ayeti ebced hesabı ile tefsir ettiğine göre, buna delil olarak ileri sürdüğü bu hadisin, en azından herhangi bir hadis kitabında yer alması gerekmez miydi?

    Sonra, bizzat İbn İshak, bu rivayetinden sonra şöyle der:
    Surelerin başındaki bu harfler, müteşabih ayetlerdendir. Bunların ne manaya geldiğini ancak ALLAH Tealâ bilir. Yahudilerin bunları cümmel usûlüne göre hesaba kalkışmaları ve böyle anlamaları üzerine "Kitabı sana indiren odur. Onun bazı ayetleri muhkem (açık anlamlı)dir ki, bunlar Kitabın anasıdır. Diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için müteşabih ayetlerin ardına düşerler. Oysa onun tevilini ALLAH'tan başka kimse bilmez. İlimde ileri gidenler: 'Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır' derler. Bunu akıl sahiplerinden başkası düşünmez." (Âl-i İmrân, 7) ayeti nazil olmuştur.
    (İbn Haldun, Mukaddime, 2/193; A. Hamdi Akseki, Mezâhibin Telfîkı ve İslâmın Bir Noktaya Cem'i, (M.Reşid Rızâ, Muhâverâtu’l-Muslih ve’l-Mukallid tercümesi içinde), sad. Hayreddin Karaman, DİB Yayınları, Ankara 1974, 48)

    Haydi diyelim ki, Yahudiler ile alâkalı hadis, rivayet bakımından sahihtir; fakat bu takdirde de bunu dirayet bakımından inceleriz. Bu inceleme sonunda görürüz ki, hadis yine onların çektiği manaya gelmez. Çünkü, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, Ahtab oğlu Hayy ile Yasir’e verdiği cevaptan maksadı, onların anladığı manayı iptal ve şüphelerini gidermek olması da mümkündür. Hz. Peygamber biliyordu ki, onların maksatları gerçeği gizlemek ve insanları şüphe içinde bırakmaktır. Hatta verilen cevap üzerine kötü maksatlarını açıklamaya mecbur olan Hayy: "Muhammed! Senin işin bize karışık geldi" demiştir.
    ( Rızâ, Muslih ve Mukallid, 51-52)

    İmam İbn Kesir de şöyle der:
    Bu harflerle vakitlerin bilindiği, olayların, fitnelerin ve savaşların zamanlarının çıkarılacağını öne sürenler ise; Kur'an’da olmayan şeyler iddia etmekte ve uçulması gerekmeyen yerde uçmaya kalkışmaktadırlar. Bu husus, zayıf bir hadiste varit olmuştur ki, bu hadis bile istihracın doğruluğundan çok, batıl olduğuna delâlet etmektedir. ( İbn Kesir, aynı yer)
    İbn Haldun da der ki:
    Şurası da bilinmektedir ki; Ebu Yasir ve Hayy’den nakledilen kıssa, İslâm milletlerinin ömrünün mezkur adet ile tayinine ve tahdidine delâlet etmez, bunu ifade ve ispat edemez. Çünkü, bu harflerin muayyen sayıları ifade etmesi akla, yahut da tabiatta bunun böyle olduğuna dayanmaz. Bunun temeli hesap ve cifir ilimleriyle uğraşanların "cümmel hesabı" dedikleri sonradan icat edilmiş bir esasa dayanır. Bu hesap öteden beri kullanılmaktadır, şairler ve nâsirler ( yazanlar) bundan faydalanmışlardır; ancak bu mezkur harflerin ALLAH nezdinde de aynı sayıları ifade ettiğini göstermez. Ebu Yasir ve Hayy’in bu husustaki görüşleri Müslümanlar arasında değil, Yahudiler arasında bile delil olmayıp, istidlâl için elverişli değildir.
    ( İbn Haldun, Mukaddime, 2/193; Akseki, Mezâhibin Telfîkı ve İslâmın Bir Noktaya Cem'i, 48.)

    Arapların, sayılara delâlet etmek üzere huruf-u mukattaa kullanmaya alışkın oldukları izaha muhtaç bir konudur. Belki de, onların böyle bir şey kullandıkları bulunamaz... Siyercilerin söylediklerine göre, onun aslı Yahudilere dayanır.
    ( Cemâleddin el-Kāsımî, Mehâsinu’t-Te'vîl: Tefsir İlminin Temel Meseleleri, çev. Sezai Özel, İz Yayıncılık, İstanbul 1990, 69)
    Reşid Rıza da, cümmel hesabının eski olduğunu, bunun Araplara Süryanîler ve İbranîlerden geçtiğini belirtmektedir. ( Rızâ, Muslih ve Mukallid, 49)

    İmam Şatıbî de şöyle der:
    Bazılarına göre huruf-u mukattadan maksat, bu ümmetin ecelini belirleyen sayı remizleridir (cifr hesabı gibi). Siyer kitaplarında bu manaya delâlet eden sözler vardır. Bu iddianın dikkate alınabilmesi için, Kur'an indiği sırada Arapların harflere belli sayılar yükleyerek tarih düşme ya da zaman belirleme gibi bir usûlü bildikleri sabit olmalıdır. Oysaki onların böyle şeyleri bildikleri asla sabit değildir. Bunun aslı, siyer müelliflerinin de zikrettiği gibi Yahudilere dayanmaktadır.
    (İbrahim b. Mûsâ eş-Şâtıbî, Muvafakāt, çev. Mehmed Erdoğan, İz Yayıncılık, İstanbul 1990, 3/383)

    İbn Abbas’tan rivayet edilen haberlerin bir kısmının uydurma olduğu, bilinen bir gerçektir. Tefsirde bir çok söz, söylemediği hâlde kendisine isnat edilmiştir. Bu hadisin ravisi olarak gösterilmesine karşın, İbn Abbas ebced hesabının bir çeşit sihir olduğu görüşündedir:
    Allâme İbn Hacer şöyle der: Bu (ebced hesabı ve ondan ümmetin beka müddeti, olaylar, fitnelerin ve savaşların zamanlarının çıkarılması vb. şeyler) batıldır, ona itimat edilemez. İbn Abbas’ın Ebî Câd hesabından sakındırdığı ve onu sihir cümlesinden saydığı sabittir. Bu (sihir saymak) uzak bir görüş değildir, çünkü bu işin şeriatta aslı yoktur.
    ( Suyûtî, İtkān, 2/26 el-İtkān fî ‘Ulûmi’l-Kur'ân, Dâru Kahramân, İstanbul 1978/1398, 2/14. Ayrıca bak. Salih, Kur'an İlimleri, 188-189; Rızâ, age, 51.)


    Subhi es-Salih bu konuda der ki:
    Bu nevi hesaba dayalı neticeler "Ebî Câd hesabı" olarak isimlendirilir ki, âlimler şiddetle buna karşı çıkmış ve ondan sakındırmışlardır. ( Salih, Kur'an İlimleri, 188.)
    Manidardır ki, yine İbn Abbas (r.a.)’tan, Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
    "Nice Ebu Câd harflerini öğrenen vardır ki, ancak müneccimlik yapmıştır.
    Kıyamet günü ALLAH indinde, onun için iyilikten ve hayırdan bir nasip yoktur."
    Râmûz, 1/288. Hadisi, Taberânî Kebîr’de rivayet etmiştir. Hadisin metninde geçen "hurûfi Ebî Câd" tabirini, Râmûz mütercimi Abdülaziz Bekkine "Ebced Harfleri" diye tercüme etmiştir ki, bu, hadisin anlaşılmasını kolaylaştırmaktadır.
    Hem âlimlerin kitaplarından, Arapların ebced hesabını bilmediklerini, bunun Yahudi kaynaklı olduğunu aktarmamız, hem de bu hadisi burada nakletmemiz okura tutarsız gelebilir. Denilebilir ki: Madem Araplar bu hesabı bilmiyorlar, Hz. Peygamber, çoğu okuma yazma bilmeyen sahabîleri, bilmedikleri bir şeyden nasıl men etmiş olabilir? Cevaben deriz ki: Said Nursî’nin ebced hesabına delil olarak getirdiği hadisi inceledik ve bunun delil olamayacağını ispat ettik. Bu hadisi Taberânî’nin rivayet etmiş olması, İmam İbn Hacer’in ebced hesabı hakkındaki açıklamaları, İmam Suyûtî’nin de bu açıklamaları aktarması ve huruf-u mukattaanın bu ümmetin ecelini bulmaya yarayan sayı remizleri olduğu yönündeki sözlerin siyer kitaplarında yer alması, bize bazı sahabelerin bir şekilde bu hesaptan haberdar oldukları yönünde bir kanaat vermektedir. Nitekim, özellikle hicretten sonra Müslümanların Yahudilerle birçok ilişkilerinin olması, bazı Yahudilerin Müslüman olması ve İbn Abbas gibi bazı sahabilerin Yahudi âlimleriyle ilmî alış-verişleri bu kanaatimizi güçlendirmektedir. Doğrusunu ALLAH bilir, muhtemel ki bu hadis, bu hesabın teşmil edilmesini nehyetmek üzere varit olmuştur. Zaten, seleften hiç kimsenin bu hesaplarla uğraştığına dair bir rivayet yoktur.
    Biz, bu hadisi Râmûz’da gördük. "Uydurma olanlar dâhil, her tür hadisin yer aldığı Râmûz’da her hadisin alındığı kaynak ya da kaynaklar gösterilmektedir."
    (İsmail Lütfi Çakan, Hadîs Edebiyâtı, MÜİFY, İstanbul 1989, 131.)
    ( Gümüşhanevî, -bütün hadislerin olmasa da- birçok hadisin sıhhat derecelerini metnin kenarında vermektedir (ne yazık ki, bu durum tercümede dikkate alınmamıştır). Gümüşhanevî, bu hadis için bir not düşmemiştir. )

    Yine İbn Abbas’tan rivayet edilen bir hadis de şöyledir: Hz. Peygamber buyurmuştur ki:
    "Yıldızlardan bir ilim alan (muneccimlik yapan), sihirden bir şube alır. (Bilgisi) arttıkça o (sihir) da artar."
    (İbn Mâce, Edeb, 28/3726. İsnadı sahihtir.)
    Bu hesabın; adı ne olursa olsun, hangi milletten alınırsa alınsın, Araplar onu ister kullanmış olsun ister olmasınlar, incelediğimiz bu hadis ister zayıf ister sahih olsun , varacağımız son nokta şudur:
    Arap elifbasındaki harflere verilen sayı değerlerinin -bu değerlerin muhtelif olduğunu da biliyoruz-, ALLAH indinde de aynı sayıları ifade ettiğini ileri sürmek, ALLAH hakkında bilmeden söz söylemek demektir.


    İbn Abbas (r.a.) ebced , cifir ile uğraşan ve müneccimlik yapanlar hakkında şöyle demiştir:

    "Kıyamette ALLAH katında hiç bir menfaatleri olmayacaktır." demiştir. (Heysemi-Mecmeu'z-Zevaid: 5/117)

    İbn Mesud'tan (r.a.) Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

    "Nice ebced harfleri öğretenler (veya nice Ebu Cad'ın yıldızlarla ilgili harflerini öğretenler) var ki, Kıyamet gününde bunların ALLAH katında bir nasipleri yoktur."
    (Taberani, 11/14, Elbani, Daifu'l-Camia: 418)

    Ondan da Hamd b. Zencuye şu lafızla rivayet etmiştir:

    "Nice yıldızlara bakanlar ve ebced (Ebu Cad'ın) harflerini öğrenenler var ki, onlar için ALLAH katında bir nasip yoktur."
    (Taberani, 11/14, Elbani, Daifu'l-Camia: 418)

    --------------------------------------------------------------------------------

    KAYNAK:http://www.islam-tr.net/tevhid/11604...-sirkidir.html

  7. #7
    Kayıtsız
    Misafir

    Risale-i nur şirk ve şirk çıkmazı...şirk risaleleri...

    NUR RİSALELERİ’NE ELEŞTİREL BİR YAKLAŞIM



    (RİSALE-İ NUR ŞİRK AKİDESİ)



    (SAİDİZM)


    HAKKINDA HER ŞEY


    SAİD NURSİ'YE VAYH NASIL GELİYORDU !!!
    VİDEO
    BELGESEL
    KİTAP
    BROŞÜR
    TARİH KAYITLARI
    DİNLERARASI DİYALOG
    DEMOKRASİ VE LAİKÇİ OLMALARI
    LİBERALİZM VE KAPİTALİZMİ DESTEKLEMELERİ
    EMPERYALİST ÜLKELERE DESTEKLERİ KAFİRLERİ DOST EDİNMELERİ
    KÜRT OLUP RİSALE-İ NUR'A BİNENLER
    TÜRK OLUP RİSALE-İ NUR'A BİNENLER
    RİSALE-İ NUR MU ÇIKAR ŞEBEKELİĞİ Mİ ?

    PEYGAMBERLİK İDDAA ETMEKTEN KORKTU ANCAK SAHTE PEYGAMBER İSKENDER EVRENSELOĞLU İNANILMAZ BENZERLİKLERİ VAR !!!






    ''RİSALE-İ NUR ŞİRK ÇIKMAZI''






    İÇİNDEKİLER

    Önsöz............................................. .................................................. .................................................. ................... 9
    Kısaltmalar Dizini............................................ .................................................. ................................................ 14

    1. BÖLÜM: SAİD NURSÎ, NUR RİSALELERİ VE İLİM.............................................. .............. 15
    1.1. Said Nursî’nin Tahsil Hayatı............................................ ................................................. 15
    1.1.1 Said Nursî’nin Medrese Hayatı............................................ ......................... 15
    1.2. Nur Risaleleri’nin Kaynağı........................................... .................................................. .... 18
    1.3. Nur Risaleleri Kimin Eseridir?......................................... ................................................ 24
    1.4. İhtarlar (?)............................................... .................................................. .................................... 34
    1.5. İradesiz, İhtiyarsız (?) Said Nursî............................................. ..................................... 37
    1.6. Her Suale Cevap Vermek, Hiç Kimseye Soru Sormamak............................ 40
    1.7. Nur Risaleleri İle İktifa............................................ .................................................. ............ 45

    2. BÖLÜM: NUR RİSALELERİ VE KUR'AN İLİMLERİ.......................................... ................... 48
    2.1. Tevafuklu Kur'an............................................ .................................................. ........................ 48
    2.1.1. Tevafuklu-Mucizeli Kur'an’ın Diğer Mushafların Sayfa ve
    Satırlarını Muhafaza Ettiği İddiası........................................... .................. 50
    2.1.2. "Diğer Mushafların İntizamsız" ve Buna Karşın "Tevafuklu
    Kur'an’ın Levh-i Mahfuz’daki Gibi Yazıldığı"
    İddiası........................................... .................................................. ............................ 51
    2.1.3. Niçin Böyle Bir Mushaf?........................................... ....................................... 58
    2.1.4. Tevafuk Uğruna İşlenen Bid'at............................................ ........................ 59
    2.2. Bir Köpeğin İsmini Bile Kur'an’da Aramak............................................ .................. 62
    2.3. Kur'an Ayetlerinin Sayısı............................................ .................................................. ...... 64
    2.4. Kur'an Harflerinin Sayısı............................................ .................................................. ....... 67
    2.5. Bir Dakikada Kur'an’ın Hatmi............................................. .............................................. 68

    3. BÖLÜM: NUR RİSALELERİ’NDE EBCED VE CİFİR HESAPLARI............................ 70
    3.1. Nur Risaleleri’nde Ebced ve Cifir Hesaplarına Tâbi Tutulan Ayetler...... 70
    3.2. Ebced............................................. .................................................. ............................................... 94
    3.2.1. Ebcedin Tanımı............................................ .................................................. ....... 94
    3.2.2. Ebced Hesabı............................................ .................................................. ........... 96
    3.2.3. Ebcedin Kullanıldığı Yerler............................................ ................................ 98
    3.2.4. Ebcedle Tarih Düşürme........................................... ........................................ 101
    3.3. Nur Risaleleri’ne Göre Ebced ve Cifir Hesaplarının Delilleri....................... 102
    3.3.1. Bir Hadis............................................. .................................................. ..................... 103
    3.3.2. Hz. Ali’ye Nisbet Edilen Bir Kaside............................................ ............... 107
    3.3.3. Cafer-i Sadık, Muhyiddin İbn Arabî............................................. ............. 107
    3.3.3.1. Bir Çarpıtma.......................................... ............................................... 112
    3.3.4. Ediplerin Ebced Hesabını Kullanmaları...................................... ........... 115
    3.3.5. Tevafuklar........................................ .................................................. ....................... 115
    3.3.6. Diğer Deliller.......................................... .................................................. ............... 120
    3.3.6.1. Tâmmât Ehlinin Yorumları......................................... ................. 120
    3.3.6.2. Her Ayetin Zahiri ve Bâtını Vardır.......................................... 123
    3.3.6.3. İşarî Tefsir............................................ ................................................. 133
    3.3.6.4. Kur'an’da Her Şey Vardır (?)............................................... ...... 138
    Kaynak: Islam-Tr.Net - islami filmler, islami kitaplar, islami programlar, islami sohbet http://www.islam-tr.net/sirk/17204-r...isaleleri.html
    3.3.6.4.1. "Kur'an’da Her Şey Vardır" İddiası Hakkında
    Birkaç Söz............................................... .......................... 141
    3.4. Nur Risaleleri’nde Bir Hadisin Ebcedî Yorumu............................................ ......... 143
    3.5. Sonuç............................................. .................................................. ............................................... 148
    3.5.1. Kur'an ve Hadisler Arapçadır......................................... .............................. 148
    3.5.2. Bâtınîyenin ve Şianın Etkileri.......................................... ............................. 149
    3.5.3. Ebcedî-Cifrî Tefsir, Yahudilerin Tevrat’ı Tahrifleri Gibi Kur'an’ı
    Tahriftir......................................... .................................................. ............................ 150
    3.5.4. Ebcedî-Cifrî Tefsir, Aynı Zamanda Rey İle Tefsirdir...................... 151
    EK-1................................................. .................................................. .................................................. ..................... 155
    EK-2................................................. .................................................. .................................................. ..................... 159

    4. BÖLÜM: NUR RİSALELERİ’NDE HZ. ALİ............................................... ................................... 161
    4.1. Keramet-i Aleviye (?)............................................... .................................................. ........... 161
    4.1.1. Celcelûtiye....................................... .................................................. ....................... 166
    4.1.1.1. İmam Gazalî’nin Celcelûtiye Şerhi........................................ 172
    4.2. "Sekine" Sahifesinin Vahyi (?)............................................... ......................................... 176
    4.3. Keramet-i Gavsiye........................................... .................................................. ..................... 179
    4.4. Gayb Meselesi.......................................... .................................................. .............................. 184
    4.5. Nur Risaleleri’nde Hz. Ali İle İlgili Rivayetler........................................ .................. 190
    4.5.1. Ben İlmin Şehriyim, Ali de Onun Kapısıdır......................................... . 191
    4.5.2. Cemel ve Sıffin Vak'aları Hakkında.......................................... ................ 194
    4.5.3. Hz. Ali İçin Güneşin Geri Doğması........................................... ................ 195
    4.5.4. Ya Rab! Soğuk ve Sıcağın Zahmetini Ona Gösterme................. 207
    4.5.5. Resul-i Ekrem, Hz. Ali’nin Hilâfetini Arzu Etmiş (...)...................... 208
    4.5.6. Ulûm-u Evvelîn ve Âhirîn (...)............................................. .......................... 209
    4.5.7. Zât-ı Ahmediye, Hz. Ali’ye Ferman Etmiş ki (...).............................. 210
    4.6. Vehhabîlik İthamı............................................ .................................................. .......... 210
    4.6.1. Vehhabîlik Nedir?............................................ .................................................. .. 212
    4.6.2. Vehhabîliğin İbn Teymiye’ye Nisbeti........................................... ............ 214
    4.6.3. İbn Teymiye’nin İbn Arabî’yi ve Vahdet-i Vücud Telâkisini
    Tenkidi........................................... .................................................. ........................... 215
    4.6.4. İbn Teymiye’nin ve İbn Kayyım’ın, Hz. Ali’nin Kıymetini Düşürüp
    Faziletlerini Basitleştirdikleri İddiası........................................... .............. 219
    4.6.5. Şiîlerin Hadis Uydurmadaki Yeri.............................................. .................. 235
    4.6.6. Nur Risaleleri’nin İman, Kur'an ve Hz. Ali İle
    Özdeşleştirilmesi................................. .................................................. ............... 241
    4.6.7. Nurcular Kabre İmanla Girerler, Cennetliktirler (?)......................... 242

    5. BÖLÜM: NUR RİSALELERİ’NDE HADİSLER.......................................... ............................... 244
    5.1. Genel Hadisler.......................................... .................................................. .............................. 245
    5.1.1. Allah, İnsanı Rahman’ın Suretinde Yarattı.......................................... 245
    5.1.2. Allah’ım Onun İzini Kes!.............................................. .................................... 246
    5.1.3. Allâhumme Salli Alâ Seyyidinâ (...)............................................. ............. 247
    5.1.4. Bazı Peygamberler Çobanlık Yapmışlar......................................... ...... 248
    Kaynak: Islam-Tr.Net - islami filmler, islami kitaplar, islami programlar, islami sohbet http://www.islam-tr.net/showthread.php?t=17204
    5.1.5. Benim İnsanlara Cenâb-ı Hak Tarafından Bi'setim (...)............... 249
    5.1.6. Beşikten Mezara Kadar İlim Peşinde Koşunuz.
    İlim Çin’de de Olsa Gidip Alınız............................................ ...................... 250
    5.1.7. Bir Adamın Seninle İmana Gelmesi (...)............................................. ... 251
    5.1.8. Bir Rivayette, Lisan-ı Ehl-i Cennet’ten Sayılan Fârisî Lisanı... 252
    5.1.9. Bir Saat Tefekkür, Bin Sene İbâdetten Hayırlıdır............................ 253
    5.1.10. Boynuzsuz Olan Hayvanın Kısası Kıyamette Alınır.................... 254
    5.1.11. Cehennemin Dibine Düşen Taş............................................... ................ 255
    5.1.12. Cenâb-ı Hak Nefse Demiş ki (...)............................................. ............... 258
    5.1.13. Cevşen-ül-Kebîr............................................. .................................................. .. 260
    5.1.14. Dindar, İhtiyar Kadınların Dinine Tâbi Olun..................................... 265
    5.1.15. Dünya Ahiretin Tarlasıdır........................................ ..................................... 267
    5.1.16. Dünya Sevgisi Bütün Hataların Başıdır........................................... ... 268
    5.1.17. En Zayıfınızın Yürüyüşüne Göre Yürüyün!....................................... 269
    5.1.18. Güneş Bir Saat Tevakkuf Etmiş............................................. .................. 270
    5.1.19. Hâme İsminde Bir Cinni (...)............................................. .......................... 270
    5.1.20. Hz. Musa İle İlgili Bir Rivayet........................................... .......................... 271
    5.1.21. İbn-i Huzem’in Sahîhi............................................ ......................................... 272
    5.1.22. İnsanlar Helak Oldu, Âlimler Müstesna (...)..................................... 272
    5.1.23. İktisad Eden, Maîşetçe Aile Belâsını Çekmez................................ 274
    5.1.24. Kırkbin Başlı, Her Başta Kırkbin Dilli (...) Melekler...................... 275
    5.1.25. Kütüb-ü Sahîhadan Dâvud............................................. ............................ 279
    5.1.26. Kütüb-ü Sitte’den İmam-ı Hâkim’in Müstedrek’i............................ 280
    5.1.27. Mahşerde Ulema-i Hakikatın Sarfettikleri Mürekkeb, Şehidlerin
    Kaniyle Müvazene Edilir; O Kıymette Olur....................................... 280
    5.1.28. Müminin Mümine Bağlılığı, (Tuğlaları) Birbirine Kenetleyen
    Duvar Gibidir........................................... .................................................. ........... 281
    5.1.29. Namaz Dinin Direğidir......................................... ........................................... 281
    5.1.30. Nefsini Bilen Rabbini Bilir............................................. ................................ 282
    5.1.31. Nil-i Mübârek, Dicle ve Fırat (...)............................................. ................ 283
    5.1.32. (...) Osman Bidâyette Gelmiş, Îmân Etmiş....................................... 283
    5.1.33. Ölmek İçin Tevellüd Edip Dünyaya Gelirsiniz, Harab Olmak
    İçin Binalar Yapıyorsunuz...................................... ...................................... 284
    5.1.34. Sebîr Dağı İle İlgili Bir Rivayet........................................... ....................... 285
    5.1.35. Sevr ve Hût............................................... .................................................. .......... 285
    5.1.36. Kişinin Uyanıkken, Hz. Peygamber’i Görmesi................................ 297
    5.1.37. Ümmetim İstikametle Gitse, Ona Bir Gün Var................................ 307
    5.1.38. Ümmetimin Alimleri Beni İsrail’in Peygamberleri Gibidir.......... 310
    5.1.39. Ümmetimin İhtilâfı Rahmettir......................................... ............................ 311
    5.1.40. Yaklaşan Bir Şerden Dolayı Vay Arabın Hâline!........................... 311
    5.1.41. Ya Rabbî! Cebrâil, Mikâil, İsrâfil, Azraîl Hürmetlerine ve
    Şefaatlerine (...)............................................. .................................................. .. 313
    5.2. Kıyamet Alâmetleri, Hz. İsa, Mehdî, Deccal, Hristiyanlık Hakkındaki
    Hadisler.......................................... .................................................. ............................................. 314
    5.2.1. Âhirzamanda, Allah Allah Diyecek Kalmaz......................................... 321
    5.2.2. Fitne-i Ahirzaman O Kadar Dehşetlidir ki (...).................................... 322
    5.2.3. Deccalın Birinci Günü Bir Senedir (...)............................................. ...... 323
    5.2.4. Deccalın Bir Yalancı Cenneti Var (...)............................................. ........ 328
    5.2.5. Deccalın Bir Gözü Kördür............................................ ................................... 329
    5.2.6. Hz. İsâ’ya "Mesih" Namı Verildiği Gibi (...).......................................... 332
    5.2.7. İslâm Deccalı Horasan Tarafından Zuhur Edecek......................... 337
    5.2.8. Yahudi Çocukları İçinde Birisi (...)............................................. ................ 338
    5.2.9. Ahirzamanın Dehşetli Bir Şahsı, Sabah Kalkar; Alnında "Hâzâ
    Kâfir" Yazılmış Bulunur........................................... ......................................... 340
    5.2.10. İslâm Deccalı Sûre-i Ve’t-Tîni Ve’z-Zeytûni Mânasını (...)...... 341
    5.2.11. O Süfyan Bir Su İçecek, Eli Delinecek......................................... ....... 342
    5.2.12. Deccal’ın Fevkalâde Büyük ve Minâreden Yüksek (...)............ 343
    5.2.13. Ahirzamanda Hazret-i İsâ Aleyhisselâm Gelecek, (...)............. 348
    5.2.14. Said Nursî’nin Hristiyanlar Hakkındaki Görüşleri.......................... 356
    5.2.15. Said Nursî’nin Mehdîlik İddiası........................................... ...................... 373
    5.2.16. Yekûnu Fî Ümmetî (...)............................................. ..................................... 378
    5.2.17. Setekûnu Fitnetun (...)............................................. ...................................... 381
    5.2.18. Elâ Uhbirukum (...)............................................. .............................................. 382
    5.3. Hz. Muhammed (s.a.v.) Hakkındaki Hadisler.......................................... .............. 383
    5.3.1. Allah’ın İlk Yarattığı Şey Nurumdur.......................................... ................ 383
    5.3.2. Eğer Bu Zât (A.S.M.) Olmasa İdi Kâinat da Olmazdı................... 392
    5.3.3. Velâdet-i Nebevî Gecesinde Meydana Gelen Olaylar................. 399

    6. BÖLÜM: NUR RİSALELERİ’NDE İTİKADÎ MESELELER......................................... ........ 402
    6.1. Ölülerin Tasarrufu......................................... .................................................. ........................ 402
    6.1.1. Kişi Aynı Anda Birden Fazla Yerde Bulunabilir mi? Ya Da
    Dirilere Güçlerinin Yetmeyeceği Şeylerin İsnadı............................. 408
    6.2. Allah’tan Başkasından İstigase.......................................... ............................................ 419
    6.3. Cennet ve Cehennem.......................................... .................................................. .............. 435
    6.3.1. Cenneti İstemeyen Evliya............................................ ................................... 435
    6.3.2. Hz. Ebu Bekir’e İsnat Edilen Bir Söz............................................... ........ 439
    6.3.3. Said Nursî Cehenneme Atılmaya Hazır!............................................ ... 452
    6.3.4. Cenneti İstemeyen Nur Şakirtleri........................................ ....................... 461
    6.3.5. Cehennem İçinde Özel Cennet (!)............................................... ............. 464
    6.3.6. Cehennem de Olsa Beka.............................................. ................................. 467
    6.3.7. Netice............................................ .................................................. ............................ 468
    6.4. Vahdet-i Vücud............................................. .................................................. .......................... 469
    6.4.1. Eşyanın Gerçekliğinin İnkârı............................................ ............................. 469
    6.4.2. "Bilinmeyen Bir Hazineydim (...)" Hadisi............................................ ... 473
    6.4.3. "Yerlere, Göklere Sığmadım; Ama Mümin Kulumun Kalbine
    Sığdım"........................................... .................................................. ......................... 478
    6.4.4. Vahdet-i Vücud Öğretisi ve Muhyiddin b. Arabî............................... 479
    6.4.4.1. Seyr-i Sülûkte "Fenâ" Mertebesi......................................... .... 499
    6.4.4.2. Şatahatta Mazeret........................................... ................................ 512
    6.4.4.3. Şatahatın Tevili............................................ ...................................... 513

    7. BÖLÜM: ÇEŞİTLİ MESELELER......................................... .................................................. ............ 516
    7.1. Nur Risaleleri ve Mücedditlik....................................... .................................................. .. 516
    7.1.1. Mücedditlik Nedir?............................................ .................................................. . 520
    7.2. Fıkıh Usûlüyle İlgili Bir Mesele............................................ ............................................ 523
    7.2.1. Müçtehitlerce İhtilâf Edilmiş Bir Meselede, Yüce Allah’ın Birden
    Fazla mı Hükmü Vardır?........................................... ...................................... 524
    7.2.2. Said Nursî’nin Verdiği Örnekler.......................................... ........................ 526
    7.2.3. Şeriat İle Fıkhın Ayrımı............................................ ......................................... 528
    7.2.4. İbresi Bozuk Teraziler......................................... .............................................. 529
    7.3. Cuma Namazı Kılmayan Müceddidimiz...................................... .............................. 530
    7.4. Falcı Müceddidimiz...................................... .................................................. ........................ 533
    7.5. Meşhur Bir Hikâye............................................ .................................................. .................... 536
    7.6. Hz. Hızır Hayatta mıdır?............................................ .................................................. ....... 538
    7.7. Abdulkadir Geylânî’ye İsnat Edilen Bir Hikâye............................................ ......... 541
    7.8. Tılsımlar......................................... .................................................. .............................................. 544

    8. BÖLÜM: NUR RİSALELERİ’NDEKİ GARİP VE ACAYİP İDDİALAR........................ 548
    8.1. Nur Risaleleri ve Depremler......................................... .................................................. .. 548
    8.2. Nur Risaleleri ve Mevsimler, Hava Durumu............................................ ............... 552
    8.3. Nur Risaleleri ve Hayvanlar......................................... .................................................. ... 556
    8.4. Nur Risaleleri ve Gündelik Bazı Olaylar........................................... ........................ 558

    9. BÖLÜM: SAİD NURSÎ’NİN TENEBBİSİ (NAZİRELER)....................................... .............. 579

    Son Söz............................................... .................................................. .................................................. ............... 605
    Kaynakça.......................................... .................................................. .................................................. ................. 608

    --------------------------------------------------------------------------------
    Konu Selahaddin Eyyubi tarafından (11-01-2009 Saat 09:00 ) değiştirilmiştir..
    KAYNAK:http://www.islam-tr.net/sirk/17204-r...isaleleri.html

  8. #8
    ahmet ışık
    Misafir

    sevgil kardeşim lütfen..

    Alıntı Barbaros KANDEMİR tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Risale-i Nur Efsanesi Çöküyor

    s.a.arkadaşlar..başlık çok hatalı..risaleinur la fgülen cemaatini neden ayırt edemezsiniz anlamadım..baskalarının ne olduğuna-onların ne yaptığına-düştükleri duruma-baka baka kendimizi unutuyoruz yıllardır..artık başkasına değil kendimize bakarsak..biz ne yapıyoruz-ben ne yapıyorum-varlığımla dünyada bir artımıyım diye-bir düşünüp kendimize gelsek ve birşeyler yapsak artık..
    bu durumları görüp üzülüyorum..forum gençliği olmaktan çıkıp-gerçek hayata dönsek artık..hocam der hep şu milli görüş ü bir de teşkilatım tam manasiyle anlasa idrak etse-işte o zaman...
    Düzenlendi: Tevfik YAZICILAR 18-12-2009 21:24 Neden: Alıntı kısaltıldı

  9. #9
    e-turkiye.gen.tr
    Misafir

    Kabala’dan ilham alan nurculuk ve said-i nursi

    KABALA’DAN İLHAM ALAN NURCULUK VE SAİD-İ NURSİ
    8/8/2009 ·


    Nur cemaati ve okulları kendi içlerinde ‘’CİFR’’ ilmine çok önem verirler. Bir takım ‘’Ebced’’ hesapları ile geleceği tahmin etmeye uğraşmaktadırlar.

    Gizli bir ilim olan ‘’cifr ve ebced’’ hesapları KABALA ile aynı oranda benzerlik teşkil etmektedir. Çünkü KABALA’da da bir takım hesaplar ve formüller kullanılarak gelecek tahmin edilmek istenmektedir ve bazı ileriye dönük çalışmalara zemin hazırlanmak istenmektedir.. Bilindiği gibi Said-i Nursi de yazdıkları risalelerde, külliyatlarda, lemalarda bu hesapları kullanarak bir takım tahminlerde bulunmuştur. Ve günümüzde olan bu ‘’İBRAHİMİ DİNLER’’ masalının zeminini ta o zamanlar hazırlamıştır.

    Cemaat içindeki okullarda öğrencilerin beyinlerine Said-i Nursi’nin yazmış olduğu Risalelerin, Külliyatların, Lemaların kaynağının ALLAH olduğunu ve ALLAH’ tarafından Said-i Nursi’ye gelen ‘’İLHAM’’ ile yazılmış olduğunu aşılamaktadırlar. Yani yüce ALLAH tövbe büyük RAB’bimden ayet, ayet bu paçavraları Said-i Nursi’ye indirmiş ve yazdırmıştır. Aynı ‘’KABALA’’ daki bir takım hesapların ve sihirlerin ALLAH’tan peygamberlere, peygamberlerden de sil sile ile HAHAM’lara inmesi gibi. Benzerliğe bakın..!

    Durun daha bitmedi..Sihirbaz Said-i Nursi hapisteyken mürtileriyle bile konuşabiliyormuş.!

    O yıllarda hapise atılan Said-i Nursi yine bir takım sihir ve büyüler kullanarak geceleri kaldığı hapishaneden esrarengiz bir şekilde UÇUP belirli müritleriyle bir evde toplantılar yapıyor, gece boyunca konuşabiliyor, sabaha yakında kaldığı hapise tekrar aynı şekilde esrarengiz bir şekilde geri dönebiliyormuş. Hep KABALA öğretilerinin tesiridir bunlar. Esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmalar, direk aracısız (Cebrail a.s. bile yok) ALLAH’ c.c.tan alınan ilhamlar, bir takım gizli büyüler hesaplar ‘’cifr ve ebced’’ gibi hepsi KABALA da mevcuttur.

    Hatta Nur cemaatinin Said-i Nursi’den sonraki manevi lideri olan Fettullah Gülen 31 ocak 1986 tarihinde İzmir İl nüfus müdürlüğüne başvurarak, 3881 kayıt numaralı kimliğindeki ismini ‘’FETULLAH’’tan ‘’FETHULLAH’’ a çevirmiştir. Bu ‘’H’’ harfindeki değişiklik bazılarına göre (bize göre yani) ‘’ebced’’ hesabına uydurarak ileriki zaman dilimlerinde kendinin İSLAM önderi olacağının inanılması içindir, bazılarına göre ise (nur cemaati) Said-i Nursi’nin siirtteki hocası ‘’MOLLA FETHULLAH’’ın ismini almak istediği için yapılmıştır. İşte size yine KABALA ile aynı oranda benzerlik teşkil eden olay. Sihir ve büyü hesapları kullanılarak kendini ‘’YÜCELTME’’ çalışmaları..!

    Bir başka benzerlik ise Nur cemaati okullarında mevcuttur.

    Yahudi doktrininin (KABALA) öğretildiği gelenekçi okullardaki öğretmenlere ‘’SOFERİM’’ yani ‘’YAZICILAR’’ denilmektedir. Bu okullarda yazılı Tora ve Sözlü (vahiy edilmiş ama yazılmamış !) Tora vardır. Soferimlerin görevi, vahiy edilenleri açıklamak ve bunun toplumlar ile fertleri tarafından öğrenilmesini ve benimsenmesini sağlamaktır.

    Nur cemaati içinde de Said-i Nursi’nin ‘’Risale-i Nur Külliyat’’ını aslından (yani Latin harfleriyle basılmamış haliyle) okuyan, açıklayan, topluma ve fertlere öğretenlerede ‘’YAZICILAR’’ denilmektedir.

    Hem KABALA’da, hemde Nur Cemaati içinde aynı şey…! ‘’YAZICILAR’’ Bu sizce tesadüf, rastlantı olabilirmi..?

    Bence asla, kat’a, imkansız…! Böyle tesadüf o-la-maz..!
    KAYNAK.http://irafshi.blogcu.com/kabala-dan...-nursi/5912478

  10. #10
    e-turkiye.gen.tr
    Misafir

    Said-i nursi'nin, kur'an-ı kerim ayetlerinden kendisi ve

    SAİD-İ NURSİ'NİN, KUR'AN-I KERİM AYETLERİNDEN KENDİSİ VE
    8/8/2009 ·


    Kur'an-ı Kerim Ayetlerinden Kendisi İçin Çıkardığı Mânalar

    Nûr Suresi'nin 35. ayeti şöyle demektedir:

    "Onun nuru içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır, bu, ne yalnız Doğu'da ve ne de Batı'da bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile neredeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nûr üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah insanlara örnekler verir, o her şeyi bilir."

    Said-i Nursi, anlamı yukarıda yazılı ayeti bakın nasıl yorumluyor:

    "Hem işaret eder ki: Risale-i Nurları müellifi (Said-i Nursi) de Ateşsiz yanar, Tahsil için külfet ve ders alma zorluğuna katlanmadan nûrlanır âlim olur."1

    "Evet âyetteki bu cümlenin bu mucizeli 3 işareti elektrik Risale-i Nurlar hakkında doğru olduğu gibi müellifi (Said-i Nursi) hakkında da tamamiyle doğrudur... Said-i Nursi) medrese usulünce 15 yıl ders alınarak ancak okunabilen kitapları, yalnızca 3 ayda okuyup öğrenmiştir."2 (Ek:l)

    Said-i Nursi'nin kendi ifadeleri çok dolaşık ve ağdalı olduğundan ifadeler genellikle anlaşılır biçime sokularak yazılmıştır.

    Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), s.60, sat. 14-17. (Ek: 1)


    Said-i Nursi demek ister ki: "Allah Nur'undan söz ederken elektriği Risale-i Nur'u ve beni anlatmak istemiştir. Bu âyette benden ve eserimden özellikle söz edilmek istenmiştir. Benim özelliğimde bir başka kimse, kitabımın özelliğinde de bir başka kitap bulunmadığı için Allah'ın Nuruyla ancak ben ve kitabım anlatılmış olabilir. Kitabım da bir nurdur ben de bir nurum. Çünkü ben herkesin ancak 15 yılda okuyabildiği kitapları, sadece 3 ayda okuyup öğrendim..."


    Bir insan nasıl kendinden böyle söz edebilir, kendisini nasıl elektriğe benzetebilir ve nasıl Allah'ın Nuru diye tanıtabilir? Sonra; "herkesin ancak 15 yılda okuyabildiği kitapları, ben sadece 3 ayda okuyup öğrendim", anlamındaki sözler hangi tevazu anlayışına sığabilir?

    Soruların karşılığını okurlarımıza bırakarak başka örnekler verelim:

    Hûd Suresi'nin 112. ayetine, "Ey Muhammed emrolunduğun gibi doğru hareket et", anlamındaki bir cümleyle başlanır. Said-i Nursi Tann'dan doğrudan doğruya emir aldığını anlatmak ve kendisine bir peygamber süsü vermek için, bu ayetle kendisine hitap edildiğini ileri sürüyor.

    Aynı surenin 105. ayetinde, "...İçlerinde bedbaht olanlar da, Said olanlar da vardır", anlamında bir cümle bulunmaktadır. Said-i Nursi bu cümlede mutlu anl***** gelen Said sözüyle de kendisinin kastedildiğini iddia ediyor.

    Ve amacına ulaşmak için cifir oyunlarına baş-vurarak iddiasını şöyle ispatlamaya çalışıyor:

    ".. 'İçlerinde bedbaht olanlar da, Said olanlar da vardır', anlamındaki âyetin cifır yönünden sayı değeri 1303 eder. Hûd sûresinde 'Emrolunduğun gibi hareket et', anlamında bir âyet olduğu gibi şûra sûresinin 2. âyetinde de aynı anlamda bir âyet vardır. 'Vav'la başlayan Şûra süresindeki âyetin cifır yönünden sayı değeri de 1309 eder. Bu tarihte bütün muhataplar içinde özellikle birine Kur'an adına iltifat ediliyor, doğru olmak yolunda buyruk veriliyor. Birinci tarih (1303) de ise, Risale-i Nurlar müellifi (Said-i Nursi) nin ilim tahsiline başladığı tarihtir. İkinci âyetin tarihi ise O müellif (Said-i Nursi) nin Hârika bir şekilde pek az bir zamanda ilimce en son noktaya ulaştığı, tahsili bitirdikten sonra ders vermeye başladığı ve 3 ayda, bir kış içinde, 15 senede ancak okunabilen 100'den çok kitap okuduğu ve o zamanın o muhitte en ünlü âlimlerinin yanında o 3 ayın mahsulü fakat 15 yılın mahsulü kadar olan ilimleri kazandığı, ne kadar büyük bir âlim olduğunu; hangi ilimden olursa olsun sorulan her soruya en doğru cevap vermekle ispat ettiği tarihe rastlar."3 (Ek: 2)

    Bunları iddia eden, Said-i Nursi'nin kendisidir.

    O'nu, kendisinden öğrenmeye devam edelim:

    Said-i Nursi'ye göre Said-i Nursi, bakın ne büyük bir âlimmiş...

    Said-i Nursi, kendisini şöyle tanıtıyor:

    "İngiltere'nin en yüksek bilim kurulu, Şeyhûlislâmlık'a 6 soru sorup cevabını istediği zaman; o 6 soruya, 6 kelimeyle son derece beğenilen bir cevap veren;

    "Yabancıların en çok önem verdikleri ve bilginlerinin en esaslı düstur saydıkları ilkelerine, gerçek ilim ve marifetle karşılık verip, üstün çıkan;

    "... Gerek Avrupa Filozoflarına, gerek Üleması'na ve gerek okullarda yetişmiş olanlara meydan okuyan, kendisi hiç soru sormadan sorulan sorulan eksiksiz cevaplandıran;

    "Bütün ömrünü bu milletin mutlu olması için harcayan;

    "100'den çok kitap yazarak ve Türkçe yayınlayarak bu milleti aydınlatan... bir marifet ehli olan kişi..."4

    Bu sözler başkası tarafından söylenmiyor, Said-i Nursi'nin kendisi tarafından yazılıp kitabına konuluyor (!) yani; Said-i Nursi kendisinde böyle meziyetler bulunduğunu kitaplarında anlatıyor.

    Said-i Nursi demek ister ki: "Ne Şeyhülislâmlıkla ne de okuldan yetişmiş olanlar arasında benden daha büyük bir âlim bulunmadığı için İngiltere'den gelen Bilim Kurulu'nun bütün sorularına ben cevap verdim. Ve ben bütün bilim adamlarına meydan okudum. Hangi ilimden olursa olsun sorulan, bana yöneltilen soruların hepsine cevap verdiğim için yapılan ilmi tartışmada herkese karşı üstün çıktım, ne Avrupa Filozofları ne İstanbul uleması bana yetişebildi, ben işte böyle bir âlim böyle bir marifet ehliyim."

    Evet, Said-i Nursi, açık açık böyle diyor, bunu anlatmaya çalışıyor. En'âm Suresi'nin 161. ayetinde Peygamberimize şöyle hitap edilir:

    "De ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola iletmiştir."

    Said-i Nursi bu ayetle de kendisine hitap edildiğini iddia ediyor. Ve şöyle ispatlamaya çalışıyor:

    "Bu âyetin sayı değeri 1316 eder ki; Risale-i Nur yazarı (Said-i Nursi) nin Nurları hazırladığı tarihi gösterir."5

    Demek ki, Said-i Nursi'ye göre; Tanrı bu ayetle Said-i Nursi'ye sesleniyor. Çünkü Said-i Nursi'nin nurları hazırladığı tarihle bu ayetin cifir yönünden sayı değeri aynı rakamları ifade ediyor; aynı tarihe denk geliyormuş!..

    O zaman Said-i Nursi'ye göre ayetin anlamı şu demek oluyor: "Ey Said-i Nursi de ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola iletmiştir."

    Said-i Nürsi, bu ayet hakkında yaptığı yorumla; bir yandan kendisine Peygamber süsü vererek Hz. Muhammed'in yerine koyuyor ve bir yandan da doğru yolda olduğuna Allah'ın ayetini şahit gösteriyor, daha doğrusu alet ediyor.

    Bakara Suresi'nin 269. ayetinin anlamı şöyledir:

    "Hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse şüphesiz ona büyük iyilik edilmiştir. Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır."

    Aynı surenin 151. ayetinin anlamı da şöyledir:

    "Nitekim biz size aranızdan, âyetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmekte olduklarınızı bildirecek bir peygamber gönderdik."

    Said-i Nursi bu ayetleri de kendi hakkında yorumluyor ve bu ayetlerde; "Kendisine anlatılan, hikmet verilen, kitabı hikmeti öğreten ve herkese bilmediği şeyleri bildiren" kişinin kendisi olduğunu iddia ediyor. Bu iddialarını da cifır hesaplarıyla ispatlamaya çalışıyor.6

    O zaman Said-i Nursi'ye göre ayetlerin anlamı şu demek oluyor:

    "Allah hikmeti Said-i Nursi'ye vermiştir. Kime hikmet verilmişse şüphesiz ona büyük iyilik edilmiştir. Nitekim biz size aranızdan, âyetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmemekte olduklarınızı bildirecek bir Peygamber, Said-i Nursi adlı bir zat gönderdik "

    Said-i Nursi, Hûd Suresi'nin, "Onlardan kimileri bedbaht (Cehennemlik), kimileri de Said=mutlu (Cennetlik)tirler" anlamındaki 105. ayetini tekrarlıyor.

    Said-i Nursi, bir yandan ayette geçen Said kelimesiyle kendisinin anlatıldığını ileri sürerken, bir yandan da cennetliklerden olduğunu kabulleniyor.

    Tevbe Suresi'nin 33. ve Saff Suresi'nin 8. ayetinde şöyle buyurulur:

    "Onlar istiyorlar ki, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürsünler. Oysa Allah kâfirler hoşlanmasalar bile, nurunun tamamlayıcısıdır."

    Said-i Nursi'ye göre:

    "Bu Nur, Risale-i Nur'un nurudur. Daha doğrusu Risale-i Nur'un kendisidir. Bu nuru ağızlarıyla söndürmek isteyenler de Said-i Nursi'ye ve kitabına karşı olanlardır."7

    Said-i Nursi bunu ispatlamak için de şöyle diyor:

    5 Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), s.67.

    6 Aynı kitap, s.67-68.

    "'Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah nurunun tamamlayışıdır.' anlamındaki cümlenin sayı değeri 1316 ya da 1317'dir. Bu sayıda Avrupa Müstemlekeler Bakanının, Kur-an'ın ışığını söndürmeye çalışmasına karşılık Risale-i Nur yazarının O nuru parlatmaya çalıştığı tarihe denk geliyor. Bu kadar âyetlerin sayı değeri de aynı tarihin denk gelmesi, işaretten de ötede bir anlam taşır ve Risale-i Nur'un yazan (Said-i Nursi) nin Kur'an âyetlerinde sözü edildiğini açıkça gösterir."8 (Ek: 3)

    Yalnızca bu ayetler değil; Nur kelimesinin yer aldığı başka ayetler, hatta Peygamberimize seslenen birçok ayet de, Said-i Nursi ve Risale-i Nur hakkında inmiş gibi gösteriliyor Said-i Nursi tarafından.

    kaynak:http://irafshi.blogcu.com/said-i-nur...isi-ve/5912493

  11. #11
    çöksünnn zaten çökkmüştü dizlerinin üstüne. emri hazırda: amerikanın....

  12. #12
    ikibucuktanuc Okuyan Kalemler Havva Nazlı KAYA kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Wed Oct 2007
    Konum
    Edirne
    İletiler
    990
    Blogdaki Konular
    3
    portal yetkililerinden bu konunun kaldırılmasını talep ediyorum.
    Risaleleri yazan ÜStad Bediüzzam Said Nursi yakın tarihimizde yaşamış alim bir zat. burda olan kardeşlerim acaba M.Şevket Eygi'ni yazılarını hiç okudular mı? yazar kaç defa yazı yazdı Üstad'la ilgili. cemaatin içindeki yanlışlar yüzünden Üstad'ı suçlayamazsınız.
    risalelere laf atan kardeşlerim; açıp bir kaç sayfa risale okusun, tavsiyemdir.
    düşünmeden bilmek faydasız, bilmeden düşünmek tehlikelidir.
    konfüşyüs

  13. #13
    e-turkiye.gen.tr
    Misafir

    risale kuran yerine konulamaz

    Alıntı Havva Nazlı KAYA tafarından gönderildi Mesajı Göster
    portal yetkililerinden bu konunun kaldırılmasını talep ediyorum.
    Risaleleri yazan ÜStad Bediüzzam Said Nursi yakın tarihimizde yaşamış alim bir zat. burda olan kardeşlerim acaba M.Şevket Eygi'ni yazılarını hiç okudular mı? yazar kaç defa yazı yazdı Üstad'la ilgili. cemaatin içindeki yanlışlar yüzünden Üstad'ı suçlayamazsınız.
    risalelere laf atan kardeşlerim; açıp bir kaç sayfa risale okusun, tavsiyemdir.
    Sevgili Havva
    Önerini serd bir dille eleştiriyorum,bütün açıklamalarla yukarıda saidi kürdinin kendini bilmez şeklinde peygamber havvasında yazdıklarını okuduk buna rağmen onu alim sıfatını yakıştırıyrsan teesüüf ederim bak kuran ayeti ne güzel açıklama yapıyor .bakara 78-79-80-81

    78 - Bunların bir de ümmî (okuma yazması olmayan) kısmı vardır, kitabı bilmezler, ancak birtakım kuruntu yığınına, boş saplantılara kapılır ve zan içinde dolaşır dururlar.

    79 - Artık o kimselerin vay haline ki, kendi elleriyle kitap yazarlar da sonra biraz para almak için "Bu Allah katındandır." derler. Artık vay o elleriyle yazdıkları yüzünden onlara, vay o kazandıkları vebal yüzünden onlara!..

    80 - Bir de dediler ki: "Bize sayılı birkaç günden başka asla ateş azabı dokunmaz". De ki; "Siz Allah'dan bir ahit mi aldınız? Böyle ise Allah sözünden dönmez. Yoksa siz Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"

    81 - Evet kim bir günah işlemiş de kendi günahı kendisini her yandan kuşatmış ise, işte öyleleri ateş ehlidirler ve orada ebedî kalıcıdırlar.

  14. #14
    Selimoğlu
    Misafir
    Alıntı Havva Nazlı KAYA tafarından gönderildi Mesajı Göster
    portal yetkililerinden bu konunun kaldırılmasını talep ediyorum.
    Risaleleri yazan ÜStad Bediüzzam Said Nursi yakın tarihimizde yaşamış alim bir zat. burda olan kardeşlerim acaba M.Şevket Eygi'ni yazılarını hiç okudular mı? yazar kaç defa yazı yazdı Üstad'la ilgili. cemaatin içindeki yanlışlar yüzünden Üstad'ı suçlayamazsınız.
    risalelere laf atan kardeşlerim; açıp bir kaç sayfa risale okusun, tavsiyemdir.

    Haklısın kardeşim. Her davanın olduğu gibi, bu davayıda ehl-i fitne tahrik etmeye, sapıtmaya ve saptırmaya çalışıyor..Hal böyle olunca müminler üzülüyor.


    Konuya yetkil kişilerin müdahale edeceğini hiç sanmıyorum..

    Çünkü Küfür ehl-i Saidi Nursi HZ. lerine saldırdıkça inananlarında cevap verme hakkı duğuyor ve böylece site hareket kazanıyor..

    Neyse, bu konuda yazacaklarımız, söyleyeceklerimiz, anlatacaklarımız çok ama

    buraya kopyaladığı yazıyı dahi okuma zahmetinde bulunamayan, ömründe risale sayfası açmamış bir cühela ile tartışmak sadece vakit kaybettirir.

  15. #15
    e-turkiye.gen.tr
    Misafir

    uydurma risaleler

    Selim kardeşim aynı şeyi ben sizin için söylüyorum hayatında kuranı açıp okumamış şakirtler nedense uydurma risaleleri kutsal kitap kuran yerine koyup şirke girdiğinin farkında değil önemli değil bir gün öğrenirsin birde sadi kürdi ye hz demiyrlarmı o zamna deli oluorum işte neyse siz böyle olmaya devam edin bir sabah ıraktaki gibi amerikan bombalarınla uyanırsan vay sizin halinize.Ne diyor ayette vay kendi elleriyle kitap yazanlara sonrada bu allah için demezlermi vay onların haline siz risale ve fatonu allah için yazdığı allahın ayetlerin kalem karıştırdıkları kitapları okumya devam emperyalist amrtika için sizin gibi cahil şakirt lazım durmak yok yola devam.

  16. #16
    ikibucuktanuc Okuyan Kalemler Havva Nazlı KAYA kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Wed Oct 2007
    Konum
    Edirne
    İletiler
    990
    Blogdaki Konular
    3
    Alıntı e-turkiye.gen.tr tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Sevgili Havva
    Önerini serd bir dille eleştiriyorum,bütün açıklamalarla yukarıda saidi kürdinin kendini bilmez şeklinde peygamber havvasında yazdıklarını okuduk buna rağmen onu alim sıfatını yakıştırıyrsan teesüüf ederim bak kuran ayeti ne güzel açıklama yapıyor .bakara 78-79-80-81

    78 - Bunların bir de ümmî (okuma yazması olmayan) kısmı vardır, kitabı bilmezler, ancak birtakım kuruntu yığınına, boş saplantılara kapılır ve zan içinde dolaşır dururlar.

    79 - Artık o kimselerin vay haline ki, kendi elleriyle kitap yazarlar da sonra biraz para almak için "Bu Allah katındandır." derler. Artık vay o elleriyle yazdıkları yüzünden onlara, vay o kazandıkları vebal yüzünden onlara!..

    80 - Bir de dediler ki: "Bize sayılı birkaç günden başka asla ateş azabı dokunmaz". De ki; "Siz Allah'dan bir ahit mi aldınız? Böyle ise Allah sözünden dönmez. Yoksa siz Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"

    81 - Evet kim bir günah işlemiş de kendi günahı kendisini her yandan kuşatmış ise, işte öyleleri ateş ehlidirler ve orada ebedî kalıcıdırlar.
    Allah müminlere ferasetlerini kaybetttirmesin.
    yukardaki kardeşin söylediği gibi bir kere bile açıp Risale okumadığınız belli. Said Nursi Hz. hiç bir zaman Peygamber havasında yazmamıştır. her zaman imani hakikatleri önce ayetlerle açıklamış, sonra insanların anlayabileceği şekilde misallerle donatmıştır. sadece risale yeter mi yetmez. çünkü risalelerde fıkhi konular yok. külliyat iman hakikatlerinden bahsediyor.
    dedim ya Allah müminlere ferasetlerini kaybetttirmesin.
    düşünmeden bilmek faydasız, bilmeden düşünmek tehlikelidir.
    konfüşyüs

  17. #17
    e-turkiye.gen.tr
    Misafir

    Onlar kitabı bilmezler.

    Evet havva hanım
    Kuran ayetini açıklamasına göre risale okuyanlar kuranı bilmez bilseydin böyle konuşmaz idin neyse sorun sizde değil size din öğreticem diye kuranı musaf diye duvarlarda asılı bırakıp ne anlama gelir allah kendi kitabında ne yazıyor diye merak edip öğretmeyen ve yine musafı yanı kuranı bir putperes gibi taptıran hocalarınızda.Neyse başka bir kaynaktan bakalım ne diyorlar risale nur için mason cemmaaletin neler yapmış.


    Dinler Arası Diyalog
    …ve dinde reform« Sapık papazları örtbas etme fonuİslam Adaleti ve Vahşi Haçlı Zihniyeti »Risale-i Nur tahrif mi edildi? [Mason Abduh Said Nursi'nin Üstadı mı?]
    8 Mayıs, 2008


    “Siz nasıl kalem karıştırırsınız!”

    Mustafa Kaplan Bey, geçen haftaki bir yazısında “Risale-i Nurlara el atıldığını ve bazı değişiklikler yapıldığını” yazıyor ve haklı olarak sert bir şekilde de tenkit ediyordu.


    Sakarya Üniversitesi hocalarından Sayın Dr. Alaaddin Yalçınkaya da Cemaleddin Efgani isimli eserinde bu değişikliklerden birine dikkat çekiyor. Alaaddin Bey’in ifadeleri şöyle:


    “İttihad-ı İslâm (İslâm birliği) ve Cemaleddin Efgani ile alâkalı, Said Nursi’nin de bazı görüşleri vardır. Said Nursi şöyle demektedir:


    “… Ben bu ittihadın efradındanım (bireylerindenim) ve bu ittihadın tezahürüne (meydana gelmesine) teşebbüs edenlerdenim. Yoksa, sebebi iftirak (ayrılık sebebi) olan fırkalardan değilim. Elhasıl: Sultan Selim’e biat etmişim. Onun ittihad-ı İslâm’daki fikrini kabul ettim. Zira o Kürtleri ikaz etti. Onlar da ona biat etti. Şimdiki Kürtler o zamanki Kürtlerdir. Bu meselede seleflerim (benden önce aynı düşüncede olanlar) Cemaleddin Efgani, Mısır Müftüsü merhum Muhammed Abduh, Ali Süavi, Hoca Tahsin Efendilerle Kemal Bey (Namık Kemal) ve Sultan Selim’dir.”


    (Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Tenvir Neşriyat, 1987, İstanbul, Yedinci Cinayet.)


    Alaaddin Yalçınkaya devam ediyor:


    “Said Nursi’nin bu konudaki görüşleri, arada küçük olmakla beraber farklı yorumlara sebep olabilecek diğer bir kaynakta şöyle nakledilmektedir:


    “İşte ben bu ittihadın efradındanım ve bu ittihadın tezahürüne teşebbüs edenlerdenim. Yoksa sebeb-i iftirak olan fırkalardan, partilerden değilim. Elhasıl: Sultan Selim’e biat etmişim, onun ittihad-ı İslâm’daki fikrini kabul ettim. Zira o, vilayat-ı şarkıyeyi ikaz etti, onlar da ona biat ettiler. Şimdiki şarklılar, o zamandaki şarklılardır. Bu meselede seleflerim; Şeyh Cemaleddin Efgani, allamelerden Mısır Müftüsü merhum Muhammed Abduh, müfrit âlimlerden Ali Süavi, Hoca Tahsin ve ittihad-ı İslâm’ı hedef tutan Namık Kemal ve Sultan Selim’dir ki…”


    (Bediüzzaman Said Nursi, İki Mekteb-i Musibet’in Şehadetnamesi, Risale-i Nur Külliyatı’ndan, Aksi Seda Matbaası, Samsun, 1957, s 14-15)


    Fark ortada. Birindeki “Kürt” kelimesi diğerinde “vilayat-ı şarkiye” olmuş. Bu durumda, insan “Yoksa Risale-i Nurlarda benzer şeyler yapıldı mı?” diye düşünmez mi? Demek ki, Mustafa Kaplan Bey feveranında yerden göğe kadar haklı…
    Bir kelimenin değiştirilmesine bile bizzat Risale-i Nur’un yazarı şiddetle karşı. Bakın:
    Mana daha güzelleşiyor diye Fihrist Risalesi’ne yapılan çok küçük bir ilaveye itiraz eden Said Nursi, şiddetli bir tokat aşkettikten sonra, “Titremeliydiniz. Ben dahi (Risale-i Nur’a) kalem karıştıramıyorum. Siz nasıl kalem karıştırırsınız!” demiştir. (ittihad.com.tr sitesindeki 14 sahifelik metnin 6. sahifesi. Aynı cümle Sikke-i Tasdik-i Gaybi’de de mevcut.)


    1996 veya 97’de Aksaray Akgün Otel’de Risale-i Nur toplantısı yapılmıştı. Galiba Filistin’den gelen hatipdi; konuşması içinde “Said Nursi, üstadlarım Cemaleddin Efgani, Muhammed Abduh, Ali Süavi diyor” dedi. Konuşmaları anında tercüme eden Suat Yıldırım Hoca, hatibin bu cümlesini tercüme etmedi. Arkasından, Suriyeli Ramazan el Buti konuştu. İşe bakın ki, bir önceki hatibin söylediğini o da söylemesin mi… Suat Hocamız, Buti’nin o cümlesini de es geçti. Bendeniz, tercümede bazı yerleri niçin atladığını yazıp kâğıdı masaya bıraktım. Suat Hocamız cevap vermek mecburiyetinde kaldı ve “Efendim biz polemik olmasını istemiyoruz” dedi. Hoca kendine göre bu iki ismi yani Abduh ve Cemaleddin Afgani’yi Said Nursi’nin üstadı olarak göstermek istemiyordu. İyi de, Said Nursi kendisi bu isimleri vermekten çekinmemişse bize ne oluyor!..


    Sizin anlayacağınız değerli okuyucular, böyle şeylere şahit oldukça, Mustafa Bey’e bir defa daha ‘haklısın’ demekten kendimizi alıkoyamıyoruz.


    16 Mart 2006 Perşembe
    (Ali Eren, Vakit)

    Ali Eren Bey’in ifade ettiği gibi; her ne kadar Suat Yıldırım polemik çıkmasın diye saklamaya çalışsa da Said Nursi’nin Masonluğu tescillenmiş sapık Abduh’un ve Cemalettin Efgani’nin izinden gittiğini çok iyi biliyoruz. Bu konu ile ilgili makaleleri de yayınlayacağız inşallah.

    kaynak:http://diyalogcu.wordpress.com/2008/...si-gercekleri/

  18. #18
    Fethullah Gülen yetmedi. Hızlarını alamadılar. Daha ileriye giderek şimdi Sait Nursi'ye dil uzatmaya başladılar.

    Sait Nursi'nin çekmiş olduğu çilenin zerre miktarını çektilermi? Sürgün edildiğinin zerre miktarı kadar sürgün yedilermi? Hapislerde yattığının zerre miktarını yattılarmı? Soruyorum. Bunları yapanlar lütfen yazsınlar. Sadece bilgi edinmek için soruyorum. Başka bir düşüncem yok.

    Saygılarımla...

    Allah'a emanet olunuz...


    KURŞUNKALEM

  19. #19
    ikibucuktanuc Okuyan Kalemler Havva Nazlı KAYA kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Wed Oct 2007
    Konum
    Edirne
    İletiler
    990
    Blogdaki Konular
    3
    alimler, Peygamber değillerdir. onlar da hata yaparlar. benim demek istediğim burda kul hakkıdır. bu kadar büyük bir zat hakkında ileri geri konuşmanız sadece bein rahatsız ediyor galiba. elinizide delil diyerek gösterdiğiniz Tarihçe-i hayat üstadın hayatını kendi diliyle anlattığı kitaptır. siz ordan bir paragraf almışısınz ama kim bilir bir önceki paragraflarda neler yazıyordu?
    sultan-ı kainat birdir. herşeyin anahtarı onun yanında, herşeyin dizgini onun elindedir. -mektubat | yirminci mektup | 219
    gıybet odur ki, gıybet edilen adam hazır olsaydı ve işitseydi, kerahet edip darılacaktı. eğer doğru dese, zaten gıybettir. eğer yalan dese, hem gıybet, hem iftiradır; iki katlı çirkin bir günahtır. -mektubat | yirmi ikinci mektup | 267
    ey insan! senin nokta-i istinadın, ancak ve ancak Allah'a olan imandır. -şualar | yirmi dokuzuncu lem'adan ikinci bab | 652
    bu dünya fanidir. en büyük dava, baki olan alemi kazanmaktır. insanın i'tikadı sağlam olmazsa, davayı kaybeder. -emirdağ lahikası | | 15
    ite bunlar üstad'dan bira kaç vecize..
    düşünmeden bilmek faydasız, bilmeden düşünmek tehlikelidir.
    konfüşyüs

  20. #20
    e-turkiye.gen.tr
    Misafir

    Konfüçyüs

    Düşünmeden bilmek faydasız, bilmeden düşünmek tehlikelidir.KonfüÇyüs

    Sevgili havva ve huseyin yukardaki size ait olan cumlenin bir açıklamasını yapar iseniz konuyla ilgili olarak daha nice kaynağından yazılar göndericem ama lutfen kızmayın bilmemek ayıp değil oğrenmemek ayıp sevgi ile kalın.

    Konfüçyüs M.Ö. 551- 479 arasında yaşamış bir filozoftur.Konfüçyüs hayatı boyunca insanları iyiye,doğruya ve şerefli yaşamaya yöneltmeye çalışmıştır.Konfüçyüs'ün bu ahlaki öğretileri konfüçyanizm adında bir din haline de gelmiştir.Konfüçyanizm bir din olmaktan daha çok ahlaki öğretiler sistemi olarak algılanmıştır.Konfüçyüs'e göre hayatta 5 fazilet vardır ;

    İyilik yapmak
    Güvenilir bir insan olmak
    Dürüst olmak
    Terbiyeli olmak
    Tedbirli davranmak


    Yoksul bir gence gerçekten yardım etmek istiyorsanız ona balık tutup vermeyin,balık tutmasını ögretin.Balık vererek bir ögün,balık tutmasını ögreterek bir ömür karnını doyurabilirsiniz...konfüçyüs

+ Konuyu Yanıtla
3 / 1 123 SonSon

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •