Anlamı “Nurlu hakikatler” demek…

Kendisini Allaha ve onun yolunda yetiştirilecek gençlere adayan birkaç tane gencin bir araya gelerek hazırlamış oldukları bir tiyatro oyunundan bahsediyorum… Bu oyun ben askerdeyken Başak şehirde ki Çınar Kolejinde sahnelenmiş bir ay sonra tekrar sahneye konulmuş bir oyun. O gün yakın bir aile dostumuzun düğünü vardı ikisi arasında tercih yapmam gerekiyordu. Son ana kadar tercih yapmış değildim bir anda rotamı kırdım ve doğru başak şehir’e doğru yol aldım. İyi ki gelmişim… Çünkü o kadar güzel bir oyundu ki, oyunu oynayan gençler oyunu oynarken hem o anı yaşıyorlar hem de kendilerini izleyen seyircileri asla unutmuyorlar ve onlara da almaları gereken mesajı vermeye çalışıyorlar.

Bu oyunu oynayan gençler profesyonel anlamda bu işi yapan insanlar değiller. Kimisi konfeksiyoncu, kimisi kütüphaneci, kimisi de öğrenci… Ama hepsinin de kocaman bir yüreği ve çakmak çakmak gözleri var. Geleceğe yönelik idealleri ve amaçları var. Ve en nihayetinde Yüce Rabbülaleminin rızasını kazanmak var. Oyunun bitiminde hepsi ile konuştum, onların gözlerlerinde okuduğum bu inanç eminim ki gelecekte kültür dünyasına yepyeni sanatçıların kazandıracağının ışıklarını yansıtıyordu.

“Gerçeğe bir adım daha…” sloganıyla yola çıkmışlar ve gerçeği öyle hakikatli bir şekilde anlatmışlar ki; insanın dünyaya niçin geldiğini, görevinin ne olduğunu, ne yapması gerektiğini, nasıl hareket etmesi gerektiğini örnekleriyle açıklıyorlar. Kendini Allaha ve onun yüce dinine adayan bir genç ve çevresindekilerin ona olumsuz bakışları ve bu olumsuz bakışların son nefesini verme raddesinde ki hakikatli bir çizgiye gelmiş olması… O kadar çok mesajlar veriliyor ki… Ne olursa olsun asla yılma yoluna devam et. Eğer ki yaptığın iş Allah rızası içinse asla durma ve tereddüt geçirme ve de korkma Allah yardımcındır. Diğer mesaj ise; bir davetçinin davetini yaparken nasıl olması gerektiği ile alakalı; davetçi yumuşak huylu, sabırlı ve de alçak gönüllü olmalıdır.

Oyunun tek olumsuz gördüğüm noktası ise; Moral FM’in sevilen programı “Hoşseda’nın” değerli sunucusu Selahattin KOCAARSLAN’IN seslendirmiş olduğu sinevizyon gösterisiydi. Aslına bakarsanız sinevizyonun çok da absürt kaçan bir tarafı yoktu. Sadece oyunun aralarında sık sık devreye girmesi ve uzunca bir süre devam etmesi… Bu tiyatro oyunun birazcık önüne geçmesine, gölgede kalmasına sebep oldu.

Değinmek istediğim bir diğer husus ise seyircilerin izlerken takındıkları tutum…
Biz toplum olarak bazı şeyleri hala kanıksamış, kabul etmiş değiliz. İzleyiciye saygı denen şeyin, emeğe saygı denen şeyin ve de kul hakkı denen şeyin ne olduğunu galiba iyi idrak edememişiz. İzleyicilerden bir kısmı çocuklarını getirmişler ve salmışlar orta yere kimi oraya koşturuyor kimi bu tarafa… Kimse çocuklarına sahip çıkmıyor,izleyicilerin dikkati dağılır yada oyuncuların dikkati dağılır diye düşünen yok. Kimi izleyicilerinde zır zır çalan telefonları ve hiç utanmadan telefonlarını açıp konuşmaları… Ortaya konulan bir sanat eseri ve onu izleyenlerin göstermiş olduğu durum… Ondan sonrada “efendim şöyle olsaydı da, böyle olsaydı da falan filan” yorumları. Oynayanda bir aşk ve şevk bırakmayın ardından da kendinizce sanat eleştirmeni olmaya kalkışın yok böyle bir şey…

Hülasa; bir daha bu oyun sahnelediği zaman seyredilmeye değer ve emin olun her seyredişinizde farklı tatlar alacağınız ve zevkle izleyeceğiniz bir oyun. Çünkü oyunun kaynağı “Risale-i Nur…”

Fatih KANLI

24.05.2009

SAAT: 23:00