+ Konuyu Yanıtla
1 sonuçtan 1 --- 1 arası gösteriliyor

Konu: Biz büyürken küçülen

  1. #1
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,607
    Blogdaki Konular
    5

    Biz büyürken küçülen

    BİZ BÜYÜRKEN KÜÇÜLEN


    Orta Çeşme Buğday Meydanı’nın tâ öteki ucunda idi. Öğle sıcağı bastırıp etrafta dut ağaçlarına tünemiş ağustos böceklerinin cırıltısından başka bir ses kalmayınca, yani çarşı esnafı gölgeler, kuytulara çekiliverince, babam beni Orta Çeşme’ye gönderirdi.

    Çöl güneşi altında göz alabildiğine uzanan altın sarısı kum tepeleri gibi buğday yığınlarını, aşılmaz dağlar gibi sıralanmış çuvalları geçmek, çeşmenin serin şırıltısına ulaşmak gerekiyordu. At arabalarının, fışkılara yuvalanmış sinek sürülerinin, çuval gölgelerine sığınmış kara bıyıklı köylülerin arasından geçerdim. İri bakır güğüm dolar taşardı. Lüleden dökülen su köpüklendikçe yüzüme gözüme bir serinlik yayılırdı.

    Bu serinlikten aldığım güç ile aynı çölü bu defa ağır bir yük ile geçmeye çalışırdım. Aman Allah’ım, ne büyük bir meydandı, bu Buğday Meydanı. Git git bitmez. Su dolu güğüm baldırıma vurdukça ağırlaşır, dal gibi ince bileklerim kesilir. Bir o elime, bir bu elime alarak, her elli metrede dinlenerek babamın oturup istidalar yazdığı o karanlık kahveye kadar ulaşırdım. Sanki Kaf Dağı’nın ardından sihirli elmayı kapıp gelmişim gibi içimi bir gurur kaplardı. Kahvede oturanlar gülerek alkışlardı beni. Utanır önüme bakardım. Sonra teker teker her birine birer bardak su verir, dualarını alırdım.

    Şu fotoğraftaki Buğday Meydanı’na bakınca içime ılık bir şeyler akıverirdi. Oracıktaki buğday tozlarının üzerinde ayak izlerimi görür gibi oldum. Değişen hemen hiçbir şey yok. At arabalarının yanına bi iki traktör çekilmiş o kadar. Yine o karabıyıklı köylüler, o dağ gibi yığılmış çuvallar üzerinde yatıyor, oturuyor. Atlar başlarına takılı arpa torbalarından yem yiyorlar. Sinekler uçuşuyor, sessizlik.

    Berber Tevfik’in kapısı önünde sarı mintanlı bir köylü var. Acaba dişi mi ağrıyor? Az sonra duvarın dibine çökertip dişini mi çekecekler? Kızmış buğday yığınını aktaran çocuğun önünde, hemen caddenin kıyıcığında kuzineli sobalar duruyor. Gördünüz mü? Külüne patates gömülecek, üzerinde kestane kebabı yapılacak. Çarşının içine doğru uzanıp giden caddenin ucu kalabalık. Dağ köylerinden mahkemeye gelenler var; bazıları da pırtı, gazyağı, lamba şişesi alıyordur muhakkak. Bakıyorum da şimdi ne kadar ufak gözüküyor gözüme o koooca Buğday Meydanı. O ucu bucağı belirsiz çöl.

    Ah, gülüyorsunuz; çocukluk dünyamızın boyutları ile yorumluyorsunuz bu durumu. Ama sadece benim için kocaman değil o Buğday Meydanı. O meydana konup-göçen herkes için böyle idi bu.

    İnanmıyorsanız meydana değil de onu çevreleyen dükkânlara bakın. O minnacık berbere, o küçümen atar dükkânına, o minyatür gibi mescitlere, o uzanıp giden bakırcılar çarşısına.

    Mesafeler azaldı, uzaklar yakın edildi, hız duygusu hayatımızın ritmini altüst etti. Gerine gerine “dünya küçüldü artık” diyoruz; “herkesin her şeyden haberi var.”

    Dünyanın küçüldüğü doğrudur. Dükkânların, apartmanların büyüdüğü de doğrudur. Belki artık şu fotoğraftaki Buğday Meydanı da kaldırılmış, yerine bilmem kaç katlı bir “iş merkezi” yapılmıştır.

    Biz büyüdüğümüz için dünya küçülmüyor. Etrafımızı kesret halkası kapladıkça ufkumuz daralıyor.

    Dünyayı küçültürken kendimizi de küçültüyoruz.

    Gökdelenler, nükleer başlıklar büyüdükçe biz köşemizde büzülüyoruz. Eşya ile dünya ile var olan irtibatımız; âlemin ritmi ile olan bağlantımız zedeleniyor.



    Mustafa KUTLU


    www.altsayfa.com
    Düzenlendi: Tevfik YAZICILAR 15-05-2009 00:59
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

+ Konuyu Yanıtla

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •