+ Konuyu Yanıtla
3 / 3 İlkİlk 123
46 sonuçtan 41 --- 46 arası gösteriliyor

Konu: İslam'a göre oy kullanmanın hükmü nedir?

  1. #41
    ikimilyon Admin Mehmet DAĞDELEN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    Sakarya
    Yaş
    42
    İletiler
    3,120
    Blogdaki Konular
    18
    bu konu içerisinde çok güzel tespitler yazıldı.
    sayın emsal kaya'nın tespiti de mükemmel olmuş.
    tamamına katılıyorum.
    her milli görüşçünin bu tespitlere katılacağından eminim.

    buna rağmen anlaşamadığımız nokta şu:
    ALLAHın hükümleri ile yürüyecek devleti nasıl oluşturacağız?

    Milli Görüş; hakkı üstün tutmaktır!

  2. #42
    Muhtazaf M. Salih AYDIN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Fri Dec 2007
    Konum
    Almanya
    İletiler
    623
    Blogdaki Konular
    1
    Siyasi meselelerini hala halledemeyen müslümanlar bu durumda bir 1400 sene daha tartışırlar. ALLAH yardımcımız olsun.
    Birliğin kederi, ayrılığın safasından daha hayırlıdır. (Yahya bin Muaz)
    www.aydin-aydin.com

  3. #43
    Alıntı Mehmet DAĞDELEN tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Buna rağmen anlaşamadığımız nokta şu:
    ALLAHın hükümleri ile yürüyecek devleti nasıl oluşturacağız?
    Güzel bir soru.
    Allah'ın hükümlerini tatbik edecek bir hükümetin ya da emirliği var etmenin yolu, sistemin içine girip de el geçirerek yapılan devrim değildir. Bu yöntem kafirlere ve ismi müslüman mürtedlere karşı harp ilan etmekten, bunun zorluk ve sıkıntılarından korkanların söyledikleri şeylerdir.

    Umde Yayınları'nın bütün eserlerinin şu "SUNUŞ" yer almaktadır:

    Alıntı Umde Yayınları "sunuş" tafarından gönderildi
    Bu benim yolumdur; Allah’a bir basiret üzere davet ediyorum; ben ve bana uyanlar da... Allah’ı her türlü noksanlıktan tenzih ederim; ben müşriklerden değilim.” (12 Yusuf/108)

    “Bu benim dosdoğru yolumdur. Öyleyse ona uyun ve sizi Onun yolundan ayıracak başka yollara uymayın.”
    (6 En’am/153)

    Müslim, Cabir ibn Semra’dan Rasulullah’ın şöyle dediğini rivayet eder:
    “Bu din sürekli ayakta kalacak ve Müslümanlar’dan bir grup kıyamete kadar onun uğrunda savaşacaklardır.”

    Yine Nebi’nin şöyle dediği sabittir:
    “Size Allah’ın bana emretmiş olduğu beş şeyi emrediyorum: Cemaate bağlı kalmak, dinlemek, itaat etmek, hicret ve cihad. Kim cemaatten bir karış ayrılırsa tekrar dönünceye kadar boynundan İslam bağını çözmüş olur.” ([1])

    Barışsal davetin iflas ettiğine, hikmet ve güzel öğütle davetin sonuç vermediğine, hakim kesim hakkında hüsnü zanda bulunmanın büyük bir hata olduğuna, gücü elinde tutan mürted kesime yumuşaklıkla yanaşmaya çalışmanın hüsranla sonuçlanacağına kanaat etmiş olanlara...

    Allahu Teala şöyle der: “O size Kitap’ta, Allah’ın ayetlerine küfürde bulunulduğunu ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar başka bir söze dalıncaya kadar onlarla oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Doğrusu Allah, münafıkların da kafirlerin de tümünü cehennemde toplayacak olandır.” (4 Nisa/140)

    Şeyh Süleyman ibn Abdillah ibn Abdilvehhab şöyle der: “(Bu ayete göre) onlarla, buğz etmeksizin, inkar etmeksizin ve yanlarından kalkıp gitmeksizin oturan onlar gibi kafirdir.”

    Ne, her ne görüşten olursa olsun insanları bir araya toplama yönteminin ve ne de ferdi görüşlerin ve kişisel çekişmelerin sürüklediği kamplaşmaların hiçbir sonuç vermeyeceğinden emin olanlara...

    Ebu Şâme şöyle der: “Her nerede cemaate bağlılık emri gelmişse, bundan amaç hakka sarılmak ve tabi olmaktır. İsterse hakka sarılanlar azınlık, karşıt olanlar ise çoğunluk olmuş olsun. Çünkü hak, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve Onun ashabı döneminde ilk cemaatin Rıdvânullahi Aleyhim üzerinde bulunduğu şeydir. Batıl ehlinin sayıca çok olmasına bakmayız. Bu nedenle İbn Râhaveyh demiştir ki: ‘Eğer cahillere en büyük cemaatin (sevâdu’l-a’zam) ne demek olduğunu soracak olursan, “insanların oluşturduğu çoğunluktur” diyeceklerdir. Onlar bilmezler ki cemaat, Nebi’nin izine ve Onun yoluna sımsıkı sarılan alim kimsedir. Kim onun yanında olur ve ona uyarsa cemaat odur. Ve kim de ona bu hususta (Peygamber’e uymada) muhalefet ederse cemaati terk etmiştir.

    Gücü elinde tutan mürtedlerle, onların askerleri ve güvenlik güçleriyle yapılan savaş yalnızca teorik ve fikri bir savaş olmamalıdır. Zira Allahu Teala şöyle der: “Kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyenlerle, Allah’ın ve Rasulü’nün haram kıldığını haram kılmayan-larla, gerçek dini din olarak kabul etmeyenlerle, alçalmış olarak elleriyle cizyeyi verene kadar savaşın.” (9 Tevbe/29)

    Gerçek problemlerini kendilerine gösterecek, bu problemlere objektif ve ilmî çözümler sunacak bir kimse bekleyenlerin çilelerinin bitmesinin; akıllarındaki ve nefislerindeki boşluğu dolduracak ve duygularını harekete geçirecek ilmî, hareketsel çıkış yoluna ulaşmakla gözlerinin aydınlanmasının zamanı artık gelmiştir.

    Muvahhidin, sahte ilahlara karşı verdiği savaşta gerçek tavrını alması ve gerçek ilahına karşı şer’an sorumlu olduğu rolü yerine getirmesi için bu hareket, çürümüş ve zamanın erittiği akımlara bir alternatif, pratik bir zorunluluk ve şer’î bir kesinlik olarak ortaya çıkar. Yusuf Aleyhisselam şöyle demişti:

    “Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı birçok ilah mı daha iyidir, yoksa tek ve kahhar olan Allah mı?Allah’tan başka ibadet ettikleriniz, sizin ve babalarınızın koymuş olduğu bir takım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’ındır. O, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru olan din budur; ancak insanların çoğu bilmezler.”
    (12 Yusuf/39-40)

    Müslümanların katlandıkları problemlere bir son vermek ve Allah’ın kelimesini her şeyden üstün kılmak için; şahıslara ve sembollere itibar etmeksizin, bu bereketli davet hakkında kafa yoran ve kendisini gerçek anlamda Allah’a adayan kimseye bu hareketi başlatma ve yönünü kaybetmiş islami ortamda yerleştirme zaruretinin bilincine sahip olmak yaraşır. Hakikati arayan sadık müslüman, tağutların tepelerine yok edici darbeyi indirmek için birleşme ve yardımlaşmanın zaruretine gönülden inandığında; bizi, hiçbir gücü umursamayan, hiçbir ordudan çekinmeyen, yaratıcısı ve mevlası yolunda feda olmayı gerektiren her durumda öne atılan gerçek bir destek ve vefalı bir yardımcı olarak bulacaktır.

    Mevla Azze ve Celle’den, ümitlerimizi boşa çıkarmamasını, yardım ve desteğini bize uzatmasını diliyoruz. Çünkü O buna kefil ve buna kâdirdir:
    “Allah içinizden iman eden ve salih amellerde bulunanlara vadetmiştir: Kendilerinden öncekileri nasıl egemenler kılmışsa, onları da yeryüzünde egemen kılacak, kendileri için seçmiş olduğu dini yaşama imkanı tanıyacak ve korkularını güvenliğe çevirecektir; şayet bana ibadet eder ve hiçbir şeyi bana ortak koşmazlarsa...” (24 Nur/55)

    ([1]) Ahmed ve başkaları Haris el-Eş’ari’den tahric etmişlerdir
    قال الشاعر : ليس اليتيم الذي قد مات والده إن اليتيم يتيم العلم والأدب

  4. #44
    Muhtazaf M. Salih AYDIN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Fri Dec 2007
    Konum
    Almanya
    İletiler
    623
    Blogdaki Konular
    1
    Müştehid çok mürid yok.
    Birliğin kederi, ayrılığın safasından daha hayırlıdır. (Yahya bin Muaz)
    www.aydin-aydin.com

  5. #45
    Alıntı M. Salih AYDIN tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Müştehid çok mürid yok.
    Müctehidlik taslayan yok. Mürid ise çok. Siz de ben de birer müridiz. Lugavi olarak tabii ki.
    قال الشاعر : ليس اليتيم الذي قد مات والده إن اليتيم يتيم العلم والأدب

  6. #46
    Oy nedir?
    Misafir

    ne nedir okuyalim

    11 Ağustos 2012 Cumartesi

    AYET VE HADİSLER IŞIĞINDA OY VERMEK NEDİR?

    **EL-HAKÎM:*Allah’ın 99 isminden biri olup anlamı, Allah Hâkim’dir. Faydasız, boş ve tesadüfî bir işi yoktur. Her emir ve filinin her yönüyle sonsuz fayda ve maslahatları vardır. Her yarattığı mahlûk, her yaptığı iş bütün kâinatı nizamı ile alakalıdır. Kâinatın umumi nizamı ile tenâkuz teşkil eden hiçbir hadise, bir mahlûk, bir iş yoktur. * * Allah-u Teâlâ’nın sözünden büyük bir söz arayan her kimse Allah’ın tesis etmiş olduğu Şeriâtın dışında kalan başka bir “yönetim biçimini” desteklemesi ve ihtiva ettiği ilkeleri kendine hâkim kılması neticesinde o kişi artık Allah-u Teâlâ’nın “El-Hakîm” sıfatını kabul etmemekle beraber onun emirlerini ikinci bir sıraya itmesi, Allah’ın kulundan istediği mutlak teslimiyetin güzelliği yerine, menheci İslâmla örtüşmeyen; Küfür, Şirk ve Füsûkun çirkinliğini bünyesinde barındıran “Zulmü” kendine esas almıştır. * Allah-u Teâlâ’nın kesin hâkimiyetine dair Kur’an’dan bazı deliler: *

    Şüphesiz O, Hakîm (hüküm ve hikmet sahibi)dir, her şeyi bilendir.”(Hıcr sûresi (15), 25) *

    “Allah, hâkimlerin hâkimi değil mi?”(Tîn sûresi (95), 8.) **
    *“…O, hâkimlerin en hayırlısıdır.”(Yûnus sûresi (10), 109) * *
    ”Hüküm Yalnız Allah'ındır.”(Yûsuf Suresi / 40 ) * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *“Hüküm vermek yalnız Allah'a âittir.” (En'âm Suresi / 57 ) * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *“Hüküm vermek Allah'a âittir.”(Sûrâ Suresi / 10)*
    * “Hüküm O'nundur..” (Kasas Suresi / 70. Ayet )
    *“O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.” (18 / KEHF – 26)

    Kur’an-ı Kerim, Allah’tan başka bir kanun koyucuyu asla kabul etmez dolayısıyla kahretmek, mecbur etmek, egemen ve hâkim olmak sadece Rablerin Âlimi olanAllah’âmahsustur.Mü'minlerin Allah'ın kanunları dışında başka bir kanunu kabul etme yetkisine sâhip değildir. * Yeryüzünde “Kelimetullah-ı” yüceltmek isteyen her kimse, Allah’ın dinini yine Allah’ın istediği şekilde müdâfaa etmekle mükelleftir. Allah’ın dinini Allah’tan gayrisi daha iyi bilemez, dolayısıyla İslâm dinin nusreti ve zaferi ancak onun belirlediği yolları kat etmekle mümkün olur; Tebliğ, Hicret ve Cihad Resulallah’ın (s.a.v) izlediği rota ve metottur: * “İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek mü'minlerdir.” (8 / Enfal – 74) * Demokratik sürece tâbi olan siyasetçilerin birbirleriyle olan rekabetleri tamamen yalan söylemlerin üzerine inşa edilmiş, hüküm koyma aşamasında Allah’ın rızasını gözetmeden, Yunanlıların icât etmiş olduğu bir “yönetim biçimine” dayalı olup Müşrik Roma imparatorluğunun yıllardır tercih ettiği bir yönetim biçimi olmasından dolayı "hak" kelimesiyle hiç bir zaman örtüşmez. Küfrün taklidi “küfürdür…”

    * *Hz. Ebubekir (r.a) o günün süper gücü olan Romalıların kanunlarına (demokrasinin
    yasalarına) boyun eğmezken, sırf Allah’ın Şeriatını yeryüzünde hâkim kılmak adına Romalılarla savaşmıştır. Aynı durum o günün bir başka süper gücü olan İran için uygulanmıştır. İran kralına giden Müslüman elçi şöyle dedi:“Allah bizi insanları kula kulluktan çıkarıp sadece Allah’a kul yapmak ve bu dünyanın darlıklarından, bu dünyanın ve ahretin genişlik ve ferahına çıkarmak ve diğer dinlerin baskısından İslâm’ın adaletine iletmek için gönderdi (Hz. Ebubekir’in İranla olan savaşı)” * Demokrasi, liberalizm, laiklik, kominizim, nasyonalizm, putperestlik ve diğer bütün yönetim anlayışlarıAllah’ın indirdiğiyle hüküm etmediği sürece hepsi de “Cahiliyye hükmüne” mensuptur. Cahiliyye hükmünün olduğu yerde Allah'ın dininden söz edilemez. İslâm dini,“Küfr-i Cehlîye” düşünce yapısının temellük ettiği tüm fiili davranışlara darbe indirmek için gönderilmiştir:**Onlar hâlâ cahiliyyet devrine ait hükmü mü istiyorlar? 5 / MÂİDE - 50* Bir Müslüman kişi, Allah’ın hiçbir zaman razı olmayacağı yönetim biçimlerini ne zâhiri ne de bâtini anlamda destekleme hakkına sâhip değildir. Örneğin, demokratik süreçlerde Allah'ın indirdiğiyle hüküm etmeyen partileri yönetimin başına getirmek için atılan oylar, küfrün ve fesâdın yeryüzünde daha da hızlı bir şekilde yayılmasına neden olmaktadır.

    Kur’an’dan yola çıkarak Allah’ın “el- HAKÎM” sıfatına mutabık kalacak şekilde Demokrasi içerikli soruların cevabını verelim: * * 1) Batı, demokrasiyle yönetilmekten gayet memnun. Onlara uymakla hata mı yapıyoruz?*

    **“Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar.” EN'ÂM – 116


    *2) Oy kullanmazsak Ülke bu sefer daha kötülerin eline düşmez mi? *
    ** * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * **
    “Allah kuluna kâfi değil mi?” ZUMER - 36*

    **3) Demokrasi bizim için amaç değil bir araçtır. İslâm’ı ayakta tutmak adına oy kullanmak caiz midir?***

    “Kâfirlere ve münafıklara itaat etme!” AHZÂB - 48*

    **4) Allah’ın Kur’an’da Müslümanlara emrettiği yönetim biçimi nedir? *

    “Sonra seni, dîne âit bir Şeriata üzere kıldık, Öyleyse şeriate tâbî ol! Ve bilmeyenlerin hevalarına uyma!” CÂSİYE - 18 *

    * 5) Şeriattan başka bir yönetim biçimiyle yönetilmek isteyenlerin hükmü nedir?

    * “Ve kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir” MÂİDE - 44***

    *“Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, fasıkların ta kendileridir.” 5 / MÂİDE - 47** **

    “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.” *5 / MÂİDE - 45*

    6) Namaz kılıyorum, oruç tutuyorum, zekâtı veriyorum. Seçim zamanı gelince oyumu kullanıyorum. Bunda bir sakınca var mı?

    “Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?” BAKARA - 85


    PEKİ, DEMOKRASİ NEDEN HARAMDIR? **

    Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede insanların (filozofların) keyfi düşüncelerini Allah’ın rızasını gözetmeden kendine hâkim kılması ve haçlıların icât ettiği bir yönetim biçimi olmasından dolayı şirk ve küfür sınıfına dâhil edilir. Demokrasi, kanunlarıyla, ilkeleriyle ve hükümleriyle başlı başına bir din halin gelmiştir. Bu dine ibadet etme şekliyse “oy kullanmaktır.” Allah katında *İslâm dininin ve onun tesis etmiş olduğu Şeriatının dışındaki bütün yönetim biçimleri merduttur. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: * “Allah katında hak din İslâm'dır.”ÂLİ İMRÂN – 19 ***“Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.”**Âl-i İmrân / 85***Öyleyse şeriate tâbî ol! Ve bilmeyenlerin hevalarına uyma!” CÂSİYE*-18** * “Ey Muhamnmed! Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tağuta muhakeme olunmalarını istiyorlar. Oysa onları tanımamakla emrolunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa düşürmek ister.” (Nisa: 60) * İbn-i Teymiyye (r.a) söylediği gibi:

    Bütün âlimlerin ittifakıyla, her Müslüman’ın bilmesi gerekir ki; Her kim İslâm'dan başka bir dine tâbi olur veya Muhammed (s.a.s)'in şeriatından (kanunundan) başka şeriatlara (kanunlara) tâbi olmayı serbest bırakıp caiz görürse, kâfir olur.” (Fetvalar c: 4 mesele: 515) * İbn-i Kesir (r.a) bir başka eserinde şöyle diyor: “Kim Muhammed (s.a.v)’e inen şeriatı bırakıp bunun dışında neshedilmiş (iptal edilmiş Tevrat ve İncil gibi) şeriatlara bağlanırsa küfre girer.” * *Şeriat, müminlerin izzeti ve şerefi için müdâfaa eder. Demokrasi ise Tağut destekçilerinin menfaatlerini riayet eder. Şeriat Allah’ın hükümlerini, demokrasi beşerin keyfi kanunlarını esas alır... * * * * * * * * * * * *

    * * * * * * * * * * *OY KULLANIYORUM, CEHALET MAZERET MİDİR?*

    * Hatâ, *her zaman hatâdır kabullenemez ancak cehalet sonucu yapılmış her çirkin ve kötü amelî ıslah edecek bir “Tövbe kapısı” açıktır. Mü’mini kâfirden ayıran en belirgin özellik, Kâfir küfründe ısrarcıdır. Mü’minse onu küfre götüren yollara düştüğü vakit Allah’ın kavlini işitir, tövbe eder ve kendini düzeltir. Unutma, ilim her Müslüman farzdır. Nitekim Resulallah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: * “İlim talep etmek ve öğrenmek her Müslüman’a farzdır.” [İbn Mace, Mukaddime, 17] * Fatih Sultan Mehmet, o zamanın Demokrasiyle yönetilen “Roma imparatorluğunu”, küfrün ihtiva ettiği sandığı oy atarak değil, Allah’ın Şeriatını Arz’da uygulayarak fethetmiştir. Biz Mü’minler, bütün Dünya karşımıza çıksa bile Allah’ın razı olmayacağı bir “yönetim biçimini” ne zâhir ne de bâtıni olarak asla desteklemeyiz. Gerekirse Fatih gibi gemileri bir daha karadan sürer geçeriz… * Sözümü Resulullah'ın (s.a.v) hadisiyle noktalamak istiyorum, İbn-i Mes’ud (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Benden önceki ümmetlere Allah tarafından gönderilen hiç peygamber yoktur ki, kendi ümmetinden sünnetine(yolunu takip eden) uyan ve emrine sarılan samimi ve seçkin*çevresi olmasın. Sonra bunların yerlerine öyleleri geçti ki onlar yapmadıklarını söyleyen ve emrolunmadıklarını yapan kimseler oldular. Böyle kimselerle eliyle cihad eden mü’mindir, diliyle cihad eden mü’mindir, kalbiyle cihad eden de mü’mindir. Bu kadarını yapmayan da ise artık hardal tanesi ağırlığı kadar bile iman yoktur.” (Müslim, iman 80)

    İslâm’ı ve Cihad’ı sevenlere selam olsun

+ Konuyu Yanıtla
3 / 3 İlkİlk 123

Tags for this Thread

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •