+ Konuyu Yanıtla
3 / 2 İlkİlk 123 SonSon
46 sonuçtan 21 --- 40 arası gösteriliyor

Konu: İslam'a göre oy kullanmanın hükmü nedir?

  1. #21
    journalist
    Misafir
    Aziz kardeşlerim Erbakan hoca tabiki dini temsil ediyor... Ne demek dini temsil edemez... Her Müslüman bu dinin ferdi temsilcileridir. Müslümanlar ferden halifedirler. Erbakan hoca ise, büyük bir misyonun lideridir ve dolayısıyla büyük bir kitlenin emiridir, dini lideridir.

    İtikat meselesi biraz göreceli bir konu olmakla birlikte, bire bir bakmak gerek o insanın arkasından gittiği liderin itikadi durumuna. O liderin bozuk itikadi durumunu ne kadar bildiğiyle ilgilidir... Allah ve Resul(sav)'e karşı olduğunu bildiği halde bir lider veya siyasi haraketin içinde olurda, oraya oy verirse tabikide itikadı riske eder.

  2. #22
    Alıntı Emin YILMAZ tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Soru: Almanya'da yaşıyorum. Burada Müslümanlar fırka fırka bölünmüş, birbirlerine selam bile vermeyenleri var. Bir kısmı günümüzdeki seçim sistemi ile devlet başkanı seçmeyi şirk görüyor. Oy verenlere de müşrik diyorlar. İslam’a göre oy kullanmanın hükmü nedir, bu konuda bizi kaynakları ile aydınlatırsanız çok büyük bir fitneyi inşaallah ortadan kaldırmış olacaksınız.


    Hakkında nass, icma, kıyas, istihsan bulunmayan konularda insanların maslahatı varsa müçtehidin bunu temin edecek şekilde hüküm vermesi caizdir.[1] Buna maslahat-ı mürsele denir. Hz. Ebu Bekir zamanında Kur’an-ı Kerim’in tek mushafta bir araya getirilmesinin arka planında maslahat vardır. Devletin başında bir başkan olması insanların maslahatınadır. Başkanın nasıl seçilecek olması ayet ya da hadisle tayin edilmediğinden içtihatla tesbit edilmelidir. Nitekim Hz. Ebu Bekir, Ömer ve Osman radiyallahu anhumun halife seçilmelerinde farklı usuller tercih edilmiştir. Halifelerin seçiminde farklı usullerin kullanılması Kur’an-ı Kerim ve Sünnet’e aykırı olmayan sistemlerin insanların maslahatı söz konusu olduğunda esas alınabileceğini gösterir. Müslümanlar, gayr-i müslimlerden devlet başkanının seçimi dahil, herhangi bir teoriyi ya da pratik çözümü nassa veya şer’i bir kaideye aykırı olmama şartıyla alabilirler. Nitekim Allah Resulü “Ahzab Savaşında” İranlılar’a ait savaş tarzı olan “hendek kazma” fikrini kabul etmiş,[2] Bedir’de esir alınan müşriklerin okuma yazma bilenlerinden -şirk üzere olmalarına rağmen- müslümanların çocuklarına okuma ve yazmayı öğretmelerini istemiştir. Günümüzdeki seçim sisteminin batılılar tarafından da kullanılması ya da mevcut haliyle onlar tarafından geliştirilmiş olması meşruiyetine bir zarar vermez. Çünkü devlet başkanının seçilmesi anarşi gibi cemiyeti rahatsız eden zararların ortadan kaldırılmasını temin eder. Bu ise, “zararın giderilmesi vaciptir./ed-darar-u yüzalu”[3] kaidesinin ve ümmetin maslahatının bir gereğidir.Müslümanların kanunları yapacak güç ya da çoğunlukta olmadıkları toplumlarda da maslahatları gereği devlet başkanı seçimine katılmaları gerekir. Hatta Müslümanlar, haklarını savunacağına, eza ve sıkıntıyı onlardan gidereceğine dair kesin bir vaatte bulunan bir gayri müslime dahi oy verebilirler. Nitekim Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Taif’ten Mekke’ye dönerken müşrik olmasına rağmen Mutim b. Adi’nin korumasını talep etmiş ve Mekke’ye Onun himayesinde girmiştir.[4] Bu durum Müslümanların kendileri tarafından belirlenmeyen kanunlardan istifade edebileceklerini göstermektedir.[5]Devlet başkanını seçerken dikkate alınması gereken hususlar özellikle de oy vermek bir çok açıdan “şahadet” sistemine benzer. Bu yüzdendir ki ergenlik, akıl, hürriyet, İslam, adalet gibi şahitte bulunması gereken şartlar, seçilecek kişide de bulunmalıdır. “İçinizden (şahitliklerine güvendiğiniz.)[6] iki adil kimseyi şahit tutun.”[7]Kim şahitlik hususunda yeterli olmayan kişiye, yeterli diye şahitlik ederse yalan yere şahitlik etmiş gibi büyük günaha irtikab etmiş kabul edilir. Kur’an-ı Kerim yalan yere şahitliği Allah’a şirk koşmak ile birlikte zikretmiştir: “Artık putlara tapma pisliğinden kaçının, yalan sözden kaçının.”[8] Böylesi kimseler lehindeoy kullanmak da bu cümledendir.İnsanların oy vermekten sakınmaları, şahitlik etmekten yüz çevirmelerine benzer. Allah Teala “şahitler çağırıldıkları vakit (gelmekten) kaçınmasınlar.”, “şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse şüphesiz onun kalbi günahkardır.”[9] buyurmaktadır. Buna göre oy vermekten sakınan kişiler ehliyetsiz kişilerin seçilip idareci olmalarına sebep olduklarından günahkar olurlar.
    [1] Abdulkerim Zeydan, el-Medhal, s. 170.
    [2] Ayrıntı için bkz. Yusuf el-Karadavi, el-Fetâvâ el-Muasıra, II, 643.
    [3] Ahmed ez-Zerkâ, Şerhu’l-Kavaidi’l-Fıkhıyye, s. 179.
    [4] İbn Sa’d, Et-Tabakâtu’l-Kübra, I, 212.
    [5] Bkz. Halit Abdulkadir, Fıkhu’l-Ekalliyyati’l-Müslime, s. 619.
    [6] Bakara(2): 282.
    [7] Talak(65): 2.
    [8] Hac(22): 30.
    [9] Bakara: (2): 282-3.
    Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve ibadillahi’s-salihin.
    Rahman ve Rahim olan Allah (c.c.)’ın ismiyle.
    [FONT=Georgia]
    FONT]

    "Bizleri yaratan, rızıklandıran, kanun koymada ve kendisine kulluk yapılmada ortağı olmayan Rabbimiz olan Allah (c.c.)’a layık olduğu kadarıyla hamd olsun."

    Salat ve selam; Muvahhidlerin (Tevhid ehli), Mücahidlerin (Cihad ehli),Muttakilerin (Takva ehli) ve Muhacirlerin (Hicret ehli) İmam’ı olan gözbebeğimiz, canımız ve ciğerimiz, aziz önderimiz Peygamberimiz (s.a.v.)’e, onun ailesine, sahabesine ve kıyamet gününe dek Tevhid sancağını taşıyan tüm Müslümanların üzerine olsun.

    Bundan sonra;

    Bu yazı, yukarıdaki soruya verilmiş cevaba itirazdır.


    Yüce Allah'ın ilmimizi derinleştirmesini, bizleri dosdoğru yoldan ayrımamasını, çektiği eza ve sıkıntıları günahlarımıza kefaret kılmasını ve bizleri "Ey İman Edenler! Allah'tan korkulması gerektiği gibi korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin" (Al-i İmran Suresi/102. ayet) buyruğuna layık kullardan eylemesini dilerim. Allahım! Sen dualarımı kabul et, mücahidlere yardım et.

    Öncelikle soruya verilmesi gereken cevapla alakalı olarak kısa bir açıklamayı uygun görmekteyim.

    a-Bir meselenin Kur'an'da yahut Sünnet'te, veyahut İcma'da yada Kıyas'ta metnen bir kaynağının olmaması, bu mesele hakkında fetva verebilmek için Ümmet'in cumhurunun delil olarak dahi görmediği bir konuyu devreye sokmak usüle uygun değildir.
    b-Metnen Kur'an'da yahut diğer üç muteber delilde geçmiyor olması bu meselenin ibahattan olduğunu ortaya çıkarmaz.
    c-İslam ilimleri hakkında bir bilgiye sahip olan bir kişi muhakkak ki şunu görecektir: Şari'nin iktiza, tahyir ve vad' bakımından mükelleflerine hitablarının incelenmesinde ve amelinde belli kaideler vardır. Mesela, bir meselenin Kur'an'da geçiyor olması o mesele hakkında fetva vermeye yahut amel etmeye yeterli değildir. Zira, bu bu meselenin Kur'an'da geçen kısmı mücmel (yani kapalı) olabilir. Ve bu mücmel hükmü sünnet mübeyyenleştirebilir (yani açıklayabilir). Yahut tam tersi. Yada bir meselenin Kur'an'da amm (genel) türünden geçiyorsa bunun tahsis eden Kur'an'ın başka bir ayeti yahut sünnetten bir delil olabilir. İnşaAllah bunları vakıaya yorarsam daha rahat anlaşılacaktır. Zİra bu mesele ağır bir konudur.

    Kur'an'daki salat (namaz anlamında) fiili ile alakalı hükümler kapalıdır. Bu hükümleri açıklayan Sünnettir. Kur'an'daki secde Sünnetle uygulama ile açıklanmış ve ümmet o hal üzere namazını kılmıştır. Sadece Kur'an ile yetinseydik, nasıl namaz kılacağımzı bilemez, hatta salat kelimesinin dua anlamında olduğunu söyleyceek kadar yoldan çıkardık. Yüce Allah ayaklarımızı dinde sabit kılsın.
    İşte bütün bu amm-hass,mücmel-mubayyen,mutlak-mukayyed,sebeb-i nüzul-sebeb-i vurud, lafızların delaletleri vs göz önünde bulundurularak mesele açıklanmalı. Aksi halde istidlal yolları tıkatılmış, insanları ilme olan aş ve şevkelerinin önü kesilmiş ve ilmin şartlarına riayet gösterilmemiş olur.

    d-Usulil Fıkıhta ittifak ile kabul gören kaide şudur: "Dünyalık herşey helaldir, ta ki haramlığı ispat edilene kadar. İbadetlerin hepsi haramdır, ta ki helallliği ispat edilene kadar." Bu kuralın ikinci kısmı göz önünde bulundurulmalıdır.

    e-Bir mesele hakkında fetva verebilmek için o olayı derinlemesine bilmek ve o konuyla alaklı bütün nassları bilmek gerekir. Yani, Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in hayatından bir tane örnek vererek meseleyi açıklamak doğru olan bir metod değildir. Zira bunun sahih olup olmadığı, konuyla kesin alakalı bir olay mı olduğu bilinmemektedir. Bu incelendiğinde ancak getirilen delilin delillendirmeye uygun olacağı söylenebilir.



    Alıntı Emin YILMAZ tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Hakkında nass, icma, kıyas, istihsan bulunmayan konularda insanların maslahatı varsa müçtehidin bunu temin edecek şekilde hüküm vermesi caizdir. (Abdulkerim Zeydan, el-Medhal, s. 170.)
    Cevap veren zat, bu sözlerin "maslahat-ı mürsele" olduğunu iddia ediyor. Üstelik bunu da usülcü bir alimin kitabından nakil yaparak söylüyor.

    Şeyh Abdulkerim şöyle diyor: "Şerîatçe hükmü açıklanmamış, kıyaslanabilmeleri için de, hükmü hakkında nass bulunan benzerlerinin olmadığı, fakat menfaat gerçekleştirecek yahut zarar def edecek mahiyetteki muayyen bir hükmün meşru kılınmasına münasib bir vasıfları vardır." (Zeydan, Fıkıh Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, paragraf. 221)

    Soruya cevap veren zat nedense, sadece Şeyh Abdulkerim Zeydan'ın maslahat ile alakalı tek sözü bu imiş gibi, başka hiçbirşeyden bahsetmiyor.
    Halbuki bu kıymetli alim diyor ki: "Muamelelerde maslahatların hüccet olup olmadığı, hüküm delillerinden bir delil olup olmadığı mevzuunda alimler ihtilaf etmişlerdir." (Zeydan, age, paragraf. 222)

    Yine şöyle diyor: "Mürsel maslahatları en fazla benimsenmiş fakihler olan Mâlikîler, bu maslahatlara istinad edebilmek için, mürsel maslahatta bulunması icabeden şartlar koşmuşlardır. Bunlar şunlardır:

    1) Mülâyimlik. Yani maslahat Şeriat Sahibinin maksadlarına mülayim ve münasib olup, hiçbir aslına ve esasına muhalif, hüküm delillerinden birine aykırı olmayıp, bilakis Şeriat Sahibinin husulünü hedef aldığı maslahatlar cinsinden yahut onlara yakın olmalı; onlara yabancı olmamalıdır.
    2) Kendisinin selim akıllarca kabul edilebilecek, akıl ile anlaşılabilir cinsten olması lazımdır.
    3) Maslahatın hüccet olarak benimsenmesi; ya bir zaruretin muhafazası, ya bir güçlüğün ve sıkıntının defi için olmalıdır." (Zeydan, age, paragraf. 226)


    Bu üç şarta iki şart daha ekleyerek şöyle der:
    "Fakat bunlara şu iki şartın da ilavesi yerinde olur:
    1) Hüküm verilmesi neticesinde hasıl olan maslahatın, vehmî (kuruntu kabilinden) değil, hakiki maslahat olması lazımdır.
    2) Maslahatın hususi değil, umumi olması lazımdır. Yani insanların umumunun maslahatı için hüküm konmalıdır; muayyen bir ferd yahut muayyen bir cemaat men*faati için hüküm konmamalıdır."
    (Zeydan, age, paragraf. 226)

    Bu konuda şu usulil Fıkıh kitaplarına bakarsanız aynı şeylerin farklı lafızlarla yazdığını göreceksiniz:

    1-İzzededin b. Abdisselam,
    İslamî Hükümlerin Esas ve Hikmetleri, İz Yayıncılık, İstanbul 2006. (Bu kitap maslahat ve mefsedet üzerine yazılmış muhteşem bir eserdir. Bu konuyla alakalı en tafsili bilgiyi herhalde burada bulursunuz.)
    2-Muhammed Ebu Zehra, İslam Hukuku Metodolojisi - Fıkıh Usulü, Fecr Yayınevi, Ankara 2005, s. 238-245.
    3-
    Vehbe Zuhayli, Fıkıh usulü, Risale Yayınları, 1996.
    4-Hasan Karakaya, Fıkıh Usülü. İkra Yayıncılık, 2. Baskı: 2008.
    5-Zekiyyuddin Şaban, İslam Hukuk İlminin Esasları, Türkiye Diyanet Vakfı, Ankara 1999.
    6-İmam Şatibi, el-İ'tisam, Kitap Dünyası Yayınları. ( Her iki Ciltte de parça parça bu mesele hakkında açıklama ve bilgiler vermektedir. Hatıralatayım kendisi Maliki Fakihlerindendir)

    Bu eserlerin incelenmesi halinde "maslahatı mürsele" konusunun cevap veren zatın zannettiği yahut iddia ettiği kadar kolay ve basit bir mesele olmadığı anlaşılacaktır.

    Öncelikle Maslahat-ı mürselenin delil olduğunu söyleyenlerin büyük çoğunluğu malikilerdir. Malikiler dahi bunun delil olabilmesi için "Şeriatın hükümlerine aykırı olmaması, hiçbir selim akıl sahiplerinin itiraz etmemesi, zaruretin muhafazası ve zararın def edilmesi” bu üç şartın da tamamlanması gerekir. Tıpkı namazın şartlarından birinin yapılmaması durumunda namazın geçerli olmaması gerekir. Ümmetin çoğunluğu maslahat-ı mürseleyi delil olarak görmez. Delil olarak görenler ise bu üç şart olmadan delil kabul etmezler.


    Alıntı Emin YILMAZ tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Hz. Ebu Bekir zamanında Kur’an-ı Kerim’in tek mushafta bir araya getirilmesinin arka planında maslahat vardır.

    Bu durum maslahat-ı mürsele için gerekli şartların tamamlanmasıyla olmuştur. Aksini ispat mümkün değildir.



    Alıntı Emin YILMAZ tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Müslümanlar, gayr-i müslimlerden devlet başkanının seçimi dahil, herhangi bir teoriyi ya da pratik çözümü nassa veya şer’i bir kaideye aykırı olmama şartıyla alabilirler.

    Bunu cevap veren zat şartlarını belirterek tahsis etmiş olsa da hiçbir durum ve şekilde, Müslümanların gayr-i Müslümanları kendilerine emir ve/veya yönetici seçmeleri Nasslarla ve icma ile haramdır. Yani Müslüman velayeti bir kafire veremez. Vereceğimiz nassların bu konuya delaletini kavrayamayan kardeşler olursa, usulil fıkha uygun bir şekilde anlaşılmasında Önceki İmamların sözleriyle yardımcı olabiliriz. Elbetteki talep olunursa. Bu sebeple sadece delilleri yazıyorum. Açıklamaya şimdilik lüzum görmüyorum.


    Şunu belirtmekte fayda görüyorum ki, cevap veren zatın dediği gibi “İslam’a aykırı olmadığı müddetçe kafirler yönetimde söz sahibi olabilir” değildir. Bu hiçbir nassa uymayan, aksine Kur’an’ın ve Sünnetin ve İcma’nın haram kıldığı (kimi yerlerde bu fiilin ismi şirk/küfür olmaktadır) bir durumdur.

    Cevap veren zatın delil diye öne sürdüğü, hendek taktiği, müşriklerden okuma-yazma öğrenilmesi gibi örneklerin konuyla uzaktan yakından alakası yoktur. Müşrikler öğretmen olurken söz sahibi onlar mıydı, yoksa Müslümanlar mıydı? Egemen olan müşrik öğretmen miydi, yoksa Müslüman öğrenci miydi? Müşrik öğretmen egemen konumunda değildi ve kesinlikle bir söz hakkına sahip değildi. Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde naklettiğine göre bu insanlar tedrisat bitene kadar köle kaldılar.

    Hendek taktiği
    nin verilmesinin mantığını anlamış değilim. Hendek taktiğini alarak Müslümanlar Kafirleri yada onların küfür ve şirk dolu sistemlerini mi kabul ettiler? Yada onları ve sistemlerini hakim mi kıldılar?


    Bu iki verilmiş örnek de istidlal (delillendirme) metoduna uygun değildir. Konuyla hiçbir alakası yoktur. Allah’ın izniyle de kafirlerin yönetici olması yönünde elde hiçbir delil bulunmamaktadır. Ne Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ne de ashabı (Radıyallahu Anhum) kafirlere velayet yetkisi verdiler. En ufak bir devlet işinde dahi tek bir gayr-i müslimin görev aldığı mevcut değildir. Ne devlet başkanı, ne katip, ne zabıt, ne hisbe çalışanı, ne başka bir şey.

    Bu soruya cevap veren zata ve bu cevaba onay veren/destekleyen insanlara soruyorum: Neye istinaden siz kafirleri yönetici kabul etmeyi uygun görüyorsunuz? Elinizde Yüce Allah’tan ve O’nun Resul’ünden (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir delil var da onu mu gizliyorsunuz?
    Halbuki Yüce Allah şöyle buyuruyor:
    “İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap'ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet etme konumunda olanlar lanet eder.” (Bakara Suresi/159. Ayet)

    “Sonra da seni din işi konusunda açık bir yola koyduk. Sen ona uy, bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma.” (Casiye Suresi/18. Ayet)

    Delil-1: KUR’AN. “… ve sizden olan emir sahiplerine de (itaat edin)” (Nisa Suresi/59. Ayet)

    Delil-2: KUR’AN. “Onlar sizi gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih (zafer) nasip olursa, "Biz sizinle beraber değil miydik?" derler. Şayet kâfirlerin (zaferden) bir payı olursa, "Size üstünlük sağlayıp sizi mü'minlerden korumadık mı?" derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, mü'minlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.” (Nisa Suresi/141. Ayet)

    Delil-3: KUR’AN. “Ey iman edenler! Siz eğer kâfir olanlara uyarsanız sizi gerisin geriye (küfre) çevirirler de büsbütün hüsrana uğrarsınız.” (Al-i İmran Suresi/149. Ayet)

    Delil-4: KUR’AN. “Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin.” (Mümtehine Suresi/ 1. Ayet)

    Delil-5: KUR’AN. “Mü'minler, mü'minleri bırakıp inkarcıları dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz.” (Al-i İmran Suresi/28. Ayet)

    Delil-6: SÜNNET. “Üç kişi yolculuğa çıkarsa, kendilerinden birini emir tayin etsinler” hadis. Bu hadis değişik lafızlarla ve sahih senedlerle; Ahmed, Ebu Davud, Bezzar, Taberani, İmam Munziri nakletmişlerdir.

    Delil-7: SÜNNET.Ubade bin Samit’den rivayetle: “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Selem) bizi çağırdı, biz de kendisine bey’at ettik. Bizden söz aldığı şeyler arasında, sevinçte ve tasada, darlıkta ve bollukta kendisini dinleyip itaat etmemiz, kendisini şahsımıza tercih etmemiz ve işin ehline karşı çıkmamamız vardı. “Ancak açık bir küfür görmeniz ve buna dair elinizde Allah’tan bir delil bulunması hali müstesna”dedi.” (Muttefekkun Aleyh)

    Delil-8: İCMA. İmama Nevevi şöyle der: “Kadı Iyad der ki: Alimler kafir bir kişinin Müslümanlara imam olamayacağında icma etmişlerdir. Sonradan kafir olursa bu görevden indirilir. Kafir olursa veya dinini değiştirirse ya da bid’at işlerse, artık ulü’l-emr olmaktan çıkar. Ona itaat edilmez, ona karşı ayaklanılması, bulunmuş olduğu görevden indirilmesi ve mümkün ise, onun yerine adaletli bir imam tayin edilmesi Müslümanlar üzerine vacip olur. Ancak imam ile beraber bir grup da dinden dönmüş ve bunlar kendilerine güç yetirilemeyecek hale gelmişler ise, bu durumda Müslümanlar üzerine güç yetiremedikleri sürece onlara karşı çıkmaları vacip değildir. Kişi bu mürtedlere karşı çıkamıyor ise, yurdunu bırakıp başka yere hicret eder ve dinini kurtarır.” (Sahihu Müslim Şerhi, Nevevi, Kitabu’l-İmara, 12/229)

    Delil-9:
    İCMA. İbn-i Hacer, İbn-i Battal’dan, o da İbnu’t-Tin’den, o da Davudi’den ve ayrıca İbnu’t-Tin’den direk olarak nakletmiştir. İbn-i Hacer, özetle şöyle der: “Devlet başkanı kafir olursa, icma
    ile azli gerekir ve her Müslümanın bunun için gayret etmesi vacip olur.” (Fethu’l-Bari, İbni Hacer, 13/123; Ayrıca bkz: age, 13/7; 13/8; 13/112.)

    Bütün bu delillerden sonra, ancak heva ve hevesine uyan kimse kafirin de söz sahibi olabileceğini ileri sürebilir. Böylelerinden ve böyle görüşlerden, Yüce Allah’a sığınırım.

    Varsyalım ki, bizler maslahat-ı mürseleyi delil kabul ediyoruz. O halde şartlarına uymalıyız. Bakalım, oy kullanıldığında bu şartlar ne durumda oluyor:

    1-Şar’inin hükümlerine uymak:
    Oy kullanıldığında apaçık nasslara karşı gelinmiş olunucaktır.

    Şöyle ki:
    “Öyleyse kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar, kafirlerin ta kendisidir.” (Maide Suresi/44. Ayet) Bu ayet okuduğum bütün eski tefsirlerde yazdığına göre umum ifade eden lafızlar içermektedir. Bu nassın delaleti kesindir, zanni değildir. Nüzul sebebi bilinmektedir.

    “Hüküm sadece Allah’a aittir.”
    (Yusuf Suresi/40. ayet) Bu ayet ise Yusuf (Aleyhisselam) tarafından zindanda iken kendisinden bir rüyanın tabirine isteyenlerr yaptığı tebliğden bir kısımdır. Bu ayetin tefsiri için lütfen Hikmet yayınevinden çıkan Seyyit Kutub’un Fizilal’il Kur’an’ına bakınız. Üstad dediğimiz kimse bu sözlerini okuyunca çok şaşıracaksınız. Yine bu konuda Üstad Mevdudi’nin Yusuf Suresinin 55. ayetine yaptığı açıklamaya tefsirinden bakmanızı tavsiye ediyorum.


    Aslına bakılacak olursa bu konuda delilleri özel bir konuyla sıralamak daha uygun düşer. Bu iki nassa aykırılık yeterlidir.

    2-Selim Akıl sahiplerince kabul edilecek: Burada şöyle bir sorun ortaya çıkacaktır. Oy kullanmaya karşı çıkanları sırf bu şarta uydurmak için “akılsız” demek gerekecektir ki, üstad denilen Seyyid Kutub, Mevdudi, Muhammed Kutub gibi son dönem alimleri de bu “akılsızlar” arasına dahil edilecektir. Alimlerimiz hakkında kötü söz söylemekten Yüce Allah’a sığınırım. Nedense oy kullanmaya karşı çıkanların itirazları daha mantıklı ve daha İslam’a uygun. Aksi ispat edilebiliyorsa buyurun.


    3-Zaruretlerin korunması yada bir bela ve zararın def edilmesi:
    a. Zaruretlerin korunması denilen şey herkesçe bilinen; dinin, malın, canın, neslin, aklın korunmasıdır. Beş şeydir. Bunların hepsini isterseniz teker teker ele alalım:
    aa.Dinin Korunması: Oy kullanıldığında dinimin korunduğunu kim iddia edebiliyor ki? Dinimi yaşamam ve dinimi yaşayanlarla konuşmam dahi yasaklanmış durumda. Size bunlar hayal gelebilir. Ancak ben bunları yaşıyorum. Peki oy kullanınca, aynı din üzerinde olsam dinim korunacak mı? Daha önce kullandım, ancak dinim korunmadı.
    bb.Malın korunması: Bir sürü müslümanın evleri tem ve jitem tarafından yağmalandı. Peki bu Müslümanların oy kullanmalarıyla yada bizlerin oy kullanmamızla bu yağmalar son buldu mu?
    cc.Canın korunması: Allah’a yemin ediyorum ki, yaşadığım ülkede birçok Müslüman hunharca katledildi. Zalimce işkenceye tabii tutuldu, sakat bırakıldı, bulaşıcı hastalıklar enjekte edildi. Oy kullandığımızda bunlar olmadı mı?
    dd.Neslin korunması: Oy kullandığımızda neslimiz harab olmaktan, zehir içmekten ve kan kusmaktan kesildi mi?
    ee.Aklın korunması: Oy kullandığımızda sistemin kurallarına itaat etmemiz isteniyor ve her itaatimiz böylece bizleri robotlaştırıyor. Robotlaşmış bir insanın aklının korunduğunu kim iddia edebilir ki?

    b.Bir bela ve zararın def edilmesi: Oy kullandığımızda hangi bela ve sıkıntıyı def ediyoruz? Bir tane söyler misiniz?

    Yüce Allah da biliyor ki, bu konuda daha çok şey yazmak istiyorum. Muhattapların önceki vereceği tepkiler yüzünden parmaklarımı da boşuna yormak istemiyorum.

    Evet, konu başladıktan sonra darun nedveyi bir kardeşimiz sormuştu. Nedense bu konuda hiçbir cevap gelmedi. Ben de hendek ve müşrik öğretmen örneklerini delil diye göstermeye çalışanların Darun Nedve konusunda Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Selem)’e sunulan “ey Muhammed! Reislikse hevesin, gel başımıza kral ol!... ” şeklindeki tekliflerine Önderimiz (S.a.v.) “güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseniz davetimden vazgeçmem” sözlerine ne diyecekler acaba?

    Lütfen ahmakça ve aklın almayacağı şeytani kıyaslar yapmayınız. Daru’n Nedve’de 13 temsilci var. Bunların bir kısmı kabilelerinde saltanat yoluyla gelmişler, bir kısmı da seçimle, yani “demokratik” yollarla gelmişler. Bunlardan biri de Ömer ibnul Hattab. Kendisi Dış İşler Sorumlusu. Müslüman olduktan sonra bu görevi Resul (s.a.v.)’ün emriyle bırakıyor.

    Siz mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mi? Eğer cevabınız Allah Resulü ise, O’na karşı gelmeyin. O’nun yapmadığı, karşı çıktığı bir şeyi yapmayın.

    Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Öğüt mü’minlere fayda verir” (Zariyat Suresi/55. Ayet)

    Dualarımın sonu Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir.

    Ömer ÇELİK
    18/Ağustos/2009 - 27/Şaban/1430
    ANKARA
    Düzenlendi: Zeynep ÇEÇEN 19-08-2009 16:52
    قال الشاعر : ليس اليتيم الذي قد مات والده إن اليتيم يتيم العلم والأدب

  3. #23
    Kayıtsız
    Misafir

    arkadaşlar bunu okursanız gerçekleri anlarsınız

    TAĞUT


    O halde tağut nedir?

    Tağut; arapça bir kelime olup “tağa” (haddini aştı) kökünden türemiştir ve “haddini aşan mahluk” demektir.

    Şer’i manası ise; Allah’ın koyduğu ölçüler dışında ölçüler koyan, insanı Allah’a ibadetten alıkoyan, Allah ve Rasulüne tabi olmayı engelleyendir. Bu insi ve cinni şeytan, nefis, hayvan, ağaç, para, taş, kadın, mezar olabileceği gibi; Allah’ın hükümleri dışında hükümler koyan zalim bir diktatör, halkın seçtiği seçkin bir zümre, bir meclis, bir grup bilim adamı veya Allah’ ın kitabın dan kaynaklanmayan adet, alışkanlık ve düşünce (ideoloji) de olabilir.

    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    “Allah hüküm koymada kendisine ortak ka buletmez.” [Kehf: 26]

    “Hüküm vermek yalnızca Allah’a aittir.” [Yusuf: 40]



    TAĞUTA ÖRNEKLER


    Tağutu daha iyi anlayabilmek için şöyle örnekler verebiliriz:

    1) Allah (c.c) hırsızlık hakkında şöyle buyuruyor:

    “Hırsızlık yapan erkek ve kadının Allah’ tan bir ceza olmak üzere yaptıklarına karşılık olarak ellerini kesin.” [Maide: 38]

    Allah (c.c) bu ayette hırsızlık yapanın elinin kesilmesi için emir veriyor. Bir kişi çıkar da: “Hırsızlık yapan kişinin elinin kesilmesi doğru değildir. Hapse atılması gerekir.” Veya “boynunun kesilmesi lazım.” derse bu kişi açık bir şekilde: “Ben Allah’ın koyduğu kanunları kabul etmiyorum, beğenmiyorum” demese bile Allah’ın kanunlarından başka kanunlar çıkardığı için sadece ve sadece Allah’a ait olan hüküm koyma yetkisini kendisine vermiş, ilahlık taslamış ve böylece tağut olmuş olur. Her kim buna itaat ederse, desteklerse veya tekfir etmezse veya buna itaat edip destekleyenleri tekfir etmezse kafir olur. Bu kişi müslüman olduğunu söylese, namaz kılsa, oruç tutsa, hacca gitse yine de kafirdir. Çünkü bu kişi Allah katında imanın geçerli olması için gerekli olan tağutu inkar şartını yerine getirmemiştir.

    2) Allah (c.c) faiz hakkında:

    “Allah alış-verişi helal faizi haram kıldı.” [Bakara: 275]

    buyurarak faizi kesin olarak haram (yasak) kıldığını bildiriyor. Bir kişi çıkar da Allah’ın yasakladı ğı faizi serbest bırakırsa, faizle çalışan bankaların açılması için kanun koyarsa bu kişi açık bir şekilde: “faiz helal” demese bile Allah’ın haram kıldığı faizi helalleştirmiş olur. Bu kişi kendisinde bu yetkiyi gördüğü için: “Ben ilahım” demese bile ilahlık taslamış ve tağut olmuş olur. Kim buna itaat ederse, desteklerse veya tekfir etmezse veya buna itaat edip destekleyenleri reddetmeyip tekfir etmezse veya onları tekfir etmeyenleri tekfir etmezse kafir olur. bu kişinin kafir oluşunun nedeni tağutu inkar etmemesinden dolayıdır.

    3) Allah (c.c) başörtüsü hakkında:

    “(Ey Muhammed!) Mü’min kadınlara söyle! Başörtülerini omuzlarına ve göğüslerinin üzerine indirsinler.” [Nur: 31] buyurarak mü’min kadınların örtünmeleri için emir veriyor. Bir kişi çıkar da: “Bu şekilde giyinmek şart değildir, isteyen istediği gibi giyinebilir” diye bir kanun koyarsa bu kişi Allah’ın koyduğu ölçüler dışında bir ölçü koyduğu ve yalnızca Allah’a aid olan bir sıfatı, yetkiyi kendisine verdiği için ilahlık taslamıştır. Bu kişi açık bir şekilde “ben ilahım” demese bile, namaz kılsa, oruç tutsa, hacca gitse yine de tağut olmuş olur. Kim buna itaat ederse, desteklerse veya tekfir etmezse veya buna itaat edip destekleyenleri reddetmeyip tekfir etmezse veya onları tekfir etmeyenleri tekfir etmezse kafir olur. Bu gibi kişiler müslüman olduğunu söyleseler, namaz kılsalar, oruç tutsalar, hacca gitseler bile yine de kafirdirler. Çünkü bunlar; Allah katında imanın geçerli olması için gerekli olan tağutu inkar şartını yerine getirmemişlerdir.

    4) Allah (c.c) gayb hakkında şöyle buyuruyor:

    “Gaybın anahtarları O’nun katındadır. O’ndan başkası onu bilemez. Karada ve denizde olanı yalnız O bilir.” [En'am: 59] Yine bu konuyla ilgili bir başka ayette Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    “Görülmeyeni bilen Allah görülmeyeni kimseye muttali kılmaz (göstermez). Ancak elçileri (nebi ve rasulleri) içinde razı olduğu, seçtiği kimseler müstesna. Çünkü O, bunların önüne ve arkasına izleyiciler (gözetleyiciler) dizer.” [Cin: 26-27] Allah (c.c) bu ayetlerde gaybı ve gayb ile ilgili tüm gerçekleri sadece kendisinin bildiğine ve bu konuda hiç kimsenin söz sahibi olamayacağına işaret ediyor. Ancak bazı gaybi bilgileri de seçmiş olduğu rasullerine sürekli olmamak suretiyle vahiyle bildirmiştir. Ve onlara inen vahyi de şeytanın etkisinden korumuştur. Yani rasullere gelen vahiy ve onlara bildirilen birtakım gaybi olayların gerçekliği muhakkaktır. Çünkü o, bizzat Allah tarafından bildirilmedir.

    Öyleyse günümüzde her kim kalkıp da gaybi bir takım gerçekleri örneğin; kalplerden geçeni bilebildiğini veyahut ileride olacak birtakım olayları bilebileceğini öne sürerse işte bu kimse (kendisine vahiy geldiğini iddia etmiş olacağından) her ne kadar: “Ben ilahım” demese de Allah’a ait olan bir sıfatı kendisinde gördüğü için ilahlık taslamış ve dolayısıyla tağut olmuş olur. Çünkü bu kişi Kur’an`ın vahyin kesildiğine dair haberini yalanlamakla kalmamış, aynı zamanda da Allah’a ait olan gaybı bilme yetkisini kendisinde görmekle Allah’a asi olmuş ve böylece kendisini ilah konumuna getirmek suretiyle tağutlaşmıştır. İşte bu kişiler her ne kadar müslüman olduklarını söyleseler, namaz kılsalar, oruç tutsalar, hacca gitselar, zekat verseler de Allah’a karşı iftira atmak suretiyle tağutlaşmış ve dolayısıyla kafir olmuşlardır. Kim bunlara itaat ederse, desteklerse veya tekfir etmezse veya bunlara itaat edip destekleyenleri reddetmeyip tekfir etmezse veya onları tekfir etmeyenleri tekfir etmezse o da kafir olmuş olur. Bu şekilde inanmayıp amel etmeyen kişi de müslüman olduğunu söylese, namaz kılsa, oruç tutsa, hacca gitse yine de kafirdir. Çünkü bu kişi Allah katında imanın geçerli olması için gerekli olan tağutu inkar şartını yerine getirmemiştir.

    Yukarıdaki örneklerde bir mü’minin Allah’ın koyduğu ölçüleri değiştiremeyeceğini ve bu ölçüleri değiştirenlere de mü’min diyemeyeceğini net bir şekilde gördük.

    Allah (c.c) mü’mini bir başka ayette şöyle tarif ediyor:

    “Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin etmedikçe ve sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı kalplerinde hiçbir sıkıntı bulunmadan teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” [Nisa: 65] Allah (c.c) kendi nefsine yemin ederek diyor ki: “Bir kişi herhangi bir konuda Rasulullah’ın getirdiği hükümlere başvurmazsa hatta başvurduğu halde verilen hükümden dolayı kalbinde bir sıkıntı duyarsa bu kişi mü’min değildir. İnsanın mü’min ve müslüman olabilmesi için insanlar arasında vuku bulan ihtilaflarda Kur’an ve sünnetin hükmüne başvurması ve o hükümlere zahiren ve batınen tam bir teslimiyet göstermesi gerekir.”



    GÜNÜMÜZ İNSANLARININ
    TAĞUTA MUHAKEME KONUSUNDA
    İLERİ SÜRDÜKLERİ İDDİA


    Günümüzdeki bazı kişiler şöyle diyebilirler: “Bizim yaşadığımız devlette şeriat hakim değildir. Eğer tağutun mahkemesine başvurmazsak hakkımızı alamayız. Hakkımızı almak için de tağutun mahkemesine başvurabiliriz.”

    Bu gibi kişilere şöyle denilir: “Birisi sizden hakkınızı alsa ve: “Bana namaz kılmadan hakkınızı alamazsınız” dese, siz bu hakkınızı almak için ona namaz kılarsanız Allah katında müslüman kalabilir misiniz?” Elbette: “Müslüman kalamayız. Çünkü; namaz ibadettir ve ibadetler de yalnızca Allah’a yapılır. Başkasına namaz kıldığımızda onu ilah seviyesine çıkarmış oluruz” dersiniz. O halde düşünmez misiniz ki acaba Allah tağutun mahkemesine başvurulduğunda kafir olunacağına dair niçin hüküm vermiştir?

    Tağutun mahkemesine başvurulduğunda sadece Allah’a ait olan hüküm verme yetkisinin Allah’tan başkasına verilmesi sözkonusudur. Çünkü hüküm vermek yalnızca Allah’a aittir. Allah (c.c) sadece kendi hükmüne itaat edilmesini emretmiştir. Kendi hükmünden başkasına itaat edenlerin kimin hükmüne itaat ediyorlarsa ona ibadet ettiklerini apaçık bir şekilde:

    “Hüküm vermek yalnız Allah’a aittir. Kendisinden başkasına değil yalnız O’na kulluk etmenizi emretti.” [Yusuf: 40] ayetinde apaçık bir şekilde bildirmiştir.

    Öyleyse her ne kadar kalben tağutu sevmediğinizi ona düşman olduğunuzu iddia etseniz bile hareketiniz bunu yalanlamaktadır. Zira gerçekten tağuta düşman olmuş ve onu kalbinizle inkar etmiş olsaydınız ister hakkınız gitsin ister gitmesin tağutun mahkemesine başvurmazdınız. Mesele hak-hukuk meselesi değil, mesele yalnız Allah’a ait olan hüküm verme yetkisinin Allah’ tan başkasına veril mesidir. Bu ise şirkin ta kendisidir. Allah (c.c) Nisa suresinin 60. ayetinde tağuta muhakeme olmayı isteyenlerin iman iddialarının geçersiz olduğunu ve şeytanın bunları: “Tağuta muhakeme olmayı istediğiniz halde müslüman, mü’min kalabilirsiniz” diye vesvese vermek suretiyle derin bir sapıklığa saptırdığını bildiriyor.

    Bu söylediğimiz şeyler şu ayetler dikkatlice okunduğunda iyice anlaşılmış olacaktır.

    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    “Kendilerine doğru yol açıkca belli olduktan sonra mürted olup tekrar küfre dönenlerin yaptıklarını şeytan kendilerine hoş göstermiştir. Çünkü onlar Allah’ın indirdiklerini hoş karşılamayanlara: “Biz size ileride bazı hususlarda itaat edeceğiz” dediler. Halbuki Allah onların gizlediklerini biliyor. Ya melekler yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını alırken halleri nice olacak?”

    Çünkü onlar Allah’ı gazablandıracak şeylere uydular ve O’nun rızasını hoş karşılamadılar. Bunun üzerine Allah da onların amellerini boşa çıkarıverdi.” [Muhammed: 25-28]

    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    “Sana ve senden öncekilere indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Reddetmeleri emrolunmuşken tağuta muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.” [Nisa: 60]

  4. #24
    Kayıtsız
    Misafir

    ALLAH affetsin

    ALLAH'a hamd eder (itaat ve bundan doğacak ibadetin yalnızca ALLAH için olacağını beyanederim) işlerimizde bizleri sıratı mustakımden ayırmamasını temenni ve niyaz ederim.
    bundan sonra salat ve selam kendisinden sonra peygamber gemeyecek olan o eksiksiz şeriatın en kusursuz ve korunmuş uygulayıcısı ismet sahibi Abdullah oğlu Muhammed'e sallallahu aleyhi ve selleme o'nun ailesine, arkadaşlarına ki onlar ALLAH'tan Razı oldular ALLAH'ta onlardan razı oldu ve kyamete kadar dillerini ve yollarını eğip bükmeden munafıklık edip kolay yolu zorla karıştırmadan hakkı batıla karıştırmaya çalışmadan ALLAH ve Rasulu s.a.v.'nin gösterdiği dosdoğru yola malları ve canları ile ve kalblerinde hiç bir sıkıntı hissetmeden teslim olan muvahhid tevhid erlerinin üzerine olsun.

    İmdi her ne kadar yukarıda ki giriş izan sahibi, adaletini muhafaza edebilmeyi "her ne kadar bu çağda zor olsa bile" başarmış kişiler için kolay olsa gerekir.

    " De ki: ALLAH'a ve Rasulu'ne İTAAT edin. Eğer YÜZ ÇEVİRİRLERSE bilsinler ki ALLAH kafirleri sevmez." Al'i İmran 32 (... Kafirleri sevmez lafzının neden söylendiğini biraz düşünün ayetin öncesi ile...) "
    " ALLAH'a ve Rasul'une İTAAT edin ki rahmete kavuşturulasınız "
    " Ey iman edenler! ALLAH'a itaat edin, Peygambere İTAAT edin. İşlerinizi BOŞA çıkarmayın. "

    Yukarıda ALLAH azze ve celle ayetlerinde Kendisine ve akabinde Peygamberine itaatin ne denli öneme sahib olduğunu ve iman ve küfr arasında ki sınırı teşkil ettiğini açık ve anlaşılır şekilde ifade buyurmuştur.

    bu din ve onun şeriatı yeryüzüne bir şabon ile bir günde, ol deme ile ikame edilmemiş bunun yerine ALLAH azze ve celle bu dini tane tane ve 20 yıllık bir süreçte ve Rasulunun ve onun ashabının hayatlarını vesile ederek ikame etmiştir ki, sonradan gelenlerin rablerine karşı bir mazeretleri kalmasın...
    -"Küfredenler: Kur'an ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi? dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk." Furkan 32
    -Yine sahih bir hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Ahir zamanda kurtuluşa erecek taifenin kimler olacağı sorulduğunda Rasulullah sallahu aleyhi ve sellem onların "- buğün benim ve sahabemin sunneti üzere olanlar." olacağını ifade buyurmuşlardır.
    Rasulullah'ın sunneti üzere olmak tabii ki ALLAH vahyi ve Rasulunun sunnetinden hiç bir konuda taviz vermeden olur. unutmamak gerekir ki kim kimin kanunları ile hayatını ikame ederse onu ilah edinmiş olur, isteyen bu cümleyi istediği kadar hafife alsın ALLAH'ın hükmünü değiştiremez, ancak kendi hükmünü değiştirir. ister şeriatın lisanı hali ile eksik olduğunu iddia içerisinde olsun ve aklına danışsın sanki danışıp hüküm aradığı konuda şariatın bir hükmü yok ve o konuda din eksik haşa subhanALLAH, isterse kafirlerin anayasası ile istişare etsin ve onlardan hüküm arasın da bunu akıl süzgeçinde geçirsin.
    - "Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tağut'a inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tağut'un önünde hüküm aramak istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor. " NİSA 60

    Şimdi tüm bunlardan sonra senin iddia ettiğin imanını sergilediğini beyan ettiğin ALLAH ve Rasulu bu dini yeryüzüne ikame ederlerken,

    1-) Kafirlerin meclislerine girdilermi ?

    2-) O kafirlerden az olduklarında güçsüz olduklarında, onların arasında dinlerinden taviz verdiler yoksa onların arasından HİCRET mi ettiler ?

    "Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken: "Ne işde idiniz!" dediler. Bunlar: "Biz zayıf bırakılmıştık" diye cevap verdiler. Melekler de: "ALLAH'ın yeri geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!" dediler. İşte onların barınağı cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir. " NİSA 97

    3-) Onların dinine kendi dinleri arasında bir harmanlama yaptılarmı, yani siz milli görüşün gafil muntesipleri onların dinini kendi dininin ikamesi için araç olarak gören bi peygamber varda ALLAH ve kitabı bundan bize haber mi vermemiş haşa subhanALLAH..estağfrullah

    " Biz resulleri, sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kafir olanlar ise, hakkı batıla dayanarak ortadan kaldırmak için batıl yolla mücadele verirler. Onlar ayetlerimizi ve uyarıldıkları şeyleri alaya almışlardır. " KEHF 56

    4-) Peki kendilerine örnek olarak kabul ettiklerini beyan edenlerin bu beyanları gereği her hususta ki sahabe peygamber aleyhis salatı ves selamın kendilerine gökte uçan kuşun kanadından bile haber verdiğini söylerken. yani her konuda tamamlanmış bir hükümler bütünü olan şeriata sahip islam dininin nasıl olurda bu konuyu ki ALLAH'ın maide 44- yusuf 40, ve 60ta v.b ayetlerde hassasiyetle durduğu hukum konusunun imanın aslı olan tüm peygamberlerin uğruna kıyam ettiği bu konuyu bu kadar hafife alma cüretini gösterenler, iki yüzlü munafıklar değllerde nedirler. bu kadar deil ki o deliller ahmedin mehmedin senin benim değil bizzat Alemlerin Rabbi olan Alem olan ALLAH azze vecellenin deilleri iken sen ey gaflet uykusunda uyuyan elind samimiyetinden başka bir dalı kalmayan milli görüşcü, akpartili demokrasi havarileri gafil ademler daha ne yi bekliyorsunuz da hangi cüretle Rabbinize bilerek ya da bilmeden isteyerek ya da istemaden kafa tutuyorsunuz.
    yeter artık, Alimlerinizi ilahlar edinmeyin. ALLAH'a isyan da beşere itaat yoktur diyen bir rasuluun ümmetiyiz. tavbe 31. ayetin muhatabı bir ümmetiz.
    Hala akletmeyecekmisiniz...
    selam dosdoğru yol olan sıratı mustakım yolcularının üzerine olsun.

  5. #25
    Oy kullanırken ne yapılıyor? Bir şahsa, partiye, zümreye gidin meclise kanunlar koyun deniliyor. Daha net ifade edersek oy veren oyunu verdiği şahsa kanun koyma yetkisini vermiş bulunuyor. Bunun İslami literatür de tek karşılığı vardır..

  6. #26
    Alıntı Levent ŞERİFOĞLU tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Oy kullanırken ne yapılıyor? Bir şahsa, partiye, zümreye gidin meclise kanunlar koyun deniliyor. Daha net ifade edersek oy veren oyunu verdiği şahsa kanun koyma yetkisini vermiş bulunuyor. Bunun İslami literatür de tek karşılığı vardır..


    Oy vermeyince ne olur?
    Bu sefer daha beterler başa geçer.
    Ne demişler: Beterin beteri vardır :)

  7. #27
    Alıntı Yasemin ŞERİFOĞLU tafarından gönderildi Mesajı Göster


    Oy vermeyince ne olur?
    Bu sefer daha beterler başa geçer.
    Ne demişler: Beterin beteri vardır :)

    Bacım, Bak Allah azze ve celle rad rusesinin 11. ayetinde diyor ki:
    "Bir kavim kendini değiştirmedikçe Allah da onları değiştirmez"

    "Bir kavmin yöneticileri..." demiyor.

    Allah azze ve celle, unutmayacağına göre, başımıza gelen musibetleri önlemenin yolu da yöneticilerin düzelmesi değildir. Toplumun düzelmesidir.

    Yöneticiler ıslah olsalar da, toplumun ıslah olması şarttır. Toplumun ıslahı için yöneticilerin ıslahını şart gören kimse de bunu nasslarla ispat etmelidir.
    قال الشاعر : ليس اليتيم الذي قد مات والده إن اليتيم يتيم العلم والأدب

  8. #28
    İnsan yeryüzünde Allah'ın halifesidir..halife nedir?..halife yeryüzünde Allah adına iş yapacak olan kişidir..Bakara, Enam, Araf, Yunus, Neml, Fatır, Sad surelerinde geçer..insan yeryüzünde her işi Allah adına yapmalıdır..idare olunan insan idare edecek iktidarı belirlemek durumundadır..öyle özen gerektiren bir vazifedirki vebali büyüktür..çünkü yetki verdiği için iyi veya kötü her yapılana ortak olur..o yüzden çizgi çok önemli..ben bugün Allah rızası için iktidar elimle şunu yapabildim diyebilen bir liderin peşinde olunmalı ve faaliyet gösterilmelidir..DUA İLE...
    MANA KAPLAN HUYLUDUR DIŞARI ÇIKMAZ...

  9. #29
    Oy vermeyince ne olur?
    Bu sefer daha beterler başa geçer.
    Ne demişler: Beterin beteri vardır :)

    Alıntı Ömer ÇELİK tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Bacım, Bak Allah azze ve celle rad rusesinin 11. ayetinde diyor ki:
    "Bir kavim kendini değiştirmedikçe Allah da onları değiştirmez"

    "Bir kavmin yöneticileri..." demiyor.

    Allah azze ve celle, unutmayacağına göre, başımıza gelen musibetleri önlemenin yolu da yöneticilerin düzelmesi değildir. Toplumun düzelmesidir.

    Yöneticiler ıslah olsalar da, toplumun ıslah olması şarttır. Toplumun ıslahı için yöneticilerin ıslahını şart gören kimse de bunu nasslarla ispat etmelidir.


    Aslında tüme varımdan gidersek aynı kapıya çıkar;

    halk azdıkça azgın kendi meşrebince liderlere oy verir, kendi gibi çalan çırpan, kendi gibi takılan kimselere, bunu böyle cemate böyle imam diye özetlemiş atalarımız.....

    Halk akıllandıkça, manevi değerleri arttıkça ise, kendi değerlerini koruyacak ve bunu yaparkende o liderle her şeyi göze alabilecek şekilde kimseleri destekler, oy verir (yada biat eder diyelim).......

    Yukarıdaki konu başlığı ile alakalı mevzu böyledir....

    Ama her zamanda Yüce Allah bu işleri böyle yapmaz, bazende acil ve çok önem arz eden durumlar ve hale görede halkı düzeltecek durumlar yaratır ve ona göre kimseler, liderler de gönderir......
    Alemin nakşını hayal görürüm. O hayal içre, bir cemal görürüm.
    Cümle mevcudat ki, mazhar-ı Hak'tır. Anın içün, kamu kemal görürüm.
    Tecelli cilvesi, cümle gölgeler. Her zerresi binbir ismin belgeler.
    Hay varken hayale kanmaz bilgeler. Zat-ı Hak'tan gayrı zeval görürüm.

  10. #30
    Muvahhid
    Misafir
    Selamunaleykum,
    Sitede yeniyim Kardesler,

    Aramizda Hoca varmi bilmiyorum ve Bu yaziyi yazan kisi hoca`midir onuda bilmiyorum,
    Cünkü Kendine ve beynine güvenerek Kitaplar`dan kaynaklar yazarak Demokrasiye Tabii olmanin Caiz oldugunu söylemektedir.

    Bu Konu`yu arastirip buraya yazan arkadasim, sakin yanlis anlama Düsmanin degilim ve Elhamdulillah Müslümanim. Ehl-i Sünnete bagliyim.

    Oy konusunu bukadar güzel bir sekilde izah etmissin.
    Acaba simdide benim sana yazacak oldugum FETVAYI da güzel bir sekilde bana acikliya bilirmisin Kardes ?

    Nefsimize uymayalim. Nefsimize uyarsak yazismamizin sonu tartismaya gidebilir. Allah rizasi icin sakin bir sekilde yazisalim.

    ``SIRK FETVASI``

    Sirk Fetvasini vermede ve kabul etmede gercek ilim adamlari ittifak halindedir.

    1- Alusi Tefsiri, 2- Beyzavi Tefsiri, 3- Sihab, 4- Zahid-i Kevseri, 5- Naks-i Bendi Bahaüddin efendi, 6- Seyhülislam Sabri Efendi, 7- Hafiz Ali Resad, 8- Gümülcine müftüsü, 9- Molla Sadreddin, 10- Ebul Tala Kasimi.

    1- Parlamenter; yani tüm millet-vekilleri, sirk meclisine girip tagut olduklari icin!..
    2- Bunlari (oylariyle , mallariyle) destekliyenler! Tugutu destekledikleri icin !..
    3- Bunlar hakkinda verilen fetvayi kabul etmeyenler! Islam`in verdikleri hükme ters düstükleri icin!..

    NOT : Bunlarin ücünün de ne arkalarinda namaz olur ne de tevbe etmeden ölürlerse namazlari kilinir.


    Evet Kardes, ortada verilmis olan bir Fetva var. Fetvayi verenlerin Hepside Sayilir sevilir gercek Ilim adamlari`dir. Bu Fetvayi bana reddedirecek bir baska Fetvan varmi ?

    Mesela Demokrasi`nin Sirk olmadigina Dair bir Fetvan varmi ?

    Yanlis anlama yine tekrar tekrar söylüyorum Düsmanin degilim.
    Bekliyorum insaallah

    Ves-selam

  11. #31
    Süleyman
    Misafir

    Aşırılık

    Oy vermeyi, demokrasiyi direkt olarak şirk görenlerle karşılaşıyoruz. Çok aşırı gidiyorlar ve dini yaşanmaz hale getiriyorlar. Demokraside pekala İslama göre yaşanabilir. Kuran ayetlerini kendi kafamıza göre tefsir edip pekçok şeye küfür demek, pekçok şeye haram demek uygun değildir.

    İnanın güzel İslam dini Kurana göre yaşansa, birinci ve asıl kaynak Kuran olarak görülse pekçok sorunda ortadan kalkar. Ama maalesef pekçok şeye küfür, haram denince İslam'ı sanki zor bir dinmiş gibi zannediyorlar. Oysaki gerçekte İslam yaşanması en kolay dindir.

    Bu arada bu kadar Müslüman oy vererek yanlış yapıyorda oy vermeyi caiz görmeyenlermi doğruyu biliyor yani. Şimdi meclisteki Müslümanların dinine zarar mı geliyor. Bunlar çok aşırı ve ürkütücü yorumlardır.

  12. #32
    Alıntı Süleyman tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Oy vermeyi, demokrasiyi direkt olarak şirk görenlerle karşılaşıyoruz. Çok aşırı gidiyorlar ve dini yaşanmaz hale getiriyorlar. Demokraside pekala İslama göre yaşanabilir. Kuran ayetlerini kendi kafamıza göre tefsir edip pekçok şeye küfür demek, pekçok şeye haram demek uygun değildir.

    İnanın güzel İslam dini Kurana göre yaşansa, birinci ve asıl kaynak Kuran olarak görülse pekçok sorunda ortadan kalkar. Ama maalesef pekçok şeye küfür, haram denince İslam'ı sanki zor bir dinmiş gibi zannediyorlar. Oysaki gerçekte İslam yaşanması en kolay dindir.

    Bu arada bu kadar Müslüman oy vererek yanlış yapıyorda oy vermeyi caiz görmeyenlermi doğruyu biliyor yani. Şimdi meclisteki Müslümanların dinine zarar mı geliyor. Bunlar çok aşırı ve ürkütücü yorumlardır.
    Sizin ilminiz, uslubunuz, usulünüz ve yaklaşım tarzınız sizin yazılarınızı okuyanlara ma'lumdur.

    Zerre kadar ilmi olmayan, fikri-edebi bir takım çıkarsımalarda bulunulan bu yazıya, verilecek tek cevap şudur:

    "Şayet doğru sözlerdenseniz getirin delilinizi."

    Oy vermeyi, demokrasiyi şirk görme meselesine gelince;
    söyler misiniz bize, siz Allah azze ve celle'nin kanun koymada bir ortağının olup olmadığı konusunda ne düşünüyorsunuz?

    Bu soruya "Allah'ın kanun koymada ortağı vardır" şeklinde cevap vereceksiniz, yad "Allah'ın kanun koymada hiçbir ortağı yoktur" şeklinde cevap vereceksiniz.

    Birincisi: Şayet derseniz ki "Allah'ın kanun koymada ortağı vardır", o zaman Allah azze ve celle'nin "Dikkat edin! Yaratmak da emretmek de sadece Allah'a aittir" (Araf/54), "O, hükmünde hiç kimseyi ortak etmez" (kehf/26), "Yoksa onların Allah'ın izin vermediği konularda kanunlar koyan ortakları mı vardır?" (şura/21), "hüküm sadece Allah'a aittir. O kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir" (yusuf/40) vesair ayetlerini bir daha gözden geçirmenizi, ayetlerin siyak sibaklarını kontrol edip, sebebi nüzullerini tahkik etmenizi, sarf-nahiv ve belağat kurallarına göre incelemeli, Resulullah'ın (s.a.v.), sahabenin ve tabiun bu ayetler hakkındaki sözlerini tahric edip mütaala etmeli, bu ayetlerle alakalı eski ve yeni, dirayet-rivayet tefsirlerine başvurmalısınız.

    Siz bütün bunları yaparsanız göreceksiniz ki, Allah sizin bu söylediklerinizi yalanlamaktadır. Ve siz hakkında delil olmayan, cahilce ve hamasetli bir tavırla bi konuda yorum yapmış olursunuz. Delil ölçü alınmaksızın ve ilim yeterli olmaksızın bu meselelerde görüş belirtmek haramdır. İmam Şafii (Rahimehullah)'ın dediğine göre selefin bu konuda ihtilaf ettiği bilinmemektedir.

    İkincisi: Şayet siz derseniz ki "Allah'ın kanun koymada hiçbir ortağı yoktur.", o zaman siz demokrasi ve oy kullanma meselesini tekrar gözden geçirmelisiniz.

    Bilhassa demokrasiyi yeniden incelemeli, ikinci şıkta belirtmiş olduğunuz hususla çelişen yönlerini incelemelisiniz.

    Demokrasi hususunda değişik tanımlamalar ve değişik teoriler ortaya atılmış olsa da, şu muhakkaktır ki bu yönetim şeklinin temeli "Allah'a ait kanun koyma hakkının millete yada milletin vekili statüsündeki kimselere devri"dir.

    Bu konuda hiçbir teorisyen aykırı şeyler söylememiştir. Hiçbir siyaset bilimci, demokrasinin kanun koyuculuğu halkın yapması yada halkın vekilleri statüsündeki kimselerin yapması konusunda aykırı şeyler söylememiştir.

    İstediğiniz siyaset bilimciye başvurulabilir, istediğiniz kaynaktan demokrasinin vazgeçilmez esasını inceleyebilirsiniz. Göreceksiniz ki, demorkasi batı dünyasında köhnemiş kilise statükosu bahane edilerek, dine karşı açılmış savaşın ikinci adımıdır. Birincisi laikliktir.
    Birinci adımda, devlet ve din tamamen ayrı şeyler olduğu ilan edildi, ikinci adımda ise, ilan edildikten sonra devletin idaresini ve devletin kurallarını (kanunlarını yani) din temelli olmayan, kral, bürokrat, teknokrat, saltanat vesair zümrelere değil de sadece halkın belinlenmesi istenmiştir.

    Demokrasi bir dindir. Dini sadece inançlar manzumesi olarak tanımlarsanız, İslam'ı tekrar incelemnizi, diğer dinlerden farklı olduğunu analiz etmenizi tavsiye ederim.

    Allah azze ve celle, "melikin dinine (dinul melik) göre yapsaydı.." (yusuf/76) ifadesiyle, muasır ve mütekaddim müfessirlerin söylediğine göre "din: hukuk", "din: ceza hukuku" vesair anlamlarına gelmektedir.

    Bu hususta Kurtubi'nin ayetle alakalı İbni Abbas'tan naklettiği tefsir de bu yöndedir.

    Lafı uzatmıyorum.

    Muhattabımız, dinlemeyi değil muhalefet etmeyi çok sevmektedir.
    Fakat benim ondan bir istediğim var. Şayet ankaraya geliyorsa, kendisiyle yüzyüze konuşabilirim. Yüzyüze görüşmek isterse de, telefon numaramı da kendisine ulaştırabilirim.

    Allah'a emanet olunuz.

  13. #33
    Süleyman
    Misafir

    Demokrasi

    Sayın Ömer Çelik, ülkemizde ve özellikle diğer İslam Ülkelerinde de ayetleri yanlış yorumlayıp demokrasiyi tamamen zararlı görüp direkt şirk demek gibi, oy vermeye şirk demek gibi yanlış algılamalar var. Demokrasi İslama göre şekillendirilebilir.

    Eğer günah ise, hatta şirk ise şimdiye kadar mecliste bulunan bir sürü Müslüman milletvekilinin hükmü ne o zaman? Böyle bir hüküm vermek İslamı zorlaştırmaktır. Bu kadar siyasetçi günaha mı giriyor? Erbakan hocada meclise girmedi mi? Erbakan hocada kanunlar koymadı mı? Kuranda belirtilen cezalar zaten bellidir. Örneğin yasalarda zina tekrar yasaklansa yeniden Kurana uygun olur. Hırsızlık, gasp, iftira ise zaten demokraside de yasaktır. Cezaları çoğaltılmalıdır o ayrı konu.

    Bu arada şunu da unutmayın ki İslamda tazir cezaları denen cezalar da vardır. Bunlar devlet başkanının koyduğu kurallardır. Şimdiye kadar toplumun o anki yapısına göre kanun koyan bir sürü hükümdar günaha mı girdi?

  14. #34
    Alıntı Süleyman tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Sayın Ömer Çelik, ülkemizde ve özellikle diğer İslam Ülkelerinde de ayetleri yanlış yorumlayıp demokrasiyi tamamen zararlı görüp direkt şirk demek gibi, oy vermeye şirk demek gibi yanlış algılamalar var. Demokrasi İslama göre şekillendirilebilir.
    "yanlış yorumlanan ayetleri" buyrun siz doğru yorumlayın.
    Buyrun.

    Lafı söyleyip de geri çekilmek olmaz. Buyrun doğrusunu gösterin. Demokrasinin şirk olmadığını, oy kullanmanın meşru bir amel olduğunu ispat edin. Buyrun.


    Alıntı Süleyman tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Eğer günah ise, hatta şirk ise şimdiye kadar mecliste bulunan bir sürü Müslüman milletvekilinin hükmü ne o zaman?
    Siz kadı mısınız ki, insanlara "müslüman" yada "kafir" hükümünü veriyorsunuz? O milletvekillerinin "müslüman" olduklarının hükmünü verebilmeniz için kadı olmanız gerekiyor. Tıpkı mümteni alel kudra olmayan kimseler için "kafir" hükmünün verilebilmesi için "kadı", "ilim ehli", "emir" veya "halife" olunması şart olması gibi.

    Alıntı Süleyman tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Böyle bir hüküm vermek İslamı zorlaştırmaktır.
    Kime göre İslam'ı zorlaştırmaktadır. Asrın hubeli amerika'ya göre doğru, islamı zorlaştırmaktadır. Yada hayatını kapitalist zihniyetleri müdaafa ile geçirmiş kimseler göre de öyledir.

    İslam'ı zorlaştırdığına nasıl kanaat getirdiniz? İslam'I zorlaştırdığının delili nedir? Delilsiz konuşuyorsanız, boş ve gereksiz konuşuyorsunuz demektir.


    Alıntı Süleyman tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Bu kadar siyasetçi günaha mı giriyor?
    Niye bu siyasetçiler, masum kimseler mi? Allah azze ve celle onları günah işlemekten uzak mı tutuyor? Şianın sapık kollarından bazılarının, on iki imama "masumiyet" vermesine benzer durum.

    Siyasetçilerin günaha girmeyeceğinin garantisi, bir belgesi mi var eliniz?


    Alıntı Süleyman tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Erbakan hocada meclise girmedi mi? Erbakan hocada kanunlar koymadı mı?
    Eee? Erbakan mı bizim ölçümüz? Erbakan bize kafir olmayı emretse, bizi cehenneme götüren ameller işlemeyi emretse yada bunları yapsa; bu amelleri biz yapacak mıyız?

    Size Ubade b. Sabit hadisini hatırlatmak isterim:

    دعانا رسول الله صلى الله عليه وسلم فبايعناه فكان فيما أخذ علينا أن بايعنا على السمع والطاعة في منشطنا ومكرهنا وعسرنا ويسرنا وأثرة علينا وأن لا ننازع الأمر أهله قال إلا أن تروا كفرا بواحا عندكم من الله فيه برهان

    "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizi çağırdı, biz de kendisine bey’at ettik. Bizden söz aldığı şeyler arasında, sevinçte ve tasada, darlıkta ve bollukta kendisini dinleyip itaat etmemiz, kendisini şahsımıza tercih etmemiz ve işin ehline karşı çıkmamamız vardı. "Ancak açık bir küfür görmeniz ve buna dair elinizde Allah’tan bir delil bulunması hali müstesna" dedi." (Muttefekkun Aleyh. Lafız Müslim'e aittir.)

    Alıntı Süleyman tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Kuranda belirtilen cezalar zaten bellidir. Örneğin yasalarda zina tekrar yasaklansa yeniden Kurana uygun olur. Hırsızlık, gasp, iftira ise zaten demokraside de yasaktır.
    Demokrasi dese ki, evli iken zina edenin cezası "recm"dir, bu geçersizdir. Demokrasi bunu neye istinaden söylüyor? Demokrasi, vahyi esas aldığı için mi bunu söylüyor? Yoksa anayasanın müsaade ettiği ölçüde, akıllarının söylediklerine göre mi bunu söylüyor?

    Demogojiyi çok seviyorsunuz. Bugün bu ülkede başörtüsü serbest bile olsa, bu şer'i olmaz. Bu ancak "anayasaya uygun" olur, yada "hukuka uygun" olur.


    Allah azze ve celle'nin bir tek hükmünün uygulanmasında değişiklik yapmak bile küfürken, bugün Allah azze ve celle'nin bir tek hükmü bile yürürlükte değil, hatta aksi hükümler yürürlüktedir.


    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ

    "Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesi üstünde yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözle bağırıp söylemeyin; yoksa siz şuurunda değilken, amelleriniz boşa çıkar, gider." (Hucurat/2)

    Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hükümlerini, verdiği fetvaları, hadislerini, sünnetini değil; sadece ama sadece seslerimizi O'nun (s.a.v.) sesinden üste çıkarmanın sonucuna Allah azze ve celle "amelleriniz boşa gider" diyor. Ulumul Kur'ana vakıf herkes bilir ki, amellerin boşa gitmesi ancak dinden çıkartan bir amel işlenmesinde yada söz söylenmesinde söz konusu olur.

    Bugün Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in recm uygulamasının üstüne insanlar kendi hükümlerini bina edip, bu hükümlerinin doğruluğu konusunda ispat yarışına girip, Allah'ın hükümlerinin "1400 yıl önceki eski kanunlar" diyerek aşağılanmasını görmüyor musunuz?


    Aranızda hiç akıl sahibi kimse yok mu? Allah azze ve celle'nin hükümlerinin iptal edilmesi, devre dışı bırakılması, saf dışı edilmesi sizin hiç gücünüze gitmiyor mu?


    Hala neyin demogojisini yapıyorsunuz? Kimi savunmaya kalkışıyorsunuz? Allah'ın dinini iptal edenleri mi müdafaa ediyorsunuz? Yoksa onların necis ve habis yönetim şekillerini mi müdafaa ediyorsunuz? Ne için bunu yapıyorsunuz? Hiç Allah azze ve celle'nin size gazab edebileceği ihtimalini düşünmediniz mi? Kendisiyle ve o'Nun diniyle savaşanların sistemlerini meşrulaştırma çabanızı Allah azze ve celle görmüyor mu zannediyorsunuz?


    Allah azze ve celle'Nin hükümleri ayaklar altına alınmışken, siz hala erbakanla delil getiriyorsunuz? Hadi deyin bana:
    "Siz daha iyi bilirsiniz yoksa ALlah mı?"

    "Onlar hâlâ cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir?"




    Alıntı Süleyman tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Bu arada şunu da unutmayın ki İslamda tazir cezaları denen cezalar da vardır. Bunlar devlet başkanının koyduğu kurallardır. Şimdiye kadar toplumun o anki yapısına göre kanun koyan bir sürü hükümdar günaha mı girdi?
    Haram ve helali belirleme yetkisi ile, ictihadı nasıl olur da birbirine karıştırırsınız?

    Siz "haram ve helali tayin yetkisi Allah'a aittir" demekten başka birşey söyleyen, bir alime rastgeldiniz mi?


    عن عدي بن حاتم قال أتيت النبي صلى الله عليه وسلم وفي عنقي صليب من ذهب فقال يا عدي اطرح عنك هذا الوثن وسمعته يقرأ في سورة براءة { اتخذوا أحبارهم ورهبانهم أربابا من دون الله } قال أما إنهم لم يكونوا يعبدونهم ولكنهم كانوا إذا أحلوا لهم شيئا استحلوه وإذا حرموا عليهم شيئا حرموه

    Adiy b. Hatim’den, Dedi ki: “Boynumda altın bir haç asılı olduğu halde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Selem)’e geldim. Bana şöyle dedi: “Ey Adiy! Şu putu çıkar at!”. Sonra da tevbe suresindeki “Onlar, Allah’ı bırakıp da alimlerini ve rahiplerini Rabb edindiler…” (Tevbe/31) ayetini okuduğunu duydum. Sonra şöyle buyurdu: “Aslında onlar, rahiplerine tapmıyor, onlara ibadet etmiyorlardı. Fakat rahipleri bir şeyi helal kılarsa, onlar da helal sayıyor, haram kılarsa haram kabul ediyorlardı.”

    (Süneni Tirmizi, Hadis No: 3095; Beyhaki, Süneni el-Kubra, Hadis No: 20137; İbnul Esir, Camiul Usul min Ehadisir Resul, (Tercüme ve Şerh: S. Kemal Sandıkçı), Ensar Neşriyat, İstanbul, 2008, Genel Hadis No: 651, 3/40; Farklı lafızlarla şunlar rivayet etmiştir: İbni Cerir et-Taberi, Camiul Beyan an Te’vilil Kur’an, Darul Hicr yayınevi, Kahire, 2001, 1. Baskı: 11/417-418 (Hasen senedle); Alusi, Ruhul Beyan, 4/364; Ebu Suud, İrşadu Aklis Selim, 2/368; Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Çelik Yayınevi-Şura Yayınevi, İstanbul, 1993, 4/214, Ebul Ala el-Mevdudi, Tefhimul Kur’an, (Tercüme: Heyet –Editör:Ali Bulaç-), İnsan Yayınları, İstanbul, 1996, 2. baskı, 2/222; M. Ali Sabuni, Safvetut Tefasir, (Tercüme ve Tahric: Sadreddin Gümüş, Nedim Yılmaz), Ensar Neşriyat, İstanbul 1995, 2/338-339; ayrıca el-Cami Li Ahkamil Kur’an’da (İmam Kurtubi’nin), Bahrul Muhit’te (Ebu Hayyan’ın), el-Muharrerul Veciz fi Tefsiril Kitabil Aziz’de (İbni Atiyye’nin), Fethul Kadir’de (Şevkani’nin), Tefsiru Kur’anil Azim’de (Hafız İbni Kesir’in) adlı eserlerde de bu rivayet Tevbe suresinin 31. ayetlerinin tefsirinde nakledilmiştir. Tahric: İbni Hasan)


    Sizi Bir olan Allah azze ve celleye havale ediyorum. İnsanları, gündüz güneşinin açıklığı, mayıs suyunun berraklığı, 14. günün kamerinin parlaklığı kadar net olan birşeyi nasıl da bulandırmaya ve saptırmaya kalkışıyorsunuz?

    Demokrasiyi ben kötüleyince, ne dinimden, ne dünyamdan birşey kaybederim. Peki sen, Allah azze ve celle'nin bize yeterli olduğunu yüzlerce kez ifade ettiği din yerine Demokrasiyi savunarak, onu meşru göstermeye çalışarak, neleri kaybedebileceğini düşünüyor musun?


    Ey ismini "süleyman" diye gizleyen kişi! Eğer benimle yüzyüze görüşeceksen, buraya cep numaramı yazacam ve sen beni arayacaksın.


    Benim hiçbirşeyden korkum yok. İstediğin yere de giderim. Şeyhimizi, binbir türlü tuzak kurup Mısır'a çağırdılar. Gidince onu zindanlara attılar, ama aradan 700 yıl geçti, ama hala Şeyhin eserleri, fetvaları ve hayatı unutulmuş değil. Onlara tuzak kuranları ise, rical alimleri dışında pek az kimse bilir oldu.


    İnşaALlah derdimizi tasamızı, gayemizi, yolumuzu en berrak şekliyle ortaya koyarız. Allah azze ve celle, müslümanları tek bir çatı altında birleştirsin.

  15. #35
    Süleyman
    Misafir

    ?

    Birkere demokrasi nasıl din olabilir ki? Demokrasi yönetim biçimidir. Demokrasinin İslama uygun yanlarıda vardır. Tamamen zararlı olarak görmek yanlıştır. Zararlı yanlarıda İslama göre şekillendirilebilir.

    Allah kullar hiç kural koyamaz diye bir hüküm koymuşmudur? Hz.Ömer bile ictihadlarla Kuranda yazmayan kurallar uygulamıştır. İslam neyin zararlı neyin yararlı olduğunu bildirmiştir zaten.

    Ben siyasetçiler masum demedim. Sadece meclise girmek günahtır anlayışına karşıyım. Bu kadar Müslüman hatalıda Selefiyim diyenler ve bazı aşırı görüşleri savunanlar mı haklı?

    Beni bidat ehli olmakla suçlayabilirsin ancak zinanın cezası Kuranda sabittir. Ne olduğunu ikimizde biliyoruz.

  16. #36
    Alıntı Süleyman tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Birkere demokrasi nasıl din olabilir ki? Demokrasi yönetim biçimidir. Demokrasinin İslama uygun yanlarıda vardır. Tamamen zararlı olarak görmek yanlıştır. Zararlı yanlarıda İslama göre şekillendirilebilir.

    Allah kullar hiç kural koyamaz diye bir hüküm koymuşmudur? Hz.Ömer bile ictihadlarla Kuranda yazmayan kurallar uygulamıştır. İslam neyin zararlı neyin yararlı olduğunu bildirmiştir zaten.

    Ben siyasetçiler masum demedim. Sadece meclise girmek günahtır anlayışına karşıyım. Bu kadar Müslüman hatalıda Selefiyim diyenler ve bazı aşırı görüşleri savunanlar mı haklı?

    Beni bidat ehli olmakla suçlayabilirsin ancak zinanın cezası Kuranda sabittir. Ne olduğunu ikimizde biliyoruz.
    Ben size açıkça bir teklifte bulunayım.

    İstediğiniz ortamda, istediğiniz şekilde, videoya yada sese kaydetmek şartıyla sizinle yüzyüze münazaraya hazırım.

    05545516118.
    Buyrun arayınız beni.

    Siz bana iddialarınızı ispat ederseniz, size tabi olacam. Eğer tabii olmazsam, Allah azze ve celle, gökteki ve yerdeki melekler, bana lanet etsinler.

    Ben iddialarımı size ispat edersem, siz de bana tabii olacaksınız. Eğer tabii olmazsanız, Allah azze ve celle, gökteki ve yerdeki melekler size lanet etsinler.

  17. #37
    Süleyman
    Misafir

    Ben kafama göre atmıyorum

    Sayın Ömer Çelik, aramama hiç gerek yok çünkü ne benim size tabi olmam nede sizin bana tabi olmanız diye birşey yoktur olamazda. Yalnız ben kafama göre düşünce uydurmuyorum. İlahiyat çevrelerinde ilahiyatçı bilginlerden faydalanıyorum. Sizinde faydalandıklarınız vardır benimde faydalandığım kişiler vardır. Bence Ahiret günü kimin haklı olduğu çıkar meydana. Bu dünyada ne kadar tartışsakda herkes kendi doğrusunu kabul eder.

  18. #38
    Alıntı Süleyman tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Sayın Ömer Çelik, aramama hiç gerek yok çünkü ne benim size tabi olmam nede sizin bana tabi olmanız diye birşey yoktur olamazda. Yalnız ben kafama göre düşünce uydurmuyorum. İlahiyat çevrelerinde ilahiyatçı bilginlerden faydalanıyorum. Sizinde faydalandıklarınız vardır benimde faydalandığım kişiler vardır. Bence Ahiret günü kimin haklı olduğu çıkar meydana. Bu dünyada ne kadar tartışsakda herkes kendi doğrusunu kabul eder.

    Telefonum bellidir. İstediğiniz zaman benimle görüşebilirsiniz.

    Aramızda kim delilli konuşmuyorsa Allah azze ve celle, onun hayatını ve ölümünü bedbaht kılsın, perişan etsin.

    Aramızda kim sahih deliller karşısında inad gösteriyorsa
    Allah azze ve celle, onun ilmini, haysiyetini, halini perişan edip, zayıf bıraksın.

    Aramızda kim iddiasını ispattan kaçıyorsa, yeryüzü ve gökyüzündeki lanet ediciler lanet etsin. yerin ve göğün ve ikisinin arasındakilerin Rabbi olan Allah azze ve celle'nin en şiddetli şekilde lanet etsin.


    (Allahumme Amin)

  19. #39
    Kayıtsız
    Misafir

    Kiyas

    Alıntı Tevfik YAZICILAR tafarından gönderildi Mesajı Göster




    Dini inanç ile siyasi inancı bir araya getiren ve hayatın her alanına, nefesine kadar tek bir inanç yumağı haline getiren dinin adıdır İslamiyet. Bir toplum oluşturmanın adıdır İslam. şimdi sen kalkıp islamı da mı yok sayıyorsun. Beki cahil olmayan sen bize anlatırmısın Peygamberimiz ( s.a.s ) neden devlet başkanlığı yaptı acaba. ?

    Kiyas dengeli seyler arasinda yapilir.Peygamber (sav) evet devlet baskanligi yapti ama Allahin indirdikleriyle hükmetti.Laik düzenin islam karsiti kanunlariyla hükmetmeyi Allahin hükümleriyle hükmetmeyi nasil ayni kefeye koyabilirsiniz.

    Hem ne demek erbakandan baskasina oy vermek insani dinder eder demek? Simid yok erbakan ne olacak.Bunu diyen ve savunanlar dinden mi olacaklar?

    Birde forumda cok yerde milli görüsü ve cüleri diger cemaatlerin üstünde görmeniz ve iddia etmeniz sizi cok tehlikeli yere götürür.Elinizde din ölcer-takva ölcer mi var? Bu ne cüret?

  20. #40
    Emsal Kaya
    Misafir

    Ömer Celik Kardesim Allah senden razi olsun

    Simdi Milli Görüsü din kabul edenler,Peygamber (sav) in yönetimiyle Laik parti yönetimini ayni kefeye koyanlar ve daha kötüsü kendilerinden baska müslüman beyenmeyenler.Su cevabi anlayarak birdaha okuyun.

    Demokrasi dese ki, evli iken zina edenin cezası "recm"dir, bu geçersizdir. Demokrasi bunu neye istinaden söylüyor? Demokrasi, vahyi esas aldığı için mi bunu söylüyor? Yoksa anayasanın müsaade ettiği ölçüde, akıllarının söylediklerine göre mi bunu söylüyor?

    Demogojiyi çok seviyorsunuz. Bugün bu ülkede başörtüsü serbest bile olsa, bu şer'i olmaz. Bu ancak "anayasaya uygun" olur, yada "hukuka uygun" olur.

    Allah azze ve celle'nin bir tek hükmünün uygulanmasında değişiklik yapmak bile küfürken, bugün Allah azze ve celle'nin bir tek hükmü bile yürürlükte değil, hatta aksi hükümler yürürlüktedir.

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ

    "Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesi üstünde yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözle bağırıp söylemeyin; yoksa siz şuurunda değilken, amelleriniz boşa çıkar, gider." (Hucurat/2)

    Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hükümlerini, verdiği fetvaları, hadislerini, sünnetini değil; sadece ama sadece seslerimizi O'nun (s.a.v.) sesinden üste çıkarmanın sonucuna Allah azze ve celle "amelleriniz boşa gider" diyor. Ulumul Kur'ana vakıf herkes bilir ki, amellerin boşa gitmesi ancak dinden çıkartan bir amel işlenmesinde yada söz söylenmesinde söz konusu olur.

    Bugün Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in recm uygulamasının üstüne insanlar kendi hükümlerini bina edip, bu hükümlerinin doğruluğu konusunda ispat yarışına girip, Allah'ın hükümlerinin "1400 yıl önceki eski kanunlar" diyerek aşağılanmasını görmüyor musunuz?

    Aranızda hiç akıl sahibi kimse yok mu? Allah azze ve celle'nin hükümlerinin iptal edilmesi, devre dışı bırakılması, saf dışı edilmesi sizin hiç gücünüze gitmiyor mu?

    Hala neyin demogojisini yapıyorsunuz? Kimi savunmaya kalkışıyorsunuz? Allah'ın dinini iptal edenleri mi müdafaa ediyorsunuz? Yoksa onların necis ve habis yönetim şekillerini mi müdafaa ediyorsunuz? Ne için bunu yapıyorsunuz? Hiç Allah azze ve celle'nin size gazab edebileceği ihtimalini düşünmediniz mi? Kendisiyle ve o'Nun diniyle savaşanların sistemlerini meşrulaştırma çabanızı Allah azze ve celle görmüyor mu zannediyorsunuz?

    Allah azze ve celle'Nin hükümleri ayaklar altına alınmışken, siz hala erbakanla delil getiriyorsunuz? Hadi deyin bana: "Siz daha iyi bilirsiniz yoksa ALlah mı?"

    "Onlar hâlâ cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir?"

+ Konuyu Yanıtla
3 / 2 İlkİlk 123 SonSon

Tags for this Thread

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •