+ Konuyu Yanıtla
3 / 3 İlkİlk 123
52 sonuçtan 41 --- 52 arası gösteriliyor

Konu: Kayıp Trilyon Davası Nedir

  1. #41
    TRİLYONDA YOK SUÇTA


    (II)




    -Peki bu paralar nasıl harcandı? Gelir makbuzu, harcama faturası gibi belgeler hiç mi yok?


    -Trilyonların çantada gitmesine gelince, 869 milyar çantada gitmiyor ki. Maliye Raporunda da açıkça görüldü ü gibi, 1997 yılının başından yani, ocak ayından itibaren yıl sonuna kadar gönderilen paraların yekunu 869 milyar. Bunlar da 2’şer milyar, 3’er milyar, 5’er milyar, 4 milyar 300 milyon, 2 milyar 900 milyon, böyle peyderpey verilmiş. Şimdi, bu miktar bir paranın bir çantada kolaylıkla taşınabileceğinin hâkim tarafından takdir edilmesi lazım; hayır, hâkim, bu detayları okumuyor ki. Maliye raporunun içinde; hangi tarihte, hangi ile ne kadar verilmiş belli. Küçücük bir çantaya korsunuz parayı, alırsınız götürürsünüz. Ben, şu anda bond çantamın içine 60 milyar parayı koyup, rahatlıkla götürürüm; sorun değil; ama, böyle düşünülmüyor. Bir hâkim, bir mahkeme heyeti, orada oturuyor, davaya gerçek yönüyle bakmıyor.


    -Ortada bir belli bir maksat mı var?



    -Böyle bir dava, Maliye uzmanlarının yetkisiz olarak incelemeleri neticesinde, biraz da o tarihteki Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in maksatlı tutumu ve Vural Savaş’la olan yakın ilişkileri sonucu ortaya çıkıyor.Hatırlarsınız 2002 seçimlerinde her ikisi de DSP’den aday oldular. Maliye Bakanlı ının hazırlamış oldu u bu rapor otomatikman Vural Savaş’a gönderiliyor. Halbuki, Maliyenin hazırlamış oldu u bu rapor doğrudan do ruya Anayasa Mahkemesine gönderilmesi gerekirken Vural Savaş’a gönderiliyor.


    23.7.1998 tarihli bu malî raporda, sonuç kısmında deniliyor ki, bu hesaplardan dolayı sorumlu olan kişi, Partinin malî işlerinden sorumlu genel başkan yardımcısı Rıza Ulucak Beydir. Yine yapılan incelemelerde şu 17 ilde usulsüzlükler, yolsuzluklar görülmüştür; denilerek Rıza Ulucak ile bu 17 il hakkında gerekli tahkikat yapılmalı, dava açılmalıdır deniliyor. Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, Maliye Bakanlı ının raporu önüne gelince, diyor ki, hayır, sadece bunlar hakkında dava açılması yetmez. Ne olacak; Rıza Ulucak’ın yanına Necmettin Erbakan ile başkanlık divanında kimler varsa, hepsini ayrıca bu 17 il de yetmez, bütün illeri dahil edeceksiniz.
    -Peki Başsavcı’nın bu davranışı yasalara ve hukuka aykırı mı?


    -Şimdi, ceza hukukunun belli prensipleri var. Bunlardan birisi de suç ve cezanın şahsili idir. Bir başsavcının bu şekilde hareket etmesi, her şeyden önce, kendisine anayasanın ve yasaların koydu u kırmızı çizgileri aşması demektir; ve bu da böylece yapılmıştır.



    Temizel’in maksatlı tavrı


    -Zekeriya Temizel mi özellikle bu işin üzerine gidiyor?


    -Hatırlayacaksınız, Refah Partisi kapatıldı ı , 16 Ocakta karar ilan edildi i zaman, biraz da fevrî duygularla olsa gerek, Sayın Ecevit’in bir sözü olmuştu “bunların partisini kapatmak yetmez; ya, bunların kökünün kurutulması lazım.” Zekeriya Temizel de, âdeta genel başkanının bu ifadelerine çanak tutar vaziyette bu yollara başvuruyor.
    - 9. A ır Cezada, davanın görüşülmesine başlandıktan sonra siz siyasi partilerin hesaplarının Anayasa Mahkemesi tarafından görülece ine ilişkin bir yasal ve hukuki zorunluluk oldu unu ortaya koydunuz mu?


    -Bu dava açıldı ı zaman, biz, mahkemenin önüne çıkıyor ve önce diyoruz ki, siyasî partilerin hesaplarını ancak Anayasa Mahkemesi inceler. Anayasa Mahkemesi incelemeden ve Anayasa Mahkemesi hesap incelemeleri sonunda şu suçludur diye suç duyurusunda bulunmadan böyle bir dava açılamaz. İlk savunmamız bu. Biz, bu ifadede bulunurken, aynı zamanda, dosya içinde bir belgeye de dayanıyoruz.


    Diyoruz ki, bakın, bu dosya içerisinde Maliye Bakanlı ının Millî Emlak Genel Müdürlü ü’nün bir yazısı var. Millî Emlak Genel Müdürlü ü Maliye Bakanlı ının Başhukuk Müşavirli ine bir yazı göndermiş. Göndermiş oldu u yazıda “parti yetkilileri hakkında ancak ve ancak Anayasa Mahkemesi tarafından inceleme yapıldıktan sonra dava açılabilir” deniliyor. Buyurun, bu, Maliye Bakanlı ı Millî Emlak Genel Müdürlü ünün yazısı. Bu beyanlarımızı mahkeme dikkate almıyor.İşleri tıkırında yürütüyorlar


    -Mahkemenin tavrı ne yönde oluyor?
    -Mahkeme diyor ki, parti kapatılmış oldu una göre, biz, bu davayı açarız. Biz de onlara diyoruz ki, kapatılmış olsa bile açamazsınız ve bir de emsal Anayasa Mahkemesi kararı sunuyoruz mahkemeye. Bu karar, kapatılan Halk Partisinin 1989 hesaplarıyla ilgili bir karar. Bu kararda, kapatılan bir partinin hesaplarının Anayasa Mahkemesi tarafından incelenip incelenemeyeceği tartışılırken, sonunda, hesapların incelenmesine karar veriliyor ve hesap inceleniyor.
    İki üye karara muhalefet şerhi koyuyor. Yani, iki üye, kapatılmış olan bir siyasî partinin hesaplarını Anayasa Mahkemesi inceleyemez diyor; kimler bu üyeler, Yılmaz Ali Efendioğulları ile Güven Dinçer. Bu ikisi karara muhalif; ama, bu, bir Anayasa Mahkemesi kararı.Anayasanın açık hükmü, Anayasa Mahkemesi kararları, yasamayı, yürütmeyi, yargıyı bağlar. Davaya bakan 9. A ır Ceza Mahkemesi de bir yargı organı oldu una göre, Anayasa Mahkemesinin bu kararıyla onun da ba lı olması lazım.
    Biz bununla yetinmiyoruz, mahkemeden bu konuda bir bilirkişi incelemesi yaptırmasını istiyoruz. Mahkeme, üç kişilik bir bilirkişi heyetinin teşkiline karar veriyor, ara karar var; ama, gidiyor, bir kişiyi bilirkişi yapıyor. Kimi; şu Anayasa Mahkemesi kararına muhalefet şerhi koyan Yılmaz Ali Efendio ulları’nı !


    İşte bu da, Yılmaz Ali Efendioğlulları’nın mahkemeye sundu u rapor. Yılmaz Ali Efendioğulları’nın raporunda her ne kadar benim görüşüm farklı ise de, Anayasa Mahkemesinin bu hususta verilmiş olan bir kararı vardır; dolayısıyla, bu kararın uygulanması gerekir demesi lazımken ; hiç o karardan bahsetmeden kendi görüşlerini mahkemeye sunuyor. Sanki, herkes birbiri arasında anlaşmış gibi işleri tıkır tıkır yürütüyorlar.


    Erken seçim hazırlı ı için harcama yapıldı



    -Suçlamada ‘parti kapanacak düşüncesiyle bu paraların kaçırıldı ı ve böylelikle yasalara aykırı davranıldı ı’ ileri sürülüyor. Bu konudaki düşünceniz nedir?


    -Parti kapandı da, nasıl kapandı, bizim partimizi kapatmaları mümkün de ildi ki !Partimizin kapatılması kararını vermeden bir hafta önce, bizim sigortamız olan bir maddeyi Anayasa Mahkemesi iptal etti de partimizi kapattı. O madde orada oldu u sürece bizim partimizi kapatmak mümkün de ildi ki.


    Öte yandan 1997 yılı Haziran ayı, biliyorsunuz, çok hareketli bir aydı. Hükümet istifa etti, edecek... Tansu Çiller başbakan olacak; ama, nasıl olacak? Erken seçime gitmek gerekir...

    İşte, biz, bu duruşmalar esnasında dedik ki, bir erken seçim olayı var. Bir erken seçim olayı dolayısıyla partinin Haziran ayından itibaren elbette illere, yine para gönderme mecburiyeti hâsıl oldu. Erken seçim konusunda ki bu savunmamızı ispat için, yani, sözlerimizdeki samimiyeti ortaya koyabilmek için mahkemenin önüne, 1997 yılında özellikle mayıs ve haziran aylarında bütün yazılı medyada çıkmış olan seçimle ilgili haber başlıklarını liste haline getirdik, hâkimin önüne koyduk.


    Bakınız, Rıza Ulucak 22.6.1997 tarihinde ne diyor “Refah Partisi seçime hazır.” Demek ki, biz, Refah Partisi olarak, seçim için bir masraf yapmaya, illere para göndermeye başlamışız. Genel merkezde bayrak bastırıp depolamışız, afiş bastırmışız; seçim hazırlıklarına başlamışız. Bütün bu deliller mahkemeye ibraz edilmiştir.
    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  2. #42
    Yargıtay böyle bir kararı nasıl onar?


    -Bu resmi belgeler karşısında mahkeme böyle bir kararı nasıl verdi? Peki Yargıtay’daki yargılama sırasında da mı görülmedi bu belgeler?


    -Bütün bu gerçeklere ra men, mahkeme kararının 60. sayfasında ne deniliyor biliyor musunuz; “illerden gelen cevaplarda, partinin 1997’de hiçbir faaliyette bulunmadı ı anlaşılmıştır” deniliyor.


    Bu nasıl bir tespittir?! İllerden gelmiş bu kadar yazı, bizim ortaya koydu umuz belgeler apaçık ortada durup dururken, böyle bir hükme, bir kanaate bir hâkim nasıl varabilir; varmış. Peki, hâkim varmış da, Yargıtay böyle bir kararı nasıl onamış?!


    -Mahkemeye söz konusu paraların teslim edildi ine dair gelir makbuzları sunuldu. Yani il başkanı ve muhasipleri bu parayı aldıklarına dair imza atmışlar. Ancak bu makbuzlar niçin kabul edilmedi?


    -Efendim, sizin dosyanızda 139 tane gelir makbuzu var; evet; bu gelir makbuzları sahte... Sahteyse, o zaman, grafolojik inceleme, imza incelemesi yaptırın. Bir sahte evrak tanziminde mahkemenin zorunlu olarak başvurması gereken normal yollardan biri bu de il mi; evet.


    Bu makbuzların hepsi gitmiş Jandarma Genel Komutanlı ının Grafoloji Dairesine. Orada incelenmiş. 139 tane gelir makbuzunun 127 tanesinin imzalarının sanıklara ait oldu u zapta geçmiş; grafoloji raporu burada. 127 tane makbuzun imzalarının sanıklarının elinin mahsulü oldu u kabul edilmiş. 12 makbuzdaki imza farklıdır diyor, rapor.


    Farklılı ının sebebi de şu: İl başkanı adına düzenlenmiş makbuz; ama, il başkanı gelememiş, muhasip gelmiş, parayı almış gitmiş, il başkanı yerine muhasip imza atmış. İl başkanı da, duruşmalarda, evet, bu parayı aldık demiş açıkça; yani, o imzaları tekabbül etmiş. Şimdi, böyle bir durumda mahkemenin varacağı kanaatin, sahte evrak tanzimi iddiası varit de ildir şeklinde olması lazım.






    TRİLYONDA YOK SUÇTA

    (III)
    -Peki bu makbuzların hepsi mi sahte kabul ediliyor?

    -Ama, bu 12 makbuzdaki imza farklılığını, hâkim, koz olarak alıyor “ bu 12 makbuzdaki imza farklılığı, di er 127 tane makbuzun da sahte olarak düzenlendi ini anlatır” diyor. Nerede kaldı cezaların şahsili i prensibi ?!

    Ki bu prensibe göre her sanık kendi suçundan cezalandırılır. Başkası suç işlemişse, suçsuz olan insanlar neden cezalandırılıyor? Yani, bu dava öyle bir dava ki, bizim bu davayla ilgili bugüne kadar konuşmamamız, sonunda adaletin tecelli edece ine olan inancımızdan; ama, şimdi işin sonuna vardığımız zaman, bu neden böyle oluyor; onu daha sonra açıklayaca
    ğım.
    Faturadaki küp şeker raporda bu day olmuş

    -Yargılama esnasında çok değişik haberler çıktı. Maliye raporlarında bazı illerde partiye bu day, yem gibi şeylerin alındı ı ileri sürülüyor. Gerçekten teşkilatlara bu day ve yem alınmış mı?

    -Burada çok enteresan bir durum var. Önce davaya, sonra karara mesnet yapılan Maliye raporunun 24. sayfasında şöyle bir ifade var. Bu ifadede diyor ki, Erzincan’da Cevdet Başakın’dan şu tarih ve şu numaralı faturayla bu day yine Erzincan’da Ömer Müezzinoğlu’nun şu tarih ve şu numaralı faturasıyla da yem satın alınmış. Altında da “bir partinin yemle, bu dayla ne alakası var” diyor; “dolayısıyla, bunlar sahte olarak düzenlenmiş veya bunlar kabul edilemez” diyor.

    Şimdi, faturaların fotokopileri burada buyurun, Cevdet Başakınğ’ın faturası, tarihi de burada, numarası da burada, aynı fatura. Ne alınmış bu firmadan; küp şeker alınmış, yani küp şeker alındı ı halde, rapora bu day yazıyor. Niye bu day yazıyor; çünkü, bakın firma bu day pazarındaymış da ondan; düşünebiliyor musunuz.

    -Ne alındı ı de il de nereden alındı ı kayda girmiş.

    -Öbüründe ne diyordu; efendim, yem almış diyordu. Bakıyoruz, Müezzinoğlu Ticaret, raporda da yazıyor, burada da, aynı tarih, aynı fatura. Ne alınmış, 120 paket Rize çay alınmış. Çay alınıyor; raporda yem alınmış diyor. Neden; çünkü, bu adam, tuz, un, şeker, kepek, yem ticareti de yapıyormuş; ama, aynı zamanda da Çaykur yetkili bayisi. Faturadaki koskoca Çaykur Bayisi baskısı görülmüyor da küçücük kepek yem yazıları görülüyor ! Raporlar böyle tanzim ediliyor, hesaplar böyle yapılıyor, bu tuzaklar böyle kuruluyor.

    -Mahkeme bu delilleri nasıl görmedi? Veya sanıklar ve avukatlar, bunlara açıklık getirmedi mi?

    - Tabiki mahkemede susmadık, ba ırdık, ça ırdık, bunları hâkimin gözlerinin önüne koyduk. Kararda, mutlaka bu savunmalarımız dikkate alınacak diye düşündük; hiçbir şey de işmedi, kararda mahkeme bütün bu savunmaları yok farzetti.

    Yok denen firmanın sicil kaydını kendimiz bulduk

    -Kararda bazı olmayan şirketlere ait faturalar da oldu u iddia ediliyor. Böyle faturalar var mı?

    -Yine kararda çok enteresan bir durumla karşı karşıya geliyoruz. Bakın burada, mahkeme kararının 60 ıncı sayfasında deniliyor ki “Ezginler Et, Tavuk, Canlı Hayvan Sanayii Limited Şirketi tarafından düzenlenen faturaların Vergi Usul Kanunu açısından yapılan araştırmasında böyle bir şirketin varlı ına rastlanılmamıştır.” Yani, olmayan bir şirketten sanki fatura almışız, böyle kabul ediyor mahkeme, Maliyenin raporunda da kabul böyle.
    Biz, mahkemede bu konuya açıklık getirmek için, bizzat ben, gittim Ankara Ticaret Odasına. Ankara Ticaret Odasının Başkanı, biliyorsunuz, Sinan Aygün Bey. Sinan Bey, dedim. Ezginler Limited Şirketi diye bir şirket var mı Ankara Ticaret Odası sicil kayıtlarında, bunu araştırmanızı, sizden rica ediyorum dedim. Aşa ıya talimat verdi. Biraz sonra, görevlendirdi i kişi geriye döndü “evet efendim var” dedi. Var mı; var.

    Ben hemen orada bir dilekçe yazdım. Yazmış oldu um dilekçede, bana bu şirketin var oldu una ve faal oldu una dair bir belge verin dedim. Onlar da, aşa ıya indiler, yarım saat oturdum, yarım saat sonra bana belgeyi getirdiler.

    Buyurun, Ankara Ticaret Sicili Memurlu u. Firmanın adı; Ezginler Et ve Canlı Hayvan. Ticaret sicil numarası burada, adresi burada, ondan sonra, sermayesi burada, tescil tarihi 26.4.1996, yani, 1997’de faal olan bir firmadır. Faal diyor burada, bakın. Bunu götürdük hâkimin önüne koyduk. Dedik ki, efendim, siz diyorsunuz ki veya raporda deniliyor ki, böyle bir firma olmadı ı halde, bu firmadan fatura getirmişler; buyurun. Bu belgeye ra men mahkeme kararında olmayan bir firma diye yazıyor.

    İşte görüyorsunuz, bu day mı, şeker mi, yem mi, çay mı, Ezginler firması var mı yok mu; bütün bu konularda savunmalar esnasında açıklık getirilmiş; ama, bunların hiçbirisi bir kıymet ifade etmemiş.

    Alnından öpülecek hakim üye

    - 9. A ır Ceza Mahkemesi’nde 3 üyeden birisi karara muhalefet ediyor. Muhalif üye hangi konulara itiraz ediyor?

    - Şimdi, bakın, 9. A ır Ceza Mahkemesi’ nde üç hâkim var, bir reis var, ikide üye var. Karar ekseriyetle alınmış. Başkan ile bir üyenin vermiş oldu u karar 64 sayfa. Karara muhalif olan üyenin yazmış oldu u muhalefet şerhi 111 sayfa.

    Kararda, sanıkların durumu teker teker ele alınması gerekirken bu yapılmamış. O kadar ele alınmamış ki, kararın 28 inci sayfasında, 78 sanığın savunması iki satırlık bir cümleyle değerlendirilmiş. “Erbakan’ın dışındaki 78 sanığın ifade ve durumları benzer niteliktedir, tüm sanıklar benzer ifadeler kullanmışlardır”.

    Halbuki, ceza hukukunda, her bir sanı ın durumunun, olayın akışı ve illiyet rabıtalarıyla ortaya konulması lazım. Her birinin isimleri belirtilmek suretiyle yukarıdan aşağıya teker teker yazılması lazım.

    Bu olması lazım geleni kim yapmış; muhalefet şerhini yazan hâkim yapmış. Muhalefet şerhini yazan hâkim, bu karar yanlıştır demiş ve muhalefet şerhi tam 111 sayfa. Bu 111 sayfanın aşa ı yukarı 91 sayfasını her bir ili ve her bir sanı ı ayrı ayrı ele almak suretiyle yapmış. İşte ceza hâkimli i budur.

    İşte alnından öpülecek hâkim budur. Elbet, o da, muhalefet şerhinde bazı illerin kusurunu görmüş, eksi ini görmüş, noksanını görmüş, bunların da cezalandırılması lazım; ama, şu maddeden cezalandırılması lazım demiş, sahtekârlıktan dememiş, dolandırıcılıktan dememiş; şu kusuru, şu hatayı yapmıştır, Siyasî Partiler Kanununa göre cezalandırılması lazım demiş.

    Böyle yargılama görmedim!

    -Kararda bazı şahitlerin tanıklıkları sizin aleyhinizde delil gösteriliyor. Bunu siz mi istemiştiniz?
    -Şimdi, çok enteresan bir şey daha var. Bakın, şurada, mahkeme kararında, bu iki hâkim kararında şahit beyanları deniliyor, bir, iki, üç, dört, zannediyorum 19 tane şahit ismi var. Bu şahit şunu demiş, bu şahit bunu demiş; güya bu şahitler mahkemede dinlenmiş de hep bizim aleyhimize ifade vermişler gibi bir tablo oluşturuluyor. Bu şahitleri bir hâkim kararına yazıyorsa, bunları ya savcılıkta veya mahkemede, özellikle mahkemede mutlaka dinlenmesi lazım.

    Halbuki, bunların hiçbirisi mahkeme de veya naip hakim yoluyla dinlenmedi. Bugün, her hangi bir adlî olayda, bir polis bir tutanak tutmuş, o tutanak mahkemeye intikal etmişse, mahkeme, duruşma esnasında o polisi çağırır, bu tutanaktaki imza senin mi de il mi, olay böyle mi de il mi diye tekrar ifadesini alır; yani, polisin tuttu u tutanakla hâkim yetinemez. Başbakanlık yapmış bir insanın, 80 ilin muteber insanlarının yargılandı ı bir davada, mahkemede dinlenmeyen tanıklar mahkemede dinlenmiş gibi gösteriliyor. Bizim en çok hayret etti imiz hususlardan biri Yargıtayın en azından bu kararı bu noktadan bozması gerekirken, bozmuyor; aklınız durur. Ben bu kadar sene avukatlık yaptım, ben böyle bir yargılama görmedim, böyle bir yüksek yargı onaması görmedim.


    Mülkün temeli adalet hani nerede?

    -Yargılamanın her aşamasında bu hatanın düzeltileceğine olan inancınızı ortaya koydunuz. Yargıtay’da bozulmasını beklediniz. Ama netice ortada. Niçin böyle bir durum ortaya çıktı?

    -Demin söyledim, di er 78 sanık da aynı mahiyette savunmada bulundu. Her bir sanı ın savunması ayrı, delilleri ayrı, tanık listeleri vermişler. Şimdi, 78 sanık, bunlar 3’er tane tanık gösterse, 3 kere 78, 234 tanık eder. Bir insan suçsuzlu unu teyit için elbette tanık gösterir. Göstermiş, demiş ki “Genel Merkez’den gelen paraları karar defterimize işledik, hepimiz imzaladık. İlçelere dağıttık onlar da karar defterlerine işlemişler. Defterler Maliyenin elinde, imzalar ortada çağırın sorun, demişler.

    Hiçbir şey yapılmamış ! Yazık günah de il mi?! Bu insanlar şimdi yüz kızartıcı bir suçtan dolayı ceza almışlar, birtakım haklardan mahrum kalmışlar. İnsanların şerefleri, haysiyetleri bu kadar ucuz mu?! Nasıl olur bu?!

    İnsanların vicdanı sızlamıyor mu?! Bu sanık ne demiş, mahkemede ne demiş, kaç tane tanık dinletmek istemiş, niye dinlememişler? Belgeler ibraz etmiş; niye bu kararlarda yok. Niye her bir sanı ın durumu tartışılmamış? Niye muhalefet şerhi koyan tartışıyor da, kararı veren hakimler tartışmıyor? Hadi onlar tartışmadı, Yargıtay’daki hâkimler niye bu vahameti görmüyor? Adalet mülkün temelidir, devletin temelidir diyoruz, hani nerede ?



    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  3. #43
    TRİLYONDA YOK SUÇTA

    (IV)

    Fatura sahte de ilse gelir makbuzu nasıl sahte olur?

    -Aslında paraların nasıl harcandı ı belli. Ama bunlara ilişkin fatura ve makbuzları mahkeme kabul etmiyor o zaman, do ru mu?
    -Kaçırıldı denilen paralar ortada . Bu paralar karşılı ı işler yapılmış, alışverişler yapılmış; 10 bin fatura var. Bu gelir makbuzlarına sahte demek için, önce bu 10 bin faturanın sahte oldu unu ortaya koymak lazım. Bu gelir makbuzları sahte, peki bu faturalar sahte mi; de il. Faturalar sahte de ilse, gelir makbuzları nasıl sahte olur?! Sonra, nerede sanıklarının savunmalarında duruşmada ibraz etti i belgeler?

    -Ortada kasti bir durum mu var size göre?


    -Biz neler gördük biliyor musunuz bu dosya içerisinde, Maliye memurları şu malî raporu tutmak ve bizim aleyhimize ifade verilmesini sağlamak için, Ankara’dan illere matbu ifade tutanakları gönderiyorlar. Gönderilen ifade tutanakları hep olumsuz ve bizim aleyhimize; “para almadım, işe gitmedim, fatura tanzim etmedim...”şeklinde. Birisine bunu imzalatmışlar; ama, adam okumuş, ve imzasının üzerine yazmış, demiş ki, yukarıda gitmedim, almadım, yapmadım diye yazıyor; ama, ben hem gittim hem aldım hem yaptım, Bir Maliye Bakanlı ı mensubu nasıl buradan böyle yazılar gönderir, talimatlar verir. Ama, dedi im gibi, burada kesin bir amaç var. Nedir amaç ?

    Menderes’e yapılan Erbakan’a da yapılmak isteniyor.

    - Yargının siyasallaştı ı her ortamda dile getirilen bir konu. Yakın geçmişte yine tartışma konusu oldu. Siz bu karar bu durumun bir sonucu mu?
    - Türkiye’de yargının pozisyonu her zaman tartışılıyor . Yok, dokunulmazlık yok, yargı bağımsızlı ı deniliyor. Kanaatimce şu anda Türkiye’de tartışılması ve çözümlenmesi gereken bir numaralı mesele, yargının siyasallaşmış olmasıdır. Bu yargıyı siyasallaşmaktan hep birlikte kurtarmamız lazım. Geçen gün, Yargıtay’da başkanlık yapmış bir zatı ziyarete gittim. Kendisine dedim ki, “Bakın, siz, Yargıtay’da başkanlık yaptınız, ben de Adalet Bakanlı ı yaptım. Adalet Bakanlı ı yaparken, bütün çabam, yargının, yargı mekanizmasındaki çalışan hâkimlerin, savcıların adaleti en mükemmel şekilde gerçekleştirmesini temin idi; bütün çabam buydu. Siz de Yargıtay başkanı olarak aynı niyeti taşıyan bir kimseydiniz. Şimdi, bu karar var ya, bu karar, e er düzeltilmeyecek olursa, bundan yargı çok büyük yara alır. Yargı 1960 yılında bir yara aldı. Haksız yere, gereksiz yere bu Türkiye’nin Başbakanını ve iki bakanını astılar. O, adil olmayan bir karardı, tamamen siyasî bir karardı, adaletin gere i olan bir karar de ildi. Nasıl 1960’da bu yapıldıysa, şimdi, aynı şey Erbakan’a yapılmak isteniyor. Amaç Erbakan’ı siyasî hayattan uzaklaştırmak...

    Hakim ve savcılara niye brifing verildi?

    - Söz konusu davanın tek nedeni Necmettin Erbakan’ın siyasi hayatını bitermek mi?

    - Tabiî, bütün bunların başlangıcı da, 1997 yılında, Genelkurmayda hâkimlere, savcılara verilen brifingler. O brifingler niye verildi; brifinglerin verilmesindeki birinci gaye, bu Refah Partisini kapatacaksınız; kapatıldı. Kapatılması yetmez; ya, bunların siyasî hayatını bitireceksiniz. İşte, Erbakan’a da, bize de 5’er yıl verdiler; ama, 5 yıl geçti. 5 yıl sonra yeniden siyasete başladığımızı gördüler, o zaman dediler ki, şu türlü veya bu türlü yasaklamakla olmuyor, bunların başına bu davayı açarak öyle bir ceza verelim ki, suçsuz dahi olsalar suçluymuş gibi gösterelim, yüz kızartıcı suçtan mahkûm olanlar siyaset yapamıyor ya, cezayı da böylece verelim , böylece, bunların yollarını kapayalım.

    - Necmettin Erbakan ve 78 il yöneticisi hakkındaki bu karar, siyaset ve hukuk tarihinde daha çok konuşulacak. Kararı vicdanı açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz?

    - Ama, bütün yapılanları yapanlar, bir gün bir yerde mutlaka hesabını verirler. Keşke bu yargı mekanizması bünyesinde bir organ olsa ve harekete geçse de, bizim bu davamızda bu kararı veren hakimleri ve vahim hatalarla dolu olan bu kararı onaylayan daire üyelerini bir yargılasa ve biz, bu üyelerle, bu hâkimlerle, onlar bir taraf, biz bir taraf olarak, şurada anlattıklarımızı bu yüksek hâkim heyeti önünde keşke bir tartışabilsek ve böylece, bir daha, artık, yargı siyasallaşma diye bir riskle karşı karşıya kalmasa. Yazık oluyor Türkiye’ye. "Bir ülkede, yıllarını Türkiye’nin manevî ve maddî kalkınmasına vakfetmiş, Türkiye’nin her köyüne, her ilçesine gitmiş, Türkiye’nin hemen her ilinde bir fabrikanın temelini atmış, ter dökmüş, yollarında toz yutmuş, Türkiye’nin refahı için gece uyumamış, gündüz durmamış, hangi engeli önüne koyarlarsa koysunlar, o engeller önünden kalkar kalkmaz hemen millete hizmete koşmuş ve millete hizmetten, başka düşüncesi olmayan, ne zaman iktidara gelse, Başbakan, Başbakan Yardımcısı olsa, yaptı ı hizmetlerin hayrı millet tarafından görülen ve takdir edilen bir insanın böyle bir muameleye maruz bırakılmış olması, hem Türk siyaset tarihi açısından hem de yargı organı açısından gerçekten büyük bir yaradır. "

    Valiliklerden gelen belgeler nasıl yok sayılır? - Mahkeme tutanaklarında 1997 yılında partinin hiçbir faaliyet gerçekleştirmedi i söyleniyor. Bu do ru mu? O yıl hiçbir faaliyette bulunmadınız mı?

    - Hâkim diyor ki “Efendim, siz, 1997 yılında hiçbir faaliyette bulunmamışsınız”. Biz de, hâkime, o zaman, siz, bütün illere yazılar gönderin, valiliklerden, emniyet müdürlüklerinden Refah Partisinin 1997 yılı içinde faaliyette bulunup bulunmadığını sorun demişiz. Bunu derken de şunu belirtmem lazım; partilerin kendi teşkilatları içinde yaptıkları çalışmalar valiliklere, emniyete intikal etmez; ama, 2911 sayılı Kanuna göre yaptıkları toplantılar intikal eder, sorun diyoruz. Mahkeme, bizim bu önerimiz üzerine, bütün illere yazılar yazmış ve bu yazılara cevaplar gelmiş... Bakınız burada, Konya Valili inden cevap gelmiş, şu faaliyetlerde bulundu demiş, tam iki sayfa. Bunun arkasından, İçel Valili inden cevap gelmiş, şu faaliyetlerde bulundular demiş, bunlar yazılı. Bunlar mahkeme dosyasında var. Diyarbakır Valili inden cevap gelmiş, hangi faaliyetlerde bulunduğumuz burada valilikçe, emniyetçe bildirilmiş. İzmir Valili inden cevap gelmiş, liste halinde, ne gibi faaliyetlerde bulunduğumuz bildirilmiş. Elazığ’dan gelmiş. Mamak Kaymakamlığından gelmiş. Türkiye’nin dört bir yanından gelmiş; yani, 40 tane, 45 tane ilden gelmiş. Ayrıca, biz de belgeler vermişiz; halkla kucaklaşma hamleleri yaptık, buyurun programımız demişiz. Yani, mahkemeye yardımcı olmaya çalışıyoruz, gerçeğin ortaya çıkmasına yardımcı olmaya çalışıyoruz.
    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  4. #44
    allah razı olsun bu konuyla ilgili eksiklerimi tamamladığınız için

  5. #45
    Kayıtsız
    Misafir

    bu ulke ne hukuksuzluklar gordu

    hollandada ilk milligorusu kurdumuzda kirasini elektirigini vesairesini herkez gonlunden kopanla ayakta tutuyorduk ama bilmiyordukki asil dusman yurdisinda deyil yurt icindeymis onceden ole pilanlar yapilmiski deyil milli gorusun ayakta durmasi tamammen imha edilmesi gerekiyor diye dusunuyordu dusmanlar su anda bile avrupada hala en cok baskiyi goren milligorus cemaatidir

  6. #46
    Ölümünün birinci yıldönülmünde Erbakan Hoca'ya coşkulu anma programları hazırlamanızı tebrik ediyorm. Gerçekten hayırlı bir teşebbüs ve inşallah bu hayırla anma faaliyetiniz ülkemiz ve dünyamız için hayırlara vesile olur. Ben de bu program kapsamında gündeme gelmesi için bir teklif ortaya koymak istiyorum. Erbakan Hoca'yı bir "kayıp trilyon" davası uydurarak mahkum edenlerin oyununu bozacak bir karşı dava açarak, onu mahkum eden mahkemeye iade-i muhakeme kararı aldırmak mümkün... Tecrübeli avukatlar böyle söylüyor. İşte böyle efendim, Hoca'yı yüz kızartıcı bir suç işlemiş gibi CHP zihniyetiyle mahkum ettirdiler. Bu davayı iade-i muhakeme ile bozdurup maddî ve manevi bakımdan Hoca'yı bir lekeden kurtarmak lazımdır. Böylece, Hoca hem haksız bir töhmetten, hem de gereksiz bir ceza ödemeden kurtulmuş olacaktır. Bu iade-i muhakeme kararını her haysiyetli hakimin verebileceğini görmek istiyorum. İnşallah ailesi talep eder de bu da gerçekleşmiş olur.
    Selam ve muhabbetle başarılar dilerim.

    Selamlar.
    Mustafa Miyasoğlu

  7. #47
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,606
    Blogdaki Konular
    5
    Güzel ve yerinde bir teklif gibi göründü....
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  8. #48
    Kayıtsız
    Misafir
    bence erbakanda içindeydi abdullah gülde. kapatılan partinin parası alınır belki bilmem ama ya adil bi şekilde dağıtılırdı yada çalınmazdı. baksanıza haram para nasılda kendini gösterdi çocukları birbirine düştü miras yüzünden.

  9. #49
    Osmanlı Sefiri
    Misafir

    kayip trilyon

    Dönemin lideri erbakan hoca o zamanlarda devam eden bosna savaşında Aliya Izzetbegovice silah fabrikasi kurmak icin 1 trilyona yakin para yollamistir. Erbakan Hocanın şeriatci birisi olduğu bilinir ve o dönemde Sırplarla yapılan savaşta gerek silah yardımı ve gerek para yardımları ile Bosnayi ayakta tutmaya çalışmıştı. Bu paraların nereye gittiğini herkes bilir lakin şer odalarının sırf zan altında insanları bırakmak icin hala bu konu üstünden saldirmaktadirlar. Bu size 4 Bakanı da hatırlatsn. Aynı konu farklı kişiler. O çalındı diyen paralar da diğer devletlere yardım parası olarak gitmiştir. Pakistan afganistan Libya ve diğer müslüman ülkelere Allahın izni ile maddi yardımlar maksimum seviyede olmuştur. Bugün tayyip efendiye hırsız diyenler en büyük yanilgiya düşenlerdir. Kayıp trilyon davası ile çalındı denilen para konuları hepsi aynıdır.

  10. #50
    Muhtazaf M. Salih AYDIN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Fri Dec 2007
    Konum
    Almanya
    İletiler
    619
    Blogdaki Konular
    1
    ALLAH iftiradan korusun ağzı olan konuşuyor. Klavyesi olan yazıyor. Hesap günü var beyler hocam ne yapmışsa doğru yapmıştır.
    Birliğin kederi, ayrılığın safasından daha hayırlıdır. (Yahya bin Muaz)
    www.aydin-aydin.com

  11. #51
    Kayıtsız
    Misafir

    Bu Dava Erbakan(ra) hocamızın davasından dönmediğinin kanıtıdır.

    ya arkadaş nereden tutsan elde kalan bir dava.

    ismini de öyle güzel koymuşlar ki trilyon!! mevzu bahis olan para 714 milyar tl (6 sıfır atılmadan önce).

    1997 yılında o dönemin en büyük partisi olan refah partisi’nin hazine’den aldığı yardım 714 milyar tl.

    anayasa mahkemesi mali denetimlerine göre, o dönem için ikinci büyük parti olan dyp 1.5 trilyon, üçüncü büyük parti olan anavatan partisi ise 1.3 trilyon lira harcamış. hiç bir sorun yok.

    ama gelin görün ki 28 şubat yargıçları, refah partisi'nin 1 kuruş harcamadığına kanaat getirmiş.

    elektrik, su, personel giderleri ve kırtasiye giderleri hiç olmadı, refah partisi’nin tüm malvarlığına el koy. çuval çuval faturaları geçersiz say. rakamı biraz yuvarla, bindir üstüne faizi, tamam davanın ismini bulduk!! al sana kayıp trilyon davası!!

    not: bu ceza nedeniyle necmettin erbakan'ın hapis cezası affedilmiş ancak para aynen ödenmeye devam etmektedir. şua
    yukarıdaki rakamlara bakın ve bir kez olsun biraz düşünün. lütfen.

    yurdum insanı, hatta dönemin komutanları bile 28 şubat'ın darbe olduğunu kabul eder, inanır da... bu dönemin ürünü olan kayıp trilyon davasının bir uydurma olduğuna bir türlü kabul edemez. sizi gidi sizi...

  12. #52
    Kayıtsız
    Misafir

    iki örnek

    anayasa mahkemesi'nin chp'nin hesaplarında yaklaşık 1 milyon lira usulsüz harcama tespit ederek hazine'yi zarara uğrattığı gerekçesiyle açılmış davadır.

    sonucunda chp eski saymanı mahmut yıldız ve muhasebe müdürü ertuğrul kaya ve muhasebe görevlisi ersin şenol “görevi kötüye kullanma” suçundan ceza almıştır.

    bu davada deniz baykal "evraklarda benim imzam yok" şeklinde savunma yapmış ve ceza almamıştır.

    kesinleşmiş mahkeme kararıdır.

    diğer bilinen ve meşhur olan kayıp trilyon davasında ise rp'nin tüm yönetimi ceza almış, necmettin erbakan 2 yıl 4 ay hapis cezası ve 12.5 milyon lira ödemeye mahkum edilmiştir.

    evet. erbakan'ın da imzası yoktu.

    bu da kesinleşmiş mahkeme kararıdır.

    partinin yapmış olduğu harcamalara ait bütün faturalar beyam edilmesine karşılık ne hikmetse mahkeme tek bir faturayı dahi kabul etmemiştir

    görüldüğü gibi büyük bir hasızlık söz konusu erbakan(ra) hocamıza

+ Konuyu Yanıtla
3 / 3 İlkİlk 123

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •