+ Konuyu Yanıtla
17 sonuçtan 1 --- 17 arası gösteriliyor

Konu: Barack h.obama,abd çalışma kolu “iran” raporu ve medeniyetler savaşı

  1. #1
    Sessiz DEVRİM! Fatih KANLI kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Feb 2008
    Konum
    istanbul
    Yaş
    38
    İletiler
    3,669
    Blogdaki Konular
    1

    Barack h.obama,abd çalışma kolu “iran” raporu ve medeniyetler savaşı

    -I-
    11 Eylül saldırısından sonra ABD’nin tüm dünya nezdinde Müslümanlara karşı yapmış olduğu küresel katliamlar ve işgaller aslında ABD’nin bir var olma savaşıdır.Amerika tarihi boyunca hep katliamlarla,suikastlerle,ırkçı saldırılarla ve faili meçhul cinayetlerle anılmış Siyonizm’in ezilmiş halklar üzerinde ki bir maşası olmuştur.ABD’nin tarihi boyunca yapmış olduğu katliamları buraya yazmaya kalkışsak sayfalar yetmez.Amerika’nın tarihi kanla yazılmıştır.Kızılderililerden Vietnam’a, Afganistan’dan Irak’a ve kara kıta’nın Somali’sine varana kadar…

    Bugün artık ABD ektiklerini biçmekte, kullanılmış bir mendil gibi bir kenara atılmanın acısını kabullenmemekle beraber bunu yaşamaktadır. Bundan yaklaşık 5 yıl önce ABD’nin açıklanan cari açığı 832 milyar$ civarındaydı.Bugün ise bu rakam aylık ortalama 70 milyar dolar civarındadır.O zamanın rakamlarıyla Türkiye bütçesinin neredeyse 3 katı durumundaydı.Ta o zamanlardan baş gösteren ekonomik ve mali kriz ABD’nin yakasını bırakmamıştır. Siyonizmin emrinde şekillenen savunma bütçeleri ve savaş harcamalarıyla bugün devasa şirketlerin teker teker iflas etmeleri ABD’yi çökme noktasına gelmiştir.

    Adeta bir şirketler topluluğu olan ABD, elinde bulundurduğu sıcak paranın ekseriyeti siyoizmin emrinde dönmektedir. Rockefeller Kardeşler Fonu ve George Soros gibi küresel sermayeyi ellerinde bulunduran yatırımcılar, umumiyetle yatırımlarını ABD’den Çin’e kaydırmaktadır.Aslına bakacak olursanız dünyada ABD merkezli yaşanan küresel krizin nedeni budur.Piyasalarda dönmeyen sıcak para ister istemez krize neden olacaktır.

    Bu noktadan bakınca, bünyesinde 70 milyon aç insan barındıran, gittiği her yere kan ve gözyaşından başka bir şey götürmeyen, kanla yazılan tarihinden bu yana hep ırkçı (siyah düşmanlığı) ve kendi halkına karşı agresif hareketleriyle nam salan ABD artık kendi iç bünyesinde halkına güven vermemektedir. Bütün bu olanların hepsi ABD’nin yıkılışına neden olan ve yıkılışı hızlandıran etkenlerdir. Bugün varoluş ve kendini ispatlama mücadelesi veren ABD, son bir umut olarak Barack OBAMA’YI bir umut olarak makyajlayarak halkına servis etmiş ve son çare olarak başkanlığa getirmişlerdir. Barack Hüseyin OBAMA ABD’nin son şansıdır.

    Ancak, ABD’nin değişmez dış politika argümanları vardır.Mesela;İsrail’in güvenliği onlar için her zaman birinci sıradadır ve öyle olmak zorundadır.Olmadığı takdirde Başkan’ın sonu Kenedy gibi olur ki göreve gelecek hiç kimse böyle bir akıbeti istemez.OBAMA 3 aylık stajı bittikten sonra yapacağı açıklama hiç kuşkusuz “Bizim için İsrail’in güvenliği birinci sıradadır” veya sözle olmasa da beden diliyle “ben İsrail’in askeriyim” diyecektir.Zira daha seçildiğinin ilk gününde, kendisine kutlama tebriki gönderen İran için “İran’ın nükleer çalışmalarından rahatsız olduğunu ve biran evvel buna son vermesi gerektiğini” bizatihi kendisi beyan etmiştir.

    Aslında genel olarak baktığımızda ABD için çok da fazla iyimser olunmaması gerektiği kanaatindeyim. Belki kendi iç politikalarında bir takım değişikliklere gidebilirler ama,ABD’yi dünyada söz sahibi yapan ekonomisi ve dış politikasıdır.Bunlarda bugün iflas noktasına geldiğine göre,dünya ekonomik krizden ziyade büyük bir siyasi krizin eşiğindedir.


    devam edecek

  2. #2
    yeni başkanın seçimi kimi çevrelerce devrim olarak nitelendirilmekte fakat unutulmamalı ki devrim ilk önce kendi çocuklarını yer...
    Her cümlenin ilk kelimesi büyük harfle başlar. Başlayan cümle bir karakter boşluk bırakılıp yazılır.

  3. #3
    Fatih bey güncel ve önemli bir meseleye değinmişsiniz. Bu sebeple size teşekkür ediyorum.

    Önemine binaen meselenin daha iyi anlaşılması için bazı noktaların müzakere edilmesinde fayda olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki;



    Alıntı Fatih KANLI tafarından gönderildi Mesajı Göster
    -I-
    11 Eylül saldırısından sonra ABD’nin tüm dünya nezdinde Müslümanlara karşı yapmış olduğu küresel katliamlar ve işgaller aslında ABD’nin bir var olma savaşıdır.Amerika tarihi boyunca hep katliamlarla,suikastlerle,ırkçı saldırılarla ve faili meçhul cinayetlerle anılmış Siyonizm’in ezilmiş halklar üzerinde ki bir maşası olmuştur.ABD’nin tarihi boyunca yapmış olduğu katliamları buraya yazmaya kalkışsak sayfalar yetmez.Amerika’nın tarihi kanla yazılmıştır.Kızılderililerden Vietnam’a, Afganistan’dan Irak’a ve kara kıta’nın Somali’sine varana kadar…

    Burada kullanmış olduğunuz 'siyonizmin ezilmiş halklar üzerindeki maşası' tanımı ABD yeryüzü siyasetinin maksadının ne olduğunun anlaşılması açısından zihinlere kazınması gereken bir tanımdır. Siyonizmin yeryüzüne tam olarak hakim olması için haim naum doktirini çerçevesinde milletleri işsiz bırakmak, aç bırakmak, borca esir etmek ve dininden uzaklaştırmak görevini ABD maşası üstlenmiştir.

    Bugün artık ABD ektiklerini biçmekte, kullanılmış bir mendil gibi bir kenara atılmanın acısını kabullenmemekle beraber bunu yaşamaktadır. Bundan yaklaşık 5 yıl önce ABD’nin açıklanan cari açığı 832 milyar$ civarındaydı.Bugün ise bu rakam aylık ortalama 70 milyar dolar civarındadır.O zamanın rakamlarıyla Türkiye bütçesinin neredeyse 3 katı durumundaydı.Ta o zamanlardan baş gösteren ekonomik ve mali kriz ABD’nin yakasını bırakmamıştır. Siyonizmin emrinde şekillenen savunma bütçeleri ve savaş harcamalarıyla bugün devasa şirketlerin teker teker iflas etmeleri ABD’yi çökme noktasına gelmiştir.

    Bu cümledeki maksadınızı tam olarak anlamamakla birlikte tam bu nokta da şu soru aklıma gelmektedir; 'Siyonizmin emrine milletiyle birlikte amade olmuş bir devleti, siyonizm neden çökme noktasına gelmesine müsade etmiştir?'

    Adeta bir şirketler topluluğu olan ABD, elinde bulundurduğu sıcak paranın ekseriyeti siyoizmin emrinde dönmektedir. Rockefeller Kardeşler Fonu ve George Soros gibi küresel sermayeyi ellerinde bulunduran yatırımcılar, umumiyetle yatırımlarını ABD’den Çin’e kaydırmaktadır.Aslına bakacak olursanız dünyada ABD merkezli yaşanan küresel krizin nedeni budur.Piyasalarda dönmeyen sıcak para ister istemez krize neden olacaktır.

    Açıkçası burada hemfikir değiliz. Şahsen siyonist milyarderlerin çin'e güvenip sermayelerini bu ülkeye kaydıracaklarına ihtimal vermiyorum. Şayet sizin söylediğiniz gibi böyle bir durum söz konusuysa bunu neden yapmış olabilir (neden siyonist sermaye abd'den çin'e kaysın)?

    Bu noktadan bakınca, bünyesinde 70 milyon aç insan barındıran, gittiği her yere kan ve gözyaşından başka bir şey götürmeyen, kanla yazılan tarihinden bu yana hep ırkçı (siyah düşmanlığı) ve kendi halkına karşı agresif hareketleriyle nam salan ABD artık kendi iç bünyesinde halkına güven vermemektedir. Bütün bu olanların hepsi ABD’nin yıkılışına neden olan ve yıkılışı hızlandıran etkenlerdir. Bugün varoluş ve kendini ispatlama mücadelesi veren ABD, son bir umut olarak Barack OBAMA’YI bir umut olarak makyajlayarak halkına servis etmiş ve son çare olarak başkanlığa getirmişlerdir. Barack Hüseyin OBAMA ABD’nin son şansıdır.

    Amerikan halkının devletine ve siyasetçisine olan güveni her geçen gün azalıyor ancak o zavallı halkın seçim için farklı alternatifi yok çünkü kim seçilirse seçilsin hepsi siyonizmin hizmetindedir. Bunun daha iyi anlaşılması için Türkiyeden örnek vereyim. Türkiyede bilindiği üzere akepe ve cehepe siyonizmin hizmetindedir (bilerek ya da bilmeyerek). Tıpkı amerikadaki cumhuriyetçiler ve demokratlar gibi, bu sebeple hangisinin geldiğinin bi önemi yoktur. Ancak Türkiye de Milli Görüş gibi bir hareketin varlığı Türkiyeyi amerikadan ayıran en önemli unsurdur. Bu unsuru Türk halkı lehine çevirebilmesi için mutlaka Milli Görüşü iktidara getirmelidir. Yoksa amerikanın zavallı halkından bi farkı kalmaz.

    Ancak, ABD’nin değişmez dış politika argümanları vardır.Mesela;İsrail’in güvenliği onlar için her zaman birinci sıradadır ve öyle olmak zorundadır.Olmadığı takdirde Başkan’ın sonu Kenedy gibi olur ki göreve gelecek hiç kimse böyle bir akıbeti istemez.OBAMA 3 aylık stajı bittikten sonra yapacağı açıklama hiç kuşkusuz “Bizim için İsrail’in güvenliği birinci sıradadır” veya sözle olmasa da beden diliyle “ben İsrail’in askeriyim” diyecektir.Zira daha seçildiğinin ilk gününde, kendisine kutlama tebriki gönderen İran için “İran’ın nükleer çalışmalarından rahatsız olduğunu ve biran evvel buna son vermesi gerektiğini” bizatihi kendisi beyan etmiştir.

    İşte bu durum demokratlarla cumhuriyetçilerin bir farkının olmadığının en bariz örneğidir.

    Aslında genel olarak baktığımızda ABD için çok da fazla iyimser olunmaması gerektiği kanaatindeyim. Belki kendi iç politikalarında bir takım değişikliklere gidebilirler ama,ABD’yi dünyada söz sahibi yapan ekonomisi ve dış politikasıdır.Bunlarda bugün iflas noktasına geldiğine göre,dünya ekonomik krizden ziyade büyük bir siyasi krizin eşiğindedir.


    Tam bu noktada dünyada var olan siyasi krizin alternatifi bizler -yani Milli Görüşçüler- olmayılıyız... O halde çok çalışmalıyız...

    devam edecek
    Klavye Mücahidi

  4. #4
    Sessiz DEVRİM! Fatih KANLI kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Feb 2008
    Konum
    istanbul
    Yaş
    38
    İletiler
    3,669
    Blogdaki Konular
    1
    Bu cümledeki maksadınızı tam olarak anlamamakla birlikte tam bu nokta da şu soru aklıma gelmektedir; 'Siyonizmin emrine milletiyle birlikte amade olmuş bir devleti, siyonizm neden çökme noktasına gelmesine müsade etmiştir?'


    Hiç bir maşa hiç bir köle ömür boyu hizmet edemez,kanla beslenen her imparatorluk mutlaka bir gün miadını tamamlar.Hiçbir planda ömür boyu işlemez,bundan 100 yıl önce kendine piyon olarak ABD'yi seçen siyonizm bugün taktik değiştirme yoluna gitmiştir.Çünkü karşısında artık sadece müslümanlar değil dünyanın tüm ezilmiş halkları mevcuttur.Ayrıca,İslam dünyası 1990 ların başlarından itibaren ciddi bir kıpırdanma göstermiş (yetersiz olsada) Türkiye'nin iç dinamikleri de buna öncü olmuştur.Ve karşısında artık sömürülen değil dik duran bir İRAN olgusu durmaktadır.

  5. #5
    Sessiz DEVRİM! Fatih KANLI kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Feb 2008
    Konum
    istanbul
    Yaş
    38
    İletiler
    3,669
    Blogdaki Konular
    1
    Açıkçası burada hemfikir değiliz. Şahsen siyonist milyarderlerin çin'e güvenip sermayelerini bu ülkeye kaydıracaklarına ihtimal vermiyorum. Şayet sizin söylediğiniz gibi böyle bir durum söz konusuysa bunu neden yapmış olabilir (neden siyonist sermaye abd'den çin'e kaysın)?

    Yazımın devam eden kısmının üçüncü bölümde bu soruya ayrıntılı cevabı bulacaksınız.Üçüncü bölüm bu konu ve sonucu ile alakalı...

  6. #6
    çok sabırsızsın İbrahim abi bekle biraz parayla değil sırayla:angry[1]::lac[1]::evil[1]::yes[1]::d
    Her cümlenin ilk kelimesi büyük harfle başlar. Başlayan cümle bir karakter boşluk bırakılıp yazılır.

  7. #7
    Alıntı Fatih KANLI tafarından gönderildi Mesajı Göster
    -I-
    Bugün varoluş ve kendini ispatlama mücadelesi veren ABD, son bir umut olarak Barack OBAMA’YI bir umut olarak makyajlayarak halkına servis etmiş ve son çare olarak başkanlığa getirmişlerdir. Barack Hüseyin OBAMA ABD’nin son şansıdır.


    devam edecek
    Yazı güzel tşk ederim.
    Bu paragraftan ne kadar eminsin merak ettim.
    -Obama siyonizmin iradesinden bağımsız seçilmiş olamazmı? (buna bende inanmıyorum ama açıklama istiyorum:))
    -Obama bahsettiğin gibi kurtarıcı değilde , çöküş sırasında kullanılacak kukla olamazmı?
    "Söylesem tesiri yok, Sussam gönül razı değil..."

  8. #8
    Sessiz DEVRİM! Fatih KANLI kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Feb 2008
    Konum
    istanbul
    Yaş
    38
    İletiler
    3,669
    Blogdaki Konular
    1
    Alıntı Resul ZENGİN tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Yazı güzel tşk ederim.
    Bu paragraftan ne kadar eminsin merak ettim.
    -Obama siyonizmin iradesinden bağımsız seçilmiş olamazmı? (buna bende inanmıyorum ama açıklama istiyorum:))
    -Obama bahsettiğin gibi kurtarıcı değilde , çöküş sırasında kullanılacak kukla olamazmı?
    Farklı bir yaklaşım!

    Tabiiki Resul senin dediğin gibide olabilir.Ancak benim izlenimlerim yukarıda belirttiğim istikamette...

  9. #9
    Sessiz DEVRİM! Fatih KANLI kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Feb 2008
    Konum
    istanbul
    Yaş
    38
    İletiler
    3,669
    Blogdaki Konular
    1
    -II-


    İngilizlerin tabiri ile “Orta-Doğu”, tarihinden bugüne kadar bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış bir coğrafyadır . Doğal yer altı zenginlikleri bakımından da dünya devletlerinin her zaman iştahını kabartan bir coğrafya olmuştur. Bundan dolayı bir çok defa işgale uğramış sömürge altında kalmış, koloniler kurulan bir coğrafya olmuştur.

    Bu coğrafyada yapılan işgallerin bir kısmı da bu topraklarda tarihi haklarının olduğunu iddia eden İsrail oğulları tarafından yakın tarihimizde gerçekleştirilmiştir.1931 de başlayıp 1948 yılında kanla ve gözyaşlarıyla işgal edilen Filistin toprakları o günden bu güne İsrail’in işgali altında bulunmaktadır.

    Aslına bakarsanız Filistin, tarihte “filistililer” denen deniz adamları anlamına gelen çok cesur bir milletin vatanıdır. Yahudilerin bu topraklarda hak iddia etmelerinin sebebi sadece ne kutsal Kudüs ün burada olması nede ne de bu toprakların onların eski vatanları olduğunu iddia etmelerinden kaynaklanır.
    Filistin “Ortadoğu’nun merkezinde doğal maden yataklarının hemen yanı başında olan tam anlamı ile bir “üs” konumunda olan devlettir. Aynı zamanda “eski dünya” ile “yenidünya” diye adlandıran bölgeleri bir birine bağlayan 4 ana yolun tam ortasındadır. İşte bu topraklar 1946’dan beri İsrail’in işgali altındadır.

    Bunun yanı sıra dindar olan, dinini yaşayan dünyada ki “şeriatla” yönetilen ender devletlerden biri olan İsrail’in Filistin topraklarına yerleşmesini sadece ekonomik nedenlerle açıklamamız hem doğru olmaz hem de bugünü anlamamız da sağlıklı bir durum teşkil etmez. Bu İsrail oğullarının aynı zamanda inançlarıdır da. İsrail oğullarının hahamlarının kendilerinin bizzat yazdığı Tevrat’ta Yahudilere şöyle seslenirler: “Dinle İsrail, sınırların Nil’den Fırat’a uzanacak ve sen dünyanın hakimi olacaksın.” (Kitabı Mukaddes 15.Bab.)

    İşte tam bu noktada, George W.Bush döneminde açıklanan Büyük Ortadoğu Projesi’nin, Yahudilerin “Büyük İsrail Devleti” projesinden bağımsız olmadığı kanaatindeyim. Hatta buna “Büyük İsrail Projesi” diyebiliriz. Şöyle ki; BOP denilen projenin en temel öğesi, Fas’tan Endonezya’ya kadar 28 ülkenin sınırlarının değiştirilmesi ve yeniden çizilmesidir. Çünkü Nil’den Fırat’a kadar olan toprakları bu 28 ülkenin bir kısmının sınırları içerisindedir ve İsrail bu toprakları bünyesine almak istemektedir.

    Bu proje bu zamana kadar kısmen başarı ile uygulanmıştır. Kısmen diyorum, çünkü karşılarında hem inançları gereği hem de ekonomik ve askeri anlamda bölgesel güç olmak isteyen İran durmaktadır. İran, bugün İsrail için bölgede çıbanbaşı durumdadır. Çünkü İran bölgede ekonomik açıdan çok güçlü olmasa da doğal maden yatakları ve askeri bakımından söz sahibi olan bir devlettir. 2001’den beri izlenen politikalar tamamı bu yöndedir. İkiz kulelerin yıkılması ile başlayan süreçte Afganistan ve Irak işgal edilmiş ve ABD’nin askeri üsleri oralara yerleşmiştir. İsrail’in hesaplarına göre İran’ın da vurulması gerekmektedir. Ancak, ABD İsrail ile aynı görüşte midir orası tartışılır. İşte tam burada 2004 yılında ABD çalışma kolunun İran üzerine hazırlamış olduğu çok geniş kapsamlı bir araştırma söz konusudur.

    -Devam edecek-

  10. #10
    Soru 1 - Büyük İsrail Projesi nin ben Nilde Fırata kadar olduğunu biliyordum. Sen endonezya ya kadar gittin. Bunu bi kaynaktanmı okudun.

    Soru 2 - Afganistan ve Iraktan bahsetmişsin ama pkk dan bahsetmemişsin. Pkk nın bu konudan bağımsız olduğunumu düşünüyorsun.
    "Söylesem tesiri yok, Sussam gönül razı değil..."

  11. #11
    Sessiz DEVRİM! Fatih KANLI kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Feb 2008
    Konum
    istanbul
    Yaş
    38
    İletiler
    3,669
    Blogdaki Konular
    1
    Cevap 1:O Yahudilerin Arzu mev'ud hayalleridir.Fas'tan Endonezyaya kadar 28 ülkenin sınırlarının değiştirilmesi olayı ise Büyük Ortadoğu Projesi denilen genişletilmiş Büyük İsrail Projesinden başka bir şey değildir.Buna heryerde rastlayabilirsin,zira Hocamız buna defalarca kere değinmiştir.Hocamızı biraz daha dikkatli dinlemek lazım Resul...:)

    Cevap 2:PKK nın varlığı Amerikanın âli menfaatleri açısından baktığın zaman çok da fazla bir ehemmiyet arzetmemektedir.Zira pkk artık siyasallaşmıştır.PKK her zaman güçlü olandan yanadır.Bugün ABD yarın Çin veya Rusya...İsrail kimi desteklerse ondan yanadır. Bugün ABD ile İsrailin arasında gün yüzüne çıkmamış önemli sorunlar vardır.Ama bundan 20 yıl öncesi için diyorsan evet aynen katılırım o zaman sana çünkü pkk yı besleyip büyüten var eden ABD DİR.Unutulmamalıdır ki Mesut BARZANİ YAHUDİ asıllı bir kürttür ve kurulacak Büyük İsrail Devletinin önemli bir piyonudur.

  12. #12
    Sessiz DEVRİM! Fatih KANLI kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Feb 2008
    Konum
    istanbul
    Yaş
    38
    İletiler
    3,669
    Blogdaki Konular
    1
    -III-
    ABD Çalışma Kolu İran Raporu


    Bu rapor ABD’nin İran’ın ve bölgedeki diğer ülkelerin yakın tarihte kaderlerini büyük ölçüde etkileyecek nitelikte önemli bir rapordur. Raporun teferruatına geçmeden önce isterseniz raporu hazırlayan, mevcut birime eş başkanlık yapan iki isimden bahsetmek istiyorum.

    Zbıgnıew BRZEZINSKI: Sadece 20. Yüzyılın değil, tüm zamanların en büyük stratejistlerinden biri. “Büyük Satranç Tahtası” ve “Tercih” kitaplarının yazarı… ABD eski bakanlarından Jimmy Carter’ın ulusal güvenlik danışmanıydı. Kendisini Avrasya ve Ortadoğu’nun dünü, bugünü ve yarını ile alakalı söz sahibi olan önemli isimlerden biri olarak bilinir. Soğuk savaş döneminde Rusya’ya karşı Afganistan’ı savaştıran, Türkiye’yi yeşil kuşak projesine sokanda oydu.*

    Robert M.GATES: Texas A&M Üniversitesinin Dekanıdır.1991 ile 1993 yılları arasında CIA Başkanlığı görevinde bulundu. İran-Kontra skandalında ismi karışanlardan biri idi. Gates, Ulusal Güvenlik Nişanı ile ödüllendirildi. İki kez Ulusal İstihbarat Üstün Hizmet Madalyası ve üç kez de CIA’in en yüksek ödülü olan Üstün İstihbarat Madalyasını aldı. Şimdi ise ABD Savunma Bakanı. Asıl uzmanlık alanı ise İran’dır.*

    Dış İlişkiler Konseyine bağlı olan Bağımsız Çalışma Kolu’nun oluşturulmasının asıl nedeni, İran’ın iç gerçekleriyle beraber dış politikası üzerinde kafa yormak ve dünyanın bu en kritik bölgesinde, İran ile Birleşik Devler arasında, Amerika’nın milli çıkarlarını daha iyi koruyacak ve bu çıkarları geliştirecek politikalar geliştirilmesinin yollarını incelemektir.

    ABD, İran ile coğrafi konum açısından komşu olmamasına rağmen uluslararası çıkarları bakımından İran ile stratejik ilişkileri olan bir devlettir. Amerika’nın mevcut ekonomik durumu ve bölgedeki durumu yani Ortadoğu da bu zamana kadar izlemiş olduğu politikalar ABD’yi yeni bir savaşın içine sokmaya elverişli bir ortam hazırlamamaktadır. Zira ABD bu zamana kadar ki politikalarından dolayı ciddi manada hem mali açıdan hem de prestij (stratejik) açısından değer kaybına uğramıştır. ABD’nin yol haritasını çizenler yani iç ve dış politikasının fikir babalığını yapanlar bu durumu gayet iyi bir şekilde müşahede etmektedirler. İşte bunun içindir ki İran hakkında geniş kapsamlı bir rapor hazırladılar.

    Çalışma kolunun bu raporundan sonra ABD mevcut İran hükümetiyle, “sınırlı veya seçici” bir ilişki olarak tanımladıkları bir politika benimsemesi gerektiğini savunmaktadır. Robert M. Gates’in Milli Savunma Bakanlığına getirilmesi İran ile ilişkilerin daha profosyönelce yapılacağının, daha düzgün bir zemine oturacağının bir ifadesidir.

    Raporun en can alıcı bölümü: “Dikkate değer siyasi değişimlere ve halkın memnuniyetsizliğine rağmen, İran yeni bir devrimin eşiğinde değildir.” Dikkat ediniz “yeni bir devrimin eşiğinde değildir” ifadesi var. Yani ABD bu zamana kadar İran da ir devrim olmasını beklemiş ve bunun için içerde ki ajanları vesilesi ile altyapı çalışması yapmış, ancak halkın devrime sıkı sıkıya bağlı olmasından dolayı bunu başaramamıştır.

    DEVAM EDECEK...

  13. #13
    Sessiz DEVRİM! Fatih KANLI kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Feb 2008
    Konum
    istanbul
    Yaş
    38
    İletiler
    3,669
    Blogdaki Konular
    1
    -IV-
    İran’ın şuan için yeni bir devrimin eşiğinde olmaması ABD’yi yeni arayışların içerisine itti. Bu arayışların odak noktasını İran ile dolaylı olarak değil de direk bir ilişki içerisine girilmesi oluşturuyor. Bu zamana kadar yürütülen ilişkilerin bir nevi bir strateji hatası olarak gören Birleşik Devletler mevcut politikaların dışında farklı bir yaklaşım olan sıcak ilişkilere dayalı direkt yapılacak olan ikili diplomasiye dayalı yeni bir ilişkiler sistematiği geliştirmek istemektedir.
    Bunları maddeler halinde açıklayacak olursak:

    1)İran ile siyasi bir diyalog kurmak için, İran’ın nükleer hırsı ve bölgede ki ihtilaflara karışması gibi sorunların çözüme kavuşması beklenmemelidir. Bunun yerine, seçici siyasi bir ilişki başlatılması, potansiyel olarak bu ayrılıklara hitap edecek bir yol sunulmaktadır. Washington sakıncalı politikalarına karşı İran’a karşı mücadele ederken, diğer yandan da ortak çıkar noktalarını bulmaya hazır olarak İran’a yaklaşmalıdır. Tahran’la nihayetinde gerçek bir uzlaşma sadece nükleer silahlar, terörizm bölgesel istikrar konularını içeren ABD’nin en önemli kaygılarında anlamlı bir ilerleme olduğu bir ortamda oluşabilir.

    2)İran ve Birleşik Devletler arasındaki çözümlenmemiş ihtilafları kapsamlı olarak çözüme kavuşturacak “büyük bir anlaşma” gerçekçi bir hedef değildir (demek ki bunun üzerinde çalışılmış) ve böyle bir hedefin peşinden gitmenin Washington’un temel çıkarları (İsrail’in çıkarları) açısından, yakın gelecekte bir gelişmeye vesile olması mümkün gözükmemektedir. Bunun yerine İran ile temel çıkar ilişkilerine dayalı seçici bir ilişki kurulması ve bu ilişkiyi giderek artırmak suretiyle her iki hükümeti de bölen sorunların daha geniş bir alana yayılmasını önlemek temel esas olmalıdır.
    3)Tahran’a yönelik ABD politikaları cezai önlemler kadar teşvik edici unsurlarda içermelidir. ABD’nin bu zamana kadarki İran’a yönelik tek yanlı politikaları, İran’ın mevcut politikalarını değiştirmede etkili olmamıştır. İran’ın içerideki ve dışarıdaki politika seçeneklerini şekillendirmede ekonomik çıkarların giderek daha fazla önem kazandığı göz önünde bulundurulduğunda, Birleşik Devletler ile ticari ilişki olasılığı Washington cephesinde güçlü bir araç olabilecektir.

    4)Birleşik Devletler, İran da bir rejim değişikliğinde ısrar etmeden demokrasiyi savunmalıdır. Aksi takdirde bu milliyetçi hassasiyeti uyandıracak, mevcut rejime karşı olanların dahi rejimi savunmaya geçmesine neden olabilecektir. ABD yönetimi söylem ve politikalarını, İran’ın kendi içerisinde daha güçlü demokratik kurumlar kurmasını ve dışarıda diplomatik ve ekonomik ilişkilerini geliştirmesini teşvik edecek siyasi bir değişimi desteklemeye odaklamalıdır (bu ABD’nin bu zamana kadarki İran politikalarında devrim niteliğindedir).

    5)Çalışma kolu, son yirmi beş yıldır tekrar eden Tahran’daki rejimle ilişki kurma yönündeki çabaları hakkında temkinlidir ve tüm bu planlar çeşitli nedenlerden ötürü suya düşmüştür. Bununla beraber Çalışma Kolu, ABD’nin İran’ın yanı başında Afganistan ve Irak’a askeri müdahalesinin bölgedeki jeopolitik görünümünü değiştirdiğine inanmaktadır. Bu değişimler, hem Birleşik Devletlere hem de İran’a, bölgesel istikrar gibi ortak çıkarları içeren konular ve terör ve nükleer silahların yayılması gibi zor konularda karşılıklı faydaya dayanan bir diyalogun başlatılması için yeni teşvik edici unsurlar sunabilir. İran’a yönelik en anlayışlı politika dahi İran’ın inatçılığı yüzünden sonuçsuz kalabileceğinin farkındayız.

    DEVAM EDERMİ BİLİNMEZ

  14. #14
    Sessiz DEVRİM! Fatih KANLI kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Feb 2008
    Konum
    istanbul
    Yaş
    38
    İletiler
    3,669
    Blogdaki Konular
    1
    -V-


    Raporun geneli itibari ile baktığımız zaman, ABD’NİN, İran’a yönelik direk askeri bir müdahaleden ziyade ekonomik, kültürel ve siyasi bir işbirliği geliştirilmesini istediğini çok net bir biçimde görmekteyiz. Birleşik Devletlerin bu denli devrim niteliğindeki politikaları geliştirmesinin nedenlerini birçok örneklerle açıklayabiliriz. Ancak en önemlisi olarak gördüğüm, bunlardan iki tanesi; Birleşik Devletlerin ekonomik anlamda ciddi bir daralma yaşaması ve dünyada hızla yayılmakta olan olumsuz imajıdır. Diğer neden ise; İran’ın bölgede askeri anlamda çok ciddi bir güç haline gelmesi ve bölgede İsrail’in ve ABD’NİN egemenliğine karşı ciddi anlamda direniş gösteren irili ufaklı (Hizbullah, Hamas ve İslami Cihad gibi) gurupların İran tarafından desteklenmiş ve güçlendirilmiş olmasıdır.

    Bunu açacak olursak; ABD, İran ile ekonomik anlamda ki ilişkilerini ileri düzeye çekmek istemesindeki temel neden kendisine yeni bir pazar oluşturup İran’ın içlerine kadar girmek istemektedir. Bunun anlamı devrimden bu yana İran’a karşı uygulanan ambargonun kaldırılması demektir. ABD, böylece kendi hesabına göre bir taşla iki kuş vurmanın hesabını yapmaktadır. Yani, hem ekonomik anlamda kendisini bir nebze düzlüğe çıkartmak istemektedir, hem de kendi ürünleriyle İran’ın içlerine girip aynı zamanda kendi kültürünü de İran da yaymak istemektedir. Diğer Arap ülkelerine baktığımız zaman bu nedenli başarılı olduğunu çok net bir şekilde görebiliriz. ABD böylece diğer Ortadoğu ülkelerinde ki olumsuz imajınıda bir nebze olsun silmek istemektedir. ABD böyle bir politika izlemeye mecburdur, aksi yönde izleyeceği politikalar ise çökmekte olan ABD’NİN çöküş hızını hızlandırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

    Diğer bölümlerde kısmen özetini çıkartmaya çalıştığım raporun tamamına bakılacak olursa[1], ABD içerideki bir takım sivil toplum kuruluşlarında aktif hale getirilmesinden yanadır. Çünkü sivil toplum kuruluşları, yığınları etkileyen en önemli unsurların başında gelmektedir. Böylece, İran içerisinde ki hem muhalifleri rejim aleyhine güçlendirip kendisine yandaş kazanmak istemekte, hem de devrime sıkı sıkıya bağlı olan halkın –kendilerince- gözlerini açıp “bizim dışımızda da farklı bir dünya varmış” izlenimini oluşturup halkın dikkatlerini çok farklı bir noktaya çekmek istemektedirler. Zira bunu Türkiye de başardılar adına da “reel politik” dediler. Hülasa edecek olursak, ABD, İran da kendince bir iç karışıklık çıkartmak istemektedir. Bu durumda hem kendini kurtarmaya çalışmak istemektedir, hem de İran’ın Ortadoğu da ki siyasi egemenliğini kırmak istemektedir. İran kendi iç işleri ile uğraşacak, zaten ekonomik olarak ciddi sıkıntıları da olan İran’ın bölgede eli iyice zayıflayacak.

    Peki, her zaman için maşa tutmaya alışkın olan İsrail ve onun yönetmiş olduğu “Gizli Dünya Devleti” bölgede zayıflayan İran’ın yerine hangi ülkeyi aktif hale getirecek dersiniz? Zira bölgeyi senelerdir sömüren ABD de artık ciddi bir güç olmaktan yavaş yavaş çıkmaktadır. Bu sorunun cevabını uzaklarda aramamak gerekir, çünkü daha birkaç ay evveline kadar Türkiye’nin bölgesel güç olması gerektiğini söyleyen son yılların en önemli stratejistlerinden, ve dünyanın en çok sözü dinlenilen stratejik araştırma şirketlerinden Stratfor’un kurucusu, siyaset bilimci Dr. George FRİEDMEN’IN sözlerine kulak asmak gerektiği kanaatindeyim.

    George FRİEDMEN’IN, Neo Osmanlı tezi Türkiye yi Ortadoğu da ve Kafkaslarda ciddi bir güç haline getiriyor. Hilafet makamının tekrardan gündeme geleceğini ve bunun sayesinde tüm İslam dünyasını Türkiye’nin yörüngesi etrafında toplanacağını açık bir şekilde beliriyor. Bundan en çok zararı da ABD’NİN göreceğini söylüyor (özellikle buraya dikkatlerinizi çekmek istiyorum). Oysa geçenlerde Türkiye ye gelen Barack Obama bunun tam aksi istikamette bir görüş belirtiyor ve “Türkiye’nin artık bölgede yavaş yavaş insiyatifi ele alması gerektiğini” söylüyor. Peki, bu ne anlama geliyor? Çok açık ve net allame olmaya gerek yok… ABD kendi sonunu hazırlayan Ortadoğu dan kaçıp Türkiye yi bu bölgede bırakıp İran a karşı İsrail’in yeni maşası yapmak istiyor.

    Peki, Fredman niçin böyle bir ters yönde bir tez geliştirme ihtiyacı hissetti? Ve bu tezi İsrail’den bağımsız mıdır? Bu soruların cevabını da diğer yazımızda nasip olursa vereceğiz.

    -Devamedecek-

  15. #15
    Sessiz DEVRİM! Fatih KANLI kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Feb 2008
    Konum
    istanbul
    Yaş
    38
    İletiler
    3,669
    Blogdaki Konular
    1
    -VI-

    ABD, yazımın başından itibaren söylediğim “imaj kaybetme” probleminden kurtulup, Siyonizm in yeni gözdesi olan Türkiye’yi kendi tarafına çekmek istemektedir. Bunu yaparken de artık Türkiye’nin bölgede İran’a karşı geliştirilmek istenen bir güç olduğunun farkındadır.

    George FREDMAN, geliştirmiş olduğu tezinde “Neo Osmanlı” projesine baktığımız zaman kısa vadede bunun çok faydalı olduğunu bizim yararımıza olduğunu düşünebiliriz. Ancak kazın ayağı hiçte öyle değil! Bu tez “Büyük Ortadoğu Projesinin” siyasi kanadının Türkiye ve İslam Dünyası üzerindeki geliştirilmiş versiyonudur.

    Şöyle ki, 28 Şubat’ın hemen akabinde şöyle bir hava estirildi: “Bu iş sert söylem ve eylemlerle olmuyor. Kendimizi biraz daha optimize edip merkeze doğru kaydırmamız lazım”. Aslında bu yeni bir söylem değildi. 1990’ların başından beri söylenen son raddede 28 Şubat süreciyle gün yüzüne çıkan daha net ve güçlü olarak seslendirilen bir söylem bir proje oldu. Zaten kültürel ve dini anlamda yozlaşan dindar kesim bu söylemi çabuk tuttu. Bir söylemden de öteye geçip, yaşayışımızla ve fiiliyatlarımızla hayatımız bir parçası haline geldi. Adına da “ılımlı İslam” dedik/dediler, bunun karşısında olan kesime de siyasal İslam/radikal İslam dediler. Fıkhi ve itikadi konulara fazla dalmak istemiyorum lakin bu bahsettiğim husus “Siyonizm in” Türkiye’yi model seçip tüm İslam dünyası üzerinde uygulamak istediği bir projedir.

    Türkiye, Prof.Necmettin ERBAKAN’IN “İslam Birliği” projesine önderlik etmesi yerine Siyonizm in kendi tezgahlamış olduğu “Neo Osmanlı Projesine” önderlik etmek durumuna bırakılacaktır. Ve içi boş bir şekilde gelişen muhafazakar halka şu imaj lanse edilecek: “Siz büyük bir devletsiniz, siz tarih boyunca bölgenize hükmetmiş, bölgenizi idare etmiş bir devletsiniz. Bu bölgede size rağmen hiçbir siyasi politika yürütülemez” denilip boş bir hayale Türk halkı inandırılacaktır. Kanaatim odur ki; yarı başkanlık sistemi getirilecek ve başkan olan şahısa bir halifenin sahip olduğu yetkiler verilecek ancak bu kişi kukla olmaktan öteye geçemeyecektir. Yarı başkanlık sistemi ile Güneydoğu toprakları elimizden çıkacak Kuzey Irakta kurulmuş olan sözde “Kürdistan” Devletine bağlanacaktır. Bu söylediklerimin hiç birisi gerçekleştirilmesi imkansız olan bir ütopya değildir. Bu ülkede nice imkansız, mümkün değil denilen şeyler gerçekleşti…

    Bu tavizleri veren Türkiye Siyonizm in elinde bulunan küresel sermaye ile birlikte bölgenin süper gücü haline gelecektir. Bu güç, gücünü Hak’tan ve halkından alan bir güç değil, aynı 21.Yüzyılın süper gücü olan A.B.D. gibi bir güç olacak Siyonizm ne zaman isterse o zaman ipini çekebilecek bir güç olacaktır.

    Oysa bölgede yavaş yavaş insiyatifi ele almak isteyen bir İran olgusu durmaktadır. Filistin’e, Lübnan’a silah ve para yardımı yapan ve Irak ta ki direnişte büyük pay sahibi olan İran olgusu söz konusudur. İran, bölgesinde ki ülkelerle hem ekonomik, hem siyasi hem de askeri işbirliğini gün be gün geliştirmektedir. Özellikle Rusya ile girmiş olduğu bu üç alandaki işbirliği ve de Çin ile yakın ilişkileri gözden kaçmamaktadır. Bu durumun farkında olan Siyonizm, bölgede İsrail den bağımsız güçlü bir İran yerine kendisine kukla olan ancak kendi kendini idare ettiğini zanneden “Osmanlıyı yeniden dirilttiğini zanneden” bir Türkiye’nin olmasını daha evla görmektedir. İşte İsrail’den bağımsız olmayan “Neo-Osmanlı” projesinin temel nedeni budur ve asıl hedefi 3.Dünya savaşını çıkartmaktır…

    -Devamedecek-

  16. #16
    Siyonizmin kendini Çinin sırtına atması konusunda çok haklısın Fatih Abi. Bunun zaten çook delilide var. Bu gün Çin yatırım için zaten çok uygun bir ülke haline geldi. Bizim evlerimize astığımız boykot dosyalarının üstündeki markaların çoğu Çine yöneldiler...

  17. #17
    Sessiz DEVRİM! Fatih KANLI kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Feb 2008
    Konum
    istanbul
    Yaş
    38
    İletiler
    3,669
    Blogdaki Konular
    1
    -VII-
    Yazımın ilk bölümün sonunda belirttiğim “dünya ekonomik krizden ziyade büyük bir siyasi krizin eşiğindedir” ifadesi gelinen nokta itibari ile hiçte yabana atılacak bir ifade olmadığı açık ve nettir. Aslında bugün çok da fazla çıkmayan/çıkartılmayan bu “kriz” tahminim odur ki önümüzdeki ilk 5 yıl içerisinde “Orta doğuda ki” ülkelerin küresel kutuplaşmaların içerisinde alacakları pozisyona göre şekillenecektir. En nihayetinde “Büyük İsrail’i” kurmak isteyen küresel güç 3.Dünya savaşını çıkartmak isteyecek ve 1.ve2.sin de olduğu gibi 3.sün dede kazanan yine kendisi olmak isteyecektir.

    Tarihi 11 Eylül saldırısından sonra yıkılan ikiz kuleler ve çizilen ABD’nin imajına karşı adeta nazire yaparcasına sevinç çığlıkları atan İslam dünyası yıkılan kulelerin enkazının altında aslında Müslümanların kaldığının farkında değildi. Çünkü ikiz kulelerin yıkılması sıradan bir terör olayı değildi, ikiz kuleleri yıkan Amerikan derin devleti(yani Siyonizm) hem Amerika’nın sonunu hazırlamış yeni bir “Medeniyetler Savaşı” için hem de Büyük Ortadoğu Projesi için 28 ülkenin sınırlarının değiştirilmesi projesine sebep teşkil etmiştir.

    “Medeniyetler Savaşı” ifadesini ısrarla kullanıyorum; zira bugün küresel güçlerin son 10 yılda ısrarla uyguladıkları ve de şu raddeye kadar başarılı oldukları proje budur. Kuzeyde önceden beri NATO ya mesafeli yaklaşan ve son zamanlarda tamamen reddeden, bölgesinde önemli bir güç olan ve mazisine yavaş yavaş dönmekte olan Rusya… Uzak Doğuda Ekonomik anlamda ve iş gücü kapasitesi ile bölgesinin lideri olan ve de küresel sermayenin yeni gözdesi olan Çin… Batıda Siyonizm’in güdümünde olan Fransa ve Almanya’nın elinde şekillenen ama hiçbir şekilde bir varlık ifade edemeyen AB… Dünyanın öbür kıtasında ekonomik ve siyasi istikrarsızlığın getirmiş olduğu sıkıntılarla beraber yeni bir kurtuluş umuduyla, kökeni “Müslüman” olan bir “siyahî” lideri başına getirip ve kendisini bekleyen kaçınılmaz sona inat “ben hala en büyük gücüm” demek isteyen ve Dünyada ki küresel anlamda oluşan kutuplaşmaları çok net bir şekilde gören “derin devleti” vasıtası ile Dünyanın “stratejik” anlamda en büyük gücü olan Türkiye’yi yanına çekmek isteyen ABD… Ve hepsinin ötesinde çevresinde bu denli güç olmak isteyen ülkelerin hemen hemen hepsi ile iyi ilişkiler kurmak isteyen ve zaman zaman bunu başaran son raddede ABD ile ikili ilişkileri (derin anlamda) yola giren İRAN…

    İşte bütün bu bölgesel faktörlere karşın Siyonizm’in “Orta doğuda” belkide Dünya’nın yeni bir süper gücü yapmak istediği, “Neo-Osmanlı” projesini toprakları üzerinde uygulamaya geçirmek istediği ve İslam Dünyası üzerinde ısrarla uygulamaya çalıştığı “Neo-İslam” anlayışını başarıyla uyguladığı Türkiye…

    İşte Siyonizm’in, Gizli Dünya Devleti’nin Dünyayı getirdiği son nokta bu… Çok kutuplu bir dünya, merkezi belli olmayan herkesin ipin ucunu bir taratan çekmek isteyeceği;”merkez benim dünya benim etrafımda dönmelidir” diyeceği çok tehlikeli bir süreç… Fokur fokur kaynamakta olan dünya, 3.bir Dünya Savaşına (Medeniyetlerin çarpışacağı) doğru hızla yol almaktadır. Kimisi çökmekte olan ekonomisini düzeltmek için, kimisi siyasal birliğini korumak için, kimisi bölgesinde lider olmak için kimisi de Siyonizm den aldığı gazla “artık yeni küresel güç benim” deyip Siyonizm denetiminde ve kontrolünde olan –sözde- İslam Birliğini kurarak (Neo-Osmanlı) dünyanın efeliğine soyunmak isteyecektir. Zaten kaynamakta olan dünyanın, nükleer gücün fazlasıyla kullanılacağı, belkide milyonlarca insanın öleceği, bir savaş içerisine girmesi için bir sırp gencinin her hangi bir kralı öldürmesi yeterli olabilecektir. Yâda –ne bileyim- Hamas’ın varlığı tüm dünyayı tehdit ediyor olabilecektir. Peşinden de İslam Dünyasının sözde hamiliğini üstlenecek olan Türkiye bir gaza gelip “one minute” diyebilecektir belki de bir daha… Belki Pakistan... Belkide Çarlık Rusyasını yeniden canlandırmak isteyen Rusya…

    Herkes kendi kartlarını muhakkak oynayacaktır. Söyleyeceği sözü söyleyecektir. Belki çok kan akacaktır. Bebekler dini, ırkı, coğrafyası sorulmadan şu koca dünyada yetim öksüz kalabilecektirler belkide… Belkide yıkılmaz denilen devletler yıkılacak, sınırlar yeniden çizilecek ve dünyanın haritası yeniden çıkartılacaktır. Bu süreç içerisinde herkesin sözü olacaktır.
    Ancak şu unutulmamalıdır ki: “Son sözü yerin ve semanın Rabbi olan ve kalplerden geçeni en iyi bilen ve herkesin oynadığı oyunu oynayandan daha iyi bilen Hz. Allah(c.c) söyleyecektir.

    11.06.2009
    01.20
    Perşembe


    -BİTTİ-

+ Konuyu Yanıtla

Tags for this Thread

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may edit your posts
  •