+ Konuyu Yanıtla
7 sonuçtan 1 --- 7 arası gösteriliyor

Konu: Ben ÖldÜm

  1. #1

    Ben ÖldÜm

    BEN ÖLDÜM



    Saat 00:57 Gecenin ilk saatleri… çok ama çok sıcak var.

    Şeytan tam ensemde. Damarlarımda volta atıyor. Yolunu kolluyor bir kalleşliğin, puştluğun… Etraf sersefil durumda. Gökten kanlar damlıyor yağmur yerine. Gelen rahmetten değil, beladan alıyoruz nasibimizi bu sefer. ‘Hay’ çekiyor fon müzikte derviş… ‘Yuh’ çekiyorum içimde kendime… ‘Eyvah’ diyorum ömrümden geçenlere… ‘Sus’ diyor derviş sükunetle…

    Susuyorum ve derin bir ‘Ahh’ çekiyorum içimden. Her zaman böyle hüzünlerimi yazacağım? Hiç olmayacak mı börtü-böcek, güller, karanfiller? Elbette olacak ama ne zaman? Onu da elbet bilir yüce Allah (c.c.)

    Ecel terleri gibi terler boşalıyor vücudumdan. Her zaman geçmişe dair özlemlerim var içimde saklı, kimselerin bilmediği ve duymadığı. İki çift laf, iki güzel muhabbeti dertsiz kedersiz yapmayı ne kadarda özlemişim, ne kadar çok bir bilsen ah bir bilsen…

    Öyle çok dolu ki içim. Kemale ermiş bir büyüğün, ‘Yaşın kadar konuş delikanlı, daha dur hayat sana ne imtihanlar verecek, hem de bu imtihanlarda sınava hazırlık yok, kağıtsız kalemsiz giriyorsun’ demesinden korkuyorum.

    Ya aklımı yitirdim depresyondayım, ya da hakikaten yaşadım birçok şeyi birkaç senede…
    Ya susmayılım içimden de susarak, ya da konuşmalıyım sakin, sabırlı bir şekilde. Yapamıyorum hiçbirisini de…

    Çok şey yaşadığımı söyleyen ben, az şeyler yapıyorum fiilen. Fiilen ofsayttayım galiba, hakem düdüğü çalmış boşuna koşuyorum hayata gol atmaya. Ben farkında olmadan hayat her defasında golünü atıyor bana. Her maça mağlup mu çıkacağım? Benim zaferlerim ne kadar yakınımda?

    Sorular… Sorular… Sorular…
    Neresindeyim ben şu efsunlu dünyanın? Daha kaç voltalık ömrüm kaldı? Nerede öleceğim, şahadeti getirebilecek miyim? Dilim damağım kuruyacak mı? Susup kalacak mıyım? Yoksa koşacak mıyım? Ben öldüm, terlerim düştü kanlarım üstüne…

    Büyüksün rabbim, bir yol medet ister senden günahkar ve cefakar kulun…



    25 Ağustos 2008 Pazartesi
    "Ey akıl sahibi kişi ! Görüyorum ki beni, kim olduğumu, ne yaptığımı merak ediyor ve araştırıyorsun. Acizim, güçsüz ve kuvvetsizim, etim ve kemiğim hepsi elli kilo."

  2. #2
    Benliğim patlamaya hazır ‘etna’, lavlar beynimden içime dökülür durur. Bir bardak çay, içinde bin dem hüzün dolu. Yavaş yavaş içiyorum hüznü, soğuktan titreyen yüreğimin burukluğuyla. Anadan ayrı, yardan ayrı, herkesten ayrı, İstanbul’dan ayrı bir öksüzüm ben. Ben, sessizliğin hüznünden boğulan, yorulan ve üzülen bir yetimim şimdilerde. Nefsimle büyük bir kavgada, bir münakaşanın içindeyim.Çoğu zaman yeniliyorum. Hep yeniliyorum…
    "Ey akıl sahibi kişi ! Görüyorum ki beni, kim olduğumu, ne yaptığımı merak ediyor ve araştırıyorsun. Acizim, güçsüz ve kuvvetsizim, etim ve kemiğim hepsi elli kilo."

  3. #3
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,607
    Blogdaki Konular
    5
    Profesör elinde içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı

    Herkesin göreceği bir şekilde tutuyordu ve ardından sordu :

    "Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?"

    '50gm!' .... '100gm!' .....'125gm'

    ..diye öğrenciler yanıtladı.

    "Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem," dedi profösör, "ama, benim sorum şu ki :

    "Bu bardağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?"

    'Hiçbir şey' …..diye yanıtladı öğrenciler.

    "Tamam peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?" diye sordu profesör bu kez…

    "Kolunuz ağrımaya başlardı efendim" diye öğrencilerden biri yanıtladı

    "Haklısın, peki şimdi ben 1 gün boyunca tutsam ne olurdu?"

    "Kolunuz iyice ağrır, kas spazmı, batar vs gibi sorunlar yaşardınız ve hastaneye gitmek zorunda kalırdınız!"….. tüm öğrenciler çeşitli yorumlar yaptı ve gülüştüler

    "Çok iyi. Peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme olur muydu?"

    diye sordu profesör.

    "Hayır…." diye yanıtladı herkes

    Peki o zaman kolun ağrımasına ve kas spazmına neden olan neydi?"

    Öğrenciler bulmaca çözermişçesine düşünmeye başladılar.

    "Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?"diye tekrar profesör sordu.

    "Bardağı bırakın düşsün!" diye öğrencilerden biri yanıt verdi.

    "Kesinlikle!" dedi, profesör.

    "Hayatın problemleri de böyle bir şeydir. Onları kafanda birkaç dakika tutarsın. Bir sorun yokmuş gibi görünür. Uzun bir süre düşünürsün. Başınız ağrımaya başlar.

    Daha uzun düşünün. Artık seni bitirmeye ve hiçbir şey yapamamana neden olur.

    Hayatınızdaki mücadeleleri ve problemleri düşünmek önemlidir,

    Fakat DAHA ÖNEMLİSİ onları her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır (bardak gibi). Bu şekilde strese girmez, ve her gün taze bir beyin ile uyanır ve her konuyla ve yolunuza çıkan her mücadele ile başa çıkabilecek güçte olursunuz!

    Alıntı...
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  4. #4
    Kayıtsız
    Misafir

    hayat

    gerçekten çok güzel yazılar.özellikle prf. hikayesi.ders alınacak bir yazı.geçmiş geçmişte kaldı.gelecek daha yaşanmadı.insanın yapacağı tek şey içinde bulunduğu zamanı iyi bir şekilde yaşaması gerektiiği....selamun aleyküm

  5. #5
    eyvallah yüreğinize sağlık

  6. #6
    Muhtazaf M. Salih AYDIN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Fri Dec 2007
    Konum
    Almanya
    İletiler
    619
    Blogdaki Konular
    1
    Yüreginize saglik kardesler
    Birliğin kederi, ayrılığın safasından daha hayırlıdır. (Yahya bin Muaz)
    www.aydin-aydin.com

  7. #7
    Alıntı Tevfik YAZICILAR tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Profesör elinde içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı

    Herkesin göreceği bir şekilde tutuyordu ve ardından sordu :

    "Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?"

    '50gm!' .... '100gm!' .....'125gm'

    ..diye öğrenciler yanıtladı.

    "Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem," dedi profösör, "ama, benim sorum şu ki :

    "Bu bardağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?"

    'Hiçbir şey' …..diye yanıtladı öğrenciler.

    "Tamam peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?" diye sordu profesör bu kez…

    "Kolunuz ağrımaya başlardı efendim" diye öğrencilerden biri yanıtladı

    "Haklısın, peki şimdi ben 1 gün boyunca tutsam ne olurdu?"

    "Kolunuz iyice ağrır, kas spazmı, batar vs gibi sorunlar yaşardınız ve hastaneye gitmek zorunda kalırdınız!"….. tüm öğrenciler çeşitli yorumlar yaptı ve gülüştüler

    "Çok iyi. Peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme olur muydu?"

    diye sordu profesör.

    "Hayır…." diye yanıtladı herkes

    Peki o zaman kolun ağrımasına ve kas spazmına neden olan neydi?"

    Öğrenciler bulmaca çözermişçesine düşünmeye başladılar.

    "Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?"diye tekrar profesör sordu.

    "Bardağı bırakın düşsün!" diye öğrencilerden biri yanıt verdi.

    "Kesinlikle!" dedi, profesör.

    "Hayatın problemleri de böyle bir şeydir. Onları kafanda birkaç dakika tutarsın. Bir sorun yokmuş gibi görünür. Uzun bir süre düşünürsün. Başınız ağrımaya başlar.

    Daha uzun düşünün. Artık seni bitirmeye ve hiçbir şey yapamamana neden olur.

    Hayatınızdaki mücadeleleri ve problemleri düşünmek önemlidir,

    Fakat DAHA ÖNEMLİSİ onları her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır (bardak gibi). Bu şekilde strese girmez, ve her gün taze bir beyin ile uyanır ve her konuyla ve yolunuza çıkan her mücadele ile başa çıkabilecek güçte olursunuz!

    Alıntı...



    Senden de böyle bi yazı bekliyordukk zatenn abi..Boşunaa rahatt abi... demiyoruzz... :)

+ Konuyu Yanıtla

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •