5 sonuçtan 1 --- 5 arası gösteriliyor

Konu: Nuray Canan Bezirgan'dan STV ye tokat gibi cevap

  1. #1

    Nuray Canan Bezirgan'dan STV ye tokat gibi cevap

    Bu konuyu yazmalı mı yazmamalı mıyım diye az düşünmedim. Bu yüzden, üzerinden bir hayli vakit geçti. Zira ben Samanyolu TV yöneticilerinden bir tane olsun ehli vicdan biri çıkar da hatalarından dönerler diye bekledim, sabrettim. Çünkü hata yaptıklarını düşünüyordum.
    Hata; yani istemeyerek yanlışlıkla yapılan, kasten ve bilinçli olarak yapıldığında da “suç” olarak nitelendirdiğimiz eylem. Yanlışlıkla karınca da ezebilirsiniz, trafikte aniden önünüze fırlayan bir insanı da. Yine de üzülürsünüz, vicdanınızın taşlaşmadığı oranda ah vah eder, nasıl da dikkat edemedim der dövünürsünüz…

    Ancak bu başka… Bu bir hata ya da kaza değil. Binlerce kez yalan ve iftira… Birçok tanınmış yazar ve vicdan sahibi kardeşlerimizin bizzat Samanyolu ile görüşmelerine rağmen…

    Düşünün, elindeki medya gücünü sizin iffetinize, namusunuza, şerefinize, haysiyetinize kara çalmak için kullanan ve milyonlarca insanı hakkınızda yalan ve iftira dolu haber yaparak yanıltmaya çalışan sözde din kardeşiniz bir grup, bir zihniyet söz konusu olan...

    Bir programda bir soru üzerine Atatürk’ü sevmediğinizi deklare ettiğiniz için “Fadime Şahin” le bire bir örtüştü ifadesi kullanılarak ve o şahsın Müslüm Gündüz ’le gayri ahlaki bir vaziyette basılma görüntüleri habere montajlanarak bir bedel ödettirilmeye, had bildirtilmeye çalışıldı bendenize; güya habercilik adına.
    Evet, medyanın yönlendirmesiyle birçok insan eleştiriyor, biraz da haklı olarak, çünkü kayıtsız şartsız sevmekle koşullandırılmışlar yıllarca. Sorgulamak bir kez bile akıllarından geçmemiş. Bugün var olmalarının yegâne müsebbibi olarak “O” gösterilmiş. Hatta beyinlerine kazınmış. Kâh düşmandan kurtarmış, kâh öğrenilmesi zor Arap harflerinden. Şapka kanunuyla çağdaşlaştık, hilafetin ilgasıyla medenileştik demişler, yazıp çizmişler, üzerine bir de resmi tarih üretmişler...

    Millet inanmış daha doğrusu inanmak zorunda kalmış, isterse inanmasın. İstiklal Mahkemelerini dedelerinden dinlemiş, 12 Eylülleri, 28 Şubatları görmüş geçirmiş. Yani devletin sopasını her an sırtında hissetmiş bu insanlar.
    Diğer yandan zavallı insanlarımız ve hatta bir kısım akredite aydınlarımız dahi sevgiyle saygı arasındaki farkı anlayamayacakları kadar cahil bırakılmış ram oldukları sistem tarafından. Sevmemeyi küfretmek, nefret etmek veya hakaret etmek gibi algılayıp tutuşmuşlar vay hain vay diye.
    Başlamışlar saldırmaya dört bir koldan. Haber bültenlerinden, köşe yazılarına kadar gündem oluşturulup her türlü hakareti reva görmüşler…
    Asalım, keselim, küfredelim, lanetleyelim diye facebook grupları kuranlar kampanyalar başlatılırken, malum cemaat de boş durmamış. Israrla Nuray Canan Bezirgan aslında bir provokatördür diye facebook grupları bile açıp delil olarak da Samanyolu Haberin iftira dolu yayınlarını paylaşım sitelerine postalamış, onlarda oradan başlamışlar saymaya sövmeye… İki lafın biri Fadime...



    Fadime Şahin mi? Gördüğümde kanım dondu adeta ve o andan hatırımda kalan tek şey on yaşındaki oğlumun dönüp “Anne! Fadime Şahin kim?” diye sorması oldu…
    Fadime Şahin kimdi gerçekten? Ben de bir kez daha düşündüm de bir şahıstan ziyade bir kimliğin ismiydi aslında benim için.
    Ve benim karşısında mücadele ettiğim bir kimlik benden rövanş alıyordu adeta… Nasıl mı?

    Fadime bir zamanlar cehaleti neticesinde tuzağa düşürülmüşlüğün, şimdilerde ise çıkarları uğruna kişiliğinden vazgeçebilmenin, satılmışlığın, ikiyüzlülüğün, şahsiyetsizliğin, özneden nesneye geçişin, acziyetin, teslimiyetin ve zavallılığın adı…
    Fadime’nin zihniyet haritası Kur-an, Sünnet ve ilahi terbiyeyle örülmüş olsaydı, böylesi bir tuzağa düşer mi, değilse bir barda çalışır mıydı?
    Demek ki, Fadime sistemle birebir entegre çalışan, Rabbinin değil, şahsi menfaatleri doğrultusunda onun bunun hizmetine amade olmayı tercih etmiş, ilkeleri muğlak, dünya için kılıktan kılığa girebilecek kadar korkunç, çağdaş, modern bir kadın profili aslında.

    Amaca ulaşmak için her yolun mubah olduğu ilkesine inanan her bir birey içerisinde bir Fadime taşımıyor mu bu bağlamda?

    Peki, benimle birebir örtüştüğü terbiyesizliği iddiasında bulunan STV’nin böylesi durumlarda neden bu tip triplere girdiği meselesine gelelim…
    Öncelikle benim üzerimden bir rol model oluşturulup, sonrasında da kara çalınması gerekiyordu. Böylelikle verilmek istenen mesaj gereken yerlere ulaşabilsin. Başörtüsü yasağına karşı direnmiş ve ödetilen onca bedele rağmen Kuran’ın açık bir hükmüne yasak koyma cüretinde bulunan tağutlara karşı davasından vazgeçmeyen, bu mücadeleyi uluslararası platformlara kadar taşımış bir mümine bayan; bilinenin aksine üç kuruşa birilerinin piyonudur aslında tezi ortaya atılır ve iftiralarla süslenir, desteklenir.
    STV, medya gücünün nelere kadir olacağının bilincindedir. Hayatlarını inançlarından taviz vererek idame ettirenler de oltaya takılır ve “Aaaa demek öyleymiş” der oturdukları yerden…
    Şahsımdan ziyade direnen, başkaldıran, özgürlük mücadelesi veren, hakkına ve kimliğine sahip, Kuranla inşa edilmiş bir kişiliğe iliştirilmeye çalışılmış isimdir yani Fadime Şahin…

    Çünkü ben bugün “Atatürk’ü seviyor musun?” sorusuna Evet, “Humeyni’yi seviyor musun?” sorusuna da Hayır deseydim, ismim Fadime Şahin’le birlikte zikredilmeyecekti. Hatta başörtülü hanımları temsil edemez yerine “helal olsun, başörtülü hanımları ne güzel temsil etti” denilecekti… Demek oluyor ki, Samanyolu TV tarafından sahnelenen, şahsım üzerinden mücadelemi karalama maksatlı kurgulanmış bir iftira senaryosuydu bu…


    Yer Gök Direnenlere de DİLENENLERE DE Şahitlik Ediyor…


    Yıllar önce başörtüsü yasağı başladığında, peruk takmayı ya da örtümüzü açmayı reddettiğimiz için bizler okul kapılarından geri çevrilip, kapı önlerinde oturma eylemi yaparken de provokatörlükle suçlanıyorduk bu kitle tarafından.

    Başörtüsü yasağına karşı direnen kız öğrenciler cemaat evlerinden bir bir kovulurken enaniyet yapmakla suçlanır, baş açmanın Allah rızası, ondan da ziyade hizmet (!) için bir özveri olduğu nutukları atılırdı.

    Başörtüsü ayetle mümine hanımlara emrolunup, farz kılınsa da, onlara göre bir teferruattı ve imanın şartlarından biri değildi. Allah’ın emrinden ziyade, tağutun zulmü ne boyun eğenlerin revaçta olduğu zamanlardı yani…

    Fatih Üniversitesine örtülü olarak kayıt yaptıran kızlardan kayıt sonrası başörtülerini çıkartmaları istenir, çıkartmayanlar ödedikleri binlerce dolarlık meblağın kendilerine geri ödenmesini istediklerinde paralar iç edilerek okuldan atılırlardı…

    Cemaate ait okullar ve dershanelerde çalışan öğretmenler ya başlarını açtılar ya da işlerinden oldular bu yasağa, bu zulümlere, zalimlere karşı ses yok… Biz yine de dönüp demedik “Ne farkınız var bu ayete savaş açanlardan” diye? Kraldan çok kralcılık sizler için mi söylenmiş acaba diye?

    Gelelim konumuza, Samanyolu Haber 11 Haziran 2008 de Fatih Altaylı’nın programındaki gelişmeleri şu şekilde aktarıyordu:
    "Kanal1 televizyonunun çirkin bir provokasyona sahne olduğunu, önceden hazırlandığı her halinden belli olan kurmacada sözde Türkiye'de yaşayan başı örtülü hanımları temsilen ekrana çıkartılan iki kişinin tepki çeken sözler sarf ettiğini ve sunucunun Humeyni'yi seviyor musunuz? Şeklindeki sorusuna "Evet" diye cevap veren kişilerden Nuray Canan Bezirgân adlı şahıs bu sorunun ardından gelen "Atatürk'ü seviyor musunuz?" sorusuna hayır şeklinde cevap verdiğini, Samanyolu Haber'e ulaşan çok sayıda vatandaş kasıtlı biçimde ekrana çıkartıldığı her halinden belli olan kadının sözlerinin sadece kendisini bağlayacağını hiç kimseyi temsil konumunda olmadığını hatırlatıldı.”
    Cemaatleri ve etrafında öbeklendikleri menfaatlere zarar gelecek korkusuyla dehşete kapılan ahlak fukarası bir zihniyetin ne kadar korkunç bir hale gelebileceğinin en basit örneklerinden birine daha şahit olduk böylece.

    Birincisi, Türkiye’deki bütün başörtülü hanımları temsil etmiyorum zaten ben oraya Özgürder temsilcisi olarak katıldım. Ayrıca günümüzde başörtülü olmak ortak bir payda olarak değerlendirilmemelidir… Her seviyeden ve farklı amaçlarla başörtüsü kullanan, cemaatinizin öngördüğü gibi bazen kullanıp gereğinde aksesuar gibi çıkarabilen bir topluluktan söz ediliyor. Kaldı ki, ben Başörtüsünü özgürlüğünün bayrağı yapmış ve bu uğurda mücadele veren, bedel ödeyenleri temsilen bir bireyim ve kendimi de ifade etme hakkımı dilediğim zaman, dilediğim yerde ve dilediğim şekilde kullanma özgürlüğüne sahibim. Neyi, nerede ve nasıl konuşacağım konusunda kimseden icazet alacak da değilim.

    Televizyon programlarında fikir beyan eden herkesin kimi, hangi grubu temsil ettiğini sorguluyor musunuz? Tabii ki hayır, çünkü bu mantıksızca bir tutum olur. Zaten eleştiriler kişiler değil fikirler üzerine yapıldığı zaman bilgilendirme amacı taşır. Sizin yaptığınız filmlerinizde sık sık işlediğiniz çeşme başında dedikodu üreten fitne kadın tiplemesiyle tabir olunur ancak. Sormazlar mı insana peki bu kin, bu düşmanlık niye diye?

    Bu arada endazesi bozulmuş, sakat bir zihniyetin yamuk bir adalet tasavvuru inşa ederek öncelikle müntesiplerine ve sonrada bulunduğu topluma ne gibi zararlar verebileceğine dair paylaşabileceğim tecrübelerim için bu sütunlar yeter mi bilmem?
    Ancak bazı şeyleri konuşmanın zamanı gelmiş gibi görünüyor. İslam hiçbir kimsenin ya da zümrenin tekelinde değildir ve İslam aleminde çok sayıda cemaat bulunmaktadır. Bu farklı fraksiyonlardaki küçük parçalar aslında bir bütünün tamamlayıcı unsuru olduklarını unutur da, başına buyruk bir tavırla, parçayken bütünlük vehmine kapılırsa diğer grupları dışlar, tecrid eder.

    İşte cemaat olmayı aşıp cemaatçilik taassubuna saplananlar yalnızca kendilerine değil, ümmete de zarar verecek seviyede bencilleşebilir. Eleştirmenin hak olduğu oranda, ne denli masum maskeler takılarak yapılırsa yapılsın, hakaret ve iftira suçtur

    Bu durumda bir topluluğu olaylar neticesinde kolektif düşünmeyi ve çıkarımlarda bulunmayı güdümleyen, tek tipleştirici altyapı sorgulanmalı bence.
    Yani insanlar zihni yapılanmalarına uygun cemaatler bulup, o çatı altında mı birleşiyorlar? Yoksa insanların İslami olarak zihinsel haritaları cemaatler tarafından mı şekillendiriliyor?…
    Çünkü birey tercih etme hakkını ipotek altına aldırabiliyor ve liderinin rızasını Allah’ın rızasına tercih edebiliyorsa bu ciddi sorunlara ve şuur sapmasına denk bir duruma işaret etmektedir.
    Samanyolu Haber Devam ediyor hızını alamayarak Fadime Şahin başlığıyla,
    “Vatandaşlar ayrıca Canan Bezirgân olayının Türkiye'yi 28 Şubat sürecine taşıyan Fadime Şahin provokasyonuyla bire bir örtüştüğüne dikkat çekerek " milletin bu türlü oyunlara karnı tok" tespitinde bulundular.” 11haz 2008 ;
    Bu da bu zihniyetten onaylı bir vatandaşın yorumu, haberin altına eklenmiş: “Artık yemiyoruz geçti o oyunlar Altaylı efendi yeni bir Fadime bulmuşsun ama Müslüm ü eksik onu da artık sen oynarsın herhalde.”

    Bu benzetmeyi yapan ve bu habere yorum yazanları onaylayıp, yayınlayan hoşgörücüler nedense insani duygulardan arındırılmış bir vampir edasıyla geldiler üzerime...
    Oysa ne kadar yufka yürekli, tevazu sahibi, gözü yaşlı, bir liderin takipçileriydi onlar. O kadar seviyorlardı ki, insanları bir yandan diyalog aşkıyla hayali sırat köprüleri kurup hahamları, papazları, kardinalleri üstünden hoplatıp sözde cennete uçururken, diğer yandan dünyanın onaylı bazı ülkelerinde açtıkları Türk okullarındaki siyahî öğrencilere Türkçe olarak öğrettikleri Tarkan-Sezen şarkılarıyla İslam’a pardon cemaatin yayılmasına hizmet ediyorlardı. Türkçe Olimpiyatları adını verdikleri etkinliklerde genç kızlar söyledikleri Türkçe şarkılar eşliğinde sahnede arzı endam edip dans ederken, şakirtler(!) onları ayakta alkışlayarak “işte hizmet! Hizmet!” diye gözyaşları döküyorlardı. Kime hizmetti bu? Bu hizmet neydi?

    Biz, hayatını Kuranda bize bildirildiği gibi helal ve haram çizgilerini aşmamaya özen göstererek şekillendiren Müslümanlar olarak rencide ediliyor ama susuyorduk. Diğer yandan da tağuta, zalime haksızlıklara karşı mücadele eden Müslümanları yerden yere vurarak, bir zamanlar küfür saydıkları siyasete ve düzene cilve yapıp göz kırpıyorlardı.

    Aynı 28 Şubat sürecinde meclis kürsüsünden boğazı patlarcasına “Bu kadına (Merve Kavakçı) haddini bildirin” diye haykıran Ecevit’e olan anlamsız hayranlıkları, onu seçimlerde desteklemeleri ve onu öven yayınlar yaptıkları gibi.

    Başörtüsüyle okula almadıkları öğrenciye Fatih Üniversitesindeki bir programda başörtülü bir vaziyette İsrail büyükelçisine çiçek verdirterek şirinliklerine şirinlik eklemeye çalıştıkları gibi.

    Bir de adama sormazlar mı hangimizin ahlakı Fadime Şahin tiplemesine daha yakın ya da tabirinizle birebir örtüşüyor diye? Fadime kazanacağı para aşkına başörtüsü takıp kendine verilen rolü oynamışsa, sizin zihniyetinizde tam bunun tersini hizmet aşkına müntesiplerine yaptırtmıyor mu?

    Eşlerine, kızlarına, nişanlılarına, makam mevki söz konusu olunca tesettürlerinden vazgeçmeleri için baskı yapan erkek ağabeyle, babalar, zihniyetinizin bir parçası değil mi?
    Direnmeyi provokatörlük, fitne uyandırma olarak niteleyip, diplomayı Allah’ın farzına tercih etmeleri yönünde kızlara baskı yapan ve sonrasında hem bu yasağın yayılması, hem de bu Aç-Kapa modasının yaygınlaşması bu hareketin süsleyerek sunduğu haram meyveler değil mi?

    Öte yandan Abdullah Abdulkadiroğlu isimli bir haber spikeri var bu kanalın. O da heyecana kapılıp karalamış bir şeyler köşesinde. Her ne kadar niyeti şuurlu duruşumuza kara çalmak olsa da, o da Altaylı gibi kendi kalesine gol atanlar safından.
    Birincisi “Stüdyoya nereden buldukları belli olmayan iki tane başörtülü çıkartıp sanki bütün başörtülüler Humeyni’yi seviyormuş, Atatürk’e düşmanmış gibi lanse etmek bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür” iddiasında bulunuyor...
    Oysaki ben başörtüsü yasağı uygulaması başladığından bu yana Allah’a hamdolsun ki bu zulme karşı isyan bayrağını açmış, başörtüsü hassasiyeti taşıyan birçok Müslüman tarafından çok iyi tanınan bir aktivistim. Beyefendi zahmete girip birkaç sivil toplum kuruluşunu arasa ya da ismimi araştırsa anlayacak. Fakat bu sefer nasıl karalayacak onun için tanımıyormuşu oynaması gerekiyor misyonu gereği…

    “Peki Atatürk’ü seviyor musun ?
    Cevap tam da planlandığı gibi.
    “Sevmeme hakkım var mı ? Varsa sevmiyorum.”
    Bunu söylemek için mi Kanada’da 7 yıl bekledin?
    Bir gün gel memleketinin en zor gününde ‘Atatürk’ü sevmiyorum Humeyni’yi seviyorum’ de diye mi seni Kanada’ya gönderdiler?
    Sürekli inançlı insanlara saldıran Fatih Altaylı’ya konuş diye mi seni yıllarca beslediler?”


    Peki sizin önderinize “Hürriyet’e, Milliyet’e, Radikal’e, Showtv’ye 28 Şubatçılarla aynı safta ülkenin en zor günlerinde REFAHYOL hükümetini devirmek için demeçler verirken, sürekli inançlı insanlara saldıran gazeteleri neden tercih ediyordu” diye sormazlar mı?

    Yabancı bir insan hakları kuruluşu vasıtasıyla yurtdışına çıktığım iddiasını imalı bir biçimde izleyicilerinize duyururken beni ajan gibi göstermenize karşılık, yine sormazlar mı “Hocaefendinin nerelerden alınan referans mektuplarıyla Amerika’da bunca yıldır bulunduğunu, Mehmet Kutlular’ın da kısaca ifadesiyle hizmet diyerek açılan okulların hangi lobilerce onaylı olduğunu ve en önemlisi Dünya Gemisinin Kaptanı dediğiniz Amerika’nın sizin öğrencileriniz için bizim gönüllü ajanlarımız (walk in agent) sıfatını kullandığını nasıl açıklayacaksınız” diye?

    Üzerine, düzenlediğiniz Gazeteci ve Yazarlar Birliği toplantılarında el pençe divan durarak, inançlı insanlara saldırıyor dediklerinize ödüller yağdırdığınızı?

    Planlar, bedel ödemek söz konusu olunca direnmeyi değil, DİLENMEYİ seçenlere daha yakışık bir tabir bence. Bunu söylemek için mi beklemişim Kanada’da. Hayır, 28 Şubat sürecinde kol kola gezdiğiniz darbecilerin ve sizin gibi zalime çatma cesareti olmayıp, mazluma vurmayı erdem sayma ahlakındaki kardeş zannettiğim kişiler yüzünden gitmiştim Kanada’ya.

    Ben besleme değilim elhamdülillah, şerefli bir Müslümanım, Kanada’da eğitim alabilmek için Kanada devletinden geri ödemek koşuluyla aldığım devlet kredisiyle okudum…
    Hazır laf açılmışken “Kanada’da cemaatinizin oraya hizmet(!) etmesi için gönderdiği kişiler bir bir araştırılırsa, hangi mazeretlerle iltica edip, orada oturum aldıktan sonra okul açtıkları ortaya çıkarsa” yüzünüz çok kızarır ona göre.
    Uğruna bir evladımı şehid verdiğim, yedi yıl hicret hayatı yaşadığım, gözaltlarında sorgulandığım, meydanlarda coplandığım, itilip kakıldığım davama kara çalmaya hiç kimsenin hele de örtü derdi olmayan sizin hiç hakkınız yok.

    Yazıdaki hakaret ve iftira içeren kelimeler kişinin ahlaki seviyesini göstermesi açısından önemli. Söz konusu TV ve şahıslar hakkında savcılığa başvurduğumu siz değerli okurlarıma iletmek isterim. Hepsinden önemlisi de Rabbimizin fani hayattan baki aleme geçiş yaptığımızda haklarımızın eksiksiz olarak iade edileceğine dair vaadi olması. Bu bağlamda zalim kadar zulme razı olanın da suçlu olduğu bilinciyle, kimliğime, kişiliğime ve davama yapılmış bu çirkin yakıştırmalara karşı söyleyecek çok sözüm olduğu da biline.

    Yaşadığım bu süreçte haksızlıklara karşı duyarlı davranarak yanımda olan her kesimden sağduyulu aydın kalemlerimize, birçok basın yayın kuruluşu ve insan hakları derneklerine ve özellikle dünyanın birçok yerinden bana ulaşarak iyi dileklerini ileten herkese teşekkür ederim.
    Sadece Rabbimizin emirlerine amade, düzenin tüm baskı ve dayatmalarından azade günlerin gelmesi dileğiyle

    Not: Nuray Canan Bezirgan bir selamhaber.com yazarıdır... yazıları kaynaksız kullanılamaz
    Batıla yardım eden Hakka zulmeder
    Hz.ALİ

  2. #2
    Oy oy oy harbi tokat gibi cvp.
    Bu portaldada kızı yerden yere vuranlar vardı aynı Stv gibi. Ne kolay değilmi oturduğumuz yerden ahkam kesip büyük büyük laflar etmek. Kızında dediği gibi neyseki hesap günü var.
    "Söylesem tesiri yok, Sussam gönül razı değil..."

  3. #3
    Sessiz DEVRİM! Fatih KANLI kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Feb 2008
    Konum
    istanbul
    Yaş
    35
    İletiler
    3,666
    Blogdaki Konular
    1
    Şerefi olan utanır...ama onlar utanmaz...

  4. #4
    Sessiz DEVRİM! Fatih KANLI kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Feb 2008
    Konum
    istanbul
    Yaş
    35
    İletiler
    3,666
    Blogdaki Konular
    1
    Arkadaşlar mail gurubumdaki herkese bu yazıyı gönderiyorum size de bir çağrım var herkes bu yazıyı mail gurubunda ki herkese yollasın...

  5. #5
    Yolladım ama inşallah okuma zahmetinde bulunurlar
    'Sen'e ithaflar bitti...

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •