+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor

Konu: Müslüman’ın Sistemle İmtihanı!

  1. #1
    Sessiz DEVRİM! Fatih KANLI kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Feb 2008
    Konum
    istanbul
    Yaş
    38
    İletiler
    3,669
    Blogdaki Konular
    1

    Müslüman’ın Sistemle İmtihanı!

    Müslüman nedir?

    Müslüman sadece namaz kılan,oruç tutan,zekat veren ve hacca giden bir insan mıdır?

    Müslüman’ın başka vazifeleri yok mudur?

    Bizim annelerimize ve babalarımıza hep bu öğretildi.Sanki müslüman’ın başka bir vazifesi yokmuş gibi…Oysa Allahresulü (s.a.v.) efendimizin ve o’nun evvelindeki peygamberlerin hayatına baktığımız zaman bunun çok daha farklı bir boyutu olduğunu çok rahat gözlemleyebiliyoruz.

    Bütün peygamberlere peygamberlik gelmeden önce ki hayatlarında daima yaşadıkları toplumda hep örnek alınan, dürüst,güvenilir,emin kişiler olarak öne çıkmış insanlardır.Yaşadıkları toplumlarda hiç önyargı ile yaklaşılmamış tam aksine benimsenmiş,sevilmiş,el üstünde tutulmuşlardır.Taa ki kendilerine nübüvvet gelene kadar…

    Peki niçin kendilerine peygamberlik geldiğinde o insanlara müdahale ettiler? Bu kadar sevdikleri halde… Peygamberlik neydi ki? Ne emretmişti ki insanlara? Oysa sistemin insanların dürüstlüğü ile,güzel ahlakı ile problemleri yoktu.

    Neydi peki sıkıntı?

    Hz. Şuayb (a.s) kavmine tebliğ ettiği zaman kavmi ona:”Ey Şuayb biz seni düzgün bir insan olarak bilirdik,senin bu yaptıklarını sana kıldığın o namaz mı emrediyor?”Ne yapmıştı ki Hz. Şuayb?

    Aynı şekilde diğer peygamberlerde kavimlerine Allahtan korkmalarını bir olan Allaha iman etmelerini,ona şirk koşmamalarını ve çokça tevbe etmelerini emretmiyor muydu?İşte tam bu noktada Allah(c.c.)’ın emri onların sistemlerinin tam merkezine bomba gibi düşüyordu.Onların emirlerini yok sayıyor hüküm ancak Allah’ın dır diyordu!Çünkü din onların sistemlerini darmadağın ediyor Allah’ın hükmünün haricinde başka bir hükmün olmayacağını olursa da bunun şirk olacağını ve bunu da Allah’a şirk koşmayın ona bol bol tevbe edin diyerek anlatıyordu.

    Son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)efendimize gelip:”Seni başımıza reis yapalım,seni Mekke’nin kadınlarının en güzeli ile evlendirelim,zenginlik istiyorsan en zenginimiz yapalım,Kâbe’nin anahtarlarını verelim sana ama kurulu sistemimize dokunma,bizi ve çocuklarımızı atalarımızın dininden döndürme” dediklerinde Allah resul’ünün onlara cevabı :”Sağ elime güneşi,sol elime ay’ı verseniz ben davamdan dönmem” dedi.Çünkü,İslam hayatın merkezine hükmediyor,sistemin çarklarını kendi değer yargılarına göre döndürmek istiyordu.

    Var olan sistemle beraber değil,o sistemi tamamen egale edip,hakim paradigmayı yerle bir edip “Tevhidi sistemi” yerleştirmekti gaye.İşte sistemin tepesinde ki insanlar Kur’an’ın deyimi ile “mele-i mütref” olan kişiler bunu kabullenemediler.Sistemin çökmesi demek menfaatlerinin,üstünlüklerinin kaybolması siyahi bir köle ile aynı safta namaza durmak aynı şartlara eşit olmak demekti!Sıkıntı buydu!

    Genel olarak baktığımızda tüm peygamberler insanları sadece bireysel ibadetlere değil tevhidi inşa etmeye onu hayatın merkezine yerleştirmeye çalışmışlardır.Maksat sadece ibadet olsaydı,Hz. Musa “Tur” dağından,Hz. Muhammed (a.s.) da “Nur” dağından aşağı inmezdi.

    Günümüze baktığımızda ise sadece namazını kılan,orucunu tutan ancak sisteme müdahale etmeyip sadece sistemin bir parçası olmayı seçen bir anlayışla karşı karşıyayız.Namazını kılan,tespihini çeken ancak sistemin aksayan yönlerini görmezden gelen “aman bana ne” diyip nemelazımcılık gösteren bir anlayış.

    Bu anlayış yıkılmadan gerçek Müslümanlığı yaşayamaz,nebevi bir hayat anlayışını hayatımıza hakim kılamayız,tevhidi inşa edemeyiz.Tarih boyunca Peygamberlerin getirmiş oldukları,egemen kılmak istedikleri din anlayışı bu değildi.Yani günümüz insanının yaşamış olduğu din Peygamberlerin getirdiği din değil.

    Nebevi Hak din üzere olmak dileği ile….

  2. #2
    Aslında mesele 'müslümanın sistemle imtihanı' değil, müslümanın imtihanını kaybetmesinin bir cezası olarak bu kötü sistemin (faizci, rantiyeci,takiyyeci kısacası bünyesinde şeytani argümanları barındıran gayri islami yapı diyelim) başına düçar olmasıdır.

    Meseleyi biraz daha somutlaştırırsak;

    Bizler elhamdülillah şuurlu müslümanlarız (müslüman'la şuurlu müslüman arasında arz ile arş arası kadar fark vardır).
    Ne zaman ki şuurumuzu yitirip (bizler şimdi%2,5 olalabiliriz ama daha önceleri %25 civarındaydık, yani büyük oranda şuur kaybı yaşadık) konu yazarı Fatih Kanlı'nın dediği gibi 'Günümüze baktığımızda ise sadece namazını kılan,orucunu tutan ancak sisteme müdahale etmeyip sadece sistemin bir parçası olmayı seçen bir anlayışla karşı karşıyayız.Namazını kılan,tespihini çeken ancak sistemin aksayan yönlerini görmezden gelen “aman bana ne” diyip nemelazımcılık gösteren bir anlayış.' müslüman tipinin çoğalması (şuursuzların sözlerinin geçmesi, iktidarı seçebilmeleri, ör: akp) başımıza bir belanın geleceğinin de habercisidir. Nitekim bela da gelmiştir.

    İnsanların yaptığı hatalardan dolayı Allah cc tarafından 'kulum hatasının farkına varsın ve kendisine çeki-düzen versin' diye bazı belalar gelebilir. Önemli olan bu belanın ne için geldiğinin farkına varmaktır ve tevbe ederek doğru yolu bulmaktır.

    Bu belanın gelmesinden daha kötüsü ise gelen belanın farkına varılmamasıdır, bu ise durumu daha da vahimleştirir.

    Maalesef günümüz müslümanlarının durumu vahimdir. Durumun vahim olması biz şuurlu müslümanları ümitsizliğe düşürmemelidir bilakis daha azimli çalışmamızı gerektirir.

    Nitekim Nuh a.s 950 sene islam'ı tebliğ etmiştir ama gemiye bir elin parmakları sayısınca insan binmiştir.
    Klavye Mücahidi

+ Konuyu Yanıtla

Tags for this Thread

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may edit your posts
  •