+ Konuyu Yanıtla
2 / 1 12 SonSon
32 sonuçtan 1 --- 20 arası gösteriliyor

Konu: Mektup

  1. #1

    Mektup

    Saat:08.30...


    Yarı kapalı gözlerini biran için aralayan Berrak, yataktan kalkma stiline uymayan bir sıçramayla doğruldu. Saati daha evvel duyduğunu anımsadı, ama uykunun cazibesine yenik düşmüştü...

    Aslında bu dün akşam ki davette eğlenmenin, içkiyi fazla kaçırmanın ve Pazartesi realitesini unutmanın sonucuydu.

    Ne giyeceğini kendine sorup duruyorken, İnci de aynı hızla bir banyoya bir odaya koşturuyordu...

    Berrak siyah eteğini, siyah gömleğini giydi ve eflatun fularını hızla gelişigüzel boynuna doladı... Makyaja zaman kalmamıştı. Yüzüne sadece krem sürdü...

    Çantasını ararken, İnci'nin sesini duydu;

    Berrak ben çıkıyorum, anahtarı unutma!

    Olur...
    Diye bağırdı odadan...

    İşte kendini aratmaya meraklı çantayı bulmuştu sonunda, bir koluna ceketini giyerken diğer eliyle anahtarları çantasına koymakla meşguldü...
    En sonunda dışarı atmıştı kendini... Saate bakıp suratı ekşiyordu...

    Apartman kapısından çıkarken, hiçbir sabah bakmadığı posta kutusuna baktı ve kendi adına gelmiş bir zarf buldu. Hem acele ediyor hem de zarfta ne olduğunu merak ediyordu.
    Gönderenin ismi yoktu...


    Kapıdan çıkarken uzun zamandır bakmadığı posta kutusunda gözüne ilişen zarfı da uzun uğraşlar sonucunda koluna astığı o aratmaya meraklı çantasına koymuştu!

    Daha sonra işine geç kalma telaşıyla otobüs durağına hızlı adımlarla ilerledi. Fakat bu arada çantasına bıraktığı zarfın içerisinde neler olduğunu merak ediyordu! Doğası itibari ile biraz meraklı idi.

    Otobüs durağına doğru hızlı adımlarla ilerlerken yağmur damlalarının tenine değdiğini hissetti. Yaz yağmuru diye söylendi içinden daha hızlı adımlarla hatta koşarcasına ilerlemeye başladı! Sonunda durağa varabildi! Gördüğü manzara onu her günkünden daha çok ürkütmüştü!



    devam edecek...
    Klavye Mücahidi

  2. #2
    Üstad başına yazı dizisi yazsana:) Sonunda hayal kırıklığı yaşadım resmen. Neyse bekleyelim bakalım merak uyandırdın bende. Güzel bi hikayeye benziyor.
    "Söylesem tesiri yok, Sussam gönül razı değil..."

  3. #3

    ...devam ediyor

    Durakta otobüs beklerken zarfı açmayı düşündü. Fakat yağan yağmur onu yıldırdı. Çünkü sıra çok kalabalık ve Berrak ise durağın muhafazasız kısmında duruyordu. Otobüse bindiğimde bakarım diye geçirdi içinden.

    Beklediği otobüs gelmişti!
    Aksi gibi tüm duraktakiler aynı otobüsü tercih ediyorlardı.

    Ve zor da olsa Berrak otobüse binmişti.

    Muavine parasını uzattıktan sonra kendisini tıklım tıklım olan otobüste boş bir köşeye bıraktı!
    Oturacak yer yoktu.

    Birden gözleri buğulu camdaki yağmur tanelerine takıldı.
    Dün gece davette yaşananlar geçiyordu aklından!
    Sanki yağmur tanelerinde tüm hayatını bir film şeridi gibi görebiliyordu…

    Dün gece şaraptan sonra votka içmenin ne âlemi vardı… İnci’nin ısrarı olmasa belki erken ayrılacaktı ama İnci’nin tanıştırdığı şu broker Evren Bey çok hoş biriydi doğrusu... Afrika’da yapmış oldukları safari macerasını anlatırken sanki tekrar yaşıyormuş gibi yüzünde çekici ifadeler oluşturuyordu…

    Hep çocukken oynadığı o şirin Pelit ağacının olduğu bahçeyi anımsadı birden... Yine yağmurun yağdığı bir günde, yapraklarından süzülen damlaları içmeye çalışmıştı…
    Ne güzel ne mesut bir çocukluk geçirmişti...

    Şimdi ise hayal dünyasından kopup o boğucu ve tıka basa insan dolu otobüste buluvermişti kendini! Biran için bunları düşünmek bile sıkıntısını hafifletmişti aslında...

    Otobüsten indiğinde, yağmur kesilmişti... Hava serinlikle ılıklık arasında karar veremiyor gibiydi. Tırmanışa geçen merakı aklına geldi birden…
    “Ona gelen zarf”

    Ama çok geç kalmıştı işe açacak zamanı yoktu... Koşar adımlarla üç katlı bir binanın içine girdi ve hızlıca merdivenleri çıkmaya başladı…

    En üst kata geldiğinde şöyle hızlıca bir üstünü başını düzeltti ve kapıyı açtı…
    Kapının hemen yanındaki masada oturan sekreteri selamladı ve odasına koşar adımlarla gitti…

    Ve nihayet o yorucu ve stresli kalabalığın içerisinden kurtulup, bir an da olsa sükûnetli odama kavuştum hayali ile koltuğuna kendisini usulca bıraktı. Çantasını koltuğunun kenarına astı! Sekreterini aradı. Kendisine bir fincan orta şekerli kahve istedi.

    Dün geceki içkinin tesirini üzerinden atabilmek için bu ona çok iyi gelecekti. Kahvesi geldi. Kahvesini yudumlarken, masasının üzerindeki evraklara takıldı gözleri! Aman Allah’ım! Bunların hepsi kendisini bekleyen günlük işleri idi. Bir anda onları da unutuvermişti!

    —Daha fazla rahatlamasına zaman yoktu. Biran evvel işlerine başlamalıydı...


    Öylesine dalmıştı ki işlerine saat 12’ ye 15 dakika kalmıştı. Sabah evden çok acele çıktığı için kahvaltı yapmayı da unutmuştu. Karnının acıktığını hissetti… Tek başına yemek yemek tarzı değildi.

    Aynı işyerinde birlikte çalıştıkları İnci ile ortak arkadaşları olan Sibel’i aradı. Ve ona dışarıda köşe başındaki restoranda öğle yemeği yemek için teklif sundu. Sibel ile araları çok sıkı idi. Ona dün gece kendisini cezbeden, İnci’nin kendisi ile tanıştırdığı Broker Evren bey den bahsedecekti.

    O, kaybolmaya meraklı çantasından cüzdanını alarak, Sibel’in yanına gitmek üzere odasından çıktı. Odadan çıkarken kapının hemen yanındaki masada oturan sekretere tekrar selam verdi. Yemeğe çıkacağını söyledi. Sibel ile öğle yemeği yemek onu çok mutlu ediyordu. Bu yıllardır hep böyle idi…

    Öğlen yemeğinde günlük işlerin stresinden kurtulup, kendi aralarında hayatın güzelliklerinden bahsederek, birlikte az da olsa hoş vakit geçirebilmek ikisi içinde çok cazip idi. Buluşup birlikte restoranda gittiler. Her zamanki gibi Berrak, Soyalı Mısır Taneli ve Brokolili salata karışımından sipariş etti. Sibel de kendisine bir sandviç söyledi. …
    Klavye Mücahidi

  4. #4
    ...........................


    —Sabah ki telaşımı görmeliydin Sibelciğim... Hiçbir sabah, böyle fırlama pozisyonunda kalktığımı yazmaz yani...

    Sibel meraklı gözlerle bakarak;

    —Eee nasıl geçti dün gece? Eğlendin mi bari…

    Berrak hoş bir tebessümle;

    —Güzeldi, yorgunluğa değdi anlayacağın, ben aslında bu tip davetleri sevmem bilirsin suni gelir bana. Suni gelmeyen tek şey dün gece biriyle tanışmamdı!

    —EE anlatsana, neyin nesi? Nasıl tanıştınız? Diye sordu Sibel...

    Elindeki çatalı bırakıp, arkasına yaslanan Berrak;

    —İnci tanıştırdı bizi. Hani hep söz eder belki duymuşsundur onun çok yakın arkadaşı Tuna’nın kuzeniymiş… Bir broker kendisi, uzun boylu, uzaktan fazla dikkat çekmeyen yanına yaklaştıkça ilgi çeken bir tipe sahip... Afrika’da safari’ye gitmiş düşünebiliyor musun? Demek ki maceracı bir ruhu var…

    Anlatılanları gülümsemeyle dinleyen Sibel;

    —Adı ne demiştin?

    —Evren, adı Evren...

    —Peki, nasıl yani şimdi sen hoşlandın mı bu adamdan?

    —Hoşlandım diyebiliriz, sanırım o da benden hoşlandı... Ama telefon numarasını istemedim o da istemedi!

    —Niye? Sen çekinmezsin pek…

    — Yaa ondan değil de, ben kararsızımdır bilirsin... Yani şimdi hoşlandım, bende bıraktığı imaj “güzel” Sonra ne olacak biliyor musun diyorum, her zamanki gibi bir-iki defa görüşeceğim, tanıyınca anlayacağım ki aklımdaki adam o değil...

    —Aman sende, senin şu önyargılı oluşun deli ediyor beni, böyle düşünmeye devam edersen aşkı hiçbir zaman bulamazsın!

    —Kim kaybetmiş ki ben bulamayım! Gerçek aşkı bu çağda bulmamız sence de zor hatta imkânsız değil mi?

    Sibel sesli bir gülümsemeyle;
    —Bulanların senden benden farkı ne peki? Kader ve şans meselesi mi? Bence insan kendi şansını kendisi yaratır... Herkesin karşısına çıkmaz böyle maceracı ve hoş brokerler canım!

    ............................


    Berrak evet çok haklısın diye devam etti sözlerine, bende bu yüzden senden fikir almak için açtım bu konuyu. Hep kim kaybetmiş ki ben bulayım diyorum...



    …………………………………


    Diyorum ki beraber bir yemeğe çıkalım sende tanış bakalım. Senin, Evren Bey hakkındaki düşüncelerin neler olacak? İnsanlarla bu şekilde kısa görüşmelerle gerçek kişilik ve kimliklerini bulamazsın diyorum yinede...

    Sibel söze girerek bak canım seni tanıyorum ve haklısın ama yinede denemelisin bu gidişle evde kalacaksın...

    Aralarında minik bir gülüşme oldu...

    Hem senin kafanda nasıl bir adam var ben bile çözemedim.


    Zengin...
    Dürüst...
    Zeki...
    Yakışıklı...

    ..........

    En önemlisi dürüst!
    Her neyse dedi Sibel! Senin dediğin gibi olsun. Bir akşam yemeğine çıkalım ve görelim şu meşhur broker Evren beyi.

    Yemeklerini yedikten sonra garsona seslenerek “Hesaaap” dedi Berrak!
    Sibel dur canım olur mu öyle şey, bu gün de ben ısmarlamış olayım dedi.
    Bu yüzden sürekli tatlı tatlı takışırlardı.

    .....

    Birden Berrak ocakta yanan yemeği unutmuşçasına - ZARF! Dedi!!!!!!


    devam edecek...
    Klavye Mücahidi

  5. #5
    Sibel hayırdır güzelim ne zarfı diye sordu?

    Berrak hemen çıkalım yolda anlatırım!!!

    .....


    Sibelciğim sende beni çok iyi biliyorsundur ki Pazartesileri haftanın ilk iş günü olmasından mı yoksa bendeki bu aceleciliğe ve unutkanlığa dikilmiş kaftan olmasından mıdır nedir çok yoğun ve aceleci geçiyor.

    Sabah alelacele uyanıp makyajımı bile tamamlayamadan evden çıktım.
    Çıkarken hiç bakmadığım posta kutumuza gözüm takıldı.


    —Bir zarf vardı posta kutumuzda! Kimden geldiği belli olmayan ama “Gönderilen” kısmında adımın yazılı olduğu bir zarftı bu!!
    Sibel hemen Berrağın sözünü keserek söze daldı…

    -Nasıl yani?
    -Bende bilmiyorum işte…
    -Sen çok meraklısın, merak edip bakmadın mı zarfın içerisine?

    -Hayır! Trafik, yağmur, otobüs, insan kalabalığından kurtulup ofiste açarım diye düşündüm. Fakat ofiste de işler peşimi bırakmadı! Şimdi ise aklıma geldi yeniden

    -Kuzum sen eskiden unutkandın ama bu kadar değildin!! Senin şu dün gece tanıştığın Broker Evren bey’in katkısı büyük olmasın senin bu unutkanlığının dozunu aşmana?


    -Yok canım! Ne alakası var!


    ...............................................






    Yemekten döndükten sonra, Berrak yarım kalan işleri bitirmeye koyuldu. Arada bir gözü çantasına takılıp, zarfı düşünüyordu. Onu açmayı geciktirdikçe daha bir gizemli buluyordu…
    Kendi kendine gülümsedi...

    Biraz rahatlamak için Dido dinlemeye karar verdi... En sevdiği şarkısı “one step too far”dı.
    Dido ile birlikte söylemeye başladı…

    “i've been waiting
    i'm still waiting
    i've been waiting
    i've been waiting
    i've been waiting
    i'm still waiting
    i'm with you (with you)
    it's always one step too far
    one step too far”


    Saat 7’ye geliyordu, işlerin hepsini bitirmişti...
    Çıkmadan önce Sibel’i aradı;

    —Sibelciğim ben çıkıyorum da işlerin bittiyse diyecektim, bugün bende kalsana, İnci kardeşinde bu gece.

    Sibel;

    —Benim de bitti gibi hemen hemen, gelirim tabii…

    —Tamam, o zaman, yalnız alışveriş yapmam lazım evde pek birşey kaldığını zannetmiyorum…

    —Olur, ben seni aşağıda bekliyorum...

    Berrak herşeyi kapattığına emin olduktan sonra, odasını kilitleyerek çıktı.

    Sibel ile ikisi markete gidip yiyecek birşeyler aldılar, sonra da Berrak’ın evine gittiler…

    Sibel dinleyebilecekleri bir cd seçmek için arşive bakıyordu…
    Elindeki cdlerle birlikte mutfakta olan Berrak’a seslendi;

    -Placebo mu, Bon Jovi mi yoksa U2 mu??

    Berrak;

    —Daha soft birşey yok mu?

    —Enya nasıl?

    —Harika, yemekte çok iyi gider...

    ........................................

    Yemek yerlerken, Sibel sessizliği bozar;

    —Yakınlarda başka davet yok mu?
    —Bildiğim kadarıyla yok, dedi Berrak

    -Keşke olsaydı, ben de belki biriyle tanışırdım!!

    -Ben Evren’le iletişime geçeyim onun arkadaşlarıyla seni tanıştırırım Sibelciğim..

    —Telefon numarasını bilmiyorsun, nasıl geçeceksin iletişime?

    —İnci ile birşeyler ayarlarız artık...

    ....................................


    —Evren beyin arkadaşları da acaba onun gibi maceracı bir ruha sahip midir?

    —Bilemiyorum ama evren beyden pozitif elektrik aldım o gün, böyle bir adamın arkadaşları da en az onun kadar pozitif olmalı.

    —Çok şanslısın sen ya Berrak… Durdun durdun turnayı gözünden vurdun derler ya öyle oldu.

    —Yok, canım abartma sende, daha buluşmadık bile. Sadece ben o gece hissettiklerimi aktardım sana.

    —Abartmıyorum güzelim. Sen kolay kolay bir erkek hakkında böylesine yüceltici vasıflarından bahsetmezsin! En son Kaan…

    Neyse !!!
    Klavye Mücahidi

  6. #6
    (Sibel “Kaan” dediğinde Berrak birden durakladı ve gözleri doldu.)


    Kaan, Berrak’ın eski sevgilisi, ilk aşkı idi! Talihsiz bir kazada kaybetmişti Sevgilisini! Kaybedişinin üzerinden yıllar geçmişti.


    O yüzden başka birine tutulamıyor, içerisine kapanık bir hâl sergiliyordu hep çevresine…


    Yakın arkadaşları ve ailesi biliyordu bir tek bu durumu. Ve sürekli; artık her şeye yeniden başlaması gerektiğini, yaşının çok genç olduğunu, mesleki kariyerinin zirvelerinde tek başına yapamayacağını, yeni heyecanlar, yeni duygular, yeni umutlara doğru yelken açması gerektiğini hatırlatıyorlardı.


    Kaan ile birbirlerini delicesine seviyorlardı! Bir söz vermişlerdi birbirlerine.
    (Bizi ölüm bile ayıramaz!!!)

    Fakat her zaman olduğu ve olacağı gibi ölüm ansızın ve vakitsiz ayırmıştı.


    Her içerisinde bir kıpırdama hissedişinde Berrak, aklına bu ölümsüz sözleri gelir ve her şeyden o anda vazgeçerdi.


    Fakat artık zamanı geldiğinin o da farkındaydı!!!



    —Artık Kaan yaşamıyor Sibel…
    ( Diyebildi dolu dolu gözleri ile sadece )




    ………………..



    Sanki o geceye kadar Berrak, hatırlamaktan kaçınıyordu Kaan’ı... Taa ki Sibel sözedene kadar! Zihninde ve kalbinde onunla geçirdiği günleri, saatleri hatta dakikaları en ince ayrıntısına kadar tekrar gözünde canlandırıyordu...

    Kaan’dan ona kalan en anlamlı hediye sonsuzluk sembolü olan kolyeydi…

    ..............................................

    Berrak evde yalnız olduğu bir anda, yemekten hoşlandığı fettucine’yi kendisi yapmaya karar vermişti. Malzemeleri hazırlıyordu ki telefon çalmaya başladı...
    Ellerini havluyla kurulayıp odaya yöneldi…

    —Alo
    Klavye Mücahidi

  7. #7
    —Alo

    —Berrak naber canım, İnci ben!

    —İyiyim canım ne olsun? Tabii sen yanımdan ve işten ayrılınca biraz boşluk hissettim ama umarım mutlusundur…

    -Şimdilik mutluyum Berrakcığım, biliyorsun ayrılmam gerekiyordu..

    —Gerekmiyordu da, seninki ısrar konusunda profesyonel olunca haliyle insan arkadaşlarını filan feda ediyor!

    —Yapma böyle ağlayacağım şimdi, neyse bak sana çok mühim birşeyden bahsedeceğim!

    —Hayırdır, neymiş bu mühim şey?

    —Evren ismi sana birşey hatırlatıyor mu?

    —Hatırlatmıyor desem yalan olur, ne olmuş?

    —Geçen akşam beraberdik, ben, Tuna, Evren ve onun bir arkadaşı. Yemek yedik, işten konuştuk filan sonra Evren seni sordu..

    —Eee, sonra?

    —Davette tanıştığım o hoş bayanı niye çağırmadın diye? Sonra bende çok istiyorsan çağırırım dedim şakayla karışık! O da demez mi çok mutlu olurum diye...

    -Hay Allah keşke çağırsaydın beni…

    —Berrak bu adam senden hoşlanmış, o akşam tereddüt ettim telefonunu verip vermemekte açıkçası!

    -Vermediğin iyi olmuş, öyle kolayca olmaz, ben de ondan hoşlanıyorum ama biraz çaba göstermeli!!

    —Of kızım ya, sende zor kadını oynamaya bayılıyorsun. Bak sonra başkası kapar karışmam

    —Hayır İncicim, yanılıyorsun. Erkekler, zor olanı daha çok sever. Eğer düşündüğüm gibi kendini bilen, kendi özelliklerinden gurur duyan biriyse isteyebileceği en yüksek kadını isteyecektir…

    —İyi, iyi felsefeye başladın yine! Benden söylemesi Evren’den sana karşı birşeyler olduğu bariz görülüyor eğer senden de varsa ki, var bildiğim kadarıyla bu güzel bir ilişki olabilir…

    —Tamam, sonra konuşuruz, ben de fettucine yapmaya çalışıyordum…

    —Güzel yapta Evren’i alıp geliriz bir akşam!



    ............................................................ .






    Telefonu kapattı. Tekrar mutfağa geri dönerken acaba fettucine’yi mantarlı mı? Yoksa sadece pesto sosuyla mı? Yapsam diye düşünüyordu…

    İnci’nin söylediklerine takılmış idi kafası. Evren beyden hoşlanıyordu. Kaan’ı da unutamıyordu. Derin düşüncelere daldı…

    İnci’nin gitmesi de bu olayların üzerine tuz biber olmuştu. Hâlbuki ne güzel de anlaşıyorlardı. Ah şu İnci’nin inatçılığı olmasaydı. Dediğim dedik bir yapıya sahipti İnci!

    Berrak içinden (Neden beni yalnız bıraktın İnci) diyordu, kendi kendine.

    İnci varken hiç olmazsa onunla uğraşıyor, birlikte vakit geçirdiklerinden dolayı sadece geceleri yatağındayken düşünüyordu böylesine tatsızlıklarını hayatın…


    Düşüncelerinden sıyrılarak yapmış olduğu mantarlı fettucine’nin tadına baktı.

    Mm !!

    Gerçekten harika olmuştu!

    Yemeğini yedikten sonra kendini en son yarıda bırakmış olduğu Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin Beyaz Geceler adlı kısa romanına verdi. Bu gece bitirmeye kararlıydı. Bu romanda sanki kendinden bir şeyler buluyordu.
    İyiden iyiye kendini romana kaptırmıştı ki birden irkildi tüyleri diken diken olmuştu o kadar dalmıştı ki annesini kendisine ev hediyesi verdiği gonglu saatin sesi olduğunu fark edememişti.

    Hâlbuki annesi ona bu saati kızım her gong çalışında beni hatırlarsın unutmasın diye vermişti…

    Saatin gece yarısını yarım saat geçtiğinin farkına varmıştı… Romanı da bitmek üzereydi bitip yatarım diye geçirdi içinden…

    ...ve okumaya devam etti


    Romanını bitirmiş düşünceli bir halde salondan geçerek mutfağa ilerledi bardağı ağzına kadar suyla doldurarak yatak odasına geri döndü… Artık uyumak istiyordu düşünceleri beynini yormuştu bu günlerde, başucunda bulunan minik radyosuna dokundu şöyle slow bir şeyler çalan bir radyo istasyonun da karar kıldı.

    Hafif müzik eşliğinde uykuya dalmak çok hoşuna gidiyordu
    Radyonun hoparlöründen şu sözler duyuluyordu…

    Tanrıya yalvarmıştım
    Yıllar önce, yıllar önce

    Dedim ki onu alma yanına
    Benden önce benden önce

    Küçük bir şans daha istiyorum
    Bunu bütün kalbimle diliyorum

    Acı veriyor yeni baştan sevmesi
    Bir gün benle bir gün ayrı geçmesi

    Acı veriyor yeni baştan sevmesi
    Yıllar sonra aşka küskün dönmesi
    Klavye Mücahidi

  8. #8

    ………………………………


    Sanki şarkının sözleri tam şu an içinde bulunduğu durumu özetliyordu.

    Gözlerini kapatmış şarkıyı dinlerken aklına birden zarf geldi….

    —zarf... zarfım hala açmadığıma inanamıyorum!!

    Yataktan kalktı ve zarfı aramaya başladı. Çantasında yoktu, zaten çantadan çıkardığını hatırlıyor fakat nereye koyduğunu hatırlayamıyordu!

    -Kahretsin, nereye koydum o zarfı?? Gizemi artırmak için açmazsın hee!..

    Kayboldu işte, nereye koydum, nereye, nereye???

    Berrak o gece heryeri aradı. Ama zarfı bulamamıştı.
    Sabah, Sibel’e de durumu anlattı. Sibel açmadığı için ona kızıyordu.

    —Ben bir aptalım yaa! Nasıl oldu da kaybettim? Sibel çok iyi hatılıyorum çantadan çıkardım, sonra nereye koydum bilmiyorum..!

    —Çok alemsin Berrak! İnsan daha o gün açar ne var diye..Yani senin yerinde ben olacaktım gizem mizem dinlemezdim, o saniye açar bakardım!!

    —Acaba neydi, bir sürü şey geçiyor aklımdan...

    -Bir aşk mektubu olabilir, senin gizli bir hayranın olabilir ya da.. ya da aman allahım Berrak, bir sapık bile olabilir!!!

    —Hadi aşk mektubu olabilir de sapık ne oluyor ki? Senin de müthiş bir hayal dünyan var yani!

    —Ne bileyim ortaya fikir atıyoruz kaybolmuş bir zarfla ilgili, hem bu söylediğim o kadar da ütopik birşey değil... Görmüyor musun neler oluyor hayatta?

    —Neyse, ben kendimi kötü düşüncelere vermeyeceğim. İyi şeyler düşüneceğim.. Aşk mektubu olsa, benim öyle renkli bir aşk hayatım olmadı ki, şu yaşıma kadar tek kişiyi sevdiğimi biliyorsun…

    —Biliyorum, ama bak yaşam devam ediyor, başkaları muhakkak olacaktır. Duyguları olan herkes sevme ve sevilme ihtiyacı duyar…

    —Bu kaçınılmaz biliyorum ama nedense çok kolay olmuyor benim için! “Sevmek” fiilini keşke eylem anlamında kullanabilsem!

    —İçimden bir ses kullanacağını söylüyor…

    —Hadi ya…

    —Evet, hem de çok yakında…



    ............................................................ .................


    Berrak raporlarla uğraşırken, odasının kapısı çalar. Kapıdan içeri genç bir çocuk elinde çiçeklerle girer;

    —Berrak hanım siz misiniz?

    Berrak yerinden kalkarak;

    —Evet benim

    —Şurayı imzalar mısınız?

    Berrak meraklı bakışlarla imzayı atar. Çocuk çıktıktan sonra, masasının üzerine konan pek özenli ve renk uyumunun gözü yormadığı çiçek aranjmanına bakarak;
    “Bu da gizli çiçek olmalı” diye içinden geçirirken, çiçeğin yanına iliklenmiş minik bir kart bulur.

    “Davette tanıştığım hoş bayana ancak onun gibi hoş çiçekler yakışır”

    Evren
    ............................................................ ........................................


    —Berrak şaşırmıştı…

    Evrenden bir şeyler bekliyordu ama bu kadar çabuk değil üstüne üstelik baktığı çiçekler saatlerce seyredebileceği orkidelerdi hem de beyaz…

    —Yerinden kalktı çiçeklerin aranjmanını çıkartarak, masasının kenarında duran vazoya bıraktı…

    İçi içine sığmıyordu mutluktan uçuyordu…
    Uzun zamandan sonra ilk defa içi kıpır kıpır olmuştu… Sevincini paylaşmak için dahili hattan hemen Sibel’in numarasını çevirdi…

    —Alo Sibel…

    —Efendim Berrak.

    —Odama gelebilir misin?

    —Hayırdır dedi Sibel.

    —Hayır, hayır

    —Galiba senin sabah dediğin olaylar gerçekliğe kavuşuyor…

    —Nasıl yani, hemen geliyorum…

    Sibel bir solukta kendini Berrak’ın odasına attı. Berrak ayakta duruyor ve tatlı bir tebessüm ile Sibel’e bakıyordu…

    —Ne oldu?

    —Berrak çiçekleri göstererek Evren Dedi.

    Sibel vazoda duran orkideleri görünce gülümsedi.

    —Berrak!!! bu adam sana âşık olmuş baksana en güzellerinden hem pahada hem de duygu anlamında ağır çiçekler…

    —Evet, sanırım diyebildi, Berrak

    —Bundan başka kimsenin haberi var mı?

    —Yok,

    —Ama İnci benim orkideleri çok sevdiğimi bilir özellikle beyazını sanırım destek İnciden geldi Evrene Beye…

    —Bak sen demek ki İnci bu birlikteliğe çoktan onay vermiş

    —Evet, evet arasana onu bakalım ne diyecek?

    Berrak telefonunun ahizesini kaldırarak İncinin numarasını çevirdi. Karşıdan gelen ses bütün her şeyi açıklıyordu aslında gülmenin arasında bir efendim sözcüğünü algılayabildi.

    İnci kendini toparlayarak evet ben, o hain benim dedi… Karşılıklı gülüştüler.

    Eee dedi İnci ne zaman bizi yemeğe çağırıyorsun Berrak Hanım? Bu gün Evren Beni aradı ve sanırım Berrak Hanım benden hamle bekliyor bir sürpriz yapsam nasıl karşılar diye sordu…

    Bende berrak çiçeklere bayılır özelliklede orkide olup beyaz olursa dedim… O da aynen yerine getirmiş…

    —ne o hoşuna gitmedi mi yoksa?

    —yok, yok hoşuma gitmesine gitti de hala acabalar çok kafamda

    —acabaların cevabını sorarak değil yaşayarak bulacaksın cicim… yeter artık hayata küsmenin ne anlamı var…

    —tamam ya gelmeyin üstüme bir yandan sen bir yanda Sibel
    ……………………………………………………….

    Berrak eve saat 20.00 civarında gelebilmişti. İçeri girdi salona doğru yürüdü ve kendini koltuğa bıraktı. Bugün olanları düşünüyordu, tekrar tekrar düşünmekten haz alıyordu...

    Kafasında bir sürü fikir vagon oluşturmuş, zihin yollarında yol almaya başlamıştı sanki.. Kendisiyle monolog yapmaya başladı;

    “Onu arayıp teşekkür etmeliyim”

    “Yemeğe davet etmeliyim” “hayır, sadece teşekkür etsem yeterli” “yok ya, bu davranışına karşılık birşey yapmam gerekir ama ne?”

    “En iyisi İnci ile haber yollamak”

    “Ne lüzum var canım benim dilim yok mu?”

    Bir süre daha düşüncelerle başbaşa kaldıktan sonra, telefonu kaldırarak İnci’yi aradı..

    —Naber canım, yine ben çok görüştük bugün biliyorum ama senden...

    —Evren’in telefon numarasını isteyeceksin değil mi?

    -Evet iyi bildin, teşekkür etmem gerekiyor..

    —Berrakcığım, sadece teşekkür mü? Bu kadar mı? Niye onu bir yerlere davet etmiyorsun?

    -Düşünmedim değil ama bilmiyorum kendimi koruduğuma inandığım zırhlarımı çıkartamadım daha galiba!!

    —Of offf, herkesle herşeyle dalga geçen arkadaşım nedense aşk-meşk konularına gelince korkmaya başlıyor!

    —Aman İnci ya ne korkması, ben yalnızca eğer seveceksem sevgimi hakeden biri olsun diye endişeleniyorum!

    —Tuna merak etmesin diyordu geçenlerde ne de olsa kuzenini o bizden daha iyi tanır değil mi? Hadi yaz bakalım...

    Berrak numarayı aldıktan sonra telefonu kapattı.

    Aklındaki tüm düşünceleri bir kenarı attı ve numarayı tuşladı.
    —Alo...

    —Alo…

    —İyi akşamlar Evren, ben Berrak…

    —İyi akşamlar, Berrak merhaba

    —Bugün gönderdiğin orkideler için sana teşekkür etmek istedim

    —Senin beğenini kazanabildilerse, benim mutluluğum daha da arttı inan!

    —Çok güzeldiler ve benim için de sürpriz oldu doğrusu...

    -İnci senin telefon numaranı vermedi, ben de bunu saygıyla karşıladım... Böyle bir şey yapmaya karar verdim, sana bir şekilde ulaşmak istiyordum...

    —Yine de İnci bir şekilde yardım etmiş oldu, orkide sevdiğimi biliyordu çünkü!

    -Evet...Berrak ben seni yakından tanımak arzusundayım, bundan İnci’nin de haberi var...bir akşam birlikte yemek yeme davetimi kabul edersen çok sevinirim, ne dersin??

    —Olabilir!

    —O halde bu Cuma kimseye söz verme, bildiğim çok güzel bir yer var umarım hoşlanırsın!

    —Tamam... Bu Cuma o zaman…

    —Görüşmek dileğiyle diyorum bu arada unutmadan telefon numaranı verir misin? İnci’ni bu konuda kararı kesin de!!

    Berrak telefonu kapattığında kendi kendine gülümsüyordu... Ne güzel sesi vardı böyle, ne kadar nazikti...

    ............................................................




    Bu gün ne kadar güzel bir gün diye geçirdi içinden…

    Salona geçerek CD kabinin önünde durdu bu sefer hızlı bir şeyler dinlemek istiyordu… Neşesine neşe katma düşüncesi içindeydi.

    Kabini açıp CD lerini karıştırmaya başladı. Eline Tatu’nun CD sini aldı müzik setinin düğmesine basarak yerine koydu. Çalmaya başlayan parça not gonna get us remix siydi…

    CD kabını tekrar yerine bırakırken az kalsın bayılacak gibi oldu!!!… Kabinin alt kısmında bir zarf duruyordu !!! Bu zarf !!! Olamazdı… Olmamalıydı… Bunu unutmuştu aklından çıkmıştı üzerinden bayağı bir zaman geçmişti.

    —Demek ki müzik setinin üstüne koymuş oda buraya CD lerin arasına düşmüştü…

    Daha fazla beklemenin anlamı yok diyerek dikkatlice zarfı açtı içinden papirus kâğıdına benzer bir kâğıt çıktı…

    Sanki hat tarzında yazılmış bir el yazısı duruyordu karşısında bir anlam verememişti.

    Ve okumaya başladı…



    devam etmeyebilir...
    Klavye Mücahidi

  9. #9
    neee devam etmeye bilirmi?
    dalgamı geçiyorsun yaa?

  10. #10
    Ve okumaya başladı…

    AŞK diye başlıyordu!


    Aşk, soyut bir kavram gibi görünse de insanın ona doğumdan ölüme kadar ihtiyaç duyduğu bir duygudur. İnsanlar onu hayatlarının her deminde yaşayarak somutlaştırır. Aşksız insan ruhsuz bir ceset, ölü bir beden gibidir.

    Tıpkı bal arısının bal yapmayanı, şeker kamışının şekersiz olanı gibi… O olmadan insanın hayatı görünmeyen bir kuyuya benzer. İçine ne kadar taş atsan da suyun sesini işitemezsin. İnsanlar kuru bir inat ve boş iddiaların peşinden sürüklenirken onları durdurur.


    Onlara, hayatın güzel yanlarını görmelerini, aslında kendilerinde çoktan var olan güzellikleri keşfetmelerini, kısaca bakıp ta göremedikleri her şeyi gönül gözüyle görmelerini sağlar.


    Aşk öyle bir duygudur ki imkânsızı ortadan kaldırır. Seven insan için “olmaz” diye bir şey yoktur. Kılıcı kınından çekerek cesareti kuşanır ve esareti öldürür.


    Mademki bu hayat bir kez yaşanıyor, insan onu dolu dolu yaşamalıdır. Sevilmeli, en önemlisi karşısındaki onu “O” olduğu için sevebilmelidir. Gururunu, kibrini parmaklıklar ardına hapsetmeli, kilidini ise yedi kat yere gömmelidir.

    İşte aşk bütün bunları yaptırır.


    Kıpır kıpır olan kalbine kayıtsız sevgiler göç eder. İnsan sevgilerle ayakta kalır ve bu kavanoz dipli dünyanın güçlüklerine göğüs gerer. Aşk insana kanat olur, onu uçurur. Aşksız insan yaşamıyor demektir. Yaşasa da hayat çekilmez olur. Aşksız insan hayatı sırtında taşıyan bir hamaldan başka bir şey değildir. Rüzgâr nasıl mum ışığını söndürüp bir yangını alevlendiriyorsa aşkta öyledir işte…

    Bir rüzgâr misali…

    İnsanın hayatına bazen lodos, bazen fırtına bazen de bir kasırga misali eser. Bilinmedik diyarlardan bilinmedik şeyler getirir insana... Bazen de insandakileri sürükler, alır götürür… Ama her şeye rağmen güzeldir.

    Aşk yoktan var oluş, sırları seziş, ilahi ürperiştir. Ama en önemlisi onu hayatının en güzel anında yakalayıp gönlüne mahkûm edebilmektir.

    Aşk, gülü dikeniyle avuçlamak demektir…


    Aşk ile başlayıp aşk ile biten yazı devam etmeye kararlı gözüküyordu... Berrak ne olduğunu anlayamamıştı, müziği kapatıp olduğu yere oturarak meraklı gözlerle okumaya devam etti...

    Bu özenli yazının kendisine niçin yazıldığı konusunda en ufak bir tahmini bile yoktu..Sayfanın arkasını çevirdi ve okumaya devam etti;
    Klavye Mücahidi

  11. #11
    Mâh-rû Mümine AYDIN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Wed Jun 2006
    Konum
    Halen bilmiyorum...
    İletiler
    1,720
    Aşk öyle bir duygudur ki imkânsızı ortadan kaldırır. Seven insan için “olmaz” diye bir şey yoktur. Kılıcı kınından çekerek cesareti kuşanır ve esareti öldürür.
    Çocukluk günlerimin son demlerini yaşıyorum...Tadını çıkarmak istiyorum...

  12. #12
    Sayfanın arkasını çevirdi ve okumaya devam etti;

    Aşkım, Sevgilim, Canım, Hayatımın anlamı, Tek Sevdiğim...

    Sana böyle bir mektup yazmayı çok istiyordum ve şu an okuduğunu düşünmek bile benim için ne büyük mutluluk, inan bana bunu anlatabilmem için geçerli bir lisan yok…

    Canım seni tanıdığım gün için Allah’a ne kadar minnettarım bilemezsin..Kaderin ikimiz için hazırladığı karşılaşma, hayatımın en anlamlı ve en mühim anı olarak kalacak hep kalbimde, zihnimde tüm ruhumda!
    Ben bilindik klasik sevgi sözcükleri dile getirmeyi sevmezdim bilirsin…Çünkü bunlar benim sana olan aşkımı anlatmakta çok hafif kalırlardı..Dünyada söylenen tüm sözler, benim aşkımdan daha derin olamaz, aşkım inanmalısın...

    Ben hep seninle geçirdiğimiz günleri, saatleri, dakikaları, saniyeleri, saliseleri sayıyordum ve gerçek anlamda yaşıyordum. Hani büyük bir yazarın dediği gibi “bir erkek bir kadını gerçekten sevdiğinde diğer kadınlar anlamlarını yitirirler” bu söz seni tanıdıktan sonraki hayatımı anlatıyor! Gerçek aşk asla iki kere olmuyor aşkım…

    Tek olan hakkımı seninle kullandığım için çok şanslıyım…



    ...............................
    Klavye Mücahidi

  13. #13
    Tokat gibi bi mektup olmuş Berrak Hanım'a :)
    'Sen'e ithaflar bitti...

  14. #14
    hadi ibrahim abi devamını çok merak ettim..:)

  15. #15
    Sessiz DEVRİM! Fatih KANLI kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sun Feb 2008
    Konum
    istanbul
    Yaş
    38
    İletiler
    3,669
    Blogdaki Konular
    1
    İbrahim tek kelime ile harikasın....

  16. #16
    ANTİ-SİYONİST Cihat UÇAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Tue Jul 2006
    Konum
    YALOVA
    İletiler
    2,030
    Blogdaki Konular
    1
    devamı ne zamn gelecek?
    ZzZzZzZzZzZ ! ! !

  17. #17
    E bitmedi mi? :S
    'Sen'e ithaflar bitti...

  18. #18
    Alıntı Rabia Ecem BENDEOĞLU tafarından gönderildi Mesajı Göster
    E bitmedi mi? :S
    ne bitmesi ya dur daha yeni başlıyor :)

  19. #19
    Ne biliyim öle bi sürü nokta koyunca son sandım ben :)
    'Sen'e ithaflar bitti...

  20. #20
    Alıntı Rabia Ecem BENDEOĞLU tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Ne biliyim öle bi sürü nokta koyunca son sandım ben :)
    o noktalardan fazlasıyla var yukarda :)

+ Konuyu Yanıtla
2 / 1 12 SonSon

Tags for this Thread

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may edit your posts
  •