+ Konuyu Yanıtla
5 / 1 12345 SonSon
93 sonuçtan 1 --- 20 arası gösteriliyor

Konu: Kelle Kesme Caiz mi Yoksa Vahşet mi?

  1. #1

    Kelle Kesme Caiz mi Yoksa Vahşet mi?

    Günümüz cihadını -özellikle Irak cihadını- en çok baltalayan olaylardan
    birisi de esirlerin kellelerinin kesilmesi olayı. Çoğumuz vahşet ve
    iğrenç diye isimlendirdiğimiz bu olayların gerçeklik payı nedir? Asr-ı
    Saadette Peygamber Efendimiz (s.a.v.) veya Sahabeden böyle bir olay sadır
    olmuş mudur?
    Mahmud Efendi Hz.(k.s.) kökleri Osmanlı'ya ordanda Saadet Asrına uzanan ilim-irfan yolunun son temsilcisidir www.milligenclik.net...

  2. #2
    agd_sisli Sedat ÖCALAN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    istanbul mh. adapazarı cd. şişli sk.
    İletiler
    464
    Blogdaki Konular
    2
    normal olarak.. bir insanın kafasını kestiğin zaman.. çok yuksek bir tazikle kan akar.. ve uzun süre devam eder bu.. şahdamarından öyle bi akar ki kan.. ağzın açık kalır.. bu şekilde olması lazım gelirken.. benim büyük bir zevkle izlediğim görüntülerde.. bunların hiç birine rastlamadım..adamın kafasını kes.. at yere.. az bişey kan aksın.. %100 uydurma bu...


    haaaa..ama benim izlediklerim bu şekildeydi.. gerçekleri varmıdır onu bilemem.. bilmediğim şey hakkındada konuşmak hoş olmaz..,



    Albay abi top sende..

  3. #3
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,606
    Blogdaki Konular
    5
    Öyleyse, küfredenlerle karşı karşıya geldiğiniz zaman, hemen boyunlarını vurun; sonunda onları iyice bozguna uğratıp zafer kazanınca da artık (esirler için) bağı sımsıkı tutun. Bundan sonra ya bir lütuf olarak (onları bırakın) ya da bir fidye (karşılığı salıverin) . Öyle ki savaş ağırlıklarını bıraksın (sona ersin) .(8) İşte böyle; eğer Allah dilemiş olsaydı, elbette onlardan intikam alırdı. Ancak (savaş,) sizleri birbirinizle denemesi içindir.(9) Allah yolunda öldürülenler ise; (Allah,) kesin olarak onların amellerini giderip-boşa çıkarmaz.(10) Muhammed suresi 8/9/10

    AÇIKLAMA

    Bu ayet, anlamından ve anlatımının ahenginden anlaşıldığı üzere, savaşma emri geldikten sonra, fakat fiilen savaşa girilmeden önce nazil olmuştur. "Kafirlerle karşılaştığınız zaman" ifadesi, henüz karşılaşmanın olmadığına, bu karşılaşma olmadan önce böyle bir karşılaşma anında nasıl hareket edileceğine işaret etmektedir.

    Sure'nin 20. ayetinden anlaşılıyor ki, bu sure, Hac Suresi'nin 39. ve Bakara Suresi'nin 190. ayetlerinin gelmesi üzerine, Medine'deki münafıkların ve imanı zayıf olan kimselerin ölüm baygınlığı geçirdikleri sırada nazil olmuştur. Ayrıca, Enfal Suresi'nin 67, 68 ve 69. ayetleri de bu ayetin Bedir Savaşı'ndan önce nazil olduğunu ispat etmektedir.

    O ayetlerde şöyle buyurulmuştur: "Hiç bir peygambere, yeryüzünde düşmanlarını tamamen hezimete uğratıp kökünü kurutmadan esir almak yakışmaz. Siz dünya menfaatini taleb ediyorsunuz. Halbuki ahireti (oradaki huzur) vermek ister. Allah en üstün ve hikmet sahibi olandır. Eğer Allah'ın önceki yazısı (takdiri) olmasaydı, aldığınız fidyeden dolayı şüphesiz büyük bir azaba uğrardınız. Artık (savaşta) elde ettiklerinizi yiyiniz, çünkü onlar (size) helal ve temiz kılınmıştır."

    Bu ayete ve özellikle çizdiği sınıra dikkatle bakarsak, ayetin ifadesinde yer alan tenkidin Bedir Savaşı'nda müşriklerin tam olarak hezimete uğratılmasından önce, müslümanların düşman askerlerini esir almaya başlamaları üzerine yapıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Halbuki savaştan önce inen Muhammed Suresi'nde gösterilen yol, "Onları tamamen hezimete uğrattıktan sonra esirlerini sıkıca bağlayın" ifadesi ile açıklanmıştı. Hatta Muhammed Suresi'nde, müslümanların esirlerden fidye almalarına da izin verilmişti. Bu yüzden Allah, Bedir Savaşı'nda alınan esirlerden elde edilen ganimet mallarını helal kılmış ve fidye almalarından dolayı müslümanlara bir ceza vermemişti: "Eğer Allah'ın önceki yazısı olmasaydı..." buyruğu, bu olaydan önce Kur'an'da fidye almaya izin veren emrin geldiğini açıkca göstermektedir.

    Kur'an'da, Muhammed Suresi'nin bu ayetinin dışında yukardaki emri içine alan başka bir ayet olmadığına göre, bu ayetin Enfal Suresi'nin yukarıda zikredilen ayetinden daha önce nazil olduğunu kabul etmemiz gerekecektir. Daha geniş bilgi için bkz. Enfal Suresi, an: 49.
    Bu ayet, savaş kurallarından bahseden ilk ayettir. Bu ayetten çıkan hükümleri, Peygamberimiz (s.a) ve ashabının bu ayete uygun olarak yaptıkları uygulamaları ve müctehidlerin bu ayet ile sünnete dayanarak yaptıkları ictihadları şöyle özetleyebiliriz:

    1. Savaşta İslam ordusunun asıl hedefi, düşmanı yıpratarak savaş gücünü kırmak ve savaşa son vermektir. Bu hedeften saparak düşman askerlerini yakalamaya uğraşmamak gerekir. Esir almaya, düşmanın kökü kazınıp savaş alanında mücadele eden hiçbir asker kalmayınca başlanmalıdır.
    Araplara daha başlangıçta böyle bir emrin verilmesi, fidye elde etmek veya köle temin etmek hırsına kapılarak savaşın asıl hedefini unutmamaları içindir.

    2. Savaşta esir alınanlar hakkında: Müslümanlar, savaş esirlerine iyilik yapıp onları serbest bırakma veya fidye alma hususunda serbest bırakılmışlardır. Bundan, savaş esirlerinin öldürülmeyeceği genel hükmü çıkmaktadır.
    Hz. Abdullah ibn Ömer, Hasan Basri, Atâ ve Hammad bin ebi Süleyman bu hükmü genel anlamda kabul etmektedirler. Bu görüş, yerine göre en doğru olanıdır. Onlar, kişinin ancak savaş durumunda öldürülmesinin caiz olabileceğini, savaş bittikten sonra, elimize esir düşenleri öldürmenin caiz olmadığını savunurlar.

    İbn Cerir ve Ebubekir el-Cessas'ın anlattıklarına göre, Haccac bin Yusuf, savaş esirlerinden birini Abdullah bin Ömer'e göndererek onu öldürmesini emreder. O da bu ayeti okuyarak, "Esir edilmiş birinin öldürülmesine, bu ayete göre izin yoktur," diye esiri öldürmeyi reddeder.
    İmam Muhammed, el-Siyer el-Kebir adlı eserinde, Abdullah bin Amir'in Hz. Abdullah ibn Ömer'e öldürmesi için bir savaş esiri gönderdiğini, onun da bu ayetin hükmüne uyarak verilen emri yerine getirmediğini nakletmektedir.

    3. Herşeye rağmen, bu ayette esirleri öldürme açık bir şekilde yasaklanmamıştır. Bundan yola çıkarak Hz. Peygamber (s.a) Allah'ın emrinin özünü şu şekilde anlamış ve uygulamıştır: İslam devlet başkanı, bazı savaş esirlerinin öldürülmesini gerekli buluyorsa ve bunun için özel durumlar ve mecburiyetler hissediyorsa öldürebilir. Fakat bu genel bir kural değil, tersine genel kural içinde özel bir durumdur. Buna da mecbur kalındığı takdirde başvurulabilir.
    Nitekim, Hz. Peygamber (s.a) , Bedir Savaşı'nda esir alınan yetmiş kişi içinden sadece Ukbe bin ebi Muayt ve Nadr ibn el-Haris'i öldürttü. Uhud Savaşı esirlerinden yalnız şair Ebu Azze'nin öldürülmesini emretti. Kurayza Oğulları, kendi haklarında Sa'd ibn Muaz'ın karar vermesini istemişlerdi. İbn Muaz'ın erkeklerin öldürülmesi şeklindeki kararı üzerine Hz. Peygamber (s.a) onların öldürülmesini emretti.
    Hayber Savaşı'nda alınan esirlerden sadece Kinane İbn Ebi el-Hukayk öldürüldü. Çünkü bu adam anlaşmayı bozmuş, verilen sözü tutmamıştı.

    Mekke'nin fethinden sonra Hz. Peygamber (s.a) bütün Mekke halkından, yalnız bir-kaç kişinin nerede yakalanırlarsa derhal öldürülmeleri emrini verdi.
    Bu istisnaların dışında Hz. Peygamber'in (s.a) genel tavrı, savaş esirlerinin hiçbir zaman öldürülmemesi doğrultusunda idi. Raşid halifelerin tutumu da böyle oldu. Onların zamanında da savaş esirlerinin öldürülmesine ait örnekler çok nadirdir. Bu nadir örnekler de özel sebeblere ve mecburiyetlere dayanır. Hz. Ömer ibn Abdülaziz de, bütün halifeliği süresince sadece bir savaş esirini öldürtmüştür. Öldürülen bu esir, müslümanlara yaptığı aşırı zulümle meşhurdu.

    İslam bilginleri, bu uygulamalara dayanarak, İslam devlet başkanının, gerekli gördüğü ve mecbur kaldığı takdirde, savaş esirlerinin öldürülmesini emredebileceği görüşüne varmışlardır. Fakat bu karar, devlet başkanının (İmam'ın) verebileceği bir karardır. Her asker istediği esiri öldüremez. Ama esirin kaçmaya kalkışması durumu veya bir sabotaj yapma tehlikesi varsa, daha önce de bu tip girişimlerde bulunmuşsa, müslüman askerler de onu öldürme yetkisine sahiptir.(alıntıdır)
    Düzenlendi: Tevfik YAZICILAR 05-02-2008 07:47
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  4. #4
    agd_sisli Sedat ÖCALAN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    istanbul mh. adapazarı cd. şişli sk.
    İletiler
    464
    Blogdaki Konular
    2
    ammar aldın mı cevbaını.. kapak mı değil mi şimdi bu..

  5. #5
    buna vahşet diyenleriiiii, en sosyalist en hümanist zihin ve düşünce tarzını benimsemiş olanları, ırak'a koysak, eşlerine tecevüz edilip oldürülse şereflerine ve namuslarına halel gelse, herşeyini kaybetse, çocukları tanklar altında kalsa ve bir an bu olayın müsebbibi ile karşı karşıya kalsa neee yaparrr diye merak eidyorum açıkcası..
    moda olarak çıkmış bu kavramlar insanın gerçek dünyası ve tabiatı ile uzaktan hakından iniltili değil bence. bugün hiçbir bünye bunu kaldıramaz. heleki iman ettiği değerler yerle bir olursa işte ozaman ipler kopar.
    günümüz toplaumlarına dinin afyon olduğunu empoze etmeye çelışan batı insanı bu vahşetin üzerini örtmek için dine alternatif bu kavramları üretmiştir. ki bu kavramlar diğer dinleri değil direk olara islam dinini hedef almaktadır. yani kısaca açıklarsak.
    müslümanın kafire yavuz mazluma yunus zihniyetini yıkmak ve bu yıkıntılar içinde islamı da kendi dinleri gibi dejenere etmek...
    böylece yeni yetişen nesil, düşmanını da sevecek ve ona hoş görü adlı masalı okumak üzere yetiştirilecektir. ki bu kısmen başarılıda olmaktadır.
    %99 müslüman olarak adledilen türkiyede bu oran %98 inmiştir. bu resmi bir açıklamadır. ki bu %1 lik rakan rasyonel olarak çok büyük bir sayıya tekabül etmektedir...
    türkiyede bugün bir savaş olsa, ellerimizde karanfillerle veya zeytin dallarıyla kafir beklemiyeceğiz sınır booylarında bunun farkındalar. işte bunu yıkmaya çalışıyorlar...
    allah basiret ve feraset ihsan etsin ümmete vesselam.
    allahın gülleri yakanızı bırakmasın...
    kitapları okuyorsun lakin bilgiye sahip değilsin...

  6. #6
    Taner PINAR
    Misafir
    tuba döktürmüşsün yine...

    büyük cihad nefis cihadıdır lafzı bir yalandır.. hemde kocaman bir yalan..

    bi tarafınız yemiyorsa gidip orada cihad etmeye.. bari susun da diğer mücahitlerin sinirlerini bozmayın..

    dimi?

  7. #7
    kozalak Bilal YILMAZ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Wed Jun 2006
    Konum
    Trabzon
    İletiler
    1,315
    Blogdaki Konular
    1
    affınıza sığınarak...
    hele kelle kesmeye kadar ifa etmemiz gereken bütün farzları yerine getirelim....
    sonra bunun caiz olup olmadığını tartışalım bence...
    bizim eksik olduğumuz yapmadığımız bi sürü görevimiz varken...
    bu şekilde tartışmalar yapmak kısır döngüden bir türlü kurtulamamak demektir bence...
    "Ey iman edenler..! Zorluklara ve sıkıntılara sabırla katlanın. Şeytan ve uşakları olan kafirlere karşı bu sabırla yarışın, cihad için hazırlıklı ve uyanık bulunun ve yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulun ki mutluluğa erebilesiniz.."
    -Ali İmran 200-

  8. #8
    Alıntı kozalak tafarından gönderildi
    affınıza sığınarak...
    hele kelle kesmeye kadar ifa etmemiz gereken bütün farzları yerine getirelim....
    sonra bunun caiz olup olmadığını tartışalım bence...
    bizim eksik olduğumuz yapmadığımız bi sürü görevimiz varken...
    bu şekilde tartışmalar yapmak kısır döngüden bir türlü kurtulamamak demektir bence...
    ama böyle düşünürsek hep yolun ortasınca kabaca olacak ama dıpdızlak kakırız...
    bu ligh islam tariflerine uyan bir yaklaşımm. yani önce şunları şunları yapıyormuyuz diye soru sorup, yine bu soru doğrultusunda hareket ettiğimizde elimiz eteğimizi çekmemiz gereken bir sürü konu var. hiç bişeyimiz kalmayacak.
    bence öyele değil. neleri yapıp yapmadığımıza bakıcaz ama elimizden geleni herzaman yapıcazz....
    kitapları okuyorsun lakin bilgiye sahip değilsin...

  9. #9
    Taner PINAR
    Misafir
    biz bizi tartışmıyoruz ki..

    ırakta .. gece yarısı yatak odasından hanımı alınan , duvara çarpa çarpa çocuğu öldürülen .. insanların durumunu konuşuyoruz..

    muhatap biz değiliz.. biz olsaydık sanırım klavye başında bunu tartışmak aklıma bile gelmez eylemde olurdum...

  10. #10
    Bedir Esirleri: ( Enfal, 8/ 67-68)

    Bedir harbinden sonra müşriklerden yetmiş kadar esir ele geçmişti. Hz. Peygamber (s.a.v) bunlara nasıl muamele yapılacağı hususunda ashabıyla istişarede bulundu. Konuyla ilgili olarak Ebu Zümeyl, İbn Abbas’dan şöyle rivayet etmektedir:

    Esirler geldiklerinde Hz. Ebu Bekir: “ Ya Rasulüllah! Bunlar bizim amca çocuklarımızdır ve aşiretlerimize mensup kişilerdir. Ben fidyenin alınıp, alınan bu fidyenin kafirlerle olan mücadelemizde kullanılmasının daha hayırlı olacağı kanaatindeyim. Böylece bu kimselerin ileride Müslüman olmaları da muhtemeldir” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v): “Ey Hattab’ın oğlu Ömer! Sen ne diyorsun?” diye sorunca Hz. Ömer, “ Ey Allah’ın Rasulü! Ben Ebu Bekir’in görüşüne katılmıyorum. Bence izin ver hepsini kılıçtan geçirelim. Ali’ye kardeşi Akil’i, bana da falanı öldürme imkanını ver. Bunlar küfrün ileri gelen, önder durumunda ki kimselerdir” diye cevap verdi. Ancak Hz. Peygamber (s.a.v) Hz. Ebu Bekir’in görüşünü kabul etti. Olayın devamını Hz. Ömer şöyle anlatıyor: “Ertesi gün olduğun da Rasulullah ile Ebu Bekir’in ağladıklarını gördüm. “ Ey Allah’ın Rasulü!” dedim; “ Seni ve arkadaşını ağlatan nedir? Şayet ağlaya bilirsem bende ağlayayım. Yoksa ağlar gözükeyim.”

    Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) yakınında bulunan bir ağaca işaret ederek “ Arkadaşlarının fidye almış olmalarına ağlıyorum. Onların azabı bana şu ağaçtan daha yakın olarak gösterildi “ dedi.

    Ashabın ihtilaf ettiği bu olay Kur’an-ı Kerim tarafından şu şekilde açıklığa kavuşmuştur: “ Yeryüzünde ağır basıncaya ( küfrün belini kırıncaya) kadar, hiçbir Peygamber’e esirleri bulunması yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, halbu ki Allah ( sizin için ) ahreti istiyor. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir. Allah tarafından önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız fidyeden ötürü size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.”

    Bu ayeti kerimelerde Allah Teala savaşta elde edilen esirlerin öldürülmesinin, fidye karşılığı olarak bırakılmasından daha uygun olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca Peygamber (s.a.v) bir hadis-i şerifte bu olayı daha ayrıntılı olarak şöyle açıklamaktadır: “ Neredeyse Hattab’ın oğlunun görüşüne karşı çıkmamız bize azabın gelmesine sebep olacaktı. Eğer azap gelmiş olsaydı Ömer Bin Hattab’dan başkası kurtulamazdı.”

    Bu hüküm hiç şüphesiz İslam’ın ilk yıllarıyla ilgili bir hükümdür. Konuyla ilgili olarak İbn Abbas: ” bu hüküm Bedir’de ve Müslümanların az olduğu bir dönemde geçerliydi. Müslümanların sayısı artınca esirler hakkında şu ayet gelmiştir: “ (Savaşta) inkar edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin…” demiştir.

    http://www.diyanettrabzonegitim.gov....tez/hzomer.doc

    sh: 35-36

    "Adalet lolipop şekeri değil, hakedenin hakettiğini almasıdır." By BİE
    ....

  11. #11
    kozalak Bilal YILMAZ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Wed Jun 2006
    Konum
    Trabzon
    İletiler
    1,315
    Blogdaki Konular
    1
    haklısınız arkadaşlar....
    biz bütün eksikerlimize rağmen elimize geçirdiğimiz kafirlerin kafasını kesmeliyiz...
    bunu yapabileceğimiz en acımasız şekilde yapmalı...
    elimizdeki imkanlar doğrultusunda fotoğraflamalı, kameralara almalı..
    ve gerek resimleri gerekse görüntüleri dağıtabildiğimiz kadar dağıtmalıyız...
    bu yaptığımızı bütün insanlara göstermeli ve kendimizi ispat etmeliyiz...

    bunu mu anlamalıyım yani?
    kendi eksiklerimizden bahsedince light islamcı olduk...
    böyle söyleyelim de hard islamcı olalım bari...
    "Ey iman edenler..! Zorluklara ve sıkıntılara sabırla katlanın. Şeytan ve uşakları olan kafirlere karşı bu sabırla yarışın, cihad için hazırlıklı ve uyanık bulunun ve yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulun ki mutluluğa erebilesiniz.."
    -Ali İmran 200-

  12. #12
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,606
    Blogdaki Konular
    5
    öyle değil kozalak...
    haklısın herşeyin belli bir sınırı ve çizgisi var...
    ancak şurası da kesin ki harp sanatının da belli sınırları var...
    bizler elbette islama saldıran kafirlerin kafasını kesmeliyiz. bunu kimse inkar edemez biz cihad la vazifeliyiz...ancak bunu yaparken en dürüst şekilde yapmalıyız. islama karşı saldıran kafire karşı acımasız olamak elbette dogru olanı...ve eger bunun fotoğraflanıp kameraya alınması kafirin yüreğine korku salacaksa elbette yapılmalı... savaşta savaşan taraflar arasında (masum halk olmadığı sürece) bunların yapılması elbette normaldir...

    anlamamız gereken şu bence... bizler cihad farzını yerine getiremezken bunu yerine getirmek için canlarını veren ve bu uğurda şehadet şerbetini içenleri yanlış yapmakla suçlamayalım yeter... bizler aşırıya gitmemekle emrolunduk ancak gerektiği kadar gitmeyi de bilmeli,yiz. bizim efendimiz savaş alanlarında düşmana karşı kılıç sallamış ve savaşın tüm gerekliliklerini yerine getirmiştir. Onun savaş kurallarını çiğnemediğimiz sürece de her yapılan uygundur...

    biz burada hard olsak ne ligt olsak ne...kardeşlerimiz orada cihadı alınlarına yazmış savaşıyorlar...
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  13. #13
    kozalak Bilal YILMAZ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Wed Jun 2006
    Konum
    Trabzon
    İletiler
    1,315
    Blogdaki Konular
    1
    anlaşamadığımız nokta yok zaten...
    biz ordaki kardeşlerimizin yaptıklarına yanlış demedik...
    burdaki kardeşlerimizin yaptıklarının bir kısmını doğru bulmadık sadece hepsi o...
    şimdi şöyle düşünelim..
    o kardeşlerimiz orda cihadın içindeler dimi..?
    bi sürü sıkıntı da çekiyolar..
    biz ise sadece burda oturup onların yaptıkları doğru mu?
    yanlış mı diye tartışıyoruz...
    (gerçi baş taraftaki yorumlara bakınca açıkcası insanın böyle önemli konulara bile sessiz kalası geliyo ya neyse..)
    işte dyorum ki bende...
    biz yarın o hallere düşmemek için...
    şimdiden ne yapıyoruz..?
    veya ordaki kardeşlerimize yardım etmek için ne yapıyoruz...?
    bence bişeyler yapıyoruz diye kendimizi kandırıyoruz...
    neden mi..?
    burda birbirimize üstünlük kurmak adına,
    veya karşımıza aldığımız kardeşimizin ifadelerinin yanlışlığını ispat etme adına..
    allah resulunun, sahabenin hayatından örnekler verirken...
    hz ebubekirin bütün varlığını bu yola sermesini gözardı ediyoruz mesela..
    veya gece gündüz demeden bu yolda tebliğ eden sahabeyi göz ardı ediyoruz...
    günümüz şartlarında dinimizin inancımızın hakim olması için yapmamız gereken bir çok şeyden geri kalıyoruz...
    ama bunları göremiyoruz..
    gecesini gündüzüne katan bi liderimiz var bizim önümüzde...
    her bir dakikasını allah yoluna vakfetmiş bir insan...
    o kaldırıyo parmağını,
    bu davanın dize gelmemesini istiyosanız,
    milli gazetenin trajını 1 milyon yapacaksınız,
    gece gündüz deliler gidi vakıf çalışmasında koşacaksınız,
    kurulu partinizi tek başına iktidara getirmek adına tek dakkanızı boşuna harcamayacaksınız diye yıllardır anlatıyo...
    bizim bir çogumuz milli gazeteye bile abone değil, bırakın trajının artışı için çalışmayı...
    vakıfla ve partiyle olan çalışmamızın önüne çoğu zaman şahsi husumetlerimiz engel oluyo, bu yüzden uzaklaşıyoruz günden güne çalışmalardan...
    sonra da burada gelip...
    tabiri kaba olacak ama yeridir diye söylüyorum..
    ahkam kesiyoruz...

    işte ben bunu eleştirip....
    önce kendi üzerimize düşenleri yapalım diyorum...
    eğer biz üstümüze düşeni yaparsak...
    zaten iraklı kardeşimde...
    filistinli kardeşim de...
    keşmirli kardeşim de..
    dünya üzerinde eziyet çeken bütün kardeşlerim de...
    bu zulumleri göremez hale gelir...
    yani suç orda değil...
    suç bizde...

    biz orayı, o insanları bile tartışırken...
    kendimizden başlamalıyız...
    çünkü alemi islam türkiyeye...
    size bize bakıyor...
    işte bu yüzden biz herşeyden evvela kendi yapmamız gerekenlere bakmalıyız..
    kendi farzlarımızı yerine getirmeliyiz..

    eğer bunları anlatmak light islamsa...
    elhamdulillah...
    bundan onur duyuyorum...
    "Ey iman edenler..! Zorluklara ve sıkıntılara sabırla katlanın. Şeytan ve uşakları olan kafirlere karşı bu sabırla yarışın, cihad için hazırlıklı ve uyanık bulunun ve yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulun ki mutluluğa erebilesiniz.."
    -Ali İmran 200-

  14. #14
    Kes At...ancak Cesede Zarar Verme (gÖz ,kulak,burun Keseme Gİbİ..)...ben Merak Edİyorum Allah C.c. Korusun Anma Bİzİm Vatanimizda Irak ,ÇeÇenya Durumu Olsa Acaba KaÇ KİŞİ Kafa Keser..daha Kurban Kesmekten Acİz EroĞluer...saygi İle...cennet Yolculari...selamunaleykum...

  15. #15
    Kısıtlanmış Üye Çağrı ARSLAN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Feb 2007
    Konum
    islam diyarı
    Yaş
    30
    İletiler
    408
    kafa kesmek harp halınde her sey caızdır ama bu adamlar esır ıse ıslam esırlerıne boyle davranmaz tamam bır askerı kes de bır gazatecıyı de kursun sıkanla aynı kefeye koyma...

  16. #16
    Alıntı Taner PINAR tafarından gönderildi Mesajı Göster
    tuba döktürmüşsün yine...

    büyük cihad nefis cihadıdır lafzı bir yalandır.. hemde kocaman bir yalan..

    bi tarafınız yemiyorsa gidip orada cihad etmeye.. bari susun da diğer mücahitlerin sinirlerini bozmayın..

    dimi?
    peşin konuşmamak lazım, hele hele işin içinde hadis var iken kırk yutkunup bir konuşmak lazım....

    Kod:
    Tebük seferi dönüşü, Allah Resulü’nün (asm.) “Küçük cihadtan büyük cihada döndük.” buyurduklarını bilirsiniz. Bu peygamber kelamında düşmanla harp etmek ‘küçük cihad,’ nefisle harp etmek ise ‘büyük cihad’ olarak takdim ediliyor.
    Öncelikle insan hem ceset hemde ruh olarak yaratılmış bir varlıktır.....

    ceset bu dünyada insanın ölümü ile toprak olur ama ebedi olan ise insanın ruhudur...

    Allah(c.c) insanın ruhunun(nefsinin) ıslahı için sayısız resuller göndermiş, insanın bu yönününgelişmesi için kitaplar göndermiştir...

    Ameller niyetlere göredir..

    işin içinde Allah rızası olduktan sonra, bunun büyük cihadı veya küçük cihadı olmaz..

    yukarıdaki hadise de anlatılmaktadır ki, bölük bölük düşmanla çarpışmak, bir nefisle boğuşmak kadar zor değildir....

    Evet dağları aşmak, aç suzuz, soğuk la bğuşmak ve en yorgun anınızda ise düşmanla boğaz boğaza gelemk zordur, ama burda dikkat edilcek bir husus ise bundan kaçışınızda yoktur....

    en basit bir organizma bile kendine olan saldırıda hemen nefsi müdafaya geçer, kendi canını korumak için, gerek fiziki etmenlerden, gerek ise düşman ateşi, kılıcından, reaksiyon verir... ama nefisle mücadelede ise daima kaçacak bir delik, ve başını gömecek bir kum bulur.....

    Çok kişi vardır ki iki kılıçla savaşmış, ne kelleler yere yıkmış ama , nefsine sahip olamadığı, şan şöhret için boğuştuğundan dolayı tepetaklak gitmiştir....

    Ayrıca insanın tutarlı olamsı hele bir milli görüşçünün ise iki kat tutarlı olması ise daha lazımdır...

    Sultan Baba , Allahın rahmeti onun üzerine olsun, hazretleri kendilerine afganistana gitmek için izin isteyen kimseleri engellememiş ama onlara, siz orda onlara engel olrusunuz(daüğ hayatı zordur) asıl yardım etmek istiyorsanız kalın burada Türkiyede hakkın hakim olması için Erbakan Hoca ile beraber mücadele edin manasında tavsiyelerde bulunmuştur..

    Şimdi O hazretlein evlatlarının da kulaklarını çınlatayım dedim ..... O damı yalan yanlış söylemi idi ??


    Cihadın her türlüsü, Allah rızası için yapıldıktan ve ihlaslı olduktan sonra birbirinden hayırlıdır....


    Nice yiğitler görüm, koca bir bölüğe karşı kılıç sallamış, omuz üstünde baş bırakmamıştır ama , aynı yiğit köyünde bir nefsine sahip çıkamamış ve helak olmuştur...

    Yiğit öfkelendiğinde aslan gibi kükreyen, kurt gibi saldıran, yılan gibi sokan değil, kuzu gibi durabilendir, en baba pehlivan nefsini tuşa getirendir...

    Bizler asırlardır, her iki cihadıda başarabilen bir neslin torunlarıyız, ama ne zamanki büyük cihadı terk ettik, nefisle savaşta geri kaldık, ordualrımız bile bizi kurtaramadı, nefsini yenemeyen, elinde sonunda dülmanına da yenilir...
    Alemin nakşını hayal görürüm. O hayal içre, bir cemal görürüm.
    Cümle mevcudat ki, mazhar-ı Hak'tır. Anın içün, kamu kemal görürüm.
    Tecelli cilvesi, cümle gölgeler. Her zerresi binbir ismin belgeler.
    Hay varken hayale kanmaz bilgeler. Zat-ı Hak'tan gayrı zeval görürüm.

  17. #17
    Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürülenin vârisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem dolu bir azap vardır.Ey akıl sahipleri! kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki (bu hükme uyarak) korunursunuz. [bakara/178-179]
    Haram ay, haram aya karşılıktır. Hürmetler (saygı gösterilmesi gereken şeyler) kısas kuralına tabidir. O halde kim size saldırırsa, size saldırdığı gibi siz de ona saldırın, (fakat ileri gitmeyin). Allah'a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.[bakara-194]

    bu ayetler ıuşığında değerlendirirsek olayı..

    küffar bize nasıl saldırmışsa o şekilde saldırmamız Kur'anî bir emirdir..
    yani farzdır.meşru yollarla.
    kafa kesmek denilen şey öldürmektir..
    bu farzdır
    قال الشاعر : ليس اليتيم الذي قد مات والده إن اليتيم يتيم العلم والأدب

  18. #18
    Taner PINAR
    Misafir
    Alıntı Ufuk EFE tafarından gönderildi Mesajı Göster
    peşin konuşmamak lazım, hele hele işin içinde hadis var iken kırk yutkunup bir konuşmak lazım....

    Kod:
    Tebük seferi dönüşü, Allah Resulü’nün (asm.) “Küçük cihadtan büyük cihada döndük.” buyurduklarını bilirsiniz. Bu peygamber kelamında düşmanla harp etmek ‘küçük cihad,’ nefisle harp etmek ise ‘büyük cihad’ olarak takdim ediliyor.
    Öncelikle insan hem ceset hemde ruh olarak yaratılmış bir varlıktır.....

    ceset bu dünyada insanın ölümü ile toprak olur ama ebedi olan ise insanın ruhudur...

    Allah(c.c) insanın ruhunun(nefsinin) ıslahı için sayısız resuller göndermiş, insanın bu yönününgelişmesi için kitaplar göndermiştir...

    Ameller niyetlere göredir..

    işin içinde Allah rızası olduktan sonra, bunun büyük cihadı veya küçük cihadı olmaz..

    yukarıdaki hadise de anlatılmaktadır ki, bölük bölük düşmanla çarpışmak, bir nefisle boğuşmak kadar zor değildir....
    “Küçük cihaddan büyük cihada (yani nefis ile cihada) döndük” anlamında hadis var mıdır?
    “Kütüb-i Sitte”de yoktur.
    Aliyyü’l-Kâri, İbni Hacer el-Askalani’den yaptığı nakilde bu sözün hadis değil İbrahim bin Ebi Abla’nın (vefatı Hicri: 152) sözü olduğunu söylüyor. (Ali el-Kâri, el-Esraru’l-merfua: 211)


    ben bu hadis uydurma diyorum sen hala bana bu hadise göre şöyledir diyorsun ufuk bey..

    uydurma hadis üzerinden konuşmayalım..

  19. #19
    Alıntı Taner PINAR tafarından gönderildi Mesajı Göster
    “Küçük cihaddan büyük cihada (yani nefis ile cihada) döndük” anlamında hadis var mıdır?
    “Kütüb-i Sitte”de yoktur.
    Aliyyü’l-Kâri, İbni Hacer el-Askalani’den yaptığı nakilde bu sözün hadis değil İbrahim bin Ebi Abla’nın (vefatı Hicri: 152) sözü olduğunu söylüyor. (Ali el-Kâri, el-Esraru’l-merfua: 211)


    ben bu hadis uydurma diyorum sen hala bana bu hadise göre şöyledir diyorsun ufuk bey..

    uydurma hadis üzerinden konuşmayalım..
    iyi güzel de sadece hadis örneği vermedim yazımda hadislerin sahih olup olmaması senetlerle belirlenmiştir.... yoksa o dönemde yaşayanlar yok aramızda... malum senetlerin doğru olduğunu kabul edip bir önerme ile ikinci tarafa geçmekte bir varsayımdır...

    Lakin nefis ile mücadenin , düşman karşısında kılıç sallamaktan daha zor olduğunu, nefis ile mücadele ile alakalı Kuranda ve hadislerde bin bit rülü açıklamalar bulunduğunu dabelirttik ve bunu sizde muhakkak biliyorsunuz...

    Cebri bir saldırı yada gerek olduğu vakit , yani savaş kaçınılmaz olduğu durumlarda bundan zaten kaçılmaz, milli ile mukabele zaten esastır..
    Ama savaşta en önemli unsur korkak olup olmadığınız test edilir...

    Ama büyük cihad, nefis ile mücadelede ise İNSAN olup olamdığınız, Rabbimin buyurduğu, mutmain olmuş nefis olunur, ve en büyük düşman karşıızda değil daime cephe gerisinde ve hataa içimizde olmulştur...
    Eğer bir mücahit,i nefsi ile savaşta, nefis mücadelesinde başarılı olmamaış ise emin olun cephede de başarılı olamayacak, yapacağı en iyi şey nefsi müdafaa olacaktır..
    .
    Alemin nakşını hayal görürüm. O hayal içre, bir cemal görürüm.
    Cümle mevcudat ki, mazhar-ı Hak'tır. Anın içün, kamu kemal görürüm.
    Tecelli cilvesi, cümle gölgeler. Her zerresi binbir ismin belgeler.
    Hay varken hayale kanmaz bilgeler. Zat-ı Hak'tan gayrı zeval görürüm.

  20. #20
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,606
    Blogdaki Konular
    5
    “Küçük cihadtan büyük cihada döndük.” hadisinin uydurma olupğ olmadığı mevzusunu bir yana bıraksak bile bu cümlede şurası açıktır ki savaş meydanında düşman bozguna uğratıldıktan sonra bu hadisin söylendiği rivayet edilmektedir. Kısacası hadi biz büyük cihadı yapalım da önce nefsimizle savaşalım anlayışı bu hadis ile pekiştirilemez.

    Bizler cihad ile emrolunmuş bir topluluğuz. Bu gün cebri bir saldırı islam beldelerinde yaşanmaktadır ve savaş kaçınılmazdır. Misli ile mukabele eden kardeşlerimizin de yaptıkları haktır.

    Bugün bu şartlar altında ben büyük olan cihadı gerçekleştiriyorum nefsimle mücadele ediyorum demek, hadi önce nefsimizle cihadımızı yerine getirelim sonra küçük çihada yöneliriz demek yanlıştır. efendimiz ordusu ile savaşa çıkmış ve dönüşünde bu sözü söylediği rivayet edilmiştir unutmamak gerekir.

    selam sevgi ve dua ile...
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

+ Konuyu Yanıtla
5 / 1 12345 SonSon

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •