11 sonuçtan 1 --- 11 arası gösteriliyor

Konu: Cenaze için neler yapılır?

  1. #1

    Cenaze için neler yapılır?

    Bir Müslüman cenazesi, o mahaldeki Müslümanların ellerinde, kendileri açısından mükerrem bir yolcu, Yaratıcı açısından Allah’ın bir emaneti hükmündedir. Müslümanlar onu güzel ağırlayabildikleri ölçüde, topluca Allah’ın rızasını ve rahmetini üzerlerine çekmiş olurlar. Bir cenazenin yıkanmasından kabre konulmasına kadar yapılması lâzım gelen şeylere ve bunları tedarik etmeye teçhiz, cenazeyi kefenlemeye tekfin denir.

    Ölen bir Müslüman’a yapılması sünnet olan vazifeler şunlardır:

    1- Bir Müslüman’ın öldüğü görüldüğünde veya işitildiğinde, “İnnâ Lillâh Ve İnnâ İleyhi Râciûn” (Biz Allah için varız ve biz Allah’a döneceğiz) denir. Peygamber Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Kendisine bir musibet dokunan kul, ‘İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn’1 der ve ‘Allah’ım! Musibetimde bana sevap ihsan et! Ve musibetime mukabil bana daha hayırlısını bedel kıl!’ derse, Allah musibet hususunda muhakkak ona sevap ihsan eder ve kendisine ondan daha hayırlısını verir.”2

    2- Ruhu çıkan insanın gözleri kapatılır, çenesi kapatılarak temiz bir bezle sarılır ve ölü için duâ edilir.

    Ümmü Seleme Validemiz (ra) anlatıyor: “Peygamber Efendimiz (asm), Ebû Seleme’nin ölümünden hemen sonra yanına girdi. Onun gözü açıktı. Hazret-i Peygamber (asm) onun gözlerini kapattıktan sonra şöyle buyurdu:

    “Muhakkak ki ruh kabz edildiği vakit, göz onu arkasından takip eder.”

    Bazıları feryatla ağladılar. Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz (asm):

    “Kendi nefislerinize hayırdan başka şey duâ etmeyiniz. Çünkü melekler söyleyeceğiniz sözlere ‘âmin’ derler” buyurdu ve sonra şöyle duâ etti:

    “Allah’ım! Ebû Seleme’ye mağfiret et! Onun derecesini hidayete erenlerin içinde yükselt! Onun arkasından ailesinin bâkî kalanları arasında ona halef ol! Onun işlerini üzerine al! Ey âlemlerin Rabb’i! Bizim ve onun günahlarını affeyle! Kabrinde ona genişlik ver ve orada kendisini nurlandır.”3

    3- Ölünün kolları ve bacakları hareket ettirilir ve azaları normal şekle getirilir.

    4- Karnı şişmesin diye üzerine bıçak gibi bir demir parçası konur. Bedeni üzerine hafif ve temiz bir örtü örtülür.

    5- Cenazenin elbiseleri çıkarılır. Cenaze tahta gibi bir şeyin üzerine konulur. Yüzü kıbleye çevrilir.

    6- Ölü için sessizce gözyaşları dökülebilir; fakat sesli olarak ağıt yakılmaz.

    Ümmü Seleme (ra) anlatıyor: “Ebû Seleme öldüğü zaman, ‘Gurbet elinde iken ölen bir garip! Vallahi ona dillere destan yapılacak bir ağıt ve ağlayışla ağlayacağım!’ diye ona ağlamak için hazırlanmıştım. Bu sırada Medine köylerinden bir kadın çıka geldi. Ağlamada bana yardım etmek istiyordu. Kendisini Resûlullah (asm) karşıladı. İki kere: ‘Allah’ın şeytanı çıkarmış olduğu bir eve şeytan mı sokmak istiyorsun?’ buyurdu. Bunun üzerine ben ağlamaktan vazgeçtim ve artık ağlamadım.”4

    7- Ölüyü öpmekte bir sakınca yoktur. Nitekim Peygamber Efendimiz (asm) Osman bin Maz’un’u (ra), Hazret-i Ebû Bekir de (ra) Peygamber Efendimiz’i (asm) öpmüştür.5

    Ölen bir Müslüman’a yapılması farz olan vazifeler de şunlardır:

    1- Cenazeyi yıkamak.
    2- Cenazeyi kefenlemek.
    3- Cenaze namazı kılmak.
    4- Cenazeyi defnetmek.

    Bir beldede bu vazifeleri hiç kimse yerine getirmezse, o beldedeki bütün Müslümanlar sorumludurlar.


    Dipnotlar:
    1- Bakara Sûresi: 156
    2- Müslim, Cenâiz, 2/4
    3- Müslim, Cenâiz, 4
    4- Müslim, Cenâiz, 6
    5- Tirmizî, Cenâze, 13; Nesâî, Cenâze, 11

  2. #2

    Ölen kişinin gözlerinin acik olmasinda ki hikmet!

    Abdullah Bey: “Ölmüş birinin gözleri açık olup kapanmamasının bir hikmeti var mıdır?”




    Ümmü Seleme (ra) anlatıyor: Ebû Seleme ölünce Resulullah Efendimiz (asm) yanına girdi. Ebû Seleme’nin gözleri açık bulunuyordu. Resulullah (asm) Ebû Seleme’nin gözlerini mübarek eliyle kapattıktan sonra şöyle buyurdu:

    “Ruh kabzedildiği zaman, göz onu arkasından takip eder.”

    Bunun üzerine ev halkı ağladı. Resûlullah (asm) buyurdu ki:

    “Sakın hayırdan başka bir şey söylemeyiniz. Çünkü melekler söyleyeceğiniz sözlere âmin derler.”

    Ardından Peygamber Efendimiz (asm) şöyle duâ buyurdu:

    “Allah’ım! Ebû Seleme’ye mağfiret et. Onun derecesini hidayete erdirilenler içinde yükselt. Onun ailesinden bâkî olanlara halef ol, vekil ol. Onlara yardımcı ol. Ey âlemlerin Rabbi! Bizim ve onun günahını affet. Ona kabrinde genişlik ver. Orada kendisini nurlandır.”1

    Ebû Hüreyre’nin (ra) bir rivayetinde de Peygamber Efendimiz (asm) soruyor:

    “İnsan öldüğü zaman gözleri yukarıya doğru dikilmiş olarak görmez misiniz?” Sahabiler:

    “Evet ya Resûlallah!” dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (asm):

    “İşte bu, insan gözünün, ruhu çıkarken arkasından takip ederek bakıp kaldığı zamandır” buyurdu.2

    Ölen kimsenin gözleri kapanmayınca, bizim senaryo üreticiler derhal devreye girerler, bir sürü şeyler uydururlar. Dünyada gözü kaldı, yapacak işleri kaldı, dünyasına doymadan gitti, vs. bunlardan sadece bir kaçı. Bunlar gözün açık gitmesinin hikmetini açıklamıyor. Nitekim her insan genelde dünyaya doymadan gidiyor ve genelde her ölenin yapacak çok işi kalıyor.

    Gerçek olan, yukarıdaki hadislerin de işaret ettikleri gibi, ruhun çıkışına gözün duyduğu hayranlıktır. Demek can çıkıyorken, kimi insanda göz ruhun arkasından bakıyor; fakat bu sırada can çıktığı için göz kendisinde kapanacak mecal bulamıyor ve açık kalıyor.

    Bu durumda ölünün yakınları onun gözünü henüz soğumadan kapatırlar ve gereken diğer cenaze işlemlerini yaparlar.



    Dipnotlar:


    1- Müslim, 3/96
    2- Müslim, 3/97

  3. #3

    Cenaze'nin Yıkanması

    Cenazenin yıkanmasından gömülmesine kadar, yapılan işlemlere "teçhiz" (hazırlamak) denir. İslâm'da, ölen kimsenin en kısa zamanda yıkanması, kefenlenmesi ve cenaze namazının kılınarak toprağa verilmesi gerekir. Bu konuda acele davranmak müstehabtır. Ölü şöyle yıkanır:

    Yıkanacak ölü teneşir veya yüksekçe bir yere sırt üstü konur ve diziyle göbek arası bir örtü ile örtülür. Teneşir, ölülerin yıkanması için yapılmış, sedire benzer yüksekçe bir tahta masadır: Erkek ölüleri erkekler, kadın ölüleri de kadınlar yıkar. Ölüyü yıkayan kişiye birisi su dökerek yardımcı olur. Ölüyü yıkamak, ona gusül abdesti aldırmaktır. Boy abdesti* almasını bilen herkes ölüyü yıkayabilir; ölü yıkamanın gerektirdiği ayrı bir bilgi ve dua yoktur.

    Yıkayacak kişi eline bir bez sardıktan sonra, ölünün avret yerini yıkayıp temizler. Bundan sonra ölüye bir abdest aldırır. Abdest aldırırken ağzına, burnuna su vermez, parmaklarıyla mesheder. Yüzünü, kollarını yıkar, başını mesheder ve ayaklarını yıkar.

    Bundan sonra ölünün üzerine su dökülür, başı ile bedeni sabunlu su ile temizce yıkanır, sonra sol tarafına çevrilerek sağ tarafı yıkanır. Bundan sonra sağ tarafına çevrilerek,sol tarafı iyice yıkanır. Her âzâyı yıkarken üç defadan az yıkamamak sünnettir. Suyun zor ulaşacağı organlar yıkanırken ovularak yıkanmalıdır. Bundan sonra yıkayan kimse cenazeyi oturtur gibi kaldırıp, kendisine doğru yaslayarak karnını ovalar; altından bir şey çıkarsa, sadece orasını yıkayıp temizler, tekrar abdest aldırmaz ve yeniden bütün vücudu yıkamaz. Böylece yıkama işlemi biten bir ölü havlu veya benzeri şeylerle kurulanır ve kefenlenir. Sonra başına, yüzüne ve sakalına güzel kokular sürülür, secde yerlerine kâfûr dökülür. Yıkanırken ölünün saç ve tırnakları kesilmez. Ölünün kapalı bir yerde yıkanması daha iyidir. Ölüyü, kendisine en yakın bir kimse veya ahlâki iyi olan ve cenaze yıkamasını iyi bilen birinin yıkaması gerekir. Kadın kocasını yıkayabilir. Fakat, yıkayacak hiçbir kadın bulunmamak gibi bir mecburiyet olmadıkça erkek, ölmüş karısını yıkayamaz.

    Şişmiş olup dağılmak üzere bulunan ve dokunulması mümkün olmayan bir ölünün üzerine sadece su dökülmesi yeterlidir. Yıkayan, cenazeyi yıkamaya niyet ederek besmele çeker. Yıkama bitince: "Gufrâneke yâ Rahmân" yani, "Ey merhametli Allah'ım bağışlamanı dilerim" der.

    Müslüman ölünün vücudunun bir parçası bulunması halinde, onu yıkamak konusunda âlimler arasında görüş ayrılıkları vardır. İmam Şâfiî, Ahmed b. Hanbel ve İbn Hazm, "yıkanır, kefenlenir ve üzerine namaz kılınır" demişlerdir. İmam Şâfiî: "Bir kuş, Cemel vakasında Mekke'ye bir el getirip attı. Parmağındaki yüzüğünden Mekkeliler onu tanıdılar. Bu eti yıkayarak namaz kıldılar. Olay sahabenin huzurunda olmuştur" demektedir. Ahmed İbn Hanbel der ki:

    "Ebû Eyyûb, vücudun bir ayağı varken, Ömer ise bir kemiği varken üzerlerine namaz kılmışlardır." İbn Hazm: "Müslüman ölüsünden bulunan her şey üzerine namaz kılınır; şehit değilse yıkanır, kefenlenir." demiştir. Bulunan parça üzerine namaz kılmaya niyet edilir. Namaz ise hepsine, yani ceset ve ruhu üzerine kılınır. İmam Ebû Hanife ve İmam Mâlik'e göre; "Eğer yarıdan çoğu bulunursa yıkanır ve namazı kılınır; eğer bulunmazsa yıkanmaz ve namazı kılınmaz."

  4. #4

    Cenazenin Kefenlenmesi Ölü, yıkandıktan sonra, kefenin ıslanmaması için kurulanır.

    Kefen üç çeşittir: 1- Erkeğe göre, "kamis", boyun kökünden ayaklara kadar olur. Yen ve yakası olmaz. Etrafı uygulanmaz. 2- "İzar" ile "Lifâfe", baştan ayağa kadar uzun olur. Lifâfe en üste geleceği ve baş ve ayak uçlarından düğümleneceği için izardan daha uzun tutulur.

    Kadında baş örtüsü ile göğüs örtüsü fazla olacağından kadında sünnet olan kefen beş kattır. 3-Yeterli sayılan kefendir ki erkeğe göre izar ile lifâfe'den ibaret olmak üzere iki kat, kadına göre ise bir de baş örtüsü ile üç kattır. Ancak zarurete binaen kadın ve erkek için "setre"; yeterli ne bulunursa ona sarılacak şeydir. Nitekim sahabeden bir kısmı zarûretden dolayı sahip oldukları elbiseleriyle kefenlenip defnolunmuşlardır.


    Malın azlığı ve varislerin çokluğu söz konusu olunca ikinci kefenleme; mal çok varisler az ise birinci tür kefenleme yapmak sünnettir. Kefen-i zarûret ise hiçbir malı olmayan için düşünülebilir. Zarûret olmadıkça tek kefene sarılmaz. Kefenin beyaz pamuklu bezden olması daha faziletlidir. Yenisi veya yıkanmış olmasında fark yoktur. Kefenler, içine ölü sarılmadan önce tütsülenir. Ancak beşten fazla tütsülenmez.

    Kadının saçları örgü edilerek göğsü üstünde toplanır. Onun üzerine başörtüsü yüzüyle beraber örtülür.

    Hamdi DÖNDÜREN

  5. #5

    Cenaze Namazı

    Gusledilmiş, yıkanmış, temizlenmiş, musalla taşına konulmuş müslüman bir ölü için müslümanların, abdestli ve Kıble tarafına yönelerek kıldıkları bir namaz ve ölü için yapılan bir duadır. Cenaze namazı farz-ı kifâyedir. Yani bir beldede bir kısım müslümanların bu namazı kılmalarıyla, diğerlerinin üzerinden yükümlülük kalkar. Cenaze namazı hiç kılınmazsa, o beldedeki bütün müslümanlar sorumlu ve günahkâr olur.

    Cenaze namazının şartı niyettir. Bu niyette, ölünün erkek veya kadın, küçük erkek veya kız çocuğu olduğu belirtilir. İmam olan kimse; Allah Teâlâ'nın rızası için hazır olan cenaze namazını kılmaya ve o cenaze için dua etmeye niyet ederek, namaza başlar. Ayrıca imamlığa niyet etmesi gerekmez. Cemaatten her biri de Allah rızası için o cenaze namazını kılmaya ve onun için duaya ve imama uymaya niyet eder. Ölü, erkek ise: "şu hazır erkek için", kadın ise; "şu hazır kadın için" diye niyet edilir. Çocuklar için de bu şekilde niyet edilir. Cemaatten biri, cenazenin erkek mi, kadın mı olduğunu bilmezse, "üzerine imamın namaz kılacağı ölüye, imam ile beraber namaz kılmaya ve dua etmeye" niyet eder.

    Cenaze namazının rüknü tekbirler ve kıyâm'dır. Bu namazda rukû ve secdeler bulunmadığı gibi Kur'an okumak ve teşehhüd de yoktur. Şartları altıdır: Ölünün müslüman olması, kendisinin ve konulduğu yerin temiz olması, cemaatin önünde bulunması, vücut azalarının çoğunun veya başıyla beraber yarısının mevcut olması, arz üzerine konulmuş olması, namaz kılacak kimsenin özürsüz olarak bir şeye binmiş veya oturmuş olmaması. Cenaze namazında cemaat şart değildir. Yalnız bir müslüman erkek yahut bir müslüman kadının kılması ile farz yerine getirilmiş olur. Cenaze namazının sünnetleri dörttür.

    1-İmam cenazenin göğsü hizasına durur. Bu namazda erkek, kadın, büyük ve küçük arasında fark yoktur

    2-Birinci tekbirden sonra "sübhâneke allâhümme" duasının "ve celle senâüke" kısmı ile birlikte okunması lâzımdır. Dua kasdıyla fatiha okunması da caizdir. İbn Abbâs cenaze namazında Fâtiha okumuş ve "bunun sünnet olduğunu" bildirmiştir. (Buhârî, Cenâiz, Kıraetu Fâtihati'l-Kitab). İmam Şâfiî'ye göre Fâtiha okumak farzdır.

    3- İkinci tekbirden sonra, Peygamber (s.a.s.)'e salât getirmek: "Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd." Sonra "bârik" duâsı okunur.

    4- Üçüncü tekbirden sonra ölüye, kendi nefsine ve müslümanlara dua etmek. Duânın ahirete ait olmasından başka bir şart yoktur. Fakat Hz. Peygamber'den nakledilen duâları yapmak daha güzeldir. Bu duâ da şudur:

    "Allâhumma'ğfirlî hayyina ve meyyitinâ veşâhidinâ ve gâibinâ ve zekerinâ ve unsânâ ve sağîrinâ ve kebîrinâ. Allâhumme men ahyeytehû minnâ fe ahyihî ale'lislâm ve men tevef feytehü minnâ feteveffehû ale'l-imân ve hussa hâza'l-meyyite birravhi ve'rrâhati ve'f-mağfireti ve'r-rıdvân. Allâhümme in kâne muhsinen fezid fî ihsânihî ve in kâne musîen fetecâvez anhu ve lakkıhi'l-emne ve'l-büşrâ ve'lkerâmete ve'z-zülfâ bi rahmetike yâ erhame'r-râhimîn."

    Manası: "Allah'ım, dirimizi, ölümüzü, burada olanımızı, olmayanımızı, erkeğimizi, kadınımızı, küçüğümüzü, büyüğümüzü bağışla. Allah'ım, bizden yaşattığını İslâm üzerine yaşat; öldürdüğünü iman üzerine öldür. Bu ölüye de sevinç, rahat, mağfiret ve rıza ihsan eyle. Allah'ım, eğer (bu kimse) iyi idiyse iyiliğini artır, eğer kötü idiyse kötülüklerinden geç. Onu güven, müjde, ikram ve rahmetine yaklaştır. Ey merhametlilerin en merhametlisi."

    Eğer cenaze kadınsa, "ve hussa dan sonraki zamirler müennes okunur." Hâzihi'l-meyite... in kânet muhsineten fe-zid fr-ihsânihâ ve in kânet musîeten fe-tecâvez an seyyiâtihâ ve lakkîhâ'l-emne... " gibi.

    Duâyı bilmeyen kimse, sadece "Allâhümmağfirlî ve lehû ve li'lmü'minîne ve'l-mü'minât (Allâhım, beni, onu ve bütün inananları bağışla" der. Akıl hastası ve küçük çocuklar için istiğfar edilmez. Çünkü onların günahı yoktur. Onlara Feteveffehû ale'l-imân "dan sonra şu duâ ilâve edilir. "Allâhümme'c'alhu lenâ feratan ve'c'alhulenâ ecran ve zuhran ve'c'alhu lenâ şâfian müşeffean" Manası: "Allah'ım, onu bize ecir; mükâfat, ahiretimiz için yararlı kıl, onu bize âhirette sözü geçen bir şefaatçı eyle."

    Bu duâlardan sonra imam dördüncü tekbiri alır, sonra önce sağ tarafa, sonra da sol tarafa sesli olarak, cemaat ise gizlice selâm vererek namaza son vermiş olurlar. Bu vacip olan selâm ile ölüye, cemaate ve imama selâm verilmesine niyet edilir. Cenaze namazının başına yetişmeyen kimse hemen iftitah tekbirini alıp imama uyar ve diğer tekbirleri imamla beraber almaya devam eder. İmam selâm verdikten sonra geçirdiği tekbirleri birbiri ardınca kaza eder, bu tekbirler esnasında herhangi bir dua okunmaz. Birkaç cenaze varsa hepsine ayrı ayrı namaz kılma daha iyidir. En erken getirilenin namazı önce kılınır. Hepsi birlikte gelmiş ise halk nazarında daha faziletli olanın ki önce kılınır. Hepsine bir tek namaz kılmak da yeterli olur. Bu takdirde cenazeler, geniş bir sıra halinde dizilir ve imam bunlardan birisinin göğsü karşısında durarak namaz kıldırır. Yahut cenazeler tek sıra hâlinde kıbleye doğru uzunlamasına da konulabilir.

    Namaz kılmak mekruh olan üç vakitte, yani; güneş doğarken, tam tepedeyken ve batarken cenaze namazı kılınmaz. Ancak, bu vakitlerde kılınmışsa kazası da gerekmez. Kabristanda ve cami içinde cenaze namazı kılınmaz, ancak; imam ve cemaatin bir kısmı cami dışında, bir kısmı da cami içinde olarak kılmalarında bir mahzur yoktur. Namazı bozan şeyler cenaze namazını da bozar.

    Sağ doğup ölen çocuğun adı konulur, yıkanıp kefenlenir ve namazı kılınır. Ölü doğan çocuğun adı konulur, yıkanıp bir bezle sarılır ve cenaze namazı kılınmadan defnedilir. Ölen gebe kadının karnındaki çocuk hareket ederse, kadının karnı yarılarak çocuk alınır. Kasden ve zulmen ana veya babasını öldürenlerin, öldürülmüş eşkıya ve yol kesicilerin namazları kılınmaz.

    Cenazede cemaat şartı olmamakla birlikte, cemaat sayısı ne kadar çok olursa, sevap da çoğalır. Hz. Âişe, Rasûlullah (s.a.s.)'ın şöyle dediğini nakletmiştir: "Bir cenazenin namazını yüz müslüman kılarak hepsi ona şefaat dilerse, kendilerine o kimse hakkında şefaate izin verilir. " (Müslim Cenâiz, 58).

    İbn Abbas (r.a.), Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bir müslüman öldüğü zaman, cenazesini, Allah'a hiç bir şeyi ortak koşmayan kırk kişi tutup kaparsa, Allah kendilerine o kimse hakkında şefaate izin verir. " (Müslim, Cenâiz, 59).

    Namaz kılınıncaya kadar cenazede hazır olan kimseye bir kırat, gömülünceye kadar hazır bulunana da iki kırat sevap vardır. " İki kırat nedir?" diye sorulunca, Hz. Peygamber (s.a.s.) "İki büyük dağ gibi" diye cevap verir, yani iki büyük dağ kadar sevap verilir. (Müslim, Cenâiz, 52).

    "Cenaze defninde acele ediniz. Eğer bu ölü iyi bir kişi ise, bu bir iyiliktir. Onu (bir an evvel kabirdeki) hayır ve sevabına ulaştırmış olursunuz. Eğer bu cenaze iyi bir kişi değilse, bu da bir ferdir. Bir an evvel omuzlarınızdan atmış olursunuz. " (Buhârî, Cenâiz, 52).

    "Ey mü'minler! Siz ölüyü teşyî ediyorsunuz. Onun önünde, arkasında sağında, solunda yürüyünüz. "

    Yukarıda naklettiğimiz hadislerden de anlaşılacağı gibi, cenazeyi bekletmeden en kısa zamanda toprağa vermek gerekir. Ölü hakkında iyi ve kötü şahitliği Cenâb-ı Allah kabul eder. Bu münasebetle ölüleri hayırla anmak sünnettir. Bir müslümanın cenazesinde bulunmak herkese farz-ı ayın değilse de; mümkün mertebe çok sayıda cemaatin bulunması ölü için rahmet ve bağışlanma vesilesidir. Ayrıca cenazeye katılan müslümana da çok büyük bir sevap vardır.

    Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, "Peygamber (s.a.s.), Necâşî'nin vefat haberini öldüğü gün vermiş, ashabını namazgâha çıkartarak saf bağlatmış ve dört defa tekbir almıştır." (Buhârî, Müslim),

    Burada Necaşi, Habeş imparatoru Ashama olup, Hicret'in dokuzuncu yılında vefat etmiş ve Allah Rasûlü Medine-i Münevvere'de onun için ashabıyla, gıyabında cenaze namazı kılmıştır. Bu uygulama, zaruret sebebiyle vukû bulmuştur. Hanefî ve Mâlikilere göre gâibin cenaze namazını kılmak mutlak olarak caiz değildir.

    Hanefilere ve bazı fâkîhlere göre ölüm haberini hısım ve akrabaya, eşe dosta bildirmek caizdir. Günümüzde bu duyuru, müezzinlerin "salâh" okuyuşları ile yapılmaktadır.

  6. #6

    Cenazenin Taşınması ve Defni

    Cenazeyi kabre kadar taşımak bir mümine yapılacak en son hizmetlerdendir. Bu taşıma aynı zamanda bir ibadettir. Bilhassa namaz kılınan yerlerde, mezarlıkla namaz kılınan yerin yakınlığı durumlarında cenazeyi vasıta ile taşımak bu ibadeti terk etmek olur.

    Sünnet üzere, cenazeyi tabutun dört tarafından dört kişi tutarak taşır. Tabutun dört tarafından onar adım taşımak müstehaptır. Daha çok taşımanın sevabı da çoktur. Önce cenaze sağ ön tarafından, sonra sağ arka tarafından taşınır. Sonra sol tarafına geçilerek sol ön ve sol arka tarafından omuzlanır. Böylece her tarafından onar adım olmak üzere kırk adım taşınmış olur. cenazeyi acele götürmek de müstehaptır. Zira o iyi bir kişi ise kabirde karşılaşacağı iyi hâle bir an önce kavuşturulmuş olur. Kötü bir kişi ise bir an önce şerrinden ve yükünden kurtulmuş olunur.

    Cenazeyi takip edenler, yolda lüzumsuz lâkırdı etmezler. Yüksek sesle konuşmazlar. Hatta yüksek sesle zikretmez ve Kur'an okumazlar. Ölümü ve ahireti düşünürler.

    Cenaze kabre konacağında, kabre inen bir kaç kişi cenazeyi alarak yüzü kıbleye karşı, başı batıya gelmek üzere sağ yanına yatırırlar. Bu esnada: "Bismillahi ve ala milleti Rasûlillahi" (Allah'ın adı ile ve Rasûlullah'ın milleti (dini) üzere derler. Kefenin bürgüsünün baş ve ayak tarafındaki bağları çözerler. Kadını kabre mahreminin indirmesi evlâdır.

    Cenazenin arkasına, cesedi toprağın sıkıştırmasından koruyacak taş, tahta gibi şeyler dizilir. Sonra kabir, toprakla doldurulup örtülür. Bu arada kabir başında Kur'an'dan bazı sûrelerin okunması mümkündür. Bu arada salih bir kişi kalkıp ölünün baş tarafında ve yüzü hizasında durup ölünün anasının adı ve ölünün adı ile üç defa "Yâ filan oğlu -kızı- filân" der ve aşağıdaki telkinatı yapar: "Ey filân oğlu -kızı- filân... Dünyada iken Allah'tan başka ilâh yoktur, Muhammed Allah'ın elçisidir, Cennet haktır, Cehennem de haktır, öldükten sonra dirilmek de haktır. Şüphesiz kıyamet günü gelecektir. Allah, kabirde olanları diriltecektir" diye yaptığın şahitliği hatırla. Sen, Rab olarak Allah'a din olarak İslâm'a, Rasûl olarak Muhammed'e önder olarak Kur'an'a, kıble olarak Kâbe'ye, kardeşlerin olarak müminlere razı olmuştun. De ki:

    "Allah'tan başka ilâh yoktur, ona dayandım O, ulu arşın sahibidir." Ey Allah'ın kulu de ki, "Allah'tan başka ilâh yoktur. De ki, Rabbim Allah'tır, dinim İslâm'dır, Rasûlüm Muhammed (s.a.s.)'dir. Yâ Rabbi onu yalnız bırakma. Sen, mülk verenlerin en hayırlısısın."

    Ölünün evinde yemek vermek, ölü sahibine başsağlığı dilemek, kabirleri zaman zaman ziyaret etmek sünnettir. Başsağlığı dilemek üç gün içinde müstehaptır, sonrası sünnete aykırıdır.

    Hamdi DÖNDÜREN

  7. #7

    Iskat-ı Salât (Namaz) ve Devir

    İbadetlerde ıskat, namaz, oruç, kurban, adak, kefâret gibi ibadet ve borçları ifa etmeden vefat eden bir kimseyi bu borçlarından kurtarmak için fakirlere fidye ödenmesi işlemini ifade eder.
    Fıkıhta daha çok namaz ve oruç borcunu düşürme anlamına gelen ıskat-ı salât ve ıskat-ı savm terimleri kullanılır. Burada fidyeden maksat söz konusu ibadetlerin yerine geçmesi amacıyla yapılan nakdî veya aynî ödemelerdir. Bu bağlamda ıskat-ı salât, bir kimsenin sağlığında eda veya kazâ edemediği namaz borçlarını uhdesinden düşürebilmek için ölümünden sonra fidye ödenmesi işlemini, devir de bu fidye ödemede geliştirilen bir yöntemi ifade eder.
    Iskat Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu’t-tâbiîn dönemlerinde yukarıdaki anlamda ıskat söz konusu olmadığından, ıskat-ı salât ve ıskat-ı savm anlayış ve uygulamasının Kitap, Sünnet ve sahâbe fetvalarından delillendirilmesi yerine, fıkhın gelişim seyri göz önünde tutularak ele alınması daha doğru olacaktır. İbadetler ve bu nitelikteki kefâretler Allah hakkı grubunda yer aldığı için kural olarak ıskat kabul etmez. Dinî mükellefiyetlerin ifasında mükellefin niyeti ve ibadetin Allah rızâsı için yapılması ibadetin özünü, şekil şartları ise maddî unsurunu teşkil edeceğinden, ibadetler ancak şâriin belirlediği sebeplere bağlı olarak ve O'nun emrettiği tarzda yerine getirilirse ifa edilmiş sayılır. İbadetlerin dinin taabbüdî (kulluğu ve teslimiyeti sembolleştiren) hükümlerinin en başında yer almasının da anlamı budur.
    Fıkıh kültüründe ibadetler; bedenî, malî, hem bedenî hem malî şeklinde üçlü ayırıma tâbi tutulur ve her bir ibadetin mükellef tarafından zamanında, bizzat ve ayrı ayrı ifa edilmesi gerektiği, her ibadetin kendine mahsus bir sebebi ve gayesi olduğu, hiçbirinin diğerinin yerine geçmeyeceği önemle vurgulanır. Aynı şekilde namaz, oruç gibi bedenî-şahsî ibadetlerin mükellef adına bir başkası tarafından yerine getirilmesi de (niyâbet) câiz görülmemiştir. İbadetlerin ifasıyla ilgili genel prensipler böyle olmakla birlikte şâri‘, dinde kolaylık ilkesinin de bir gereği olarak, sınırlı ârizî hallerde bazı istisnaî hükümler sevketmiş ve ifa edilemeyen bazı ibadetlerin aynı veya başka cinsten bir diğer ibadet ya da fiille telâfisine imkân tanımıştır. Seçimlik kefâretler, hacca gidemeyenin yerine bedel gönderilmesi, kadınların hayız ve nifas hallerinde namazdan muaf tutulması ve orucu da -ileride kazâ etmek üzere- tutmamaları, hasta ve yolcunun oruç tutup tutmamakta serbest olması ve tutmadığı oruçları diğer günlerde kazâ edebilmesi, unutma veya uyku sebebiyle kılınamayan namazın ilk fırsatta kılınması gibi hükümler bunun örnekleri ise de bu grupta yer alan belki de en önemli istisnaî hüküm oruç tutmaya güç yetiremeyenlerin bunun yerine fidye ödemeleridir (el-Bakara 2/184).
    Hanefî fakihlerinin oruç yerine fidyenin ödenmesine "misl-i gayr-i ma‘kul ile kazâ" demeleri de bunun istisnaî ve kural dışı olduğunu belirtmeyi amaçlar (Serahsî, I, 49). Ölüme kadar her geçen gün bünyesi zayıflayan hasta ve yaşlıların, tutamadıkları farz oruçları için kaideten sağlıklarında fidye ödemeleri, değilse fidyenin ödenmesini vasiyet etmeleri gerekir. Böyle bir vasiyetin mevcudiyeti ve terekenin üçte birinin de yeterli olması halinde mirasçıların bu fidyeyi ödemeleri dinî bir vecîbedir. Vasiyeti yoksa veya üçte bir yeterli değilse, mirasçıların teberru kabilinden bunu ödemeleri tavsiye edilmiştir. Yukarıda özetle verilen hükümler, devamlı hastalık ve yaşlılık sebebiyle oruç tutamayanlara mahsus olup bu iki durumun dışında kalan yolculuk, hastalık, gebelik, süt emzirme, ileri derecede açlık ve meşakkat gibi mazeretler oruç tutmamaya veya başlanmış bir orucu bozmaya ruhsat teşkil etse de, tutulamayan oruçlar için fidye ödenmesini câiz kılmaz, mazeret hali kalktıktan sonra kazâ edilmeleri gerekir. Bu kimseler kazâ edemeden vefat etmişse, mirasçıların aynı şekilde bu oruçlar için de fidye vermesi İslâm âlimlerince câiz, hatta tavsiye edilen (mendup) bir davranış olarak görülmüştür. Bu konuda fıkıh mezhepleri arasında önemli bir görüş ayrılığı yoktur. Çünkü kazâ borcunu geciktirmemek gerekli ise de, burada başlangıçta mazerete, devamında ise ihmale ve ileride kazâ etme ümidine dayalı hoş görülebilir bir terk söz konusudur. Ayrıca vefat, bu kimsenin orucunu kazâ etme imkân ve ihtimalini ortadan kaldırdığından yaşlı ve hasta için söz konusu olan acz hali burada da var sayılabilir.
    Mükellefin oruç borcunun vefatından sonra fidye ödenerek düşürülmesi (ıskat-ı savm) arzu ve teşebbüsünün yukarıda özetlenen şartlarla ve zikredilen iki durumla sınırlı kalması beklenirken hangi dönemde başladığı tam olarak bilinemeyen fakat hicrî II. asrın sonlarına doğru ortaya çıkması muhtemel olan bir yorum ve kıyaslama ile, sağlığında mazeretsiz olarak oruç tutmamış ve kazâ da etmemiş kimse adına vefatından sonra fidye verilebileceği ve bu fidyenin ölenin oruç borcunu ıskat etmesinin muhtemel olduğu görüşü gündeme gelmiş ve uygulama alanına girmeye başlamıştır.
    Iskat-ı savm hakkında yapılan bu genişletici yorumun, yine hicrî II. yüzyılın sonlarından itibaren namaz hakkında da düşünülmeye başlandığı tahmin edilmektedir.
    Kişinin sağlığında iken kılmadığı veya kılamadığı namazlar için vefatından sonra fidye verilerek borcunun düşürülmesi temenni ve teşebbüsüne ad olan ıskat-ı salât hakkında, İmam Muhammed eş-Şeybânî hariç tutulursa ilk Hanefî müctehidlerinden olumlu bir görüş bilinmemektedir.
    Kaynaklarda İmam Muhammed'in ez-Ziyâdât'ta ıskat-ı savm için yukarıdaki görüşünü açıkladıktan sonra "Bir kimse namaz borcu için fidye verilmesini vasiyet etse, Allah'ın dilemesine bağlı olarak bu fidye onun için yeterli olur" temennisini belirttiği, ancak ıskat-ı savm hakkında kıyas yaparken namaz hakkında böyle bir kıyasa girişmeyip namazın hükmünü orucunkine ilhak etmekle yetindiği aktarılır. Burada kıyastan değil de ilhaktan söz edilmesi, kıyasın dayandırılabileceği bir aslın bulunmayışındandır. Bir mazeret sebebiyle kılınamayan farz namazların bu mazeret kalkınca hemen kılınması veya kazâ edilmesi emredilmiş ise de (Buhârî, “Mevâkýt”, 37; Müslim, “Mesâcid”, 314; Ebû Dâvûd, “Salât”, 11), mazeretsiz olarak kasten terkedilen namazların daha sonra kazâ edilmesi gerektiğine ve bu kazânın kişiden namaz borcunu düşüreceğine dair açık bir nas yoktur.
    Böyle olunca, kılınmayan veya kılınamayan bir farz namazın yerine, sağlığında mükellefin veya vefatından sonra mirasçılarının fidye vermesinin cevazını ve bu fidyenin söz konusu namaz borcunu düşüreceğini açık veya dolaylı şekilde bildiren hiçbir âyet veya hadisin bulunmaması gayet tabiidir. İmam Muhammed'in ıskat-ı salât hakkında "Allah dilerse yeterli olur" şeklinde ihtiyatlı bir temennide bulunması da bu sebeptendir
    .
    Serahsî de, ölenin namaz borcu için verilecek fidyenin namazın yerine geçmesinin kesinlik taşımadığını, fakat bunun Allah'ın lutuf ve keremine kaldığını söyler (Usul, I, 51). Zaten ıskat-ı salâtın cevazına kail olan fakihler de, namaz ve oruç borcuyla vefat eden kimsenin her iki ibadet açısından da ifa edemez olma (acz) durumuna düştüğünü, namazın oruçtan daha önemli olduğunu, oruç hakkındaki ruhsatın gerekçesinin "acz" olması halinde namazı da oruca ilhak etmenin ihtiyaten de olsa mümkün olacağını, ancak cevazın şüpheli, ıskatın da bir temenniden öteye geçmediğini ifade ederler.
    Öte yandan ıskat-ı salât hakkındaki bu yorum ve temenniler, namaz borcuyla ölen kimsenin bu yönde vasiyetinin bulunması ve bıraktığı malın üçte birinin buna yeterli olması kaydıyla söz konusu edilir. Ortada böyle bir vasiyet veya mal yokken mirasçılar kendiliklerinden böyle bir çabaya girmişlerse, ölenin, ibadetinin bu şekilde olsun telâfisine yönelik bir niyet ve ihtiyarı bulunmadığı için namaz borcunun fidye ile sâkıt olması temennisinin daha da şüpheli ve zayıf hale geldiği, belki sadece fakirlere fidye olarak dağıtılan para sebebiyle bir hayır ve tasadduktan söz edilebileceği dile getirilir.
    Şâfiî mezhebinde ağırlıklı görüş, namaz borcuyla veya itikâf adak borcuyla ölen kimsenin yakınlarının ölen adına bu ibadetleri ifa etmesinin de, fidye vererek bu borçları düşürmesinin de câiz olmadığı yönündedir.
    Bununla birlikte orta ve ileri dönem Şâfiî literatüründe, İmam Şâfiî'nin oruç borcuyla ilgili görüşünden yola çıkılarak yakınlarının ölen adına bu iki ibadeti ifa edebileceği, yine tahrîc usulü işletilerek ölenin namaz ve itikâf borcu için fidye verilebileceği görüşleri dile getirilir.
    Ancak bunun, VIII. yüzyıl Şâfiî fakihlerinden Sübkî'nin de yaptığı gibi istisnaî ve biraz da Hanefîler'i takliden gidilebilecek bir çözüm olduğu belirtilerek mezhepte tercih edilen görüşün bu olmadığı vurgulanmak istenir. İfa edilemeyen ibadetler için mükellefin vefatından sonra fidye ödenmesinin cevazı ve borcu düşürücü olup olmadığı tartışması, bedenî ibadet olmaları sebebiyle namaz ve oruç üzerinde odaklaşır. Mükellefin sağlığında iken ifa etmediği kurban, adak, malî kefâret veya zekât gibi ibadetlerin vefatından sonra vasiyetine bağlı olarak hatta mirasçılar tarafından kendiliğinden malî ödeme ile telâfi edilmesi, hem iki ifa arasında cins birliğinin bulunması hem de bu tür ibadetlere üçüncü şahısların haklarının taalluk etmesi ve malî ibadetlerde niyâbetin kural olarak câiz olması sebebiyle daha anlamlıdır. Bu ödemelerin, mükellef tarafından bizzat yerine getirilmeyişi ve niyetin bulunmayışı sebebiyle ibadet niteliği tartışmalı olsa bile en azından üçüncü şahısların (fakirlerin) haklarını ıskat edebileceği savunulabilir. Öte yandan fidye, kefâret orucu gibi başka bir ihlâlden doğan ve seçimlik bir ceza olarak tutulması gereken oruçlarda değil de ramazan orucu gibi bizâtihî asıl olan oruçta gündeme getirilir.
    DEVİR
    Iskat-ı savm ve salâtın kıyaslama, ilhak ve temenni tarzında da olsa tartışmaya açılması ve ölenin bütün ibadet borçlarının fidye ile ıskat edilebileceği düşüncesinin kamu oyuna aksetmesi, bu yönde bir uygulamanın hızla yaygınlaşmasının bir âmili olduğu gibi, bu imkân bedenî ibadet yükümlülüğü açısından zengin ve fakir arasında bir ayırım yaptığı için ayrı bir tartışmayı da başlatmış oldu. Çünkü söz konusu anlayış ve uygulama gündeme geldiğinde sadece malî imkânı elverişli olan aileler ve mirasçılar vefat eden yakınlarının yüksek meblağlar tutan fidye borcunu ödeme imkânı bulmaktaydı. Bu ayırımın yol açtığı sıkıntı, hicrî IV. yüzyılın sonlarından itibaren "devir" işleminin bulunması ve câiz görülmesiyle giderilmeye çalışıldı.
    Devir, ıskat için fakirlere nakdî bedeli tamamen vermek yerine muayyen bir miktarı hibe edip tekrar hibe yoluyla ondan geri alma ve toplam borç miktarına ulaşıncaya kadar bu hibe ve karşı hibe işlemini devam ettirme usulünün adıdır. Böylece elde devredilen para ile devir sayısının çarpımıyla elde edilen meblağın fidye olarak hibe edilmiş olacağı, neticede de ıskat için gerekli fidyenin tamamen ödenmiş olacağı var sayılmaktadır. Ölenin toplam fidye borcunun hesaplanmasında sadece ifa edemediği namaz ve oruç borçları için fidye verilmesi, kurban, adak ve kefâret türündeki bilfiil ibadet borçlarının ödenmesi ile yetinilmeyip ihtiyaten ölenin bulûğdan vefatına kadar devam eden döneme ait bütün bedenî ibadetleri ve Allah hakkı grubundaki bütün dinî mükellefiyetleri göz önünde bulundurulup bunlar fidye ile ıskat edilmek istenir.
    Bu yaklaşım ve arzu, haliyle ödenecek meblâğı yükseltmekte ve devri âdeta kaçınılmaz kılmaktadır. Öte yandan, devir usulüyle önemli bir ödeme kolaylığı getirilmiş olması da böyle bir talebi ve hesaplama yöntemini teşvik etmektedir. İşlemin sonunda arada devrolunan miktar fakirlere verilir ve böylece toplam borç miktarı kadar para fidye olarak dağıtılmış sayılır. Zekât ödeme dahil diğer malî mükellefiyetlerin ifasında câiz olmayacağı açıkça belirtilen bu işleme belli bir dönemden sonra bazı fakihlerin ıskat-ı savm ve salâtta istisnaî olarak cevaz vermeye başladığı, sorulan fetvalar ve verilen cevaplar dikkatlice incelendiğinde, onların bu yönelişinin temelinde, herhangi bir şer‘î delilden ziyade ümit, ihtiyat ve temenniye dayalı bir iyimserliğin, âdet baskısının ve bazan menfaat beklentisinin yattığı görülür.
    Öte yandan, bedenî ibadetlerde aslolan fakirle zenginin eşit olmasıdır. Ölenin namaz ve oruç borcunu fidye ödeyerek ıskat etme bir imkân ise bu imkânı, yakınlarının ibadet borçları için fidye verme arzusu içinde olan fakat malî durumları buna elvermeyen fakir ailelere de tanımak ve böylece bedenî ibadetlerde mükellefiyet ve ifa imkânı yönüyle eşitlik ilkesini korumak gerekir. Bu düşünce de devir işleminin câiz görülmesinde önemli bir âmil olmuştur. Bu fakihler, devir usulüne, vasiyet edilen miktarın (ki bu miktar terekenin kural olarak üçte birini geçemez) toplam fidye borcunu ödemeye yetmemesi durumunda başvurulabileceğini belirtmiş ve devirin, daha fazla harcama yapmak istemeyen zenginler için bir hile kapısı olmayıp fidye borcunu başka türlü ödeme imkânı bulunmayanlar için zayıf bir ümide de dayansa âdeta son çare olduğunu vurgulamak istemişlerdir.
    Bu fakihlerin böyle bir cevaz kapısını aralarken iyi niyetle hareket ettikleri ve tasaddukla, hayır ve hasenatla sonuçlanması sebebiyle ıskat ve devir işlemine sıcak bakmış olacakları doğrudur. Ancak açılan bu cevaz yolunun, yukarıda zikredilen sınırlandırıcı ve yönlendirici mülâhaza ve kayıtlar da göz ardı edilerek daha sonraları dinî bir imkân veya gereklilik olarak telakki edilip zengin-fakir herkes tarafından alabildiğince kullanıldığı ve âdeta dinî ödevlerde hileyi sembolize eden bir gelenek halini aldığı da inkâr edilemez.
    Sonuç itibariyle, âyette sadece oruç tutmaya gücü yetmeyen sürekli mazeret sahibi kimselerin fidye vermesinin emredildiği, bunun dışındaki ıskat-ı savmın âyette yer almadığı, ıskat-ı salâtın ve devir işleminin ise Kur'an veya Sünnet'ten herhangi bir delile veya fıkhî hüküm elde etmede kullanılan bir usule dayanmadığı açıktır.
    Zaten bedenî ibadetler ruhun Allah'a yükselişini sembolize ettiği, kişinin kendini geliştirip eğitmesine yardımcı olduğu ve tabii olarak mükellef açısından birçok mânevî ve derunî yararlar taşıdığı için bunların sıradan bir borç-alacak ilişkisi çerçevesinde mütalaa edilmesi ve neticede ıskat usulünün alternatif ifa olarak görülmesi bu ibadetlerin ruh ve amacına aykırıdır. Ancak vefat eden kimsenin yakınlarının müteveffanın uhrevî mesuliyetini azaltacak bir şeyler yapabilme yönündeki iyi niyeti ve gayreti, müteahhirînden bazı fakihlerin de ihtiyat ve temenniden öte gitmeyen fakat neticede fakirlere tasaddukla sonuçlanan ıskat işlemine engel olmamaları hatta olaya sıcak bakmaları, bu sürecin tabii bir devamı olarak fakirler için de devir usulünün bulunması, ıskat ve devrin İslâm toplumunda hızla yaygınlaşmasının temel âmili olmuştur.
    Mazeretsiz olarak tutulmayan ve kazâ edilmeyen oruçlar için ıskat-ı savmın, bütünüyle ıskat-ı salâtın ve devrin cevazı yönünde Kur'an'da, sünnette veya sahâbenin ve müctehid imamların fetvalarında hiçbir açıklama yer almadığı halde bütünüyle ıskat ve devrin uygulamada giderek yaygınlaşması, bunun İslâm'ın öngördüğü veya cevaz verdiği bir usul olarak algılanmasına, insanların sağlıklarında ibadetleri ifada tembellik etmesine veya ihmalkâr davranmasına, İslâm'ın bu âdet sebebiyle yanlış anlaşılmasına ve haksız ithamlara mâruz kalmasına yol açmaktadır.
    Ancak ölen için bir şeyler yapıp Allah'ın rahmetini umma, dinî bir görevi ifa etme, bu vesileyle ihtiyaç sahiplerine yardım etme gibi birçok farklı niyetin içiçe olduğu, psikolojik ve iktisadî sebeplerin ve sosyal baskının ön plana çıktığı bu işlemin sadece ilmî ve şeklî bir yaklaşımla bid‘atlardan ve yanlışlardan arındırılması da kolay görünmemektedir. Din adına yapılan bu tür yanlış uygulamaları önlemenin belki de en etkili yolu, geride kalanların ölenler için yapabilecekleri en iyi hizmetin onların namaz-oruç borcu için para ödemek değil kendi ibadetlerini düzenli şekilde yerine getirmek, dünyada iyi bir müslüman olarak yaşamak ve ölen yakınları için, sevabını onlara bağışlamak üzere hayır, eser, iyilik, ibadet ve dua yapmak olduğu bilincine ermeleridir.
    KAYNAK: TÜRKİYE DİYANET VAKFI, İLMİHAL, 1. CİLT; SYF: 370 - 376.

  8. #8

    Ölü için devir ve iskat

    Sual: İskata bid’at, hurafe diyenler var. Dinimizde iskatın yeri nedir?
    CEVAP
    Gelenek diye her gün İslam’ın bir hükmünü kaldırmaya çalışıyorlar. İskata bid’at diyen sapıklar vardır. Halbuki iskat, Kitap ve Sünnet ile, kıyas-ı fukaha ile sabittir. Kur'an-ı kerimde namazların nasıl kılınacağını açıkça anlamamıza imkan yoktur. Kur'an-ı kerimde namazın nasıl kılınacağı bildirilmemiş diye, namaz kılma şekli inkâr edilebilir mi? Her husus Kur'an-ı kerimde açıkça anlatılmamıştır. Bunlar, diğer delillerle bildirilmiştir. Dinimizde dört delil vardır: Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyas. Bu dört delile Edille-i şeriyye denir.

    Âlimler, Kitap ve Sünnete dayanarak iskatın hükmünü bildirmişlerdir. Mesela Nur-ül-izah, Haşiye-i Tahtavi, Halebi, Dürr-ül-muhtar, Mülteka, Dürr-ül münteka, Vikaye, Dürer, Cevhere ve Birgivi Vasiyetnamesi Şerhi gibi kıymetli kitaplarda, ölü için iskat ve devrin gerektiği bildirilmektedir.

    Tahtavi haşiyesinde buyuruluyor ki:
    (Bir kimsenin, kaza edemediği namazlarının iskatının yapılması için bütün âlimlerin sözbirliği (icma) vardır. Namazın iskatı olmaz demek çok yanlıştır. Çünkü bu hususta mezheplerin sözbirliği vardır. [Nesai’deki] hadis-i şerifte (Bir kimse, başkası yerine oruç tutamaz ve namaz kılamaz. Ama onun orucu ve namazı için fakir doyurur) buyuruldu.) [s.356] Nimet-i İslam’daki bu hadis-i şerif, Dürer’de de mevcuttur.

    Görüldüğü gibi, iskat Kitap ve Sünnette vardır. Ancak, iskatın hükmü Kur'an-ı kerimden açıkça anlaşılmadığı için, âlimler, istinbat yolu ile çıkarmışlardır. Âlimlerin bu yol ile çıkardığı hükümlere Kıyas-ı fukaha denir. Kıyas-ı fukahayı inkâr edene mezhepsiz denir.

    Mecmaul-enhür’da diyor ki:
    (Nefsine ve şeytana uyarak namazlarını kılmamış, ömrünün sonuna doğru buna pişman olup kılmaya ve kaza etmeye başlayan kimsenin, kaza edemediği namazlarının iskatının yapılması için vasiyet etmesi caizdir.) (Müstasfa)

    Oruç, namaz, zekat borcundan başka, kul hakları, ödenecek borçlar, emanet, hırsızlık, dövmek, sövmek, alay, iftira, gıybet gibi hakların da iskatı yapılır. (Cila-ül-kulub)

    Bazı din cahilleri, iskatı kabul ediyorlar, fakat iskat devri için, (Parayı, bir başka fakire hediye etmekle iskat nasıl yapılır, kim kandırılıyor?) diyorlar. İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: (Bir kimse, zekatını fakire verse, fakir de zekatı aldıktan sonra, getirip zengine hediye etse, zekat verilmiş olur.) [Zekat bahsi]

    İskat işinde de, fakirin parayı, gönlü ile hediye etmesi gerekir. Gönlü ile hediye ederse, (Kimi kandırıyor?) denilemez. Herkes mülkünü dilediğine hediye edebilir. (Hidaye)

    Bugün çok yerde iskat işleri dine uygun yapılmadığı gibi, zekat da ekseriya dine uygun verilmemektedir. Dine uygun verilmediği için “zekat kaldırılmalı” denilemeyeceği gibi, uygun yapılmadığı için de “iskat kaldırılmalı” denilemez. Dine uygun olarak nasıl yapılacağı bildirilir.

    Bazı mezhepsizler “Orucun iskatına dair âyet vardır. Bekara suresinin (Hasta veya yolcular, tutamadığı günler kadar, diğer günler oruç tutar. [Yaşlılık veya şifa ümidi kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da] oruç tutmaya güçleri yetmeyenlerin bir fakir doyumu fidye vermeleri gerekir) mealindeki 184. âyeti, oruç iskatının gerektiğini emrediyor. Ancak namaz için böyle bir âyet yok” dedikleri halde, samimiyetsiz oldukları için, hiçbir mezhepsizin oruç için fidye verip iskat yaptığı ve oruç iskatını dahi tavsiye ettiği görülmemiştir.

    Sual: Devir ve iskat nasıl yapılır?
    CEVAP
    Ölü için yapılan iskatta, bir fakire nisaptan fazla verilebilir. Hatta, altınların hepsi, bir fakire verilebilir. Diyelim ki bir ölünün iskatı 25 kilo altın tuttu hepsi bir fakire verilse iskat yapılmış olur. Bu kadar altını bulmak zor olacağı için âlimlerimiz devir yolunu bildirmişlerdir. Bir yerden bir kilo altın ödünç alınır. Bir fakirle 25 kere devir yapılır veya 25 fakir bulunur, bir kere vermekle tamam olur.

    Bütün namazlarının iskatı için vasiyet eden ölünün hiç malı yoksa veya üçte biri, vasiyete yetişmiyorsa veya hiç vasiyet etmemiş olup, veli kendi malı ile iskat yapmak isterse devir yapar. Fakat veli devir yapmaya mecbur değildir.

    Bir aylık namaz iskatı için, beş altın lira veya 36 gram bilezik verilir. Bir senelik iskat için 36 x 12 = 432 gram bilezik gerekir.

    Namaz kılmadığı yıllar x bir yıllık altın sayısı = fakir sayısı x bir fakire verilen altın sayısı x devir sayısıdır. Mesela, ölü 69 yaşında bir kadın ise, 60 senelik namaz iskatı için, 60 x 432 = 25920 gram altın, yani 25 kg ve 920 gram altın bilezik vermek gerekir. Bu kadar altını bulmak zor, hatta imkansız olacağı için devir yapmak gerekiyor. Elimizde 100 gram altın var ise, bir fakire 259 defa verip geri almak gerekir. Elimizde 1 kg altın var ise, 26 defa verip geri almak gerekir. Devire oturan fakir sayısı 26 ise, bir devirde namaz iskatı verilmiş olur. Fakir sayısı 13 ise iki devir yapmak gerekir.

    Ölünün velisi veya vârislerinden biri veya bunlardan birinin vekil ettiği kimse, (Merhum .................. nin namaz iskatı için, bedel olarak, bu beş altını sana verdim) diyerek, beş altını birinci fakire sadaka niyet ederek verir. Sadakayı fakire verirken (hediye ediyorum) denmez. Sonra fakir, (Aldım, kabul ettim. Sana hediye ediyorum) diyerek bunu vârise veya vârisin vekiline hediye eder. O da teslim alır. Sonra, yine buna veya ikinci ve diğer fakirlere verir ve hediye olarak ondan geri teslim alır.

    Bir aylık Ramazan orucu iskatı yaklaşık 1 altındır. 60 yıllık iskatı ise 60 x 7.2 = 432 gr bilezik eder.

    Veli, altınları fakirlere her verişte, namaz veya oruç iskatı diye niyet etmelidir. Fakir de, veliye geri verirken, hediye ediyorum demeli ve veli teslim aldım demelidir. Veli, fakire verirken, (Falancanın şu kadar namazının iskatı için, şu altınları sana verdim) demesi lazımdır. Fakir de, (Kabul ettim) demelidir ve altınları alınca, kendinin mülkü olduğunu bilmesi lazımdır. Bilmiyorsa önceden öğretilmelidir. Bu fakir de lutfedip, kendi isteği ile (Falancanın namazının iskatı için, bedel olarak şunu sana verdim) diyerek başka fakire verir. O fakir de, eline alıp, (Kabul ettim) demelidir. Alınca, kendi mülkü olduğunu bilmelidir. Emanet, ödünç gibi alırsa devir kabul olmaz. Bu ikinci fakir de, (Aldım, kabul ettim) dedikten sonra, (Aynı şekilde sana verdim) diyerek üçüncü fakire verir. Böylece namaz, oruç, zekat, kurban, sadaka-i fıtr, adak ve kul hakları, hayvan hakları için devir yapmalıdır. Yemin ve oruç kefaretleri için devir yapılmaz.

    Ondan sonra, altınlar hangi fakirde kalırsa, lutfedip, arzusu ve rızası ile, veliye hediye eder. Veli alıp, kabul ettim der. Eğer fakir hediye etmezse, kendi malıdır, zor ile alınmaz. Veli bir miktar altını veya kâğıt para veya ölünün eşyasından bu fakirlere verip, bu sadaka sevabını da ölünün ruhuna hediye eder.

    Sual: Devir iskatta, kadın ve erkek için, yükümlülük yaşı farklı mıdır? Bir de, yaşta hicri yıl mı, yoksa miladi yıl mı esas alınır?
    CEVAP
    Hicri yıl esas alınır. Akıl baliğ olduktan sonra, mükellef [yükümlü] olur. Akıl baliğ yaşı bilinmiyorsa, kadın için 9, erkek için 12 yaş esas alınır. Diyelim bir kimse, miladi olarak 69 [hicri 71] yaşında ölmüş ise, kadın ise 71 - 9 = 62, erkek ise 71-12 = 59 yaş esas alınarak devir iskat hesabı yapılır.

    Sual: Hiç namaz kılmamış bir insanın devir ve iskatı yapılır mı?
    CEVAP
    Müslümansa yapılır

    Sual: On yıl önce ölen için şimdi devir iskat yapmak caiz mi?
    CEVAP
    Elbette caiz olur.

    Sual: Devir ve iskat Şafiilerce de muteber mi?
    CEVAP
    Evet. Şafii mezhebinde de devir iskat yapılır. Ölünün kul ve hak borçları için iskat yapılır. Yani namazları, oruçları, zekatı, fıtraları, adakları, yemin kefaretleri için ve kul hakları için de iskat yapılır. İskat, dine uygun olarak yapabilen birine vekalet verilerek yaptırılır.

    Buğday yerine, kıymetini vermek hususunda Hanefi mezhebi taklit edilebilir. Zekat, kefaret, fıtra gibi şeyler, doğrudan doğruya camiye verilmez. Camiye bağış yapılabilir. Yani bir fakire verilir, o da camiye bağış yapabilir.

    Sual: Babam vasiyet etmeden öldü. İskatını yapmam iyi olur mu?
    CEVAP
    Çok iyi olur.

    Sual: Fakirin borcu az olsa da devre katılamaz mı?
    CEVAP
    Katılamaz. Çünkü hediye etmesi caiz olmaz. Önce borcunu ödemesi lazımdır.

    Sual: Fakir vekili olan zengin, iskat devrine oturabilir mi?

    CEVAP
    Evet.

    Sual: Fakir ile vekili zengin, iskat için aynı devre oturabilir mi?
    CEVAP
    Asıl varken, vekil muteber olmaz. Yani oturamaz.

    Sual: Fakir, borcunu zengine havale edip devre oturabilir mi?
    CEVAP
    Evet.

    Sual: Ağır hasta iskat için ne yapması lazım?
    CEVAP
    Namazları kaza etmeden ölüm hâli gelen kimseye, bu namazların iskatı için, bırakacağı maldan fidye verilmesini vasiyet etmek vacip olur. Vasiyet etmezse, velisinin, hatta yabancının kendi malından iskat yapması caiz olur. Hacca gidemeyen zenginin, hac parasını bırakarak, başkasının gönderilmesi için vasiyet etmesi vaciptir. Malı olmayan meyyit [ölü], ölmeden önce, devir yapılmasını vasiyet ederse, velinin devir yapması gerekmez. Meyyitin kefaretlerini iskat edecek kadar malının hepsini, mirasın üçte birini aşmamak üzere vasiyet etmesi vacip olur. Böylece, devre lüzum kalınmadan, iskat yapılır. 1/3’ü iskata yetiştiği halde, 1/3’den az malın devir yapılmasını vasiyet etmek günahtır. Vasiyet etmeyip, vârisi kendi parası ile hacca gidebilir veya birini gönderebilir. Vasiyet edilmeyen zekat iskatının yapılması gerekmez. Ancak vâris, zekat iskatı için de, kendiliğinden devir yapabilir. Günah olan bir şeyi yapmak için vasiyet edilmez ve böyle vasiyetler yerine getirilmez.

    Sual: Hayatta iken devir iskat yapılsa olur mu?
    CEVAP
    Olmaz.

    Sual: İskat yapmak farz mıdır?
    CEVAP
    Farz değildir. İskat yapmak, ölünün namaz oruç gibi borçlarının affolması için Allahü teâlâya yalvarmak demektir. Yapılması çok iyi olur.

    Sual: Devir ve iskat yapan birisinin borcu olmadığını söylediği halde, borcu varsa, devir ve iskat geçerli olur mu?
    CEVAP
    Devir iskat geçerli olur fakat kendisine günah olur.

    Sual: Devir ve iskata oturacak fakirlerden namaz kılmayan varsa, çocuk veya kadın olsa mahzuru olur mu?
    CEVAP
    Evet mahzuru vardır. Çünkü İslam Ahlakı kitabının Ey oğul ilmihali kısmında, (Meyyit için namaz iskatı) bölümünde deniyor ki:
    (Devire oturacak fakirin akıl baliğ salih erkek olması lazımdır.)

    Demek ki devire oturacak kimselerin, akıl baliğ olması, çocuk ve kadın olmaması, bir de fasık olmaması gerekir. Namaz kılmayan kimse dinen fasıktır.

    Sual: Devir ve iskatta ölü için yemin kefareti verilemez mi?
    CEVAP
    Devir ve iskatta fakir sayısı ondan aşağı olursa yemin kefareti için devir yapılamaz. Çünkü bir yemin kefareti için 10 fakirin her birine bir fıtra tutarında altın vermek gerekir. Ölenin üç yemin kefareti varsa, 30 fakir gerekir. Yahut 10 fakire her gün bir yemin kefaretini ödeyecek altın vermek gerekir. Bu zor olduğu için devir ve iskat yapılırken yemin kefareti genelde yapılmaz.

    Sual: Ölünün yemin ve oruç kefaretleri için devir yapılmıyor. Bunun bir çaresi yok mu?
    CEVAP
    Çaresi vardır. Birkaç yemin kefareti bir günde on fakire verilemediğinden dolayı, yemin kefareti için bir günde devir yapılamaz. Oruç kefaretinde de, bir fakiri 60 gün doyurmak gerektiği için, bir günde devir yapılamaz. On yemin kefareti verilecekse, yüz fakir bulmak gerekir. Fakirlerin hepsini bir araya getirmek zor olacağı için, hepsinden vekâlet alınır. Vekil olan kimse, onlar adına yemin kefaretlerini alır. Mesela vekil olan kimseye 100 tane namaz kitabı verilse yemin kefareti ödenmiş olur. Yahut güvenilen on fakire para verip, (Seni vekil ediyorum. Bu para ile her gün, sabah ve akşam olmak üzere, on gün karnını doyuracaksın) demelidir. Bu şekilde de on yemin kefareti verilmiş olur.

    Sual: Borcu olan fakir, önce borcunu ödemesi gerektiği için, elindeki parayı, altını hediye edemediğinden, devir ve iskata oturamıyor. Bunun bir çaresi yok mu, mesela alacaklının haberi yoksa borcunu bir başkası üstlenebilir mi?

    CEVAP
    Ölünün ihtiyacından dolayı buna izin verilmiştir. S. Ebediyye’de deniyor ki:
    Havale, verenin, alanın ve kabul edenin üçünün de sözleşmesi ile olabileceği gibi, yalnız veren ile alanın veya veren ile kabul edenin yahut alan ile kabul edenin arasındaki sözleşme [anlaşma] ile de olur.

    Ölünün borçlarını, bir an önce ödemek gerekir. Kabre konmadan, borçları ödenemezse, ölünün yakın bir akrabası, borcu havale yoluyla üstlenir. Böylece, hak sahiplerinin kabul etmesi ile ölü, borçtan kurtulmuş olur. Bu yol, havale metoduna tam uymuyorsa da, ölünün ihtiyacı çok olduğu için, İslamiyet izin vermiştir. Peygamber efendimiz, borçlu olan birinin namazını kılmak istemedi. Ebu Katade ismindeki bir Sahabi, borcunu, bu yolla üstlenince, cenaze namazını kılmayı kabul buyurdu. Resulullah, Ebu Katade’ye, (Bu iki altın borcu üstlendin mi ve ölü borçtan kurtuldu mu?) buyurdu. Ebu Katade, evet deyince, Resulullah efendimiz cenazenin namazını kıldı. (S. Ebediyye)

    Sual: Devir iskat yaparken nelere dikkat etmek gerekir?
    CEVAP
    Devir yaparken, altını verdiğimiz borçsuz fakir, paranın kendisinin olduğunu bilmeli. Ancak iskat yapılmadan önce, ölmüş bir Müslümanın namaz ve oruç gibi hak borçlarından kurtulması niyetiyle, Allahü teâlâya yalvarmak demek olduğu anlatmalı. İskata oturan fakir, altını kendi rızasıyla hediye etmelidir. İskatın sonunda, bir miktar para verilerek fakirlerin sevindirilmesi iyi olur.

    Sual: Vasiyet etmeden ölen yakınlarımızın devir ve iskatını yapabilir miyiz? Öleli 20 yıl olmuşsa bir mahzuru olur mu?
    CEVAP
    Vasiyet etmeden de ölse, aradan yıllar geçse de, yine devir ve iskatını yapmak iyi olur.


    Dinimizİslam

  9. #9

    Taziye etmek

    Sual: Müslümanın cenazesi olunca ne yapmalı?
    CEVAP
    Taziye etmeli, yani sabretmesini söylemeli ve cenazesinin hizmetine koşmalıdır.
    Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Müslümanın, müslüman üzerinde beş hakkı vardır: Selamını almak, hastalanınca ziyaret etmek, cenazesine gitmek, davetine icabet etmek, aksırıp da elhamdülillah dediği zaman, yerhamükallah demektir.) [Müslim]

    Cenaze sahiplerinden büyük, küçük erkeklere ve yaşlı kadınlara rast gelince, taziye etmek, yani, başın sağ olsun demek gibi, sabır tavsiye etmek müstehaptır. Taziye için, (Azamallahü ecrek ve ahsene azaek ve gafere limeyyitik) denir ki, (Allahü teâlâ, sevabını, dereceni arttırsın ve güzel sabretmeni nasip eylesin ve meyyitinin [ölünün] günahlarını af eylesin) demektir.

    Musibete uğrayanı teselli etmelidir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Çocuğu ölen kimseyi teselli edene Cennet hırkası verilir. Musibete uğrayanı teselli eden, onun sevabı kadar sevap kazanır.) [Tirmizi]

    Resulullahın taziyesi
    Resulullah efendimizin taziye mektubu şöyledir:
    Allahü teâlâ sana selamet versin! Ona hamd ederim. Herkese iyilik ve zarar, yalnız Ondan gelir. Allahü teâlâ, sana çok sevap versin. Sabretmeni nasip eylesin! Onun nimetlerine şükretmenizi ihsan eylesin! İyi bilmeliyiz ki, kendi varlığımız, mal, servet, kadın ve çocuklarımız, Allahü teâlânın, sayısız nimetlerinden, tatlı ve faydalı ihsanlarındandır.

    Bu nimetleri, bizde sonsuz kalmak için değil, emanet olarak kullanmak, sonra geri almak için vermiştir. Bunlardan, belli bir zamanda faydalanırız. Vakti gelince, hepsini geri alacaktır.

    Allahü teâlâ, nimetlerini bize vererek sevindirdiği zaman, şükretmemizi, vakti gelip geri alınca da, sabretmemizi emreyledi.

    Senin bu oğlun, Allahü teâlânın tatlı, faydalı nimetlerinden idi. Geri almak için sana emanet bırakmış idi. Şimdi, geri alırken de, sana çok sevap, iyilik verecek, acıyarak, doğru yolda ilerlemeni, yükselmeni ihsan edecektir.

    Bu ihsana kavuşabilmek için sabretmeli, Onun yaptığını hoş görmelisin! Kızar, bağırır, çağırırsan, sevaba kavuşamazsın ve sonunda pişman olursun.

    İyi bil ki, ağlamak, sızlamak, belayı geri çevirmez, üzüntüyü dağıtmaz. Kaderde olanlar başa gelecektir. Sabretmek, olmuş bitmiş şeye kızmamak gerekir. Allahü teâlâ, hepinize selamet versin!

    Sual: Cenaze defnedildikten sonra, mezarlıkta bulunanların, cenaze sahiplerine taziyede bulunmaları bid’at midir?
    CEVAP
    Bid'at değildir.

    Sual: Ölü için kaç güne kadar taziye etmek uygun olur?
    CEVAP
    Üç günden sonra taziye yapmak mekruhtur. Ancak uzakta olanlar ve yakın olup da, geç haber alanlar için mekruh olmaz.

    Sual: Van’da cenaze çıkan eve giren herkes, Fatiha diyor. Herkes Fatiha okuyup ölüye bağışlamak bid’at mi?
    CEVAP
    Âdette bid'at olduğu için caizdir.

    Sual: Ölü sahibi, taziyeyi kabul için evde üç gün durması gerekir mi?
    CEVAP
    Durması caizdir. Ama durmaması iyidir. İbni Âbidin hazretleri, (Ölü sahibinin taziye için evinde oturması mekruh, kabristandan çıkarken taziye mekruh değildir) buyuruyor.

    Sual: Ölüyü taziyeye gelenlere bir şeyler ikram etmek caiz mi?
    CEVAP
    Eve gelene bir şey ikram etmek âdettir, caizdir.

    Sual: Taziye için uzaktan gelen misafire yemek yedirmek caiz mi?
    CEVAP
    Evet.

    Sual: Ölü evine yemek getiriliyor. Ekşimemesi için taziyeye gelenlere vermek caiz mi?
    CEVAP
    Fakire vermek sevap. Ölünün ruhuna bağışlanır.

    Sual:Taziye, mektup ile de olur mu?
    CEVAP
    Evet olur.

    dinimizİslam

  10. #10

    Cenaze namazı ve defin

    Sual: Cenaze namazı kılmak farz mıdır?
    CEVAP
    Farzı kifayedir. Birkaç kişi namazı kılarsa diğerlerinden bu farz sakıt olur [düşer]. Yani bir müminin vefat ettiğini haber alan erkeklere, erkek yoksa, kadınlara cenaze namazı kılmak, gasl, techiz ve defn farzı kifayedir.

    Sual: Cenaze için namaz olur mu?
    CEVAP
    Cenaze namazı, Allah için namaz ve ölen kimse için duadır.

    Sual: Cenaze namazının kabul olması için şartlar nelerdir?
    CEVAP
    Altı şart vardır:
    1- Meyyit [ölü] Müslüman olmalıdır.

    2- Yıkanmış olmalıdır. Yıkanmadan gömülen, üzerine toprak atılmamış ise, çıkarılıp yıkanır, sonra namazı kılınır. Cenazenin ve imamın bulunduğu yer temiz olmalıdır. Cemaatinki şart değildir. Çünkü, yalnız imamın kılması ile farz yapılmış olur.

    3- Cenazenin veya bedeninin yarısı ile başının veya başsız yarıdan fazla bedenin, imamın önünde bulunması lazımdır.

    4- Cenaze, yerde veya yere yakın, ellerle tutulmuş veya taşa konmuş olmalıdır. Başka bir yerde bulunan veya hayvan üstünde veya el ile yüksekte tutulan cenazenin namazı kabul olmaz. Cenazenin başı, imamın sağına, ayağı soluna gelecektir. Tersine koymak günahtır.

    5- Cenaze, imamın önünde hazır olmalıdır.

    6- Cenazenin ve imamın avreti örtülü olmalıdır.

    Cenaze namazının farzı ikidir:
    1- Dört kere tekbir getirmektir.
    2- Ayakta kılmaktır. Özürsüz, oturarak veya hayvan üstünde kılmak caiz değildir. Yağmurdan, çamurdan dolayı hayvandan inemezse caiz olur.

    Sual: Cenaze namazı için niyet farz mı?
    CEVAP
    Evet.

    Sual: Cenaze namazının sünneti kaçtır?
    CEVAP
    Cenaze namazının sünneti üçtür:
    1- Sübhaneke okumak.
    2- Salevat okumaktır. Çünkü, duadan önce salevat okumak, duanın sünnetidir.
    3- Kendine, ölüye ve bütün Müslümanlara af ve mağfiret için dua okumak.

    Sual: Cenaze namazı nasıl kılınır?
    CEVAP
    Cenaze namazının dört tekbirinden herbiri, bir rekat gibidir. Dört tekbirin yalnız birincisinde eller kulaklara kaldırılır. İndirilince, göbek altına bağlanır. Sonraki üç tekbirde eller kaldırılmaz.
    1- İlk tekbir alınıp, iki el bağlanınca Sübhaneke okunur ve okunurken Ve celle senaüke de denir. Fatiha okunmaz.

    2- İkinci tekbirden sonra, teşehhüdde okunan salevatlar [Salli bârikler] okunur.

    3- Üçüncü tekbirden sonra, cenaze duası okunur. [Cenaze duası yerine, Rabbena âtina..., veya yalnız Allahüm-mağfir leh demek veyahut dua niyeti ile besmelesiz Fatiha okumak da olur. Dua okumak, ölünün affına sebep olur.]

    4- Dördüncü tekbirden sonra, hemen sağa ve sonra sola selam verilir. Selam verirken, cenazeye ve cemaate niyet edilir. İmam, yalnız dört tekbir ile selamı yüksek sesle söyler, diğerlerini içinden okur.

    5- İmam, cenazenin göğsü hizasında durur. Namaza geç yetişen, imam herhangi bir tekbiri getirirken, beraber tekbir getirip namaza başlar. Bu tekbire İftitah tekbiri olarak niyet eder. İmam selam verdikten sonra, kaçırdığı tekbirleri birbiri arkasından söyleyip, bir şey okumadan selam verir. Dördüncü tekbire yetişemeyen, namazı kaçırmış olur.

    Sual: Cenazede de ön safta namaz kılmak daha sevap mıdır?
    CEVAP
    Hayır, cenazede son safta kılmak daha sevaptır.

    Sual: Cenaze olduğu zaman, Âyet-el kürsiyi ve tesbihleri okumayarak sünnet terk etmek uygun mudur?
    CEVAP
    Cenaze sebebiyle sünneti terk etmek uygun değildir. Cenaze namazını acele kılmak müstehaptır. Müstehap işlemek için sünnet terk edilmez. Cemaatin çok olması için, cenazeyi saatlerce bekletip, sonra acele ederek Âyet-el kürsiyi ve tesbihleri terk etmek, özürsüz bir sünneti terk etmek, ortadan kaldırmak ve hele önem vermemek çok yanlıştır.

    Sual: Akıl baliğ olmamış çocuk, cenazeyi yıkayabilir mi ve cenazenin namazını kıldırabilir mi?
    CEVAP
    Çocuğun cenaze yıkaması caiz ise de, namazını kıldırması caiz değildir.

    Sual: Cenazeyi yıkarken kıbleye karşı yan yatırarak mı yıkamak gerekir?
    CEVAP
    Cenaze, göbek ile diz arası örtülü olarak, sırt üstü veya kolay olan şekilde yatırılır. Kıbleye karşı yatırmak sünnettir.

    Sual: Sabah ölmüş bir kişinin cenaze namazını, cemaat çok olsun diye öğle namazından sonraya bırakmak uygun mudur?
    CEVAP
    Cemaat çok olsun diye, cenaze namazını vakit namazlarından sonraya bırakmak mekruhtur.

    Sual: Cenaze için ayağa kalkmak caiz midir? Peygamber efendimizin ayağa kalktığı doğru mudur?
    CEVAP
    Cenaze için saygı duruşu olarak ayağa kalkmak caiz değildir. (Merak-ıl-felah, Dürr-ül Muhtar)

    Cenazeyi görünce, olduğu yerde ona karşı dikilip beklemek tahrimen mekruhtur. (Merakıl-felah)

    Musallada cenaze namazı için bekleyenler, cenaze yere konmadan önce ayağa kalkmazlar. (Surret-ül-fetava)

    Dükkan veya kahvedeki Müslümanlar, bir cenaze görünce, gidip hiç olmazsa 40 adım taşımalı ve biraz arkasından yürümeli, ruhuna Fatiha ve dua okumalıdır!
    Önünden cenaze geçen kimse, cenaze için ayağa kalkıp dikili durmamalıdır. Cenazeyi taşımak ve arkasından yürümek için kalkmalıdır. Resulullah efendimizin cenaze görünce kalktığı, geçtikten sonra oturduğu ve siz de böyle yapın diye emir buyurduğu bildirildi ise de, bu emir nesh edildi. Yani bir zaman sonra, bu emrini değiştirdi. (Halebi-i kebir)

    Sual: Cenazeye toprak atanların, elindeki küreği başkasına vermeyip yere atması doğru mudur?

    CEVAP
    Yanlıştır. Başkasına verince, melekler, şaşırıp yanlışlıkla sevabı o kürekle son toprak atana yazar diyorlar. Bu çok yanlıştır. Hâşâ, melekler şaşırmaz, yanlış iş yapmaz. Hiç kimsenin sevabını başkasına yazmaz. Küreği yere atmayıp başkasına vermek daha uygundur.

    Sual: Mezar başında ayakta durmak uygun mudur?

    CEVAP
    Cenazeyi kabir başına koyunca, iş yapmayanlar oturmalı veya çömelmeli, gayrı müslimler gibi ayakta durmamalıdır.

    Sual: Cenaze defnedilirken neler okumalıdır?

    CEVAP
    Cenaze defnedilirken, Kadir, Kâfirun, Nasr, İhlas, Felak, Nas ve Fatiha surelerini okumak, ölü için dua ve istiğfar etmek müstehaptır. Bekara suresinin başını ve sonunu okumak da müstehaptır.

    Sual: Kabirde yüksek sesle Kur’an okumak uygun mudur?
    CEVAP
    Yüksek sesle okumak mekruhtur. Maalesef bugün kabristanda Kur’an-ı kerimler sesli olarak okunmaktadır. Gerek ölü defnedilirken ve gerekse başka zaman, mezarlıkta Kur’an-ı kerimi, kendi duyacağımız kadar sessiz okumak gerekir.

    Sual: Cenâze namazından sonra nutuk söylemek veya ölünün yaptığı iyi işleri anlatmak caiz midir?
    CEVAP
    Caiz değildir, bid’attir.

    Sual: Bazı meşhur kişiler ölünce nutuk çekilerek övülüyor. Uygun mudur?
    CEVAP
    Kabir yanında nutuk söylemek, ölüyü kendinde bulunmayan şeylerle övmek caiz değildir. Kendinde bulunan sıfatlar ile övmek de faydasızdır.

    Sual: Cenaze götürülürken yüksek sesle tekbir getirilebilir mi?
    CEVAP
    Cenaze götürülürken, yüksek sesle tekbir, tehlil, ilahiler okumak bid’at ve günahtır. (Halebi, Merakıl-felah, Tahtavi haşiyesi, Nimet-i İslam, Şir’a şerhi)

    Sual: Ölü için matem tutmak, siyah elbise giymek, siyah perde ve rozet, işaret asmak, matem işaretleri, resmini taşımak caiz midir?
    CEVAP
    Caiz değildir. (Hazânet-ür-rivâyât)

    Sual: Cenaze defnedildikten sonra, mezarlıkta bulunanların, cenaze sahiplerine taziyede bulunmaları bid’at midir?
    CEVAP
    Bid'at değildir.

    Sual: Cenaze sahibine rast gelince taziye etmek, yani başsağlığı dilemek sabır tavsiye etmek müstehap mıdır?
    CEVAP
    Evet müstehaptır.

    Sual: Taziye için neler söylemelidir?
    CEVAP
    Taziye için, (Allahü teâlâ güzel sabretmeni nasip etsin, rahmetlinin günahlarını affetsin) gibi bir şey söylenir.

    Sual: Ölü için kaç güne kadar taziye etmek uygun olur?
    CEVAP
    Üç günden sonra taziye yapmak mekruhtur. Ancak uzakta olanlar ve yakın olup da, geç haber alanlar için mekruh olmaz.

    Sual: Ölü için, çeşitli kimselerin sessiz olarak çeşitli cüzler okuyup, Kur'an-ı kerimi hatmetmeleri ve her birinin okuduğunun sevabını ölünün ruhuna göndermeleri veya birinin hepsi yerine hediye etmesi, yani hatim duasını yapması, okuyanların da âmin demeleri caiz midir?
    CEVAP
    Caiz ve çok faydalı olur.

    Sual: Peygamber efendimiz, bir borçlunun cenaze namazını kılmak istememiş, bir başkası borcu üzerine alınca kılmıştır. Borçlu ölenin cenaze namazı kılınmaz mı?

    CEVAP
    Kılınır. Peygamber efendimiz kul borcu ile ölmemenin önemini göstermek için bildirdiğiniz harekette bulunmuştur.

    Sual: Hangi Müslümanın cenaze namazı kılınmaz?
    CEVAP
    Şu dört kişinin cenaze namazı kılınmaz: 1- Bâginin yani haksız olarak halifeye isyan edenler, dövüşürken öldürülürse, 2- Müslümanların yolunu kesen hırsızlar, dövüşürken öldürülürse, 3- Zulüm ile meşhur olan kabileler, dövüşürken ölürse, 4- Silah ile ev basan kimse, o zaman öldürülürse, cenaze namazı kılınmaz.

    Sual: Kadınların cenaze namazı kılması caiz midir?
    CEVAP
    Caiz değildir, mekruhtur. Bu hususta Diyanet İşleri Başkanlığı yayınlarından Sahih-i Buhari muhtasarı, Tecrid-i sarih tercümesi isimli kitabın üçüncü cilt, 361. sayfasında özetle deniyor ki:
    (Ümmü Atıyye radıyallahü anhanın rivayeti şöyle:
    (Biz kadınlar, Resulullah tarafından cenazeyi takip etmekten nehyolunduk. Cenazeye ittibâ’, bizim üzerimize farz kılınmadı.) Bu hadisi, Buhari hayz bahsinde zikretmiştir.

    Taberani’nin rivayetine göre, Ümmü Atıyye anlatır:
    Resulullah Medine’ye hicret ettiğinde Medine kadınlarını bir evde topladı. Sonra Hazret-i Ömer’i bize gönderdi. Hazret-i Ömer, “Ben Resulullahın size gönderdiği bir elçisiyim. Kadınların cenazeye çıkmasını nehyetti” dedi.

    İbni Münzir de, İbni Mesud’un, İbni Ömer’in, Hazret-i Âişe’nin, Ebu Ümame’nin, kadınların cenaze iştiraklerini kerih gördüklerini rivayet etmiştir.

    İbrahim Nehai’nin, Hasan-ı Basri’nin, Mesruk’un, İbni Sirin’in, Evzâi’nin, Ahmed’in, İshâk’ın da kerâhetine hükmettiklerini bildirmiştir.

    Süfyan-i Sevri de kadınların cenazeye iştirakini bid’at addetmiştir. İmam-ı a’zam Ebu Hanife de: “Kadınlara cenaze takibi uygun değildir” demiştir. İbni Abbas, Kasım, Salim, Zühri, Rebia, Ebü’z-Zinâd’dan cevazı rivayet edilmiştir. İmam-ı Malik bu hususta yaşlı kadınlara ruhsat vermiş, gençler için hoş görmemiştir. İmam-ı Şafii de mekruhtur, fakat haram değildir, demiş. İmam-ı Malik’ten kerâheti hakkında da bir rivayet vardır.

    Ebu Ya’lâ’nın bildirdiği hadis-i şerifte, Hazret-i Enes demiştir ki:
    Resulullah ile bir cenazeye gitmiştik. Resulullah (orada) gördüğü kadınlara sordu:
    - Cenazeyi omuzlar mısınız?
    - Hayır, omuzlamayız.
    - Ya ölüyü defneder misiniz?
    - Hayır.
    - Öyle ise hiçbir sevaba nail olmayarak evinize dönünüz, buyurdu.

    Netice olarak kadınların cenaze nakline iştirakleri caiz görülmemiştir. Şu kadar ki, cenazeyi nakledecek erkek bulunmazsa, böyle istisnai vaziyet bir zarurettir. Bu surette caiz görülmüştür.

    Demek ki, kadına cenaze namazı farz değildir. Hiçbir erkek yoksa, o zaman kadın cenaze namazını bizzat kendisinin kıldırması caiz oluyor. Böyle bir mecburiyet yoksa, cenaze namazına katılması, kerih görülmüştür.

    Sual: Doğup ölen veya cansız doğan çocuğun namazı kılınır mı?
    CEVAP
    Doğduktan sonra hemen ölen çocuk yıkanır, namazı kılınır ve ismi konur. Cansız doğan çocuk dört aylık ise, yıkanır kefenlenir, namazı kılınmadan gömülür. Dört aylıktan küçük ise, yıkanmaz ve namazı kılınmaz. (Bedayi)

    Hadis-i şerifte (Çocuk doğarken ses verirse, namazı kılınır, ses vermezse [canlılık alametleri görülmezse] namazı kılınmaz) buyuruldu. (Mevkufat)

    Sual: Bir kabre iki kişiyi koymak caiz midir?
    CEVAP
    Zaruret olmadıkça, bir kabre, iki kişi gömülmez. Bir ölü çürüyüp, kemikleri toprak olmadan, bu mezara başkası gömülemez. Başka mezar kazılamazsa, kemikler toplanıp, mezar içinde, toprakla örtülerek, başkası, toprağın öte yanına gömülebilir. (Seadet-i Ebediye)

    Sual: Ölü çürüyüp, toprak olunca, bu mezara başkası defnedilebilir mi?
    CEVAP
    Evet.

    Sual: Ölüler için sadaka, mevlid gibi hayrat belli günlerde mi yapılır?
    CEVAP
    1., 3., 7., 40., 52. veya 53. günü helva ve benzeri şeyler dağıtmak doğru değildir. 7. ve 40. gününde yapılan hatim ve sadaka gibi hediyeleri öldüğü gün hemen göndermeli, birinci günü yaparak imdadına bir an önce yetişmelidir. 7. veya 53. gecelerine bırakmak, boğulmak üzere olan birine, "Biraz bekle, yardıma birkaç gün sonra geleceğim" demeye benzer. Bunun belli gün veya gecede yapılmasının aslı yoktur. Ölüler için sadaka, mevlid gibi hayratın belli günlerde yapılması Hıristiyanlardan geçmiştir. (40. gün burnu düşer, 53. gecesi çürümeye başlar) gibi sözler doğru değildir.

    Sual: Cenaze için verilen sâla caiz midir?
    CEVAP
    Bid'attir.

    Sual: Tanımadığımız bir cenaze olunca, ardından "Allah rahmet eylesin" denir mi?
    CEVAP
    İlla bir şey demek lazım değildir. Ama cenazeyi tanıyan biri varsa mesele yok, o ne derse öyle denir.

    Sual: Cami içine cenazeyi sokarak cenaze namazı kılmak caiz midir?
    CEVAP
    Cenazeyi cami içine koyup namazını kılmak haramdır. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
    (Bir ölünün namazını cami içinde kılana sevap yoktur.) [İbni Mace]

    Sual: Caminin dışında kılınan cenaze namazına caminin içinde uyulabilir mi? Yani cenazeyi görmeden cenaze namazını caminin içinde imama uyarak kılabilir miyiz?
    CEVAP
    Cenaze dışarıda, cemaatin bir kısmı camide olursa, caiz diyenler varsa da, böyle de kılmak haram olur. Cemaat de dışarıda kılmalıdır. Çünkü, camiler beş vakit namaz kılmak için ve buna bağlı olan sünnet ve nafile namazları kılmak için ve okumak, vaaz, ders için yapılmıştır. Yağmur, fırtına ve hastalık gibi özürlerle, cenaze namazı camide kılınabilir. Fakat, cenaze camiye sokulamaz. (Hidaye)

    Sual: Cenaze namazını öldüğü şehirde kıldıktan sonra, gömüldüğü şehirde de kılmak caiz mi?
    CEVAP
    Birinci namaz farzdır. Bir daha kılınırsa nafile olur. Hanefi’de cenaze namazını nafile olarak kılmak mekruhtur.

    Sual: Ölü yıkanmadan yanında Kur'an-ı kerim okumak mekruh mudur?
    CEVAP
    Ölü yıkanmadan önce, yanında Kur'an-ı kerim okumaya mekruh diyen âlimler var ise de, ölünün üzeri örtülü iken ve yatağına bitişik olmayarak, sessiz okumak caizdir. (Redd-ül Muhtar)

    Sual: Müslüman bir ölünün terlemesi ve gözünden yaş gelmesi neye alamettir?
    CEVAP
    Hayra alamettir.

    Sual: Müslüman ölü için, toprağı bol olsun demek caiz midir?
    CEVAP
    Hayır. Kâfir için söylenir.

    Sual: Tabutun üzerine örtülen örtüde ne yazmaktadır?
    CEVAP
    Tabutun üzerindeki âyet-i kerimedir. (Her nefs [herkes] ölümü tadıcı) demektir.

    Sual: Cenaze namazı kılınmadan defnedilen bir ölünün, namazı kılınır mı?
    CEVAP
    Defnedilen cenazenin namazı kılınmamışsa, koktuğu zannedilmedikçe, kabri üstünde namazı kılınır. Koktuğu zannediliyorsa namaz kılınmaz. Kokmaya başlama zamanı, toprağın cinsine, mevsimine, sıcaklığa, soğukluğa, mevtanın zayıf ve şişman olmasına göre değişir. Kokma işi, üç gün ile bir ay arasında değişir.

    Sual: Cenaze namazı kılarken ayakkabılarımızı çıkarmak gerekir mi?
    CEVAP
    Altı necis olan ayakkabıyla veya necis yere basarak, cenaze namazı kılınamaz, bu ayakkabıyı çıkarıp, temiz olan üst tarafına basarak kılınırsa sahih olur. (S. Ebediyye) Böyle açıkça necaset görünmedikçe, ayakkabıyı çıkarmak gerekmez.

    Sual: Cenaze namazını kılanların çok olması iyi midir?
    CEVAP
    Cenaze namazında cemaatin çok olması iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Kırk müslüman, bir Müslümanın namazını kılarsa, Allahü teâlâ, ölü için yaptıkları duayı kabul eder.) [Müslim]

    (Bir müslüman ölür de, üç saflık Müslüman bir cemaat, namazını kılarsa, o kimse, Cennete girmeye hak kazanır.) [Tirmizi]

    (Cenaze namazında yüz Müslüman bulunan mevtayı Allahü teâlâ mutlaka affeder.) [Taberani]

    (Bir Müslümanın iyi olduğuna dört komşusu şahitlik ederse, Allahü teâlâ, "Ben sizin bildiğinizi kabul ettim. Onun bilmediğiniz hususlarını da affettim" buyurur.) [Ebu Ya’la]

    (Bir Müslümanın iyiliğine dört müslüman şahitlik ederse, Allahü teâlâ onu Cennete koyar.)
    [Buhari]

    (Bir müminin cenazesinde, kırk Müslüman bulunursa, Allahü teâlâ o kırk kişiyi bu Müslümana şefaatçi kılar.) [Müslim]

    Sual: Cenazede okunan duayı bilmeyen kimse ne yapar?
    CEVAP
    Cenaze duası yerine (Rabbena âtina...) okunur. Yahut besmele çekilmeden dua niyetiyle Fatiha okumak da olur. Dua, ölünün affına sebep olur.

    Sual: Cenaze namazında eller ne zaman bırakılır?
    CEVAP
    Sağa selam verirken sağ el, sola selam verirken sol el salınır. Selam vermeden iki eli birlikte indirmek de caizdir.

    Sual: Kitaplarda, (Cenaze namazında selam verirken cenazeye ve cemaate niyet edilir) diyor. Niyet namaza dururken yapılmaz mı?
    CEVAP
    Namaza dururken yapılan niyet ayrı, namaz bitip selam verirken yapılan niyet ayrıdır. Birisi namaza başlamak için niyettir, diğeri de en sonda selama ortak etmek için yapılan niyettir.

    Beş vakit namazı kılıp selam verirken, sağ omzumuzdaki meleğe, sağımızdaki cemaate ve imam sağda ise imama da niyet edilir. Peygamber efendimize de niyet etmek iyi olur. Sola selam verilirken de, sol omzumuzdaki meleğe ve soldaki cemaate niyet edilir. İmam solda ise imama da niyet edilir.

    Cenaze namazı bitip selam verilirken de, cenazeye, sağımızdaki ve solumuzdaki cemaate niyet edilir.

    Baştaki niyet ayrıdır. Kitaplarda bildirilen, selam verilirken yapılacak niyettir. Cenaze namazını kılmaya başlarken, (Allah için namaza, meyyit için duaya) diye niyet edilir

    Sual: Gemide ölen veya şehid olan kişi, nasıl defnedilir?
    CEVAP
    Gemide ölen, karaya gidinceye kadar kokacak ise, yıkanır, kefenlenir, namazı kılınır. Kâfirlerce şehid edilmişse, yıkanmaz, kefene sarılmaz. Kefen miktarından fazla elbisesi soyulup çamaşırla defnedilir ve cenaze namazı Hanefi’de kılınır, Şafii’de kılınmaz. (Redd-ül Muhtar)

    Sual: İntihar edenin cenaze namazı kılınır mı?
    CEVAP
    İntihar etmek çok büyük günah ise de, intihar eden kâfir olmadığı için de cenaze namazı kılınır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Müslüman her ölünün cenaze namazını, intihar etmiş olsa da kılınız.) [Deylemi]

    Sual: Gaibe, yani uzak ülkede ölenin ardından burada cenaze namazı kılmak caiz midir?

    CEVAP
    Hanefi ve Maliki’de gaibe cenaze namazı kılmak caiz olmaz. Peygamber efendimiz, Necaşi için kılmışsa da, bu ona mahsus idi. Şafii ve Hanbeli’de, gaibe cenaze namazı kılmak caizdir. Hanbeli’de kılabilmek için aradan bir ay geçmiş olmamalıdır! (Halebi, M. Erbea)

    Sual: Bir cenaze olunca, imam, "Bunu nasıl bilirsiniz?" diye soruyor. Böyle söylemek caiz midir? Cenaze için, "iyi biliriz" demenin ölüye ne faydası olur?
    CEVAP
    Cenaze için "Nasıl bilirsiniz?" diye sormak caizdir. "İyi biliriz" demek faydalıdır. Enes bin Malik hazretleri bildirir: Bir cenaze kötülenince Resul-i ekrem, (O cezayı hak etti) buyurdu. Başka bir cenazeyi de övdüler. Buyurdu ki:
    (Ona da iyilik vacip oldu. Bunu övdünüz Cenneti, ötekini kötülediniz Cehennemi hak etti. Sizler yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz.) [Buhari]

    Sizlerden maksat, salihlerdir. Fasıklar, dinsizler Allah’ın şahitleri değildir. Onların sözleri ile bir kimse Cenneti veya Cehennemi hak etmez. Salihler, müslümanlara hüsn-i zan eder. Salih, zan ile hiçbir müslümana kötü demez. Böyle salihlerin, günahkâr müslümanlar hakkındaki şahitliğini Hak teâlâ kabul eder. Ölülerimizi, hayırla anmalıyız. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Ölülerinizi iyilikle anın. Eğer Cennetlikse, kötü söylemekle günahkâr olursunuz. Cehennemlik ise, zaten içinde bulunduğu hâl kâfi gelir.) [Nesai]

    (Müslüman cemaat, ölünün iyiliğine şahitlik ederse, Hak teâlâ, meleklere buyurur ki: Şahit olun, bu şahitliği kabul ettim. Ölünün de kötülüklerinden vazgeçtim.) [İ.Ahmed]

    Sual: Cenazeyi taşırken önce hangi taraftan tutmalıdır?
    CEVAP
    Cenaze taşımakta önce ön tarafta, ölünün sağ tarafı, sağ omuza alınıp, on adım taşınır. Sonra, arka sağ bacak tarafı sağ omuzda, on adım taşınır. Sonra cenazenin arkadan bakılışa göre tabutun sağ tarafına geçip, sol omuzda, on adım önde, on adım arkada taşınır. Hepsi 40 adım eder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Cenazeyi 40 adım taşıyanın 40 büyük günahı affolur.) [İ.Asakir]
    Cenazeyi taşıdıktan sonra, cenazenin arkasından, Şafii’de önünden yürünür.

    Sual: Birkaç cenazenin namazını birlikte kılmak caiz midir?
    CEVAP
    Birkaç cenaze birlikte ise, her birinin namazını ayrı kılmak efdaldir. Hepsi için bir namaz kılmak da caizdir. Bunun için, birinin başı ötekinin ayağına gelmek üzere sıralanır. İmam, derecesi yüksek olanın önünde durarak kılar. Cenazelerin bir kısmı imamın sağında, bir kısmı da imamın solunda bulunur. Yahut, hepsini imamın önünde olarak yan yana koyup, imam hepsinin göğsü hizasında durur. Önce erkekler, sonra kadın cenazesi konur.

    Bunlar için niyet ederken, erkek veya kadın olduklarını söylemek şart değildir. Söylenmesinde de mahzur yoktur.

    Sual: Bir cenaze, bir kabirden başka bir kabre nakledilirken tekrar cenaze namazı kılınır mı?

    CEVAP
    Kılınmaz. Kılınırsa bid'at olur.

    Sual: Dinimizde cenaze marşı diye bir şey var mıdır?
    CEVAP
    Dinimizde cenaze marşı diye bir şey yoktur. Batıdan gelme, bâtıl bir iştir. Zaten cenaze marşı düzenleyenler, dinin emri olduğu için değil, Batıya uymak için yapıyorlar.

    Sual: Şafii’de şehidin namazı kılınmaz. Şehid Hanefi mezhebinde olsa, Şafiiler yine şehidin namazını kılmazlar mı?
    CEVAP
    Ölünün mezhebine göre değil, dirilerin mezhebine göre hareket edilir. Şehid Şafii olsa da, Hanefiler şehidin namazını kılarlar. (Hulasat-üt-tahkik)

    Sual: On yıl önceki ölünün cenaze namazını kılmak bid'at mi?

    CEVAP
    Evet.

    Sual: Van’da cenaze çıkan eve giren herkes, Fatiha diyor. Herkes Fatiha okuyup ölüye bağışlamak bid’at mi?

    CEVAP
    Âdette bid'at olduğu için caizdir.

    Sual: Cenazenin kimliğini araştırmadan namazını kılmak caiz mi?
    CEVAP
    Evet.

    Sual: Cenazeye çiçek götürülür mü?
    CEVAP
    Çiçeğin hiç faydası yoktur. Fakat kabre çiçek dikmek faydalıdır.

    Sual: Ölü yıkayan, mezar kazan ve ölü için hizmet eden para alır mı?
    CEVAP
    Ölüyü defnedecek kimse bulunmazsa, bunu haber alan her müslümanın definde bulunması farz olur. Hizmet eden bulunmayıp ücretle mezarcılara defnettirmek gerekirse, haberi olup hizmet etmeyen bütün müslümanlar günaha girer. Ölüyü defnetmek, cenaze namazı kılmak gibi ibadettir. Bunu ücretsiz yapmak farzdır. Alınan ücret haramdır. Ücretsiz yapan bulunmazsa, bu farzın yapılması, müslüman ölülerin açıkta kalmaması için, fakir, bu farzı ücretle yapabilir. Bunun alacağı ücret helal olur ise de, ücretsiz hizmetten kaçan, günahtan kurtulamaz.

    Sual: Mezar taşı dikmek caiz midir?
    CEVAP
    Evet.

    Sual: "Biri baş, diğeri ayak ucuna olmak üzere, iki tane mezar taşı dikmek şart" deniyor. Bir tane mezar taşı dikilse mahzuru olur mu?
    CEVAP
    Mezar taşı dikmek şart değil, sadece caizdir. Yani dikilse de, dikilmese de olur. Mezar taşı, bir tane de olur, iki tane de olur. Hatta kabri korumak için etrafını taşla, betonla, demir parmaklıkla çevirmek caizdir.

    Sual: Taş üzerine âyet-i kerime, mübarek isimler, şiir, methiye gibi şeyler yazmak caiz midir?
    CEVAP
    Caiz değildir. Kötü bir bid'attir. Bazı âlimler, mezar taşına sadece isim ve ölüm tarihinin yazılmasının caiz olduğunu bildirdiler. Bunları İslam harfleri ile yazmalıdır.

    Sual: Süslü aile mezarı yapmak caiz midir?
    CEVAP
    Âlimlerin kabirlerini korumak için türbe, bina yapmak caizdir. (Halebi)

    Sual: Kabir üzerine taş, çimento, demir parmaklık yaparak korumak caiz midir?
    CEVAP
    Evet caizdir.

    Sual: Cenazeyi ebedi istirahatgâhına tevdi ettik diyorlar. Kabri ebedi yer sanmak Cenneti, Cehennemi inkâr değil midir? Sonra kabir istirahat yeri midir?
    CEVAP
    Ahireti inkâr kastı ile söyleniyorsa elbette küfür olur. Çünkü kabir, ebedi değil, geçicidir, ya Cennet bahçesi veya Cehennem çukurudur. Ebedi kelimesini sonsuz anlamında değil, uzun müddet manasında kullanarak, (iyi biliriz) manasında kullanarak, defnedilen müslümanlar için ebedi istirahatgâh demek caizdir. Cennet bahçesinde de istirahat edilir.

    Sual: Kadınların türbe ve kabir ziyaretlerine gitmeleri caiz midir?
    CEVAP
    Kadınların kabir ziyaretleri caiz ise de, sık sık gitmeleri uygun değildir. Hayzlı iken de gitmek caizdir. Hayzlı iken ezbere de olsa, Kur'an-ı kerim okunmaz. Sadece dua âyetleri, dua niyetiyle okunabilir. Dua niyetiyle Fatiha okunabilir. Tesbih ve zikir çekilir.

    Sual: Kabir üzerine su dökmek iyi olur deniyor. Dökülmezse ne olur?
    CEVAP
    Kabir üzerine su dökmek sünnettir. Dökülmezse, sünnete uyulmamış olur, sevabı noksan olur. Başka mahzuru olmaz.

    Sual: Mezarlıktaki otları koparmak uygun mudur?
    CEVAP
    Mezarlıktaki yeşil otları, dalları koparmak mekruhtur. Kuru otları koparmak caizdir. Kabir üzerine herhangi bir çiçek dikmek ölüye faydalıdır, iyidir.

    Sual: Ölü çürüyüp toprak olduktan sonra, buraya tarla, bina yapmak caiz olur mu?
    CEVAP
    Evet.

    Sual: Mezarlar, sel, ırmak suları altında kalırsa, çıkarıp başka yere gömmek caiz midir?
    CEVAP
    Caiz değildir.

    Sual: Eski kâfir mezarlarında, kâfirlerin alametleri kalmayınca, buraya müslümanlar gömülebilir ve cami yapılabilir mi?
    CEVAP
    Evet. Nitekim, Medine’de Mescid-i nebinin yeri önce kâfirlerin kabristanı idi. Kazılıp, kemikler başka yere götürülüp, buraya mescid yapıldı.

    Sual: Avrupa’da ölen bir yakınımızı, kâfirlerin mezarlığına koymakta mahzur var mıdır?
    CEVAP
    Müslüman kabri Cennet bahçesi, kâfirin mezarı Cehennem çukuru olur. Kâfir mezarlığına zulmet yağar. Müslüman o kabirde azap görmez ise de, kâfirlere inen zulmetten rahatsız olur. Onun için Müslüman kabristanına koyma imkanı varsa onu tercih etmelidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
    (Ölülerinizi salih bir kavmin arasına defnedin. Çünkü diriler kötü komşudan rahatsız olduğu gibi, ölüler de kötü komşudan rahatsız olur.) [Ebu Nuaym]

    Sual: Kadın veya erkek cenazeyi tabut ile gömmek caiz midir?
    CEVAP
    Toprak çürük, nemli ise, tabut ile gömmek caiz olur. Toprak kuru ve sağlam ise, erkeği tabut ile gömmek mekruh olur. Tabut ile gömünce tabut içine biraz toprak konur. Kadınları, her zaman tabut ile gömmek efdaldir.

    Sual: Ölüyü, altın, gümüş veya madeni diş ile gömmek caiz mi?
    CEVAP
    Kıymetli mal ve ziynetle gömmek caiz değildir.

    Sual: Beş aylık çocuğun kabri büyük insan kabri gibi mi olmalıdır?
    CEVAP
    Büyük insan gibidir. Mümindir, derin olması iyi olur.

    Sual: Kabir kazınca su çıktı. Susuz yer yok. Buraya defin caiz mi?
    CEVAP
    Zaruret olunca caizdir.

    Sual: Yer darlığı sebebiyle üst üste katlı mezar yapmak caiz mi?

    CEVAP
    Zaruret olursa caiz olur. Zaruretsiz caiz olmaz.

    Sual: Vefat etti yerine, irtihal buyurdu demek caiz mi?

    CEVAP
    Evet. İrtihal = dünyadan ahirete göçmek demektir.

    Sual: Ölen kadını kefenlerken, avret yerine bez koymak caiz mi?
    CEVAP
    Hayır.

    Sual: Tebarekeyi okuyana kabir suali olmaz mı?
    CEVAP
    Evet.

    Sual: Ölü sahibi, taziyeyi kabul için evde üç gün durması gerekir mi?
    CEVAP
    Durması caizdir. Ama durmaması iyidir. İbni Âbidin hazretleri, (Ölü sahibinin taziye için evinde oturması mekruh, kabristandan çıkarken taziye mekruh değildir) buyuruyor.

    Sual: Ölüyü taziyeye gelenlere bir şeyler ikram etmek caiz mi?
    CEVAP
    Eve gelene bir şey ikram etmek âdettir, caizdir.

    Sual: Taziye için uzaktan gelen misafire yemek yedirmek caiz mi?
    CEVAP
    Evet.

    Sual: Ölü evine yemek getiriliyor. Ekşimemesi için taziyeye gelenlere vermek caiz mi?
    CEVAP
    Fakire vermek sevap. Ölünün ruhuna bağışlanır.

    Sual: Belediye, ölüleri beton mezara gömdürüyor. Ne yapalım?
    CEVAP
    Zaruret olunca caiz olur.

    Sual: 40 yıl önce ölenin kabrinde yüksek sesle Kur'an okunur mu?
    CEVAP
    Yüksek sesle mezarlıkta Kur’an okumak mekruhtur.

    Sual: Taşlara okuyup mezar üstüne koymak caiz mi?
    CEVAP
    Evet.

    Sual: Tahta çivili tabut, bazen açılıyor. Tahta çivi tutkalla yapıştırılsa caiz olur mu?

    CEVAP
    Evet.

    Sual: Kabirdeki kemikler çürümüşse, başkasını defnedeceğiz. Kemiklerin çürüme vakti var mı?
    CEVAP
    Yoktur.

    Sual: Bahçeyi kazarken çıkan kemikleri ne yapmalı?
    CEVAP
    Kemikleri toplayıp bir çukura koymalı. Kemiksiz yerler ekilir.

    Sual: Babamı Bulgaristan’da gayri müslim mezarlığına gömmüşler. Rüyamda babamı gördüm. Kendisinin kurtarılmasını istedi. Babamın mezarını müslüman mezarlığına nakletmem caiz midir?
    CEVAP
    Zulmetten kurtulması için nakletmek çok iyi olur.

    Sual: Akşam vakti mezarlıktan geçerken kabir ehli üzerine Fatiha okunur mu?
    CEVAP
    Evet her zaman okunur, mahzuru yoktur.

    Sual: Altı toprak, dört tarafı betondan yapılmış hazır kabrin içine lahd kazıp meyyiti defin etmek caiz mi?

    CEVAP
    Evet.

    Sual: Defnederken, kerpiç yerine beton, mermer koymak caiz mi?
    CEVAP
    Vücuda dokunmadığı için caizdir. Kabrin içi sayılmaz.

    Sual: Aniden ölmek kötü müdür? Kelime-i şehadet getiremeden ölen, kâfir olarak mı ölmüş olur?
    CEVAP
    Müminler için ani ölüm, nimet, facirler, kâfirler için ise azaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Ölüm, mümin için hediyedir.) [Taberani]

    (Fücceten [aniden] ölüm, müminlere rahmet, facirlere ise üzüntüdür.) [Beyheki]

    (Fücceten ölüm, müminlere rahat, kâfirlere ise azaptır.) [Taberani]
    [Facir, kötü işlerle uğraşan kimsedir.]

    Facirler, aniden ölmeyip de hastalık çekerek ölürlerse, günahlarına tevbe etmek imkanı vardır. Kâfirlerin de imana gelme ihtimali mevcuttur. Onun için kâfirlere ve facirlere ani ölüm iyi değildir. Fakat salihler, her zaman tevbe ettikleri için ansızın ölüm onlar için bir nimet olur.

    Kalb krizi, trafik kazası, bir bombanın patlaması gibi sebeplerle kelime-i şehadet getiremeden ölen, uyurken ölen müslüman, imansız ölmüş olmaz. Aniden ölüp de son sözünün kelime-i şehadet olmaması ona zarar vermez.

    Sual: Ölü için ağlamak uygun mudur?
    CEVAP
    Ölü için sessiz ağlamak caizdir. (Şerh-us-sudûr) ve (Berekât)da, (Müminin ölümüne gökler ağlar) yazılıdır. Ölü için yüksek sesle ağlamak, matem tutmak, siyah elbise giymek, siyah perdeler ve rozetler, işaretler asmak, matem işaretleri, resmini taşımak caiz değildir.

    (Hazânet-ür-rivâyât) kitabında, (Cenazeye ve cenaze çıkan yere siyah örtmek ve siyah giyinmek caiz değildir) diyor. Bütün hadis kitapları, Peygamber efendimizin ölü için yüksek sesle ağlamanın ölüye sıkıntı vereceğini buyurduğunu bildirmektedir.

    Bu hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
    (Şu dört şey cahiliyet mirasıdır: Soyu ile övünmek, bir kimsenin soyuna sövmek, yağmuru yıldızlardan aramak, ölüleri methederek ağlamak.) [Buhari]

    (Ölü, yakınlarının kendisine bağırarak ağlamasından azap [sıkıntı] duyar.) [Buhari]

    (Ölülerinize feryat ederek ağlamayın, çünkü ölü, bundan azap duyar.) [Şirazi]

    (Yüksek sesle ağlayarak "Kolum kanadım kırıldı, yardımcım gitti” gibi sözler söylemek ölüyü sıkıntıya sokar.) [İbni Mace]

    (Üzülünce, yüzünü yolan, elbisesini yırtan ve bağırıp çağıran bizden değildir.) [Buhari]

    Sual: Bir kimsenin öldüğünü duyunca ne denir?
    CEVAP
    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Bir müslümanın ölümünü duyunca, "İnna lillah ve inna ileyhi raciun" dedikten sonra, "Ya Rabbi onu salihlere kat, rahmetine eriştir, çoluk çocuğuna iyilikler ihsan et, bizi de onu da mağfiret et" diye dua edin!) [İbni Asakir]

    [İnna lillah ve inna ileyhi raciun, Bekara suresinin 156. âyet-i kerimesidir. "Elbette biz, Allahü teâlânın kuluyuz, ölümden sonra dirilerek yine Ona döneceğiz" mealindedir.]

    (Hiç bir ümmete verilmeyen bir şey benim ümmetime verildi. O da bir bela ve musibet karşısında istircadır.) [Taberani]
    [İstirca, bela zamanında veya acı bir haber duyunca "İnna lillah ve inna ileyhi raciun" demektir.]

    (Birinize bir musibet veya bir bela geldi mi, istirca ettikten sonra "Ya Rabbi, senin yanında bu musibetin ecrini [sevabını] bekliyorum, bunun ecrini bana ver ve bunu daha hayırlı bir şeyle değiştir" diye dua etmelidir.) [Tirmizi]

    (Bir musibet karşısında istirca edilirse, musibetin sonucu güzel olur.) [Taberani]

    (Çocuğu ölen, Allah’a hamd edip, istirca ederse, Hak teâlâ meleklere "Şu kuluma Cennette bir ev yapın, adını da hamd evi koyun" buyurur.) [Tirmizi]

    Sual: Doğar doğmaz ölen çocuğun, cenaze namazı kılınır mı?
    CEVAP
    Doğduktan sonra, hemen ölen çocuk, yıkanır ve namazı kılınır, vâris olur, mirası kalır ve ismi konur. Cansız doğan çocuk, dört aylık olmuş ise, yıkanıp bir kefene sarılarak gömülür, namazı kılınmaz. Dört aylık değil ise, yıkanmaz ve namazı da kılınmaz. (S. Ebediyye)

    Sual: Birçok cenazenin hepsi için tek namaz kılmak caiz midir?
    CEVAP
    Birkaç cenaze birlikte ise, her birinin namazını ayrı kılmak efdaldir. Hepsi için bir namaz kılmak da caizdir. Bunun için, birinin başı ötekinin ayağına gelmek üzere sıralanır. İmam, derecesi yüksek olanın önünde durarak kılar. Cenazelerin bir kısmı imamın sağında, bir kısmı da imamın solunda bulunur. Yahut, hepsini imamın önünde olarak yan yana koyup, imam hepsinin göğsü hizasında durur. Önce erkekler, sonra oğlan, sonra kadın, en son kız cenazesi konur. Bunlar için niyet ederken, erkek veya kadın olduklarını söylemek şart değildir. (S.Ebediyye)

    Sual: Dinsiz akrabamızın cenaze merasimine gitmekte mahzur var mıdır?
    CEVAP
    Müslüman olmayanın cenazesine gidilmez.

    Sual: Cenaze namazından sonra nutuk söylemek veya ölünün yaptığı iyi işleri anlatmak caiz midir?

    CEVAP
    Caiz değildir, bid’attir.

    Sual: Anasını babasını öldürenin cenaze namazı kılınır mı?

    CEVAP
    Evet, günümüzde ana babasını öldürenin cenaze namazı kılınır.
    Eskiden ana baba katili mahkeme kararı ile öldürülünce bu katilin cenaze namazı kılınmazdı.

    Sual: Doğduktan sonra ölen veya ölü doğan çocuğun namazı kılınır mı?
    CEVAP
    Doğduktan sonra hemen ölen çocuk yıkanır ve namazı kılınır ve vâris olur ve mirası kalır ve ismi konur. Cansız doğan çocuk, dört aylık değil ise, yıkanmaz ve namazı kılınmaz. Dört aylık olmuş ise, yıkanıp bir kefene sarılıp gömülür, namazı yine kılınmaz.

    Resulullahın cenaze namazı
    Sual: Resulullahın cenaze namazını kim kıldırdı?
    CEVAP
    Peygamber efendimizin cenaze namazını, vasiyetine uyularak herkes teker teker kıldı.

    Sual: Yıllar önce ölmüş birinin kabri açılıp, oraya bir başkasını defnetmek caiz midir?

    CEVAP
    Kemikleri çürümüşse, caizdir. Çürümemiş olan birkaç kemik kalmışsa, onlar kenara alınıp, efnedilebilir.

    Cenazeyi duyurmak
    Sual: Cenaze olduğunu bildirmek için gazeteye ilan vermek ve belediyeden anons ettirmek caiz midir?
    CEVAP
    Caizdir. Fakat, cenaze olduğunu bildirmek için, minarelerde salât okunması bid’attir.

    Sual: Hayzlı kadın cenaze yıkayabilir mi?
    CEVAP
    Ölü yıkayacak kimsenin, önce gusül abdesti alması müstehabdır. Cünübün ve özürlü kadının yıkaması mekruhtur. (S. Ebediyye)

    Sual: Erkek ve kadın için, kaç metre kefen bezi almak gerekir?
    CEVAP
    Erkek için yedi, kadın için sekiz metre patiska almak kâfidir.

    Sual: Eşlerden birisi ölünce diğeri bunun cenazesini yıkayabilir mi?

    CEVAP
    Kadın, ölen kocasını yıkar. Çünkü kocanın ölümünden sonra, nikah, iddet bitinceye kadar [dört ay] devam eder. Hanefi mezhebinde kadın ölünce, kocası bunu yıkayamaz. Çünkü ölünce nikah bozulur. Fakat diğer üç mezhepte yıkaması caizdir. (Redd-ül-muhtar)

    Sual: Namaz kılması mekruh olan vakitlerde, cenaze namazı kılınır mı?
    CEVAP
    Eğer cenaze, mekruh vakitte hazırlanmışsa, geciktirmemek için, mekruh vakitte de kılmak caizdir. Daha önce hazırlanmış olan cenazenin namazını, mekruh vakte bırakmak caiz değildir, mekruhtur. (Redd-ül-muhtar)

    Sual: Maliki’yi taklit ediyorum. Cenaze namazına durunca, Hanefi’ye göre bozmayan, Maliki’ye göre abdesti bozan bir hal oldu. Namaza devam etmek caiz olur mu?
    CEVAP
    Cenaze namazını, sonradan kılma imkânı olmadığı için, Hanefi mezhebine uyarak namaza devam edilir. Beş vakit namazdan biri olsaydı, sonra kılma imkânı olduğu için, o abdestle kılınamazdı.

    Sual: Yanarak ölenin cenazesi yıkanır mı, namazı kılınır mı?
    CEVAP
    İnsanın yalnız başı veya bedenin yarısı ele geçerse, yıkanmaz ve namazı kılınmaz. Öylece gömülür. Bedenin yarıdan fazlası, başı olmasa bile veya bedenin yarısı ve başı bulunursa, yıkanır ve namazı kılınır. (Dürr-ül-muhtar)

    Sual: Ölünün terlemesi ve gözünden yaş gelmesi neye alamettir?
    CEVAP
    Hayra alamettir.


    Dinimizİslam

  11. #11

    Cenaze İle İlgİlİ Hatalar

    Dünyasını değiştiren müslümanlara karşı, hayatta bulunaların yapması gereken bir takım görevler vardır. Bunların bir kısmı hakkiyle bilinmediği için, tatbikat esnasında halk arasında bazı hatalar yapılmaktadır. Bu hatalar İslami hududu aşmakta ve bidatlara ulaşabilmektedir. Bu hataları şöyle sıralabiliriz:

    Su Salâsı : Bazı yerlerde cenaze, yıkanmak üzere teneşirin üzerine konulduğunda Salâ vermek adeti vardır. Saadet asrında ve onu takip eden zamanlarda görülmeyen ve islami eserlerde bulunmayan bu adet bidattır. esasen cenaze yıkanmadıkça, onun yanında Kur'an okunmaya bile müsaade yoktur. Kitab-ı ilahi'yi okumak arzu eden, başka bir odaya geçerek bu isteğini yerine getirebilir.


    Cenazenin Kefenine Ahitname Koymak : Bir takım kimseler, ölünün mü'min olduğunu ifade eden ibarekleri ve mübarek kelimeleri onun kefenine veya alnın yazmakta, yahut yazılmış bulunan bir kağıdı kefenin içine koymaktadırlar. Bunu yapmakta fayda olacağını ifade eden bazı beyanlar bulunmakta ise de, muteber eserler hassasiyetle mahzurunu işaret etmektedirler.


    Cenazenin Bekletilmesi : Vefat eden bir kimsenin, başka bir şehirde bulunan yakınlarının yetişmesi için, ölünün yıkanması ve gömülmesi ile alakalı dini vazife saatlerce, bazen bir gün bile geciktirilmektedir. Dinin emirlerinin tehiri pahasına, bir kimsenin gelmesini beklemek, İslami esaslarla bağdaşmayacak bir davranıştır.


    Cenazenin Tezkiyesi : Bazen cenaze evinde, bazen musallada, vazifeli kimse tarafından "Merhumu nasıl bilirsiniz?" diye sorulduğu görülmektedir. bu meselenin dayanağını bilmeyen bazı kimseler, bu uygulamanın doğru olmayacağına dair, çeşitli beyan ve sırf akla dayalı muhakemeler yürütmektedirler.
    Buhari ve Müslim'in ittifakla Enes b. Malik'ten rivayet ettikleri bir hadis-i şerif bu hususun meşruiyetine ışık tutmaktadır. Bir cemaat cenaze ile birlikte Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in bulunduğu yerden geçiyordu. Ashab-ı kira, ölen kimseyi iyilikleriyle övdüler. Peygamber Efendimiz "Vacip oldu" buyurdu. daha sonra başka bir cenaze alayı daha geçti. Onu da fenalıklarıyla andılar. Efendimiz (s.a.v.) yine "Vacip oldu" buyurdular. Bunun üzerine Hazret-i Ömer:
    "Ne vacip oldu?" dedi. Resul-i Ekrem:
    "Şu hayırla övdüğünüz kimseye cennet vacip oldu; kötülüğü ile andığınız kimseye de cehennem vacip oldu. siz yeryüzünde Allah'ın şahitlerisiniz" buyurdu.
    Bu hadis-i şerifteki müjdeden anlaşılıyor ki, ölen kimsenin istifadesi için, cemaatin cenaze lehine iyi şehadette bulunmasını temin maksadıyle, malum olan soru sorulagelmiştir. bunun dini esaslara uyduğuna şüphe yoksa da her önüne gelen, kendine göre bir tatbik şekli tutturmuştur. Şunu hatırlatmak isteriz ki "Burada şehadet ettiğiniz gibi, ahirette de şehadet edermisiniz?" sözüne lüzum yoktur. Vazifeli kimsenin "Bu kardeşinizi nasıl bilirsiniz?" demesi kafidir.

    Hazır olan cemaat, o kimsenin hayatta iken takip ettiği yol ve takındığı tavır itibariyle ekdseri halini iyi olarak biliyorsa "İyi biliriz" demelidir. Onun bazı hata ve günahının bulunması sebebiyle "İyi biliriz" sözünü yalan şahitliğine benzetmek doğru değildir. Zira bu söz, "Herşeyini iyi bilirz, tamamen iyi bir kimse olarak biliriz" manasına gelmez.

    Şayet ölen kimsenin her işi çirkin ve ekseri ahvali fena ise, ilgili tarafından sorulduğunda, kötü bir şehadette bulunmamalı ve sadece "Allah kusurlarını affetsin" duasını yapmalıdır. Yüce Rabbimizin rahmeti bol, mağfireti geniştir.

    Kaynak:
    Günümüz Meselelerine açıklamalı Fetvalar,
    Mehmed Emre, Eskişehir, Balıkersir-Bilecik Eski Müftüsü

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •