+ Konuyu Yanıtla
4 / 3 İlkİlk 1234 SonSon
72 sonuçtan 41 --- 60 arası gösteriliyor

Konu: MGP İstanbul Tefsir Dersleri

  1. #41
    Medyen (halkına da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, O'ndan başka ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın; gerçekten sizi bir 'bolluk ve refah (hayır)' içinde görüyorum. Doğrusu sizi çepeçevre kuşatacak olan bir günün azabından korkuyorum." (84)



    "Ey kavmim, ölçüyü ve tartıyı -adaleti gözeterek- tam tutun ve insanların eşyasını değerden düşürüp- eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın." (85)



    "Eğer mü'minseniz, Allah'ın bıraktığı (helal işlerden olan kazanç) sizin için daha hayırlıdır. Ben, sizin üzerinizde bir gözetleyici değilim." (86)



    Dediler ki: "Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın." (87)



    Dedi ki: "Ey kavmim görüşünüz nedir söyler misiniz? Ya ben Rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve O da beni kendisinden güzel bir rızık ile rızıklandırmışsa? Ben, size yasakladığım şeylere (kendim sahiplenmek suretiyle) size aykırı düşmek istemiyorum. Benim istediğim, gücüm oranında yalnızca ıslah etmektir. Benim başarım ancak Allah iledir; O'na tevekkül ettim ve O'na içten yönelip-dönerim." (88)



    "Ey kavmim, bana karşı gelişiniz, sakın Nuh kavminin ya da Hud kavminin veya Salih kavminin başlarına gelenlerin bir benzerini size de isabet ettirmesin. Üstelik Lut kavmi size pek uzak değil." (89)



    "Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Gerçekten benim Rabbim, esirgeyendir, sevendir." (90)



    "Ey Şuayb" dediler. "Senin söylediklerinin çoğunu biz 'kavrayıp anlamıyoruz'. Doğrusu biz seni içimizde zayıf biri görüyoruz. Eğer yakın-çevren olmasaydı, gerçekten seni taşa tutar-öldürürdük. Sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin." (91)



    Dedi ki: "Ey kavmim, sizce benim yakın-çevrem, Allah'tan daha mı üstündür ki, O'nu arkanızda-unutuluvermiş (önemsiz) bir şey edindiniz. Şüphesiz benim Rabbim, yapmakta olduklarınızı sarıp-kuşatandır." (92)



    "Ey kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın; şüphesiz, ben de yapacağım. Kime aşağılatıcı azab gelecek ve yalancı kimdir, yakında bileceksiniz. Siz gözetleyip durun, ben de sizinle birlikte gözetleyeceğim." (93)



    Emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmetle Şuayb'ı ve O'nunla birlikte iman edenleri kurtardık; o zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş olarak sabahladılar. (94)



    Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi. Haberiniz olsun; Semud (halkına) nasıl bir uzaklık verildiyse Medyen (halkına da Allah'ın rahmetinden öyle) bir uzaklık (verildi). (95)

  2. #42
    Andolsun, Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık olan bir delille gönderdik. (96)



    Firavun'a ve onun önde gelen çevresine. Onlar Firavun'un emrine uymuşlardı. Oysa Firavun'un emri doğruya-götürücü (irşad edici) değildi. (97)



    O, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur. Sonunda vardıkları yer, ne kötü bir yerdir.. (98)



    Onlar, burda da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. (Bu) Verilen bağış, ne kötü bir bağıştır. (99)



    Bunlar, sana doğru haber (kıssa) olarak aktardığımız (geçmişteki) nesillerin haberleridir. Onlardan kimi ayakta kalmış, (hâlâ izleri var, kimi de) biçilmiş ekin (gibi yerlebir edilmiş, kalıntısı silinmiş) dir. (100)



    Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmettiler. Böylece Rabbinin emri geldiği zaman, Allah'ı bırakıp da taptıkları ilahları, onlara hiç bir şey sağlayamadı, 'helak ve kayıplarını' arttırmaktan başka bir işe yaramadı. (101)



    Onlar, zulüm işlemektelerken, ülkeleri (veya nesilleri) yakaladığı zaman... Rabbinin yakalaması işte böyledir. Gerçekten O'nun yakalaması pek acı, pek şiddetlidir. (102)



    Ahiret azabından korkan için bunda kesin ayetler vardır. O, bütün insanların kendisinde toplanacağı bir gündür ve o, gözlemlenebilen bir gündür. (103)



    Biz onu sayılı bir sürenin (ecelin) dışında ertelemeyiz. (104)



    (Kıyametin) Geleceği günde, O'nun izni olmaksızın, hiç kimse söz söyleyemez. Artık onlardan kimi 'bedbaht ve mutsuz', (kimi de) mutlu ve bahtiyardır. (105)



    Mutsuz olanlar ateştedirler, onlar için orada (kahırla ve acıyla) nefes alıp vermeler vardır. (106)



    Onlar, Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. Çünkü Rabbin, gerçekten dilediğini yapandır. (107)



    Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi olmayan bir ihsandır. (108)



    Artık onların tapmakta oldukları şeyler konusunda, sakın kuşkuda olma. Daha önceleri, ataları nasıl tapıyor idiyseler, bunlar da ancak böyle tapıyorlar. Şüphesiz biz, onların paylarını eksiltmeksizin onlara ödeyecek olanlarız. (109)



    Andolsun, Musa'ya kitabı verdik, onda anlaşmazlığa düşüldü. Eğer Rabbinden bir söz geçmiş (verilmiş) olmasaydı, mutlaka aralarında hüküm verilmiş olacaktı. Gerçekten onlar, bundan (Kur'an'dan) yana kuşku verici bir tereddüt içindedirler. (110)



    Şüphesiz Rabbin, onlardan tümüne yapıp ettiklerini(n karşılığını) onlara tastamam ödeyecektir. Çünkü O, yapıp-ettiklerinden haberdar olandır. (111)



    Seninle birlikte tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru davran. Ve azıtmayın. Çünkü O, yaptıklarınızı görendir. (112)



    Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz. (113)



    Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl. Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir öğüttür. (114)



    Ve sabret. Gerçekten Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez. (115)



    Sizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler. Onlar, suçlu-günahkarlardı. (116)



    Halkı, ıslah eden kimseler iken, senin Rabbin o ülkeleri zulm ile helak edecek değildi. (117)



    Eğer Rabbin dileseydi, insanları elbette tek bir ümmet kılardı. Oysa, onlar, anlaşmazlığı sürdürmektedirler: (118)



    Rabbinin rahmet ettikleri dışında. Onları bunun için yarattı. Böylece Rabbinin (şu) sözü tamamlanıp gerçekleşmiştir: "Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan, (kafirlerin) tümüyle dolduracağım." (119)



    Sana elçilerin haberlerinden -kalbini sağlamlaştıracak- doğru haberler aktarıyoruz. Bunda sana hak ve mü'minlere bir öğüt ve uyarı gelmiştir. (120)



    İman etmeyenlere de ki: "Yapabileceğinizi yapın; elbette biz de yapacağız." (121)



    Ve gözleyip durun; gerçekten biz de gözleyip duruyoruz." (122)



    Göklerin ve yerin gaybı Allah'ındır, bütün işler O'na döndürülür; öyleyse O'na kulluk edin ve O'na tevekkül edin. Senin Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir. (123)

  3. #43
    Haftaya bu ayetler okunulup kısaca değerlindirildikten sonra siyaset bilgisi mezunu kardeşimiz Sedat Doğan tarafından küresel ekonomik kriz dünü bugünü ve geleceği ile değerlendirilecektir. Tüm Kardeşlerimizi bekleriz. Saygılarımla

  4. #44
    24 Cuma Allah'ın izniyle Alak Suresinin ilk 5 ayeti Tevhit ilkesi kapsamında okunup müzakere edilecektir.

    1. Yaratan Rabbinin adıyla oku!
    2. O, insanı pıhtılaşmış kandan yarattı.
    3-5. Oku! Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin, en büyük kerem sahibidir

  5. #45
    31 Ekim Cuma işlenecek ayetler
    Müddesir Suresi
    1. Ey örtüye bürünen!
    2. Kalk da uyar.
    3. Rabbini yücelt.
    4. Giydiklerini temiz tut.
    5. Kötü şeyleri terke devam et.
    6. Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.
    7. Rabbin için sabret.

  6. #46
    cok güzel bi düşünce ve eminimlki bir okadar da faydalı bir aktivite olacak

  7. #47
    Kayıtsız
    Misafir

    Alak Suresini Tefsiri

    ALAK SURESİ

    GİRİŞ

    Adı: İkinci ayetteki "alak" kelimesi sureye isim olmuştur.

    Nüzul zamanı: Bu sure iki kısma ayrılır. Birinci kısım, "İkra"dan beşinci ayet olan "ma lem ya'lem"e kadardır. İkinci kısım, "Kellâ inne'l-insane le yetğa"dan surenin sonuna kadardır. Cumhur ulema, birinci kısmın Rasulullah'a gelen ilk vahiy olduğunda ittifak etmiştir. Bunun hakkında, İmam Ahmed, Buharî ve Müslim müteaddit senetlerle en sahih hadislerden sayılan bir rivayeti Hz. Aişe'den rivayet etmişlerdir. Bu rivayette Hz. Aişe, vahyin nasıl başladığını Rasulullah'ın kendisinden duymuştur. Ayrıca aynı rivayet İbn Abbas, Ebu Musa el Eş'ari ve sahabeden bir cemaatten de şu şekilde menkuldür: "Kur'an'ın ilk inen ayetleri bunlardır." İkinci kısım, Rasulullah Harem-i Şerif'te namaz kılmaya başladığı ve Ebu Cehil'in de onu namazdan menetmek için tehdit ettiği zaman nazil olmuştur.

    Vahyin başlangıcı

    Muhaddislerin kendi senetleri ile İmam Zühri'den, onun Urve b. Zubeyr'den, onun da, teyzesi Hz. Aişe'den rivayet ettiği gibi vahyin başlangıcı şu şekilde nakledilmiştir: Vahiy ilk dönemlerde Rasulullah'ın sadık rüyalar (bazı rivayetlerde iyi) görmesi ile başladı. Rasulullah bu rüyaları apaçık bir gerçek olarak görmekteydi. Rasulullah daha sonra yalnızlığı sevmeye başladı.

    Hıra mağarasında günlerce ibadet için kalırdı. (Hz. Aişe burada "tahanus" kelimesini kullanmıştır. İmam Zuhri bunu "taabbûd" olarak açıklamıştır. Bu, Rasulullah'ın eda ettiği bir çeşit ibadetti. Çünkü Allah (c.c.) ona henüz nasıl ibadet edeceğini öğretmemişti) Rasulullah (s.a) evden yiyecek ve içeceğini alarak mağarada birkaç gün geçirirdi. Sonra yine eve döner ve Hz. Hatice'ye yiyecek ve içecek hazırlatarak ibadet için mağaraya dönerdi. Birgün Rasulullah Hıra mağarasında iken birden bire vahiy nazil oldu. Melek gelerek ona "oku" dedi. Hz. Aişe Rasulullah'ın sözünü şöyle nakletmektedir: "Ben okumuş değilim, dedim. Bunun üzerine melek beni tutarak sıktı. O kadar şiddetliydi ki tahammül edemiyordum. Sonra bıraktı ve tekrar "oku" dedi. Ben tekrar "okumuş değilim" dedim. Beni tekrar o kadar şiddetli sıktı ki tahammül edemedim. Sonra bıraktı ve tekrar "oku" dedi. Ben tekrar "okumuş değilim" dedim. Beni üçüncü defa öyle kuvvetli sıktı ki, tahammülüm kalmadı. Sonra beni bıraktı ve "Ikra bismi Rabbike'llezi halak" (Yaratan Rabb'inin ismiyle oku) dedi. Bu ayetten "ma lem ya'lem" e kadar okudu. Hz. Aişe diyor ki: Sonra Rasulullah, titreyerek eve döndü ve Hz. Hatice'ye "beni örtün" dedi. Rasulullah'ı örttüler. Bu korku durumu geçtikten sonra Rasulullah şöyle buyurdu: "Ey Hatice! Bana ne oldu?" Daha sonra bütün olanları Hz. Hatice'ye anlattı. Ve "Canımdan korkuyorum." dedi. Hz. Hatice "Kesinlikle değil. Memnun ol. Allah'a yemin ederim ki, O seni rezil etmez. Sen akrabalarına iyi davranırsın. Doğru sözlüsün (Diğer bir rivayette emaneti yerine getirirsin), çaresiz olanların yükünü hafifletirsin, fakir ve yoksullara yardım edersin, misafirperversin, iyi işlerde yardımcısın..." dedi. Hz. Hatice daha sonra Resulullah'ı yanına alarak amcasının oğlu Varaka b. Nevfel'e gittiler. Varaka, cahiliye döneminde Hristiyan olmuştu. İbranice ve Arapça olarak İncil yazıyor, okuyordu. Çok yaşlı olduğundan gözleri görmüyordu. Hz. Hatice ona şöyle dedi: "Ağabeyciğim! Yeğenini biraz dinler misin?" Varaka Rasulullah'a sordu ve Rasulullah olanları anlattı. Varaka: "Bu aynı Namustur (Vahiy getiren melek). Allah, onu Hz. Musa'ya da göndermişti. Keşke senin nübüvvet zamanında genç olabilseydim. Keşke kavminin, seni yurdundan çıkaracağı zamana kadar yaşayabilseydim." Rasulullah sordu: "Onlar beni buradan kovacaklar mı?" Varaka: "Evet, senin getirdiğini getiren bir şahsa insanların düşman olmadığı bir zaman yoktur. Eğer senin döneminde yaşarsam bütün gücümle sana yardım ederim." dedi. Ancak çok geçmeden öldü.

    Bu rivayetten açıkça anlaşılıyor ki vahiy gelmeden hemen önce bile Rasulullah'ın düşüncesinde Nebi olacağına dair bir şey yoktu. Nebiliğe talip olmak ve onu beklemek bir yana, onun ne olduğunu bile bilmiyordu.

    Vahyin nüzulü ve melekle karşılaşması bir kişinin hiç beklemediği halde büyük bir olayla karşılaşması ve onun etkisi altında kalması gibi bir şeydi. Bu nedenle, İslâmı daveti başladığında Mekkeliler Rasulullah'a her türlü itirazı yönelttikleri halde, hiç kimse "Biz böyle şeyi Muhammed (a.s) den bekliyorduk, çünkü o bunun planlarını yapıyordu." diyememiştir.

    Bu rivayetten şu da anlaşılmaktadır: Rasulullah nübüvvetten önce de çok temizdi. Onun ahlakı çok yüceydi. Hz. Hatice 55 yaşında bir kadın ve Rasulullah ondan 15 yaş küçüktü. Uzun evlilik dönemleri içerisinde Rasulullah'ın hiç bir şeyi Hz. Hatice'den gizli kalamazdı. O, Rasulullah'ın ahlakının ne derece yüksek olduğuna bizzat tanıktı. Rasulullah Hıra'dan döndüğü zaman, onun başından geçenleri duyunca hiç tereddütsüz kabul ederek şöyle demişti: "Sana vahiy getiren gerçekten Allah'ın meleğiydi" Aynı şekilde Varaka b. Nevfel'de Mekke'nin yaşlı bir kişisi idi. Rasulullah'ı çocuktan beri tanırdı. 15 senelik yakın akrabalığı dolayısıyla Rasulullah'ın hayatına ve yaşantısına yakından vakıftı. Rasulullah'tan vahiy olayını işitince o da hiç tereddütsüz kabul etmiş ve şöyle demişti: "Bu aynı Namus'tur ki, Hz. Musa'ya da gönderilmişti." Bunun anlamı şudur: Varaka'ya göre de Rasulullah öyle bir insandı ki, ona nübüvvet verilmesi çok tabiiydi.

    İkinci kısmın nüzul zamanı:

    Bu surenin ikinci kısmı, Rasulullah'ın namaz kılmaya başladığı ve Ebu Cehil'in de onu korkutmak, tehdit yoluyla engel olmak istediği zaman nazil olmuştur. Öyle anlaşılıyor ki, nübüvvetten sonra Rasulullah İslâmî tebliğe başlamadan önce Harem-i Şerif'te Allah'ın öğrettiği tarzda namaz kılmaya başlamıştı. Mekkeli müşrikler bundan Rasulullah'ın yeni bir din takip etmeye başladığını anlamışlardı. Mekke'deki diğer insanlar Rasulullah'ın yeni tarzdaki ibadetini hayretle seyrederken, Ebu Cehil, cahiliyet taassubu ile bu şekilde ibadet etmemesi için Rasulullah'ı korkutmaya çalıştı. Bu olay hakkında pek çok hadis vardır. Ebu Cehil'in bu beyhude hareketinin hadisi İbn Abbas ve Ebu Hureyre'den mervidir.

    Ebu Hureyre'den şöyle rivayet edilmiştir. "Ebu Cehil Kureyşlilere sormuş; Muhammed siz varken de ellerini yere koyup secde ediyor mu? Onlar "evet" dediler. Ebu Cehil, "Lat ve Uzza'ya yemin ederim, eğer onu bu şekilde ibadet ederken görürsem ensesine ayağımı basarak yüzünü yere sürteceğim." dedi. Bir gün, Rasulullah namaz kılmaktaydı. Ebu Cehil, ensesine basmak için ona doğru yöneldi.

    Ama birdenbire herkes onun geri çekildiğini gördü. Ebu Cehil'e soruldu: "Ne oluyor?" Ebu Cehil: "Benimle onun arasında bir ateş hendeği vardı. Bazı kanatlar da gördüm." Rasulullah şöyle buyurdu: "Eğer yanıma gelseydi melekler onu parçalayacaktı." (Ahmed, Müslim, Neseî, İbn Cerir, İbn Ebi Hatim, İbnü'l Münzir, İbn Merduye, Ebu Nuaym, İsfehanî, Beyhakî)

    İbn Abbas'tan şöyle rivayet edilmiştir: "Ebu Cehil dedi ki: Eğer Muhammed'in Kâbe civarında ibadet ettiğini görürsem ensesini ayaklarımın altına alacağım." Bu haber Rasulullah'a ulaştığında şöyle buyurdu. "Eğer böyle yaparsa melekler onu yakalarlar". (Buharî, Tirmizî, Neseî, İbn Cerir, Abdürrezzak, Abd b. Humeyd, İbn Münzir, İbn Merduye).

    İbn Abbas'tan diğer bir rivayette şöyledir: "Rasulullah, Makam-ı İbrahim'de namaz kılmaktaydı. Ebu Cehil yanına gelerek şöyle dedi: "Ey Muhammed! Ben seni bundan menetmedim mi? ve Rasulullah'ı tehdit etmeye başladı. Rasulullah ona sert bir şekilde "Sen kim oluyorsun?" karşılığını verdi. Bunun üzerine Ebu Cehil. "Ey Muhammed! Sen kime güvenerek beni korkutuyorsun? dedi. Ve devam etti: Tanrıya yemin ederim ki, burada en fazla yardımcısı olanlardanım. (Ahmed, Tirmizî, Neseî, İbn Cerir, İbn Ebi Şeybe, İbn Münzir, Taberanî, İbn Merduye)

    Bu olay üzerine surenin "kella inne'l insane le yetğa" ile başlayan kısmı nazil olmuştur. Bu kısmın yeri doğal olarak Kur'an'ın bu suresindedir. Çünkü Rasulullah İslâmı ilk kez namaz ile açığa vurmuştu. Kafirlerle karşı karşıya gelmesinin başlangıcını bu oluşturmuştu.

    Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla

    1 Oku1 Rabb'inin ismiyle2 ki sizi O yarattı.3

    2 O, insanı bir alak'tan4 yarattı.

    3 Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir;

    AÇIKLAMA

    1. Girişte de açıklandığı gibi, Melek "oku" dediğinde Rasulullah "Ben okuma bilmem" şeklinde cevap vermişti. Bundan anlaşılıyor ki, Melek vahyi yazılı olarak getirmiş ve Rasulullah'ın bunu okumasını söylemişti. Çünkü eğer meleğin maksadı kendi söylediğini Rasulullah'ın sadece tekrar etmesini istemek olsaydı, Rasulullah "Ben okuma bilmem" demezdi.

    2. Yani Rabb'inin ismiyle oku. Diğer ifadeyle "Bismillah" diyerek oku. Bundan anlaşılıyor ki, Rasulullah vahiyden önce de yalnız Allah'ı Rabb olarak tanıyor ve biliyordu. Onun için "Rabb'in kimdir? denmeye gerek görülmemiştir. Yani burada sadece Rabb'inin ismiyle oku denmiştir.

    3. Burada, "halak" kelimesi mutlak olarak kullanılmış ve neyi yarattığı belirtilmemiştir. Çünkü "Yaratan Rabb'inin ismiyle" denmesinden, Kainatı ve içindeki her şeyi yarattığı kendiliğinden anlaşılmaktadır.

    4. Kainatı genel olarak zikrettikten sonra insanın ne gibi hakir bir başlangıç ile yaratıldığı belirtilmiştir. "Alak", "Alaka"nın çoğuludur. Manası, "pıhtılaşmış kan"dır. Bu durum hamileliğin ilk birkaç günü içinde meydana gelir. Daha sonra et şeklini alır. Ve tedricen insan şekillenmeye başlar. (Bkz. Hac 5 an. 5'ten 7'ye)

    4 Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.5

    5 İnsana bilmediğini öğretti.6

    6 Hayır;7 gerçekten insan, azar.

    7 Kendini müstağni gördüğünden.8

    8 Şüphesiz, dönüş yalnızca Rabbinedir.9

    9 Engellemekte olanı gördün mü?

    10 Namaz kıldığı zaman bir kulu.10

    11 Gördün mü? Ya o (kul) doğru yol üzerinde ise,

    12 Ya da takvayı emrettiyse.

    13 Gördün mü? Ya (bu engellemek isteyen) yalanlıyor ve yüz çeviriyor ise.

    14 O, Allah'ın görmekte olduğunu bilmiyor mu?11

    AÇIKLAMA

    5. Yani, hakir bir başlangıçtan sonra insana ilim vererek onu mahlukatın en yüksek seviyesine çıkarması, Allah'ın en büyük lütfudur. Sadece ilim değil, kalem kullanmayı da öğreterek, sahip olduğu ilmi büyük çapta yaymasını, bu yolla ilerlemesini ve sonraki nesiller için muhafaza etmesini de sağlamıştır. Eğer Allah, ilham yoluyla insana kalem ve kitabın ilmini vermeseydi, o zaman insanın ilmi yetenekleri yayılmazdı. Gelecek nesillere ulaşamazdı. Böylece ilerleme mümkün olmazdı.

    6. Yani insan aslında ilimsizdir. Ancak Allah'ın ihsanı sayesinde onda ilim hasıl olmuştur. Allah'ın lütfuyla insana her merhalede ilim verilmiştir. Ve ilim kapıları da birbiri ardına açılmıştır. Aynı durum Ayet el-Kursi'de de gözükmektedir."O'nun ilminden ancak kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kazanamazlar." (Bakara 255)

    İnsanın ilmi gelişme zannettiği, aslında kendisinde ilim yokken Allah'ın, istediği zaman ve ona hissettirmeden ilim vermesidir.

    Buraya kadar açıklananlar, Rasulullah'a ilk defa nazil olan ayetlerdir. Hz. Aişe'nin rivayetine göre, bu ilk tecrübe Rasulullah için o kadar ağırdı ki, ona tahammül edememişti. Onun için bu seferlik inandığı Rabb ile doğrudan muhatap olduğu belirtilmekle yetinilmiştir. Böylece vahyin sık sık gelmesi de başlamış oldu. Rasulullah artık Nebi olarak tayin olmuştu. Bundan bir süre sonra Müddessir suresinin başlangıç ayetlerinde nübüvvet verildikten sonra vazifesinin ne olduğu açıklanmıştır. (Bkz. Müddessir suresinin girişi)

    7. Yani, İnsana lütfeden Allah'a karşı, cehalet ederek böyle bir tutumda bulunmaktadır. Bunun açıklaması ileridedir.

    8. Yani malı, serveti, izzeti, şerefi ve diğer dünyevî şeyleri ona lutfedilmiştir. Şükretmek yerine haddi aşar ve asi olur.

    9. Yani, dünyadayken servet ve mal gücüne dayanarak isyan ederse, sonunda Rabb'ine döndüğünde bu tutumunun sonucunu anlayacaktır.

    10. "Kul" dan kasıt, Rasulullah'tır. Kur'an-ı Kerim'in pek çok yerinde Rasulullah'tan bu şekilde söz edilmiştir. Mesela İsra suresinde, "Eksikliklerden uzaktır. O (Allah) ki geceleyin kulunu Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa'ya yürüttü." (İsra, 1) buyurulmuştur. Kehf suresi birinci ayette de şu şekilde ifade edilmiştir: "O Allah'a hamdolsun ki, kuluna Kitab'ı indirdi." Cin suresinde ise şöyledir: "Allah'ın kulu kalkıp O'na yalvarınca üzerine üşüştüler. (Cin, 19) Bundan anlaşılıyor ki, bu ifade özel bir üsluptur. Ve Allah (c.c.) Kitabında Rasulullah için kullanılmıştır. Ayrıca bu ayetten şu da anlaşılıyor; Allah (c.c.) Rasulullah'a risalet verdikten sonra namaz kılmasını öğretti. Namaz kılmanın şekli hakkında Kur'an'ın hiç bir yerinde açıklama yoktur. Dolayısıyla bu da Rasulullah'a sadece Kur'an'da yazılı olan vahyin dışında bazı talimatlar verildiğinin de işaretidir.

    11. Öyle anlaşılıyor ki, burada her insaflı insan muhatap kabul edilmiştir. Onlara şöyle sorulmaktadır: Allah'a ibadet eden kullara engel olan o kişinin hareketini gördünüz mü? İnsanları Allah'tan korkutan, onların kötü işlerine engel olmaya çalışan kulun doğru yolda olmadığını ne biliyorsun? Bu kişi Hak'kı yalanlayarak ona karşı koymakta ve onu yalanlamaktadır. Bu ne biçim bir harekettir? Bu kul (Rasulullah) iyi işler yapmaktadır. Diğeri ise Hakkı yalanlayarak yüz çevirmektedir. Eğer Allah (c.c.) dilese bu şahıs bu tutumlarını sürdürebilir mi? Burada zalimin zulmünü ve mazlumun mazlumiyetini Allah'ın gördüğü belirtilerek şu sonuca varılmıştır: Zalim cezalandırılacak ve zulme uğrayana da yardım edilecektir.

    15 Hayır;12 eğer o, (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursa, andolsun, onu perçeminden tutup sürükleyeceğiz;

    16 O yalancı, günahkâr olan alnından.13

    17 O zaman da meclisini (yakın çevresini ve yandaşlarını) çağırsın.14

    18 Biz de zebanileri çağıracağız.15

    19 Hayır; ona boyun eğme (Rabbine) Secde et ve yakınlaş.16

    AÇIKLAMA

    12. Hz. Muhammed (s.a) namaz kılarsa onun ensesine ayağını basacağı tehdidini savuran bu şahıs, kesinlikle bunu yapamıyacaktır.

    13. "Alın"dan kasıt, o alnın sahibidir.

    14. Girişte açıkladığımız gibi, Ebu Cehil'in tehdidine karşı Rasulullah onu terslediğinde şöyle demişti: "Ey Muhammed! Sen kime güvenerek beni korkutuyorsun? Tanrıya yemin ederim ki, burada en fazla yardımcısı olan benim." Bunun üzerine şöyle buyurulmuştur: "O himaye edicilerini çağırsın."

    15. Buradaki "zebaniye" kelimesi Katade'nin açıklamasına göre Arap dilinde "polis" için de kullanılır. "zeban"ın asıl manası, "iten kimse"dir. Padişahların yanında görevli olan zebanlar, padişah bir kimseye darıldığında onu iterek dışarı çıkarırlardı; bu nedenle anlamı şudur: O kendini himaye edenleri çağırsın, biz de kendi polislerimizi, (yani azap eden meleklerimizi) Onun yardımcıları ile hesaplaşsın diye çağırırız."

    16. "Secde"den kasıt, namazdı. Yani "Ey Nebi! korkma namaz kılmaya devam et ve bu vasıtayla Rabb'ine yaklaş. "Bir kulun Rabb'ine en yakın anı, secde ettiği andır." Müslim'de yine Ebu Hureyre'den şu rivayet de mevcuttur: "Rasulullah bu ayeti okuduğunda tilavet secdesi yapardı."

    ALAK SURESİNİN SONU

  8. #48
    08 11 08 tarihinde işlenecek ayetler:

    Çünkü o boruya (sur'a) üfürüldüğü zaman, (8)
    İşte o gün, zorlu bir gündür; (9)
    Kafirler içinse hiç kolay değildir. (10)
    Kendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattığım (şu adam)ı Bana bırak; (11)
    Ki Ben ona, 'alabildiğine geniş kapsamlı bir mal' (servet) verdim. (12)
    Göz önünde-hazır çocuklar (verdim). (13)
    Ve sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim. (14)
    Sonra, daha arttırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur). (15)
    Hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı 'kesin bir inatçıdır." (16)
    Onu alabildiğine sarp bir yokuşa süreceğim. (17)
    Çünkü o, düşündü ve bir ölçü tesbit etti. (18)
    Kahrolası, nasıl bir ölçü koydu? (19)
    Yine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu? (20)
    Sonra bir baktı. (21)
    Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti. (22)
    Sonra da sırt çevirdi ve büyüklük tasladı (istikbar). (23)
    Böylece: "Bu, yalnızca 'aktarılarak öğrenilen' bir büyüdür" dedi. (24)
    "Bu, bir beşer sözünden başkası değildir." (25)
    Onu Ben, cehenneme sürükleyip-atacağım. (26)
    Cehennem (sakar) nedir, sen bilir misin? (27)
    Ne alıkoyar, ne bırakır. (28)
    Beşere delicesine susamıştır. (29)
    Onun üzerinde ondokuz vardır. (30)
    31-)[/COLOR]Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkâr edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin: "Allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını kendisinden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür.

  9. #49
    İsmail Hocam, yazdıklarınız Müddesir Suresi mi?
    "Vahdet-i İslama taraf gitmeli"

  10. #50
    Evet geçtiğimiz hafta Müddesir 1-7 yi işledik İnşaAllah bu hafta 7-32. Ayetler arası işlenecek. Dostlarımızı aramızda görmekten mutluluk duyarız.
    Saygılarımla

  11. #51
    Selamunaleyküm.
    14 Kasım Cuma işlenecek Ayeti Kerimeler
    Hayır; aya andolsun, (32)
    Dönüp gittiği zaman geceye, (33)
    Ağardığı zaman sabaha, (34)
    Gerçekten o, büyük (musibet)lerden biridir. (35)
    Beşer (insan) için bir uyarıdır. (36)
    Sizlerden öne geçmek veya geride kalmak isteyenler için. (37)
    Her nefis, kazandıklarına karşılık bir rehinedir. (38)
    Ancak Ashab-ı Yemin (sağ ehli) hariç. (39)
    Onlar cennetlerdedirler; birbirlerine sorarlar. (40)
    Suçlu-günahkarları; (41)
    "Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir?" (42)
    Onlar: "Biz namaz kılanlardan değildik" dediler. (43)
    "Yoksula yedirmezdik." (44)
    "(Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik." (45)
    "Din (hesap ve ceza) gününü yalan sayıyorduk." (46)
    "Sonunda yakîn (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize çattı." (47)
    Artık, şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar sağlamaz. (48)
    Buna rağmen, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çevirip duruyorlar? (49)
    Sanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler; (50)
    Arslandan korkup-kaçmışlar. (51)
    Hayır; her biri, kendisine açılmış sahifelerin verilmesini ister. (52)
    Hayır; onlar şüphesiz ahiretten korkmuyorlar. (53)
    Gerçek (şu ki), o (Kur'an,) elbette bir öğüttür. (54)
    Artık kim dilerse, öğüt alıp-düşünür. (55)
    Allah dilemedikçe onlar öğüt almazlar; takvanın sahibi (onu kabul etmeye ehil olan) O'dur, mağfiretin sahibi (bağışlamaya ehil olan da) O'dur. (56)

  12. #52
    Sessiz DEVRİM! Fatih KANLI kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sun Feb 2008
    Konum
    istanbul
    Yaş
    38
    İletiler
    3,669
    Blogdaki Konular
    1
    Arkadaşlar dersler çok verimli ve alışılagelmiş tefsir derslerinin formatının tamamen dışında geçiyor.Bu dersleri sakın kaçırmayın.Nimet herzaman insanın ayağına gelmez.

  13. #53
    uzun bi aradan sonra dün akşamki tefsir dersimize gecikmeli olsa bile katılabilmiş bulunmaktayım.
    Bu sıcak ortamdaki abilerimizle tanışmamza vesile olan başta Fatih kanlı abime
    ve portal yetkililerine bilare teşekkür etmekteyim.
    dün aklıma takılan ve haftaya sürpriz olarak saklamış oldukları ayetin tefsirini sizlerle de paylaşmak istiyorum
    aklıma en çok takılan ve en çk düşünmüş olduğum ayet(Dünden beridir)

    Alıntı ismail MEMİŞ tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Selamunaleyküm.
    14 Kasım Cuma işlenecek Ayeti Kerimeler
    Hayır; aya andolsun, (32)
    Dönüp gittiği zaman geceye, (33)
    Ağardığı zaman sabaha, (34)
    Allah-u Teala(C.C.) yukarıda geçen ayette aya,geceye ve sabaha yemin etmektedir.
    Biz genelde yemin ettiğimizde Allah(C.C.)'ın adını verirken,O'nun ismi şerifleri üzerine yemin ederken Allah(C.C.)neden yukarıda zikrettiğim olaylar üzerine yemin etmektedir?

    Lütfen aklınıza ne geliyorsa paylaşıveriniz .O'nuın rızası için!

  14. #54
    Alıntı ismail MEMİŞ tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Selamunaleyküm.
    14 Kasım Cuma işlenecek Ayeti Kerimeler
    Hayır; aya andolsun, (32)
    Dönüp gittiği zaman geceye, (33)
    Ağardığı zaman sabaha, (34)
    Biz ggenelde Allahın adını veririz yemin ettiğimizde,Allah ise ayette geçtiği üzere aya,geceye ve sabaha yemin etmekte.
    NEDEN????

  15. #55
    Kalem Suresi
    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
    Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun. (1)
    Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin. (2)
    Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır. (3)
    Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin. (4)
    Artık yakında göreceksin ve onlar da görecekler. (5)
    Sizden, hanginizin 'fitneye tutulup-çıldırdığını.' (6)
    Elbette senin Rabbin, kimin kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir. (7)
    Şu halde yalanlayanlara itaat etme. (8)
    Onlar, senin kendilerine yaranmanı (uzlaşmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp-uzlaşacaklardı. (9)
    Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık, (10)
    Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan), (11)Hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar, (12)
    Zorba-saygısız, sonra da kulağı kesik; (13)
    Mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye, (14)
    Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen. (15)Yakında biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız. (16)
    Gerçek şu ki, biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi. (17)
    (Bu konuda) Hiç bir istisna yapmıyorlardı. (18)
    Fakat onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir bela' onun üstünü sarıp-kuşatıverdi. (19)
    Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesildi. (20)

  16. #56
    Selamunaleyküm Arkadaşlar bu hafta Cuma Akşamı dersimize Mazlum Der Genel başkanı Cevat Özkaya misafir olarak katılacaktır. Kendisiyle Türkiye ve Dünya gündemine dair sohbet edeceğiz. Teşriflerinizi bekleriz

  17. #57
    Selamunaleyküm
    Fatih Kanlı Askere gideli beri kapımızı bir Tevfik Abi birde Yaşar Abi çalıyordu onlarda gelmez oldular. Noldu arkadaşlar bir kusurmu ettik selamı sabahı kestiniz. Küstünüzmü bize

  18. #58
    Sessiz DEVRİM! Fatih KANLI kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sun Feb 2008
    Konum
    istanbul
    Yaş
    38
    İletiler
    3,669
    Blogdaki Konular
    1
    Alıntı ismail MEMİŞ tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Selamunaleyküm
    Fatih Kanlı Askere gideli beri kapımızı bir Tevfik Abi birde Yaşar Abi çalıyordu onlarda gelmez oldular. Noldu arkadaşlar bir kusurmu ettik selamı sabahı kestiniz. Küstünüzmü bize
    İsmailim sen merak etme ben geleyim hepsinin ifadesini alırım...:) Aynı eski hızıyla devam edecek Allahın izni ile...Durmak yok yola devam...:)

  19. #59
    Sessiz DEVRİM! Fatih KANLI kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sun Feb 2008
    Konum
    istanbul
    Yaş
    38
    İletiler
    3,669
    Blogdaki Konular
    1
    Yarın akşam 20:00 da AKV de tefsir dersi var unutmayalım arkadaşlar.

  20. #60
    Selamunaleyküm 3gün dedin 5 gün dedin aylar oldu gelmedin geçen Cuma gelecektin aylar oldu gelmedin. Bu şarkı bize yazılmış gibi. Gelmeyen portal ahalisine benden size istek olsun

+ Konuyu Yanıtla
4 / 3 İlkİlk 1234 SonSon

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •